|
Son Güncelleme:09/08/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Dünya Siyaseti, Haber, Yorum ve Analizleri-14 |
||||
|
Önceki Sayfalar |
||||
|
Kuzey Kore: ABD ile düşmanlık son bulsun |
||||||||
Kuzey Kore, yeni yıl mesajında Amerika Birleşik Devletleri ile düşmanca ilişkilerin sona ermesi çağrısında bulundu. Kuzey Kore resmi haber ajansı, açıklamada "Asya'da barış ve istikrarın sağlanması için bunun şart olduğunun" belirtildiğini duyurdu. Pyongyang yönetimi, Kore yarımadasını nükleerden arındırma dileğini de yeniden dile getirdi. Ülkede yayımlanan başlıca gazetelerde yer verilen açıklamada, Pyonyang'ın Kore yarımadasında kalıcı bir barış sistemi kurulmasını istediği belirtildi. Kuzey Kore rejimi, geleneksel olarak her yeni yılın ilk gününde ülkedeki üç büyük gazetede yayımlanmak üzere bir başyazı kaleme alıyor. Uzmanlar, bu yılki açıklamanın dikkatle incelendiğini, zira Pyongyang'ın 2010'da izleyeceği politikalar hakkında ipuçları sunabileceğini söylüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, Kuzey Kore'nin mesajına cevaben, Pyongyang'ın altılı görüşmelere dönerek iyi niyetini kanıtlaması gerektiğini söyledi. Kuzey Kore, nükleer konularda Amerikan Başkanı Obama'nın özel temsilcisiyle yapılan görüşmeler neticesinde tarafların altılı görüşmeleri başlatma konusundaki görüş ayrılıklarının azaldığını açıklamıştı. Pyongyang, uzun menzilli füze denemelerine yönelik tepkilerin ardından Nisan ayında altılı görüşmelerden çekilmişti. Mayıs ayında yapılan bir diğer füze denemesinin ardından Birleşmiş Milletler Pyongyang'a yeni yaptırımlar getirmişti. 01/01/2010 |
||||||||
|
Castro: Düşman etkisini sürdürüyor |
||||||||
Küba lideri Raul Castro, ABD Başkanı Barack Obama'ya sert eleştirilerde bulundu. Obama yönetiminde ABD'nin Küba'ya karşı tutumunda bir değişiklik olmadığını söyleyen Castro, "düşman"ın etkisini aynen sürdürdüğünü savundu. Küba parlamentosuna hitap eden Raul Castro, Obama'yı Küba'daki muhaliflere cep telefonu ve dizüstü bilgisayar gibi elektronik aletler vermek üzere Amerikalı bir hükümet yetkilisini adaya göndermekle de suçladı. Washington iki hafta önce gözaltına alınan bu yetkilinin kim olduğu hakkında bir açıklamada bulunmadı. Castro, ayrıca, Washington'un Kübalı muhaliflere destek vermek için 55 milyon dolarlık bir bütçe ayırdığını da ileri sürdü. Castro, "Küba'ya karşı saldırgan politikalar yerinde duruyor; ABD hükümeti devrimi yok etme ve sosyal ve ekonomik rejimimizi değiştirme hedeflerinden vazgeçmedi." diye konuştu. ABD'nin uluslararası toplumu Küba'da baskının arttığına ikna etmek amacıyla aylardır bir diplomasi kampanyası yürüttüğünü söyleyen Raul Castro, Washington'un bu niyetle muhalefeti kışkırttığını ve sokak gösterileri örgütlediğini de savundu. Gerilim Raul Castro'nun Obama'ya yönelik eleştirileri Amerikalı pop grubu Kool and the Gang'in Havana'da konser verdiği güne rastladı. Konser, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştiğinin bir işareti olarak görülüyordu. Castro'nun yaptığı bu açıklamalar ve Obama'nın Küba'nın demokrasi yolunda adımlar atmaması halinde ambargonun devam edeceğini söylemesi, kültürel açıdan bazı ilerlemeler olsa da iki ülke arasındaki siyasi gerilimin sürdüğünü gösteriyor. ABD-Küba ilişkilerinde, Obama'nın iktidara gelmesinin ardından bir ilerleme kaydedilmişti. Obama, Küba kökenli Amerikalıların ana vatanlarını ziyaretleri ve ülkelerine gönderecekleri para miktarı üzerindeki kısıtlamaları kaldırmıştı. Washington ve Havana göç konusunda da görüşmelere başlamaya karar vermişti. 21/12/2009 |
||||||||
|
Batı Sahra'nın Gandhi'si evine döndü |
||||||||
|
Afrika'nın kuzeybatı ucundaki Batı Sahra bölgesinin statüsü konusundaki girişimleri ile tanınan bir insan hakları eylemcisi 32 günlük açlık grevi ardından ülkesine döndü. Batı Sahra'yı ilhak etmiş olan Fas, haftalardır Aminatou Haidar'ın dönüşüne izin vermiyordu. Haidar'ın pasaportuna da el konulmuştu. Nobel'e aday gösterilmiş, pek çok ödüle layık bulunmuş olan insan hakları savuncusu Haidar, bu nedenle bir ayı aşkın süredir, İspanya'nın Kanarya Adaları'nda bulunan Lanzarote havalimanında mahsurdu. Nihayet bu sabah özel bir uçakla Batı Sahra bölgesinin en büyük kenti olan Laayoune'a (El Ajun) götürüldü. Evine ulaştığında, güçlü olduğunu ve inandıklarını savunmaya kararlı olduğunu yineledi. Haidar'ın dönüşü için varılan anlaşmanın ayrıntıları net değil. Ancak ABD, Fransa ve İspanya'nın Fas ile en üst seviyeden temasa geçtiği biliniyor. Fas Dışişleri Bakanlığı da kararaı duyururken dostlarının ve ortaklarının bu konudaki çağrılarını gözettiklerini söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos Fas'ın Haidar'ı kabul etmesinden memnuniyet duyduklarını açıkladı. Ancak İspanya Haidar'ın dönüşünü sağlamak için herhangi bir tavizde bulunmadıklarını duyurdu. Fransa Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada da Haidar'a pasaportunun geri verileceği bildirildi.
Tabiyet beyanı
Aminatu Haidar'ın açlık grevi, 13 Kasım'da
İspanya'dan Fas'a dönüşünde pasaport kontrolü sırasında tabiyetini Fas
değil, Batı Sahralı olarak vermesiyle başladı. Batı Sahra'yı 35 yıl önce ilhak etmiş olan Fas, Haidar'ın kendisini Faslı olarak kabul etmeyerek, vatana ihanet ettiğini savunuyor ve özür dilemesini talep ediyordu. İspanyol basınında yer alan bazı haberlere göre, sınır kapısındaki bu gerginlik öncesinde de Fas Haidar'ı sınırdışı etmek için hazırlıklar yapmıştı. Fas'tan bağımsızlık mücadelesi veren Batı Sahra Bağımsızlık Hareketi'ne yakınlığıyla bilinen Haidar, şiddet içermeyen sivil itaatsizlik eylemleri sebebiyle uluslarası kamuoyunda, Batı Sahra'nın Gandhi'si diye anılıyor. Haftalardır sadece şekerli su içerek hayatını sürdüren Haidar'ın son haftalarda sağlığı kötüye gitti ve tedavi altına alındığı Lanzarote hastanesinden ambulansla ayrıldı. Haidar, hastane çıkışında "Bu uluslararası hukuk, insan hakları, uluslararası adalet ve davamız için bir zaferdir" dedi. Son günlerde karın bölgesinde ağrı çeken Haidar, tüple beslenmeyi reddediyordu. İspanya'nın vatandaşlık verilmesi önerisini de kabul etmemişti. Protesto eylemi İspanyol kamuoyunun pek çok ünlü isminden destek buldu. Bunlar arasında Pedro Almodovar ve Javier Bardem de vardı. Geçtiğimiz haftalarda, aralarında Jose Saramago, Dario Fo, Günter Grass gibi isimlerin de yer aldığı onlarca ünlü bir açık mektuba imza atarak Madrid yönetimini insan haklarına saygılı olarak Haidar'in yanında tavır almaya davet etti. Haidar, 2008'de Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmiş ve aynı yıl Kennedy İnsan Hakları Ödülü'nü kazanmıştı. 18/12/2009 BBC |
||||||||
|
'Filistinli ajanlar CIA ile işbirliği yapmaz' |
||||||||
İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin güvenlik biriminin bir sözcüsü, CIA'in Hamas üyelerinin yakalanması ve işkenceye maruz kalması konusunda Filistinli ajanlarla yakın işbirliği içinde olduğu iddiasını yalanladı. Haber İngiliz Guardian gazetesinin bugünkü sayısında yer almıştı. Gazete, ismini açıklamadığı yetkililer ve diplomatik kaynakların, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in, Filistin güvenlik birimini "kendi mülkü gibi gördüğünü" söylediğini yazmıştı. İnsan hakları örgütleri, Filistin yönetiminin güvenlik birimlerince, tutuklulara "çok kötü" muamele edildiğine ilişkin çok sayıda şikayeti belgelemişi. Hamas'ın bir sözcüsü ise, BBC'ye yaptığı açıklamada, Guardian'ın haberinin doğru olduğu söyledi. Bu arada, Hamas da rakip Filistinli grup El Fetih'e bağlı tutuklulara yönelik insan hakları ihlallerinden suçlanmıştı. Guardian'ın haberi Guardian gazetesi, bugün Batı Şeria'da Filistinli güvenlik güçlerinin CIA ile birlikte Hamas'a karşı operasyonlar düzenlediklerine ilişkin iddiaları aktardı. Hamaslıların Filistinli güvenlik birimleri ve CIA'in ortak çalışmaları sonunda işkenceye hedef oldukları da haberdeki iddialar arasında. Habere göre bazı Batılı diplomatlar, CIA'i "Filistinlilerin çalışmalarına nezaret etmek, hatta göz yummakla" suçluyor. Bazı insan hakları örgütlerinin saptadığı işkence uygulamaları arasında, uzun süre kelepçeli bir halde durmaya zorlanmak, uykusuz bırakılmak, dar hücrelerde çok sayıda tutuklu ile birlikte bırakılmak da sayılıyor. Hamaslı tutuklular, sivil mahkemeler yerine askeri mahkemelerde yargılanıyor. 'Üç tutuklu öldü' Guardian gazetesi, bu durumun, zanlıların mahkemeye çıkarılmadan önce altı ay cezaevinde tutuklu kalmaları anlamına geldiğini belirtiyor. Gazete, Filistinli yetkililere atfen, güvenlik güçlerinin gözetiminde tutulan Hamaslı sayısının 400-500 civarında olduğunu da aktarıyor. Haberde aktarıldığına göre, kötü muamele nedeniyle 2009 yılında üç kişi gözaltındayken öldü. 18/12/2009 |
||||||||
|
Obama 2009'a damgasını vurdu |
||||||||
Barack Obama'nın ABD Başkanı olarak göreve başlaması 2009 yılının en çok dikkat çeken olayları arasındaydı. Obama, büyük beklentilerle başa geçmişti. Peki bir yılda neler değişti? Afganistan ve Irak’taki savaş, küresel nükleer silahsızlanma, İran ile yaşanan nükleer tartışmalar… Bu ve benzeri pek çok konunun ortak bir noktası var. O da hepsinin, 20 Ocak’tan bu yana ABD Başkanlığı’nı yürüten kişi yani Barack Obama'ya bağlı olması. Obama, ABD’nin ilk siyahî başkanı seçildiğinde, sadece dünya genelinde büyük beklentiler ortaya çıkmamış, kendisi de iç ve dış politikada verdiği değişim sözüyle beklentileri artırmıştı. Ancak dolmak üzere olan bir yılın ardından, verilen sözlerin yerine getirilmesinin o kadar kolay olmadığı da anlaşıldı. İşte 2009 yılının sona ermek üzere olduğu bugünlerde Obama ile geçen bir yılın değerlendirmesi… 44’üncü ABD Başkanı 20 Ocak 2009 tarihinde tüm dünyanın gözü Washington’daydı. Kenyalı bir baba ve Kansaslı bir annenin çocuğu olarak Havai’de dünyaya gelen Barack Hüseyin Obama, ABD’nin 44’üncü başkanı olmuştu. ABD’nin ilk siyahî başkanı olan Obama, göreve başlaması nedeniyle yaptığı ilk konuşmada şunları söylemişti: "Bugünden başlamak üzere, ayağa kalkmalı, üzerimizdeki ölü toprağını silkmeli ve ABD’yi yeniden keşfetmeliyiz.“ Guantanamo’yu kapatacağını açıkladı Obama, tarafsız bir Başkan olmak ve tarafsız bir yönetim biçimi sergilemek istiyordu. Amerikalılar tekrar iş sahibi olmalı, sağlık sigortaları olmalı, çocuklar iyi bir eğitim almalı ve ülke dünyada iyi bir imaja sahip olmalıydı. Barack Obama, görevinin ikinci gününde Guantanamo askeri üssünü kapatmak istediğini bildirdi: "…Guantanamo’daki tutuklu kampını bir an önce kapatmak, ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarıyla tutarlıdır.“ Ancak sürecin planlanandan daha uzun süreceği anlaşılıyordu. Tutukluların nereye gönderileceği konusu Obama için büyük bir sorun haline geldi. Nobel Barış Ödülü Öte yandan selefi George Bush’tan miras kalan iki savaş da Obama’nın başını ağrıtan konular arasında yer alıyor. Birliklerin Irak’tan çekilmeye başlanması tüm dünyada memnuniyetle karşılanmıştı. Ancak Afganistan’daki mücadele için uygun bir strateji bulmak çok daha zordu. Obama, 1 Aralık’ta West Point’teki askeri akademide şu açıklamayı yaptı: "Birliklerin başkomutanı olarak, Afganistan’a 30 bin asker göndermenin ulusumuzun hayati çıkarına olduğu kararına vardım. 18 ay sonra askerlerimiz çekilmeye başlayacaktır.“ Afganistan şimdi Obama’nın savaşı ve Obama da bir “savaş başkanı” olarak adlandırılıyor. Barack Obama’nın West Point’teki konuşmasından bir hafta sonra Nobel Barış Ödülü’nü alması ise kaderin bir cilvesi olarak nitelendiriliyor. ABD Başkanı, Nobel ödül töreninde yaptığı konuşmada, Afganistan’daki savaşın haklı bir savaş olduğundan bahsetti ve şunları söyledi: "ABD, dünya güvenliğini garanti altına almak için 60 yılı aşkın bir süre yardımcı oldu. Üstelik bunu vatandaşlarımızın kanı ve silahlarımızın gücüyle yaptık.“ Dış politikadaki başarıları Obama’nın bu konuşmasının Bush’un konuşmalarına çok daha fazla benzediğini belirten Montana State Üniversitesi’nden tarihçi Joan Hoff, ABD Başkanı’nın dış politikadaki başarıları hakkında ise şunları söylüyor: "Obama, İslam dünyasıyla ilişkileri geliştirdi, uluslararası arenada yeni bir işbirliği ve müzakere atmosferi yarattı. Bunlar Bush döneminin tam zıttı gelişmeler. Obama, nükleer silahsızlanma taraftarı ve bu konuda Rusya ile müzakerelerde bulunuyor. Ayrıca Bush’un Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde füze kalkanı kurma planlarını da rafa kaldırdı. Ancak Ortadoğu barış müzakereleri ve İran ile yaşanan nükleer tartışmalar gibi diğer konularda çok küçük ilerlemeler söz konusu. İşsizlik oranı arttı Obama, iç politikada ise ekonomik durumlarının düzelteceği umudunu taşıyan pek çok Amerikalıyı hayal kırıklığına uğrattı. 2009 yılının sonunda resesyon sona ermiş gibi görünse de işsizlik oranı yüzde 10’un üzerine çıktı. Bu, ABD için alışılmışın dışında bir rakam. Ancak Obama Şubat ayında başarı hanesine bir artı eklemeyi başarmıştı. Kongre, Obama’nın 787 milyar dolarlık konjonktür paketini kabul etti. Bu paranın yol yapımı, yenilenebilir enerji, vergilerin kolaylığı, sağlık ve eğitim sistemi gibi alanlarda kullanılması öngörülüyor. Ancak çok çabuk istihdam yaratılması pek mümkün değil. “Obama ABD’yi değiştirdi” Obama’nın yaptıkları ya da yapamadıkları bir kenara, ABD’nin siyahî bir başkana sahip olması gerçeği bile ABD’yi değiştirdi. Hoff, Obama’nın başkanlığının önemi hakkında şunları söylüyor: "Obama’nın başkanlığı, ırk bariyerini en üst seviyede kaldırıyor ve başkanlık kapılarını diğer azınlıklara da açıyor. Bu nedenle ABD için bu, ileriye yönelik atılmış büyük bir adım.“ 19/12/2009 |
||||||||
|
İtalya Başbakanı Berlusconi’ye saldırı |
||||||||
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin özel hekimi Alberto Zangrillo, Milano'da Berlusconi'nin gözlem altında tutulduğu San Raffaele Hastanesi'nde yaptığı açıklamada, Berlusconi'nin burnunda kırık olduğunu ve alt dudağına da dikiş atıldığını belirtti. Zangrillo, Başbakanın olaydan sonra ne kadar dinlenmesi gerekeceğine ilişkin soruyu ise "20 gün istirahat" diye yanıtladı. 10 yıl psikolojik tedavi görmüş Doktor, Berlusconi'nin olay nedeniyle "çok sarsılmış, şaşkın ve üzgün" olduğunu da kaydetti. Silvio Berlusconi'ye yumruk atan 42 yaşındaki Massimo Tartaglia'nın daha önce 10 yıl psikolojik tedavi gördüğü ortaya çıktı. Tartaglia'nın tedavisiyle ilgilenen psikoloğun, saldırganın gözaltında tutulduğu Milano Emniyet Müdürlüğüne çağrıldığı öğrenildi. Güvenlik birimlerinin, Tartaglia'nın, Milano'ya bağlı Cesano Boscone beldesindeki evine baskın düzenleyip arama yaptıkları bilgisi de edinildi. Eyleme hazırlıklı gelmiş İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'ye Milano'daki Duomo meydanındaki miting sonrasında yumruklu saldırıda bulunan Massimo Tartaglia'nın eyleme önceden hazırlık yapmış olduğu ortaya çıktı. Soruşturma raporunda, saldırganın Berlusconi'nin yüzünü hedef alan saldırganın küçük bir heykel parçası kullandığı belirtildi. Berlusconi'nin burnunun ve dişlerinin kırılmasına, dudaklarının patlamasına neden olan hediyelik eşya niteliğindeki Duomo heykelciğine polis tarafından el konulduğu da kaydedildi. Milano Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, saldırganın üzerinden çarmıha gerilmiş bir İsa heykelciği ile biber gazı spreyi çıktığını da belirtti. Yetkililer, bulunan objelerin saldırganın eyleme önceden hazırlandığının ve eylemin tasarlanarak yapıldığının göstergesi olduğuna da dikkati çekti. San Raffale Hastanesi'nde müşahade altındaki Berlusconi'yi ziyaret eden İçişleri Bakanı Roberto Maroni, "Başbakan fiziken sarsılmış durumda olmakla birlikte oldukça rahat. Ağır bir darbe almış" diye konuştu. Saldırganın babası şaşkın Yaklaşık 10 yıl boyunca psikolojik tedavi gören 42 yaşındaki saldırganın babası Alessandro Tartaglia ise oğlunun böyle bir eylem yapmasını şaşkınlıkla karşıladığını söyledi. Ailece merkez sola oy verdiklerini belirten baba Tartaglia, "Ama ailemizde Berlusconi'ye karşı bir kin ve nefret de yok. Oğlum, psikolojik rahatsızlığına rağmen, hiç kimseye bir zarar vermemiştir. Böyle bir şeye niyetlendiğini sezinleseydim, onu engellerdim. Olayın, İtalya'daki olumsuz atmosferin etkisiyle meydana geldiğini düşünüyorum" diye konuştu. 14/12/2009 |
||||||||
|
Livni'ye tutuklama emri İsrail'i kızdırdı |
||||||||
İsrail, İngiltere'de bir mahkemenin savaş suçu işlediği iddiasıyla eski dışişleri bakanı ve ana muhalefet partisi lideri Tzipi Livni hakkında tutuklama emri çıkarmasını kınadı. İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, mahkemenin kararının radikal görüşlü kişilerin girişimiyle alındığı belirtildi. İngiliz Guardian gazetesi, Londra'daki Westminster Sulh Mahkemesi'nin geçen yıl Gazze'deki çatışmalarda ölen bir grup Filistinli'nin avukatlarının girişimi üzerine Livni hakkında Cumartesi günü tutuklama emri çıkardığını yazdı. Kadima Partisi lideri Tzipi Livni, önceki gün Yahudi Milli Fonu adlı bir kuruluşun toplantısına katılmak üzere İngiltere'ye gelecekti. Ancak Livni'nin İngiltere'ye gelmediği anlaşılınca, tutuklama emri dün geri alındı. Livni'nin yardımcıları kendisinin İngiltere hükümeti yetkilileriyle görüşmesi için uygun bir zaman bulunamadığı için Londra'ya gitmediğini söylemişti. İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise mahkemenin kararının doğuracağı sonuçların incelendiğini duyurdu. İngiltere'de örneği yok İngiltere'de ilk kez bir mahkeme, görevdeki ya da geçmişte görev yapmış İsrailli bir bakan hakkında tutuklama emri çıkardı. Tzipi Livni, İsrail dışişleri bakanı olarak Gazze'de geçen yıl üç hafta boyunca yürütülen operasyonda kritik kararları alan yetkililer arasındaydı. Filistinliler ve insan hakları kuruluşları, İsrail'in 27 Aralık 2008-16 Ocak 2009 tarihleri arasında Gazze'ye düzenlediği saldırılarda, yarıdan çoğu sivil olmak üzere en az 1.400 kişinin öldüğünü söylüyor. İnsan hakları kuruluşları ve Birleşmiş Milletler, Hamas ve İsrail'i savaş suçları işlemekle suçluyor. Daha fazla eleştirilen İsrail'in yetkilileri ise Filistinlilerin Gazze'nin güneyinden gerçekleştirdikleri roket saldırılarını önlemek için operasyon düzenlediklerini söylüyor. İsrail'e göre çatışmalar sırasında ölenlerin sayısı 1.136 ve bu kişilerin 300'den az sivil. Gazze'deki çatışmalarda İsrailli üç sivil ve 10 asker de ölmüştü. 15/12/2009 |
||||||||
|
Rusya Afganistan için desteğe yanaşmadı |
||||||||
NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Rusya'daki ziyaretini bu ülkeden Afganistan'daki operasyonlara destek sözü alamadan tamamladı. Rasmussen, Rus hükümetinden helikopter ve Afgan hava kuvvetlerine eğitim desteği istemişti. Helikopterler Afganistan'ın çetin coğrafyasında Taliban'a karşı hareket serbetisi için hayati önemde bir silah olarak görülüyor. Moskova'da BBC'ye bir açıklama yapan Rasmussen, bu taleplere olumlu yanıt verilmediğini belirtti. Rasmussen, Afganistan'ın bir terör yuvası haline gelmesini önlemenin, Rusya'nın da çıkarına olduğunu görüşünü de yineledi. İlişkileri onarma çabası Rasmussen'in ziyareti geçen yılki Gürcistan-Rusya savaşından bu yana bir Genel Sekreter tarafından bu ülkeye yapılan ilk ziyaret. NATO Genel Sekreteri ülkede geçirdiği üç gün içinde Rusya Federasyonu Başkanı Dimitri Medvedev ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin'le görüştü. Kremlin yönetimi NATO'nun Afganistan'da zafere ulaşmasını istediğini ve yardım sağlamaya istekli olduğunu söylüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, taraflar arasında hala görüş ayrılıkları olsa da her iki tarafın da "ilişkileri normalleştirip yeni bir düzeye taşımak istediğini" söyledi. Ancak Kabil'de ABD desteğinde oluşturulan bir rejime helikopter desteği vermenin Kremlin'in yapmaya hazır olduklarının ötesine geçtiği anlaşılıyor. Moskova'daki muhabirimiz Rupert Wingfield-Hayes de Rusya Afganistan'da NATO'nun başarısından yana olsa da, Moskova'nın hala Soğuk Savaş döneminde hasmı olan ittifaka şüpheyle baktığını belirtiyor Taraflar arasındaki ilişkiler son aylarda biraz daha iyileşti. Bu ay başında NATO-Rusya ortaklık konseyi uzun bir aradan sonra ilk kez toplandı. Rasmussen'in temasları sırasında füze savunma sistemleri, güvenlik tehditleri konusunda ortaklaşa bir gözden geçirme çalışması yapılması ve İran'ın nükleer programının da gündeme gelmesi bekleniyordu. NATO'nun genişlemesi ise görüş ayrılığı yaratan konulardan biri olmaya devam ediyor. Rusya Gürcistan ya da Ukrayna'nın ittifaka katılması fikrine karşı. 17/12/2009 |
||||||||
|
ABD Temsilciler Meclisi'nden İran'a gözdağı |
||||||||
Amerikan Temsilciler Meclisi, Başkan Barack Obama'ya İran'a yeni yaptırımlar uygulama yetkisi veren yasa tasarısını onayladı. Hedef, İran'ın tartışmalı nükleer programını durdurmasının sağlanması. ABD Temsilciler Meclisi'nin onayladığı tasarı, İran'a işlenmiş petrol satan şirketlere çeşitli cezalar uygulanmasıyla, ülkenin dışarıdan rafine petrol ithalinin sınırlanmasına yönelik. İran'a işlenmiş petrol ihraç edecek tüm şirketlere ABD ile ticaret yasağı koyan ve Amerikan kurumlarından mali kaynak kullanmalarını men eden tasarıya hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler destek verdi. Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, tasarının Washington'un İran'ın nükleer silah sahibi olmasını durdurmak için elindeki tüm imkanları kullanacağı yolunda Tahran'a net bir sinyal gönderdiğini söyledi. Tasarının yasalaşması için Senato'nun ve ardından Başkan Barack Obama'nın onayını da alması gerekiyor. Ama tasarı yine de, İran'ın nükleer silah geliştirmeyi amaçlamadığını göstermek için adım atmaması halinde, ABD Kongresi'nin de ciddi yaptırımlar uygulamaktan kaçınmayacağının bir işareti. Tasarıyı eleştirenlerse, İran'da petrol sıkıntısı yaşanması halinde, bu ülke vatandaşlarının ABD'yi suçlayabileceklerini söylüyor. İran'ın rafinerileri yetersiz İran dünyada en büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerden biri olmasına rağmen, rafinerilerinin yetersiz olması nedeniyle kullandığı petrolün yüzde 40'ını ülke dışından alıyor. Barack Obama, başkanlık kampanyası sırasında İran'ın petrol ithalinin hedeflenebileceğini söylemişti. Tahran, nükleer programını dnetim altına alma çabalarına direndikçe Amerikan yönetimi de elindeki seçenekleri değerlendirmeye başladı. Obama yönetimi kısa süre içinde sadece ABD tarafından konacak yaptırımların İran konusundaki Amerikan politikalarına uluslararası desteği zayıflatabileceğini düşünüyor. Fakat Beyaz Saray Tahran'ın olumlu adım atmasını sonsuza kadar beklemeyeceğini de vurguluyor. 16/12/2009 |
||||||||
|
Mücahitler Müslümanları Hedef Almaz' Videosu |
||||||||
|
El Kaide, Pakistan'da son iki ay içinde yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği saldırıların sorumlusu olduğunu reddetti.
İngilizce olarak kaydedilen 'Mücahitler Müslümanları Hedef Almaz' başlıklı videoda Amerika doğumlu Adam Gadahn adlı el Kaide militanı Pakistan'daki saldırıların arkasında Amerika ve Pakistan hükümetlerinin olduğunu ileri sürdü. Ekim ayından bu yana ülke genelinde düzenlenen terör saldırılarında en az 500 Pakistanlı hayatını kaybetmişti. Saldırılar, Pakistan hükümetinin Güney Veziristan'daki operasyonlarına misilleme olarak yapılmıştı. Gadahn ise saldırıları Amerika, Pakistan ve Hindistan'ın istihbarat teşkilatlarının düzenlediğini savunuyor. Videoda ayrıntı vermeyen Gadahn "el Kaide savaşçılarının masum olduğunu" savunuyor; sivilleri hedef alan saldırıların İslam'a aykırı olduğunu söylüyor. El Kaide Saldırılarında Ölenlerin Çoğu Müslüman Amerika'da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre el Kaide saldırılarında ölenlerin büyük çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor. "2004 - 2008 yılları arasında el Kaide tarafından düzenlenen 313 saldırıda 3010 kişi kayatını kaybederken, bunların sadece yüzde 15'i 'batılıydı.'" Amerikan West Point Askeri Akademisi'nin Terörle Mücadele Merkezi tarafından yayınlanan raporda Arap basınından alınan veriler kullanılmış. Rapora göre, 2006 - 2008 yılları arasında düzenlenen saldırılarda hayatını kaybeden Müslümanların oranı yüzde 98. İstihbarat kaynakları el Kaide'nin fiili olarak batılı hedefleri vurmaya çalıştığını, ancak bunun giderek zorlaştığını düşünüyor. Amerikaılı el Kaide Militanı Adam Gadahn, 1978 yılında Adam Pearlman olarak California'da doğmuş. Gençliğinde Müslümanlığı kabul eden Gadahn'ın daha sonra el Kaide kamplarında eğitim gördüğü sanılıyor. 1998 yılından beri Pakistan'da yaşadığı sanılan Gadahn, zaman zaman örgütün İngilizce sözcüsü olarak videolarda görülüyor. 12/12/2009 |
||||||||
|
Nobel Ödülü'ne Afganistan gölgesi |
||||||||
ABD Başkanı Barack Obama , Nobel Barış Ödülü’nü Afganistan’daki savaşın gölgesinde alıyor. Obama'nın ziyareti nedeniyle, Oslo'da geniş güvenlik önlemleri alındı. Eşi Michelle Obama ile birlikte Norveç'in başkenti Oslo'ya giden Barack Obama, kısa bir süre önce aldığı Afganistan’a 30 bin ek asker gönderme kararı nedeniyle, eleştirilere maruz kalmıştı. Özellikle, barış ödülü alacak birinin savaşa devam kararı alması nedeniyle, bu ödüle layık olmadığı yorumları gündemde. Nitekim Obama'nın Oslo'ya varışı öncesinde Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Başkan'ın kendisini Nelson Mandela ya da Rahibe Teresa ile aynı kategoriye koymadığı vurgulandı. Obama da Oslo'da, "Nobel Barış Ödülü'nü başkaları daha fazla hak ediyor olabilir" açıklamasını yaptı. Obama’nın ödül töreninde yapacağı konuşmada, Afganistan'a ek asker gönderme kararının gerekçelerini de açıklaması bekleniyor. Nobel Barış Ödülü Komitesi, "uluslararası diplomatik gayretleri ve halklar arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi için gösterdiği olağanüstü çabalarından dolayı" Obama’yı bu yılki Nobel Barış Ödülü'ne layık görmüştü. Obama’nın ziyareti nedeniyle Oslo’da geniş güvenlik önlemleri alındı. Daha önce Nobel Barış Ödülü almaya hak kazanan hiç kimse, ödül törenine kısa bir süre kala, tartışmalı bir savaşa 30 bin asker gönderme kararı almamıştı. Ancak ABD Başkanı Barack Obama, bu konuda da bir ilke imza attı. Obama, Afganistan kararırını şöyle dile getirmişti: “Afganistan’a 30 bin asker göndermek hem ABD hem de tüm dünyanın hayati çıkarınadır.“ Obama'nın farklı diplomasi hamlesi Obama verdiği mesajda bu kararın Müslüman ülkelerin de yararına olduğunu söylüyordu çünkü bu askerler, Afganistan’da, temel hakları hiçe sayan ve terör örgütü El Kaide yanlısı olan Taliban’a karşı savaşacaktı. Aslında barış ödülü alacak olan Obama'nın hiçbir zaman bir pasifist olma iddiası yoktu. George Bush döneminde ABD Savunma Bakan Yardımcılığı yapan ve Irak savaşının mimarlarından olan Paul Wolfowitz, “Obama, dürüst kişiliği ve olağanüstü nitelikleri nedeniyle, dünyada yaşananları etkileyebilme konusunda büyük bir şansa sahip“ diyerek, Obama’nın dış politikada mükemmel bir siyasetçi olduğunu düşünüyor. ABD’li eski üst düzey diplomat Nicholas Burns ise Obama’nın dış politikasının, sertlik göstermeye hazırlık anlamında selefi Bush’tan geri kalmadığını belirtiyor ve “Başkan Obama, tamamen farklı bir diplomasi hamlesi yaratmaya çalışıyor” diyor. İran Obama'nın sabrını zorluyor Kuzey Kore lideri Kim Jong Il ya da İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile görüşmelere ön koşulsuz evet demek gibi. Obama, gerektiği takdirde, Afganistan’da Taliban'ın ılımlı kanadıyla bile görüşmelere hazır. Ancak Amerikan Başkanı, sabrının sınırları olduğunu da saklamıyor. Özellikle de İran ile yaşanan nükleer tartışmalar konusunda. ABD Başkanı, Tahran yönetiminden, nükleer silahsızlanma konusunda bir an önce somut adımlar bekliyor. İran’a yaptırımların sertleştirilmesi tehdidinde bulunan Obama, askeri saldırı olasılığını da dışlamıyor. Siyaset bilimci Daniel Senor, yine de Obama’nın şu ana kadarki tüm tehdit ve çağrılarının yanıtsız kaldığını belirtiyor ve “Tek sorun, İran’ın Washington’un çağrılarına yanıt vermemesidir“ diyor. Obama, Irak ve Afganistan savaşlarının yanında, üçüncü bir askeri çatışmadan ne pahasına olursa olsun kaçınmak istiyor. Ancak, İsrail'in uzun vadede kendisine başka seçenek bırakmayacağını da biliyor. İsrail yönetimi Obama'nın Ortadoğu barışı için girişimlerini baltalamak için elinden geleni yapıyor. ABD Başkanı, İsrail-Filistin anlaşmazlığı hakkındaki bir soruyu yanıtlarken, “Bazı olumlu adımlar görüyorum“ demekle yetinmiş, tereddütlü ses tonu dikkat çekmişti. Kahire'de verdiği mesajlar Obama’ya Nobel Barış Ödülü yolunu açan ise, göreve gelmesinden üç ay sonra Kahire’de yaptığı konuşma oldu. Obama, konuşmasında İslam dünyasıyla, karşılıklı saygıya dayalı yeni bir başlangıç yapmak istedikleri mesajını verdi: “Kahire’ye ABD ve İslam dünyası arasındaki ilişkileri köklü yeni bir temel üzerine kurmak için geldim.“ Obama Kahire ziyaretinden kısa bir süre sonra da Prag’da nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya vizyonunu ortaya koyarak dikkatleri üzerine çekti. Ancak görevdeki ilk yılını doldurmasına kısa bir süre kala, yeni bir tutumun dünyayı değiştirmeye yetmeyeceğini görmüş olmalı. 10/12/2009 DW |
||||||||
|
Bağdat Beş patlamayla uyandı |
||||||||
|
Irak'ın başkenti Bağdat'ta, sabah saatlerinde düzenlenen beş bombalı saldırı sonucu en az 112 kişi öldü, en az 197 kişi de yaralandı.
İlk olarak, bir intihar eylemcisi, bomba yüklü aracını, çoğunlukla Sünnilerin yaşadığı Dora Mahallesi'nde devriye gezen polislerin üzerine sürdü. Dora'da ölen 15 kişinin 12'si, öğrenciler oldu. u saldırıdan yaklaşık 15 dakika sonra, yerel saatle 10.25 sularında Bağdat'ın merkezinde en az dört araca yerleştirilen bombalar, birkaç dakika arayla patladı. İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı; yakınlarında bomba yüklü araçların infilak ettiği hükümet binaları oldu. Saldırılardan biri de bir ceza mahkemesini hedef alıyordu. Saldırganın üzerine güvenlik yetkililerince ateş açılmasına rağmen, aracı mahkeme binasına sürdüğü bildiriliyor. Bu saldırılarda ölenler arasında güvenlik görevlilerinin yanı sıra yine siviller de bulunuyor. İçişleri bakanlığının bir açıklamasında yaralı sayısı 440 olarak verildi. Bağdat'ta bugünkü patlamalar sonrası tüm kontrol noktaları geçişe kapatıldı. Henüz eylemleri üstlenen olmadı. Irak hükümetinin Ulusal Güvenlik Danışmanı Muvaffak El Rubai ise BBC'ye yaptığı açıklamada, patlamalardan El Kaide'nin Irak'taki kolunu sorumlu tuttu. Muvaffak El Rubai, El Kaide'nin amacının, Irak hükümetinin vatandaşlarını koruyamadığını göstermek ve seçmenlerin yaklaşan seçimde sandık başına gitmelerini engellemek olduğunu söyledi. Kasım ayında saldırılar azalmıştı Irak'ın başkentinde, 25 Ekim'den beri, bugünküne benzer patlamalar görülmüyordu. Bağdat'ta o tarihte araçlara yerleştirilen bombalarla düzenlenen eş güdümlü saldırılarda en az 155 kişi ölmüş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Fakat Irak'ta şiddet olayları, Kasım ayında önemli oranda azalmış, resmi verilere göre ay boyunca 122 kişi ölmüştü. Bu da, ülkenin 2003'te ABD öncülüğünde işgalinden bu yana görülen en düşük rakamdı. Ancak gerek Irak hükümeti gerekse de Amerikan ordusu, Şubat ayında yapılması beklenen seçimler öncesi şiddet olaylarının artacağı uyarısında bulunmuşlardı. Seçim tarihi 6 Mart Irak Parlamentosu, bugün seçimin 6 Mart tarihinde yapılmasını kararlaştırdı. Önceki gün parlamentonun seçim yasasını onaylamasıyla seçime gidilmesi önündeki engel kalkmıştı. Böylece, Saddam Hüseyin rejiminin son bulmasının ardından ülkede ikinci kez genel seçim yapılabilecek. Birleşmiş Milletler yetkilileri, daha önceden Irak'a 27 Şubat tarihini önermişlerdi. Başta ABD'nin Irak Büyükelçisi Christopher Hill olmak üzere Amerikalı diplomatlar, Iraklı milletvekillerine, seçim yasasını onaylama çağrısı yapmışlardı. Amerikalılar, seçimin gecikmesinin, 2010'da on binlerce askerlerini Irak'tan çekmeye yönelik planlarını aksatmasından çekiniyordu. ABD'nin Irak'ta halen 115 bin askeri var. Belirlenen takvime göre bu sayı 2010'da 50 bine inecek, önce muharip askerlerin ülkeden ayrılmalarının ardından 2011 yılı sonuna dek tüm ABD askerleri Irak'tan çekilecek. 08/12/2009 BBC |
||||||||
|
Romanya'da yeniden oy sayımı |
||||||||
|
Romanya Anayasa Mahkemesi, Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde geçersiz oyların yeniden sayılmasına hükmetti. Sayılacak oylar iki lider arasındaki oy farkının iki katına yakın.
Mahkemenin kararının, ikinci turda seçimi kazanan Devlet Başkanı Traian Başescu'nun kıl payı kazandığı zaferi tehlikeye atabileceği belirtiliyor. Yeniden sayılacak oyların sayısı 138 bini buluyor. Başescu'nun aldığı açıklanan oylar ile rakibi Sosyal Demokrat lider Mircea Geoana'nın oyları arasındaki fark ise 70 bin civarındaydı. İki liderin oyları ise sırasıyla yüzde 50,3 ve yüzde 49,7 olarak sıralanıyordu. Geoana, sandık çıkışı sonuçlarında önde çıkmıştı. Siyasi kriz Sosyal Demokrat Parti, cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tur sonuçlarına "usulsüzlükler bulunduğu" gerekçesi ile itiraz etmişti. Mahkeme, iptal edilen oyların yeniden incelenmesine ve Merkez Seçim Bürosu tarafından yeniden sayılmasına çoğunluk oyu ile karar vermiştir. Romanya Anayasa Mahkemesi'nin kararından Anayasa Mahkemesi'nin önündeki iki seçenek ise açıklanan sonuçları onaylamak ya da yeniden seçim yapılması konusunda karar vermek. Reuters ajansına bilgi veren uzmanlar, geçersiz oyların yeniden incelenmesinin sonucu değiştirmesinin çok olası görünmediğini söylüyor. Uzmanlara göre mahkeme, Sosyal Demokratlar tarafından yapılan bir diğer şikayeti de inceleyerek, bu partinin dile getirdiği, yüklü miktarda mükerrer oy kullanımı ve "oy satın alma" gerekçeleri ile sonucu geçersiz de ilan edebilecek. Romanya'da Başescu'nun ittifak içinde olduğu merkez sağ hükümetin, Ekim ayında, muhalefetin baskısı ile girdiği güvenoyunu kaybetmesinden bu yana ülke aylar süren bir siyasi krizin içine girmişti. Yeni hükümet Yeni cumhurbaşkanının, Başbakan Emil Boc'un yerine yeni bir ismi görevlendirmesi gerekiyor. Boc hükümeti, halen yeni bir hükümet atanıncaya kadar göreve sınırlı yetkilerle devam ediyor. Yeni cumhurbaşkanı, gecikmeye uğrayan, yaklaşık 30 milyar dolarlık uluslararası yardım anlaşmasını da sonuçlandırması gerekiyor. IMF anlaşması Yeni hükümetin ayrıca IMF ile varılan kredi anlaşması uyarınca alması gereken paranın 1,5 milyar euroluk diliminin serbest kalabilmesi için maliyetleri kısıtlayıcı yeni bir bütçe çıkarması gerektiyor. Sözkonusu paranın Aralık ayınca Bükreş yönetimine verilmesi planlanmıştı. Ancak siyasi kriz, bu para transferinin askıya alınmasına yol açmıştı. 11/12/2009 |
||||||||
|
Romanya lideri %1 ile seçim zaferine çok yakın |
||||||||
Romanya cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda oyların tamamına yakını sayılırken, Cumhurbaşkanı Traian Basescu az farkla önde görünüyor. Sandıkların yüzde 99'undan gelen resmi sonuçlar, Basescu'nun, yüzde 1'den az bir oy farkıyla Mircea Geoana liderliğindeki Sosyal Demokratların önünde yer aldığını gösteriyor. Resmi rakamlara göre sandıkların yüzde 99'u açılırken, Basescu ikinci turdaki oyların yüzde 50.3'ten fazlasını elde etti. Geoana'nın oy oranı ise yüzde 49. Sosyal Demokratlar seçime hile karıştırıldığı suçlamasında bulundular ve sonuca itiraz edeceklerini söylediler. Seçimi izleyen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ise, seçimin "genel olarak" AGİT standartlarına uygun olduğunu kaydetti. 07/12/2009 |
||||||||
|
AB Kudüs çağrısına hazırlanıyor |
||||||||
İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesi, Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının, gelecek hafta, Doğu Kudüs'ün gelecekteki Filistin devletinin başkenti olarak kabul edilmesine yönelik resmi bir çağrıda bulunmasının beklendiğini öne sürdü.
Gazeteye göre, bu çağrının yer aldığı taslak belge, Avrupa Birliği dönem başkanı İsveç tarafından kaleme alındı. Belgede "Amaç, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nden oluşan, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, demokratik, kalıcı ve İsrail ile yan yana bir Filistin devletidir" ifadelerine yer veriliyor. Haaretz, söz konusu taslak belgede, Avrupa Birliği'nin Orta Doğu barış sürecindeki çıkmazdan duyduğu rahatsızlığın dile getirildiğini aktardı. Gazete, İsrail Hükümeti'nin Avrupa Birliği'nin böyle bir çağrıda bulunmasını engellemek için diplomatik seferberlik başlattığını kaydetti. İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise, böyle bir girişimin Avrupa Birliği'nin arabuluculuk rolünü zedeleyeceği savunuldu. Açıklamada, "Avrupa Birliği, enerjisini, Filistinlileri müzakere masasına dönmeye ikna etmeye yoğunlaştırmalı" denildi. Filistin tarafı, İsrail işgal topraklarındaki Yahudi yerleşimi inşaatlarını durdurmadığı sürece müzakerelere dönmeyeceğini söylüyor. Norveçli yetkililer, söz konusu iddialar hakkında henüz bir açıklamada bulunmadı. 01/12/2009 BBC Türkçe | ||||||||