Hazer Tv, Ana sayfa©2005

Ana sayfaKapak

 

 

Son Güncelleme:16/05/12

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar

Doğal Yaşam

Silahlanma

Uyuşturucu

Nükleer Güçler (Verileri)

AB Komisyonu (European Union) Haberleri

AB Komisyonu Haberleri

AB'nin Müstakbel Üyeleri

AB komisyonu Görevleri, Seçilenleri

Avrupa Yaşam Haberleri

European Union, Turkey map

 

EU
European Union

Türkiye AB ilişkileri nasıl canlandırılacak?

  Türkiye AB ilişkileri nasıl canlandırılacak?

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin "pozitif gündem" ile yeniden canlanması bekleniyor. Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerin nasıl canlandırılabileceği konusunda Alman siyasetçilerin farklı görüşleri bulunuyor.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle perşembe günü Ankara’ya gidecek. Füle’nin ziyaretiyle, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakere sürecini destekleyecek positif gündem de resmen başlamış olacak. Böylelikle Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkileri canlandıracak adımların atılması bekleniyor.

"Beklentiler yüksek olmamalı"

Rainer Stinner

Hür Demokrat Parti Alman Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü Rainer Stinner, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılsa da, beklentileri yüksek tutmamak gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

“İlişkilerin yeni bir dinamizm kazanacağını umuyorum. Ancak şu uyarıyı da yapmamız lazım: Bu umudun abartılmaması gerekiyor; zira hâlâ çok sayıda başlık açılmadı, bir çok ayrıntı henüz açıklığa kavuşmadı. Ama önemli olan olumlu hava ve tutum ile bu görüşmelere başlanması. Çünkü Türkiye hiç kuşkusuz, Avrupa Birliği’nin bölgedeki en önemli ortağı.”

Westerwelle'den 'Adil olun' çağrısı

Berlin, dış politikada Ankara ile ilişkileri derinleştirmek istiyor. Türkiye’yi ziyaret eden Almanya Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinde Türkiye’ye adil davranılması gerektiğini belirtti.

AB ile ‘pozitif gündem’

Başlık açmak yeterli olmaz"

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle'nin geçtiğimiz günlerdeki Türkiye ziyareti sırasında dile getirdiği gibi, Alman hükümeti Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerin yeniden canlandırılmasını istiyor. Peki, ilişkiler nasıl canlandırılabilir? Muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti Alman Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü Rolf Mützenich, ilişkilerin canlandırılması için sadece yeni başlıkların açılmasının yeterli gelmeyeceğini savunuyor. Mützenich, Alman hükümetinin somut adımlar atması gerektiği görüşünde.

“Kanımca tam üyelik için müzakerelerin yürütülmesinin yanı sıra bugüne kadar var olan Türkiye'ye yönelik muhalefetin kırılması için Avrupa Birliği içinde önem taşıyan hükümetlerle de yoğun temas kurulması gerekiyor. Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı görevini Kıbrıs'ın bir kısmının üstlenmesi ile müzakerelerde yeni sorunların çıkma ihtimali bulunduğunu göreceğiz.”

Dietmar Nietan

"Fransa'ya da görev düşüyor"

Sosyal Demokrat Parti Genel İdare Kurulu Türkiye Koordinasyon Grubu Başkanı Dietmar Nietan ise müzakere sürecinin canlandırılabilmesi için Almanya'nın yanı sıra Fransa’nın da Türkiye'ye yönelik daha yapıcı bir tutum izlemesi gerektiğini belirtiyor. Müzakerelerde yeni başlıkların açılmasının önündeki engellerin kaldırılmasının da şart olduğunu söyleyen Nietan, bu çerçevede Kıbrıs sorunun çözümü için çaba gösterilmesi gerektiğini dile getiriyor: “Almanya ve Fransa’nın şunu açıkça belirtmesi gerekiyor: Bir sorunun çözümünde iki tarafın, yani bu durumda hem Kıbrıs’ın hem de Türkiye’nin payı vardır. Almanya ve Fransa’nın, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne şunu söylemesi gerekiyor: ‘Türkiye ile yakınlaşmanın sağlanabilmesi için Kıbrıs’ın daha fazla çaba göstermesini bekliyoruz.’ Bu, yerine getirmemiz gereken bir görev olmalı.”

"Türkiye çaba göstermeli"

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine sıcak bakmayan Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi'nin Alman Meclis Grubu Avrupa Politikaları Sözcüsü Thomas Silberhorn ise müzakere sürecinin sadece Türkiye’nin çabaları ile hızlanabileceği görüşünü savunuyor. "Artık topun Türkiye’nin sahasında bulunduğu çok açık. Aylardan beri müzakerelerde yeni bir başlık açılmadı. Bu durum sadece bazı başlıkların Fransa gibi Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından bloke edilmesinden kaynaklanmıyor. Aksine başlıklarda ilerleme sağlanamadı. Bu nedenle Türkiye, eğer müzakere sürecine devam etmek istiyorsa, harekete geçmeli.”

16 Mayıs 2012

AB'ye "Süper Başkan" Geliyor

AB "Süper Başkan" logo  

Avrupa Birliği'nde üst düzey yetkilileri yeni bir sistem üzerinde çalışıyor.

Avrupa Birliği'nde üst düzey yetkililerin, geniş yetkilere sahip olacak yeni bir başkanlık modeli üzerinde çalıştıkları belirtildi.

İngiliz Daily Express gazetesi, Avrupa Birliği'nden bazı dışişleri bakanlarının, halihazırda Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy ile Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso tarafından üstlenilen görevleri tek bir makamda birleştirecek başkanlık formülü üzerinde gizlice çalıştıklarını yazdı.

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle'nin başını çektiği "Berlin Grubu" tarafından hazırlanan plan kapsamında, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri tarafından iki makamı temsil etmek üzere seçilecek başkanın, birliğin bütün kurumları üzerinde geniş yetkileri olacağı ve üye ülkeleri, daha kapsamlı ekonomik ve siyasi entegrasyona zorlayabileceği belirtildi.

Haberde, plana destek verenlerin, AB'de çift başlılığın, birliğin tek ses halinde konuşmasına engel olduğu tezini ileri sürdüğü ve iki makamın birleştirilmesinin, Avro krizleriyle sarsılan birleşik Avrupa rüyasına ulaşılmasının da yolunu açacağı görüşünü dile getirdiği kaydedildi.

Muhaliflerin, planlanan başkanlık modelinin, Napolyon'un öngördüğü şekilde bir "Avrupa İmparatoru" yaratacağı kaygısıyla öneriye karşı çıktıklarına işaret eden Daily Express, gizli müzakerelerin, Lordlar Meclisi'nde Swindon kenti temsilcisi olan Lord Stoddart tarafından ortaya çıkarıldığını belirtti.

6 Mayıs 2012

AB Ülkeleri 'Türklere Vizesiz Seyahat' Konusunda Anlaşamadı

  Pasaport

Perşembe akşamı Lüksemburg'da bir araya gelen Avrupa Birliği içişleri bakanları birlik üyesi ülkelere seyahat etmek isteyen Türk vatandaşlarına vize uygulamasında kolaylıklar sağlanması konusunda anlaşamadı ve konuyla ilgili görüşmeleri ileri bir tarihe erteledi. Daha önce yapılan açıklamalarda Türkiye’ye vize muafiyeti, Lüksemburg’daki zirvede ele alınacak konulardan biri olarak duyurulmuştu.

Buna göre Türkiye’den AB üyesi ülkelere gelmeyi amaçlayan işadamı, sanatçı, sporcu ve gazetecilere 5 yıllık vize öngörülüyordu.

Berlin’deki diplomatik çevreler, vize konusunun ertelenmesini, Fransa’daki kritik cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde gündeme gelmesi ile ilişkilendirirken, Fransa’daki seçimler sonuçlanıncaya ve Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığının devam edip etmeyeceği netleşinceye kadar AB’nin Türk vatandaşlarına vize ile ilgili olumlu sinyal göndermesinin zor olduğunu ifade ediyor.

Çok sayıda AB üyesi ülkede Türklere uygulanan vizenin hukuksuz olduğu yönünde mahkeme kararı varken, sadece bazı meslek gruplarına vize kolaylaştırılmasının planlanması Almanya’daki Türk çatı örgütleri ve konunun uzmanlarının tepkisine neden olmuştu.

Vize konusundaki çalışmaları ve kitapları ile tanınan, Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin Vizesiz Avrupa Araştırma Grubu Başkanı Prof. Harun Gümrükçü de AB İçişleri Bakanları’nın vizesiz seyahat müzakerelerini yürütmesi için AB Komisyonu'na yetki vermemesin Türkiye açısından daha olumlu olduğunu savunuyor.

AB ülkelerinin Türklere vize uygulayamayacağın hem hukuki hem de bilimsel olarak ispatlandığını savunan Prof. Gümrükçü, Türkiye’nin de bu konuda kararlı bir tavır alarak, sözde kolaylaştırmalara onay vermemesi gerektiğinin altını çiziyor.

Bu arada diplomatik çevrelerde, 1 Temmuz’da başlayacak Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB’de dönem başkanlığı sırasında da vize konusunda bir ilerleme olmayacağından yola çıkılıyor ve AB Komisyonu’nun Türkiye ile vize açılımının en erken 2013’de gündeme gelebileceğine işaret ediliyor.

27 Nisan 2012 - Cem Dalaman | Berlin

 Avrupa Demokrasisi tehdit altında

 Avrupa Demokrasisi

Euro Bölgesi’nin sorunlu ülkelerinde uygulamaya konan sert tasarruf önlemleri tepkiyle karşılanıyor.

Bazı uzmanlara göre "acımasız kemer sıkma politikaları demokrasiyi tehdit eder" boyutlara ulaştı.

Yunan hasta yatağa uzanmış, inliyor. Ekonomi küçülüyor, istihdam eriyor, halk sokaklarda protesto gösterileri yapıyor. Avrupa Birliği (AB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) uzmanlarından oluşan troyka düzenli olarak hastanın nabzını tutuyor. Aynı zamanda da hastaya, daha fazla gayret göstermesini ve daha fazla tasarruf etmesini telkin ediyor.

Kredi derecelendirme şirketi Fitch’in uzmanlarından Ed Parker, “hekimlerin” mantığını şöyle özetliyor: “Yunanistan’ın bütçe açığı milli gelirinin %15’ini buluyordu ve sermaye piyasasından kredi alamıyordu. Bundan da, Yunanistan’ın sıkı tasarruf tedbirlerine sarılmak zorunda olduğu sonucu çıkıyor.”

"Aşırı tasarruf zararlı"

Kanadalı iktisat profesörü William White ise, aşırı tasarrufun da zararlı olabileceği görüşünde.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD’ye danışmanlık yapan White söylediklerinin teşkilatı bağlamadığına ve tamamıyla şahsi görüşleri olduğuna dikkat çekiyor:


 Avrupa Demokrasisi, Yunanistan

“İlaç hastayı öldürecekse, işe yaramaz. Yunanistan yıllardır resesyon geçiriyor. Belli meslek grupları Yunanistan, İspanya ve Portekiz’i terk ediyor. Üretken işgücü potansiyeli hastayı ölüm raddesine getirecek kadar erozyona uğrarsa, aynı ilacı dozu arttırılarak tatbik etmenin bir anlamı kalmaz.”

Yunanistan ve diğer kriz ülkelerinin derman bulabilmesi için ekonominin büyümesi şart. Bunun ön şartı ise kriz ülkelerinin rekabet gücüne kavuşması. Amerikan bankası Morgan Stanley’in Avrupa faaliyetleri koordinatörü Elga Bartsch, “eskiden, yani Euro’suz yıllarda milli paralar devalüe edilerek rekabet gücü dengelenebiliyordu. İhraç malları ucuzluyor ve alıcı buluyordu”, diyor.

“Para Birliği’nde ise fiyat ve ücretler esnek olmalı, azalıp, artabilmeli. Daha önce para kurları üzerinden yapılan ayarlama ortak para bölgesinde ancak böyle yapılabilir.”

Ücretler üzerindeki baskı yüksek işsizlik nedeniyle zaten artıyor. Her beş Yunandan ve her dört İspanyol’dan biri işsiz. Her iki ülkede de gençler arasındaki işsizlik oranı %50’yi buluyor.

 Avrupa Demokrasisi

Londra’daki yatırım danışmanlığı şirketi Lombard Street Research’ın genel müdürü Charles Dumas, “Avrupa’nın asıl sorunu bu korkunç gelişme iken AB'nin sadece tasarruf programlarının uygulanmasıyla ilgilendiğini” söylüyor: “Temelden hatalı bu düşünce tarzı modern iktisadın travestisidir. Bu politikalar 1930’lu yıllarda da dünya ekonomisini felakete sürüklemişti. O yıllarda çoğu ülke Salazar, Franco ve Hitler gibi diktatörlerin eline geçmişti. Halkın esenliğine aldırmadan körü körüne mali hedeflere odaklanırsanız, sonunuz geçmişte olduğu gibi şimdi de felaket olur.”

"Kitleler sefalete sürükleniyor"

Dumas, AB tarafından şart koşulan tasarruf programının kitleleri sefalete sürüklediğini ve bunun baş sorumlusunun da Almanya Hükümeti olduğunu söylüyor. Mali sağlık hedefinin bütün diğer hedeflerin üstünde tutulmasını Berlin’in istediğini hatırlatan İngiliz işadamı, Yunanistan’ın reçetesine yazılan tasarruf tedbirlerinin yarar sağlamayacağını da iddia ediyor:

“Bütçe açığı geçen yıl milli gelirin %11’i kadardı. Bu yıl da olsa olsa yüzde ona düşer. Ancak resesyon dolayısıyla milli gelirin de önemli oranda küçüldüğü de unutulmamalı. Bu durumda Yunanların borçları artmaya devam eder, halkın geliri ise azalır. Diğer bir ifadeyle: Borçlar beş para etmez.”

Euro ülkeleri üç ayda bir Yunanistan yardımlarının yeni dilimini oy birliğiyle serbest bırakıyor. Charles Dumas, Yunanistan düzelmeyeceği için yakında yardım yapan ülkelerin tutumunun da değişeceğini belirtiyor:

“Yıl sonuna kadar bıkacak ve Yunanistan’ı ortak para bölgesinden atacaklar.

 Avrupa Demokrasisi, Portekiz

Sonra sıra Portekiz, İspanya ve belki de İtalya’ya gelecek.

Aslında bütün bu ülkelerin Euro’yu iade etmeleri gerekir. Bence problem ancak böyle çözülebilir. Ola ki Almanların aklı başına gelir ve Euro’yu önce kendileri terk ederler.”

28 Nisan 2012

AB yardımının çoğu zengin ülkelere gidiyor

  Afrika açlık çekiyor

İngiliz milletvekilleri 'Avrupa Birliği'nin kalkınma bütçesinin yarıdan fazlasının Türkiye, Sırbistan gibi görece zengin ülkelere gittiğinden' şikayet etti.

İngiltere parlamentosunun Uluslararası Yardım Komisyonu, bunun "yardım" kavramının içini boşaltabileceği uyarısında bulunarak, hükümeti AB'den değişim talep etmeye çağırdı.

İngiltere 2010 yılında AB üzerinden 1,23 milyar sterlinlik dış yardım yaptı.

Fakat AB Komisyonu üyesi Andris Piebalgs yardımın yanlış yere gittiği eleştirilerinin doğru olmadığını söyledi.

İngiltere Uluslararası Yardım Bakanı Andrew Mitchell, Avrupa Birliği'nin dış yardım fonlarını kullanış biçimini şimdiden değiştirmeye başladığını, amacın yardımları "daha şeffaf, sonuç getirici ve en yoksulları hedefleyici kılmak" olduğunu kaydetti.

Parlamentonun Uluslararası Yardım Komisyonu'na göre, İngiltere'nın AB'ye verdiği dış yardım fonlarının sadece yüzde 46'sı gerçekten yoksul ülkelere gidiyor. Milletvekilleri bunun kabul edilemeyecek bir oran olduğunu söylüyorlar.

Komisyon yardımların kalan kısmının orta gelirli ülkelere gittiğine dikkat çekiyor ve

"Türkiye daima en çok Avrupa Komisyonu yardımı alan ilk beş ülke arasında (2010 yılında 182 milyon sterlin).

Aynı şey Sırbistan için de geçerli (2010 yılında 178 milyon sterlin)" diyor.

İngiliz parlamenterler ayrıca AB yoluyla verilen dış yardımların idari maliyetini de eleştiriyorlar. AB Komisyonu 2009 yılında dış yardımın idari maliyetini toplam yardımların yüzde 5,4'ü olarak tahmin etmişti.

İngiltere merkezli uluslararası yardım kuruluşu Oxfam da milletvekillerinin yardımın daha iyi yönlendirilmesi talebini desteklediğini açıkladı.

AB'nin bu yıl için Türkiye'ye yapmayı öngördüğü yardımlar toplam 860,2 milyon euro, Sırbistan için ise bu rakam 202 milyon euro tutarında.

2007 ile 2013 döneminde, AB üyeliği için sıralarını bekleyen ülkelere yapılan yardımların tutarı toplam 11,5 milyar euro olarak tahmin ediliyor.

27 Nisan 2012

AB’de sınır kontrolü tartışması

  Schengen içi sınır kontrolleri

Almanya ve Fransa, "Schengen içi sınır kontrollerine" yeniden başlanmasını gündeme getirdi. İki ülkenin içişleri bakanları, niyetlerini bir mektupla AB dönem başkanı Danimarka'ya bildirdi.

AB Schengen çıkmazında

Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich ile Fransız mevkidaşı Claude Guéant serbest dolaşım hakkında değişiklik istedi. AB Dönem Başkanı Danimarka’ya ortak bir mektup yazan içişleri bakanları, olağanüstü durumlarda hükümetlerin 30 güne kadar sınır kontrolü uygulayabilmesini önerdi. Friedrich ile Guéant bir ülkenin sınırlarını iyi korumaması ve yasa dışı göçün önlenmemesi halinde kontrollerin geçici süreyle yeniden başlatılmasını talep etti.

Almanya İçişleri Bakanı Hans Peter Friedrich, "Fransız mevkidaşı ile hedefinin Schengen Anlaşması’nın geleceğini riske etmek değil, aksine daha işlevsel hale getirmek olduğu" açıklamasını yaptı. Friedrich, “Maalesef bazı ülkelerin kendi sınırlarını yeterli düzeyde kontrol edebilecek durumda olmadığını tespit ediyoruz.” dedi.

Almanya İçişleri Bakanı, "2011’de Lampedusa adası kaçak göçmen akınına uğradığında İtalya kaçakların Avrupa’nın başka ülkelerine geçmesine izin vermişti" diyerek, bu gibi durumlarda ikinci bir kontrol hattı olması gerektiğini savundu.

Hangi hallerde sınır kontrolü yapılacak?

AB'de futbol müsabakaları, G20 zirvesi gibi önemli toplantılarda ya da akut terör tehdidi durumunda sınır kontrolleri beş güne kadar yapılabiliyor. İçişleri Bakanı Friedrich sadece bu olağanüstü durumların kapsamını genişletmek istediklerini açıkladı. Fransa ile Almanya’nın önerisi sınır kontrolü kararının ülkelerin inisiyatifine bırakılmasını öngörüyor.

Bazı Avrupalı politikacılar, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e seçim öncesi destek verdiği eleştirisinde bulunuyor. Merkel Hükümeti, geçtiğimiz yıl Danimarka’nın yeniden sınır kontrollerini başlatmasına yoğun tepki göstermişti. Fransa’da Pazar günü Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 1. turu gerçekleştirilecek.

22 Nisan 2012

''Külfette de Temsilde de Adalet İstiyoruz''

TCBMM Başkanı Cemil Çiçek  

Cemil Çiçek, Türkiye'nin dört temsilci ile yer alacak olmasını eleştirdi.

Avrupa Birliği Parlamento Başkanları Zirvesinin kapanış toplantısına Meclis başkanı Cemil Çiçek'in tepkisi damgasını vurdu.

Toplantıda söz alan Cemil Çiçek ilk olarak kendisinin parlamento başkanı sıfatıyla değil de Türkiye temsilcisi olarak sunulmasına itiraz etti, Çiçek'in isteği üzerine sunumdaki sıfatı değiştirildi.

Çiçek ardından da Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik hemen her alandaki çifte standartlarının bu toplantıya da yansıdığına dikkat çekti.

Kurulması karalaştırılan güvenlik ve dış ilişkilerde iş birliği platformunda Avrupa Birliği üyesi ülkelere 22’şer temsilci verilirken Türkiye'ye sadece 4 temsilci hakkı tanınmasına itiraz etti.

  TCBMM Başkanı Cemil Çiçek Poloya'da

TBMM Başkanı Cemil Çiçek,

"Bugün Afganistan ve Bosna başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında askerlerimiz omuz omuza görev yapmaktadır. Dolayısıyla AB üyesi ülkelerden az sayıda temsil edilebilmemiz bizim beklentilerimizi karşılamamıştır. Burada önemli olan şey eşit sayıda temsil edilmemizdir" dedi.

Cemil Çiçek'in konuşmasının ardından toplantıya başkanlık eden Polonya parlamento başkanı Eva Kopacz " sizin bu söylediklerinizi itiraz olarak değil bir katkı olarak değerlendiriyorum" dedi.

Çiçek, Kopaç'ın sözlerine "hayır benim itirazımdır, metnin düzeltilmesi gerekiyor" karşılığını verdi.

Ancak sonuç bildirgesi Türkiye'nin itirazlarına rağmen kabul edildi.

21 Nisan 2012

Bekleme odasında 25 yıl

Bekleme odasında 25 yıl  

1987 yılında AB’ye tam üyelik için başvuran ancak bugüne kadar umduğunu bulamayan Türkiye ne yapmalı?

Uzmanlar yanıtladı.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik için yaptığı resmi başvurunun üzerinden tam 25 yıl geçti. 14 Nisan 1987 yılında, o dönemki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik için başvuran Türkiye, müzakerelere ancak 2005 yılında başlayabildi. Kıbrıs sorunu ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin engellemeleri nedeniyle, süreç bugün artık neredeyse donmuş durumda.

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar’a göre, yıllar boyunca inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye’nin AB sürecinin bu kadar uzamasında her iki tarafın da büyük hataları var. Dr. Aktar, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Türkiye’nin AB sürecinde 1959 yılında beri hep bir çifte standart olmuştur. Batı Avrupalılar bugüne kadar Türkiye'yi hiçbir zaman, tam anlamıyla bir ortak olarak değerlendiremediler ve bugün de değerlendiremiyorlar. Ama bu demek değil ki tüm hata Avrupa tarafında. Türkiye’de de bu işler, inişli çıkışlı bir çizgi izledi siyaseten. Bugün baktığımızda, hükümetin iyice bu işten soğudu ortaya çıkıyor.”

Türkler, AB üyeliğine inanmıyor

1999 yılında AB liderlerinin “aday ülke” olarak kabul ettiği Türkiye, hızlı bir reform sürecinin ardından 2005 yılında tüm üyelik müzakerelerine başladı. 1999-2005 yıllarında Türkiye kamuoyunun yaklaşık yüzde 80’i tam üyeliğe destek verirken, bu oran son yıllarda e yüzde 50’ler düzeyine geriledi.

Ankara Üniversitesi, Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (ATAUM) 2010 yılında yaptığı kapsamlı bir ankete göre, Türk halkının yüzde %32,8',i "AB üyeliğinin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini” düşünüyor. Kamuoyunun yüzde %83,9'u, AB’nin Türkiye’ye karşı güvenilir ve samimi davranmadığına inanıyor.

ATAUM uzmanı Erhan Akdemir’e göre bu durum, “Türkiye kamuoyunun, AB konusunda hem kafa karışıklığı yaşadığı, hem de aldatılmış hissine sahip olduğunu” gösteriyor. Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğine karşı olan kesimlerin yaptıkları kimi açıklamalar, Türk halkının AB’ye yönelik tepkisinde büyük rol oynamış gözüküyor.

Sarkozy’nin engellemeleri nedeniyle, süreç bugün artık neredeyse donmuş durumda

AB uzmanı Akdemir, süreçte yaşanan sorunlara karşın, Türkiye’nin AB sürecinin, son 10 yılda gerek iktisadi gelişme, gerekse demokratikleşme açısından büyük yararlar sağladığını vurguluyor. “Ancak bu yeterli değil” diyen Akdemir, “% 10 seçim barajı, milletvekilliği dokunulmazlıkları, yargının bağımsızlığı ve işleyişi, basın ve ifade özgürlüğünü önündeki engeller, önemli sorunlar olarak karşımızda durmaya devam ediyor” şeklinde konuşuyor.

Yeni “a la carte” reform süreci

Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar, AB’nin artık Türkiye üzerinde fazla etkisinin kalmadığını, reform sürecine daha çok iç politika dinamiklerinin yön verdiğini düşünüyor. Dr. Aktar, şunları kaydediyor:

“Türkiye artık Avrupa’dan maalesef giderek uzaklaşıyor. Ya da işleri yarım yapıyor. Bir takım uyum yasaları çıkıyor ama artık Türkiye ‘a la carte' çalışıyor. O fiks menüyü , yani AB müktesebatının tümünü dikkate almıyor.”

Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi için, müktesebat olarak adlandırılan, 30 bin sayfayı aşan AB norm ve standartlarını kendi sistemine aktarması gerekiyor. Bu norm, standart ve politikalar, sağlıktan eğitime, enerjiden dış politikaya, 35 ayrı ana başlıkta ele alınıyor. Türkiye müzakere sürecinde bugüne kadar yalnızca bir başlıkta uyumu başarıyla tamamlamış durumda. 8 başlığın müzakereleri Kıbrıs sorunu nedeniyle askıya alınmıştı. Fransa, tam üyelik öngördüğü gerekçesiyle 5 müzakere başlığının açılmasını engelliyor.

Avrupa şüphecilikten, Avrupa alaycılığa

Müzakere sürecinin donma noktasına gelmesi Türk kamuoyunun AB heyecanını azaltırken, son dönemde Türkiye’nin sağladığı ekonomik başarılar, dış politikadaki iddiaları adımları, AB konusunda da yeni bir algının oluşmasına yol açıyor.

“Türkiye artık başka coğrafyalara doğru da açıldığı için yepyeni bir dönem yaşıyor aslında. Çok güvenli. Hatta aşırı güvenli bana sorarsanız” diyen AB uzmanı Dr. Cengiz Aktar, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Avrupa’nın hoşuna gitsin diye veya Avrupa ilişkileri yeniden canlansın diye bir reform azmi yok. Türkiye’de yapılan işler, sadece ve sadece artık iç dinamikle gerçekleşiyor. Bunu görmek lazım. AB’nin, 2000-2005 döneminde olduğu gibi bir kaldıraç etkisi yok. Kalmadı. Ne yapılıyorsa buradaki dinamikle yapılıyor. O da bu kadar sınırlı oluyor.”

Türkiye kamuoyunda artık Avrupa kuşkuculuğun (Euroscepticism) yerini “Avrupa alaycılığı” E(uro-sarcasm) olarak adlandırılabilecek bir tavrın almaya başladığı tespitinde bulunan AB uzmanı Dr. Aktar, şunları kaydediyor:

“Bu yeni tavır, yeni kazanılan özgüvenle birebir ilişkili. Hükümet de bunu zaman zaman maalesef körüklüyor. Avrupa alaycılığa örnekler her geçen gün artıyor… Avrupa zor durumda…Avrupa'ya yardım edelim,…Avrupa’da neymiş gibi tuhaf bir yaklaşım giderek yaygın. Ama şunu da unutmamak lazım. Ben yine de son tahlilde Türkiyelilerin, Avrupa Birliği’nin norm, standart ve ilkelerinin kötü bir şey olmadığını, aksine kendi gelecekleri ve çocuklarının geleceği açısından çok hayırlı ve değerli standartlar olduğunu düşündüklerine inanıyorum.”

“AB, üyelik için makul bir tarih vermeli”

Dr. Cengiz Aktar'a göre, yaşanan tüm sorunlara karşın, Türkiye’nin AB sürecini canlandırmak mümkün. Bunun için ise öncelikle, AB’nin iki lokomotif ülkesi, Fransa ve Almanya’da yapılacak seçimlerin sonuçlarını beklemek gerekiyor. Dr. Aktar, Fransa’da Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin ardından, gelecek aylarda iktidar yapısının değişmesi durumunda, Türkiye politikasında “180 derecelik bir değişim beklediğini” söylüyor.

Almanya'da iktidarda bulunan Angela Merkel liderliğindeki Hrıstiyan Demokrat Birlik partisi, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olmakla birlikte, müzakerelerin “ucu açık” bir şekilde devam etmesini destekliyor. Almanya’da da 2013 sonbaharında yapılacak seçimlerde iktidarın değişmesi ihtimali bulunuyor.

AB uzmanı Dr.Aktar, “Bu seçimlerin ardından yapılması gereken, artık etekteki taşları dökecek şekilde bir karşılıklı oturup durum değerlendirmesi yapmaktır. Bu iş böyle gitmez. Hiçbir aday ülke böyle bir muamele ile karşılaşmadı” görüşünü kaydediyor. Dr. Aktar, süreci canlandırma önerisini ise şöyle dile getiriyor:

“Türkiye’nin sürecini kurtarmanın olmazsa olmaz koşulu, Türkiye’ye makul, altını çizerek söylüyorum, makul bir katılım yılı telaffuz etmektir. Ben yılardır, 2023’ün çok makul bir yıl olabileceğini düşünüyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı. Türkiye zaten daha önce hazır olamaz. Çok büyük bir ülke. Çok yapacak iş var. Zaten AB'de de önümüzdeki 2014-2020 bütçe döneminde, Türkiye’nin üyeliğini dikkate alan bir bütçe planlaması yapılmadı ve yapılmayacak da. Dolayısıyla Avrupalılar Türkiye’yi 2014-2020 arasında üye farz etmiyorlar. Zamanı iyi kullanabilmek için Türkiye’ye bu 2023 yılını artık telaffuz etmek gerekiyor. Çünkü bu perspektif olmadan, Türkiye’de işler yapılmıyor.”

14 Nisan 2012

Bağış: AB’den vazgeçmeyiz

Türkiye'nin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, bazı Avrupalı siyasetçilerin çıkardığı engellere rağmen üyelik konusunda kararlı olduklarını söyledi.

Türkiye’nin AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Avrupa Birliği üyeliğinin yarım asırdan bu yana Türkiye’nin stratejik bir hedefi ve devlet politikası olduğunu vurgulayarak, “Birtakım dar vizyonlu siyasilerin sorumsuzca tavırları nedeniyle biz bu stratejik hedefimizden ve devlet politikamızdan vazgeçecek değiliz” dedi.

14 Nisan 1987’de, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu’na tam üye olmak için başvuran Türkiye, 25 yıldır AB’nin bekleme odasında. Deutsche Welle Türkçe’nin sorularını yanıtlayan AB Bakanı Bağış, bazı Avrupalı siyasetçileri eleştirdi, reformlar ve AB süreci konusunda kararlılık mesajı verdi.

“Tam üyelik başvurumuzun üzerinden, evet, 25 yıl geçti ama bizim AB’ye ilk başvurumuz 1959 yılına dayanıyor. Yani yarım asırdır biz bu sürecin içindeyiz” diyen Bağış, üyelik müzakerelerinde, AB’ye uyumda Türkiye’nin başarı gösterdiğini ancak siyasi gerekçelerle engellenmeye çalışıldığını söyledi.

Bakan Bağış, şunları kaydetti: “3 Ekim 2005 tarihinde başladığımız katılım müzakerelerinde 13 faslı açmış ve bunlardan birinin hem açılışını, hem kapanışını gerçekleştirmiş durumdayız. Maalesef siyasi engeller nedeniyle müzakere sürecinde bir tıkanıklıkla karşı karşıyayız. Eğer bu engeller olmasaydı şu anda birçok fasılda müzakereleri açıp kapamış olacaktık.”

Türkiye kendi takviminde ilerliyor

AB tam üyeliği için Türkiye’nin, 35 müzakere başlığında uyum çalışmalarını başarıyla tamamlaması gerekiyor. Ancak Kıbrıs sorunu nedeniyle, 8 müzakere başlığı geçici olarak askıya alınmış durumda. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Fransa da, tam üyelik öngördüğü gerekçesiyle, 5 müzakere başlığının açılmasını bloke ediyor.

AB Bakanı Bağış, bu engellere rağmen Türkiye’nin kendi oluşturduğu takvim doğrultusunda, müzakereler sürüyormuş gibi, AB müktesebatına, kriter ve standartlarına uyum çalışmalarını sürdürdüğünü anlattı. Bağış, AB Komisyonu’nun da müzakerelerdeki tıkanıklığı aşıp süreci hızlandırmak istediğini, Brüksel’in üzerinde çalıştığı Pozitif Gündem’in de Türkiye’nin kararlılığının göstergesi olduğunu kaydetti.

Türkiye için AB sürecinin, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefinin bir aracı olduğunu ifade eden Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yarım asırdan bu yana da Türkiye’nin stratejik bir hedefi ve devlet politikasıdır. Birtakım dar vizyonlu siyasilerin sorumsuzca tavırları nedeniyle biz bu stratejik hedefimizden ve devlet politikamızdan vazgeçecek değiliz. Nitekim reform gündemimize baktığınızda da bu kararlılığı ve iradeyi görürsünüz.”

Reform sürecinin yavaşladığı eleştirilerinin doğru olmadığını ifade eden AB Bakanı, “Bugün acaba hangi Avrupa ülkesinde Türkiye’deki gibi bir reform hızı ve değişim iradesi mevcut?” ifadelerini kullandı.

‘AB’nin sorunlarını Türkiye çözer’

Avrupa Birliği’nin bugün karşı karşıya oluğu ekonomik ve siyasi sorunların Türkiye’nin üyeliğinin taşıdığı önemi ortaya koyduğunu kaydeden AB Bakanı Egemen Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi Türkiye’dir. Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde 70’i Türkiye’nin çevresindedir. Doğu’nun en batısında, Batı’nın en doğusunda yer alan Türkiye stratejik öneme sahip bir coğrafyaya sahiptir.”

Küresel krizle birlikte, yabancı düşmanlığının artış eğilimi gösterdiği, sınır dışı edilmelerin yaşandığını ifade eden Bağış, “Bütün bunlarla birlikte özgürlüklerin kısıtlandığı bir Avrupa manzarası her şeyden önce Avrupa Birliği’nin varlığına bir tehdittir. Bu tehdidi bertaraf edebilecek yegâne faktör de Türkiye’nin AB üyeliğidir” şeklinde konuştu.

“Arap Baharı sürecinde bölge halklarına demokrasi ve özgürlük ışığı yakabilen, umut verebilen ender ülkelerden biri Türkiye’dir” diyen Bağış, AB üyeliğinin Avrupa ile bu bölge arasında da önemli bir köprü oluşturacağına işaret etti.

Bakan Bağış Avrupalı mevkidaşlarına, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin yeniden canlandırılması için çağrıda bulunurken, şunları söyledi: “Avrupa Birliği bize göre tarihin en büyük barış projelerinden biridir ve bu barış projesinin varlığı ancak entegrasyon ve genişleme ile mümkündür. Kendi içine hapsolan, hazmetme kapasitesini tartışan, temel felsefesini unutup gündelik siyasi tartışmalara hapsolan bir Avrupa Birliği’nin dünya meselelerine de söyleyecek bir sözü kalmaz. Dolayısıyla zaman herkesin akıl ve sağduyu etrafında birleşmesinin zamanıdır.”

12 Nisan 2012

AB'den Türklere vize kolaylığı geliyor

  AB'den Türklere vize kolaylığı geliyor

AB Komisyonu, 26 Nisan'daki toplantı öncesi Türklere getirilecek 'vize kolaylığı'nın çerçevesini belirledi.

İşadamı, sanatçı, sporcuya 5 yıllık vize yolda. Ücret 65'ten 35 Euro'ya iniyor.

İSTANBUL - Avrupa Birliği Komisyonu üyeleri Türkiye'ye vize kolaylığı getirecek kararların alınacağı toplantı öncesi genel çerçeveyi belirledi.

Akşam'ın haberine göre, AB ile müzakere sürecini yaşayan Türkiye, Türklere uygulanan vizenin kaldırılmasını istiyordu. AB Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış, AB Adalet Divanı ve üye ülkelerin mahkemelerinde 'Türklere vize uygulanamayacağına yönelik' alınan kararları hatırlatarak 'vizeleri kaldırın' mesajı yollamıştı.

Bağış, AB'nin vize rejiminin son 10 yılda Türkiye'de yaşanan ekonomik büyümeyle anlamsız hale geldiğini belirterek, 'Mevcut uygulamalar STK'lar ve gençlerin AB fonları ve projelerinden faydalanabilmeleri açısından engel oluştururken, Türk işadamlarının da Gümrük Birliği çerçevesinde yararlanmaları gereken adil rekabet ortamına zarar veriyor' demişti.

AB Komisyonu'nun İçişlerinden Sorumlu Temsilcisi Cecilia Malmström ise AB'nin vizelerin kaldırılması konusunda 'yeni bir perspektif' sunduğunu, bir 'yol haritası' çizileceğini belirterek, bundan önce de vize alımını kolaylaştırmak için bir uygulama başlatılacağını söylemişti. 26 Nisan'daki AB Komisyonu toplantısı öncesi 'kolay vize'nin şartları belirlendi.

EMEKLİYE ÜCRETSİZ

- İşadamları, sanatçılar, sporcular, gazetecilere 2 ila 5 yıllık vizeler verilecek

- Emekliler, gazeteciler, 12 yaş altındakiler, STK-dernek yöneticileri vize ücreti ödemeyecek

- Vize başvuruları 15 günde sonuçlandırılacak.

- Başvuru reddedilirse nedeni yazılı olarak bildirilecek.

- Dava açma hakkı olacak.

- Avrupa'da yaşamış Türklere vize gerekmeyecek.

- Vize ücretleri 60 Euro'dan 35 Euro'ya düşecek.

TEMMUZ'DA BAŞLIYOR

Avrupa Diplomatlar Birliği Başkanı Günther Meinel konuyla ilgili şunları söyledi: Başbakan ve hükümetin doğru politikaları AB üyesi ülkeleri yola getirdi. AB şunu gördü: AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı var, vize olaylarını kolaylaştırmanız lazım. Ama bu Almanya'yı mutlu etmiyor. Çünkü Türkiye halen geri dönüşlü vize mukavelesini imzalamadı. Almanlar, Türkiye köprü olarak kullanılır diye korkuyor. AB Komisyonu bu kararı alarak Türkiye'ye ne kadar ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bu kararlar nisan sonunda komisyondan geçecek. Temmuz'dan itibaren uygulanmaya başlanacak. Bütün AB üyesi ülkeler kararları uygulamak zorunda.

ALMANYA KARŞI ÇIKIYOR

Avrupa Diplomatlar Birliği Türkiye Temsilcisi Ferhat Bozçelik ise 'AB, gerçeği gördü. Kararlar hem AB üyesi ülkeler hem de Türkiye açısından önemli olacak' diye konuştu. Bozçelik şöyle devam etti: 'Hem Türkiye hem AB açısından önemli bir karar. Almanya bir taraftan karşı çıkıyor ama AB kararı ile vize konusunda yumuşamak zorunda kalacak. Bu kararlarla Türkiye'ye duydukları ihtiyacı ortaya koyuyorlar'.

7 Nisan 2012

AB bıçak sırtında

AB bıçak sırtında  

Euro malî krizi manşetlerden düşmüyor. Ama Avrupa Birliği’nin gerçek problemleri çok daha derinlerde. Çözüm de gittikçe zorlaşıyor.

Sayısız kriz zirveleri, bakanlar arası buluşmalar ve istikrar fonlarına ek kaynak ayrılmasından sonra Avrupa Birliği’nin (AB), malî krizin en azından kritik dönemini atlattığı izlenimi doğdu. Ancak ne Avrupa Merkez Bankası (AMB) ne de maliye bakanları kriz alarmını kaldırmaya cesaret edebiliyorlar. Uzmanlar kadar politikacılar da, krizin atlatılmasının bir sonraki krizin habercisi olduğunun bilincindeler.

AB bürokratları Euro krizinin daha derindeki sorunların sadece yüzeyine dokunduğunu belirtiyorlar. Avrupa'daki kriz sadece ekonomik ve malî bir kriz olmayıp, çok daha derin sosyal ve siyasi nedenlerden kaynaklanıyor.

Nedenlerden biri AB’nin yamalı bohçayı andırması. İrili ufaklı üyeler, kuzey–güney farkı, alacaklı ve borçlu ülkeler… Avrupa’nın malî ve siyasi problemlerine inandırıcı çözümler bulmakta zorlanması, çekiciliğine ve uluslararası itibarına gölge düşürdü. Yabancı medya bu nedenle Avrupa’yı, yaşlanan nüfusu ve modası geçmiş sosyal güvenlik yapısıyla gerileme devrindeki bir kıtaya benzetiyor.

6 Nisan 2012

Euro bölgesinde işsizlik rekor düzeyde

  Euro bölgesinde işsizlik rekor düzeyde

Euro bölgesinde işsizlik rekor düzeye ulaştı

Euro kullanan ülkelerde işsizlik oranı Şubat ayında %10.8'e yükseldi.

Bu, ortak para birimine geçilen 1999 yılından bu yana ölçülen en yüksek işsizlik oranı oldu.

Ocak ayında Euro ülkeleri işsizlik oranı % 10.7 olarak açıklanmıştı.

Şu anda İspanya %23.6 ile Euro bölgesinin en yüksek işsizlik oranına sahip.

Aynı zamanda ayrı bir rapor Şubat ayında Avrupa'da üretim faaliyetlerinde daralma yaşandığını ortaya koydu.

Satın Alma Yöneticisi Endeksi üst üste 8 ay boyunca 50'nin altında kaldı.

Endeksin 50'nin altına inmesi satın alma faaliyetlerinde bir daralma olduğu anlamına geliyor.

" Martta Sefillik "

Fransa'nın durumu özellikle dikkat çekiyor.

Mart ayında Fransa'da üretim faaliyetleri yaklaşık son üç yılın en düşük seviyesine indi.

Satın Alma Yöneticisi Endeksi'ni yayınlayan Markit Grubu'nun baş ekonomisti Chris Williamson, '' Euro bölgesi sanayicileri üretimde yaşanan yeni düşüş nedeniyle yılın ilk iki ayında edindikleri marjinal kazanımları da kaybederek sefil bir Mart ayı geçirdiler.'' dedi.

Willamson'a göre '' Yılın ilk çeyreğinde sanayii sektöründe yaşanan daralma muhtemelen Euro bölgesinde ekonomik büyümeyi aşağı çeken bir etken oldu. Üretimdeki düşüş geçen yılın son çeyreğine kıyasla daha az oldu, ancak yine de ekonominin yeniden resesyona sürüklenmesini engelleyemedi.''

Başka ekonomistler de Euro bölgesinin muhtemelen resesyonda olduğu konusunda Williamson'a katılıyor.

IHS Global Insight'ın Avrupa Bölgesi Baş Ekonomisti Howard Archer, ''Euro bölgesinin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası'nın 2012'nin ilk çeyreğinde yeniden daralması ve bölgenin resesyona girmesi ihtimali yüksek görünüyor. 2012'nin ikinci çeyreği ile ilgili tahminler de umut verici değil.'' dedi.

Avrupa borç krizi Avrupalı iş adamlarının güven duygusunu zedeledi.

Bölgenin Maliye Bakanlarının umudu, borç krizi ile mücadele fonunun hacminin artırılması ile ilgili kararın iş dünyasının güvenini pekiştirmesi.

Bölgenin maliye bakanları Cuma günkü toplantılarında borç kriziyle mücadele fonunu 668 milyar dolardan, 1,1 trilyon dolara çıkardı.

2 Nisan 2012

AB siber suçlara savaş açtı

  siber suçlar

Bugüne kadar pek ciddiye alınmayan internet suçlarına karşı Avrupa Birliği Komisyonu sonunda harekete geçti. AB Siber Suçlarla Mücadele Merkezi, 2013'ten itibaren faaliyete geçiyor.

Hayatımızın giderek her alanına giren internet, sayısız kolaylıklar sunmakla birlikte bazı olumsuzlukları da beraberinde getiriyor. Bu olumsuzlukların başında da "siber suçlar" olarak adlandırılan ve internet üzerinden yapılan yasadışı faaliyetler geliyor. Bugüne kadar pek ciddiye alınmayan bu internet suçlarına karşı Avrupa Birliği Komisyonu sonunda harekete geçti. AB Siber Suçlarla Mücadele Merkezi, 2013'ten itibaren faaliyete geçiyor.

Avrupa Birliği Komisyonu üyesi Cecilia Malmström her gün internet suçlarından mağdur olan kişi sayısının 1 milyon olduğunu söyledi.

Siber Suçlarla Mücadele Merkezi'nin kuruluşuyla ilgili düzenlenen basın toplantısında, Avrupa Birliği Komisyonu'nun içişlerinden sorumlu üyesi Cecilia Malmström konuştu. Malmström, internetin artık gündelik hayatımız için taşıdığı öneme dikkat çekti: "İnternet suçları belli belirsiz de olsa, giderek daha ciddi bir boyut kazanıyor. Bilgisayarlarımıza, banka hesaplarımıza ve internet bankacılığı işlemlerimize giriyor. Suç şebekeleri, kredi kartı dolandırıcılığı ve dijital kimlik hırsızlığında giderek daha becerikli hale geliyorlar. Online bankacılıkta kullandığımız kullanıcı adı ve şifreyi elde etmeyi başarıyor, akıllı telefonlarımıza ve sosyal medya hesaplarımıza sızıyorlar."

1 milyon mağdur

Avrupa Birliği Komisyonu üyesi Malmström, her gün internet suçlarından mağdur olan kişi sayısının 1 milyon olduğunu söyledi. Suç şebekelerinin yol açtığı zararın 300 milyar euroyu bulduğunu belirten Cecilia Malmström, yasadışı yollardan elde edilen kredi kartı hesabı verilerinin, karaborsada adedi 1 Euro'dan satıldığını kaydetti. Komisyon üyesi Malmström, siber suçların verdiği en büyük zararın ise güvensizlik ortamı olduğunu söyledi: "İnternet suçunun yol açtığı en büyük zarar, yaydığı korkudur. Online alışveriş yaparken tedirgin olmak, sosyal medya hesabı açar ya da internette gezinirken duyduğumuz korkudur. Bu korku, özgürlüğümüze engel olmaktadır."

Merkezi Lahey'de bulunan Avrupa Polis Teşkilatı EUROPOL  

Merkezi Lahey'de bulunan Avrupa Polis Teşkilatı EUROPOL bünyesinde ihdas edilecek Siber Suçlarla Mücadele Merkezi'nde toplam 55 uzman görev yapacak.

Avrupa Birliği Komisyonu'nun içişlerinden sorumlu üyesi Cecilia Malmström, siber suçlardan kaynaklanan güvensizliğin, online alışverişin henüz yeterli seviyeye gelmemesinde etkili olduğunu vurguladı.

Malmström, internet suçlarıyla mücadelenin etkin olabilmesi için ortak bir Avrupa kurumuna ihtiyaç duyulduğunu kaydetti: "En akıllı uzmanlarımızı biraraya getirelim. Uzmanlarımızın organize suç şebekelerini, sorumluları ve öne çıkan suç eğilimlerini ortaya çıkarmasını sağlayalım. Komisyon, siber suçlarla işte bu çerçevede bir mücadale kurumu kurulmasını gündeme getirmiştir. Bu kurum, Avrupa Birliği'nde bu amaçla yürütülen mücadelenin merkezi olmakla kalmayacak, aynı zamanda birlik üyesi ülkelerin yürüttüğü faaliyetlere de destek verecektir."

Polis teşkilatı bünyesinde

Merkezi Lahey'de bulunan Avrupa Polis Teşkilatı EUROPOL bünyesinde ihdas edilecek Siber Suçlarla Mücadele Merkezi'nde toplam 55 uzman görev yapacak. 2013'den itibaren faaliyete geçmesi öngörülen yeni güvenlik kurumunun bütçesi ilk aşamada yıllık 3 milyon 600 bin euro olacak. Siber Suçlarla Mücadele Merkezi'nin görevleri arasında Avrupa Birliği'ne ait kurumlara düzenlenen sanal saldırılar ve çocuk pornografisiyle mücadele de yer alacak.

2 Nisan 2012

Euro Bölgesi'ne trilyon dolarlık kurtarma fonu

  800 bin euro, kurtarma fonu

Euro Bölgesi maliye bakanları, borç kriziyle mücadele fonu miktarının 1 trilyon dolara, yani 800 milyar euroya çıkarılması konusunda anlaşmaya vardı.

Kopenhag'da yapılan toplantının sonucunu Avusturya Maliye Bakanı Mania Fekler açıkladı.

Kalıcı bir mekanizma olan güvenlik duvarı, Euro Bölgesi'ndeki sorunlu ülkelerin kurtarılması için oluşturuldu.

Ancak bu sayede bu ülkelere yapılan vaatler, üzerinde anlaşılan zamandan önce serbest bırakılabiliyor.

İspanya ve İtalya’nın ekonomilerinin daha hassas olduğu bir dönemde yatırımcılar, Euro Bölgesi'nin oluşturduğu güvenlik duvarının ne kadar yeterli geleceği yolunda kaygılarını dile getiriyorlardı.

Euro Bölgesi'nin krizle mücadele için Temmuz ayında hayata geçirilecek 500 milyar euroluk daimi kurtarma fonu Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM) ve 2013 yılı ortalarında sona erecek 440 milyar euroluk geçici kurtarma fonu Avrupa Finansal istikrar Fonu (EFSF) bulunuyor.

EFSF'nin 192 milyar eurosu Yunanistan, Portekiz ve İrlanda için kullanıldı. EFSF ve ESM'nin 2013 yılı ortasına kadar paralel olarak mevcudiyetini korumaya devam edeceği belirtildi.

31 Mart 2012

Avrupalının AB'ye güveni azalıyor

  Avrupalının AB'ye güvensiz

Avrupa'da kurumlara duyulan güven azalıyor. Avrupa'nın en geniş kapsamlı tüketici araştırmasına göre, özellikle AB ve Euro'ya güvende düşüş var.

Avrupa Birliği (AB) ve Euro sadece bir yıllık bir zaman zarfında Avrupa çapında yoğun güven kaybına uğradı. Reader’s Digest dergisinin 15 ülkede, yaklaşık 27 bin 500 kişinin katılımıyla yaptığı ve Avrupa’nın en geniş kapsamlı tüketici araştırması niteliğini taşıyan ankete göre, halkın yüzde 62’si, Avrupa Birliği’nin gelecek yıllarda istikrarını koruyacağı konusunda şüpheli. Avrupa’da kurumlara duyulan güvenin ölçüldüğü ve 12 yıldır düzenli olarak yapılan araştırmada, AB ve Euro’ya güven, bugüne dek hiç bu kadar büyük bir kayba uğramamıştı.

Euro'ya güven azalıyor

Almanya’da ortak para birimine duyulan güven, geçen yılki değerin yüzde 8 altında. Avrupa ortalamasında ise, yüzde 12 ile daha da büyük bir düşüş kaydedildi. Avrupa Birliği de, halkın gözünde itibar kaybediyor. Almanya dışındaki ülkelerde, Birliğe güven, geçen yıla oranla yüzde 7 daha az. Almanya’da ise, kamuoyunun güveni aynı düzeyde seyrediyor. Almanlar, Rumenler ve Slovenler, AB’nin gelecekteki istikrarına açık farkla en fazla güven duyan halklar.

12 yıldır düzenli olarak yapılan araştırmada, AB ve Euro’ya güven, bugüne dek hiç bu kadar büyük bir güven kaybına uğramamıştı.

AB’nin adının “Avrupa Birleşik Devletleri” olarak değiştirilmesi fikri ise hiç destek görmüyor. Almanya'da ankete katılanların yüzde 60’ı, Avrupalıların da yüzde 59’u bu fikre karşı.

Genel olarak kurumlara güven azalıyor

AB ve Euro’ya güven konusunda gözlenen erozyon, sadece borç krizinden kaynaklanmıyor. Genel olarak kurumlara yönelik bir güven kaybı söz konusu. Avrupalıların kurumlara olan güveninde bir yıl içinde yüzde 5’lik bir azalma oldu. Almanya’nın değerlerine bakılırsa, evlilik kurumu birinci sıradaki yerini korumaya devam ediyor, ardından ise çevre koruma örgütleri, radyo, televizyon, basın ve adalet sistemi geliyor. Almanlar en az internete, hükümete ve reklamcılık branşına güveniyor.

Kilise de nasibini aldı

AB ve Euro’nun yanı sıra kiliseye yönelik güven de azalmaya devam ediyor. Almanya’da "Reader’s Digest" dergisinin anketine katılanların sadece yüzde 30’u kilise kurumuna güvendiğini belirtiyor. Bu oran 2011’de yüzde 34, hatta 2010’da yüzde 41 olarak ölçülmüştü. Gözlemciler bu güven kaybında, son yıllarda kiliseye ait kurumlarda ortaya çıkarılan çocuklara yönelik taciz olaylarının önemli rol oynadığını belirtiyor. Avrupa çapında ise kilise kurumuna duyulan güven yüzde 37 ile geçen yılki oran ile (yüzde 38) yaklaşık aynı seviyede seyretmeye devam ediyor.

28 Mart 2012

Filistinlilere AB'den yardım eli

Filistinlilere AB'den yardım eli

Avrupa Birliği Filistinlilerin yaşam şartlarını iyileştirmek adına iki projenin finansmanını üstlendi. 35 milyon euro değerindeki yatırımla, Gazze Şeridi’ndeki sınır geçişi yenilenecek ve bir arıtma tesisi kurulacak.

Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ve Filistin Özerk Yönetimi Başbakanı Selam Feyyad pazartesi günü, Avrupa Birliği'nin finansmanıyla başlatılacak projeler için imza attı.

  Catherine Ashton ve Selam Feyyad

İki proje kapsamında, Batı Şeria'da yapılacak su arıtma tesisi için 22 milyon euro ve Gazze Şeridi ile İsrail sınır hattında da yenileme çalışmaları için 13 milyon euro serbest bırakıldı.

Ashton, yapılacak yatırımlarla Avrupa Birliği'nin Filistinlilerin yaşam şartlarını dostane bir şekilde iyileştirme gayretinde olduğunu kaydetti. İki proje için ayrılan yatırım finansmanı, AB'nin Filistinlilere yardım kapsamında 2012 yılı içinde ödemeyi plandağı 300 milyon euroluk paranın bir bölümünü oluşturuyor.

Filistin'e yardım kapsamında çarşamba günü Brüksel'de Catherine Ashton başkanlığında, yardım eden devletlerin katılacağı uluslararası bir konferans düzenlenecek.

Uluslararası Para Fonu IMF geçen haftalarda, Filistinlilerin ekonomik durumu konusunda uyarmış, zor bir dönemde olduklarını belirtmişti. IMF, Filistin Özerk Yönetimi bütçesinde yaklaşık 379 milyon euroluk bir delik olduğu belirtilirken, kreditör devletleri malî yardım yapmaya çağırmıştı.

25 Mart 2012

AB’ye mülteci akını

  AB’ye mülteci akını

Avrupa Birliği ülkelerine iltica başvurularının sayısı geçen yıl yine arttı. En çok başvuru yapılan ilk iki ülke Fransa ve Almanya.

Avrupa Birliği'nin istatistik kurumu Eurostat'ın açıkladığı rakamlara göre, 27 birlik ülkesine geçen yıl toplam 301 bin kişi iltica başvurusunda bulundu. Avrupa ülkelerine 2010 yılında yapılan iltica başvurusu 259 bindi.

Mülteciler İtalya'ya daha çok deniz yoluyla geliyor

Merkezi Lüksemburg'da bulunan kurum, yüzde 9'luk oran ile en çok başvurunun Afganistan'dan geldiğine dikkat çekti. Raporda, başvuruların yüzde 6'sının Rusya ve Pakistan'dan, yüzde 5'inin de Irak ve Sırbistan'dan geldiği kaydediliyor.

Mülteci adaylarının en çok tercih ettiği ülke ise Fransa. Rapora göre, Fransa'ya 56 bin, ikinci sırada yer alan Almanya'ya da 53 bin kişi sığınmak istedi. Üçüncü sıradaki İtalya'ya da 34 bin başvuru yapıldığı belirtiliyor.

Ancak yapılan başvurulardan 237 bini incelemeye alınırken, bunlardan yüzde 75'inin ise reddedildiği kaydedildi.

Suriye'den göç uyarısı  

Suriye'den göç uyarısı

Türkiye'de çok sayıda Suriyeli mülteci bulunuyor

Bu arada Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği de Suriye'den olası bir kitlesel göçe karşı uyarıda bulundu.

Önümüzdeki altı ay içinde Suriye'deki şiddet olaylarından kaçanların sayısının 100 bini bulacağını tahmin eden kurum, BM'nin diğer ilgili organları ve uluslararası yardım örgütlerinin hazırlıklı olmaları gerektiğine dikkat çekti.

Şimdiye kadar 30 bin kadar Suriyeli mülteci Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak'a sığındı.

23 Mart 2012

AB'den Yalan Reklamlara Yasak

AB'den Yalan Reklamlara Yasak  

Avrupa Birliği (AB), aldatıcı ve yanıltıcı nitelik taşıdığı gerekçesiyle yaklaşık bin 600 yiyecek reklamını yasaklıyor.

AB Komisyonu'nun konuyla ilgili hazırladığı düzenleme, Avrupa Parlamentosu'nun Tüketici Hakları Komisyonu'nda onaylandı.

"Bağışıklık sisteminize iyi gelir" veya "vücudunuzun savunma sistemini güçlendirir" gibi muhtelif başlıklar, "bilimsel gerçeklere dayanmayan, aldatıcı ve yanıltıcı nitelikte reklam sloganları" olarak kabul edildi. Bu sınıfa bin 600'den fazla reklam sloganı girerken, 220 yiyecek için kullanılan reklam sloganına onay verildi. Onay bulan yiyecekler arasında, "hazma iyi gelir" sloganını kullanan kepekli bisküviler de var.

Şirketlere, stoklarındaki yasaklı slogana yer veren ambalajlara sahip ürünlerini satmak için 6 ay süre tanındı. Sloganının gerçekliğini bilimsel olarak kanıtlayan şirketlere ise düzenlemeye itiraz yolu açık bırakıldı.

Tüketiciler Birliği memnun

Yasaklı sloganlar listesi, Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu'nca (EFSA) hazırlandı. Listeyi düzenlemeye 2006 yılında başlayan EFSA uzmanları, 44 bine yakın sloganı denetlediğinden yasakların netlik kazanması öngörülenden daha uzun sürdü.

Avrupa Tüketiciler Birliği (BEUC) Başkanı Monique Goyens, düzenlemeyi "doğru yönde atılmış bir karar" sözleriyle değerlendirdi.

Goyens, "düzenlemeyle tüketicilerin nesnellikten yoksun, abartılı veya gerçek dışı reklam ifadelerinden korunacağını" söyledi.

21 Mart 2012

Volvo CEO’su AB’nin emisyon hedefini eleştirdi

  AB’nin emisyon hedefi

Stephan Jacoby emisyonları azaltmaya ve elektrikli araçları desteklemeye yönelik plan hatalı dedi.

Volvo Cars’ın Başkanı ve CEO’su Stephan Jacoby Brüksel’deki bir endüstri seminerinde Avrupa Komisyonu’nun, Avrupa çapında CO2 emisyonlarını azaltmaya ve elektrikli araçları desteklemeye yönelik planının hatalı olduğunu söyledi.

Jacoby, uyumlu bir teşvik stratejisi olmamasının ve AB’nin koyduğu aşırı iyimser hedeflerin istenen amaca ulaşılamamasına neden olacağına inandığını ve hibrit ve tamamen elektrikli araçların şu anki yüksek maliyetinin Avrupalı otomobil müşterilerinin bu araçlara geçmelerini önlediğini söyledi.

“Volvo Car Corporation AB’yi teşvikleri koordine etmeye ve araştırma-geliştirmeyi desteklemeye çağırmaktadır,” diyen Jacoby bu yapılmadığı takdirde Avrupalı otomobil yapımcılarının sonuçlara katlanmak zorunda kalacağını ekledi.

Jacoby, “Uzun vadede bu durum endüstrinin rekabet yeteneğini ve Avrupa’da istihdamı tehlikeye sokacaktır,” dedi ve ayrıca Komisyonun Taşımacılığa dair Beyaz Bülteninde yer alan sera gazı emisyonlarını, 2050’ye kadar yüzde 60 düşürme hedefinin ve geleneksel motorlu araçların kullanımının aşamalı olarak azalıp, o yıl itibariyle tamamen sona ereceği tahmininin gerçekçi olmadığını dile getirdi.

21 Mart 2012

"Vize İşkencesi" Sonunda Onları da İsyan Ettirdi

Avrupa İstikrar Girişimi Başkanı, Gerald Knaus  

Avrupa İstikrar Girişimi Başkanı,Türklere uygulanan çifte standardı kaleme aldı.

Her yıl, yüz binlerce Türkiye vatandaşı Avrupa Birliği ülkelerinin konsoloslukları önünde sıraya giriyor, zaman ve para harcıyor.

Türkiye, diğer tüm aday ülkelere vize serbestisi tanınırken kendisine uygulanan bu muameleden duyduğu rahatsızlığı her ortamda dile getiriyor.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında iplerin gerilmesine neden olan vize işkencesine bir tepki de bu kez bir Avrupalı düşünce kuruluşundan geldi.

Avrupa İstikrar Girişimi Başkanı Gerald Knaus, yazdığı bir makalede "vize duvarının Türk vatandaşları ve yetkilileri için bir öfke kaynağı" olduğuna dikkat çekti.

AB'yi Suçladı

Düşünce kuruluşu başkanı Knaus, Avrupa Birliği'ni kendi yasal yükümlülüklerini ihlal etmekle ve birliğin güvenlik çıkarlarının altını oymakla da suçladı.

Knaus, Türkiye'ye uygulanan vize politikasının sürdürülemez olduğunu vurgularken, birliğe de "politikanızı yeniden gözden geçirmenin vakti geldi" çağrısında bulundu.

Gerald Knaus, yazısında vizesiz seyahat sayesinde Türk öğrenciler, işadamları ve turistlerin, başta Yunanistan olmak üzere Avrupa ekonomilerine katkı sağlayacağına da dikkat çekti.

Knaus, yazısını "vizelerin kaldırılması ortak çıkardır" sözleriyle tamamladı.

13 Mart 2013

Gurbetçiler alkışladı, Bağış karşı çıktı

Bağış karşı çıktı  

Belçika'da gurbetçilere seslenen Bakan Egemen Bağış, AB'ye girilmemesi yönündeki sorunun alkışlanması üzerine, 'Siz neden Avrupa'da yaşıyorsunuz?' dedi ve AB projesini savundu.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Brüksel'de Türk Dernekler Birliğinin onuruna verdiği yemekte konuştu.

Avrupa'daki soydaşların sayısının 5.5 milyonu aştığını ve bugün artık evsahibi konumunda olduklarını belirten Bağış, kendisine yöneltilen ve alkış alan sorular karşısında AB projesini savundu.

Bağış, '''Avrupa Birliği hasta, girerek kimyamızı neden bozalım' diye soru geldi, alkışladınız. 'Türkiye Avrupa Birliği'ne gireceğine bir Asya Birliğine girse' diye soru geldi, onu da alkışladınız. Çok değerli kardeşlerim o zaman siz neden Avrupa'da yaşıyorsunuz?'' deyince alkış aldı.

Egemen Bağış, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bugün AB'de bir rahatsızlık olabilir ama altını çizmem gereken bazı gerçekler var. Bugün kişi başına düşen refahta dünyanın en önde gelen coğrafyası burasıdır, o yüzden burada yaşıyorsunuz.

İnsan haklarını, ifade özgürlüğünü, gıdaların hijyenini, çocuklarınızın oynadığı oyuncakların standartlarını, trafik kurallarını, vergi düzenini, işçi-işveren ilişkilerini ve bütün bunları değerlendirdiğimiz zaman AB bir değerler birliğidir.

Bunun da ötesinde AB insanlık tarihinin en kapsamlı barış projesidir. AB sayesinde asırlardır birbirleriyle savaşmış olan İngilizler, Fransızlar, Almanlar barış içerisinde yaşayabiliyorlarsa Türkiye'nin katılımı o kıtasal barış projesini küreselleştirecek bir süreçtir. O yüzden AB'ye girmek istiyoruz.''

'BİN YILDIR AVRUPA'YA YÜRÜYORUZ'

''Ama şunu da unutmayın; Biz bin yıldır batıya doğru ilerleyen bir milletiz. Orta Asya'dan Viyana'ya kadar gitmişiz. Şimdi de Brüksel'e, Genk'e geliyoruz'' diyen Bağış, Türkiye'nin AB üyeliğinin başka birlikler ve örgütler kurmasına ya da bunlara üye olmasına engel oluşturmadığını vurguladı.

07 Mart 2012

AB'nin Dövüşçü tanıtım videosu Yayından Kaldırıldı

video klip  

127 bin avro harcanarak hazırlanan video klip, yayından kaldırıldı.

Avrupa Birliği, genişleme politikalarına desteği artırmak için 127 bin avro harcayarak bir klip hazırlattı, ortalık karıştı.

Bir Avrupalının, Çinli, Hintli ve Brezilyalı dövüş ustaları karşısında çoğalarak kendisini koruduğu video eleştiri yağmuruna tutuldu.

Irkçı ve yabancı düşmanı öğeler içerdiği gerekçesiyle tepki çeken video klip yayından kaldırıldı.

Avrupa Birliği geçtiğimiz günlerde medyaya yansıyan ve Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin ekonomi motoru Almanya'ya benzeten bir kliple izleyicilerin karşısına çıktı.

Aday ülkeleri Avrupa ülkelerine tanıtmaya çalışan ve beğenilen videonun ardından Avrupa Birliği bu kez baltayı taşa vurdu.

Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı başka bir video klip, ırkçı öğeler içerdiği gerekçesiyle tepki çekti.

Bir dakika süren ve dövüş filmlerinden bir kesiti andıran video klip, komisyona 127 bin avroya mal oldu.

Ancak genişlemenin önemine dikkat çekmesi için hazırlanan video klip beğeniden çok eleştiri topladı.

Bir Avrupalının, dövüş ustası Çinli, Hintli ve Brezilyalı tarafından etrafının kuşatıldığı görüntüler "yabancı düşmanı öğeler içerdiği gerekçesi" ile tepki gördü.

Videoda etrafı kuşatılan Avrupalı, kendini klonlayarak daha güçlü hale geliyor ve rakipleri ile oturup konuşma zemini buluyor.

Dünyanın yükselen ülkeleri karşısında Avrupa'nın endişesini de ortaya koyan videoya tepkilerin ardından Avrupa Komisyonu'ndan açıklama yapıldı.

Açıklamada, "bu videonun ırkçı bir içeriğe sahip olmasını amaçlamamıştık, böyle anlaşılmasından dolayı çok üzgünüz" denildi.

7 Mart 2012

Boyner'den AB'ye: Vize sorununu çöz

  TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, Avrupa Birliği'ne vize sorununu çözmesi çağrısında bulundu.

BRÜKSEL - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Avrupa Birliği'ne (AB) Türk halkının gündelik yaşamını ve iş hayatında verimliliği olumsuz etkileyen vize sorununu çözmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'nin Dostları grubunun düzenlediği ''G20, AB ve Türkiye'' konulu konferansta konuşan Boyner, AB'nin Türkiye'deki reform sürecinin temel dinamiği olduğunu belirterek, katılım müzakerelerine yeni bir ivme kazandırılması gerektiğini söyledi.

Boyner, AB Komisyonu'nun bu amaçla önerdiği pozitif gündem için ''vize sorununun çözülmesi'' ve ''AB'nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı serbest ticaret anlaşmalarında Türkiye'nin mağdur edilmemesi''nin 2 temel şart olduğunu vurguladı.

Ümit Boyner, 2001 krizinden ders alan Türkiye'nin bugün bütçe açığı ve borç yükü gibi temel ekonomik göstergelerde birçok AB üyesinden iyi durumda olduğunu belirtirken gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 10'una yaklaşan cari açığın risk kaynağı olmaya devam ettiğini dile getirdi.

Boyner, Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme için mikro reformlarla yatırım ortamını iyileştirmesi inovasyon ve teknoloji üretimininde atılım yapması ve rekabeti güçlendirmesi gerektiğini ifade etti.

AB ve Türkiye ekonomilerinin birbirlerinin tamamlayıcısı olduğunu kaydeden Boyner, küresel ekonomik dengeler değişirken AB'nin nasıl bir gelecek istediğine karar vermesini istediklerini söyledi.

Avrupa Parlamentosu Ekonomik ve Parasal İşler Komitesi Başkan Yardımcısı Arlane McCarthy ise Türkiye'yi ''Avrupa'nın BRIC'i'' olarak gördüğünü belirterek ''Ekonomide Türkiye'den öğreneceğimiz çok şey var'' dedi.

06 Mart 2012

"AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı var!"

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik partisi (CDU) milletvekili Karl-Georg Wellmann  

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik partisi (CDU) milletvekili Karl-Georg Wellmann, AB'nin stratejik, güvenlik ve ekonomik nedenlerden dolayı Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu belirtti

Wellmann, hükümetlerinin ülkelerinde yaşayan Türklerin can güvenliğini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağını söyledi.

Rusya'daki devlet başkanlığı seçimini izlemek için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) tarafından gözlemci olarak görevlendirilen Wellmann, A.A'nın Türk-Alman ilişkileri konusundaki sorularını yanıtladı.

Wellmann, Almanya'da ırkçılar tarafından öldürülen Türk vatandaşlarıyla ilgili bir soru üzerine, bunun son derece kötü bir olay olduğunu belirterek, ''Aslında onlar aynı zamanda kendilerini öldürdüler. Almanya'da sanırım 10 kişi öldürdüler ve çoğunluğu yabancıydı. Alman hükümeti benzer olayların ilerde olmasını engellemek için her türlü çabayı harcıyor'' dedi.

Almanya'daki Türk vatandaşlarını ve Almanya'ya gelen Türkleri sevdiklerini söyleyen Wellmann, ''Alman halkı da Türkiye'yi seviyor. Milyonlarca Alman tatilini Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında geçiriyor. Alman hükümetinin Almanya'daki Türklerin yaşamlarını güvence altına almak için her şeyi yapacağına emin olmalısınız'' diye konuştu.

''TÜRKİYE'YE İHTİYACIMIZ VAR"

Wellmann, Türkiye'nin AB'deki pozisyonunun ne olması gerektiği yolundaki bir soru üzerine, ''Benim kişisel görüşüm Türkiye'nin gelecekte AB üyesi olması yönünde'' dedi.

AB'nin Türkiye'ye stratejik, güvenlik ve ekonomik nedenlerden dolayı ihtiyacı olduğunu kaydeden Wellmann, ''Türkiye son derece güçlü bir ülke. Ama hem sizin ülkenizde hem de benim ülkemde Türkiye'nin AB üyesi olması gerekip gerekmediği konusunda devam eden bir tartışma var. Biz buna devam etmeliyiz. Biz bu süreci (üyelik) devam ettirmeliyiz'' ifadesini kullandı.

Wellmann, uzaktan baktığında Türkiye'nin nasıl bir ülke olarak göründüğü yolundaki soru üzerine de şunları söyledi:

''Bunu söylemek çok zor, çünkü Türkiye o kadar hızlı bir şekilde değişiyor ki... Türkiye 10-20 yıl önce bugünkü Türkiye'den çok farklıydı. Önümüzdeki 10 yıl içinde de Türkiye değişecek. Türkiye'de Avrupalılaşmaya doğru son derece hızlı bir gelişme var. Toplumunuzu modernize ediyorsunuz ve bu da etkileyici bir durum. Ekonominize baktığımda, bazı AB üyesi ülkelerden çok çok daha iyi durumda olduğunu görmekteyim. Bu da benim Türkiye'nin AB üyesi olmasını destekleme nedenlerimden biri.''

Avrupa'dan son dönemde Türkiye'ye yönelik insan hakları ve ifade özgürlüğü konusunda birtakım eleştirilerin geldiğinin hatırlatılması üzerine Wellman, ''Evet. Gerek Kürt sorunu olsun gerek Türkiye'deki Hristiyanlar konusunda olsun, Türk hükümetiyle ve Türkiye'deki sivil toplum örgütleriyle yakın danışmalar halindeyiz. Bu sorunlar için Türkiye'de bir an önce çözüm bulunmasını ümit ederiz. Bu konuda katedilmesi gereken uzun bir yol var. Türkiye'nin yapması gereken bazı ev ödevleri var. Ama biz bazı olumlu gelişmeler görmekteyiz ve bu da bizi iyimser yapmakta'' diye konuştu.

''ORDUNUN HÜKÜMETE HİZMET ETMESİ GEREKİYOR"

Wellmann, AB'nin daha önce ordunun siyaset üzerindeki etkisine yönelik eleştirilerinin bulunduğunu ve bu etkinin artık ortadan kalkıp kalmadığı yolundaki soru üzerine de ''Öyle görünüyor. Bunu takdir ediyoruz. Bu başbakanınızın son derece iyi bir politikası. Sizi bu konuda devam etmeniz için teşvik etmek isteriz. Çünkü ordunun hükümete hizmet etmesi gerekiyor. Tersi değil...'' dedi.

''EURO DEVAM EDECEK"

Alman milletvekili bir başka soru üzerine, avronun geleceği olmadığına dair endişeleri paylaşmadığını belirterek, ''Euro devam edecek. Almanya euronun değerini korumak için elinden gelen her şeyi yapıyor'' diye konuştu.

Wellmann, ''Diğer ülkeleri kurtarmanın bize maliyeti çok fazla. Ama bu bizim çıkarımıza. Eurodan en fazla kazanç sağlayan biz Almanlarız. Bildiğiniz gibi Almanya'nın ihracata dayanan bir ekonomisi var. Euro bizim çıkarımıza ve biz buna devam etmek istiyoruz'' ifadesini kullandı.

5 Mart 2012

Avrupa Başkanı!

Avrupa Başkanı!  

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, AB ülkelerinde doğrudan bir "Avrupa Başkanı" seçilmesini önerdi.

Bakan Westerwelle, yarın yayımlanacak "Welt am Sonntag" gazetesine yaptığı açıklamada, Avrupa'daki insanların kendileriyle bağdaştırabileceği şahsiyetlere ihtiyacı olduğunu belirterek, "Bu nedenle, bir Avrupa Başkanının doğrudan seçilmesinden yanayım. Bu kişi öncelikle Avrupa çapında kendisini tanıtmaya çalışmalı. Bu AB'ye yeni bir ivme kazandırabilir" şeklinde konuştu.

Bir Avrupa Anayasası hazırlanmasını da isteyen Westerwelle, "Avrupa'nın, vatandaşlarının tek bir referandumla hakkında karar verebileceği ortak bir anayasaya ihtiyacı var" dedi.

Westerwelle, bugüne kadar gerçek bir Avrupa Anayasasının hazırlanamamış olmasından üzüntü duyduğunu ifade ederek, Lizbon Anlaşmasının bazı yapısal eksiklikleri olduğunu fark ettiklerini, birçok karar mekanizmasının çok karmaşık ve saydamlığın eksik olduğunu kaydetti.

3 Mart 2012

AB'de Yeni malî anlaşma imzalandı

AB'de Yeni malî anlaşma imzalandı

AB'nin 27 üyesinden 25'i olası malî krizlere karşı daha sıkı önlem alınmasını öngören anlaşmaya Brüksel'de imza attı. Anlaşma bütçe sınırını aşan ülkelere doğrudan yaptırım öngörüyor.

Brüksel'de bir araya gelen Avrupa Birliği liderleri olası krizlere karşı daha sıkı önlem alınmasını ve üye ülkelerin bütçe disiplini sağlamalarını öngören anlaşmayı uzun tartışmalar sonrası imzaladı. Daha önce söz konusu malî pakta karşı olduğunu açıklayan İngiltere ve Çek Cumhuriyeti ise anlaşmanın dışında kaldı.

Anlaşmayla üye ülkelerin yapısal bütçe açıklarının gayrisafi yurtiçi hâsılalarının yüzde 0,5'ini aşamayacağı hükme bağlanıyor.

Hemen soruşturma açılacak

Anlaşma üye ülkelerin aşırı borçlanmasını önlemek için borçlanma sınırının aşılması durumunda yaptırımların otomatikman devreye girmesini ve borç freni sayesinde de uzun vadede milli bütçelerin dengelenmesini öngörüyor. Buna göre aşırı borçlanma halinde ilgili ülke hakkında hemen soruşturma açılması ve Avrupa Adalet Divanı tarafından borçlanma freninin uygulanıp uygulanmadığının incelemeye alınması planlanıyor.

AB liderleri Brüksel'de bir araya geldi

Anlaşma İngiltere ve Çek Cumhuriyeti tarafından veto edildiği için, malî ittifak Avrupa Birliği anlaşmalarına entegre edilmeyecek. İngiltere Başbakan David Cameron olumsuz tutumuna, milli bütçe egemenliğinin elden gidecek olmasını gerekçe göstermişti.

Anlaşmanın 2013 yılında yürürlüğe girmesi bekleniyor. Ancak anlaşmanın yürürlüğe girmeden önce, taraf olan ülkelerin parlamentoları tarafından da onaylanması gerekiyor.

  Fondan faydalanmak için imza şart

Fondan faydalanmak için imza şart

Anlaşma metninde ayrıca, zordaki ülkeleri kurtarmak için oluşturulan Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM) adlı fondan faydalanabilmek için anlaşmaya taraf olma şartının aranacağı belirtiliyor. AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, imza töreninde yaptığı açıklamada, bütçe disiplini anlaşmasıyla Euro Bölgesi'nde güvenin yeniden tesisi açısından önemli bir adım atıldığını söyledi.

Van Rompuy, ''Euro Bölgesi'nin geleceği açısından güvenin yeniden yakalanması, ekonomik büyüme ve istihdamın yolunu açacaktır'' diye konuştu.

İlk sınav

Yeni anlaşma, AB Komisyonu'na aşırı bütçe açığı veren ülkeleri cezalandırma yetkisi, Euro Bölgesi'ndeki 17 ülkenin anayasalarına denk bütçe yapacağı taahhüdü koyma zorunluluğu, Euro Bölgesi ülkelerine ortak kurumlar ve mali işlem vergisi sistemi getiriyor.

Ancak bu yeni düzenlemelerin nasıl uygulanacağı, İspanya ve Hollanda'nın borçlarını azaltma hedeflerini yakalayamayacağını açıklamasıyla kısa süre içinde ilk sınavıyla karşı karşıya kalabilir.

Brüksel'deki liderler zirvesinde, genel hava kriz yerine büyümeye odaklanmış olsa da, gözlemciler tüm ülkelerde kamu harcamalarında kesintiye gidilirken bunu başarmanın çok kolay olmadığı görüşünde.

Yeni anlaşma, ima koyan ülkelerden on birinin ülke parlamentolarında, İrlanda'nın ise referandumla onaylaması ardından yürürlüğe girebilecek.

2 Mart 2012

AP'de Türkiye Raporu Taslağına Onay

Avrupa Parlamentosu

Taslak AP'de 7'ye karşı 54 oyla kabul edildi.

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'nde Türkiye rapor taslağı kabul edildi.

Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten tarafından kaleme alınan taslakta sivil anayasa çağrısı yapılıyor.

7'ye karşı 54 oyla kabul edilen rapor taslağında, askeri harcamaların bütünüyle yargı denetimi altına alınması, Türk Silahlı Kuvvetleri ve jandarmanın sivil yargıya tabi olması gerektiğine vurgu yapıldı.

Kabul edilen değişiklik önergelerinde ise sivil anayasa çalışmalarına güçlü destek çıktı. Yeni anayasanın Türkiye'deki her fert ve grubun haklarını tasdik etmesi, güçler ayrılığını güvence altına alması gerektiği de önemle vurgulandı.

Hrant Dink Kararı Eleştirisi

Hrant Dink davasında çıkan son mahkeme kararından endişe duyulduğu da taslakta yer aldı.

Raporda, cinayetin bütün detaylarıyla soruşturularak tüm sorumluların yargı önüne çıkarılmasını istendi.

Ermeni İddialarına İlişkin Girişimlerse Sonuçsuz Kaldı

Bazı aşırı sağ ve sol milletvekillerinin 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını ve benzer maddeleri kabul ettirme girişimi ise sonuçsuz kaldı.

1 Mart 2012

Avrupa bankalarına ucuz kredi

  Avrupa bankalarına ucuz kredi

Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Birliği çapında 800 bankaya düşük faizle 530 milyar euro daha kredi veriyor.

Merkez Bankası, bankalara üç yıl süreli bu tür kredileri ikinci kez sağlamakta. Avrupa Merkez Bankası, Aralık ayında da bankalara 489 milyar euro kredi dağıtmıştı.

Bankalara verilen bu son krediler, euro bölgesinde yaşanan krizi hafifletmeyi ve bankaların likidite durumlarını düzeltmelerine yardımcı olmayı amaçlıyor.

Avrupa Merkez Bankası, hangi bankalara kredi verildiğini açıklamadıysa da, çok uluslu İngiliz bankası HSBC, 350 milyon sterlin kadar kredi aldıklarını doğruladı.

Lloyds Bankacılık grubu da, 11,4 milyar sterlin kredi çektiklerini belirtti.

Piyasalar Avrupa Merkez bankası'ndan gelen açıklamaya olumlu tepki gösterdi; bankacılık sektörünün hisseleri büyük artış kaydetti.

Almanya'da Commerzbank hisseleri yüzde 3,6 artarken, Deutsche Bank hisseleri de yüzde 1,7 yükseldi.

Fransa'da en büyük artışı yüzde 4,5'la Crédit Agricole kaydetti. Société Générale'in hisseleri ise yüzde 2,3 oranında arttı.

Londra'daysa Barclays'in hisselerinde yüzde 1,7; HSBC hisselerindeyse yüzde 0,6 artış kaydedildi.

Mali yorumcular, Avrupa Merkez Bankası'nın verdiği kredi miktarının ve kredi verilen banka sayısının beklentiler doğrultusunda olduğunu kaydediyorlar.

29 Şubat 2012

Wulff’tan Türkiye’ye AB desteği

  Almanya Cumhurbaşkanı Wulff

Almanya Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin, Mısır, Libya ve Tunus gibi ülkelerde demokrasi için örnek olduğunu söyledi.

Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff, AB ülkelerinin Türkiye konusunda "ahde vefa" ilkesine uymaları gerektiğini söyledi.

İtalya ziyareti sırasında Milano'da üniversite öğrencilerine hitap eden Cumhurbaşkanı Wulff, Türkiye'nin AB sürecine de değindi. AB ülkelerinin geçmişte oybirliği ile Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı aldıklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Wulff, Avrupalıların altına imza attıkları kararlara uymaları, "ahde vefa" ilkesinin gereğini yerine getirmeleri gerektiğini kaydetti. Wulff, Türkiye ile müzakerelerin, şeffaf ve adil bir şekilde sürdürülmesini istedi.

İslam dünyasına örnek

Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Türkiye için üyelik perspektifinin açık kalmasının önemini de vurgularken, çoğunluğu Müslüman birkaç ülkeden biri olan Türkiye'nin, Mısır, Libya ve Tunus gibi ülkelerde demokrasi için örnek olarak görüldüğünü vurguladı.

Alman Hrıstiyan Demokrat politikacılar arasında Türkiye'nin AB üyelik sürecine olumlu bakan az sayıdaki isimden olan Christian Wulff, Başbakan Angela Merkel ile Türkiye konusundaki görüş farkını bir kez daha açıkça ortaya koymuş oldu. 2005 yılından bu yana Başbakanlık görevini yürüten Merkel, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı çıkıyor ancak müzakere sürecinin “ucu açık” bir şekilde devam etmesini destekliyor.

15 Şubat 2012

Vizeleri Kaldırın Ekonomiyi Düzeltelim

  Baş müzakereci Egemen Bağış

Avrupa Birliği Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış'tan Brüksel'de "Vizeleri kaldırın, Yunan ekonomisini canlandıralım" önerisi geldi.

Brüksel'de temaslarda bulunan Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ilk olarak Avrupa Parlamentosu Sosyal Demokrat Grup Başkanı Hannes Swoboda ile görüştü.

Bağış, eski Türkiye raportörü olan Swoboda'ya "Türkiye'ye vizeleri kaldırın, Türk turistler kolaylıkla Yunanistan'a gitsinler ve Yunan ekonomisini canlandırsınlar" diye konuştu.

Bakan Bağış, "Yunanların da bunu dört gözle beklediğini biliyorum" yorumunu yaptı.

Egemen Bağış, programına Türkiye raportörü Ria Oomen-Ruijten ile görüşerek devam etti.

Gündem, Mart ayında açıklanması beklenen Avrupa Parlamentosu Türkiye raporu idi.

Bağış, raporda teröre geniş yer ayıran Hollandalı parlamentere teşekkür etti.

7 Şubat 2012

AB Borç Batağında

AB Borç Batağında  

20 AB ülkesinin kamu borç oranı arttı, bu artışta lider konumda olan ülke ise Yunanistan..

Avrupa Birliği borç batağından çıkamıyor.

Açıklanan yeni rakamlar, 27 ülkeli birliğin 20 üyesinin kamu borcunun milli gelirine oranının alınan tüm tedbirlere rağmen artmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

2011 yılında Avrupa'da kamu borç oranı en çok artan ülke ise iflası konuşulan komşu Yunanistan.

Avrupa Birliği içine düştüğü borç krizine çözüm bulmakta zorlanıyor.

Son iki yılda zirve üstüne zirve düzenleyen, ardı ardına kurtarma paketleri açıklayan Avrupa Birliği yine de artan kamu borcu sorununu yenemiyor.

Açıklanan son rakamlar, hem 17 üyeli Avro bölgesinde hem de 27 üyeli Avrupa Birliği'nde kamu borcunun milli gelire oranının artmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

Avrupa'da 2011 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yıla göre kamu borcunun milli gelirine oranı artan ülke sayısı 20.

En yüksek artış, iflasın eşiğine gelen Yunanistan'da gerçekleşirken, borcun milli gelire oranının yüzde 160'lara ulaşması ise tüm Avrupa'yı korkutmaya yetiyor.

Artış oranındaki yarışta, komşuyu diğer iki sıkıntılı ülke Portekiz ve İrlanda takip ediyor.

İtalya ise 2 trilyon avroya yaklaşan kamu borcu ve yüzde 120'ye varan borç oranı ile dünyayı korkutan ülkeler arasında ilk sırada..

Avrupa Birliği'ne ev sahipliği yapan Belçika ise yüzde yüze varan borç oranı ile ekonomi çevrelerinin eleştirilerini çekmeye devam ediyor.

Ancak Avrupa'nın en sağlıklı ekonomisi olarak görülen Almanya'da dahi kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 80'in üstünde olması gelinen sıkıntılı noktayı göstermeye yetiyor.

Türkiye ise yüzde 40'lık kamu borcu oranı ile Avrupalı birçok ülkenin sağlayamadığı yüzde 60 kriterini tuttururken, dünyanın önde gelen ekonomilerine parmak ısırtıyor.

6 Şubat 2012

Çin'den beklenen destek gelmedi

Çin'den destek gelmedi  

Çin ziyaretine devam eden Merkel umduğunu bulamadı.

Çin Başbakanı Wen Jiabao, Euro Bölgesi’ne güven duyduklarını söyledi ama somut yatırımlar konusunda herhangi bir taahhütte bulunmadı.

Almanya Başbakanı Merkel ile temaslarından sonra bir açıklama yapan Çin Başbakanı Wen Jiabao, Avrupa’nın euro krizini çözme doğrultusunda iyi yolda olduğunu ancak çözümün anahtarının öncelikle Avrupalılarda olduğunu belirtti. Çin Başbakanı, Avrupa hazine bonolarına daha fazla yatırım yapma konusunda da herhangi bir somut taahhütte bulunmadı.

Almanya Başbakanı Merkel’ın açıklaması da Wen’i onaylar nitelikteydi: "Benimle konuşmanızda Çin'in dünya ekonomisinin istikrarı konusunda sorumluluk taşıdığını, euronun da istikrarı doğrultusunda tavır alacağını söylediniz. Ancak tabii şu nokta net: Bu konuda baş sorumluluk ilk aşamada Avrupalı ülkelerde. Ev ödevlerimizi yapmak, kendi sorunlarımızı çözmek durumundayız."

Başbakan Merkel, Almanya ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin adil ve özgür olmasını da bir kez daha talep etti

Çin'den beklentiler sürüyor

Merkel böyle konuşsa da, Avrupalılar yine de euro krizinde Çin’in yardımlarını ümit ediyor. Acaba bu, naif bir beklenti mi? Alman Dış Politika Derneği’nden Çin uzmanı Eberhard Sandschneider, "Evet, batılı kapitalist ülkelerin dünya üzerindeki son komünist devletlerin birinden finans yardımı beklemeleri, en azından şaka gibi geliyor insana. Ancak naif bir beklenti değil bence. Çünkü Çin bir yandan, büyük döviz rezervleri dolayısıyla batılı ülkeler üzerindeki siyasi nüfuzunu artırmak istiyor. Diğer yandan da finansal açıdan kâr sağlamayı hedefliyor. Bildiğimiz kadarıyla Çin euroya büyük boyutlarda yatırım yapmış durumda. O yüzden de euronun istikrarlı kalmasını arzu ediyor" şeklinde konuşuyor.

Çin’deki temaslarında Başbakan Merkel, Almanya ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin adil ve özgür olmasını da bir kez daha talep etti, ayrıca fikrî mülkiyet haklarının korunmasına vurgu yaptı. Merkel, insan hakları konusuna da değindi ve özellikle internette düşünce özgürlüğünü savundu: "Kanımızca internet alanında çok sert tepki gösteriliyor. Ve ben her zaman olduğu gibi düşünce çeşitliliğinin bir ülkenin gelişmesi açısından önemli olduğunu, buradan iyi tartışma ortamları doğacağını vurgulamaya çalışıyorum. Ancak bu alandaki temaslarımız ileride de devam edecektir."

  Almanya Başbakanı Merkel

İran'ın nükleer programı

İran konusunda da iki ülkenin benimsediği farklı görüşlerde bir değişiklik olmadı. Çin Başbakanı, ülkesinin Tahran’a yaptırım uygulanmasını reddettiğini bir kez daha yineledi. Wen Jiabao, İran’ın nükleer programına ilişkin sorunları çözmek için diyalog ve işbirliğinin tek somut yol olduğuna da vurgu yaptı.

Çin Başbakanı Wen Jiabao, Avrupa’nın euro krizini çözme doğrultusunda iyi yolda olduğunu ancak çözümün anahtarının öncelikle Avrupalılarda olduğunu belirtti

Siyasi yorumcuların çoğu Çin’in İran ve Suriye konusunda yapıcı değil, daha ziyade sonuç getirmeyen politikalar izlediği kanısında. Alman Dış Politika Derneği’nden Eberhard Sandschneider, Çin’in bu tavrını bundan sonra da değiştirmeyeceği görüşünde: "Gerçek şu ki, Çin’in bu ülkelerle ekonomik ve ham madde kaynakları temelinde sıkı ilişkileri bulunuyor. (BM Güvenlik Konseyi’ndeki) Libya kararında Çin, batılı ülkeler yanında tavır almış, ancak bunun neticesinde başı ağrımıştı. Libya kararında olduğu gibi olumsuz etkilerle karşılaşmamak için Çin, (İran ve Suriye) söz konusu olduğunda da uluslararası arenada dediğim dedik tavrını sürdürecektir."

Almanya Başbakanı Angela Merkel’ın üç günlük Çin gezisinin cuma günkü durağında Çin Devlet ve Parti Başkanı Hu Jintao ile buluşma var. Merkel daha sonra ekonomik ağırlıklı temaslarda bulunmak üzere güney Çin'deki Kanton'a geçecek.

Çin son yıllarda Almanya'nın en büyük ticari partnerlerinden biri haline geldi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri daha fazla geliştirmek ve ekonomik kriz içinde olan Euro Bölgesi'ne mali destek sağlamak amacıyla Pekin ziyaretine çıktı. Merkel insan haklarına önem verdiğini göstermek için Çin ziyareti sırasında Nobel barışı ödülü sahibi Liu Xiaobo ve insan hakları savunucusu Gao Zhisheng'in avukatı Mo Shaoping'le Almanya'nın Pekin Büyükelçiliği'nde bir görüşme yapacaktı.

İnsan hakları avukatı Mo Shaoping, Almanya Başbakanı Merkel'le biraraya gelmek için hazırlıklarını tamamlamıştı. Ancak Shaoping'e Çin istihbarat elemanları kötü bir sürpriz hazırlamışlardı.

ÜÇ SAAT ALIKONULDU

Almanya, pazartesi günü Merkel'le görüşmesi için insan hakları avukatı Mo Shaoping'i büyükelçiliğe davet etti. "Davet"i haber alan Çinli yetkililer, Mo Spaoping'in bürosunu ziyaret ederek, üç saat alıkoydular. Çinli yetkililer, ülkenin istikrarını gerekçe göstererek Merkel'le görüşmemesini talep etti.

Merkel ise Çin hükümetinin insan hakları temsilcileriyle görüşmesini engellemesine sessiz kalmayı tercih etti. Konuyla ilgili Alman haber ajansı dpa'ya telefonla açıklama yapan Mo Shaoping, "Görüşmeye gitmeme izin vermiyorlar" dedi.

Almanya Başbakanı Merkel, resmi ziyaret çerçevesinde bugün Çin Devlet Başkanı Hu Jintao ile görüştü. Çin Devlet Başkanı Hu, Merkel'in ziyaretinin iki ülke arasındaki "güven" ve "birbirini anlama" bağlarını daha da güçlendirdiğini söyledi.

03 Şubat 2012

Avrupa Birliği'nde 2 Fire

AB zirvesinde 25 üye, bütçe anlaşmasını imzalamayı kabul etti. İngiltere ve Çek Cumhuriyeti ise anlaşmaya imza koymadı.

AB zirvesinde İngiltere ve Çek Cumhuriyeti dışındaki 25 üye, bütçe disiplinini güçlendirecek yeni hükümetler arası anlaşmayı imzalamayı kabul etti.

Avrupa Birliği'nde 2 Fire

İngiltere, bütçe yapma yetkisini Brüksel'le paylaşmak istemediği için 8-9 Aralık'ta düzenlenen bir önceki zirvede yeni anlaşmaya katılmayacağını açıklamıştı.

İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt, Çek Cumhuriyeti'nin ise karmaşık parlamento onay süreci nedeniyle imza atamayacağını bildirdi.

Bu durumda 25 AB üyesinin taraf olacağı yeni anlaşmanın 1 Mart'ta imzalanması ve gelecek yıl yürürlüğe girmesi hedefleniyor.

Anlaşmayla bütçe disiplininden taviz veren ülkeler yarı otomatik yaptırımlara hedef olacak. Anlaşma taslağında, bütçe açıklarının hedeflerin üzerinde kalması halinde ''düzeltme mekanizmasının otomatik olarak devreye gireceği'' kaydediliyor.

Bu yönüyle AB'ye mali kuralı getirecek anlaşmayla üye ülkelerin yapısal bütçe açıklarının gayri safi yurtiçi hasılalarının yüzde 0,5'ini aşamayacağı kayda geçiriliyor.

Taslakta, zordaki ülkeleri kurtarmak için oluşturulan Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM) adlı fondan faydalanabilmek için anlaşmaya taraf olma şartı aranacağı belirtiliyor.

31 Ocak 2011

AB liderleri yeni Kurtarma Fonu'nu onayladı

  Kurtarma Fonu

AB devlet ve hükümet başkanları, Euro Bölgesi’nin mali açıdan zayıf konumdaki ülkelerine yardım için oluşturulan yeni Kurtarma Fonu'nu kabul etti. 500 milyar Euroluk Fon’un 1 Temmuz'da uygulamaya girmesi öngörülüyor.

Zirvede alınan karar ışığında, AB devlet ve hükümet başkanları, daha önce AB maliye bakanlarının aldığı bu yöndeki kararı onaylamış oldular. Fon’un hacminin yeterli olup olmadığı ise mart ayında tekrar gözden geçirilecek. AB ayrıca birlik sınırları içinde ekonomik büyümenin artırılmasını ve istihdamın güven altına alınmasını hedefliyor.

AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, Zirve’de daha fazla ekonomik büyüme ve daha fazla istihdam konusunda devlet ve hükümet başkanlarının anlaşmaya vardığını bildirdi. Bunun yeni bir konjonktür programı olmadığını özellikle vurgulayan Rompuy, burada söz konusu olanın birlik ülkelerinin elindeki mevcut imkanların daha iyi kullanılması, örneğin gençler arasındaki işsizlikle daha etkin mücadele olduğunu belirtti. Bu kapsamda Yunanistan ve İspanya gibi birlik üyesi ülkelerde gençlerin yüzde 40’ının işsiz durumda olduğuna dikkat çekiliyor. AB, orta ölçekli işletmeler için de daha fazla imkân yaratmak istiyor.

Mali işlem vergisi

AB devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı Zirve’nin açılışında bir konuşma yapan AB Parlamentosu Başkanı Sosyal Demokrat Martin Schulz, finans krizinin çözümüne ilişkin parlamentonun görevlerini tahlil etti. Schulz, “krizin baş göstermesinde birincil rol oynayanların, yani finans piyasasının, spekülasyon sektörünün, krizin çözülmesi sürecine de katılmaları gerektiğini, bunun için de mali işlem vergisinin kaçınılmaz olacağını” vurguladı.

Parlamento Başkanı Schulz, Euro Bölgesi ülkelerinin finans piyasasında ortaklaşa tahvil satın alması fikrine dayanan “Eurobond”, yani euro devlet tahvillerinin de akılcı bir çözüm olduğunu belirtti. Martin Schulz, gırtlağına kadar borç içindeki Yunanistan’ın bir konjonktür programına ihtiyacı olduğunu, tasarruf edecek durumu bulunmadığını söyleyerek, mali işlem vergilerinden 200 milyar euroluk gelir elde edilebileceğine dikkat çekti.

Angela Merkel ve Martin Schulz  

Yunanistan’a bütçe yetkilisi önerisi

Bu arada Almanya’nın Zirve öncesinde ortaya attığı, Yunanistan’ın bütçesini denetleyecek bir bütçe yetkilisi atanması önerisi başta Yunanistan olmak üzere AB'den çok sayıda ortağın eleştirisine uğradı. Berlin hafta sonu ortaya attığı öneride, tamamen borçlu duruma düşmüş olan Yunanistan’ın bütçe idaresinin elinden alınmasını ve sorumluluğun bir AB yetkilisine devredilmesini önermişti.

Euro Bölgesi Başkanı ve Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, öneriyi “kabul edilemez” olarak nitelerken, Avusturya başbakanı Werner Faymann, “siyasette kimseye hakarette bulunulması gerekmez” diye konuştu. Gelen tepkiler üzerine Almanya Başbakanı Angela Merkel, “burada yapmamamız gereken bir tartışma yapıyoruz” şeklinde konuşarak, tansiyonu düşürmeye çalıştı.

Portekiz’e yardım

Zirve’de yüksek derecede borçlanması olan Portekiz’in durumu da gündeme geldi. Neredeyse iflasın eşiğine gelmiş bulunan Portekiz’e şu anki Euro Kurtarma Fonu’ndan 78 milyar Euro acil yardım yapılması öngörülüyor. Ekonomi uzmanları, er ya da geç Portekiz’in de borçlarının bir kısmının silinmesinin kaçınılmaz olacağını belirtiyorlar.

AB Zirvesi’nde Euro Bölgesi’nde olmayan Polonya, bu bölgede olmayan diğer AB ülkeleri ile birlikte mali krizin çözülmesine yönelik müzakerelere katılma hakkı istemiş, aksi takdirde Polonya’nın daha fazla bütçe disiplini öngören tasarruf paktını imzalamayacağı tehdidinde bulunmuştu. Bu noktada AB Konseyi Başkanı Herman van Rompuy, Euro Bölgesi'nde olmayan ama Euro Tasarruf Paktı’nı imzalayan ülkelerin, yalnızca ortak para birimi ya da tasarruf paktı konularını içeren Zirve buluşmalarına katılmaları yönünde bir uzlaşma önerisi ortaya atmıştı.

30 Ocak 2012

AB’nin Navigasyon sistemi merkezi Prag oldu

  Navigasyon sistemi merkezi Prag oldu

Avrupa Birliği’nin GPS sistemlerine karşı geliştireceği küresel Yöngüdüm sisteminin Prag'da kurulacağı açıklandı.

Cuma günü imzalanan hükümetler arası anlaşmaya göre, proje ABD ve Rusya'nın GPS sistemlerine karşı Avrupa Birliği’nin kendi özgün sistemi olacak.

Uydu veriler temelinde mobil harita ve ulaşım sistemlerinin hazırlanması ve bu sistemlerin sivil kullanıma sunulması son on yılın en hızlı gelişen sektörlerinden biri olarak biliniyor.

Avrupa Birliği 2004 yılında, Amerikan GPS ve Rus GLONASS sistemlerine karşı kendi Navigasyon sistemini kurma kararını almış ve Brüksel merkezli olarak da o yıl sistemin geliştirilmesi çalışmalarına başlanmıştı.

Avrupa Birliği aradan geçen yıllar içinde 2 paralel navigasyon projesi geliştirdi. Birbirini tamamlayan Egnos ve Galileobo projeleri Avrupa Birliği denetiminde faaliyet gösteren 27 uydudan gelen verileri, yeryüzü kökenli başka ölçüm sistemleriyle koordine ederek hizmete sunuyor.

Brüksel Avrupa Birliği’nin kendi navigasyon sistemini en iyi bir şekilde geliştirmek , Amerikan ve Rus navigasyon sistemleriyle rekabet edebilmesini sağlamak için hiçbir maddi fedakârlıktan çekinmeyeceklerini açıklamıştı.

Bu temelde geliştirilen AB navigasyon sisteminin diğer iki dünya devinden en önemli farkı, Amerikan GPS ve Rus GLONASS’a karşı Avrupa sisteminin tamamen sivil amaçlarla hazırlanan bir sistem olması.

Uzmanlara göre askeri denetim altında bulunmaması nedeniyle Avrupa Navigasyon sisteminin yol ve hedef bulmadaki verimliliği çok daha yüksek.

Brüksel kaynaklı haberlere göre, Avrupa Birliği bu yıldan itibaren merkezi Prag’a taşınacak olan navigasyon merkezinin ABD ve Rus sistemleriyle dünya çapında rekabet edebilmesi için 7 milyar Euroluk bir fon ayırdı.

27 Ocak 2012

AB Hükümetleri beklenen Amborgo kararını aldı.

  İran ambargosu

AB hükümetleri beklenen kararı aldı.

İran, ambargonun uygulanması durumunda Hürmüz Boğazı'nı kapatacağını söyledi.

AB ülkeleri, nükleer programı ile ilgili uzlaşmazlığı sebebiyle İran'a kademeli bir petrol ambargosu ile nükleer programının finansmanının engellenmesi amacıyla Merkez Bankasına yaptırımlar uygulanması konusunda anlaşmaya vardı.

Diplomatik bir kaynak, Brüksel'deki AB ülkeleri büyükelçiler toplantısında İran'a petrol ambargosu uygulanması konusunda ilk anlaşmasına varıldığını belirterek, bu kararın AB ülkeleri dışişleri bakanları toplantısı sırasında gün içinde resmen yürürlüğe gireceğini kaydetti.

İRAN: HÜRMÜZ'Ü KAPATIRIZ

İran'dan ambargo kararına karşı tepki gecikmedi. Üst düzey bir parlamenter, Reuters'a petrol ihracatlarının engellenmesi durumunda İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatacağını açıkladı.

AMBARGO 1 TEMMUZDA BAŞLAYACAK

Alınan bilgilere göre AB üyeleri, bu haftadan itibaren İran'dan ham petrol ithalatıyla ilgili yeni sözleşme yapamayacak. Mevcut sözleşmeler 1 Temmuz'da sona erdiğinde AB'nin İran'dan petrol ithalatı yılın ikinci yarısında tamamen durmuş olacak.

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, dışişleri bakanları toplantısı öncesinde basına yaptığı açıklamada, İran'a ilave yaptırımları sonuçlandıracaklarını söyledi.

YUNANİSTAN KARŞI ÇIKMIŞTI

Haftalardır süren görüşmelerde Yunanistan gibi borç krizi içindeki kimi üye ülkelerin, ambargoyu erteleme ya da sınırlarını daraltma yönünde talepleri vardı ancak tüm karşı çıkışlara rağmen karar bugün açıklandı.

Günde 2,6 milyon varil petrol üreten İran, ihracatının çoğunu Asya ülkelerine yapıyor. Türkiye de petrol ithalatının üçte bire yakın bölümünü İran'da alıyor.

23 Ocak 2012

AB İsrail'i Uyarmaya Hazırlanıyor

  Batı Şeria'da İsrail Konutları

AB Dışişleri Bakanlarının İsrail'i Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin devam etmesi nedeniyle uyaracağı öğrenildi.

İsrail, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te uluslararası kamuoyunun tüm eleştirilerine rağmen ısrarla yeni yerleşim birimleri inşa etme çalışmalarına devam ediyor.

Son aylarda Avrupa Birliği'nin defalarca uyardığı İsrail'e önümüzdeki hafta yapılacak Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısından da uyarı mesajı çıkması bekleniyor.

Günler öncesinden basına yansıyan taslak raporda İsrail'in Batı Şeria'da toprak ve su kaynaklarının tekelleştirilmesi çalışmalarının "endişe verici" olduğu vurgusu yer alıyor.

Avrupa Birliği taslakta, iki devletli çözüm ihtimalinin zarar görmemesi gerektiğinin de altını çizerek; "karşılıklı güven inşa edilmeli" sözleriyle İsrail'e sesleniyor.

Rapor, yerleşim faaliyetlerinin devam ettiği ve "C bölgesi" olarak adlandırılan alanda 1967'de 300 bin Filistinli yaşarken şu an bu rakamın 56 bin olduğunu söylüyor.

Rakamlar bölgedeki Yahudi nüfusun ise aynı zaman diliminde bin ikiyüzden 310 bine çıktığını da gözler önüne seriyor.

Batı Şeria'nın güneyi  

İsrailli çiftçilerin su kaynaklarının büyük çoğunluğunu kullandığını söyleyen rapor, Filistinlilerin ise suyun sadece yüzde 25'ine daha yüksek fiyattan ulaşabildiğini de gösteriyor.

Taslak raporun büyük bir değişikliğe uğramadan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısından çıkması bekleniyor.

17 Ocak 2012

Martin Schulz AP başkanı oluyor

Martin Schulz  

Avrupa Parlamentosu (AP) yeni başkanını bugün seçiyor. Haziran 2009'dan bu yana AP başkanlığını yürüten Polonyalı Hıristiyan Demokrat Jerzy Buzek'in yerine Alman sosyal demokrat Martin Schulz'un seçilmesi bekleniyor.

Strasbourg - Parlamentonun sayıca en büyük iki grubu olan Hıristiyan Demokratlar ile sosyal demokratlar, 2009-2014 dönemini kapsayan 5 yıllık yasama süresince her iki grup için 2,5'ar yıllık başkanlık için aralarında anlaştığından Schulz'un seçileceğine kesin gözle bakılıyor.

Alman Sosyal Demokrat Partisi'ne 18 yaşında giren 56 yaşındaki Schulz, 1994 yılından bu yana AP üyeliği yapıyor. Mesleği kütüphanecilik ve yayıncılık olan Schulz son yıllarda AP'deki aşırı sağcı grupların korkulu rüyası haline gelmiş durumda.

LE PEN'İ ENGELLEMİŞTİ

Schulz, AP'nin 2009 seçimleri sonrası ilk genel kurul toplantısında en yaşlı üye konumundaki aşırı sağcı Fransız lider Jean-Marie Le Pen'in açılış oturumunu yönetmesini engellemiş, Le Pen de kendisine "Lenin kafalı, Hitler gibi konuşan adam" şeklinde hakaret etmişti. Schulz, eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'yi de AP genel kurulunda "ülkesinin adaletini ayaklar altına almakla" suçlamış, Berlusconi de bunun üzerine kendisine Nazi toplama kampları hakkında bir İtalyan filminde "kapo" (er) rolü önermişti.

SARKOZY-MERKEL İKİLİSİNE KARŞI

Schulz, Sarkozy-Merkel ikilisine yönelik eleştirileriyle de tanınıyor. AP'nin AB Konseyi ve Avrupa Komisyonu kadar "etkin" olmasını savunan Alman politikacı, "AP'nin gücünü artırarak Avrupa'daki demokratik boşluğu dolduracağı" vaadinde bulundu.

SCHULZ TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYOR

X2004 yılından bu yana AP'deki sosyal demokratların liderliğini yürüten Schulz, ilke olarak Türkiye'nin AB üyelik perspektifini destekliyor. Kürt sorunu konusunda Ankara'ya eleştirel yaklaşan Schulz, son zamanlarda CHP lideri Kılıçdaroğlu'na verdiği destekle ön plana çıkmakta.

17 Ocak 2012

Avrupa'da not depremi

Avrupa'da not depremi  

Kredi derecelendirme kuruluşu S&P Fransa'nın notunu düşürdüğünü duyurdu. S&P Avusturya ve İtalya'nın da kredi notunu düşürdü.

LONDRA - Euro Bölgesi'nde not depremi yaşanıyor. Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's'un (S&P) birkaç Euro Bölgesi ülkesinin notunu indirmeye hazırlandığı haberi piyasalara bomba gibi düştü.

Fransız TV kanalları S&P'nin Fransa'nın AAA olan kredi notunu düşürdüğünü duyurdu.

MALİYE BAKANI DOĞRULADI

Fransa Maliye Bakanı François Baroin, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's'un Fransa'nın kredi notunu düşürdüğünü doğruladı.

Baroin, France 2 televizyonuna yaptığı açıklamada, Fransa'nın kredi notunun AAA'dan AA 'ya indirildiğini söyledi.

Fransa Bütçe Bakanı ve hükümet sözcüsü Valerie Pecresse, kredi notu düşen Fransa'nın stratejisinin değişmeyeceğini söyledi.

Pecresse, AFP'ye yaptığı açıklamada, ''borçların azaltılması, rekabet ve muhtemel büyümeye odaklı ekonomi politikasının değişmeyeceğini'' belirtti.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's'un (S&P) kredi notunu düşürmediği Almanya konusunda ise Pecresse, Fransa ve Almanya arasındaki ortaklığın gerekliliğini vurguladı.

AVUSTURYA VE İTALYA'NIN DA NOTU DÜŞTÜ

Standard & Poor's (S&P) Avusturya ve İtalya'nın da kredi notunu düşürdü.

AFP'nin hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Avusturya'nın AAA olan uzun vadeli notu bir kademe, İtalya'nınki ise iki kademe indirildi.

Avusturya'nın kredi notu AA 'ya, kredi notu A olan İtalya'nın notu BBB 'ya çekildi.

Bu arada S&P, Almanya'nın notunun değişmediğini ve AAA olarak kaldığını belirtti.

Kuruluş, Euro Bölgesi'nin kötüleşen borç krizinin bölgenin güçlü ülkelerini etkilediğine işaret ederek, kredi notu AAA olan Almanya, Lüksemburg, Avusturya, Finlandiya, Fransa ve Hollanda ile diğer 9 ülkenin kredi notunu muhtemel indirim için izlemeye aldığını bildirmişti.

Standard and Poor's, bu karara Euro Bölgesi'nde artan sistematik stresi gerekçe göstermiş, Euro Bölgesi'nde diğer bir resesyon riskinin artmasının kararın sebeplerinden biri olduğunu da ifade etmişti.

Euro Bölgesi'nin diğer iki ülkesi Yunanistan, en kötü kredi notuna sahipken Kıbrıs Rum kesiminin kredi notu da izleme altında bulunuyor.

PİYASALARI NASIL ETKİLEDİ?

Haberin duyulmasıyla Euro, dolar karşısında hızla değer kaybederek 1,27 seviyesinin altını gördü.

Avrupa borsalarında kayıplar yüzde 1'i aştı. İMKB haftayı yüzde 1.14 düşüşle 51 bin 661 puandan tamamladı.

S&P UYARMIŞTI

S&P, geçen yıl Aralık ayı başında, 15 Euro Bölgesi ülkesinin kredi notunu düşüreceği uyarısında bulunmuştu.

Kuruluş, Euro Bölgesi'nin kötüleşen borç krizinin bölgenin güçlü ülkelerini etkilediğine işaret ederek, kredi notu AAA olan Almanya, Lüksemburg, Avusturya, Finlandiya, Fransa ve Hollanda ile diğer 9 ülkenin kredi notunu muhtemel indirim için izlemeye aldığını bildirmişti.

S&P, bu karara Euro Bölgesi'nde artan sistematik stresi gerekçe göstermiş, Euro Bölgesi'nde diğer bir resesyon riskinin artmasının kararın sebeplerinden biri olduğunu da ifade etmişti.

Euro Bölgesi'nin diğer iki ülkesi Yunanistan, en kötü kredi notuna sahipken Kıbrıs Rum Kesimi'nin kredi notu da izleme altında bulunuyor.

14 Ocak 2012

AP Başkanı'ndan Sarkozy  teklifine Tepki

  Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek

Fransa'nın 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını reddetmeye ceza öngören yasa teklifini, Avrupa Birliği'ne taşıma girişimi tepki gördü.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek, zaten yeteri kadar büyümüş olan bu meselenin Türkiye ile Fransa arasındaki ikili ilişkiler çerçevesinde çözülmesi gerektiğini belirterek, konunun Avrupa Birliği düzeyine getirilmemesi konusunda Fransa'yı uyardı.

Buzek, "Artık bu konuyu her iki ülkenin de karşılıklı anlayışına bırakmamız lazım" dedi.

Brüksel'de uluslararası basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Buzek, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin olarak da, müzakere sürecinde çifte standart uygulanmadığını, Kopenhag kriterlerinin geçerli olduğunu belirtti.

Ancak birlik içinde Kıbrıs ve Türkiye'deki demokratikleşme çabaları gibi konularda fikir ayrılıkları yaşandığına dikkat çeken Buzek, bunların da demokratik ortamlar için olağan olduğunu kaydetti.

10 Ocak 2012

AB, İran'a Petrol Ambargosunda Anlaştı

  AB, İran'a Petrol Ambargosu

Avrupa Birliği hükümetleri İran’dan petrol ithalini yasaklama konusunda anlaştı.

27 ülkeden oluşan birlik üyelerinin İran’a petrol ambargosu uygulama konusunda ilke anlaşmasına vardıkları ancak uygulama zamanı konusunda görüşmelere devam edecekleri açıklandı.

Fransa, ambargo tarihinin 30 Ocak’ta yapılacak dışişleri bakanları toplantısında belirlenmesini istiyor.

Amerika, Avrupa Birliğinin kararını memnunlukla karşıladı, başka ülkelerin de benzer adımlar atması gerektiğini bildirdi.

Avrupa Birliği, Çin’den sonra İran’ın en büyük petrol pazarlarından birini oluşturuyor.

İran, Batı’nın yaptırımlarına karşı Körfezdeki petrol üreticisi ülkelerin ana ihraç yolu olan Hürmüz Boğazını kapatma tehdidinde bulunuyor.

Amerikan ordusu İran’ın tehdidine rağmen Basra Körfezine savaş gemileri göndermeye devam edeceğini bildirdi.

İran, geçen hafta bölgeden ayrılan bir Amerikan uçak gemisinin Körfeze dönmemesi uyarısında bulunmuştu.

Pentagon sözcüsü George Little Amerika’nın yıllardır sürdürdüğü Basra Körfezindeki askeri varlığının aynen devam edeceğini açıkladı.

Amerikan deniz kuvvetleri, ABD’nin küresel ticaret için hayati önem taşıyan deniz ulaşımını korumaya kararlı olduğunu bildirdi.

4 Ocak 2012

Danimarka: AB-Türkiye müzakerelerini canlandıracağız

Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt  

2011'i rehin alan mali kriz yüzünden yılın ikinci yarısında AB dönem başkanlığını yürüten Polonya başkan olarak varlığını hissettirecek hiçbir etkinlikte bulunamadı.

AB ile ilgili haberlerle özel olarak ilgilenenler dışında Polonya'nın dönem başkanı olduğunu çoğu kimse fark etmedi bile.

Buna karşılık Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Almanya Başbakanı Angela Merkel açıklamalarıyla, geleceğe yönelik politikaların belirlendiği toplantıları yönlendirmeleriyle AB'nin gerçek patronu oldukları imajını güçlendirdiler.

Danimarka dönem başkanlığını böyle bir politik atmosferde devraldı.

Yedinci kez dönem başkanı olan Danimarka'nın AB politikalarında Polonya'dan daha etkin olabileceğini ileri sürmek biraz fazla iyimser bir yorum olur.

Ne var ki varlığını hissettirme konusunda daha deneyimli olan Danimarkalı politikacıların göstermelik de olsa çıkışlar yapabilecekleri tahmin edilebilir.

Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt'in ilk kayda değer açıklaması da Türkiye'ye ilişkin oldu.

Avrupalı belediye başkanlarının bile Türkiye'yi Kopenhag kriterlerine uyma konusunda uyarıcı açıklamalarda bulundukları dönem geride kaldı ama Danimarka'nın çiçeği burnunda sosyal demokrat başbakanı Helle Thorning-Schmidt, AB'nin patronluk koltuğuna oturmadan Türkiye'ye uyardı.

Geçen hafta Berlingske Tiden gazetesine konuşan Danimarka Başbakanı Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerini canlandıracaklarını söyledi.

Zirve toplantılarını yönetme yetkisi AB başkanlığına devredildiği için böyle bir zeminde kendini gösterme şansı da bulunmayan Danimarka Başbakanı, müzakere sürecinin canlandırılacağı mesajının yanı sıra uyarıda bulunmayı da ihmal etmedi.

''Türkler, Kıbrıs'ın AB dönem başkanlığını devralması durumunda Rumlarla AB üyeliğini müzakere etmeyeceklerini açıkladılar. Bu kabul edilemez. Dönem başkanı hangi ülke olursa olsun Türkler kabul etmek zorunda" diyen Helle Thorning-Schmidt, altı aylık dönem başkanlığı boyunca hangi konuya vurgu yapacağını da duyurmuş oldu.

Euro bölgesi dışında

AB zirvelerine Almanya ve Fransa damgasını vuruyor.

AB'nin aralık ayındaki zirvesinde Nicolas Sarkozy ile Danimarka Başbakanı arasında tanık olunan söz düellosu da güçler dengesini gözler önüne serdi.

Nicolas Sarkozy'nin Danimarka Başbakanı'nı küçümseyen sözlerini Financial Times gazetesinden okuduk: ''Siz dışarda kalmış küçük bir ülkesiniz. Sen de zaten yenisin. Senden bir şey duymak istemiyoruz.''

Nicolas Sarkozy'nin Danimarka'yı da, başbakanını da küçümseyen bir sözleri karşısında Helle Thorning-Schmidt sadece '' Bu kadar sinirlenmene gerek yok'' diyebilmişti.

Danimarka AB'de yeni yapılanmanın gündemde olduğu bir dönemde dönem başkanı olarak fazla söz sahibi olmadığının bilincinde. Euro bölgesi dışında kalmayı tercih etmesi de Danimarka'nın elini zayıflatıyor.

Kamuoyu yoklamalarında halkın yüzde 81'nin Euro'ya karşı olduğunu bildirmesi durumun değişmeyeceğini gösteriyor.

Bu durumda Danimarka'nın özellikle Fransa'nın estireceği rüzgarların etkisinde bir dönem başkanlığı yürütmesi kaçınılmaz olacak.

Çünkü bakanların zirvelerinde de Fransa'nın baskıcı olacağı tahmin ediliyor.

Özellikle tarım yardımları ve ortak mülteci politikası konusundaki tasarıların ateşli tartışmalara yol açması bekleniyor.

Cumhurbaşkanlı koltuğu sallanan Sarkozy'nin Fransa'nın çıkarına olmayacak tasarıların yasa haline gelmemesi için bakanlar düzeyindeki zirveleri etkilemeye çabalayacağı tahmin ediliyor.

Zaten Danimarka'nın Avrupa Bakanı Nicolai Wamnen'in '' Euro bölgesindeki ülkelerle dışında kalanlar arasında birleştirici bir rol oynamaya çalışacağız'' ifadesi de dönem başkanlığı rolünün silikleştiğinin işareti sayılabilir.

2 OCAK 2012

AB'de Güvenlik ve savunma Kıbrıs Rum Kesimi'nden sorulacak!

  Avrupa Savunma Topluluğu

Rum yönetimi, Avrupa Konseyi'nin güvenlik ve savunma alanındaki başkanlığını 1 yıl süreyle yürütecek

Kıbrıs Rum yönetimi Savunma Bakanı Dimitris İliadis, Rum yönetiminin, 1 Ocak-31 Aralık 2012 tarihlerinde Avrupa Konseyi'nin, güvenlik ve savunma alanlarındaki başkanlığını yürüteceğini söyledi.

İliadis, Haravgi gazetesine yaptığı açıklamada, Danimarka'nın 1 Ocak'tan itibaren AB dönem başkanlığını devralacağını, ancak bu ülkenin, AB'nin Ortak Güvenlik ve Savunma Siyasetine dahil olmaması nedeniyle bu konudaki (savunma ve güvenlik) Avrupa Konseyi Başkanlığını Güney Kıbrıs'ın üstleneceğini belirtti.

İliadis, bu bağlamda bakanlığının güvenlik ve savunma konularında, Danimarka dönem başkanlığının çok sayıdaki sorumluluğunu üstlenmiş olduğunu ifade ederek, hedeflerinin, dönem başkanlığını ciddiyetle yerine getirmek olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin, Güney Kıbrıs'ın AB dönem başkanlığına ilişkin tepkileri ve AB ile işbirliğinde bulunmayacağı ve bu ilişkileri donduracağına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine İliadis, ''Türkiye'nin bu davranışıyla Avrupa'nın meşruiyeti ve kurumlarıyla çatıştığını'' savundu.

''Dönem başkanlığını yürütecek bir ülke olarak, temsil edecekleri kurumlara karşı saygıyla, objektif bir şekilde görev yapacaklarını'' öne süren İliadis, Türkiye'nin, Avrupa Konseyi Başkanlığıyla işbirliğinde bulunmayı reddetmesi halinde zor durumda kalacağını, ayrıca sadece Güney Kıbrıs'la değil, Avrupa kurumları ve AB ile de karşı karşıya kalacağını iddia etti.

Kıbrıs Rum yönetimi Temmuz 2012'de de AB dönem başkanlığını üstelenecek.

01 Ocak 2012

Avrupa Savunma Topluluğu (European Defence Community)

Avrupa Savunma Topluluğunun kurulması ilk kez 24 Ekim 1950 tarihinde Fransa Başbakanı René Pleven tarafından önerilmiştir. Pleven Planı olarak bilinen bu öneriyle Fransa Hükümeti, bütünleşmiş bir Avrupa savunma sistemi isteyen Amerika Birleşik Devletlerinin istemi doğrultusunda bir Avrupa Ordusu kurulmasını tasarlıyordu. Bu Avrupa Ordusu içerisinde İkinci Dünya Savaşından yenik çıkmış olan Federal Almanya da yer alacaktı. Topluluğun kurulması ile ilgili Antlaşma 27 Mayıs 1957 tarihinde Pariste AKÇT üyesi altı ülke tarafından imzalandı. Diğer beş üye Antlaşmayı onaylarken, Fransa Millet Meclisinde başlayan görüşmeler siyasal partiler arasında derin görüş ayrılıkları olduğunu ortaya çıkardı. Sonuçta, Almanyanın yeniden silâhlanacağı korkusu nedeniyle Antlaşma, Fransa Millet Meclisinde reddedildi.

Avrupa Savunma Topluluğu Antlaşmasının reddi, Avrupanın bütünleşme hareketinin bir süre durmasına neden olmuştur. Avrupalılık hareketi, Roma Antlaşmasının hazırlanmasına karar verilen Haziran 1955 tarihli Messina Konferansında yeniden başlamış, bir kaç ay sonra Paris Anlaşmaları ile Almanyanın silâhlanması kabul edilmiş ve Almanya, NATO ve Batı Avrupa Birliğine (BAB) alınmıştır.

Fransa-İngiltere Arasında Tansiyon Yükseliyor

  İngiltere Başbakanı David Cameron ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy

Ekonomik krizinin çözümü için hazırlanan birlik planını veto ederek şimşekleri üzerine çeken İngiltere, Fransa'nın hedef tahtasında...

Avro bölgesi borç kriziyle boğuşurken, İngiltere ile Fransa arasındaki gerginlik tırmanıyor.

Ekonomik krizinin çözümü için hazırlanan birlik planını veto ederek şimşekleri üzerine çeken İngiltere, Fransa'nın hedef tahtasında...

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimi baskısı da iki ülke arasındaki tansiyonu iyice yükseltti.

İngiltere'nin Vetosu Kızdırdı

Avro Bölgesi'ndeki borç krizinin çözümüne ilişkin olarak, Fransa ile Almanya'nın ortaklaşa hazırladığı mali birlik planı, önceki hafta yapılan Avrupa Birliği Zirvesi'nde, İngiltere'nin vetosuna takıldı.

İngiltere sert çıkınca, Avro bölgesindeki borç krizini çözmeye çalışan Avrupalı liderler anlaşamadı.

Gerginlik Kameralara Bile Yansıdı

İngiltere Başbakanı David Cameron ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy aralarındaki gerginlik, kameralara bile yansıdı.

İki Ülke Arasındaki Soğuk Rüzgarlar Sertleşti

İki ülke arasındaki soğuk rüzgarlar, kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimi baskılarıyla daha da sertleşti; karşılıklı açıklamalar, tansiyonu yükseltti.

Birbirlerinin Ekonomilerini Hedef Gösterdiler

Önce Fransa Merkez Bankası Başkanı Christian Noyer, kredi derecelendirme kuruluşlarının Fransa'dan önce, ekonomisi daha zayıf olan İngiltere'nin notunu düşürmesi gerektiğini savundu.

Fransız Le Telegramme gazetesine konuşan Noyer'in ardından, Fransa Maliye Bakanı François Baroin de İngiliz ekonomisini eleştirdi.

İngiltere'de ekonomik durumun kaygı verici olduğunu belirten Baroin, " bu koşullarda İngiliz olmaktansa Fransız olmayı tercih edersiniz'', diye konuştu.

Fransa'dan gelen açıklamalara, İngiliz hükümeti, "İngiltere'nin bütçe açığını kontrol altına alacak güvenilir bir planı var " şeklinde karşılık verdi.

İngiliz Financial Times gazetesi ise Fransız bürokratların açıklamalarının "milliyetçiliği hortlattığı" suçlamasında bulundu.

17 Aralık 2011

Cameron'un veto tehdidi

Zirvede gözler, euro bölgesine dahil ülkeler kadar dışındakiler, özellikle de İngiltere üzerinde olacak.

Başbakan David Cameron, bu zirveyi, yeni anlaşma pazarlıklarını, Brüksel'e geçmişte devredilmiş olan bazı yetkileri geri almak için bir fırsat olarak kullanmayı umuyor.

Hangi yetkileri istiyor bu net değil.

Ama kesinlikle karşı çıkacağını söylediği bir şey var ki, o da mali işlem vergisi önerisi.

Londra'nın finans merkezi özelliğine bir darbe olarak görülüyor bu vergi.

Ekonominin yanı sıra sorunun bir de siyasi yanı var.

Başbakan, partisi içindeki Avrupa Birliği karşıtlarıyla, Avrupa Birliği yanlısı koalisyon ortağının arasında da kalmış durumda.

8 Aralık 2011

Merkel: Avrupa için çok büyük bir adım attık

Merkel: Avrupa için çok büyük bir adım attık  

Dün başlayan kritik Avrupa Liderler Zirvesi'nden Almanya'nın bastırdığı mali birliği hedefleyen bir anlaşma çıktı. Zirve sonrasında konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel, zirvede istikrarlı bir Avrupa için çok büyük bir adım attıklarını söyledi. Merkel, gelecek bir kaç yıl içinde üye ülkeler arasında mali birliğin sağlanacağını da belirtti.

Zirve sonrasında basın mensuplarının karşısına geçen Merkel, zirvenin oldukça sıcak ve yapıcı bir havada geçtiğini ve istikrarlı bir euro için önemli kararların alındığını ifade etti.

İngiltere'ye kapıyı gösterdiler

Liderlerin bundan sonraki dönemde her ay düzenli olarak toplanacağını ifade eden Merkel, önümüzdeki bir kaç yıl içinde mali birliğin de sağlanacağını vurguladı.

Merkel, "Herkesin bizi izlediğinin farkındayız... Önümüzdeki bir kaç yıl içinde mali birlik sağlanacak... İstikrarlı bir euro için önemli kararla alındı" dedi.

Merkel, İngiltere'nin varılan anlaşmanın dışında kalmasıyla ilgili olarak da, bu ülkenin öne sürdüğü koşullara katılmadıklarını söyledi. Merkel, İngiltere'nin kendilerine katılmama kararına saygı duyguklarını da belirtti.

İNGİLTERE HARİÇ HEPSİ KATILDI

Zirveden, euro bölgesi üyesi 17 ülke ile bölgeye üye olmayan AB üyesi 9 ülkenin yeni hükümetler arası anlaşmayı oluşturmaya hazır olduğu haberleri geliyor.

AB liderler zirvesinin taslak metnine göre, euro bölgesinin borç krizinin aşılmasını amaçlayan sıkı mali birlik sağlanması için euro bölgesi üyesi 17 ülke ile bölgeye üye olmayan AB üyesi 9 ülke yeni hükümetler arası anlaşmanın oluşturulması hususunda uzlaştı.

Böylece, euro bölgesi üyesi olmayan 10 AB üyesi ülkeden sadece İngiltere yeni anlaşma yapılması sürecinin dışında kaldı.

Taslak metinde, "Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya ve İsveç'in hükümet ya da devlet başkanlarının parlamentolarına danıştıktan sonra bu süreçte yer alma olasılığının sinyalini verdiği" belirtildi.

AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy da AB zirvesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, euro bölgesinde parasal birliğin ardından mali birliğin yolunu açacak ve bütçe açıklarını indirmeyen ülkelere otomatik yaptırımlar getirecek yeni hükümetler arası anlaşmaya ihtiyaç duyulmasında, İngiltere'nin AB'nin mevcut anayasası Lizbon Anlaşması'nda değişikliğe yanaşmamasının etkili olduğunu dile getirdi.

Yeni anlaşmanın müzakerelerinin 3 ay alacağı ve bazı ülkelerde referanduma götürülebileceği belirtiliyor.

9 Aralık 2011

AB Yapılanma Aşamasında Fransa'ya Kötü Haber

  Moody's, Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu

Moody's Fransa'nın üç büyük bankasının kredi notlarını düşürdü.

Moody's'ten Fransa'nın bankalarına ilişkin beklenen karar...

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu, Fransa'nın en büyük üç bankasının notlarını birer basamak düşürdü.

Moody's'ten yapılan açıklamada, kararda, kötüleşmekte olan Avro bölgesindeki borç krizi sürecinde bu bankaların likidite ve fonlama şartlarındaki olumsuz tablo etkili oldu.

Açıklama, Brüksel'deki Avrupa Birliği'nin kritik zirvesinde Avro bölgesinin geleceğine ilişkin ciddi tartışmalar yaşanırken geldi.

Liderler, 27 üyeli birliği kapsayan anlaşma üzerinde uzlaşamadı.

İngiltere, İsveç, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'ni fire veren birlik, 23 ülkenin anlaşacağı bir uzlaşmanın peşine düştü.

9 Aralık 2011

Sarkozy: Avrupa dağılabilir

  sarkozy, merkel, cameron

Sarkozy: Avrupa asla bu kadar tehlikede olmadı

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Avrupa'ya hiç bir zaman olmadığı kadar ihtiyaç olduğunu, ancak Avrupa'nın da hiçbir zaman şimdiki kadar tehlike altında olmadığını söyledi.

Kritik AB zirvesi öncesi Marsilya'da konuşan Sarkozy, Avrupa'nın çok tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğunu, infilak etmesi riskinin ise şimdiye dek hiç bu denli büyük olmadığını vurguladı.

Sarkozy, Euro bölgesi'ne üye ülkelerin karar vermek için hala bir kaç haftaları olduğunu ama zamanın aleyhlerine işlediğini anlattı.

Nicolas Sarkozy, Avrupa'nın euro krizine çözüm konusunda karara varamaması, herhangi bir şey üzerinde uzlaşamaması halinde, "Avrupa'yı yeniden düşünmenin vakti gelmiştir" diye konuştu.

Avrupalı liderler, Euro Bölgesi'ndeki borç krizine nasıl çare bulunacağını görüşmek üzere bugün toplanıyor.

Bazı uzmanlar, iki gün sürecek görüşmeleri Euro Bölgesi'ndeki 17 ülke için 'ölüm kalım zirvesi' diye tanımlıyor.

Almanya ve Fransa, daha sıkı mali kuralların konulacağı yeni bir anlaşma için bastırıyor.

Ancak AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, yeni anlaşmaya gerek kalmadan, mevcut anlaşmaların değiştirileceği yeni bir plan öneriyor.

27 üyeli AB'nin, Euro Bölgesi'nde yer almayan 10'u, Euro Bölgesi ülkelerinin Paris ve Berlin'in liderliğinde kendi aralarında yeni bir anlaşma yapmaları durumunda, izole olmaktan kaygılanıyor.

'Zorlu zirve'

Brüksel'deki BBC Muhabiri Chris Morris, tüm işaretlerin zirvenin zorlu geçeceği yönünde olduğunu söylüyor.

Zirvenin başlıca gündem maddesi, bütçe disiplininin nasıl sağlanacağı ve fazla harcama yapan ülkelere otomatik olarak getirilecek yaptırımlar olacak.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bunun yeni bir AB anlaşmasıyla yapılmasını istiyor.

Alman-Fransız planı şu değişiklikleri öngörüyor;

  • AB Komisyonu'nun aşırı bütçe açığı veren ülkeleri cezalandırma yetkisinin olması

  • Euro Bölgesi'ndeki 17 ülkenin anayasalarına denk bütçe yapacağı taahhüdünü koyması

  • Euro Bölgesi ülkelerinin ortak kurumlar ve mali işlem vergisi sistemine sahip olması

  • Gelecekte gerekebilecek kurtarma paketlerinde, Yunanistan örneğinde olduğu gibi özel yatırımcıların yükün bir kısmını üstlenmemesi

Rompuy'un önerisi

AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy, Euro Bölgesi'ndeki borç kriziyle mücadele için planlanan daha sıkı kuralların, AB anlaşmalarında değişikliğe gerek kalmadan konulabileceği görüşünde.

Rompuy, anlaşmaları her bir üye ülkenin parlamentolarında, ya da referandumlarda onaylattığı uzun sürece gerek bırakmayacak, hızlı bir "mali birlik" öneriyor.

Rompuy, kuralların protokol değişikliğiyle, yani ulusal parlamentolardan geçmesi yeterli olan ve AB anlaşmalarında büyük bir değişiklik gerektirmeyecek bir süreçle konulabileceğini söylüyor.

8 Aralık 2011

Avrupa'ya Kredi Notunu Kırma Tehdidi

  Standard & Poor's'dan Avrupaya uyarı

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's Euro Bölgesi’nin 17 üyesinden 15’ini AAA olan yüksek kredi notunu düşürmekle tehdit etti.

S&P, üye ülkelerin kredi durumunu ayrı ayrı inceledikten sonra bu ülkelerin kredi notlarını düşürüp düşürmeyeceğine 90 gün içinde karar verecek. Kredi notunun düşürülmesi muhtemel ülkeler arasında Avrupa Birliği’nin motorları olan Almanya ve Fransa da yer alıyor.

S&P kredi uzmanlarından Moritz Kraemer, Frankfurt’ta düzenlediği basın toplantısında kredi notu düşürme uyarısını yapma kararını açıkladı. Kraemer, Avrupalı yetkililerin borç krizine karşı aldığı önlemleri “yavaş ve isteksiz” bulduğunu vurguladı.

Kraemer ayrıca bu hafta yapılacak Avrupa Birliği zirvesinde liderlerin, iki yıldır devam eden borç krizine çözüm bulma konusunda harekete geçeceklerinden de kuşku duyduğunu söyledi. S&P yetkilisi, borç krizinin tüm kıtaya yayıldığını ve daha da kötüleşebileceğini belirtti.

Toplamı 591 milyar doları bulan Avrupa Ekonomik Kurtarma Fonu'nun kredi notu düşürülürse, borç krizi içindeki ülkelerin borçlanma maliyeti de artacak. Halen Yunanistan, İrlanda ve Portekiz dış yardım alıyor; ancak İspanya ve İtalya’nın da yardıma ihtiyaç duymasından korkuluyor.

Amerika Maliye Bakanı Timothy Geithner, Avrupalı liderleri kararlı adımlar atmaya teşvik etmek amacıyla Birlik ülkelerini ziyaret ediyor. Geithner, Avrupalı liderlerin borç krizini azaltmak için aldığı kararlardan dolayı cesaretlendiğini söylemekle birlikte Amerika’nın da kendi ekonomik zorluklarıyla mücadele etmesi gerektiğinin altını çizdi.

06 Aralık 2011

Mer-kozy Anlaştı

Mer-kozy Anlaştı  

Almanya ve Fransa, AB anlaşmasında değişiklik istiyor.

Mer-kozy olarak anılmaya başlanan Almanya başbakanı Angela Merkel ile Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Avro bölgesindeki borç krizini ele almak amacıyla yine görüşme masasına oturdu.

Paris'teki görüşmenin gündeminde, borç kriziyle mücadele eden Avro bölgesinde, zorlayıcı nitelikte bütçe disiplininin hayata geçirilmesi vardı.

Almanya ile Fransa, bölge ülkelerinin bütçelerinin daha fazla denetlenmesi gerektiği konusunda hemfikir.

Mer-kozy görüşmesinde üzerinde uzlaşma sağlanan diğer bir konu, bütçe açığındaki artışa göre ülkelere yaptırım uygulanması...

Bunun yolu ise Avrupa Birliği anlaşmasında değişikliğe gidilmesinden geçiyor.

İki lider, söz konusu değişikliğin Avrupa Birliği'ne üye olan 27 ülke tarafından kabul edilmesini istiyor.

Ancak bu mümkün olmazsa, Avro bölgesindeki 17 ükenin bu değişim sürecine dahil olması söz konusu...

Sarkozy'ye göre, gündeme gelen yeni anlaşma, böyle bir krizin bir daha yaşanmamasını garanti edecek nitelikte...

5 Aralık 2011

Hazer Tv, Ana sayfa©2005

Ana sayfaKapak

 

 

 

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar