|
Son Güncelleme:09/08/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Dünya Siyaseti, Haber, Yorum ve Analizleri-13 |
||||
|
Önceki Sayfalar |
||||
|
İskoçların bağımsızlık girişimi |
||||
|
Britanya'nın, kendi parlamentosu ve yönetimi bulunan bölgelerinden İskoçya'da iktidardaki ayrılıkçı İskoç Ulusal Partisi hükümeti bağımsızlığı referanduma sunma planlarını açıkladı.
İskoç Ulusal Partisi lideri ve özerk İskoçya hükümetinin Başbakanı Alex Salmond, "İskoçya halkının kendi kaderini tayin etmesinin zamanı geldi" dedi. Yapılacak referandumda halka İngiltere ile İskoçya arasında mevcut ilişkinin devamı, özerkliğin genişletilmesi ve bağımsızlık seçeneklerinin verilmesi planlanıyor. İskoçya Başbakanı Alex Salmond, bağımsızlığın partisi açısından tanımını yaparken, özellikle ekonomi ve dışişleri alanlarında bağımsızlığın önemli olduğunu vurguladı. Salmond, "İskoçya hükümeti, Birleşik Krallık ile güçlü ilişkileri korumayı, örneğin Kraliçe'yi hala devlet başkanı olarak kabul etmeyi ama bunun dışındaki konularda diğer herhangi bir Avrupa devleti gibi bağımsız olmayı istiyor." diye konuştu. Salmond kendi bütçelerine sahip olmayı, kendi ekonomilerini yönetmeyi ve Avrupa Birliği ile diğer uluslararası platformlarda kendi kendilerini temsil etmeyi istediklerini belirtti. Britanya'nın, İskoçya parlamentosunda da grupları bulunan üç ana siyasi partisi, İşçi Partisi, Muhafazakar Parti ve Liberal Demokratlar ise, bağımsızlık konusunda referandum yapmanın gereksiz ve pahalı bir uygulama olacağını, onun yerine İskoçya'nın özerkliğinin genişletilmesinin doğru olacağını savunuyorlar. "Biz İskoçya halkının vereceği karardan korkmuyoruz. Halkın tercihini sormanın da zamanının gelebileceğini defalarca söyledik" diyen İşçi Partisi'nin İskoçya parlamentosundaki Anayasal konular sözcüsü Pauline McNeil, "Ama İskoçya'nın, son yıllarda tanık olduğumuz gibi gelecekte de, bir tür özerklik anlaşmasını koruyarak, hem kendi kendisini yönetebileceğini, hem de Birleşik Krallığın parçası olmanın faydalarından yararlanabileceğini düşünüyoruz" diye konuştu. İskoç halkı ne istiyor? YouGov adlı kamuoyu araştırma şirketinden Anthony Wells'e göre anketler, İskoçyalıların çoğunluğunun bağımsızlık istemediğini ortaya koyuyor. Wells bu anketlere katılanların yüzde 25 ila yüzde 30'unun bağımsızlıktan yana olduğunu, yüzde 20 kadarının mevcut durumun aynen devam etmesini istediğini, bunun dışında kalan yüzde 50 ila 55'in ise İskoçya hükümetine vergilendirme konusunda daha çok yetki verilmesi gerektiğini düşündüğünü, ama bağımsızlık istemediğini aktarıyor. İskoçya'nın bağımsızlığına karşı çıkan İşçi Partisi, Muhafazakarlar ve Liberal Demokratların şimdi, İskoç parlamentosunda ittifak yaparak referandum konusundaki kararın geçişini engellemeye çalışması bekleniyor. Yine de zayıf da olsa bir referandum yapılması ihtimali var. Çünkü her üç birlikçi partiden de bazı milletvekilleri, artık İskoç Ulusal Partisi'nin blöfünü kabul edip halk oyuna gitmenin ve İskoç halkının çoğunluğunun bağımsızlık istemediğini açıkça kayda geçirmenin zamanının geldiğine inanıyorlar. İskoç Ulusal Partisi'nin parlamentodan geçse bile halkoyunda reddedileceği belli olan bir referandumu niçin gündeme getirdiği de tartışılıyor. Bir kısım yorumcu, İskoç ulusal partisinin, hesaplarını, gelecek Mayıs ayında yapılacak Britanya genel seçimlerini Muhafazakarların kazanması üzerine kurduğunu düşünüyor. Bu teze göre, Muhafazakarların iskoçyada seçmen desteği çok az olduğu için, İskoç Ulusal partisi, İskoçların bağımsızlık eğiliminin yükselmesini umuyor olabilir. 30/11/2009 |
||||
|
Uruguay'a eski isyancı cumhurbaşkanı |
||||
|
Latin Amerika ülkesi Uruguay'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci turda, eski bir solcu gerilla lideri olan Jose Mujica'nın kazandığı bildiriliyor.
Sandık çıkış anketleri, Mujica'nın oy oranının, yüzde ellinin biraz üzerinde olduğuna işaret ederken, rakibi merkez sağ aday Luis Lacalle ise resmi sonuçların açıklanmasından önce yenilgiyi kabul etti. Muhalifleri 74 yaşındaki Mujica'nın Uruguay'ı radikal sosyalist bir devlet haline getireceğine inanıyor. Mujica ise Uruguay'da iktidardaki merkez sol koalisyonun politikalarını devam ettireceğinin işaretlerini veriyor. Küba devriminden etkilenen solcu silahlı örgüt Tupamaros'un kurucularından biri olan Mujica, askeri hükümet tarafından 1970'li yıllarda tutuklandıktan sonra 14 yıl hapiste kalmış, tek kişilik bir hücrede tutulmuştu. Jose, Mujica iki yıl süreyle bir kuyuya hapsedildi. Mujica, hapisteki yıllarının silahlı mücadeleye dair fikirlerinin değiştirdiğini söylüyor. Hapisten çıktıktan sonra siyasi uzlaşma için mücadele veren Mujica, Tupamaros hareketini, koalisyon hükümetine taşıdı. Mujica'nın galibiyetini kutlayan Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, bunun, Latin Amerika solu adına bir başka zafer olduğunu söyledi. Mujica'nın cumhurbaşkanlığı görevine 1 Mart 2010 tarihinde başlaması bekleniyor. Yolsuzluk iddiaları nedeniyle şimdiki Cumhurbaşkanı Luis Lacalle'nin halk desteği azalmaya başlamıştı. 30/11/2009 |
||||
|
Honduras'ta seçimi muhafazakâr aday kazandı |
||||
Orta Amerika Ülkesi Honduras'ta cumhurbaşkanlığı seçimini ülkenin önde gelen işadamlarından Porfirio Lobo kazandı. Resmi olmayan sonuçlara göre Lobo, oyların yüzde 56'sını elde etti. Katılımın yüzde 60 civarında olduğu seçimde Lobo'nun en yakın rakibi Elvin Santos'un oy oranı ise yüzde 38 civarında. Seçim, ordunun ve bürokrasinin bazı kesimlerinin, sol eğilimli Cumhurbaşkanı Manuel Zelaya'ya karşı darbe yapıp iktidarı ele geçirmesinden beş ay sonra düzenlendi. Geçici hükümet, yüksek katılım oranı ve açık bir galibiyetin seçime meşruiyet kazandıracağını söylüyordu. Ulusal Parti adayı Lobo, seçimlerin, büyük bir siyasi krizin içinde olan ülkede, uzlaşma yolunda kilit öneme sahip olduğunu söylüyor. Bazı kesimler, zengin bir toprak sahibi olan Lobo'yu, birleştirici bir isim olarak görüyor. Seçimlerde aday olamayan ve taraftarlarından oy kullanmamalarını isteyen devrik cumhurbaşkanı Zelaya ise seçim sürecinin geçersiz olduğunu savunuyor. Honduras'ın cumhurbaşkanının kendisi olduğunu söyleyen Zaleya, 2005'teki seçimlerde Lobo'yu yenilgiye uğratmıştı. ABD seçim sonucunu tanıyor Aralarında Brezilya ve Arjantin'in de bulunduğu birçok Latin Amerika ülkesi, darbeyi meşrulaştıracağı gerekçesiyle seçim sonuçlarını tanımayacaklarını duyurdu. Amerika Birleşik Devletleri ise seçimlerin sonucunu kabul edeceğini açıkladı. Zelaya son dönemlerde, bölgedeki solcu liderler; Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez ve Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales'e yakınlığı nedeniyle partisi içinde tepkilere hedef olmuştu. 30/11/2009 |
||||
|
Afganistan'da Devir Teslim Süreci Ele Alınacak |
||||
İngiltere Başbakanı Gordon Brown güvenlik sorumluluğunun Afganistan hükümetine devredilmesi konusunda uluslararası bir toplantı yapılacağını açıkladı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'la açıklama yapan Brown, 28 Ocak tarihinde yapılacak zireveye NATO üyeler, küresel güçler ve bölge ülkelerin davet edileceğini bildirdi. Zirvede güvenlik sorumluluğunun Afgan yetkililerine devredilmesi için gereken şartlar tespit edilecek. Bu konuda Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin uygulaması için dokuz aylık bir takvim açıklandı. İngiltere Başbakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan belgede Afganistan'ın ordu, polis kuvvetleri ve yerel yönetimleri güçlendirilmesi çağrısında bulunuluyor. Londra'da yapılacak bu zirvenin ardından birkaç ay içinde Kabil'de de bir toplantı yapılacak. 28/11/2009 voa |
||||
|
Senato: Bin Ladin avucumuzun içindeydi |
||||
|
ABD Senatosu'nca hazırlanan bir rapor; ABD güçlerinin 2001 yılında El Kaide lideri Usame bin Ladin'i yakalamanın eşiğine geldiklerini öne sürdü.
Ancak destek güçleri taleplerine dönemin askeri ve sivil yetkililerinin olumsuz yanıt vermesi nedeniyle El Kaide liderinin taciz edilmeden Pakistan'daki aşiret bölgelerine kaçtığı belirtildi. Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı John Kerry'nin isteğiyle, yine komitedeki Demokratlarca hazırlanan raporda bin Ladin'in öldürülmeye ya da yakalanmaya en müsait olduğu dönemde kaçmasının ''sonraki dönemde Afganistan'daki direnişin canlanmasına, iç çatışmaları alevlendirerek tehlikenin Pakistan'a sıçramasına neden olduğu'' vurgulandı. Başkan Barack Obama'nın yeni Afgan stratejisini açıklamaya hazırlandığı bir dönemde gelen rapor dönemin Bush yönetimi ve askeri yetkililere sert eleştiriler yöneltiyor. Rapordaki temel eleştiri, o dönemde yeri tespit edilen bin Ladin'e karşı sadece hava saldırıları ve eğitimsiz Afgan güçleriyle operasyonlar düzenlenmesi. Raporu hazırlayanlar, ''bunun yerine, özel eğitimli kalabalık bir askeri güçle bin Ladin'i hedef alan saldırılar düzenlenmesi gerekirdi'' görüşünde. Dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, daha fazla Amerikan askerinin bölgeye sevkedilmesinin ülke içinde tepki yaratacağı endişesini dile getirmiş, bin Ladin'in yerine ilişkin kanıtların da kesin olmadığını söylemişti. Rapora göre bin Ladin vasiyetini yazdıktan iki gün sonra 16 Aralık 2001 günü ya da o günlerde yardımcıları ve korumalarıyla birlikte herhangi bir şekilde rahatsız edilmeden Pakistan'ın kontrol dışındaki aşiret bölgelerine kaçmayı başardı. Rapor, bin Ladin'i ortadan kaldırmanın dünya genelinde aşırıkların neden olduğu tehdidin yok olmasına yol açmayacağını kabul etmekle birlikte, ''kaçışına yol açan kararların bin Ladin'i düzenli para akışı ve dünya çapındaki fanatiklere ilham veren etkili bir sembol haline getirdiğini'' savundu. Rapor, Bush yönetiminin bin Ladin'in nerede bulunduğuna ilişkin kanıtların ikna edici olmadığı savını da sert şekilde eleştirirken, ''Halihazırdaki yayınlar, gizliliği kaldırılmış resmi belgeler ve o dönemin tanıklarıyla yapılan mülakatlar olası tereddütleri ortadan kaldırmakta ve Usame bin Ladin'in Tora Bora'da avucumuzun içinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır'' ifadesini içeriyor. 29/11/2009 |
||||
|
Zerdari: Ladin’i yakaladık ABD serbest bıraktı! |
||||
|
Usame Bin Ladin, Pakistan devlet başkanı Asif Ali Zerdari, Ladini biz yakaladık ABD Serbest bıraktı dedi
Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari Pakistan ‘ın bütünlüğüne yönelik ABD saldırıları arttıkça çok net siyasi mesajlar vermeye başladı. Pakistan Devlet Başkanı Asif Ali Zerdari çarpıcı açıklamalar yapmaya devam ediyor. Taliban’ın CIA tarafından kurdurulduğunu açıkladıktan sonra şimdi de Aralık 2001′de Usame Bin Ladin’i yakalayıp ABD’lilere teslim ettiklerini ama Amerikan Ordusu’nun Ladin’i serbest bıraktığını iddia etti. Amerikan NBC televizyonunun ‘Basın toplantısı’ programına demeç veren Zerdari, eşi Benazir Butto’nun başbakan olduğu dönemde ABD hükümetinin hatalarını içeren ifşatlarda bulundu. Zerdari şöyle konuştu: Eşim Benazir Butto 1989 yılında ABD’yi Ladin konusunda uyardı. Bush yönetimi ve onun kurmaylarına sordu. Pakistan hükümetini istikrarsızlaştırmak için çalışma mı yapıyorsunuz? 10 milyon dolar Pakistan muhalefetine bu yüzden mi yardım ettiniz? Müslüman bir ülkede seçilen ilk kadın başbakandı eşim. Ve bu kışkırtmalardan haberli olduğumuzu ABD tarafına ifade etti. TORA BORA’DA USAME AVI Pakistan güçlerinin ABD’lilerle birlikte Afganistan dağlarında operasyon yaptığını anlatan Zerdari, Pakistan ordusunun Tora Bora dağlarında Usame bin Ladin’i yakaladığını, Amerikan güçlerine tesilm ettiğini ama ardından ABD askerlerinin onu serbest bıraktığını söyledi. 2001 Aralık ayında yani 11 Eylül’den üç ay sonra yakalanan Ladin’in şimdi yaşadaığına inanmadığını belirten Zerdari CIA’nın sekiz yıldır Ladin’den haber alamadığını bildiğini söyledi. Zerdari, ayrıca Washington ve müttefiklerinin Ladin’in Tora Bora dağlarınan saklandığına dünyayı inandırmasının arkasında başka planlar olduğunu ima etti. 29/11/2009-Netkeyfim.com |
||||
|
Pakistan'da Nükleer Silahların Denetimi Başbakan'a Verildi |
||||
Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali Zerdari ülkesinin nükleer silahlarının kontrolünü ve denetimini Başbakanlığa devretti. Zerdari'nin sözcüsü Farhatullah Babar, Ulusal Komuta Yetkisi'nin bundan böyle Başbakanlık'ta olacağını açıkladı. Babar, seçimle işbaşına gelen Parlamento ve Başbakan'ın yetkilerinin bu kararla arttırılmasının büyük bir ilerleme olduğunu söyledi. Pakistan'da Taleban'la çatışmaların artması ve ekonominin toparlanmaması nedeniyle Devlet Başkanı Zerdari destek kaybediyor. Uzmanlar, Zerdari'nin böyle bir karar alarak sorumluluğun bir kısmını Parlamento'ya kaydırmek istediğini düşünüyor. Bu arada devlet başkanını ve yaklaşık 8 bin Pakistanlıyı yolsuzluk suçlamalarından koruyan "af yasası" yürürlükten kalktı. Zerdari'nin devlet başkanı olduğu için dokunulmazlığı var. Ancak Zerdari'nin yakınları artık yolsuzluk suçlamalarından muaf değil. Uzmanlar, yeniden yolsuzluk suçlaması yapılması durumunda ülkenin yeni bir siyasi krize gireceğini düşünüyor. 28/11/2009 |
||||
|
İran meclisinden misilleme çağrısı |
||||
İran'da parlamento, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'a Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu UAEK'yle işbirliği düzeyinin azaltılması çağrısında bulundu. Parlamentonun kararı, Atom enerjisi Kurumu'nun Tahran yönetimini bir uranyum zenginleştirme tesisini gizlemesi nedeniyle sert şekilde uyarmasını izliyor. Kum kenti yakınlarındaki tesisin varlığı eylül ayında açıklanmıştı. İran, nükleer programının barışçıl enerji amaçlı olduğunu söylerken, ABD Tahran'ın nükleer silah peşinde olduğu iddiasında. Yeni tesisin varlığı Batılı ülkelerin Tahran'ın nükleer emellerinden duyduğu kaygıları artırdı. UAEK'nın İran'la ilgili önceki gün kabul edilen karar tasarısında, Tahran'ın BM Güvenlik Konseyi kararlarına da bugüne kadar yapılan tüm uyarılara rağmen uymayarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerini aralıksız sürdürdüğü ifade edilmişti. Kararda ayrıca Kum kenti yakınlarındaki tesiste uranyum zenginleştirme çalışmalarının durdurulması ve yeni ve gizli tesis inşa planı olmadığının teyit edilmesi isteniyor. Eylül ayında, İran'ın ikinci bir uranyum zenginleştirme tesisinin olduğu ortaya çıkmış, bu durum İran'ın nükleer programına ilişkin kaygıları arttırmıştı. Kurum, 2006 yılından bu yana ilk kez İran hakkında bir karar çıkarmış oldu. Karar, ayrıca İran'ın uranyum zenginleştirme projesini derhal dondurmasını talep ediyor. Tahran'a karşı kararlara genellikle destek vermeyen Rusya ve Çin'in de bu son kararda onayı bulunuyor; ancak bunun, bu iki ülkenin, Tahran'a yönelik yaptırımlara destek verdikleri anlamına gelip gelmediği netlik kazanmadı. Karara tepki gösteren İran Parlamentosu'nun açıklamasında hükümetten, BM Güvenlik Konseyi'nin düşmanca ve siyasi tutumuna karşılık UAEK ile işbirliği düzeyini azaltacak önerileri meclise sunması istendi. Meclis Başkanı Ali Laricani, Atom Enerjisi Kurumu'nun kararının ABD ve diğer güçlerin ''demode oyunlara giriştiklerini'' ve ''pazarlık arayışında olduklarını'' ortaya koyduğunu savundu. BBC İran muhabiri John Leyne ise nükleer programına ilişkin eleştirilerin ardından İran'dan yeni bir meydan okuma gelmesinin şaşırtıcı olmadığını söyledi. İran devlet televizyonu parlamento kararına 290 milletvekilinden 226'sının onay verdiğini duyurdu. Tahran, düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunun, yakıta dönüştürülmek üzere başka ülkelere taşınmasını öngören ve ABD'nin desteklediği öneriyi kabul etmemişti. Bu öneri, bir yandan İran'a ihtiyaç duyduğu yakıtı sağlarken; bir yandan da Batılı ülkelere, Tahran'ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair güvence veriyordu. 29/11/2009 BBC |
||||
|
İran'dan geri adım |
||||
|
Nükleer faaliyetleri nedeniyle uluslararası toplumun tepkisini çeken İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na bağlı kalacağını açıkladı. İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı daimi temsilcisi Ali Aşgar Sultaniye, “Vaktinden önce tepki göstermeyeceğiz ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na bağlı kalacağız” dedi. Cuma günü Viyana'da yapılan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Guvernörler Konseyi Toplantısı'nda kabul edilen karar tasarısında İran yönetimi, taraf olduğu Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ve Kapsamlı Nükleer Güvence Denetimleri Antlaşması'na aykırı hareket ederek Kum kenti yakınında uranyum zenginleştirmek üzere inşa ettiği yeni bir nükleer tesisin varlığını Ajans'a zamanında bildirmemekle suçlanıyor. İran ise sivil amaçlarla kullanılmak üzere nükleer faaliyetlerini sürdürme hakkı olduğunu savunuyor. 28/11/2009 DW |
||||
|
İran'la nükleer tesis gerilimi |
||||
![]() Eylül ayında İran'ın nükleer tesisi olduğu ortaya çıkmıştı İranlı milletvekili Muhammed Karamirad, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun dünkü kararının ardından İran parlamentosunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekilmeyi gündemine alabileceğini ileri sürdü. İRNA ajansının haberine göre Karamirad, parlamentonun, kurumun İran'da yaptığı denetimleri durdurma yönünde de bir karar alabileceğini belirtti. Ancak Karamirad'ın sözlerinin resmi görüş olmadığı, bu milletvekilinin sık sık şahsi görüşlerini ortaya koyduğuna dikkat çekiliyor. Diğer taraftan, İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu yönetim kurulunda dün kabul edilen İran'la ilgili karar tasarısının, "uluslararası toplumun İran'ın niyeti ve fiilleriyle ilgili endişelerinin güçlü bir işareti olduğunu" bildirdi. BM'ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu IAEA, İran'ı gizlice uranyum zenginleştirme tesisi geliştirmiş olması sebebiyle kınayan bir kararı oylayarak onaylamıştı. İran'la ilgili dün kabul edilen karar tasarısında, İran yönetiminin BM Güvenlik Konseyi'nin 1737, 1747, 1803 ve 1835 sayılı kararlarına da bugüne kadar yapılan tüm uyarılara rağmen uymayarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerini aralıksız sürdürdüğü ifade edilmişti. Eylül ayında, İran'ın ikinci bir uranyum zenginleştirme tesisinin olduğu ortaya çıkmış, bu durum Batılı ülkelerin Tahran'ın nükleer emellerinden duyduğu kaygıları artırmıştı. Karar tasarısı, İran'dan Fordo tesislerindeki uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını, yeni ve gizli tesis inşa planı olmadığını teyit etmesini talep ediyor. IAEA, 2006 yılından bu yana ilk kez İran hakkında bir karar çıkarıyor. Karar, ayrıca İran'ın uranyum zenginleştirme projesini derhal dondurmasını talep ediyor. İran'ın IAEA büyükelçisi Ali Aşgar Sultaniye, IAEA kararının, öneri üzerindeki görüşmeleri tehlikeye atabileceği yorumunu yaptı. İran nükleer programını barışçıl amaçlarla yürüttüğünü söylese de, ABD ise Tahran'ın nükleer silah üretmeye çalıştığını iddia ediyor. Tahran'a karşı kararlara genellikle destek vermeyen Rusya ve Çin'in de bu son kararda onayı bulunuyor; ancak bunun, bu iki ülkenin, Tahran'a yönelik yaptırımlara destek verdikleri anlamına gelip gelmediği netlik kazanmadı. Tahran, düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunun, yakıta dönüştürülmek üzere başka ülkelere taşınmasını öngören ve ABD'nin desteklediği öneriyi kabul etmemişti. Bu öneri, bir yandan İran'a ihtiyaç duyduğu yakıtı sağlarken; bir yandan da Batılı ülkelere, Tahran'ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair güvence veriyordu. 28/11/2009 |
|
NATO Ülkeleri Asker Göndermek Zorunda |
'Türkiye Önemli Bir Müttefik, Anlaşmazlıklar Olabilir' |
||||||
NATO Genel Sekreteri, müttefiklerin Afanistan’a daha fazla asker göndermek zorunda olduğunu söyledi. Andars Fogh Rasmussen, Berlin’de yaptığı açıklamada, Amerika’nın ek asker göndereceğini açıklamasının ardından mutlaka NATO müttefiklerinin de aynı şekilde davranması gerektiğini belirtti. Başkan Barack Obama, Afganistan için hazırladığı yeni stratejiyi Salı akşamı, Amerikan halkına yapacağı konuşmayla açıklayacak. Amerikan basınında çıkan haberlere göre, Başkan, Afganistan’a en az 30 bin ek asker gönderilmesini isteyecek. Afganistan’da halen 68 bin Amerikan askeri bulunuyor. Öte yandan Taleban lideri Molla Ömer, önceki gün Afgan hükümetiyle barış görüşmesi yapma önerisini reddetti. 2001 yılından bu yana gizlenen Taleban lideri, örgüte ait bir İnternet sitesinde, yabancı askerlerin Afganistan’daki varlığı sürdükçe hükümetle görüşmeyeceğini bildirdi. 27/11/2009
|
Amerika Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin önemli bir müttefik olduğunu; müttefikler arasında zaman zaman anlaşmazlıklar da olabileceğini bildirdi. Dışişleri Bakanlığı’nın günlük basın toplantısında gazeteciler, Washington’daki İsrail yanlılarının Türkiye’yi eleştirmesini ve Washington Post gazetesinde yayınlanan bir başyazıyı gündeme getirerek, Amerika’nın Türkiye’ye yaklaşımını sordu. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ian Kelly şöyle konuştu: “Türkiye’yle güçlü ve geniş bir ilişkimiz var. Türkiye, NATO’nun değerli bir üyesidir. Önemli demokratik kurumları açısından Türkiye’nin bölgede önemli bir model olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’yle büyüyen bir ticaret ilişkimiz var. Başbakan Erdoğan’ın önümüzdeki haftalarda yapacağı ziyareti bekliyoruz. Bu demek değildir ki Türkiye’yle anlaşmazlıklarımız yok. Bütün müttefiklerimizle anlaşmazlıklarımız oluyor ve bunları hem özel olarak hem de kamuoyu önünde görüşüyoruz. Başbakan Erdoğan da geldiğinde ilişkilerimizin tüm boyutlarını değerlendireceğiz.” Washington Post gazetesi, Pazartesi günü yayınladığı başyazıda, AK Parti iktidarının demokratik ilkelerden ve Batılı değerlerden uzaklaştığını yazdı. Gazete, Doğan Grubu’na uygulanan vergi cezasını, muhalif basını susturma girişimi olarak görüyor. Haberde şöyle deniyor: "Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği umudunun azalmasıyla birlikte, hükümet dış politikada çirkin bir dönüş yaptı. İsrail’e yönelik sert eleştiriler dile getirilirken, İran, Suriye ve Sudan’ın suçlu yöneticileriyle giderek artan bir samimiyet kuruldu. Erdoğan’ın Türk basınına yönelik tavrı ise daha da kaygı verici… Türkiye’nin geleneksel laik kurumlarının bir parçası olan medya devlerinin hükümete yönelik düşmanca tavrından rahatsız olan Erdoğan ve müttefikleri giderek daha da sertleşen önlemler almaya başladı. Erdoğan ve partisi, bir zamanlar Washington’daki birçok insan tarafından, dindar Müslümanların demokratik biçimde siyaset yapmasının modeli olarak görülüyordu. Bu imaj, şimdi giderek yok oluyor." Benzer nitelikte başyazılar Amerika’da Wall Street Journal, Christian Science Monitor ve Los Angeles Times gazetelerinde de yayınlandı. 27/11/2009 |
||||||
|
|
|||||||
|
El Baradey’den İran’a eleştiri (Son Toplantısı) |
|||||||
![]() Gelecek hafta görev süresi dolacak olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey, başkanlık ettiği son toplantıda, İran’ı açık bir dille eleştirdi Görevini önümüzdeki günlerde Japon Yukiya Amano’ya devredecek olan şimdiki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey, İran’ı uzlaşmaz tavrı nedeniyle eleştirdi. Bugünkü Guvernörler Konseyi Toplantısı’nda bir konuşma yapan Baradey, İran’ın kendisine sunulan uzlaşı önerisini engellemesinin “hayal kırıcı” olduğunu belirtti. Guvernörler Konseyi’nin dört yıldan beri ilk kez İran’ı eleştiren karar tasarısının, Konsey’e üye 35 ülkenin çoğunluğu tarafından kabul edilme şansının oldukça yüksek olduğu belirtiliyor. İran, nükleer yakıt maddelerinin ülkeye geri gönderilmeyeceğinden çekindiği için nükleer malzemenin yurtdışında işlenmesine karşı çıkıyor. Tahran, nükleer malzemenin kanser tedavisi için izotop üretiminde kullanılacağını ileri sürüyor. El Baredey ise İran’ın endişe etmesine mahal olmadığını söylüyor: “Üzerinde görüş birliği sağladığımız anlaşma adildir, dengelidir ve İran’a malzemenin iade edileceğinin de garantisini vermektedir. Bir kez daha İran’ı eline geçen bu fırsatı kullanmaya çağırıyorum, çünkü bu fırsat sonsuza kadar var olmayacaktır.” Çözümde Türkiye'ye rol Uluslararası toplumda İran’ın gizli bir nükleer program üzerinde çalıştığı ve eline geçireceği nükleer malzemeyi de bu amaçla kullanabileceği yönündeki kuşkular devam ediyor. İşte bu nedenlerle İran’a daha sert yaptırımların uygulanması gündeme gelebilir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı El Baredey aslında işte bunu engellemeye çalışıyor ve şunları kaydediyor: “Nükleer malzemenin BM Nükleer Dairesi ile uluslararası topluluğun gözetimi altında Türkiye’de işlenerek, daha sonra tekrar İran’a gönderilmesi teminat altına alınmıştır. Rusya ile ABD bu anlaşmaya destek olacakları taahhüdünü vermişlerdir. Ben açıkça itiraf edeyim ki, başka ne gibi teminat verilebileceği aklıma gelmiyor.”
Tahran'a yaptırım uyarısı BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ile Almanya, -gözetim altında- yurtdışında uranyum zenginleştirme işlemi için sunulan öneriyi İran’ın yıl sonuna kadar kabul etmemesi durumunda yaptırım kararı hazırlayacaklarını duyurdu. Ancak yaptırımlar konusunda sadece Rusya ile Çin değil, çok sayıda kalkınmakta olan ülke de muhalif tavır alarak, İran’a daha sert yaptırım uygulanmasını engelliyor. Önümüzdeki günlerde görevi Japon meslektaşına devredecek olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey ise, İran’a yaptırım uygulanmasını önlemek istiyordu. Baredey gider ayak Tahran’a bir kez daha çağrıda bulundu: “Ben İran’ın görüşme süreci içinde kalmasından yanayım. El uzatılmıştır; bu AB için de, ABD için de geçerlidir.” 27/11/2009 DW |
|||||||
|
Obama Afganistan stratejisini açıklıyor |
|||||||
![]() ABD Başkanı Barack Obama'nın Afganistan stratejisi konusunda uzun süredir beklenen duyurusunu gelecek salı yapacağı açıklandı. Yeni strateji ilgili birimlerle haftalarca süren görüşmeler sonunda belirlendi Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama, Afganistan planının detaylarını, gelecek hafta, ünlü Westpoint Askeri Akademisi’nde yapacağı konuşmayla kamuoyuna açıklayacak. Amerikan Başkanı geçtiğimiz günlerde Hindistan Başbakanı Manmohan Singh ile görüşmesinin ardından, Afganistan planının hedefleri hakkında ipucu vermişti. Obama, "Daha önce de söylediğim gibi, El Kaide’nin ve onunla bağlantılı grupların bu bölgede ellerini kollarını sallayarak hareket etmelerini kesin olarak engellemek, bizim stratejik hedefimizdir." şeklinde konuşmuştu. Washington'da bulunan gözlemciler, Afganistan'da güvenlik ve istikrarın sağlanması ve askerlerin ABD'ye geri dönebilmesi için, ISAF gücüne yaklaşık 30 bin kişilik takviye yapılması gerektiğini tahmin ediyor. Uzmanlar, bu nedenle Obama’nın, aralarında Almanya’nın da bulunduğu NATO müttefiklerinden 10 bin ek asker talebinde bulunacağını kaydediyor. Ancak gerçekçi bir tahminle bölgeye yalnızca 5 bin askerlik bir destek gönderilecek. Zira Afganistan'a daha fazla asker gönderme düşüncesi, içte ve dışta eleştirilerle karşı karşıya. "Afganistan tek değil" Amerikan düşünce kuruluşlarından Council on Foreign Relations uzmanı Richard Haas, "Afganistan'da yaşanan problemin basit bir çözümü yok. Şöyle yaparsanız şu sonuca ulaşırsınız demek mümkün değil" şeklinde konuşuyor. General McChrystal'ın Hindukuş için 40 bin ek asker talebinde bulunduğunun altını çizen Haas, Afganistan'ın uluslararası terörle mücadelede önemli bir ülke olduğunu, ancak tek ülke olmadığını vurguluyor. Bazı Demokratlar da sadece Afganistan'da terör kampları bulunmadığına, El Kaide'nin Somali ve Yemen'de de faaliyet gösterdiğine dikkat çekiyor. Eski CIA görevlilerinden Paul Pillar ise bir Amerikan askerinin Afganistan'a gönderilmesinin Amerikan vergi mükelleflerine yılda bir milyon dolara mal olduğunun altını çiziyor. Obama'nın Afganistan planıyla ilgili konuşmasında, "ek birliklerin masrafının ne şekilde karşılanacağı" sorusuna da bir yanıt getirmesi gerekiyor. Stratejinin detayları ABD’nin etkin düşünce kuruluşlarından "Brookings Institute" uzmanlarından Michael O'Hanlon, Obama'nın stratejisinin özellikle ülkenin güneyinde bulunan Afgan güvenlik güçlerinin iyi bir eğitimden geçirilmesine odaklanacağını düşündüğünü kaydetti. O'Hanlon şöyle konuştu: "Amacı, kendi başlarına bu çatışmada ayakta kalmayı başarabilmeleri için, Afgan hükümetinin yeterli istikrara ve güvenlik güçlerinin de yeterli profesyonelliğe kavuşmasını sağlamak olacaktır. Ancak o zaman Afganistan'dan çekilmek için bir strateji ortaya konabilir. Afgan kurumlarını yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Temel amaç bu… Ayrıca saldırıların da önüne geçilmesi lâzım…" Eski CIA görevlilerinden Paul Pillar ise stratejide önemli bir ayağın, Afganistan'da yolsuzlukla mücadele olması gerektiğini vurguluyor: "Yolsuzluk ve meşruiyet birbiriyle doğrudan bağlantılı konular. Karzai hükümeytinin meşruiyeti büyük darbe aldı. Afganistan bu kadar yolsuzluğa daha ne kadar dayanabilir?" Başkan Obama'nın konuşmasında bu konuya da açıklık getirmesi bekleniyor. 27/11/2009DW |
|||||||
|
Venezuela ve İran'dan yeni ortaklık |
|||||||
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Latin Amerika gezisini bölgedeki başlıca müttefiki Venezuela lideri Hugo Chavez ile ikili işbirliğini öngören bir dizi anlaşma imzalayarak tamamladı. İki lider, önümüzdeki iki yıl içerisinde bir milyar doları bulabilecek ortak bir fon oluşturdular. BBC Caracas muhabiri Will Grant'ın aktardığına göre, Chavez İranlı konuğunu emperyalizmle mücadelede bir gladyatör diye tanımladı ve özgürlük savaşında dayanıklılık örneği olarak gösterdi. Göreve gelmesinden bu yana Ahmedinecad'ı Caracas'ta dördüncü kez ağırlayan Chavez'e göre İran küresel bir güç, Venezuela'da küresel bir güç olma yolunda. Ancak karşılıklı övgüler bir yana iki lider aynı zamanda sanayi, iş dünyası, teknoloji ve enerji alanlarında çeşitli anlaşmalara da imza koydular. Oluşturulan ortak fona ise ilk etapta 400 milyon dolar kondu. Bu fon sayesinde iki ülkede ayrıca diğer müttefik devletler olan Bolivya ve Nikaragua'da ortak altyapı projeleri geliştirilecek. 'Washington kaygılı' Muhabirimiz Will Grant, basın toplantısının daha çok Chavez'in televizyon programını andırdığını, Venezuelalı liderin şarkılar söylediğini aktardı. Grant, toplantı sırasında ayrıca Cojedes eyaletinde İranlı mühendislerin inşa ettiği bin yeni evin, sahiplerine teslim törenine canlı bağlantı yapıldığını belirtti. Grant'a göre 'Washington'un bu gelişmeleri kaygıyla izlemiş olmalı.' Zira Chavez, İranlı liderin ziyareti sırasında İsrail'i "Yanki imparatorluğunun ölüm saçan kolu" diye niteledi. Washington'u asıl kaygılandıran ise İran Cumhurbaşkanı'nın Latin Amerikalı ülkelerle ilişkilerini güçlendiriyor olması. Grant'a göre Mahmud Ahmedinejad'ın Venezuela'dan önce Brezilya ve Bolivya'da olumlu temaslarının olması, ABD'de Tahran'ın tartışmalı nükleer enerji programına şimdi daha büyük uluslararası meşruiyet kazandırmasının önünü açabileceği endişesine yol açtı. 26/11/2009 |
|||||||
|
Ahmedinejad Brezilya'da |
|||||||
![]() İran'ın nükleer politikasıyla ilgili dünya çapındaki tartışmalar devam ederken, Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva ile İran Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad başkent Brasilia'da bir araya geldi. Mahmud Ahmedinejad'ın Brezilya ziyareti, Latin Amerika ülkesinin yürüttüğü "Amerika Birleşik Devletleri’ne daha az bağımlı bir dış politika" prensibinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar buluşmanın sadece ekonomik alanla sınırlı kalmayabileceği ve İran ile Brezilya arasında stratejik bir "nükleer enerji ortaklığı" kurulmasına önayak olabileceği yorumunu yapıyor. Lula da Silva geçtiğimiz ay, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılmasının önemine dikkat çekerek, İran'ın bir köşeye itilmesinin kimseye faydasının dokunmayacağını vurgulamıştı. Tüm dünya İran ve nükleer politikasını tartışırken, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva Tahran'a yöneltilen eleştirilere katılmıyor, hatta İran'ın barışçıl amaçlarla nükleer enerji kullanmasını destekliyor. Zira nükleer yatırımlara yönelen Brezilya hükümeti, İran'ın nükleer planlarına gösterilen bu tepkinin, ileride kendilerini de bağlayabileceği görüşünde. "Nükleer ortaklığa dönüşebilir" Heinrich Böll Vakfı'nın Brezilya şubesinin müdürü sosyolog Thomas Fatheuer, Brezilya-İran ilişkisinin ekonomik kapsamdan çıkarak bir nükleer enerji ortaklığına dönüşebileceği görüşünde. Fatheuer, "Brezilya kısa süre önce nükleer programını yeniden yapılandırmaya başladı. Angra 3 Nükleer Santrali'ni Alman teknolojisiyle tamamlamanın da ötesine geçip, zenginleştirilmiş uranyum ihracatı yapmak ve dünyanın nükleer güçlerinden biri haline gelmek gibi başka planları da var. Brezilya zengin uranyum rezervlerine sahip. Yani ille de nükleer bomba üretmek gibi bir amacı olmayabilir. Ama nükleer alandaki devir daimde söz hakkına sahip olmak istedikleri kesin." şeklinde konuşuyor. Thomas Fatheuer, İran ve Brezilya arasındaki bu yakınlaşmanın fazla sorun yaratmayacağını, hatta Lula-Ahmedinejad görüşmesini birkaç hafta sonra kimsenin hatırlamayacağını düşünüyor. Brezilya'nın dış politikasının ekonomik konulara ağırlık verdiğine dikkati çeken Fatheuer, ülkenin temelde tüm yabancı ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmaya özen gösterdiğini vurguluyor. Alman sosyolog, Brezilya’nın bu prensibinin, küresel mali krizin etkilerini daha hafif hissetmesine de yardımcı olduğu kanısında. Fatheuer "İhracat, Brezilya stratejisinin uzun vadeli bir parçası ve ülkeye küresel kriz sırasında da olumlu etkisi oldu. Örneğin çok çeşitli ithalat ve ihracat partnerleri olan Brezilya'nın aksine, ABD'ye bağımlı olan Meksika krizden daha ağır bir şekilde etkilendi." açıklamasını yapıyor. Uzun vadeli ortak Alman Dış Politika Derneği İran uzmanı Konstantin Kosten ise, İran'ın kendisine nükleer çalışmalarla ilgili uzun vadeli bir ortak aradığına dikkat çekiyor. Ancak Kosten, Brezilya'nın böyle bir ortaklık kararına hemen "evet" demeyeceği görüşünde. Kosten'e göre, bu iki ülkenin Brezilya sahilinde tespit edilen petrol rezervleriyle ilgili olarak ortak çalışmalar yürütmesi daha muhtemel. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nden İran-Brezilya yakınlaşmasına nasıl bir tepki geleceği ise merak konusu. Zira geçtiğimiz günlerde Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, İran'dan gizli tuttuğu nükleer tesisi hakkında daha fazla bilgi talep etmiş ve Tahran Yönetimi'nin diğer bazı tesisleri de gizliyor olabileceğine işaret etmiş, İran’ın tutumunu da "güven zedeleyici" olarak değerlendirmişti. 23/11/2009 DW |
|||||||
|
Dünya Liderleri İran'ı Tartışacak |
İran'ın BM Planını Reddetmesi Üzüntü Yarattı |
||||||
Dünyanın öndegelen ülkeleri, bugün İran’ın BM planını reddetmesi konusunu görüşüyor. Avrupa Birliği yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’nın temsilcileri Brüksel’de toplanacak. İran Dışişleri Bakanı Manoşer Mottaki dün yaptığı açıklamada ülkesinin uranyumunu zenginleştirilmek üzere başka ülkelere göndermeyeceğini belirtmişti. Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, İran’ın yanıtının olası sonuçlarının ele alınacağını bildirirken Başkan Barack Obama da Washington’un uluslararası ortaklarıyla temasa geçtiğini söyledi. Obama, İran’ın BM planını hala kabul etmesini umduğunu da ifade etti. 20/11/2009 |
Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri ve Almanya, İran’ın Birleşmiş Milletler planını reddetmesinden üzüntü duyduklarını bildirdi. Avrupa Birliği yetkilisi Robert Cooper, İran’ın BM tarafından önerilen urnyum zenginleştirme planınına “olumlu” yanıt vermediğini açıkladı. Cooper bu açıklamayı, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesiyle Almanya’nın temsilcilerinin, Brüksel’de düzenledikleri toplantıdan sonra yaptı. İran Dışişleri bakanı Manuşer Muttaki, Tahran’ın uranyumunu, zenginleştirilmek üzere başka ülkelere göndermeyeceğini, sadece İran içinde yapılacak bir uranyum-nükleer yakıt takasını kabul edebileceğini söylemişti. Uluslararası Atom Enerji Dairesi başkanı Muhammed ElBaradey, İran’ı BM planını kabule çağırdı. El Baradey, İran’ın “bu az rastlanan ancak çabuk kaybedilebilecek fırsatı” kaçırmayacağını umduğunu söyledi. 20/11/2009 |
||||||
|
Türkiye İran’ı ikna edebilecek mi? |
|||||||
![]() İran ile yaşanan nükleer gerilimin giderilmesi çabalarına Ankara da katkıda bulunuyor. Deutsche Welle’den Değer Akal, Türkiye’nin girişiminin Avrupa Birliği’nde nasıl yankı bulduğunu araştırdı. İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine son vermesi için yürütülen pazarlıkların yeniden düğümlenmeye başladığı bir noktada, Türkiye devreye girdi. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, nükleer görüşmelerin sonuçsuz kalmaması için yürütülen çabalar doğrultusunda İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı iknaya çalışacak.
Avrupa Birliği Parlamentosu’nun İran ile ilişkilerden sorumlu delegasyonuna başkanlık eden Barbara Lochbihler, İran Yönetimi’nin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed El Baradey’in önerisine halen yanıt vermediğine dikkat çekerek, Türkiye’nin devreye girmiş olmasını şu sözlerle değerlendirdi: “Bu noktada büyük bir ihtimalle El Baradey, Türkiye’den İran’a verilecek zenginleştirilmiş uranyumun depolanmasına ve güvenilir bir taraf olarak yönetmesine izin vermesini istedi. Türkiye de buna olumlu baktığını duyurdu. Bu yolla El Baradey, İran’a daha fazla kendisini güvende hissetmesi için sinyal vermeyi amaçlamış olabilir. Türkiye’den özetle arabulucu yani yedieminlik olması istenmiştir.” “İran yüzünü Türkiye’ye döndü” Bazı siyasi gözlemciler İran'ın son dönemde, çok yakın ilişkiler içersinde olduğu Rusya'dan çok yüzünü Türkiye'ye döndüğü görüşünde. Peki, Türkiye İran’ı ikna etmeyi başarabilir mi? Avrupa Parlamentosu’nun İran’ı çok yakından tanıyan üyelerinden Lochbihler bunun çok güç olacağı görüşünde: “Türkiye başbakanının Ahmedinejad’ı bu konuda ikna etmeyi başarması halinde bu memnuniyetle karşılanır. Ancak bu çok zor görünüyor. Çünkü bugüne kadar yürütülen müzakerelerde İran ile çok yakın ilişkileri olan ve büyük bir devlet olan Rusya gibi bir ülke bile İran’a ‘önerileri kabul ediyoruz’ dedirtmeyi başaramadı.”
Türkiye’nin başarısı neye bağlı? Avrupa Parlamentosu’nun Dışişleri Komisyonu üyesi Elmar Brok ise Türkiye'nin İran'ı ikna çabalarını şu sözlerle değerlendirdi: “Çabaların olumlu sonuç verip vermeyeceği ciddi oranda İran'a bağlı. Eğer Türkiye, İran'ı BM, müzakerelere taraf konseyin beş daimi üyesi ve Almanya ile Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun belirttiği koşullar altında ikna etmeyi başarırsa bu gayet tabi ki çok büyük bir başarı olur.” Bu arada Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran ziyareti sırasında batıyı İran'a nükleer programıyla ilgili adil davranmamakla eleştirmesi AB’de büyük yankı bulmuştu. Yeşiller Partisi milletvekillerinden Lochbihler, Erdoğan’dan batının hangi tutumunun haksız bulduğuna açıklık getirmesini isterken Hristiyan Demokrat Partili Elmar Brok şunları kaydetti: “İran bugün uluslararası anlaşmalara uymadı ve yine bugüne kadar müzakerelerde yapıcı bir rol oynamadı. Bu nedenle Erdoğan'ın AB ile aynı görüşte olan uluslararası topluma yönelik eleştirilerini gerçekçi bir yanı yok.” 20/11/2009 |
|||||||
|
Azeri ve Ermeni liderlerin Münih buluşması |
|||||||
Dağlık Karabağ sorununa çözüm bulmak amacıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan bugün Münih’te bir araya geliyor. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) gözetimindeki görüşmeler, Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleştirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Ankara, Erivan ile geçtiğimiz ay imzaladığı tarihi protokolleri onaylamak için öncelikle Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecine girmesini talep ediyor. Münih'teki görüşmelere, çözüm sürecinde aktif rol oynayan Fransa'nın başkonsolosluk binası ev sahipliği yapıyor. Başkonsolosluk rezidansındaki görüşmede, AGİT'in Karabağ sorununa çözüm bulmak amacıyla oluşturduğu Minsk Grubuna üye ülkelerin (ABD, Rusya ve Fransa) temsilcileri de hazır buluyor. Kritik aşama Dağlık Karabağ'da çözüm için bu yıl içerisinde 5 kez bir araya gelen Azeri ve Ermeni liderlerin son toplantısı kritik bir aşama olarak görülüyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, toplantıdan bir gün önce yaptığı açıklamada, görüşmenin sürecin geleceği açısından belirleyici olacağını söylemişti. Aliyev, bu görüşmenin sonuçsuz kalması halinde barış ümitlerinin tükeneceğini, o zaman da başka yollarının kalmayacağını, buna hazır olmaları gerektiğini kaydetmişti. Azerbaycan ordusunun güçlendiğini belirten Aliyev, büyük yatırımlar yaparak ordularını güçlendirdiklerini, yeni silahlar aldıklarını vurgulamıştı.
Planın ana hatları Azerbaycan toprakları içerisinde yer alan Dağlık Karabağ, 1991-1994 yılları arasında yaklaşık 30 bin kişinin öldüğü çatışmalar sonrasında Ermeni güçlerin işgali altına girmişti. Soruna çözüm bulmayı amaçlayan ve 15 yıldır süren görüşmelerde bugüne kadar başarılı olunamadı. 22/11/2009-DW |
|||||||