Hazer Tv, Ana sayfa©2005

Ana sayfaKapak

 

 

Son Güncelleme:18/05/12

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar

" Türkiye " Siyaseti

Ülkeler

Türkiye Güncel Haberleri

Türkiye Genel Bilgileri

Türkiye Resimleri

 

Önceki Sayfalar:

Osmanlı Hanedanı

Osmanlı Haber ve Sergileri

Türkiye İstatistikleri

Türkiye Siyaseti

Ahilik

Türk Kimdir?

Amerika'da ki İlk Türkler

Yüzde 21 'ölsem AK Parti'ye oy vermem' diyor

  'ölsem AK Parti'ye oy vermem'

18 Belli aralıklarda halkın nabzını ölçen AK Parti, son ankete kendisine asla oy vermeyeceklerin oranını da belirledi. Yeni dönemde yüzde 55 hedefleyen AK Parti şimdi “AK Parti’ye oy vermem” diyenlerin içindeki yüzde 14'ün peşine düştü.

AK Parti, 3 Kasım 2002’den beri girdiği her seçimden birinci parti çıktı. Üç genel seçimlerde de oylarını artırıp en son 12 Haziran 2011’de yüzde 50 oy alan AK Parti, şimdi de “ölsem AK Parti’ye oy vermen” diyenlerin peşine düştü.

Üç ayrı araştırma şirketiyle çalışan ve 3 ile 6 aylık aralıklarda halkın nabzını ölçen AK Parti, son ankete kendisine asla oy vermeyeceklerin oranını da belirledi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Elitaş, son araştırmada “AK Parti’nin fanatik karşıtların kimler diye” sordurduklarını ve yüzde 21 oranında sonuç çıktığını söyledi.

“ÖLSEM AK PARTİ’YE OY VERMEM”

Elitaş “AK Parti’ye oy vermem” diyenlerin oranının yüzde 35, “Ölsem AK Parti’ye oy vermem” diyenlerin ise 21 olduğunu söyledi.

“YEMİNLİ AK PARTİ KARŞITI”

TV8’de Erkan Tan’ın konuğu olan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Elitaş, yüzde 21’lik kesim için “Yeminli AK Parti karşıtı” dediğini belirterek, “Onları mümkün değil döndürmemiz. Artık iman etmişler. AK Parti’nin düzgün olmadığına inanıyorlar” dedi.

YÜZDE 14’Ü AK PARTİ’YE ÇEVİRMEK MÜMKÜN

“Oy vermem” diyen yüzde 14’lük kesimin ise AK Parti; “terörü susturursa”, “işsizlik sorununa el atarsa”, “asgari ücreti artırırsa” ve “hayat pahalılığını durdurursa” gibi sorunların çözümünde kendilerine oy vereceklerini beyan ettiklerini aktaran Elitaş, bu kesimin çeşitli hizmetlerle AK Parti’ye çevirmenin mümkün olduğunu da ekledi.

49,5’DAN 52,4’E YÜKSELDİK

12 Haziran 2011 seçimlerinde yüzde 49,5 oy aldıklarını hatırlatan Elitaş son 6 aylık süreçte yaptırdıkları araştırmalardan çıkan sonuçları ise şöyle sıraladı: “Ekim 2011’de ankette oylarımız yüzde 51 çıktı. Ocak 2012’deki araştırmada ise yüzde 52,1 oldu. Oylarımız en son Nisan ayında yüzde 52,4’e yükseldi.”

19 Mayıs 2012

"Türkiye'nin Nefes Kesici Başarı Öyküsü Var"

Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle, Türkiye ile ilgili görüşlerini aktardı.  

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle Ankara'da temaslarda bulunuyor.

Guido Westerwelle ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun görüşmesinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci, Suriye ve İran konuları ele alındı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Fransa ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin engellemeleriyle açılamayan müzakere başlıkları konusunda net ifadeler kullandı ve Fransa'daki seçim sonuçlarına değindi.

Davutoğlu, "Sarkozy'ye göre olumlu sözleri yeni fasıllar için önemlidir. Umarız Sarkozy'nin tek taraflı tutumu ile açılamayan fasılların açılması için imkan sağlar. Rum Kesimi'nin dönem başkanlığında Türkiye muhatap kabul etmeyecek" dedi.

Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle de Türkiye'ye ilişkin politikalarını güçlü vurgularla anlattı.

Westerwelle, "Türkiye özellikle Suriye'den gelenler konusunda takdir, saygı ve şükran uyandıran bir politika izliyor. Anahtar bir rol oynuyor." dedi.

Westerwelle, Türkiye'nin üyeliğinin Avrupa Birliği'nin de yararına olduğunu bir kaç kez yineledi ve "Türkiye'nin nefes kesici ekonomisi, siyasi bir başarı öyküsü var. İşbirliği içinde olmak istiyoruz" diye konuştu.

Alman Dışişleri Bakanı son dönemde ülkesinde artan ırkçılık eylemleriyle ilgili olarak da, "Almanya utanç duyuyor. Gereken mücadele yapılacaktır" ifadesini kullandı.

16 Mayıs 2012

Can: Yargıya artık Kemalist giremez

Anayasa Mahkemesi’nin eski raportörü Doç. Dr. Osman Can, geçmişte yargıda Kemalistlerin çoğunlukta olduğunu hatırlatarak, “Şimdi işler tersine döndü. Bundan sonra bir tane Kemalist dahi Anayasa Mahkemesi'ne, HSYK'ya gelemez. Bu bir risk” dedi.

Anayasa Mahkemesi'nin eski raportörü Doç. Dr. Osman Can, gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu.

Akşam gazetesine konuşan Osman Can, yargıda denge kurulmasını söyledi.

Can, şöyle konuştu:

"Adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçmemiz gerekiyor. Anayasal düzeni toplumun hizmetine koşulacak, ideolojik referansları olmayan bir aygıt olarak düzenlememiz gerekiyor. Ayrıca etkin ve hızlı karar alabilen bir yürütmeye de ihtiyaç var. Bunu sağladığımız sürece ikisi de fark etmez. Ayrıca yerel ve merkezi yönetimlerde, yasamada, yargıda... toplumun bütün farklılıklarının yansıtılmasını sağlamamız lazım. Mesela toplumda yüzde 20 civarında Kemalist varsa devlet kademelerinde de o civarda Kemalist olmalı.

Eskiden Kemalist yüzde 20 iken anayasal düzende yüzde 80 olarak temsil ediliyordu. Şimdi denge tersine dönüyor ve yüzde sıfıra doğru gidiyor. Bu muhtemelen böyle gider. Bu bir risk mi? Evet, risk.

Kemalizm bir düşünce tarzıdır. Yukarıdan aşağıya doğru toplumu adam etme sevdasıdır. Bu Jakobenliktir, İttihatçılıktan gelen bir gelenektir. Şimdi dindar 'Herkes şöyle giyinecek, böyle yapacak' derse bu da Kemalizm'in devam etmesidir, en fazla etiket değişmiş olur. Dolayısıyla önemli olan bu ilişki ve düşünce ağını çökertmek, bunun yerine çoğulculuk üzerine sistem inşa etmek ve kimsenin hayat tarzına, inancına, kimliğine müdahale etmeyen bir devlet oluşturmak gerekiyor. Bunları sağladığınız zaman başkanlık sistemi olabilir.

Eğer toplumsal dengeyi yargıçlar dünyasına taşıyabiliyor ve bu şekilde denge sağlayabiliyorsak; yani bir Kemalist, bir milliyetçi, bir liberal, bir muhafazakar, Kürt, belki de bir gayrimüslim... Adaleti orada sağlayabiliriz. Bir de yargıçları kendilerini seçenlerden bağımsız hale getirmeniz gerekiyor. Yani bir emir veremeyecek, onu görevden azledemeyecek, maaş veya özlük güvenceleri ile oynama imkanı olmayacak...

Önceden Yargıtay'da Danıştay'da hep Kemalistler çoğunlukta olduğu için sadece Kemalistler geliyordu. Şimdi işler tam tersine döndü. Bundan sonra artık bir tane Kemalist dahi Anayasa Mahkemesi'ne, HSYK'ya gelemez.

Dengenin tersine bozulması Türkiye lehine olan bir şey değil. Tabii ki eski Kemalist düzene göre daha iyidir. Çünkü siyasette sadece varsayalım yüzde 20-30 olan Kemalistler, Yargıtay'da %70, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nde 70-%80'in üzerindeydi, ama şimdi hiç olmazsa toplumun %60'ı yargıda %70 olarak temsil ediliyor.

Fakat toplumsal dengeyi devletin bütün kurumlarına olduğu gibi, yargıya da yansıtmamız şart. Yani mevcut HSYK ve Anayasa Mahkemesi yapısının daha demokratik hale gelmesi şart."

Can, "Ergenekon" ve "Balyoz" gibi soruşturmalarla ilgili olarak "Darbe girişiminde bulunan insanların hepsi de vatansever insanlar. Vatanseverlik suçu ortadan kaldırmıyor ama son tahlilde yeni demokratik düzeni de toplumsal onaya dayandırmanız gerek. Siyaseten farklı olanları da kazanmanız gereken, bu topraklarda yaşayan insanlar. Bunlar sağlandıktan sonra illa Çetin Doğan'ı veya diğerlerini parmaklıklar arasında görmek bana özel bir yarar sağlamaz" dedi.

Osman Can, yargıdaki cemaat ağırlığı konusundaki bir soruya şu yanıtı verdi:

"Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nde cemaatin etkisinin daha güçlü olduğu söyleniyor, doğru olabilir. Ama siz yargıyı çoğulculaştırmazsanız, bunlar kaçınılmaz. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının buna katkı sağladığını da unutmayalım. Daha önce Kemalizm'di, şimdi başka bir 'izm' olur ve devletin kurumlarını ele geçirmek suretiyle siyaseti kontrol etme refleksleri devam eder. Varsayalım cemaat bunu yapıyor, bunu eleştirmeye hakkı olmayanlar Kemalistlerdir. Çünkü onlar da aynı şeyi yaptı ve 'Parlamento ne yaparsa yapsın. Biz devleti bir şekilde ele geçirelim' dediler. Dolayısıyla Kemalistlerin yapmak zorunda oldukları şey çoğulculaşmayı talep etmek olmalıydı. Yapıyı demokratikleştirmeden sadece etiketiyle oynamak, aynı hastalıkların devamına yol açar."

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Osman Can, şöyle konuştu:

"Devletin 2010 yılına kadarki pratiklerine baktığımız zaman HSYK ideolojik bir merkezdi ve HSYK'nın arşivinde kimin ne olduğu zaten biliniyordu. İlk olarak yargıya ideolojik, kültürel, etnik veya inanç filtrelerinin uygulanmasını yasaklamak, tüm farklılıkların yansımasını sağlamak gerek. Yüksek yargıyı ise batılı örneklere benzer şekilde siyasi partilere kontenjan tanımak suretiyle çoğulculaştırmak mümkün. Örneğin BDP'nin önerdiği adaylardan bir tanesi Anayasa Mahkemesi üyesi olabilmeli, MHP'nin iki, CHP'nin 4-5 AK Parti'nin daha fazla...

HSYK tam olarak ideolojik merkez değil. HSYK yine demokrasi açısından çok olumlayamayacağımız bir otorite ama pür ideolojik davranan, ideoloji nedeniyle yasaları tam anlamıyla bir kenara itebilen bir yapı değil şu an. Önümüzdeki dönemlerde olabilir. Çünkü az önce bahsettiğim iptal nedeniyle artık HSYK'ya artık Ertosun ve onun düşüncesindeki Kemalistler gelemeyecek. Belki liberaller ve sosyal demokratlar da gelemeyecek."

Başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerini de açıklayan Can, şu ifadeleri kullandı: "Cumhurbaşkanın görev süresi için 7 yıl diyenlerin de argümanları da güçlü 5 yıl diyenlerin de. Çünkü anayasa geçiş dönemi için bir şey söylemiyor. Eski düzenlemede 'Cumhurbaşkanı 7 yıllığına seçilir' diyor. Yeni değişiklikte ise 'görev süresi 5 yıldır ve halk tarafından seçilir' diyor.

Abdullah Gül parlamento tarafından 7 yıllığına seçildi. Eski bir hukuk düzenine göre bir seçim yapıldığı zaman o döneme ilişkin tartışmalar eski hukuk düzeni üzerinden yürür. Dolayısıyla geçiş döneminden kaynaklanan bir problem var.

Parlamento 7+0 demiştir. Ben 7+0'ın anayasaya aykırı olmadığını düşünüyorum. Ama Anayasa Mahkemesi '5+5 burada esastır' derse, buna da 'Hayır, anayasayı ihlal etmiştir' diyemem."

14 Mayıs 2012

Seyit Rıza'nın 75 yıl sonra ortaya çıkan mektupları

  Seyit Rıza'nın mektupları

Atatürk’e mektup: Kan dökmeyin, sürgüne razıyım

1937’de başlayan Dersim Katliamı’nın en önemli mağdurlarından Seyit Rıza, resmi kaynaklara göre bölgedeki isyanın da en azılı ele başıydı. Tarih kitaplarında Dersim’de devlete karşı isyanları teşvik ettiği ve yönlendirdiği yazıyordu. Ancak Habertürk TV Haber Koordinatörü Abdullah Kılıç’ın ulaştığı belgeler, Seyit Rıza’nın kanı durdurmak çabaladığını hatta Atatürk’e mektup yazarak yalvardığını ortaya koyuyor.

KANLI DERSİM HAREKATI'NI O MU BAŞLATTI

Seyit Rıza, bugüne kadar Dersim'deki isyanın sorumlusu gösterildi. Hedef haline getirildi. Daha fazla kan dökülmesinin önüne geçmek için 12 Eylül 1937’de oğlu ve iki adamıyla teslim oldu. 15 Kasım 1937’de ise önce çocukları sonra da kendisi apar topar idam edildi. Hakkında yalan yanlış pek çok şey yazıldı, söylendi. Resmi tarihe göre Seyit Rıza Dersim Başkomutanı’ydı ve binlerce kişinin canına mal olan Dersim harekatının başlamasına neden olmuştu. Peki öyle mi?

RESMİ TARİHİ YALANLIYOR!
Habertürk TV Haber Koordinatörü Abdullah Kılıç’ın Cumhurbaşkanlığı ve TBMM’nin arşivlerinden ortaya çıkardığı belgeler, resmi tarihi yalanlıyor. 1938’den beri gizli tutulan vesikalar, Seyit Rıza’nın sadece kan dökülmesini önlemek için üstün gayret gösterdiğini kanıtlamakla kalmıyor; yaklaşık 70 yıldır onun ismi etrafında yürütülen ‘psikoljik harp’in de boyutlarını gösteriyor.

BM'DEN YARDIM İSTEDİ Mİ?

Arşivlerden çıkan 10’un üzerindeki mektuplardan belki de en önemlisi, Dersim Başkomutanı Seyit Rıza imzasıyla Birleşmiş Milletler'in temelini oluşturan Uluslar Kurumu'na başvurduğu iddia edilen mektupla ilgili. Seyit Rıza, Dersim’in bağımsız olması için BM’den yardım istemekle suçlanıyordu. Ancak bu belge, mektubun Seyit Rıza tarafından yazılmadığını ortaya koyuyor. 18.10.1937 tarihinde İçişleri Bakanı Şükrü Kaya imzasıyla Cumhurbaşkanlığı’na sunulan belgede bu mektubun Seyit Rıza tarafından değil, onun imzası kullanılarak Suriye’den Yusuf isminde biri tarafından yazıldığı belirtiliyor.

"KAYMAKAM BEY'İN ZULÜM VE HAKSIZLIĞININ ÖNÜNE SET ÇEKİLMESİNİ İSTİRHAM EDERİM"

Seyit Rıza’nın 14.06.1933 tarihinde Elazığ Valisi’ne gönderdiği ilk mektup şu cümlelerle başlıyordu: “Hürmet ve tanzimle elerinizden öperim. Uğradığımız haksızlığın boyutlarını arz etmeye mecbur kaldım…” Sonraki cümlelerde Seyit Rıza, jandarmanın ve devleti temsil eden memurların Dersim halkına yaptığı zulümleri anlatıyordu. Mektubun ortasına gelindiğinde bugüne kadar söylenegelinen ancak bir türlü belgesi ortaya koyulamayan o meşhur hikayeye kendi ağzından vurgu yapıyordu: “Harbi umumiye de hükümetin verdiği emirleri öpüp başıma koydum. 10 bin kadar milis kuvveti topladım. Halit Paşa kumandasındaki orduya katılarak topraklarımızı Ruslara karşı savundum. Cansiparane bir mücadele ortaya koydum. Komutanların ve paşalarım takdirine mazhar oldum. Bugüne kadar hükümete hizmet etmekten biran geri durmadım. Hakkımızda kaymakam beyin yapmak ve yaptırmak istediği zülüm ve haksızlığın önüne set çekilmesini istirham ederim.”

SEYİT RIZA'DAN HOZAT KOMUTANI'NA SİTEM DOLU MEKTUP

09.07.1933 tarihli Seyit Rıza’nın Hozat Jandarma Komutanı’na yazdığı mektubu sitem dolu. Kaymakamın ‘görüşelim’ çağrısı üzerine oğlunu görüşmeye yollayan Seyit Rıza, bu mektupta oğlunun dönüş yolunda haince pusuya düşürülüp öldürülmesinden yakınıyor. Ve işten kendisine görüşme teklifinde bulunan Kaymakamı suçluyor. “Mevsim kış ben de yaşlı olduğum için görüşme davetinize gelemedim ancak oğlumu Kaymakama yolladım. Talebinizi Cumhuriyet hükümetinin emri kabul ettim. Evlat benim değildi sizin evladınızdı. Biz vatan evladı değil miyiz? Oğlumu katledenleri, Kaymakam Bey korudu. Allah merhamet versin! Şimdi kaymakam aşiretleri üzerine sevk ediyor. Benim bir kusurum yoktur, adalet aradığım için haksız mı oldum. Hükümete düşmanlığım yoktur, hükümeti düşman olan haşa Allaha düşman olur.”

ALPDOĞAN PAŞAYA: KAN DÖKÜLMESİN, SÜRGÜNE RAZIYIM

1937 yılında Dersim’de bir iç savaşın yaşanmasından endişe eden Seyid Rıza, bir yakınını Alpdoğan Paşa’ya yollayarak kanın durdurulmasını istedi. Dönüşte Sin Köyü’ne misafir olan arabulucu Alpdoğan’ın emriyle Kırgan aşiretinden iki kişi tarafından öldürüldü. İki suikastçi Hozat’a giderek askeri kışlaya sığındı.

Seyid Rıza da yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle Sin Köyü’nü ve bir karakolu bastı, katillerin kendisine teslim edilmesini istedi.
Bu sırada tekrar Seyit Rıza ile bir takım temaslar kurdu. Seyit Rıza yine kan dökülmesini istemiyordu. 20.5.1937 tarihinde Alpdoğan Paşa’ya şöyle bir mektup yazdı Seyit Rıza: “Kan dursun yeter ki! Beni ve aşiretimi, Erzurum’a yollayın. Ya da hükümet benden şüphe ediyorsa Halep’e gideyim. Veyahut Türkistan’a geri gönderin”.

CUMHURBAŞKANLIĞI GENEL SEKRETERİ'NİN İMZALARI VAR

Bu ve buna benzeyen birçok mektup, bugün gün ışığına çıktı. Bir dönemin asi adamının aslında kan dökülmemesi için yoğun uğraş gösterdiği bu mektuplarda görülüyor. Seyit Rıza’nın yürek burkan ve belki de Dersim Harekatı’nın gerçek yüzünü ortaya koyan bu mektupları İçişleri Bakanı Sükrü Kaya’ya ulaşıyor ve o da Atatürk başta olmak üzere üst düzey devlet yetkililerine gönderiyordu. Çünkü mektuplarda hem Şükrü Kaya’nın hem de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nin imzaları mevcut.

Ancak bu mektupların hiç biri Dersim’de binlerce kişinin katledildiği harekatı durduramadı. Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, birkaç ay sonra “Canına bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine teslim olmaya giderken 12 Eylül 1937’de adamlarıyla beraber tutuklandı. Bu olayı Başbakan İsmet İnönü, aynı tarihli yazısında Atatürk’e şu cümlelerle anlatıyordu: Seyit Rıza’nın teslim olması, Cumhuriyet ıslahatının yeni bir safhasıdır. Lutufkar iltifatlarınız bizim için çok kıymetli bir teşviktir.”

15 Kasım 1937’de de idam edildi. İdamdan önce son dileğini soran cellada oğlumdan önce beni asın” diyecekti. Öyle olmadı; önce oğlu sonra da o asıldı. Ağzından dökülen son cümleler içleri acıtıyordu: "Kerbelanın evladıyız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!"

9 Mayıs 2012 - HT

MHP'li Vural'dan Erdoğan'a bomba sözler

  MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını değerlendirdi.

“O OYUNLARINI OSKARLIK OYNAR”

Konuşmasında “Recep Usta” diyen Vural, şöyle konuştu:

“Sayın Başbakan yine sanattan edebiyata siyasetten kültüre her konuyu değerlendirdi. Sanatçı oldu, sporcu oldu, eğitimci oldu ve herkese de ders verdi, o büyük usta çünkü. Büyük usta her şeyi bilir. Her şeyin en iyisini o yapar. Dolayısıyla ‘Recep Usta’ tiyatrolar ve sanatçılar konusunda da bence yerden göğe haklıdır. Çünkü Türkiye’de hiçbir oyuncu ondan daha iyi yapamaz. O oyunlarını Oskarlık oynar. Onun oyunları Bağdat’tan Şam’a Tahran’dan Kahire’ye Brüksel’den Davos’a Washington’a kadar kapalı gişe oynar. O her türlü emperyal dekoru getirtir, allar pullar hiç sıkılmadan bir de oyunu millet adına İslam adına oynadığını dahi söyleyebilir.

Evet Türkiye’nin, Balkanların ve Ortadoğu’nun en iyi rol kesicisidir Recep Tayyip Erdoğan. O Büyük Ortadoğu tiyatrosunun BOP ve Yahudi Cesaret Madalya ödüllü tek Müslüman lideridir. O rol kesen bir avantürdür. Her tipe girer, her gün bir gömlek değiştirir.”

“Aslında Bugün Ne Giysem programı sanırsınız formatını oradan almış” diyen Vural, “Her gün yeni bir maskeli siyaset. Ama inanıyorum ki bu millet çok yakında ona da bizimle değilsin diyecek” dedi.

“BİG BROTHER”

“Bugün Recep Tayyip Erdoğan artık Big Brother” diyen Vural, şöyle devam etti:

“Aslında o 1984’ün George Orwell’in ortaya koyduğu Big Brother var ya bugün Big Brother Recep Tayyip Erdoğan. Bugün herkesi gözetler, azarlar. Biliniz ki Big Brother sizi izliyor. O parmağı ile milleti korkutuyor. O ali kıran baş kesen olduğunu zannediyor. O başbakanlığı asma kesme yeri olarak görüyor.

Bugün Recep Tayyip Erdoğan artık Big Brother. Herkesi izler, dinler, attırır. Her gün kendisi gibi düşünmeyenlere parmak sallıyor.

Muhafazakarlıktan bahsediyor. Bugüne kadar ne yaptın, kimi kandırıyorsun.

Bugün Recep Tayyip Erdoğan yeni sömürünün ve yeni vesayetin temsilcisi olmuştur.

Aslında muhafazakar görünümle emparyel bir despot.

Renksiz bir Türkiye oluşturmak isteyen, herkesi susturmak isteyen, millete parmak sallayan, Kenan Evren Paşa’nın müsveddesi gibi davranan bir zihniyetten farkı yoktur.

Hayatımızın her alanına müdahale etmek isteyen Orwell’in Big Brother’i konumuna düşen bu hükümetin demokrasiyi sadece bir araç olarak kullanmak istediği aslında asıl amacın her yere hakim olmak istediğini ortaya koyuyor.”

SORULAR

Oktay Vural, basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir basın mensubunun, “AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş tutuklu vekiller için yapılacak düzenlemenin Karayılan’ın da milletvekili olmasının yolunu açabileceğini ifade ediyor, ne diyorsunuz?” sorusuna Vural, “MHP olarak aslında sorulması gereken asıl sual, bugün milletin oyunu almış milletvekillerini içeri tıkılması konusunda doğrudan doğruya siyasal iradenin bir tavır aldığı konusudur.

Hiç kimse Karayılan gibilerin milletvekili olmasının önünü açmak istemez.

Açmak isteyenin önünde en başta MHP yer alır ama unutmayalım ki Mustafa Elitaş ve AKP, 2011 seçimlerinden önce YSK’nın veto ettiklerini demokrasiye aykırı görüp PKK’lıların, KCK’lıların milletvekili adayı yapılmasını isteyen bir zihniyetin temsilcileridir. Asıl onlar istemişlerdir. Demek ki bunların kafalarında Karayılan’ı aday yapmak, Öcalan’ı serbest bırakmak fikri var. Biz buna geçit vermeyiz. Geldiğimiz noktada bu düzenleme sadece ve sadece vekillerin tutuksuz yargılanmasını önüne açan düzenleme olmalıdır, bunun dışında herhangi bir amaç olarak kullanılmasını MHP olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Tutuksuz yargılamaların devam etmesini istiyoruz. Mustafa Elitaş’ın niyeti Karayılan’ı daha önce bu Hatip Dicleleri aday yapmak gibi Karayılan’ı da aday yapmak istiyorsa kalksın kendi partisinden yapsın, belki Öcalan’ı da yapabilirler” yanıtını verdi.

“Yönetmelik değişikliği ile lise çağındaki kız çocuklarının evlenmesinin önünün açılacağı tartışması var, ne diyorsunuz?” sorusunu da Vural, “Milli Eğitim Bakanı’nın ne yaptığını bilen var mı? Milli Eğitim Bakanı eğitime almasında fayda var" şeklinde yanıtladı.

“Anayasa yazımı başlıyor. Kırmızı çizgileriniz var mı?” sorusu üzerine ise Vural “Mücevher taşa yazılanlar var. Milli egemenliğin bölünmezliği, milletimizin kimliği, dilimiz gibi konular…Uzlaşma Komisyonundaki arkadaşlarımız ifade edecektir” dedi.

“Masadan çekilme olabilir mi?” sorusuna da Vural, “Bizi millet TBMM’ye getirdi. Biz mücadele etmesini seven bir hareketiz. Biz hep masadayız. MHP’nin söyledikleri açık. Bence bu sorunları karnından konuşanlara sorsanız daha iyi olur. Olumlu bir şekilde Anayasanın yapılmasını bu temel değerler ekseninde anayasal devlet düzeninin oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

“Hangi başbakan, which one, hangisi” diyen Vural, “Gerçek, Recep Tayyip Erdoğan’ın hangisi olduğunu bilmiyoruz. Aynalar vardır. Birçok Recep Tayyip Erdoğan var ama gerçeğin hangisinin olduğunu bilmek için aynaları kırmak lazım bizde onu kırmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

2 Mayıs 2012

CHP'den kahvelere kütüphane projesi

  CHP logo

CHP Halkla İlişkiler Genel Başkan Yardımcılığı tarafından yürütülen ”Okuma Seferberliği” projesi kapsamında isteyen kahvehanelerle okullara, içinde Türk ve dünya edebiyatı klasiklerinin yer aldığı kitaplık hediye edilecek.

Proje yürütücüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Ayten Kayalıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, parti çalışmaları nedeniyle sık sık yurt gezileri yaptıklarını anımsattı.

Gezileri sırasında özellikle ilçelerdeki okullarda öğretmenler ve öğrencilerin kendilerinden Türk ve dünya edebiyatı klasikleri gibi çeşitli kitaplar talep ettiklerini anlatan Kayalıoğlu, bu durumun da kendilerini fazlasıyla memnun ettiğini kaydetti.
Gelen talepler doğrultusunda harekete geçerek proje başlattıklarını anlatan Kayalıoğlu, bu kapsamda gönüllülerden istedikleri kitapları genel merkezde toplamaya başladıklarını söyledi.

Kayalıoğlu, toplanan kitapları isteyen okullara ulaştırmaya başladıklarını belirtirken, projenin zaman sınırlamasının olmadığını toplanan kitapları ulaştırmaya devam edeceklerini bildirdi.

Kahvehanelere kitaplık

Yaptığı bir Hatay gezisinde, çok eski bir kahvehanede kitaplık gördüğünü ve bundan fazlasıyla etkilendiğini belirten Kayalıoğlu, ”Kahvehanelere kitaplık” projesi için de harekete geçtiklerini anlattı.

CHP'den kütüphane hizmeti  

Kahvehanelerde sadece oyun oynandığına dikkati çeken Kayalıoğlu, ”Hatay’da gördüğüm manzara çok hoşuma gitti. Demek ki kitap olsa oraya gidenlerin çoğu, oyun oynamak yerine okuyacak. Bunları senelerdir dile getiren bir kişiydim ve bu durum beni hakikaten üzüyordu, rahatsız ediyordu. ’Gazete kitap okumuyorsunuz’ dediğimde, ’kitap varda okumuyor muyuz?’ yanıtını alıyordum. Şimdi isteyen kahvehanelere içerisinde farklı kitapların yer aldığı kitaplıklar göndereceğiz” dedi.

”Tek amacımız okuma alışkanlığını yeniden insanlara aşılamak” diyen Kayalıoğlu, ilk kitaplıkları gelen talep doğrultusunda Mamak’taki iki kahvehaneye hediye edeceklerini bildirdi.

Kayalıoğlu, projelerinin Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından da desteklendiğini belirtirken, vatandaşlardan okumadıkları kitapları talep gelen yerlere ulaştırmaları için kendilerine göndermelerini istedi.

30 Nisan 2012

Siyaset arenasına yenilik: Kürdistani İslami Parti

Avukat Sıdkı Zilan  

İslamcı Kürtler'e yeni parti

Kendilerini dindar ve muhafazakâr Kürtler olarak tanımlayan bir grup siyaset arenasına

"Kürdistani İslami Parti" ismi ile çıkmaya hazırlanıyor.

Yeni oluşumun öncülüğünü yapan Diyarbakır Barosu'na kayıtlı Avukat Sıdkı Zilan, Ekim 2012'ye kadar partiyi kuracaklarını hatırlattı. Mevcut Kürt partileriyle hasım değil, müttefik olacaklarını söyleyen Zilan, "İzmir gibi muhafazakâr Kürt nüfusunun olmadığı yerlerde siyaset yapmayacağız" dedi.

IRAK FEDERAL BÖLGESİNİ MODEL ALDILAR

Siyaset sahnesi çok ses getirecek yeni bir partiyle tanışacak. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan ve kendilerini "Dindar ve muhafazakâr kürtler"olarak tanımlayan bir grup, "Kürdistani İslami Parti" isimli oluşumu legal siyasi partiye dönüştürüyor. Kürt nüfusunun olmadığı bir ilde siyaset yapmayı düşünmeyen oluşum, Irak Federal Kürdistan bölgesini model almış.

HEDEF: AKP'YE OY VEREN DİNDAR KÜRTLER

İsmindeki "Kürdistani" kelimesiyle bile tartışma yaratacak olan partinin öncülüğünü yapan Avukat Sıdkı Zilan Taraf'a konuştu: "Çalışmalarımız bir yıldır sürüyor. Önemli derecede destek aldık. 2012'nin ekim ayına kadar partiyi kurmayı planlıyoruz. Diyarbakır, Urfa, Batman, Bingöl, Elazığ başta olmak üzere birçok ilde faaliyet yürüttük. Dini kendi içinde yaşayan ve "gri kesim" olarak bilinen, kendilerini BDP ve PKK çizgisinden uzak tutarak, AKP ve SP'ye oy veren dindar Kürtlerin oylarını hedefliyoruz. Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki siyasi yelpazede PKK-BDP yelpazesinin güçlü bir siyasi hareket olduğu aşikârdır. Dindar halkımızın bir kesimi de AKP'ye oy vermiştir. Burada Kürt oylarının bölündüğü apaçık bir şekilde görülüyor. Bu durumda dindar Kürtlere, Kürdistani bir zeminde siyasetin yolunu açmak için İslami bir partiye ihtiyaç olduğu aşikârdır. Parti, BDP veya başka Kürdi, Kürdistani parti veya hareketleri hasım değil, doğal müttefik olarak görmektedir. Hedefi de Kürdistan halkının Ankara ile olan siyasi temsil bağını koparmak, onları kendi zemini üzerinde örgütlemektir."

ALTAN TAN: PARTİ ZENGİNLİK

Muhafazakâr kimliği ile tanınan BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, yeni oluşumu "zenginlik" olarak niteleyerek, "Kemalizm'e niye karşı çıkıyoruz? Biz diyoruz Kemalizm hepimizi bir kaba koyuyor. Ben şahsen herkesin bir kaba girmesini istemiyorum. Dindar Kürt olacak, liberal Kürt olacak, sosyal demokrat ve sosyalist olacak elbette" dedi.

30 Nisan 2012

Europol: 'PKK’nın Lojistik Destek Üssü Avrupa'

Europol Başkanı Rob Wainwright  

Avrupa polis teşkilatı Europol tarafından yayımlanan "AB Terörizm Durumu ve Eğilim" (TE-SAT 2012) başlıklı raporda, Birlik ülkelerinde 2011’de terörist eylemlerin ve bu bağlamda tutuklananların sayısında azalma olmasına karşın kaynakları çeşitli olan tehdidin devam ettiğinin altı çiziliyor. Raporda Avrupa ülkelerinin PKK tarafından lojistik destek üssü olarak kullanıldığı da belirtiliyor.

PKK bağlantılı tutuklamalarda azalma olmasına karşın örgütün yeni üye bulma amacıyla Avrupa'da oluşturduğu ağın endişe nedeni olarak görüldüğü belgede, PKK'ya üye oldukları ya da örgütün suç eylemlerine destek verdikleri gerekçesiyle 2011'de Fransa, Almanya ve Romanya'da tutuklamalar yapıldığı hatırlatılıyor. "Yakalananların büyük bölümünü Türkiye'deki gerilla operasyonları için ya da Kuzey Irak'taki gerilla kamplarının bakımı için para toplama işine girişenler oluşturuyor," tespitine yer verilen raporda, toplanan paraların bir bölümünün Avrupa Birliği merkezli propaganda ve eğitim kamplarında kullanıldığı şüphesi de yer buldu. PKK'nın Avrupa'daki üyelerinin işlediği suçlar ise gasp, para aklama, yasadışı göçü kolaylaştırma, uyuşturucu ve insan ticareti olarak sıralanıyor.

PKK'nın 2011'de Türkiye'de, sayısı azalmakla birlikte, çok sayıda saldırı gerçekleştirdiğinin altının çizildiği belgede, saldırılarda kullanılan taktiklerin aynı kalmasına karşın yöntemlerde farklılık gözlemlendiği de raporun vurguları arasında yer aldı.

Eylem oranı düşük olsa da tehdidin yüksek olduğuna vurgu yapılan raporda, 2012’de gündeme gelebilecek gelişmeler de şu şekilde sıralanıyor:

-Londra Olimpiyatları hedef alınabilir.

-El Kaide ana oyuncu olmayı sürdürecek.

-Din güdülü terörizm jeopolitik gelişmeler ışığında şekillenecek.

-Sorunlu alanlardan dönen militanlar Avrupa Birliği için tehdit oluşturmayı sürdürecek.

-Teröristler, şiddet yanlısı aşırı uçlar ve organize suç ağları arasındaki ilişki daha bulanık hale gelebilir.

-Tek başına hareket eden ve "yalnız kurt" olarak adlandırılan terörist türünde ve bunlar tarafından yapılan eylemlerde artış olabilir.

Raporda, terörizmle ilgili genel trendler konusunda ise şu tespitlerde bulunuluyor:

-Terör eylemleri ve buna bağlı tutuklamalarda düşüş sürse de terörizm ve şiddete dayalı aşırı uç görüşler belirgin bir tehdit unsuru olmayı sürdürüyor.

-Avrupa’da şiddet yanlısı aşırı sağ tehdit yeni bir düzeye ulaştı ve hafife alınmamalı. En muhtemel tehdit kaynağı yalnız aktörler olsa da örgütlü yeraltı gruplarının saldırı düzenleme kapasitesi ve niyeti mevcut.

-Ekonomik kriz nedeniyle uygulanan kemer sıkma politikalarından kaynaklanan endişeler, göç ve çok kültürlülük konularının, ana siyasi partilerden duyulan hayal kırıklığıyla birleşmesi şiddet yanlısı sağ grupların faaliyetlerinde artışa neden olabilir.

-Usame Bin Ladin'in öldürülmesi, Avrupa Birliği ülkelerinde terör açısından etki yaratmadı. El Kaide'nin ana kadrosu üzerindeki baskı arttıkça geniş kapsamlı saldırıların yapılması zorlaşacaktır.

-Radikalleşme terör tehdidinin önemli bir unsurunu oluşturuyor.

-Terörist ve aşırı grupların internetteki varlığı önemli boyuta ulaştı.

Rapora göre 2011'de Avrupa Birliği ülkelerinde gerçekleştirilmiş ya da eyleme geçilmeden hemen önce müdahale edilmiş 174 terör eylemi belirlendi. Terör bağlantılı 484 kişi tutuklandı. 2011'de Avrupa Birliği ülkelerinde El Kaide odaklı saldırı tespit edilmedi. Etnik nitelikli terörizmin en etkin olduğu İspanya'da bu saldırılarda yüzde 50'ye varan düşüş oldu. Avrupa Birliği'nde 2011'de 110 etnik nitelikli terörist saldırı ya da saldırı girişimi belirlendi.

26 Nisan 2012 - Güven Özalp | Brüksel

Zeybek tekrar aday olmayacak

  Namık Kemal Zeybek

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, partisinin 6 Mayıs Pazar günü gerçekleştirilecek 8. olağanüstü kongrede genel başkanlığa aday olmayacağını bildirdi.

DP Basın Birimi’nden yapılan yazılı açıklamada, Zeybek’in bugün gerçekleştirilen, il başkanları toplantısında konuştuğu belirtildi.

Konuşmasında, 15 Ocak 2011 tarihinde DP Genel Başkanlığı’na seçildiğini anımsatan Zeybek, elinden gelen gayreti gösterdiğini ancak iktidarın kendisinden telaşlandığını ve kuşatma altına aldığını savundu.

İktidar partisinin Türkiye’ye büyük zararlar verdiğini ileri süren Zeybek, şunları kaydetti: ”Türkiye, Türkiye olmaktan çıkacak. Tehlike yakın ve büyüktür. Bir müddet önce bir karara vardım. ’Bana karşı yöneltilen, bana karşı kurulan bu karartma ve yok gösterme faaliyetlerinden ötürü acaba partiye de zarar mı veriyorum’ diye bir duyguya kapıldım.

Sonra gözüme kestirdiklerime hissettirmeden fırsatlar da verdim. Ben bir karar verdim.

Bu karar şudur; önümüzdeki 6 Mayıs Pazar günü yapılacak olan genel kurulda genel başkan adayı olmamaya ama partimde devam etmeye, partime hizmet etmeye ve benim enerjimden, benim kültürümden ve hitabetimden, benim inançlılığımdan yararlanmak isteyen varsa yeni oluşumda, yeni yönetimde eğer aynı bilinci görürsem; Atatürk çizgisinde, milli değerlere bağlı, manevi değerlere saygılı, insani değerlere açık, bilgi çağını esas alarak kök değerlerden kopmadan, bilgi çağının üreticisi olmaya doğru yürüyen bir yönetim gördüğüm zaman ben her şeyimle hazırım.

Benimle çalışan bütün arkadaşlarıma, bize oy verenlere ve vermeyenlere hepsine teşekkür ederim.”

25 Nisan 2012

CHP'li Tarhan'dan Erdoğan'a Eş Başkanlık sorusu

  CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Amerika Birleşik Devletleri‘nin BOP ve GOP projelerine Türkiye’nin ‘Eş Başkan’ olarak dahil olmasının yasal dayanağı nedir?

Bu ‘eş başkanlık’ görevi hangi uluslararası anlaşma ile Türkiye’ye verilmiştir?” diye sordu.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, TBMM Başkanlığı’na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

“Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak başlattığı, daha sonra buna yeni coğrafyalar ekleyerek, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOP) olarak revize ettiği Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı yeniden şekillendirme projesine Türkiye olarak ‘eş başkanlık’ yaptığımızı çeşitli demeçlerinizde ifade ettiniz” diyen Tarhan,

Başbakan’a şu soruları yöneltti:

  • “Bu ‘Eş Başkanlık’ görevi hangi uluslararası anlaşma ile Türkiye’ye verilmiştir?

  • BOP ve GOP için eş başkanlık görevleri, hangi tarihlerde ve nerelerde gerçekleşen toplantılar sonucunda karara bağlanmış ve hangi sözleşme sonucunda Türkiye’ye verilmiştir?

  • Türkiye, BOP veya GOP eş başkanlığı için Amerika Birleşik Devletleri’ne hangi taahhütlerde bulunmuştur?

  • ABD, BOP veya GOP eş başkanlığı için Türkiye’ye hangi taahhütlerde bulunmuştur?

  • Eş başkanlık görevi verilirken, BOP ve GOP projelerinin tarafınıza açıklanan amaçları nelerdir?

  • Türkiye’nin ‘eş başkanlık’ görevi çerçevesinde yükümlülükleri nelerdir?

  • Bu yükümlülüklerden hangisini yerine getirdiniz?

  • ABD ve Türkiye arasında BOP veya GOP için bir anlaşma söz konusu ise, bu anlaşma neden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayına sunulmamıştır?

  • Türkiye, ‘eş başkanlık’ görevi çerçevesinde bugüne kadar hangi faaliyetleri yürütmüştür?

  • Malatya Kürecik’te kurulan füze kalkanı, BOP ve GOP eş başkanlığının bir gereği midir?

  • Türkiye’nin, Suriye’de iç savaşı kışkırtması ve barış yerine savaşı zorlamasının nedeni BOP/ GOP eş başkanlığını yürütüyor olmamız mıdır?

  • ABD ve Türkiye arasında BOP veya GOP için bir anlaşma söz konusu değil ise, Türkiye’nin ‘Eş Başkanlığı’nı iç hukukumuz açısından nasıl izah ediyorsunuz?

  • Hükümetinizin iç ve dış politikaları, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu veya Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projeleri doğrultusunda mı şekillendirilmektedir?

  • Türkiye’nin ulusal çıkarlarının, Büyük Ortadoğu veya Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projeleri eş başkanlığı görevi ile çelişmesi durumunda nasıl bir tutum izliyorsunuz?

  • Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Ortadoğu Projesi veya Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’ne körü körüne bağlılığın, Türkiye’yi uçuruma sürüklediğinin ve söz konusu projelerin Türkiye’nin yeniden dizaynı ve bölünmesine hizmet edeceğinin farkında mısınız?”

20 Nisan 2012

Türkiye'nin Çin çıkarması

  Geçtiğimiz günlerde Çin Devlet Başkanı Yardımcısı Şi Cinping Ankara'da temaslarda bulunmuştu

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonu Çin’i ziyaret ediyor. Erdoğan, siyasi ve ekonomik ilişkileri yeni bir aşamaya taşımayı, Suriye politikası konusunda da Pekin’i ikna etmeyi hedefliyor.

Birçok ilkler içeren ziyaret, Türkiye’nin Suriye krizine çözüm çabaları nedeniyle de büyük önem taşıyor. Beraberinde dışişleri, enerji ve ekonomi bakanları, milletvekilleri, işadamlarından oluşan kalabalık bir heyetle Çin’i ziyaret edecek olan Erdoğan, siyasi ve ekonomik ilişkileri yeni bir aşamaya taşımayı ve Suriye konusunda da Pekin’i ikna etmeyi hedefliyor.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 günlük Çin ziyareti, ilişkilerde yeni bir dönemin habercisi olarak görülüyor. 27 yıl aradan sonra Çin’i resmen ziyaret eden ilk Türk Başbakanı olacak olan Erdoğan, başkent Pekin ve finans merkezi Şangay’ın yanı sıra Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne de gidecek.

Erdoğan, 3 yıl önce Çin yönetiminin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki protestoları aşırı güç kullanarak bastırmaya çalışmasına sert tepki göstermiş, yaşananların “adeta soykırım” olduğunu söylemişti. 2009 yılında yaşanan diplomatik gerilim artık geride bırakılırken, Erdoğan’ın bu bölgeyi ziyaret edecek olması, ilişkilerde gelinen aşamanın göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Yeni güven ortamı

Düşünce kuruluşu USAK’ın uzmanlarından Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu, Türkiye-Çin ilişkilerinde oluşan yeni güven ortamı ve taraflar arasındaki güçlü diyaloğun önemine dikkat çekti:

“Çin, 5 Temmuz 2009 olaylarından sonra Uygur bölgesini Türkiye'ye daha fazla açarak uyguladığı politikalar konusunda Türk kamuoyunu ikna etmeye çalışmaktadır. Ankara da Uygurların sorunlarını dışa pek yansıtmadan gördüğü aksaklıkları doğrudan Çinli makamlara iletmeye çalışmaktadır. Bu anlamda Ankara ve Pekin arasında Uygurları bir gerilim alanı olmaktan çıkarma noktasında bir gayret gözükmektedir. 5 Temmuz olayları gibi bölgede büyük bir patlama olmadıkça, Türkiye-Çin yakınlaşması Uygurların siyasi ve ekonomik koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlayacak bir nitelik taşımaktadır.”

Son üç yılda Çin ile Türkiye arasındaki üst düzey ziyaretler ve imzalanan çok sayıda anlaşma, ilişkileri, diplomatların deyimiyle “stratejik işbirliği” seviyesine çıkardı. Ancak bazı önemli uluslararası sorunlarda Ankara ile Pekin arasındaki görüş ayrılıkları sürüyor.

Çin Devlet Başkanı Hu Cintao  

Suriye konusu

Erdoğan’ın ziyaretinde özellikle Suriye konusunun ön plana çıkması bekleniyor. Arap Baharı’na da şüpheyle bakan Çin, Suriye’ye yönelik olası bir askeri müdahaleye karşı çıkıyor ve Rusya ile birlikte, BM Güvenlik Konseyi’nde karar alınmasını engelliyor. Türkiye ise Esad rejimine karşı sert bir tavır alırken, Suriye’de şiddetin son bulması, siyasi geçiş sürecinin başlatılması için Moskova ve Pekin’i ikna etmeye çalışıyor.

Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu, Çin yönetiminin Suriye politikasında yakında değişiklik olabileceğini düşünüyor. Çolakoğlu'nun değerlendirmesi şöyle:

“Çin özellikle Afganistan, Irak ve Libya müdahalelerinin çözümsüzlük yarattığını, iç savaş ve çatışmaları körüklediğini vurguluyor. Dış müdahalelere karşı olmayı genel bir "prensip" olarak görüyor; örneğin Çin'in Suriye'de herhangi bir çıkarı da bulunmuyor. Çin ne rejimi ne muhalifleri tuttuğunu ısrarla dile getiriyor. Çin'in tavrı Rusya'dan kendisini bir ölçüde ayrıştırıyor. Çin'in Suriye ilişkileri zaten kısıtlı ölçüdeydi. Çin gerekli şartlar oluştuğunda Rusya'dan farklı ve bağımsız hareket edebilecektir. Bu anlamda ne pahasına olursa olsun Rusya'yı desteklemek gibi bir politika söz konusu değil. Bu noktada Suriye'ye ilişkin olarak Çin dış müdahale olmamak kaydıyla ABD ve Türkiye ile ortak bir noktada uzlaşabilir.”

Ekonomik ilişkiler

Erdoğan’ın Çin ziyareti, iki ülke arasında ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi açısından da büyük önem taşıyor. Erdoğan’a ziyaretinde, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın yanı sıra çok sayıda işadamı eşlik edecek.

Çin halen Türkiye’nin, Almanya ve Rusya’dan sonraki üçüncü büyük dış ticaret ortağı. Türkiye ve Çin, ticaret hacmini 2015 yılında 50 milyar dolara, 2020 yılında ise 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Çin’den artan ithalat nedeniyle dış ticarette sürekli açık veren Türkiye, Pekin yönetiminden Türk yatırımcılar için yeni kolaylıklar talep ediyor. Turizmde de Çinli turistlerin Türkiye’yi tercih etmeleri için Pekin’den destek bekleniyor. Her yıl yaklaşık 70 milyon Çinli turist yurt dışı tatili yapıyor. 2011 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Çinli turist sayısının 100 bine yükselmesine rağmen, bu rakamın potansiyelin çok altında olduğu belirtiliyor. Çin’de “Türk Kültür Yılı” olarak kutlanacak 2013 yılında tanıtım etkinliklerine ağırlık verilmesi, turizm potansiyelinin geliştirilmesi hedefleniyor.

6 nisan 2012

Said-i Nursi üniversitede

Said-i Nursi üniversitede  

Mardin Artuklu Üniversitesi'nde, Said Nursi adına enstitü kurmak için proje hazırlandı. Yarın başlayacak sempozyumda da Nursi'nin 'Kürt Reçetesi' masaya yatırılacak.

Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek Kürtçe ve Süryanice bölümler açan Mardin Artuklu Üniversitesi'nden şimdi de Said Nursi adımı geldi.

Üniversitede, 'Cumhuriyet rejimine muhalif olduğu' iddiasıyla yıllarca sürgün hayatı yaşayan, mezarı 27 Mayıs hükümeti tarafından yıktırılarak bilinmeyen bir yere nakledilen Said Nursi adına enstitü kurmak için proje hazırlandı.

Ayrıca yarın başlayacak olan sempozyumda, Said Nursi'nin 'Kürt Reçetesi' adlı eseri masaya yatırılacak.

Akşam gazetesinden Ali Ekber Ertürk imzalı haberde, Rektör Prof. Serdar Bedii Omay'ın, "Risale-i Nur ve Said Nursi adıyla enstitü kurulması için proje hazırladık. Dosya şu anda senatoda. Prosedür tamamlandıktan sonra resmi başvurumuzu yapacağız. Dosyayı yakında YÖK'e göndereceğiz" sözlerine yer verildi.

Rektör Yardımcısı Prof. Kadri Yıldırım da, enstitü hazırlığının gerekçesini, "Toplumun hem maddi hem de manevi kültüründe çok büyük roller oynamış bilim, ilim adamlarının rollerinin toplum tarafından bilinmesini sağlamak. Said Nursi ve eserleri, malesef toplum tarafından arzulanan şekilde bilinmiyor. Bu eksikliğin, üniversitelerin bünyelerinde kurulacak enstitülerle giderilmesinin en sağlıklı yol olduğunu düşünüyoruz" dedi.

  Mardin Artuklu Üniversitesi

KÜRT REÇETESİ

Bu arada Artuklu Üniversitesi, Risale Akademi ve Akademik Araştırmalar Vakfı işbirliğiyle 'Said-i Nursi Sempozyumu' düzenlenecek.

Yarın başlayacak olan ve üç gün sürecek olan sempozyumda, 75 akademisyen Said Nursi, eserleri ve Kürt sorununa bakışı konularında sunumlar yapacak.

Resmi bir kurumda Said-i Nursi adına düzenlenen geniş kapsamlı ilk toplantıyla ilgili Rektör Yardımcısı Prof. Yıldırım şunları söyledi.

"Said Nursi'nin Kürt sorunu çerçevesindeki görüşlerini tartışacağız. Amacımız, Said-i Nursi'nin gerçek kişiliği ve düşüncelerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunmaktır. Onun 'Kürt Reçetesi' adlı önemli bir eseri var. Burada çok önemli sosyal ve kültürel projelere yer vermektedir. Onun deyimiyle 'Kürdistan'da kurmayı düşündüğü bir üniversite var; adı da 'Medrese-i Zehra'. Kendisi, burada 3 eğitim dili olmasını istemiş, Arapça, Türkçe ve Kürtçe. Tam da demokratik adımların, Kürt sorununun çözümüne yönelik birtakım görüşlerin yaşama geçtiği bu günlerde, bu eserde ne var ne yok, ortaya çıkarılmalıdır. Herhangi bir provokasyon olmadığı takdirde, üniversiteler bu konuda öncü rol oynamalıdır."

5 Nisan 2012

 Mesut Mercan hesaplaşmayı anons etti.

 Mesut Mercan 32 yıl önce  
   Mesut Mercan, 4 nisan 2012

Dönemin TRT Spikeri Mesut Mertcan Habertürk'te Gün Ortası'na konuk oldu.

Habertürk'te Gün Ortası'nda Didem Yılmaz'a konuk olan 12 Eylül dönemi TRT spikeri Mesut Mertcan 32 yıl sonra bu kez hesaplaşmayı anons etti.

Mesut Mercan, 12 Eylül darbesinden 32 yıl sonra tarihi bir güne tanıklık ettiğimizi söyledi.

"32 yıl önce de tarihi bir gündü, bugün de. O gün yeni bir dönemin anonsunu yapıyordum.

Bugün de öyle. Bugün tarihi bir hesaplaşmanın başladığı gün"

Mesut Mercan hesaplaşmayı anons etti.

Mesut Mertcan, o gece neler yaşadığını ve darbe metnini neden okuduğunu canlı yayında anlattı.

"Geceyarısı askerler tarafından radyo getirtildim ve orada tutuldum. Kenan Evren imzalı darbe bildirisini beklemeye başladık... Neden ben okudum? 11 Eylül gecesi TRT radyolarında 23:00 haberlerini okudum. 15 dakika sürdü ve daha sonra servisle evime gittim. Saat 23:30'da evdeydim. Saat 24:00 sularında telefonum çaldı. Karşımda zamanın Haber Dairesi Başkanı, kendisini rahmetle anıyorum, Muammer Yaşar Bostancı.

Ne yaptığımı sordu.

Ben de evde olduğumu, yemek yediğimi söyledim. Bir organizasyon konusu için bana gelmek istediklerini söyledi. Şaşırdım. Biraz da tedirgin oldum. Çünkü o zamanlarda siyasi görüşleriniz nedeniyle işinizi yapamaz hale gelebilirdiniz. Ben de Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye ayağında çalışıyordum.

Daha sonra Televizyon Haber Müdür ile beraber geldiler ve beni evden aldılar. 'Nereye gidiyoruz' diye sordum. 'Toplantıya' dediler. Ben, gazinoya gidiyoruz diye düşündüm. Hatta ben, gazinoya gideceğim diye hazırlık da yapmıştım. Kendimce fıkralar, şiirler hazırlamıştım. 'Genelkurmay'a toplantıya gidiyoruz' dediklerinde gerçekten inanmadım. 'Abi bırakın hangi gazinoya gidiyoruz' dedim. Benim ne işim olabilir ki Genelkurmay'da!.. Hatta bir dönem sonra paşalardan birinin düğünü var diye düşündüm.

Genelkurmay'a girdiğimizde bir masa çevresinde paşalar oturuyordu. Halimi hatırımı sorduktan sonra biri, 'Mesut'a okuyacağı bildiriyi getirin' dedi. Ben o zaman ihtilal olduğunu anladım!"

04 Nisan 2012

"Suriye için ümidim yok"

"Suriye için ümidim yok"  

Seul ve Tahran ziyaretleri sonrası yurda dönen Başbakan Erdoğan'dan önemli açıklamalar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''(6 maddelik Annan Planı kabul edildi) dendi, dendiği andan itibaren şu ana kadar Suriye'de ölümler durmadı, yine devam ediyor. Burada kalkıp, 'Ben bunu ümit ediyorum, bekliyorum, beklentisi içindeyim' dememize zaten gerek yok. Buna gerek kalmıyor. Çünkü öldürmeye devam ediyor. Şu anda, bu tabloyu gördüğümüz için benim henüz böyle bir ümidim yok'' dedi.

Erdoğan, Seul ve Tahran ziyaretleri dönüşü gazetecilerin sorularını yanıtladı. "Amacımız nükleer enerjiden yüksek emniyetle yararlanmak" diyen Erdoğan, "Seul'de başta ABD Başkanı Obama olmak üzere çok sayıda lider ile görüşmelerde bulundum. Güney Kore ziyareti verimli oldu. Pek çok alanda dünyanın önde gelen liderleri ile görüş alışverişinde bulunduk" dedi.

Tahran ziyaretinde de Ahmedinejad ve Hamaney ile bir araya geldiğini hatırlatan Erdoğan, İran ile ikili ilişkileri değerlendirme fırsatı bulduklarını belirterek şunları söyledi: "Başta Suriye olmak üzere bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunduk. Her türlü istikrarsızlık unsuru bölge ülkelerinin tümünü birden etkileyecektir. İran'da yaptığımız görüşmelerde bunu dile getirdik. Ve görüş birliğinde olduğumuzu teyit ettik. Komşumuz İran ile ortak gayretimize her düzeyde devam etme kararlılığımızı ortaya koyduk"

BARIŞÇIL NÜKLEER PROGRAM HAKLARI YOK MU?

Ahmedinejad ile görüşmesinin bir gün ertelenmesi ile ilgili spekülasyonları "asılsız" olarak değerlendiren Erdoğan, Ahmedinejad'ın rahatsızlandığı için görüşmenin ertelendiğini söyledi.

Erdoğan, "İran'ın nükleer programıyla ilgili ABD'nin bir mesajının olup olmadığı" ile ilgili soruyu, "İran'ın nükleer programıyla ilgili tavrımızı Tahran antlaşmasıyla ortaya koymuştuk. Brezilya ile bu adımı attık ve bunu kararlılığımızla sürdürdük. Haklılığımız bugün ortaya çıktı. Hamaney, 'Bizim fıkhımızda, bizim şeriatımızda kitle imha silahı kullanılmaz' diyor. Bunu söyleyen bir insanın bu ifadelerinden sonra ben 'İran nükleer silah yapıyor' iddiasında bulunamam. Aynı şeyi Cumhurbaşkanı da teyit ediyor. Barışçıl amaçla nükleer programı uygulama hakları yok mu? Silah vardır demiyorlar ihtimalden konuşuyorlar.

KESK EYLEMİNE MÜDAHALE

"Gösteri, yürüyüş kanuna tabi. Kanuna tabi olarak gösteri ve yürüyüş yapılıyorsa bu gösteriyi yapanların güvenliğini sağlamakla görevli güvenlik görevlisi. Ama izin almadan gösteri yapılıyorsa, her taraf kırılıp dökülüyorsa güvenlik görevlileri o zaman çevrenin emniyetini almak durumundadır. Polisimiz çevrenin güvenliği için böyle bir adım atmış olabilir. Her zaman polisimiz dayak yiyen duruma da düşmüştür. Bunu görüyorum."

TANDOĞAN'DA GRUP TOPLANTISI

"Sayın Başkan(Kılıçdaroğlu) adresi herhalde şaşırdı ki, grup toplantısını Tandoğan'da yapma gayreti içine girdi. Ama tabii beklediğini alamadı. Üslup bir siyasetçiye yakışan bir üslup değil. Biz aynı üslubu kullanmama kararı aldık."

"ZORLA DERSE Mİ SOKACAKLAR?"

"Kuran-ı Kerim ve Hz. Muhammed'in hayatıyla ilgili ders konusu.

Bizim seçmeli ders olarak halkımızdan aldığımız bir talebi gündeme getirmekten daha doğal ne olabilir? Kimse buna mecbur edilmiyor. İsteyen girecek. Niye bundan rahatsız oluyorlar? KESK'in mensubunu tekme tokat derse mi sokacaklar? Ama dert başka. Hemen ayrımcı damgası vuruyorlar. İyot gibi ortaya çıkıyorlar. Kim, kimdir, cevabını burada bulabilirsiniz. Başka talepler varmış. Siz de teklifinizi getirirsiniz. Ama niçin demokrasinin gereği olarak parlamento içinde buna başvurmuyorsun da, sokaklarda arıyorsun? Burada totaliter bir rejim yok, otoriter bir rejim yok. MHP teklifini koydu, az da olsa farklılıklarla bu Meclis'ten geçmiş oldu. Ben MHP'ye de teşekkür ediyorum. Başka partilerden destek verenler olduysa onlara da teşekkür ediyorum."

29 Mart 2012
 

Güney Kore ile Ticaret Anlaşması: "Sıfır Gümrük"

Güney Kore Cumhurbaşkanı, Başbakan Erdoğan ve eşi onuruna öğle yemeği verdi.

Nükleer Güvenlik Zirvesi'ne katılmak için başkent Seul'e gelen Başbakan Erdoğan, program dahilinde Türkiye saati ile sabah 05.10'da Güney Kore Devlet Başkanı Lee ile ikili görüşme gerçekleştirdi.

  Güney Kore ile "Sıfır Gümrük"

Görüşme için Güney Kore Başkanlık Sarayı Mavi Köşk'e gelen Başbakan'ı Devlet Başkanı Lee kapıda karşıladı. Başbakan Erdoğan ilk olarak Mavi Köşk şeref defterini imzaladı, ardından Lee ile aile fotoğrafı çektirdi.

Lee'nin aile fotoğrafı için Sümeyye Erdoğan'ı çağırması dikkat çekti.

Yaklaşık 40 dakika görüşen iki ülke liderinin toplantısına, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan da katıldı.

Görüşmelerin ardından gerçekleştirilen imza töreninde Ekonomi Bakanı Çağlayan ile Koreli mevkidaşı Bakan Park Teo-ho'nun imzaladığı Tükiye-Güney Kore Serbest Ticaret Anlaşması'na Erdoğan ile Lee de imza attı.

"Türkiye ile Güney Kore'nin iyi bir ikili olmaya çok uygun"

Lee, yaptığı konuşmada "Türkiye'yi yakından takip ediyoruz. Son zamanlardaki ekonomik büyümesi ilgi odağı haline gelmiştir. Türkiye ile olan kardeş ilişkilerimiz geçen şubat ayındaki ziyaretten dolayı stratejik ortaklık seviyesine yükselmiştir. Ama daha gelişmesini umut ediyoruz. Her zaman, bizim büyük firmalarımıza Türkiye'ye yatırım yapmaları içim telkinde bulunuyorum. Bu bağlamda imzalanan Türkiye-Güney Kore Serbest Ticaret Anlaşması'nı çok önemli buluyoruz." dedi.

"Kardeş iki ülkenin ilişkileri olması gerektiği seviyede değil"

Konuşmasının başında Lee'ye "Sevgili dostum" diye hitap eden Başbakan Erdoğan, "Türkiye ile Güney Kore'nin tarihi bağları vardır. Kardeş iki ülkenin ilişkileri olması gerektiği seviyede değildir. Bizim Güney Kore ile senelik ticaret hacmimiz 7 milyar dolar. Bu miktarı potansiyelimize göre yeterli görmüyoruz. İmzanan anlaşma ile bu ticaret hacminin bir anda artacağını umut ediyoruz." diyerek sözlerini devam ettirdi.

Gümrük vergileri sıfırlanacak

İmzalanan ticaret anlaşması çerçevesinde 5 yıl içinde Güney Kore'den Türkiye'ye, Türkiye'den de Güney Kore'ye 7 yıl içinde sanayi ürünleri ihracatı sıfır gümrükle girecek.

10 yıl içinde ise karşılıklı tarım ürünleri ihracatı sıfır gümrüğe tabii olacak.

26 Mart 2012

  Başbakan'ın Diplomasi görüşmeleri

Başbakan'ın Baş Döndüren Diplomasi Trafiği

Başbakan Erdoğan baş döndürücü diplomasi trafiği gerçekleştiriyor.

İkincisi yapılan Nükleer Güvenlik Zirvesi çerçevesinde Seul'de bulunan Başbakan Erdoğan diplomasi trafiği adeta baş döndürüyor.

Dün ABD Başkanı Obama ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından bugün de Güney Kore Cumhurbaşkanı ile bir araya geldi.

Başbakan Erdoğan, bugün ayrıca Ürdün Kralı Abdullah, Şili Cumhurbaşkanı Sebastian Pinera, Pakistan Başbakanı Yusuf Ziya Gilani, İtalya Başbakanı Mario Monti, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ile basına kapalı olarak ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Başbakan Erdoğan, aksam saatlerinde ise zirvenin resmi karşılama töreni, resepsiyon ve akşam yemeğine katılacak.

Başbakanın, salı günü programında ise Nükleer Güvenlik Zirvesi bulunuyor. Burada oturuma katılacak Erdoğan ardından Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt, Hindistan Başbakanı Monmahan Singh, Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve İspanya Başbakanı Marino Rajoy ile ikili görüşmeler yapacak.

Erdoğan, aynı günün gecesi Seul'den İran'a hareket edecek.

26 Mart 2012

Cizre'de polislere BDP binasından pusu iddiası

  Cizre'de polislere pusu

Cizre'de polislere BDP binasından saldırıldığı iddia edildi.

Cizre’de önceki gün yapılan korsan Nevruz gösterisinde polis memuru Ahmet Toprakoğlu’nun şehit olduğu, Cihangir Ata'nın da yaralandığı silahlı saldırının BDP binasından yapıldığı ileri sürüldü.

Bugün Gazetesi'nin haberine göre, olayda kullanılan kalaşnikof silahlar parti binasında bulundu.

Şırnak Cizre ilçesindeki korsan Nevruz gösterilerinde 1 polis memurunu şehit eden birini de yaralayan mermilerin BDP binasından sıkıldığı ortaya çıktı.

Özel Harekat Polisleri'nden istenen destek sonrasında BDP binasına düzenlenen baskında 15 kişi gözaltına alınırken, yapılan aramalarda çok sayıda mermi kovanı ile saldırıda kullanılan kalaşnikof silahlar ele geçirildi.

POLİSE PUSU KAMERA KAYITLARINDA

Polislerin vurulduğu olayın bir pusu olduğu ortaya çıktı.

BDP binasının bulunduğu alanın 200 metre yakınından bir kişinin kalabalığın üzerine rastgele ateş açtığı bilgisi üzerine bölgeye Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) sevk edildi.

Duruma müdahale etmek için araçtan inen polislerin üzerine uzun namlulu silahlarla ateş edildi. İlk ateşte iki polis memuru vuruldu.

Ağır yaralı olan Ahmet Toprakoğlu kaldırıldığı hastanede şehit oldu.

Olayın hemen ardından bölgedeki kamera kayıtlarının incelenmesinde polislere BDP binasından uzun namlulu silahlarla ateş açıldığı tespit edildi.

Özel Harekât polisinin desteğiyle girilen parti binasında yapılan aramalarda, çok sayıda mermi kovanı ile saldırıda kullanılan kaleşnikof silahlar ele geçirildi.

Olayla ilgili 15 kişi gözaltına alındı. BDP binasında ele geçirilen mermi kovanları ile polisleri yaralayan çekirdekler üzerinde kriminal inceleme başlatıldı.

Bulunan kovanlarında eldeki kalaşnikoflara ait olduğu belirlendi.

22 Mart 2012

CHP Anayasa Mahkemesi'ne Gidiyor

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan  

CHP, Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu'nun iptali için başvuru yapacak.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresi 7 yıl mı, 5 yıl mı tartışmalarına neden olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu", komisyon ve genel kurul çalışmalarında muhalefetin sert tepkisiyle karşılaşmıştı.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, kanunun yürürlülüğünün durdurulması ve iptali talebiyle bu hafta içerisinde Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını açıkladı.

Son düzenlemeyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte Ahmet Necdet Sezer, Süleyman Demirel ve Kenan Evren yeniden cumhurbaşkanı adayı olamayacakları hükme bağlandı. Kanunla ayrıca 12'inci Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek ve seçimler 5 yılda bir yapılacak.

19 Mart 2012

Liderlerden Çanakkale Zaferi Mesajları

Çanakkale Zaferi ve Mustafa Kemal

Zaferin 97. yıl dönümü öncesinde devletin zirvesinden kutlama mesajları geldi.

Çanakkale Deniz Zaferi'nin üzerinden tam 97 yıl geçti. Türk Ordusu'nun büyük başarı elde ettiği zafer, 18 Mart günü tüm yurtta çoşkuyla kutlanacak. Kutlamaların öncesinde devletin zirvesinden kutlama mesajları geldi.

Cumhurbaşkanı Gül: "Tarihe Sığmayacak Kadar Büyüktür"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çanakkale Deniz Zaferi'nin, Türk milletine büyük bir onur ve güven kazandırdığını belirtti.

Gül mesajında şu ifadelere yer verdi:

''Çanakkale Savaşlarında verilen olağanüstü mücadele, kıymetli vatan şairi Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale şehitlerine yazdığı şiirde de vurguladığı gibi, tarihe sığmayacak kadar büyüktür. Bu zafer aynı zamanda, milletimizin kahramanlığı, azmi, iradesi, cesareti ve vatan sevgisinin yanı sıra, harp sahasında bile düşmanından esirgemediği merhametini ve şefkatini de tüm insanlığa örnek olacak şekilde ortaya koymuştur."

Meclis Başkanı Çiçek: "Zafer Dahi Bir Komutan Tarih Sahnesine Çıkartmıştır"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek de mesajında; "Çanakkale'de düşmanın bütün planları boğaza gömülmüş, Türk Milleti vatanını ve istiklalinini korumuştur. Zaferle, Türk Milleti, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dahi komutanı tarih sahnesine çıkartmıştır. O komutan ki bir milletin talihini değiştirecek hamlelerle bugünkü modern Türkiye'nin temellerini atmıştır" dedi.

Başbakan Erdoğan: "Medeniyet Yürüyüşümüzün En Önemli İlham Kaynaklarından Biri"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da milletin yokluk ve imkansızlıklara rağmen bir zafer kazandığının altını çizdi.

Başbakan, "Bizler bu zaferi, sadece geçmişimize ait bir başarı olarak değil, halen sürdürmekte olduğumuz kararlı ve onurlu medeniyet yürüyüşümüzün de en önemli ilham kaynaklarından biri olarak görüyoruz. Bundan 97 yıl önce vatan müdafaası için birleşen yüreklerimiz, günümüzde de aynı sevdayla, aynı ruhla, aynı inanç ve kararlılıkla, Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi yüceltmek ve payidar kılmak için çarpıyor'' dedi.

17 Mart 2012

Abdülhamit'in Çanakkale Stratejisi

II. Abdülhamit  

II. Abdülhamit'in Çanakkale stratejisi yıllar sonra gün yüzüne çıktı.

18 Mart 1915 Çanakkale Savaşı, kuşkusuz Türk tarihinin dönüm noktalarından biri. Zaferin 97. yıl dönümünde ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.

II. Abdülhamit, düşman saldırısına karşı Çanakkale'ye torpil döşetmiş

Çanakkale savunması ile ilgili hazırlıklar, II. Abdülhamit Han'ın emriyle başlatılmış. Çanakkale Boğazı'nın devletin savunmasında olmasının öneminin farkında olan Sultan Abdülhamit, çeşitli çalışmalar için girişimlerde bulunmuş. Düşman saldırısı ihtimaline karşı Çanakkale'ye torpil döşetmiş.

Bu bilgi "Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 2" kitabında yer alıyor. Padişahın başkimyageri olan Polonya asıllı Bonkowski Paşa, 1897 yılında deniz savunmasıyla alakalı bir rapor hazırlayarak, Abdülhamit'e sunmuş. Raporu Osmanlı arşivlerinde bulan tarihçi Ahmet Temiz, Bonkowski'nin savaştan 18 yıl önce hazırladığı bu raporun savunmayla ilgili önemli bilgiler verdiğini belirtiyor. Abdülhamit Han'ın ileri görüşlülüğünün bu belgede de ortaya çıktığını kaydeden Temiz, şöyle konuşuyor: "Başkimyager, hazırlamış olduğu raporunda düşman devletler tarafından İstanbul ve Çanakkale Boğazı'na karşı vuku bulacak bir saldırı esnasında buraların muhafazası için denize döşenebilecek ve düşman gemilerinin geçişlerine engel olabilecek torpilleri ele almıştır."

Padişaha sunulan raporda şu bilgiler yer alıyor: "İstanbul ve Çanakkale boğazlarının muhtemel bir düşman saldırısına karşı muhafaza altına alınmasından bahsediliyor. Ben de Halife Hazretleri'ne verdiğim vatanın muhafazası sözü gereği, sadık tebaanın mesailerine gücüm yettiğince katılmak üzere fenne müracaat ettim. Biraz fikir yürüttükten sonra, bir nevi hareketli bir torpil icat ettim. Bu usul Çanakkale Boğazı sularında münasip bir şekilde kullanıldığında Akdeniz adalarından zorla girmek isteyen bir düşman filosunun girişini tamamen imkânsız kılmazsa bile oldukça zorlaştırır."

19 Mart 2012

"O polisler, savcılar, hakimler cezaevine girecek"

Ahmet Şık  

Ahmet Şık, cezaevinden çıktıktan sonra sert açıklamalarda bulundu

Oda TV Davası'nda yargılanan ve bugün tahliye olan Ahmet Şık, cezaevinden ayrıldıktan sonra ilk açıklamasını yaptı.

Ahmet Şık, "Çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmez. 100 civarında gazeteci içeride. İfade özgürlüğü sadece gazetecilerin sorunu değil. Öğrenciler var, KCK'den tutuklular var. Bunun mücadelesini vereceğiz. Bu komployu kuran polisler, savcılar ve hakimler bu cezaevine girerecek. Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcı ve hakimler bu cezaevine girecek, burada ben ant içiyorum hepinizin önünde. Onlar buraya girdiğinde bu ülkeye adalet gelecek. Bunun mücadelesini vereceğiz" dedi.

Ahmet Şık, kendisine bir komplo kurulduğunu ve bu komplonun ardında da 'cemaat bağlantılı örgütlenmenin' olduğunu ileri sürerken AK Parti'yi de 'bu duruma ses çıkarmadığı' için eleştirdi. Şık sözlerinni devamında şunları söyledi: "Bu işin sorumluları cemaat bağlantılı, burada cemaatçi olan herkesi suçlamıyorum. Ama cemaatçi olup da bir çete faaliyeti gibi çalışan emniyetteki ve yargının içindeki bürokratik örgütlenme içindeki adamlardır, bunun asli sorumluları.

Ama siyaseten sorumlu da AKP hükümetidir. Bunlara cevaz verdiği için, sesini çıkarmadığı için. Ama herkes şunu bilsin. Bunca baskı ve zulümden o iktidarın korktuğu ama bizim de özlemini duyduğumuz ve mücadelesini sürdürmeyle devam edeceğimiz bir hayat çıkacak"

Ahmet Şık, daha sonra telefonla bağlandığı Tarafsız Bölge programında, "Ben mücadeleme kaldığım yerden devam edeceğim. Bu bir savaşsa savaş şimdi başlıyor" dedi.

Doğru dürüst gazetecilik yapabileceği herhangi bir yer olmadığını kaydeden Şık, "Bağımsız olarak çalışmalarıma devam edeceğim" dedi.

12 Mart 2012

Oda TV Davası, 4 Tahliye  

Oda TV Davasında 4 Tahliye

Ahmet Şık ve Nedim Şener'in de aralarında bulunduğu 4 tutuklu sanığın tahliyesine karar verildi

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün 11.duruşması görülen Odatv Davası'nda dört tahliye kararı çıktı. Tutuklu sanıklar Ahmet Şık, Nedim Şener, Sait Çakır ve Coşkun Musluk tahliye oldular.

Mahkeme, tahliye kararında suç vasfının değişme ihtimalini ve sanıkların tutuklu kaldıkları süreyi dikkate aldı.

Mahkemenin bugünkü duruşmasında önce Ahmet Şık'ın avukatı Fikret İlkiz savunma yapmış ardından da tutuklu gazeteci sanıklar Ahmet Şık ve Nedim Şener'in çapraz sorgusu yapılmıştı. Bu sorgularda Ahmet Şık son söz olarak, "Susmam suçsuzluğumdandır" derken Nedim Şener, suçlamaları kabul etmeyerek tahliyesini talep etmişti.

Dava heyeti akşam saatlerinde, 375 gün boyunca tutuklu yargılanan Ahmet Şık, Nedim Şener, Sait Çakır ve Coşkun Musluk'un tahliye taliplerini onadı. Gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener karar sonrasında gerekli işlemlerin yapılması amacıyla cezaevi aracı ile Silivri'ye götürüldüler. İki gazetecinin Silivri'deki işlemlerin ardından, geç saatlerde serbest kalmaları bekleniyor.

Tahliye kararının ardından, sanıkların aileleri ve yakınlarının büyük bir sevinç yaşadıkları ve gözyaşlarına hakim olamadıkları görüldü.

Ergenekon ile İlgili Tespit

Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın sanıkları arasında yer aldığı Oda TV Davası'na iddia olunan ergenekon terör örgütüyle ilgili bir tespit damga vurdu.

Mahkemenin örgüt hakkında bilgi istediği Emniyet Genel Müdürlüğü, cevabi yazısında ''Kovuşturmayı yürüten bağımsız mahkemelerin yetkisinde kalmakla beraber 'Ergenekon' yapılanması bir terör örgütüdür" dedi.

Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, tutuklu sanık Barış Terkoğlu'nun evinde ele geçirilen MİT'e ait gizli belgelerin adli emanete alındığını da bildirdi.

Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde ise sanıkların çapraz sorgusuna geçildi.

Sanık ve avukatları mahkeme heyetine taleplerini sundu, ek savunmalarını yaptı.

Ahmet Şık savunmasında gazeteci Alper Görmüş'ün imzasını taşıyan ''darbe günlükleri'' haberini kendisinin yapmadığını söyledi.

Savunmaların ardından savcı Ufuk Er Mertcan mütaalasında tutuklu sanıklardan Muhammet Sait Çakır'ın tahliyesi yönünüde görüş bildirdi.

Mahkeme heyeti bir aradan sonra Sait Çakırla birlikte gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık ile ODTÜ araştırma görevlisi Coşkun Musluk'un tahliyesine karar verdi.

Davada böylece tutuklu sanık sayısı 6'ya düştü.

Oda TV davasında iddia olunan Ergenekon Terör Örgütü'nün medya ayağını oluşturduğu ileri sürülen 13 sanık hakkında 7 buçuk ile 43 yıl arasında değişen hapis cezası isteniyor.

12 Mart 2012

3 Ülkenin Dışişleri Bakanı Toplanıyor

3 Ülkenin Dışişleri Bakanı Toplanıyor

Türkiye, Azerbaycan ve İran Dışişleri Bakanları bir araya geliyor.

Türkiye, Azerbaycan ve İran Dışişleri Bakanları ikinci toplantısı, Çarşamba günü Nahçıvan'da yapılacak.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, toplantıda üç ülkeyi ilgilendiren konularda bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi imkanları üzerinde görüş alışverişinde bulunulmasının ve ikili görüşmelerin öngörüldüğü bildirildi.

Türkiye, İran ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları arasındaki ilk toplantının geçen yıl Nisan ayında Urumiye kentinde gerçekleştirildiği hatırlatılan açıklamada;

"Toplantı, ikili ve bölgesel konuların bir masa etrafında görüşülerek karşılıklı yarar temelinde her alanda işbirliği anlayışının geliştirilmesine, bölgesel istikrar ve güvenliğin pekiştirilmesine katkı sağlamaktadır" denildi.

5 Mart 2012

KCK davasından: Polis 3 kişiyi vurmamı istedi

  KCK davası

Mardin'de devam eden KCK davasındaki bazı sanıklar, polise yönelik suçlamalarda bulundu.

MARDİN - Mardin'in Nusaybin İlçesinde geçen yıl düzenlenen KCK operasyonu kapsamında yakalanan 23'ü tutulu 26 sanığın yargılandığı davada, polise yönelik suçlayıcı iddialar ortaya atıldı.

3 sanığın ifadelerinde, polisin bazı kişilerin vurulmasını istediği, polis zoruyla emniyet binasına ateş edildiği, polis tararfından kendilerine silahlı eğitim verildiği ve bir okula havai fişek gömüldüğü iddiaları yer aldı.

İfadelerde adı geçen polis 'Rızgar' kod adlı Servet olurken, sanık avukatları iddialarla ilgili soruşturma açılması talebinde bulundu.

19 yaşındaki sanık Serhat Kartal'ın yazılı ifadesinden:

"Daha önce hırsızlık ve uyuşturucudan sabıkalarım var. BDP’nin çalışmalarına katılmaya başladım. Bir süre sonra bu işlerden koptum. Siyasete atıldım. Bu nedenle polislerden çok baskı gördüm.

Bana sürekli ’Gel yine hırsızlık yap" dediler. Bir gün evimizi basarak beni aldılar. Nusaybin Otogarı arkasında boş bir araziye götürüp kafama silah dayadılar. Bana ajanlık teklif ettiler. İstediklerini yapmadığım için burada yargılanıyorum. Polisin bana ajanlık teklifini İHD’ye aileme ve partiden bazı arkadaşlara anlatmıştım. Polis benden Cevat Altunkaya, Musa Aslan ve Burhan isimli kişileri vurmamı istedi. Bunları bana söyleyen Nusaybin’den Servet isimli polistir. Ben bu 3 kişiyi öldürseydim beni burada yargılayamazdınız."

"EMNİYET BİNASINA ATEŞ ETTİK"

19 yaşındaki Botan Cankurt'un yazılı dilekçesinden:

BDP’ye gittiğim için polis baskı yaptı. Servet adlı polis bana ajanlık teklif etti. BDP’den bilgi getirmemi istiyordu. İstediğim kadar para teklif etti. Baskılara dayanamayıp kabul ettim. Gençleri toplayıp eylem yaptırmak istiyordu. Beni ismini bilmediğim bir kişi ile tanıştırdı. Bize patlayıcı madde eğitimi veriyorlardı. 30-35 kişilik gruplar halinde eğitimlere tabi tutulduk. Bazı evlerde Perşembe akşamları toplanıp Fethullah Gülen’in kitaplarını okutuyorlardı.

Polis Servet bana 7.65’lik silah vererek akrep polis aracına ateş etmemi istedi. Eylemi yapıp silahı istediği yere bıraktım. Daha sonra başka bir eylemde emniyet binasına ateş ettik. Bu olaydan sonra baskınlar başladı. Banka şubelerine saldırı yapıyorduk.

Eylemleri haftasonu yapmamızı istiyordu. Servet’in talimatı ile birçok eylem yaptık. Şu anda gizli tanık olup olmadığımı bilmiyorum. 33 ATM 34 plakalı arabayla beni alıyorlardı. Silahlı eğitimi Servet’in polis lojmanlarındeki 3’üncü kattaki evinde aldık. Ancak ateş etmemiz yasaktı. Siyasi eğitimleri değişik evlerde alıyorduk. Polis Servet’in kod adı Rızgar’dır. Bahsettiğim örgüt buraya gelmeden nerede toplantılar yaptığımızı söylemeyeceğim. Eğitim aldığımız yerlerden biri Peker marketin altıdır ve girişi arka taraftadır. Diğer yer demiryolu arkasındaki Caminin arkasında bodrum kattı.

Polis sizin polisinizdir. Siz de bu oyunları biliyorsunuz. Dosyadaki tüm gizli tanıkları tanıyorum. Gizli tanıklar Kızılay ve Tango’yu tanıyorum. Bunlar benimle çalıştıkları için biliyorum. Gizli tanık Kuşçu’yu tanımıyorum. Artık polislerin kirli oyunlarına gelmeyeceğiz. Gençleri nasıl düşürdüklerini gördük."

"HAVAİ FİŞEKLERİ GÖMMEMİ İSTEDİ"

Sanıklardan Peşger İlhan:

"Nusaybin’de istihbarattan Ali adlı bir polis kendileriyle çalışmamı teklif etti. Bana BDP’ye gelenleri bildireceksin diye tehdit etti. Ben de korktuğum için dediklerini yaptım. Ali isimli polis bana 8 tane havai fişek vererek Atatürk Lisesi arkasındaki çukura gömmemi ve sonra ihbar etmemi istediler. Ben havai fişekleri gömerek polis Ali’yi arayıp ihbar ettim. İstihbaratçı ve polislerin dini imanı paradır. Bunları para için yaptılar. Bana, ’Sen malzeme koy yakalat, sen kazan biz de kazanalım’ diyordu."

"'RIZGAR' ARAŞTIRILSIN

Daha sonra söz alan Botan Cankurt’un avukatı Abdullah Düzgün, "Müvekkilim 2 polisten ve 33 ATM 34 plakalı araçtan söz ediyor. Bu hususların araştırılmasını istiyoruz. Adreslerini verdiği eğitim yerlerinin tespit edilmesi gerekir. Ayrıca tapelerden Rızgar kod adlı polisin araştırılmasını talep ediyoruz" dedi.

Diğer sanık avukatları da, polislerin yargılanan gençleri kullandığını vurgulayarak soruşturma açılmasını istediler.

6 Mart 2012

Gölgen peşini bırakmaz! (Umur Talu )

Umur Talu  


Bir bakmışsın, kendi gölgende boğuluyorsun.
Bir bakmışsın, kendi çamurunda debeleniyorsun.
Bir bakmışsın, kendi izlerinle takip ediliyorsun.

***

En yakın sandıkların hançerlemeye başlar.
Bir safraya dönüşürsün; şenlikli bir gecenin bakiyesi iğrenç bir kusmuk gibi gömmeye uğraşırlar.
Kendilerini kurtarmak için senden kurtulmak isterler.
Kendilerininkine karışmış parmak izlerini yok etmek için senin parmağını keserler.
Ne etmişsen, aynısını edecek birileri çıkar; hem de en yakından.
Ne ekmişsen, aynısıyla seni biçecek bir gün gelir; hem de fazla uzatmadan.

***

Darbecisin, mesela.
90’ına gelmişsin.
Astıklarının, darbe için kırdırdıklarının, canını ve hakkını gasp ettiklerin… Günahlar ruhunu kemire kemire çürütmüş çoktan.
Önünde diz çökenler, el öpenler, okunda boncuk bulanlar, oylarını sandıkta postallarının altına seren şaşkın millet, “Türk-İslam sentezi” cemaatleri, kimliksiz, kişiliksiz burjuvazi çoktan arazi olmuş.
Ömrün, ruhun huzursuzlukla tıka basa dolsun diye uzun kalmış ama, ölümün itibarsız.
Bir devlet töreni koparsan dahi, ruhun öyle lime lime kopacak bedeninden.
Böyle işte, işte böyle!

***

Patronsun, mesela.
80’ine varmaktasın.
Bu yoksul ülkede, servet, şöhret, itibar, en değerli gazeteler, eli kalem tutan nicesi senin olmuş.
Düzgün bir yolculuk yetmemiş; seni yok etmek istemiş kim varsa, onları da rezil eden ulaklar, uşakları vezir etmiş, onlara benzemiş, herkesi yok etmek için bilenmişsin.
Kudretine tapmış, un ufak itibarın üstüne basa basa büyüdüğünü sanmışsın.
Gücün karşısında eğilen siyasetçi, çantacı yazılmış gazeteci, sütun sütun tetikçi, biatçi, itaatçi, çekyatçı; sanmışsın ki, her mevsim yazdır.
Oysa bazı mevsim ayazdır.
Şimdi mal, mülk elbet kalacak sonrakilere…
Peki başka?
Böyle işte, işte böyle!

***

Gazetecisin, sen de.
Kifayet etmemiş, bir sürü şey olmak istemişsin.
Patronla patron, iktidarla iktidar, başbakanla başbakan, paşayla paşa, muhtırayla muhtıra, darbeyle darbe, işadamıyla işadamı, Tüsiad’la Tüsiad; güçlü ne ve kim varsa, hepsiyle birlik, hepsinden bir parça, hepsiyle paramparça.
Küstahlık, kibir, gazeteciliğin kimyasını bozma, kendinden ve klonlarından Frankenştayn yaratmalar.
Vicdanını şaşırmış, yolunu şaşırmış, mışmışsın!
Bir gün bile düşünmemişsin; değer mi, diye.
Bir ihtiras, bir iştah, bir histeri yani!
Onun üstüne bas, berikinin canına oku, ötekinin hayatına kast et!
Etrafta yalakalar, yalamalar; kakarakikiri; hep böyle olur sanmışsın.
Şimdi ne oluyor?
Sahip satıyor, kurtlara atıyor.
Tebaan sandıkların, kırbaçlayıp taşlayıp her parçanı aslanlara fırlatıyor.
Araziye uyup ilişmişliğine yılışmış olanlar, şimdi arazi olup kirişi kırıyor, kırık koltuk gibi çöpe yolluyor seni.
İstersen inanma ama, yine içim acıyor.
Çünkü en kötüsü budur.
Gölgenin seni boğması, arşivin seni yutması, geçmişin gülle gibi ayağına dolanması, kankaların bir ötekinin kanına girmesi, tarihin sürekli hesap sorması, hep katran ve tüye bulanmışlık, çamurun üstünden hiç çıkmaması, kendi ayak izlerinin asla peşini bırakmaması.
İyi eğlenmiştin belki…
Ama hayat esasen trajedidir.
Böyle işte, işte böyle!

***

Tabii devir değişmiş.
Dünün muktedirleri, halleri vakitleri yerinde olsa da, ruhen perişan olmuş; güçlü, otoriter iktidar önünde yere kapaklanmış.
Kimi ruhunu satarak, kimi geçmişine küfrederek, kimi adam asarak sıyırma telaşında.
Bugünün hükümdarları; bu kez onların yalakaları, ilişmişleri, güce tapanlar, güçle yatanlar, güçten nema, mama kapanlar bir mağrur bir mağrur.
Bir kibir, bir kibir!
Aha işte öncekilerin, ötekilerin hali!
Kibrin, ibret alsın!
Afra tafran, az bir dursun!
Küçümsemen, çocukları ezip geçen otoriten, hükmetmenin dünyevi hazzı, iktidar hedonizmi derken…
Kibrin sonu da kabir!
Ölümsüz sanılan kudret, toprağın altında, hepimiz gibi bir gün böcekler önünde toz toprak olacak.
Geriye ne kalacak?
Böyle işte, işte böyle!

3 Mart 2012 - Umur Talu

Economist: Türkiye'de iç siyasi mücadele

  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Economist dergisinde yayımlanan bir makalede, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ülke içi ve dışında yeni düşmanlarla karşı karşıya geldiğ"i görüşü dile getiriliyor.

Dergi, Erdoğan'ın dokuz yılda başarıdan başarıya koştuğunu, ekonominin mali krizden büyük ölçüde zarar görmeden çıktığını, Avrupa Birliği ile ilişkiler tıkansa da Amerika ile ilişkilerin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ifadesiyle, "altın çağını" yaşadığını belirtiyor. Yakınlarda yapılan bir kamuoyu anketini aktaran Economist, bunun şimdi seçim düzenlense AKP'nin 2011'dekinden 4 puan daha fazla, yüzde 54 oy alacağını gösterdiğine dikkat çekiyor.

Bununla beraber Economist, Erdoğan ile Gülen arasındaki iktidar mücadelesi göz önüne alındığında, "tablonun öyle güllük gülistanlık olmadığı" yorumunu yapıyor.

Economist, "Sözde Gülencilerin yargı ve polis gücüne sızdığı, MİT'i hedef aldıkları söylendi." derken, "Gülen yanlısı olduğu iddia edilen" savcının "Erdoğan'ın himayesindeki" MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı PKK ile hükümet arasındaki görüşmelere ilişkin ifade vermeye çağırdığını, Erdoğan'ın bu duruma MİT mensuplarına yönelik soruşturmayı başbakanın iznine bağlayan bir yasa geçirerek karşılık verdiğini yazıyor. Dergi soruşturmaya karışan emniyet yetkilileriyle savcının da görevden alındığını belirtiyor.

Economist'e göre 'Erdoğan ilk turu kazanmış görünse de bunun, siyasi kaderi üzerinde büyük etkisi olabilir, çünkü Gülenciler desteklerini çekebilir.'

Meselenin Erdoğan'ın kendisi ve doktoru yalanlasa da kolon kanseri olduğu söylentisiyle daha da karmaşıklaştığını yazan dergi, Erdoğan'ın partisi içindeki "olası haleflerinin Gülencilere geçmekte olduğunun söylendiğine" dikkat çekiyor ve "barış yapmak, kesinlikle her iki tarafın da çıkarına" yorumunu yapıyor.

Economist kimi çevrelere göre bunun taraflar arasında politika farklılıklarını yansıttığını yazıyor.

Economist, Erdoğan'ın -bazıları Gülen'i sert dille eleştiren- gazetecilerin tutuklanmasından kaygılandığını yazıyor ama kendisinin demokratik sicilinin de parlak olmadığına işaret ediyor. Dergiye göre aynı derece endişe veren bir nokta da, Erdoğan'ın vaat ettiği yeni anayasada ilerleme sağlanamayışı.

Economist dergisi, haberini şu sözlerle noktalıyor:

"Türkiye'nin güney komşusu Suriye'nin iç savaşa sürüklenmesi kaygı yaratıyor. Ekonomi de aynı şekilde. Gerçi Yunan komşusunun standartlarına göre Türkiye parıldıyor."

"Gayrı safi milli hasılanın yüzde 2 altında bir bütçe açığı, sadece yüzde 40'lık kamu borcu ve 2011'de yüzde 8'e varan büyüme rakamları var. Ama cari hesap açığının GSMH'nın yüzde 10'unun üzerinde çıkması aşırı ısınmaya işaret ederken, ekonomide keskin şekilde yavaşlamakta.

Erdoğan'ın sıradaki anlaşmazlıkları, karşılaştıklarının en zorlusu çıkabilir."

24 Şubat 2012

TSK'dan Irak'ın Kuzeyine Hava Harekatı

  TSK'dan Hava Harekatı

TSK’dan yapılan açıklamada, “Zap bölgesinde terör örgütüne ait 3 hedef vuruldu” denildi.

Türkiye'nin terörle mücadelesi aralıksız devam ediyor. Gün içerisinde, terör örgütüne ait üç hedef Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından vuruldu.

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Zap bölgesinde terör örgütüne ait üç barınak, etkili olarak vuruldu.

Terör örgütüne ait hedefler, Irak'ın kuzeyinde yapılan keşif ve hedef analizi sonuçları uyarınca etkisiz hale getirildi.

Genelkurmay Başkanlığı; "görevlerini başarı ile tamamlayan uçaklarımız, emniyetle üslerine dönmüşlerdir" duyurusunu yaptı.

03 Şubat 2012

Tayyar: Devlet İçinde Ergenekoncular Var

AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar  

AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar devlet içinde özellikle yargıda hala Ergenekoncuların olduğunu iddia etti.

Cumhuriyet tarihinde düşünerek kitap yazmaktan ceza almış ilk kişinin kendisi olduğunu vurgulayan Tayyar; "Aydınlık Gazetesi'nin yazı işleri Müdürü ile ben soruşturmanın gizliliğini ihlalden ve adil yargılamayı etkilemekten yargılanıyoruz.

Mahkeme aynı hakim de aynı. Ergenekon sürecinin birinci yılının sonunda hakim "Zaten soruşturmanın gizliliği kalmadı, benim size ceza vermem mümkün değil" diyerek beni beraat ettirdi. Aradan bir yıl daha geçti ve bu dönemde bir çok belge daha ortalığa dökülmüş durumdaydı. Bunların üzerine hakim bana dedi ki "Sen soruşturmanın gizliliğini ihall ettin adil yargılamayı etkiledin" bu gibi gerekçelerle bize 15 ay hapis verdi." şeklinde bir açıklamada bulundu.

DEVLET İÇİNDE ERGENEKONCULAR VAR

Basın suçlarıyla ilgili yeni bir kanun tasarısının parlamentoya sevk edildiğini belirten Tayyar; "Özellikle Ergenekon'un ve Balyoz'Un üzerine giden gazetecilerin yargılandığı soruşturmanın gizliliğini ihlalden özel hayatın gizliliğini ihlal ve adil yargılamayı etkileme gibi suçların kapsamları arttırılıyor.

Bunun yanlış olacağını düşünüyoruz. Bu kanun tasarısı her ne kadar iyi niyetle hazırlanıyor olsa da hala devlet içinde özellikle yargıda ergenekoncular var. Bunu Hrant Dink davasında da görmüş olduk" ifadesini kullandı.

02 Şubat 2012

Ne olacak bu dizilerin sonu?

  Gül, Birleşik Arap Emirlikleri'nde

Birleşik Arap Emirlikleri'nde temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Gül'e Türk dizileri soruldu...

Gül, Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) gerçekleştirdiği ziyareti izleyen Türk gazetecilerle bir araya gelerek, sohbet etti. Gül, kendisine Türk dizilerinin akıbetinin de sorulduğunu aktardı.

BAE Devlet Başkanı ve Abu Dabi Emiri Şeyh Halife ile yaptıkları görüşmenin verimli geçtiğini, önemli konuları ele aldıklarını belirten Gül, ilişkilerin siyasi anlamda mükemmel bir şekilde geliştiğini ifade etti. BAE'nin bölgenin ikinci büyük ekonomisi olduğuna işaret eden Gül, iki ülke arasındaki 5 milyar dolarlık ticaret hacminin 10 milyar dolar olmasının hedeflendiğini kaydetti.

Ülkede büyük projeler gerçekleştirildiğini, halen de yeni projelerin hayata geçirildiğini belirten Gül, söz konusu milyarlık projelere Türk şirketlerinin de teklif verdiğini, projelerin Türk firmalarınca gerçekleştirilmesi için Şeyh Halife'den destek istediğini söyledi. Ülkenin kaynaklarının ve fonlarının büyüklüğüne, bu fonların Türkiye'ye gelmesinin önemine de değinen Gül, Türk şirketlerinin burada büyük işler yapmasından da memnuniyet duyduğunu dile getirdi.

Finans merkezi de olan Birleşik Arap Emirlikleri'nde üst düzey yönetici olarak çok sayıda Türk'ün çalıştığını belirten Cumhurbaşkanı Gül, emirliğin hava ve deniz ulaşım merkezi olarak bütün dünyayı birbirine bağladığını ifade etti.

Türkiye'deki yatırım ortamına da değinen Gül, ''Biz yatırım ortamını ne kadar iyileştirdik dersek diyelim, demek ki hala noksanlarımız var. Bu tamamen güvenle ilgili. Dünyanın her tarafına bu kadar büyük yatırım yapan insanlar, Türkiye gibi büyük, potansiyeli olan, önü açık olan bir ülkeye daha çok yatırım yapacaklardır. Bu da bizim açımızdan elzem. Bizim kendi tasarruflarımızla Türkiye'yi istediğimiz yere daha süratli taşımamız mümkün değil'' dedi. Büyümenin ve yatırımların kaynağının sermaye olarak ülkeye gelmesinin en iyi yol olduğunu vurgulayan Gül, Türkiye'nin buradan büyük bir hayranlıkla takip edildiğini kaydetti.

Körfez ülkelerinin demiryollarıyla birbirine bağlanmasına yönelik çalışmalar olduğunu hatırlatan Gül, Körfez ülkelerinin Türkiye üzerinden hem Avrupa'ya hem de Çin'e bağlanması konusunda projeler üretilmesinin önemine işaret etti.

"ÇEVREMİZ ISINIYOR"

Görüşmelerde Suriye konusunun gündeme gelip gelmediğini sorulması üzerine de Gül, Suriye ile ilgili konuların görüşüldüğünü, bu konuda BAE'nin Arap Birliği ile hareket ettiğini söyledi.

Arap Birliği'nin Suriye konusunu Birleşmiş Milletlere taşımasının nasıl bir sonuç doğuracağına ilişkin soru üzerine de Gül, şöyle konuştu:

''Bütün bunların en büyük katkısı şöyle olacaktır; Suriye yönetiminin işin nereye varacağını görmesi lazım ve ona göre kendisine uzatılan bu diyalog, diplomasi, çözüm yollarını dikkate alması lazım. Burada en önemlisi o. Biz ta başında, geçen yıl söylediğimiz, 'Bu işler rüyanızda göremediğiniz noktalara gelecek. Onun için bugün ne yaparsan katkısı olur ama yarın ne yaparsan yap geç olur' demiştik. Şimdi artık her şey için geç. Dün de Şam'ın etrafında büyük olaylar oldu.''

Türkiye'nin çevresinde sıcak problemler geliştiğini dile getiren Gül, ''Çevremiz de hep ısınıyor. Biz de onları hep soğutalım diye uğraşıyoruz. Bizim bütün arzumuz da bu meselelerin diyalogla, diplomasiyle çözümüne katkıda bulunmak Türkiye olarak. Türkiye'nin bu gücü, kapasitesi var, bunu da herkes biliyor. Onun için hiçbir dönemde bu kadar aktif olunmadı çünkü o kadar çok olay var ki'' diye konuştu.

DİZİLERİN SONU

Görüşmelerde BAE televizyonlarında gösterilen Türk dizilerinin de gündeme geldiğini anlatan Gül, kendisine ''Dizilerin sonunu söyleyin, yoksa hanımları televizyonların başından kaldıramıyoruz'' diye espri yaptıklarını aktardı.

Türkiye'yi seyrederken kendilerinden bir parça da görmenin dizilere ilgiyi artırdığını kaydeden Gül, damak tadı tutunca yemeklerin sevilmesi gibi, bu zevklerin de birbirini tutmasının önemli olduğunu belirtti. Gül, ortak değerlerin, ortak tarihin, yapısal benzerliğin bulunmasının İstanbul'a ve Türkiye'ye olan hayranlığı arttırdığını söyledi.

Zayed Üniversitesi'nde öğrencilerle bir araya geldiğinde, ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisinin de gündeme geldiğini söyleyen Gül, ''Hepsi diziyi takip ediyorlar'' dedi.

30 Ocak 2012

Anayasa Mahkemesi'nden CHP'ye Ceza

  Anayasa Mahkemesi'nden CHP'ye Ceza

CHP, Anayasa Mahkemesi'ne açtığı her davada Başkan Haşim Kılıç hakkında reddi hakim talebinde bulununca para cezası ile karşı karşıya kaldı.

Haşim Kılıç'sız toplanan Yüksek Mahkeme üyeleri , CHP'nin "Mahkemeyi meşgul etme amaçlı kötü niyetle davrandığına" hükmetti ve 114 vekile toplam 6 bin lira para cezası verdi.

CHP'nin sık sık Anayasa Mahkemesi'nin kapısını çalması ana Muhalefet olarak hakkı. Başvurularda sorun yok ancak, iptal başvurularıyla birlikte Başkan Haşim Kılıç hakkında 15 kez reddi hakim talebinde bulunulması Yüksek Mahkeme'yi rahatsız etti.

CHP'nin bu başvuruları mahkeme gündemine taşındı, mercek altına alındı. Yapılan başvurular ve gerekçeleri teker teker incelendi. Ardından mahkeme üyeleri son bir değerlendirme yapmak ve karar vermek için toplandı. Ancak başkanlık koltuğu boş bırakıldı.

CHP Hakkında Çarpıcı Karar

Üyeleri etkilememek için CHP'nin hedefindeki Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç oturuma girmedi.

Oturumun sonucunda çarpıcı bir karar çıktı.

Mahkeme CHP'nin kötü niyetli olduğuna hükmetti. Verilen kararda, "CHP, mahkemeyi meşgul etme amaçlı kötü niyetli davrandı" denildi.

Karar oybirliğiyle alındı, üyelerden Osman Paksüt de ceza verilmesi yönünde oy kullandı. Mahkemenin bu kararının bir de faturası oldu. Her başvuru için CHP 400 lira ödeyecek.

Toplamda bunun partiye bedeli ise 6 bin lira. Kesilen cezaların muhatabı ise başvurularda imzası bulunan 114 milletvekili...

21 Ocak 2012

Hazer Tv, Ana sayfa©2005

Ana sayfaKapak

 

 

 

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar