Ülkeler
Ana Sayfası

" İran" Genel Bilgileri

Ana sayfa

www.Hazer.tv

 

İran Genel Bilgileri

İran Resimleri

İran Haberleri

 

İran İslam Cumhuriyeti

Humeyni 1979 İslam Devrimi'nin mimarı

Resmi ismi:

Jomhuri-ye Eslāmi-ye Irān

İngilizce ismi:

Islamic Republic of Iran

Başkent:

Tahran

Yönetim:

İslam  Cumhuriyeti

Dini Lider:

Ayetullah Ali Hamaney

Cumhurbaşkanı:

Hasan Ruhani

Kuruluş:

M.Ö. 625 (Medler)

İslam Cumhuriyeti:

1 Nisan 1979

Nüfus:

74.196.000 (2009)

Etnik Grup:

İranlı

Konumu:

Ortadoğu

Yüzölçümü:

1.648.000 km2

Resmi Dil:

Farsça

Yaygın Dinler:

98% Müslüman, 2% Diğer

Para birimi:

İran Riyali

İnternet:

xxx.ir

Telefon Kodu:

+98

 

 


İran resmi adı İran İslam Cumhuriyeti (Farsça:Jomhuri-ye Eslāmi-ye Irān,

Güneybatı Asya'da ülke. Güneyde Basra ve Umman Körfezi, kuzeyde ise Hazar Denizi ile çevrilidir.

Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Pakistan, Afganistan ve Türkmenistan ile kara sınırına sahiptir.

Başkenti Tahran'dır. Resmî dili Farsçadır. Şii İslamiyet ülkenin resmî dinidir.

İran, M.Ö. 4000'lere dayanan tarihi ve var olan yerleşmeleriyle dünyadaki en eski sürekli uygarlıklardan birine ev sahipliği yapmaktadır. Tarih boyunca İran Avrasya'daki merkezi konumu nedeniyle jeostratejik öneme sahip olmuştur ve bir bölgesel güçtür.

İran BM, Bağlantısızlar Hareketi, İslam Konferansı Örgütü ve OPEC kurucu üyesidir. İran siyasal sistemi 1979'da kabul edilen anayasaya göre oluşturulan birkaç karmaşık yönetim yapısına göre işlemektedir. En yüksek devlet makamı şimdiki Ayetullah Ali Hamaney'in üstlendiği İran dini liderliğidir.

İran, uluslararası enerji güvenliği ve dünya ekonomisinde geniş petrol ve doğal gaz kaynakları sonucu önemli bir konuma sahiptir.

Toplum yapısı:

Yapılan araştırmalara göre İran nüfusunun %46'ini Farslar, %33'ünü Azeri Türkleri, %7'sini Kürtler,6%'ini Gilekler ve Mazendaranlılar, %3'ünü Araplar, %2'sini Lurlar, %2'sini Beluciler, %2'sini Türkmenler ve %1'ini Kaşkay Türkleri ve diğer etnik gruplar oluşturur.

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi'nin Ocak 2012 tarihinde verdiği demece göre İran nüfusunun %40'ı Türkçe konuşmaktadır.
(Türkmence, Azerice, Kaşkayca vd.) Ama İran'daki Azerbaycan Türkleri ve Türkmenler, İran anayasasının 15. maddesinde mahallî dillerin öğrenimi serbest denilmesine rağmen okul ve üniversitelerde Türkmen Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesini öğrenmek ve dillerini yaşatma hakkından mahrumdurlar.

İran nüfusunun dini yapısının %90'unu Şii Müslümanlar, %'8'ini Sünni Müslümanlar, kalan %2'sini ise diğer dinlere mensup insanlar (Bahailer, Sâbiîler, Hindular, Yezidiler, Ahli-Hak, Zerdüştçüler, Yahudiler ve Hıristiyanlar oluşturmaktadır.

İran'da diğer önemli dini azınlıklar arasında özellikle Ortodoks Gürcüler ve Ermeniler (İsfahan), Zerdüştler (Yezd) ve Bahailer öne çıkmaktadır.

 

Ülkede az miktarda Hindu, Keldani ve Sâbiîlik inancına bağlı topluluklar bulunmaktadır. İran'da dini azınlıkların inanç özgürlüğü güvence altına alınmış olup, azınlık temsilcilerine (Ortodoks Hıristiyanlık, Musevilik ve Zerdüştlük) Meclis'te koltuk ayrılmıştır. İran hükümeti tarafından "sapkın bir inanç" olarak nitelendirilen Bahailik ise yasak olup, kimi zaman sert kovuşturmalara uğramaktadır.

Ülkenin resmî mezhebi olan Şiilik ve 12 İmam (İsna Aşeriye) inancı, ülkenin özellikle orta ve kuzey kısımlarında güçlüdür. Sünnilik inancıysa ağırlıklı olarak ülkenin kuzey-batısındaki Kürtler ile Pakistan sınırındaki Belucilerde ve Horasan eyaletinde yerleşik Türkmen aşiretlerde yaygındır.

71 milyon civarında tahmin edilen bir nüfusa sahip olan ülke, hem etnik hem de mezhepsel bakımdan büyük çeşitlilik göstermektedir.
Genel nüfusun % 50'si İrani denilen karakteristiğe sahiptir. Nüfusu 26,5 milyonu bulan ve ülkenin kuzeybatısında, "İran Azerbaycanı" olarak adlandırılan bölge ve etrafında, Doğu Azerbaycan Eyaletinin Tebriz, Sarab, Ahar, Merend, Bunab, Shabestar, Batı Azerbaycan Eyaleti'nin Urmiye,Hoy,Salmas, Maku, Takab, Miyandoab, Nakadeh, Erdebil Eyaletinin Erdebil, Parsabad, Meskinşehr, Zencan Eyaleti, Hamedan Eyaletinde yöresinde yaşayan Türkler en büyük etnik topluluktur.

Azeriler dışında Kaşkaylar, Fars Eyaleti: Şiraz, Firuzabad, Faraşbend, Kazerun, Abadeh ve Semirom. Türkmenler ise Gülistan Eyaleti'nde Günbed-i Kavus ve Bender-i Türkmen'de yaşamaktadır.

Bunun dışında Beluçiler, Bahtiyariler gibi Fars kökenlilerden başka etnik topluluklar da ülke nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturur. Çoğunluğu sunni olan ve Irak sınırına yakın bölgede yoğun olarak yaşayan Kürtler de 5 milyona yaklaşan nüfuslarıyla önemli bir etnik topluluktur. Kürtler, resmî mezhebin Caferilik olması sebebiyle sistemle entegre olamamışlardır.

Azadi Kulesi Tahran'ın en önemli simgelerinden

Mezopotamya uygarlığının önemli mirasçılarından İran,

İslamiyet'in ilk yayıldığı Ülkelerdendir.

Bu dönemdeki Pers İmparatorluğu, antik çağın en büyük imparatorluklarından biriydi. İran ise o zamandan bu yana dilini koruması ve Şii mezhebini takip etmesi açısından İslam alemi içinde ayrı bir yer alıyor.

GENEL BİLGİLER

Dünyanın dikkatleri 1979'da İran Şahı'nın devrilerek monarşik düzenin yıkılması ve yerine bir İslam Cumhuriyeti kurulduğunun ilan edilmesi ile İran'a çevrildi.

O zamana dek dünyada benzeri bulunmayan bu İslam Cumhuriyeti düzeninde Ayetullah Humeyni liderliğindeki din adamları, mutlak siyasi iktidarı ellerinde tutuyordu.

Ancak devrimi istikrarsız ve kanlı bir dönem izledi. Sekiz yıl boyunca süren Irak savaşı ardından ülkenin petrolden sağladığı ekonomik zenginlik büyük ölçüde azaldı.

İran İslam Devrimi'nden 20 yıl sonra, 2000 yılında ılımlı ve liberallerin seçimlerde kazandığı emsalsiz başarı İran'da yeni bir siyasal ve toplumsal dönüşümün habercisi olarak görüldü.

Ancak hükümet ve yargı içindeki nüfuzlarını koruyan muhafazakarların direnişi karşısında liberaller reform sözlerini yerine getiremedi.

1997- 2005 arasındaki cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin daha fazla toplumsal ve siyasi reform çağrılarına destek vermesi özelikle genç seçmenlerden destek görmesini sağladı.

Ancak Hatemi'nin liberal fikirleri İran'ın dini lideri Ayetullah Hamaney ile ters düşmesine yol açtı. Muhafazakarlar oturmuş İslami uygulamaların gevşetilmesine yanaşmıyor.

İran, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un ülkeyi 2002 Ocak ayında yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında 'şer ekseni'nin bir üyesi olarak nitelemesinden bu yana, ABD'nin yoğun baskısı altında.

Irak'a karşı girişilen savaş sonrasında Washington, İran'ı da kitle imha silahları geliştirmekle ve Irak'ta ABD'nin yürüttüğü girişimleri baltalamaya çalışmakla suçluyor.

Son olarak İran'ın nükleer programına odaklanan tartışmalarda Washington, Tahran'ı nükleer silah geliştirmeye çalışmakla itham ediyor.

İran girişimlerinin barışçı olduğunu savunurken, silah üretiminde de kullanılabildiği için tepki çeken uranyum zenginleştirme faaliyetlerine 2005'te yeniden başladı.

Yeni Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad nükleer enerji geliştirmenin ülkenin vazgeçilmez bir hakkı olduğunu söylüyor.

Ayetullah Ali Hamaney

Dünyanın dördüncü büyük petrol üreticisi İran, zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip.

Örneğin doğalgaz rezervleri tüm dünyada Rusya'dan sonra ikinci sırada.

Fakat nüfusun yarısını oluşturan genç nüfusa istihdam sağlanması ekonomi önündeki en büyük zorluk.

Başlıca ihraç ürünleri: Petrol ve petrol ürünleri, halıcılık, tarım ürünleridir

LİDERLER

Dini lider: Ayetullah Ali Hamaney

Ruhani lider ülkedeki en üst düzey otorite. Yargı erki başkanını, askeri komutanları, radyo televizyon kurumu başkanını ve vaizleri o atıyor.

Ayrıca, tüm yasal düzenlemeler için onayı aranan ve seçimlerde adaylıkları belirleyen Anayasayı Koruyucular Konseyi'nin de altı üyesini ruhani lider seçiyor.

Koyu muhafazakarlardan Ayetullah Ali Hameney 1989 Haziran'ında ömür boyu bu göreve seçildi. Hamaney, İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu Ayetullah Humeyni'den sonra bu göreve gelen ikinci kişi.

Hamaney daha önce de, 1980'lerde iki dönem Cumhurbaşkanlığı yapmıştı.

Hamaney ruhani lider sıfatıyla pek çok kez muhafazakarlar lehine devreye girdi. Bu durum onu reformcu kesim ve eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ile sık sık karşı karşıya getirdi.

Hasan Ruhani  

Cumhurbaşkanı: Hasan Ruhani

Hasan Ruhani, İran siyetinin önde gelen isimlerinden biri. Meclis Başkan Yardımcısı ve Hamaney'in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ndeki temsilcisi. Avrupa Birliği'yle yürütülen nükleer müzakerelerde İran heyetine başkanlık etti. Düzenin Yararını Teşhis Heyeti'ne bağlı Araştırma Merkezi'nin başında.

64 yaşındaki din adamı, ılımlı ve pragmatik bir muhafazakâr olarak kabul ediliyor. İran Cumhburbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ı fevri açıklamalar yaparak İran'a büyük zarar vermekle suçladı.

1999'da reformcu bir gazetenin kapatılmasını protesto için öğrencilerin yaptığı eylemler sırasında son derece sert bir yaklaşım sergileyen Ruhani, sabotaj ve devlet malına zarar vermekten suçlu bulunanların idam edileceğini açıkladı.

Ancak 2009 seçimlerinden sonra yapılan protestolara destek verdi. Hükümeti halkın barışçıl gösteri yapmak hakkını sınırladığı için eleştirdi. İyi derecede İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ve Arapça biliyor ve hukuk doktorası var.

Eski Cumhurbaşkanı: Mahmud Ahmedinecad

Eski Cumhurbaşkanı: Mahmud Ahmedinecad

Tahran'ın eski belediye başkanı olan muhafazakar siyasetçi Mahmud Ahmedinecad 2005 Haziran'ındaki genel seçimde, rakibi eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'yi yenilgiye uğratarak pek çok gözlemciyi şaşırttı.

'Barışçı ve mutedil' bir yönetim vaadinde bulunan Ahmedinecad, hükümetinin tartışmalı nükleer program kapsamındaki faaliyetlerini sürdüreceğini bildirdi.

Cumhurbaşkanlığının ilk aylarında atadığı bakan adaylarının reddi ile içeride zorda kalan Ahmedinecad, dış politikada da 'İsrail'in haritadan silinmesi gerektiği' sözleri ile büyük gürültü kopardı.

BM Genel Sekreteri bu açıklama nedeniyle Tahran yönetimini ayıpladığını söyledi.

1956'da Tahran yakınlarında doğan Mahmud Ahmedinecad, Tahran Teknoloji Üniversitesi'nde de öğretim görevlisiydi.

Eski bir kaymakam olan siyasetçi, aynı zamanda Devrim Muhafızları'nın da eski subaylarından.

1979'da Amerikan elçiliğini basan öğrenci sendikasının kurucuları arasında yer alan Ahmedinecad rehin alma olayına ise karışmadığını söylüyor.

BASIN

İran'da nüfuz ve iktidar sahibi olma amacıyla sürdürülen mücadelenin yansıması medyada da görülebiliyor.

Basının göreceli özgürlüğü, Cumhurbaşkanı Hatemi'nin reformcu yönetiminin bir eseri olarak değerlendiriliyor. Ancak basın özgürlüğü muhafazakarlar tarafından sık sık hedef alınan bir konu.

Reform yanlısı pek çok basın-yayın kuruluşu kapatılmış, yayın yönetmenleri tutuklanmış durumda.

Muhafazakarların denetimindeki yargı, liberal medya aleyhinde yürütülen kampanyanın başını çekiyor. Cumhurbaşkanı Hatemi ve meclisin ise bu konuda müdahale etme yetkisinden mahrum.

Görsel ve sesli medyada bazı değişimler yaşanmasına rağmen bu alandaki kısıtlamalar basına yöneltilenlerden daha sıkı.

Uydu televizyonlarına uygulanan baskı ise geçmişe göre daha az. Hatta bir ölçüye kadar, bu yayınların hoşgörüyle karşılandığı söylenebilir.

ABD'de sürgünde yaşayan İranlılarca işletilen uydu televizyonlarının ise 2003 yılında yaşanan öğrenci protestolarında etkili olduğu savunuluyor.

Devlet denetimindeki İran İslam Cumhuriyeti Yayın Kurumu IRIB'ın ulusal kanalları dışında, çok sayıda eyalette bölgesel yayınları da var.

Uluslararası Cem-i Cem kanalı yayınları da uydu aracılığıyla pek çok kıtada izlenebiliyor. Televizyon İran'da çok popüler bir eğlence aracı. Halkın yüzde 80'i televizyon izliyor. En çok izlenen kanal da gençliğe yönelik IRIB 3. kanalı.

IRIB'ın en büyük radyo istasyonu 24 saat yayın yapıyor. IRIB ayrıca bir meclis kanalı ile İslam ve Kuran tefsirleri hakkında programlar yayınlayan Radyo Kuran'ı da işletiyor.

Yurtdışına yayın yapan İran İslam Cumhuriyeti'nin Sesi (VIRI) yayın yaptığı dillere yenilerini ekleyip, yayınlarını internete taşıyarak hizmet verdiği alanı son yıllarda genişletti.

Pek çok yabancı kuruluş İranlı izleyicilere ulaşmayı hedefliyor. Bunlar arasında Washington destekli Radyo Ferda da var. Bu radyo, daha çok gençlere yönelik eğlence programları yayınlıyor.

Ülkede yedi milyon kişi internete erişim sahibi. İnternet, pek çok medya kolunun aksine sansüre tabi olmadığı için duvarları aşmanın bir yolu olarak görülüyor. Ülkedeki yedi özel internet servis sağlayıcısı aslında İslam'a ya da ahlaka aykırı görülen sitelere erişimi önlemekle yükümlü. Ancak internet buna rağmen muhalif tartışmalar için en yaygın kullanılan ortam durumunda.

2009 BBC Türkçe

Tarih

Erken Dönem (M.Ö. 3200; M.Ö. 625

Eratosthenes'in takriben M.Ö. 200'de yaptığı dünya haritasının İngilizce bir kopyası. İran platosunun bulunduğu bölgeyi tanımlamak için Ariana (Aryânâ) ifadesi kullanılmıştır.

M.Ö. dördüncü binyıl

İran platosu boyunca bulunan onlarca tarih öncesi kalıntı M.Ö. dördüncü milenyumda, Mezopotamya yakınlarında ortaya çıkan en erken uygarlıklardan yüzyıllar önce antik kültürlerin ve yerleşim yerlerinin varlığına işaret etmektedir.

M.Ö. üçüncü ve ikinci binyıl

Proto-İranlılar ilk olarak Hindu-İranlıların ayrılmasını takiben ortaya çıkmışlar ve izleri Baktria- Margiyana Arkeoloji Bölgesine kadar takip edilmektedir.[32]Aryan, (Antik İran halkları) toplulukları M.Ö. üçüncü veya ikinci milenyumda İran platosuna; büyük olasılıkla birden fazla göç dalgası ile gelmiş ve yerleşmişlerdir. Proto-İranlıların "Doğu" ve "Batı" diye gruplara ayrılması göçe bağlı olarak meydana gelmiştir.

M.Ö. birinci binyıl

M.Ö. birinci milenyumda Medler, Farslar, Baktrialılar, ve Partlar batı bölgesinin nüfusunu oluştururken, Karadeniz'in kuzey steplerini Kimmerler, Sarmatlar ve Alanlar yerleşmişti. Diğer topluluklar Hindistan yarımadası kuzeybatı sınırındaki dağlık kesimde ve bugün Belucistan denilen bölgede yerleşmişlerdir. İskit toplulukları gibi diğer topluluklar batıda Balkanlara doğuda ise Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ne kadar yayılmışlardır. Avesta dili c. M.Ö. 1000 ortaya çıkan Zerdüştçülüğün kutsal kitabı Avesta'nın kutsal ilahi ve kurallarını bir araya getirmek için kullanılmış doğuda kullanılan eski bir İrani dildir. Zerdüştçülük 7. yüzyıla kadar Ahameniş İmparatorluğu ve sonraki İran İmparatorluklarının resmî devlet diniydi.

İslamiyet Öncesi (M.Ö. 625 –M.S. 651 )

Medler

İran'ın bir millet ve imparatorluk (M.Ö. 625–M.S. 559 ) olarak, Büyük Kiros Medler ve Perslerden Ahameniş İmparatorluğunu (MÖ 559–330)oluşturacak birleşik bir imparatorluk kurana ve daha ilerde insanlar ve kültürler arası bir birleşme olana dek zamanının en büyüğü olmak üzere birleşmesi, Medler ile başlar. Kiros'un ölümünden sonra , oğlu Cambyses fetihlerine, Mısır'da önemli yerleri ele geçirerek devam etmiştir. Ölümünü taht kavgası izlemiştir ve kraliyet ailesinden gelmemesine rağmen I. Darius (MÖ 522-486 arasında hüküm sürmüştür) kral ilan edildi. I.Darius antik İran krallarının en büyüğü olarak kabul edilmiştir.

Ahameniş İmparatorluğu

Büyük Kiros ve I. Darius yönetiminde Pers İmparatorluğu o zamana kadar insanlık tarihindeki en büyük imparatorluk haline gelmiştir. Pers İmparatorluğunun sınırları doğuda İndus Nehri ve Ceyhun nehrinden batıda Akdeniz'e uzanıyor Anadolu (günümüz Türkiye'si) ve Mısır'ı kapsıyordu. Atina MÖ 499'da Sardes'in yağmalanması ile sonuçlanan Milet'teki bir isyana destek vermiştir. Bu M.Ö. 5. yüzyıl boyunca süren Yunan-Pers Savaşları olarak bilinen savaşları çıkartacak olan Yunanlılara karşı bir Ahameniş harekatına neden olacaktır. Yunan-Pers savaşları sırasında Persler bazı büyük üstünlükler ele geçirmişler ve M.Ö. 480'de Atina'yı yıkıp yerle bir etmişlerdir. Ancak Yunanlıların bir dizi zaferinden sonra Persler çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaşlar M.Ö. 449'da Callias Barışı ile sona ermiştir.

Ahamenişlerin en büyük çalışması imparatorluğun kendisiydi. Zerdüşt'ün öğretilerinden kaynaklanan kurallar ve ahlak insan hakları, eşitlik ve köleliğin yasaklanmasına dayandırılan politikaları geliştiren ve uygulayan Ahamenişler tarafından sıkı bir şekilde takip edilmiştir. Zerdüştçülük Ahamenişler zamanında ve Kiros tarafından Babil'de özgür bırakılan sürgün edilmiş Yahudilerin ilişkileriyle, daha çok tanıtıldı ve İbrahimi dinleri etkiledi. Aristo, Eflatun ve Sokrates tarafından belirlenen Atina'nın Altın Çağı sırasında Yunanlıların Pers İmparatorluğu ve Orta Doğu ile temasları oluşurken Ahamenişlerin hüküm sürmüşlerdir. Orta Doğu ve Güneydoğu Avrupa halklarına sağlanan barış, asayiş, güvenlik ve zenginlik tarihte nadiren görülen bir dönemi oluşturmuş; bu dönem ticaretin bu oranda arttığı tek dönem olmuş ve bölge insanlarının yaşam standartları yükselmiştir.

Selevkos İmparatorluğu

Büyük İskender Ahameniş topraklarını, son Ahameniş İmparatoru III. Darius'u M.Ö. 333'te Issus Savaşı'nda yenerek imparatorluğuna kattı. Ölümünden sonra çatışmalara ve imparatorluğun bölünmesine yol açacak bir kararla ele geçirdiği Ahameniş topraklarının çeşitli bölümlerini ordusunun üst düzey komutanlarının yönetimine bırakarak 328–327'de bu topraklardan ayrıldı. 700 yıl sonra hüküm süren Sasani İmparatorluğuna kadar bu topraklarda tek bir devlet yönetimi kurulamadı.

Part İmparatorluğu

İran Ulusal Müzesi'nden Kraliçe Musa'nın bir büstü, 1939'da Huzistan'da bir Fransız araştırma ekibi tarafından bulundu.
Part İmparatorluğu M.Ö. 3. yüzyılın başlarında Yunan Selevkos İmparatorluğu'nu yendikten sonra İran platosunu tekrar birleştiren ve yöneten ve aynı zamanda M.Ö. 150 ve MS 224 arası Mezopotamya'yı kontrol eden Arsasid Hanedanı tarafından idare ediliyordu. Partlar antik İran'ın üçüncü yerli halkından olan hanedanıydı ve beş yüzyıl hüküm sürdüler.

Medler'in, Asurlular'ın, Babil'in ve Elam'ın topraklarının ele geçirilmesinden sonra Partlar kendi imparatorluklarını düzenlemek zorunda kaldılar. Bu ülkelerin eski elit tabakasından olan herkes Yunan'dı ve yeni egemenler eğer hükümranlıklarını sürdürmek istiyorsa kendi geleneklerini bunlara uydurmak zorundaydılar. Sonuç olarak, şehirler eski antik haklarını korudu ve sivil yönetimler ancak belli oranda rahatsız edildiler.

Partlar doğuda, Roma'nın genişlemesini Kapadokya (orta Anadolu'da) sınırlandırdığı için Roma İmparatorluğu'nun baş düşmanlarıydı. Partlar zırhlı ve ağır silahlı ve hafif silahlı ancak hareketli atlıları kullanarak kendi topraklarını yaklaşık 300 yıla yakın bir süre savundular. Roma'ın en sevilen generali Marcus Antonius M.Ö. 36'da Partlılar'a karşı, sonucunda 32.000 asker kaybedeceği büyük bir sefer düzenledi. Roma İmparatoru Augustus zamanında Roma ve Part İmparatorluğu aralarındaki sorunları diplomasi aracılığıyla çözüyordu. Bu gelişmeler sırasında Partlar kendi ordularında Marcus Antonius'tan ve M.Ö. 53'te Harran'da "müthiş bir bozguna" uğrattıkları Marcus Licinius Crassus'den elde ettikleri deneyimlerle o dönem çok takdir edilen Roma Lejyon standartlarına, "altın kartallar"a göre bir düzenlemeye gittiler.

Sasani İmparatorluğu

İmparatorluk düzeninin gevşediği ve son kralın imparatorluğun vasallarından biri olan I. Ardeşir tarafından yenilmesi üzerine Part İmparatorluğu MS 224'te sona erdi. I. Ardeşir Sasani İmparatorluğu'nu kurdu. Ülkeyi ekonomik ve askeri alanda reformlarla geliştirmeye başladı. Sasaniler Ahamenişler tarafından çizilen sınırlar içinde, onlara Erânshahr veya Iranshahr, , "Aryanların Ülkesi" İranlılar diye atıfta bulunarak, başkentleri Tizpon olmak üzere imparatorluklarını kurdular. Romalılar arka arkaya I. Ardeşir,I. Şapur ve II. Şapur ile girdikleri savaşları kaybettikleri için çok sorun yaşadılar. Sasani hükümranlığı döneminde Roma İmparatorluğu'na karşı kazanılan zaferler Roma'da o kadar büyük bir karamsarlık yarattı ki tarihçi Cassius Dio şunları yazmıştır:

"Bu bizim için büyük bir korku kaynağı idi. Doğudaki lejyonlarımız için Sasani Krallığı o kadar ürkütücüydü ki çok azı onlarla savaşmak istiyor geri kalanlar ise savaşma konusunda tamamen isteksiz davranıyordu.."

Part ve daha sonra Sasani devrinde İpek Yolu üzerindeki ticaret Çin, Mısır, Mezopotamya, İran, Hindistan ve Roma medeniyetlerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır ve modern dünyanın temellerinin atılmasına yardımcı olmuştur. Partlılardan geriye kalan kalıntılar bazı açılardan klasik Yunan etkileri taşır ve çoğunlukta kendi oryantal anlayışlarını sergiler; "Part sanat ve yaşamını ifade eden kültürel farklılığın" açık bir ifadesi olarak. Partlılar, Avrupa Romanesk mimarisini andıran ve muhtemelen bu mimariyi etkilemiş olduğu Tizpon'da örnekleri görülen Part stili mimari tasarımların yaratıcılarıydılar. Sasanilerin yönetiminde İran Çin ile ilişkilerini geliştirdi, Sasani sanatı, müziği ve mimarisi büyük atılım gerçekleştirdi ve Nizip Okulu ve Gundeşapur Akademisi gibi dünya çapında tanınan bilim ve araştırma merkezleri oluşturuldu.

Bu dönemde batıda Hıristiyanlığın doğuda Budizm ve Manicilik gibi dinlerin yayılması sonucunda Zerdüştçülük İran birliğinin sağlamlaştırılması için ulusal bir devlet dini olarak örgütlendi. Ayrıca yine bu dönemde yazılı kültüre geçilmiştir. Kutsal metinlerin derlenmesinden oluşan enderzler, Zerdüştlüğün kutsal kitabı olan Avesta, dini ya da dindışı gelenekler ve İran’ın ulusal destanı sayılan Şehname bu dönemde kaleme alınmıştır. MS 630’larda başlayan Müslüman Arap akınları Sasani egemenliğine 651 yılında son vermiş ve İslamiyet’i İran’da yaymıştır.

632'de Arap yarımadasından Sasani İmparatorluğuna saldırılar başladı. İran El Kadisiye Savaşı'nda İran'ın İslami Fethi'ne yol açacak şekilde yenildi.

Ahmedinecad namaz kılarken

Orta Çağlar (652–1501)

İran'ın İslamlaşması

Emeviler

İran'ın İslam devleti tarafından fethinden sonra İran Emeviler'in yönetimine girdi. Fakat İran tam anlamıylada İslamlaşmadı. Ancak İran'ın İslamlaşması İran toplumunun kültürel, bilimsel ve siyasi yapısı içinde derin dönüşümlere neden oldu: Olgunlaşmış İran edebiyatı, felsefesi, bilimi ve sanatı yeni oluşan İslam medeniyetinin ana öğeleri haline geldi. Kültürel, politik ve dini olarak İran'ın İslam medeniyeti'ne eklemlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. Son tahlilde İran'ın katkısı İslam'ın Altın Çağı'nın oluşmasında çok etkili olmuştur.

Abbasiler

Ebu Müslim Horasani, Emevileri Şam'dan çıkardı ve Abbasilerin Bağdat'ı fethetmesine yardım etti. Abbasi halifeleri, sıklıkla vezirlerini İranlılardan seçerdi ve İranlı valilerin ciddi anlamda yerel otonomi yetkileri vardı.

Tahiriler ve Samanîler

822'de Horasan Valisi Tahir bağımsızlığını ilan etti ve yeni bir Pers hanedanlığı olarak Tahirîler hanedanlığını kurdu. Samanîler döneminde İran'ın bağımsızlığını kazanma çabaları daha da güçlendi.

İran'da Araplaştırma denemeleri hiçbir zaman başarılı olamamıştır ve İranlılar için Shuubiyah gibi akımlar Arap istilacılarla ilişkilerde bağımsızlıklarını kazanma konusunda işleri kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı görevi görmüştür. Abbasiler sonrası dönemin kültürel canlanması İran ulusal kimliğinin yeniden su yüzüne çıkmasına yol açmıştır. Bu kültürel akım 9. ve 10. yüzyıllar sırasında zirve yapmıştır. Bu akımın en açık etkisi Perslerin dili ve İran'ın resmî dili olan Farsçanın günümüze kadar sürekliliğinin sağlanmasıdır. İran'ın en güçlü epik şairi Firdevsi Farsça'nın günümüzde yaşamasının en önemli destekçisi olarak kabul edilmektedir.

Bir sessizlik döneminden sonra İran ayrı, farklı ve değişik bir öğe olarak İslam'ın içinde belirdi. İslam'ın fethinden sonra İran felsefesi, eski İran felsefesi, Yunan felsefesi ve gelişen İslam felsefesi ile geliştirdiği değişik ilişkilerle farklılaşacaktır. İşrakilik ve Aşkınlık Felsefesi o dönemin İran'ında iki ana felsefe geleneği olarak kabul edilmekteydi.

Gazneliler

Gazneli Mahmut başkenti İsfahan ve Gazne olan büyük bir imparatorluk kurduğunda bu akım başarıyla 11. yüzyıla ulaşmış oluyordu.

Selçuklular

Takipçileri olan Selçuklular egemenlik alanını Akdeniz'den Orta Asya'ya kadar genişletti. Kendilerinden önce gelenler gibi imparatorluğun divanı , Nizamiye'yi oluşturan İranlı vezirlerin elindeydi.

Bu dönemde İranlı yüzlerce araştırmacı ve bilim adamı teknoloji, bilim ve tıbba, daha sonra Avrupa Rönesansının doğuşunu destekleyecek şekilde çok büyük katkı sağladı.

Harezmşahlar Devleti ve Cengiz Han (Moğol İmparatorluğu )

1218'te Harezmşahlar Devleti'nin doğu bölgeleri olan Maveraünnehir ve Horasan Cengiz Han'ın istilasına uğradı. Bu dönemde yarım milyondan fazla İran nüfusu öldürüldü; Nişabur gibi kentlerin caddeleri "kan nehirlerine döndü"; etrafına şehrin kedi ve köpek kulubelerinin itina ile yerleştirildiği insan kafalarından oluşan piramitler yapıldı. 1220 ve 1260 rasında İran'ın nüfusu bu kitlesel katliamlar ve açlık sonucu 2,500,000'dan 250,000'e düştü. Cengiz Han torunlarından biri olan Hülagû Han Fransa Kralı IX.Louis'e yazdığı bir mektupta İran'a ve Halife'ye karşı yaptığı akınlarda tek başına 200,000 kişinin öldürülmesinin sorumluluğunu üstleniyordu.

Timur İmparatorluğu

Başkentini Semerkand'da kuran başka bir fatih olan Timur onu takip etti. Bu yıkım dalgaları etkileri Nişabur gibi bir çok şehrin bu saldırılar öncesi nüfuslarına yeniden kavuşmasını sekiz yüzyıl kadar; 20.yüzyıla kadar engelledi. Ancak hem Hülagû Han hem de Timur ve onların takipçileri kendi tarzlarını ve gelenekleri fethettikleri yerinkilere göre değiştirip tamamen Pers kültürüne uygun yaşadılar.

Erken Modern Dönem (1501–1921)

Safevi Devleti kurucusu Şah İsmail

İran'da ilk Şii İslam devleti Şah İsmail tarafından Safevi Hanedanı (1501 ile 1736 arası) yönetiminde kuruldu. Safevi Hanedanı Türk bir aile ve Erdebilde yaşiyorlardi. Erdebil tipki Azerbaycan bölgesi gibi Türkler yaşayan yeridir. ilerleyen zaman içinde büyük bir politik güç haline geldi ve çift taraflı devlet antlaşmaları yapmaya başladı. Safevilerin en güçlü oldukları zaman I. Abbas'ın hükmettiği dönemdir. Safevi Hanedanı Osmanlı Devleti, Şeybani Hanlığı ve Portekiz İmparatorluğu ile savaştı. Safeviler başkentlerini Tebriz'den alarak önce Kazvin'e sonra da dönemlerinde sanata verdikleri destek ile İran estetik düzeyi yüksek üretim dönemlerinden birini yaşadığı İsfahan'a taşıdılar. Dönemlerinde ülke yönetiminde merkezileşme arttı; ordunun moderleştirilmesinde ilk adımlar atıldı ve mimaride İsfahani tarz gelişti. 1722'de Afgan isyancılar I. Hüseyin'i yendi ve Safevi Hanedanı'na son verdi.

Afşar Hanedanı - Nadir Şah

Ancak 1736'da Nadir Şah başarılı bir şekilde Afgan isyancıları İsfahan'dan çıkardı ve Afşar Hanedanı'nı kurdu. 1738'de aralarında Taht-ı Tavus, Işık Dağı elması ve Işık Denizi elmasının da bulunduğu kraliyet hazinelerini güvence altına alacak bir sefer yaptı. Ne var ki hükümdarlığı çok uzun sürmedi 1747'de bir suikast sonucu öldü. Ölürken yanında bulunan karısı Kenya kökenli El Fatıma ya İran tahtını bıraktı. El Fatıma nin zenci olması nedeniyle Iran halkı bu kadın şahı kabul etmedi ve yarı zenci olan Nadir şahın küçük kızı El Hebübe ye tahtı bırakmak zorunda kaldı. El Habübe Bu sırada 21 yaşlarında güzel bir kızdı Afgan şahı Şeyhsüvari El Hamd la evliydi dolayısıyla İran Tahtı 2 Türk kadından sonra Afgan hanedanına geçerek siyasi varlığını sürdürmeye devam etmiştir.

Zend Hanedanı

Meşhed kökenli Afşar hanedanlığı, 1750'de başkentini Şiraz'da kuran Kerim Han Zend tarafından kurulan Zend Hanedanı tarafından takip edildi. Onun yönetimi görece bir barış ve refah sağladı.

Kaçar Hanedanı

Zend hanedanı Lotf Ali Han Ağa Muhammed Han Kaçar tarafından idam edilinceye kadar üç kuşak sürdü ve yeni hükümdar Tahran'ı 1794'te Kaçar Hanedanı'nın doğuşunu gösterecek şekilde başkent yaptı. Yetenekli Kaçar yöneticisi Amir Kabir diğer modernleşme reformları arasında İran'ın ilk üniversitesini de kurmuştur. Kaçar hanedanı döneminde İran Rus-İran Savaşları sonucunda Rus İmparatorluğu ve İngiliz İmparatorluğuna karşısında Gülistan Antlaşması, Türkmençay Antlaşması ve Akhal Antlaşması ile topraklarının neredeyse yarısını kaybetmiştir. Büyük Oyun'a rağmen İran egemenliğini korumayı becermiş ve çevresindeki diğer ülkelerin tersine asla sömürgeleştirilememiştir. Sürekli tekrarlanan dış müdahaleler ve yozlaşan ve zayıflayan Kaçar yönetimi, bir Parlamenter monarşi içinde ülkenin ilk parlamentosunu oluşturan İran Anayasa Devrimi ve Kaçar hanedanının egemenliğine son veren Tütün Protestosu gibi protestolara yol açmıştır.

1908’de İran’da petrolün bulunması bir dönüm noktası oldu. Böylece hem emperyalist güçlerin İran üzerindeki hesapları hem de İran’ın 20. yy.’ına damgasını vuracak olan karmaşık sosyo-ekonomik yapı ortaya çıktı.

İran’ın kırsal kesiminde feodalizm egemendi ve büyük toprak sahipleriyle topraksız köylüler arasındaki uçurum oldukça derindi. Şehirlerde ise bazargan ya da çarşı adı verilen geleneksel küçük burjuvazi, esnaf tarihsel olarak etkin bir sınıf olarak göze çarpmaktaydı. Bu sınıf aynı zamanda toplumun en çabuk örgütlenebilen kesimini oluşturmaktaydı. Özgün bir hiyerarşiye sahip olan İran uleması, mollalar hem toprak sahipleri hem de çarşı esnafı arasında nüfuz sahibiydi. Pek çok açıdan bu sınıfların çıkarlarının temsilciliğini üstlendiği gibi vakıf mülklerine sahip olması açısından kendisi de ekonomik olarak toprak sahibi sayılırdı. Petrolün ekonomik bir ürün olarak devreye girmesiyle birlikte kapitalist ilişkilerin ülkede yayılmaya başlaması sonucunda bir ticaret burjuvazisi ve işçi sınıfı da ortaya çıkmış, 1940’lardan itibaren etkinliğini artıracak olan sanayi burjuvazisinin öncülleri oluşmaya başlamıştı. Ülke, emperyalist ülkeler açısından ise artık, en güçlünün en büyük dilimi alacağı bir pasta olarak görülmekteydi.

Kaçar Hanedanı İran tarihindeki son Türk hanedandır. Bu tarihten sonra Türkler bir daha devlet denetimini elle geçirememişlerdir.

  Genç modern dönem (1921–)

Genç modern dönem (1921–)

Şah Rıza Pehlevi

"İngiliz ajanı Sir Ardeşir J. Reporter aracılığıyla İngilizlere tanıtılan Rıza Pehlevi, 1921 darbesiyle İngilizler için çalışmaya başladı ve 1923 yılında başbakan ve sonunda 1925 yılında İran şahı oldu. İngilizlerin himayesi altında İran’daki birçok sosyalist, nasyonalist ve etnik hareketi bastırmayı başardı. 1925 yılında Kaçar hanedanlığını devre dışı bırakarak kendi Pehlevi hanedanlığını kurdu. Kısa sürede Azerbaycan, Arabistan (Huzistan) ve Luristan gibi büyük bölgelerin yarı özerk konumunu ortadan kaldırarak tüm yetkileri Tahran’da merkezileştirdi. Aynı zamanda Farsça olmayan dillerin kullanımını da yasakladı ve bu yasakları kendi aşırı nasyonalist ideolojisi doğrultusunda tüm ülkede uygulamaya başladı. Yönetimi merkezileştirmek doğrultusunda Farsçayı tek yasal dil olarak tanıdı ve diğer milliyetlere ait dillere yasak koydu. Kürtçe, Lurice ve yabancı olan yani Hint-Avrupa dilleri olmayan Türkçe ve Arapça gibi dilleri de Farsçanın bozuk lehçeleri olarak baskı altında tuttu. Fars olmayan topluluklar böylelikle kendi yerli kültürlerini, dillerini, tarihlerini ve gündelik yaşam biçimlerini söküp atmaya mecbur edildiler."

Rıza Şah zamanında, "devlet bütçesinden, Farsçılık propagandası yapan edebiyatçılara, tarihçilere, eğitimcilere ve sanatçılara büyük bir bütçe tahsis edildi." Bunun en önemli örneği 1925 yılında Ahmed Kesrevi tarafından yayınlanan “Azerice, ya da Eski Azerbaycan’ın Dili” kitabıdır. Kitapta Azericenin, Türkçe ile ilgili olmadığı ve aslında Farsçanın bir lehçesi olduğu savunulmuştur. Bir diğer örnek ise TUDEH Partisinin kurucularından sayılan Arani’dir. Arani, kendi döneminin birçok entelektüeli gibi, Farslaştırma siyasetinden himaye ediliyordu. "Azerbaycan’la ilgili bir makalesinde, Azerbaycan’ı “İran’ın beşiği” saymış ve Azerbaycanlıların Farsçayı vahşi Moğolların saldırısı sonucu unuttuğunu iddia etmiştir. Arani’ye göre bu olay çok tehlikelidir, çünkü Azerileri yanlışlıkla Türk olduklarına ve İran’dan ayrılmaları gerektiğine ikna etmektedir. Ona göre bu sorunu çözmek için devlet, Türkçeyi ortadan kaldırmak ve Farsçayı yaygınlaştırmak için her türlü girişimi yapmak zorundadır."

Rıza Şah sanayileşmeyi, demiryolu taşımacılığını ve yapımını başlatıp İran’da yükseköğretimin temelini attı. Rıza Şah, Rusya ve İngiltere arasında bir denge politikası yürüttü ancak II. Dünya Savaşı başlayınca Almanya ile yakınlaşması Britanya ve Rusya’yı alarma geçirdi. 1941’de 2. Dünya Savaşı boyunca İran demiryolundan yararlanmak amacıyla İran’ı İngiltere ve SSCB işgal etti.

İşgalin ardından müttefik güçleri, Şah Rıza’nın ülkedeki Alman görevlilerin sınır dışı edilmesi yönündeki isteklerini kabul etmemesi üzerine Şah, oğlu Muhammed Rıza Pehlevi lehine tahtından feragat etmeye zorlandı. Şah Rıza’nın ülkeden uzaklaştırılmasının ardından esas olarak işgal güçlerinin denetiminde olmak kaydıyla Muhammed Rıza Pehlevi iktidarı başlamış oldu.

Muhammed Rıza Pehlevi

Şah Rıza dönemine göre nispeten demokratik bazı açılımlar sağlandı; siyasi tutuklular özgür bırakıldı, basına yönelik sansür(karartma) kaldırıldı, siyasal ve toplumsal örgütlenmelere izin verildi. Artık sesini duyurma olanağı bulan çeşitli toplumsal ve siyasal muhalefet hareketleri bu özgürlük ortamından yararlanarak reform taleplerini yükseltmeye başladılar. Daha sonraki yıllarda ülkenin siyasal ve toplumsal yaşamını büyük ölçüde etkileyecek olan Marksist kökenli Tudeh (Kitle) Partisi de bu ortamda, 1941 yılında kuruldu ve işçi yasası, toprak reformu, kadın hakları gibi geniş toplumsal tabanı kucaklayan talepleriyle önemli destek buldu.

İngiltere, SSCB ve ABD’nin çıkar mücadelesine sahne olan İran’ın, 1942’de imzalanan anlaşmanın ve 1943’te yapılan Tahran Konferansı’nın ardından, bu üç devlet tarafından yeniden inşa edilmesine karar verildi; fakat SSCB bu anlaşmaya uymayarak denetimi altındaki bölgede sosyalist nitelikli, 1945'te Azeri Azerbaycan Milli Hükümeti, 1946'da Kürt Mahabad Cumhuriyeti olmak üzere iki özerk devlet kurdurdu. İşgal bölgesini yine aynı yıl, İran’ın kuzey petrol yataklarını işletme konusunda imtiyazlı bir anlaşma imzaladıktan bir ay sonra boşalttı. SSCB işgalinin sona ermesinden hemen sonra İran, bu iki özerk cumhuriyetin varlığına güç kullanarak son verdi. SSCB’ye verilen imtiyaz da ülke içindeki milliyetçilerin ve İngiltere’nin baskısıyla 1947 yılında geçersiz kılındı.

Operasyon Ajax

Fakat tüm bu gelişmeler ülke içindeki milliyetçi muhalefeti güçlendirmişti. Giderek etkinliğini artıran Ulusal Cephe, 1951’de halkın büyük çoğunluluğunun da talebi olan petrolün ulusallaştırılması kararının Meclis’te kabul edilmesini sağladı. Bu karara karşı çıkan Başbakan Razmara’nın öldürülmesinin ardından çıkan ayaklanmadan sonra Şah, Ulusal Cephe’nin lideri Muhammed Musaddık’ı başbakanlığa getirmek zorunda kaldı. Batıda eğitim görmüş, bağımsızlıktan ve ulusal egemenlikten yana olan bir milliyetçiliği savunan Musaddık’ın ilk işi; petrolün ulusallaştırılması yönündeki kararı onaylamak oldu. Bu karar ve Musaddık’ın bağımsızlıkçı politikası İngiltere ve ABD’nin tepkisini çekmekteydi. Fakat bir süre sonra, başta Musaddık’a destek veren ulema, Muhammed Musaddık’ın Sovyetler’le yakınlaşmasından kaygılanarak hükümete verdikleri desteği geri çektiler ve Ulusal Cephe dağıldı. TUDEH Partisi ise Musaddık’ı desteklemeye devam etmekteydi. Bu durumdan rahatsız olan ordu içindeki bir grup CIA’in de desteğiyle bir darbe düzenlediler. 1953 yılında Şah, Musaddık’ı görevden almaya çalıştı fakat çıkan isyanın ardından ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Buna karşılık İngilizler ABD’yi Musaddık’ı devirmek için hazırlanan bir plana dahil olmaya davet etti ve 1953’te Başkan Dwight D. Eisenhower Ajax Operasyonu’nun yapılmasını onayladı. Operasyon yapıldı ve Musaddık 19 Ağustos 1953’te tutuklandı. Şah ise kaçmış olduğu Roma’dan dönerek tekrar görevini devraldı. Bu gelişmelerin ardından İran petrollerinin işletilmesi için, % 50 hakkı İran’da olmak üzere çok uluslu bir konsorsiyum oluşturuldu.

Operasyon Ajax’tan sonra Muhammed Rıza Pehlevi’nin yönetimi giderek otokratikleşti. ABD’nin desteği ile Şah İran’ın altyapısını modernleştirirken kendisine muhalif bütün siyasi oluşumları istihbarat örgütü SAVAK aracılığıyla ezdi.

1953’te yaşanan olaylar İran’ın siyasal ve toplumsal yaşamı için bir dönüm noktası sayılabilir. Musaddık’ın devrilmesiyle sonuçlanan süreçte bölünen yalnızca uygar milliyetçi güçler olmadı. Tudeh’de de kırılmalar yaşandı. Partiden kopan gençlik örgütünden silahlı mücadeleye başlayan Halkın Fedaileri ve Halkın Mücahitleri örgütleri doğdu. Bu örgütlerin de içinde yer aldığı İran sol hareketi, 1960’lı yıllarda kitlesel etkinlik gösterse de, sol hareketin giderek kitle hareketinden silahlı mücadeleye kaymasıyla toplumsal tabandaki etkisini yitirmiş oldu. Musaddık’ın iktidara gelmesinde de önemli rol oynayan işçi hareketi ise etkinliğini kaybetse de etkisini İslam Devrimi’ne kadar sürdürdü. Hatta devrimi başlatan, rafineri ve petrol işçilerinin grevi olacaktı.

Ak Devrim

Musaddık iktidarının sonundan İslam Devrimi’ne uzanan süreçte büyük önem taşıyan gelişmelerden biri Şah’ın 1962 yılında gündeme getirdiği “Ak Devrim” adını verdiği reform paketidir. Ülkede siyasi istikrarı sağlayan Şah Muhammed Rıza petrol gelirinin de yardımıyla sosyo-ekonomik yapıyı sarsıcı biçimde değiştirmekteydi. Bir yandan istihdam artıp, ücretler yükselirken sanayi toplumuna hızlı geçişin sancıları çok güçlü bir şekilde kendini hissettiriyordu. Köylerinden ayrılan milyonlarca topraksız köylü şehirlerin etrafındaki gecekondu bölgelerinde toplanmaktaydı. Bir yandan yeni üretim biçimlerine bağlı olarak ortaya çıkan bir sanayi burjuvazisi giderek zenginleşirken yoksul, işsiz ve umutsuz, ekonomik olduğu kadar siyasal olarak da dışlanmış milyonlar da büyük kentlerin dışında öfkeli bir muhalefetin koşullarını oluşturuyordu. 1953’ün şaşkınlığıyla bölünüp gücünü yitiren sol, bu kitlelerle ilişki kuramazken; ulemanın etkinliği giderek artmaktaydı.

Şah’ın modern kapitalizm yolunda ilerlemek için yürürlüğe koymaya çalıştığı reform ise çarşı, ya da bazargan adı verilen ve geleneksel olarak İran’ın siyasal, toplumsal yaşamında büyük önem taşıyan küçük ve orta sınıf esnafın, toprak sahiplerinin ve ulemanın tepkisini çekti. Toprak reformu, seçim reformu ve kadınlara oy hakkının tanınması, devlet işletmelerinin hisselerinin belirli oranda satılması gibi düzenlemeleri içeren Ak Devrim böylelikle tarıma dayalı ekonomiyi devre dışı bırakıp, toprak sahiplerini sanayi yatırımlarına yönelterek sağlam bir kapitalist ekonomik yapı kurmayı hedefliyordu. Ayrıca Şah’ın ulus inşa süreci için bir engel olarak gördüğü çarşı da bu şekilde tasfiye edilebilecekti. Yine bu hedef doğrultusunda eğitim, sağlık gibi alanlarda çeşitli düzenlemeler öngörülmekteydi. Bunun dış politikadaki yansımaları da İran’ın giderek bölgede ABD’nin jandarması rolüne soyunması şeklinde gerçekleşti. 1970’lerde petrol fiyatlarının aşırı artmasıyla bir yandan içerideki modernleşme hamlesini ve bir sanayi atılımını finanse eden İran, bir yandan da satın aldığı gelişmiş silahlarla askeri güç haline gelerek Basra Körfezi’ndeki askeri varlığını fiilen pekiştiriyordu.

Söz konusu reformların tehdit ettiği sınıflar ve kadınların oy hakkı başta olmak üzere bazı yeniliklere karşı çıkan ulemanın kurduğu ittifak, mutsuz yoksul kitlelerin öfkesiyle birleşerek Devrim’e ulaşan süreçte geri dönülmesi zor bir dönemecin aşılmasına neden oldu. Seçim reformuna ulemanın tepki göstermesiyle başlayan olaylar sonucunda pek çok kişi öldü. Bu olaylar sırasında, 1979 Devrimi’nin manevi önderi haline gelecek din adamı Ayetullah Humeyni de siyasal bir önder olarak sivrilmekteydi. Humeyni olaylardan sorumlu tutularak tutuklandı, 18 ay hapiste tutuldu. 1964’te bırakılmasından sonra Humeyni ABD hükümetini açıkça eleştirdi. Şah, General Hasan Pakravan’ın yönlendirmesiyle Humeyni’yi sürgüne yolladı. Humeyni önce Türkiye’ye, sonra Irak’a, en sonunda ise Fransa’ya gitti. Sürgünde Şah’ı eleştirmeye devam etti.

İslam Devrimi, Humeyni

Humeyni 1979 İslam Devrimi'nin mimarı

İslam Devrimi ve sonrası

İran Devrimi, aynı zamanda İslam Devrimi olarak da bilinir, Ocak 1978’de Şah karşıtı ilk büyük halk gösterileri ile başladı. Grevler ve gösteriler ülkeyi ve ekonomiyi felç ettikten sonra Şah Şubat 1979’da ülkeden kaçtı ve büyük bir halk kitlesinin karşılamasıyla Ayetullah Humeyni İran’a geri döndü. Pehlevi Hanedanı 11 Şubat’ta İran ordusu, gerillalar ve militanlar sokak savaşlarında Şah’a bağlı silahlı gruplara karşı üstünlük sağlayınca kendini “tarafsız” ilan etmesiyle tamamen çöktü. 1 Nisan 1979’da İran resmen İslami Cumhuriyet oldu. Aralık 1979’da ülke teokratik bir anayasayı ve Humeyni’nin ülkenin dini lider i olmasını onayladı.

Genel af çıkarıldı, belirli bir süre, düzenleme için müzik ve gazete yasağı konuldu. Beni Sadr cumhurbaşkanı oldu.

İslam Devrimi

Devrimin hızı ve gerçekleşmesi dünyada bir çok kişide şaşkınlık yarattı, çünkü ciddi olarak ne askeri bir karşı koyuş, ne mali bir kriz ne de bir karşı ayaklanma yaşandı. Hem milliyetçi hem de Marksist muhalif gruplar İslami gelenekçilerle birlikte Şah’a karşı mücadele etmelerine rağmen onbinlercesi Ayetullah Humeyni yönetiminde İslam Cumhuriyeti ile sonuçlanan devrim sonrasında İslami rejim tarafından idam edildi.
2000 yılında Ayetullah Montazeri, yani Humeyni'nin sağ kolu, yayınladığı Hatrılar adlı kitabında, “1988 yılında 30,000 siyasi tutuklunun Humeyninin emriyle idam edildiği” ni yazıyordu.

İran-Irak savaşı

Donald Rumsfeld 19-20 Aralık 1983’te Saddam Hüseyin ile görüştü. Rumsfeld 24 Mart 1983 tarihinde yeniden ziyaret etti. Aynı tarihte BM Irak’ın İran’lı askerler dönük olarak Hardal gazı ve kimyasal Tabun silahı kullandığını açıkladı.The New York Times Bağdat 29 Mart 1984; "Amerikalı diplomatlar Irak ve ABD ilişkileri açısından memnun olduklarını ifade ediyor ve her anlamda normal diplomatik bağların oluşturulduğunu düşünüyor"

İran’ın ABD ile ilişkileri devrim sırasında hızla kötüleşti. 4 Kasım 1979’da bir grup İranlı öğrenci, ABD büyükelçiliğinin “casus yuvası” olduğunu iddia ederek elçilik personelini rehin aldı. Elçilik personelini 1953’te Muhammed Musaddık’a düzenlenen komplo gibi devrim hükümetine karşı halkı ayaklandırmaya çalışmakla suçladılar. Öğrenci liderleri Humeyni’den izin almadan elçiliği basmalarına rağmen Humeyni olayın başarıya ulaşması üzerine onları destekledi. İlk birkaç ay içinde kadın ve Afro Amerikalı rehineler salıverilse de, kalan elli iki rehine 444 gün bırakılmadı.

Öğrenciler rehineler karşılığı Şah’ın verilmesini istedi ancak 1980 yazında Şah’ın ölümü üzerine rehinelerin casusluk suçudan yargılanması talebi gündeme geldi. Jimmy Carter yönetimin müzakere çabaları veya Kartal Pençesi Operasyonu kurtarma harekâtı başarıya ulaşamadı. Ancak 19 Ocak 1981 tarihinde Cezayir Bildirisi’ne istinaden rehinler bırakıldı.

Irak lideri Saddam Hüseyin kendisinin İran Devrimi’nin başlangıç aşamasında algıladığı dağınıklıktan ve İran’daki yönetimin Batılı hükümetler nezdinde itibar görmeyişinden üstünlük sağlamaya karar verdi. Devrim sırasında İran’ın güçlü ordusu dağıtılmıştı. Saddam Şah zamanından beri Irak’ın üzerinde hak iddia ettiği bölgelei ele geçirerek Irak’ın Basra Körfezine açılımını genişletme arzusu taşıyordu. Irak için en çok önem taşıyan Huzistan yalnızca Arap nüfusu açısından değil zengin petrol yatakları açısından da değerliydi. Aynı zamanda Ebu Musa ve Büyük ve Küçük Tunb adaları da hedef haline gelmişti. Bu düşünceler içinde Hüseyin İran’a ani bir saldırı yapmayı ve başkent Tahran’a üç gün içinde ulaşmayı öngören bir plan yapmıştı. 22 Eylül 1980’de Irak ordusu savaşı başlatacak şekilde Huzistan’a girdi. Saldırı devrimci İran tarafından tamamen şaşkınlıkla karşılandı.

Saddam Hüseyin’in kuvvetleri 1982’ye kadar çeşitli ilerlemelerde bulunsa da İran kuvvetleri Irak kuvvetlerini tekrar Irak’a geri çekilmek zorunda bıraktı. Humeyni Irak’ın batı kısmında çoğunlukta olan Şii Arapların yer aldığı kesimde İslami devrimine taraftar bulmaya çalıştı. Savaş 1982’den sonra altı yıl daha devam etti. Humeyni’nin kendi ifadesi ile “bir tas dolusu zehri” içerek BM’in barış antlaşmasını kabul etmesiyle de savaş sona erdi. On binlerce İranlı sivil ve asker Irak kimyasal silah kullandığı için öldü. Irak’a silah satan ülkeler; Mısır, Basra Körfezi’nin Arap ülkeleri, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri, (1983’ten itabaren) ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, Brezilya ve (aynı zamanda İran’a silah satan) Çin. İran sekiz yıl içinde kimyasal silahlardan dolayı 100,000’den fazla kurban verdi. İran’ın toplam yaralısının 500,000 ile 1,000,000 arasında olduğu tahmin ediliyor. Tüm uluslar arası ajanslar savaş sırasında Saddam’ın İran’ın insan dalgası hücumları karşısında kimyasal silah kullandığını doğrularken İran’ın hiç kimyasal silah kullanmadığını teyit etmişlerdir.

Ana sayfa

Haber Dünya Ülkeler Türkiye Bilim Aktüel Görsel

Son Güncelleme:08/09/13

Ülkeler haber

Ülkeler Bilgi

Ülkeler Resim Dünya Kurumları

Sayfa Başı