Son Güncelleme:09/08/11

Dünya Siyaseti, Haber, Yorum ve Analizleri-12

Ülkeler

Dünya Basını

Türkiye Siyaseti

Nükleer Güçler

Silahlanma

 

Önceki Sayfalar

Obama'dan Kuzey Kore'ye yol haritası

Obama ile Güney Kore lideri Lee Myang Bak.

Obama ile Güney Kore lideri Lee Myang Bak.

Güney Kore'yi ziyaret ederek ilişkileri güçlendiren ABD Başkanı Obama, Kuzey Kore'ye yalnızlıktan ve yoksulluktan kurtulmasını sağlayacak bir yol haritası çizdi.

Çin’deki temaslarını tamamlayan ABD Başkanı Barack Obama, bir haftalık Asya gezisinin son durağı olan Güney Kore’ye geçti. Obama, Seul’de Güney Kore Devlet Başkanı Lee Myang Bak ile görüşecek ve ülkedeki Amerikan askerî üssünü ziyaret edecek.

Güney Kore’nin başkenti Seul sokaklarında, daha üç dört yıl öncesine kadar ABD ile ilgili gösteriler eksik olmuyordu. Bu gösterilerin bazıları ABD ile yakın ilişkilerin lehinde, bazıları da aleyhindeydi.

Muhalifler, Güney Kore'nin Kuzey Kore ile daha fazla yakınlaşabilmesi için, yaklaşık 28 bin Amerikan askerinin topraklarından çekilmesini talep ediyordu. Bir kesim ise nükleer bir güç olan ABD’nin koruma kalkanı olmaksızın, Güney Korey'in kuzeydeki Pyöngyang yönetimi tarafından ezileceği görüşündeydi.

Ancak Güney Kore ile ABD pek çok noktada sıkı işbirliği içerisinde. Kuzey Kore ise nükleer faaliyetleri nedeniyle uluslararası toplum tarafından yalnızlaştırıldı. Güney'de Lee Myang Bak'ın iki yıl önce devlet başkanı olmasıyla Kuzey ile hem ekonomik ilişkiler hem de yardımlar azaltıldı. Lee, Güney Kore’nin bir kez daha aktif olması için, Pyöngyang’ın nükleer programından vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

Obama Kuzey Kore'ye seslendi

ABD Başkanı Barack Obama da Asya gezisinin başında, "Kuzey Kore, onlarca yıldır çatışma ve provokasyon yolunu seçmiş durumdadır. Nükleer silah çabaları da buna dâhildir“ açıklamasını yaptı. Bu durumun Kuzey Kore'nin izolasyonuna ve yoksullaşmasına yol açtığını kaydeden Obama, ancak ülke için daha iyi bir gelecek seçeneğinin de bulunduğunu ifade etti.

Sınır bölgesinde görev yapan Kuzey ve Güney Koreli askerler.

Sınır bölgesinde görev yapan Kuzey ve Güney Koreli askerler.

Obama, "Kuzey Kore’nin böyle bir geleceği gerçeğe dönüştürebilmesi için izlemesi gereken yol açık: Altılı görüşmelere geri dönmesi, eski yükümlülükleri sürdürmesi, ayrıca Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na geri dönmesi ve Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan tamamen arındırılmasıdır" diye konuştu.

Güney Kore’nin beklentileri

Güney Kore, Obama'dan ABD'nin iki yıldır onaylamadığı serbest ticaret anlaşmasının onaylanmasını sağlamasını sitiyor. Güney Kore pazarının, çok sıkı korunduğu iddiasıyla anlaşma şu ana kadar hep engellendi. Güney Kore Dışişleri ve Ekonomi Bakanı Yu Myung Hwan, bu konunun da görüşmelerin önemli gündem maddelerinden biri olduğunu söyledi ve “İki tarafın da bu anlaşmadan kazançlı çıkacağını ve anlaşmanın ABD’nin yeni Asya politikasına uygun düşeceğini her zaman beyan ettik" açıklamasını yaptı.

18/11/2009

Talabani Fransa'da

 

Talabani Fransa'yla İlişkileri Normalleştirme Arayışında

Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Fransa-Irak ilişkilerini “normalleştirmek” amacıyla Paris’e 4 günlük resmi bir ziyarette bulunuyor. İki liderin gündeminde, havaalanı yapımından, petrol işletme hakkına kadar çok sayıda ihale dosyası var. Ortadoğu’da barış ve Irak’ın yeniden yapılanması da gündem maddeleri arasında. 

Amerika ve İngiltere’nin 2003 yılında Irak’a müdahalesine Fransa’nın karşı çıkmasıyla Bağdat’ın Paris’le ilişkisi de kesilmişti. Ancak Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Bağdat’a 2007 yılında sürpriz bir ziyarette bulunarak iki ülkeyi her alanda yakınlaştırmak istediğini söylemişti. Bu ziyaretin ardından iki kez Paris’e giden Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, ilk kez resmi davetli olarak eşi Hira İbrahim Ahmet ile beraber Fransa’da bulunuyor. 

Talabani ilk resmi ziyaretinde en üst düzey diplomatik protokolle karşılandı. Paris’in ünlü Champs Elysees Caddesi ve resmi dairelere kırmızı-siyah-beyaz renkler ve “Allahüekber” yazısı yer alan Irak bayrakları asıldı.

Sarkozy ikili görüşmenin ardından Elysee Sarayı’nda Talabani onuruna akşam yemeği verdi.

16/11/2009

 

 

 


 


Türk Medyası

İsrail-ABD Gizli Savaşını

Neden Görmezden Geliyor?

 

Mehmet Önder

http://bilig.org

Çin ve ABD hasım değildir

Barack Obama Çinli öğrencilerle  

Obama, Şangay'da Çinli öğrencilerle bir araya geldi.

 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama Çin'e ilk resmi ziyaretine sıcak mesajlar ile başladı. Bu arada, Çin'e özgürlük çağrısı yapmayı da ihmal etmedi.

Ziyaretinin ilk durağı olan Şanghay'daki Bilim ve Teknoloji Müzesi'nde konuşan Obama, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin'in hasım olmadığını söyledi.

İki ülke ilişkilerinin son 30 yılda birçok darbe aldığını, anlaşmazlıkların hiç eksik olmadığını vurgulayan Obama sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çin'le hasım olmamız kader değil."

ABD Başkanı, ülkesinin ve Çin'in işbirliği yapmasının dünyanın çıkarına olduğunu da vurguladı.

'İnsan hakları evrensel'

Konuşmasında Çin Yönetimi'nin yoğun eleştiri aldığı insan haklarına saygı konusuna da değinen Obama, ifade ve ibadet özgürlüğünün, bilgiye ulaşım ve siyasi hayata katılımın evrensel haklar olduğunu; etnik ve dini azınlıklar da dahil olmak üzere herkesin bunlardan yararlanabilmesi gerektiğini dile getirdi.

Barack Obama bu konuşmanın ardından, hitap ettiği Çinli öğrencilerin sorularını da yanıtladı.

Obama'nın Çinli öğrencilerle buluşması, Beyaz Saray tarafından internet üzerinden canlı olarak yayınlandı.

Daha sonra Şanghay'dan ayrılan ABD Başkanı, başkent Pekin'de Çinli liderler görüşecek.

Barack Obama'nın ziyareti, ABD'nin Çin ile ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Pekin Yönetimi, bazı Çin mallarının girişini yasaklayan Amerika Birleşik Devletleri'ni korumacılıkla suçluyor.

Çin ise küresel ekonomik krizden büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri'ni sorumlu tutuyor.

Böyle bir ortamda Pekin'i kızdırmak istemeyen Barack Obama'nın, Tibet'in ruhani lideri Dalay Lama ile yapması planlanan görüşmeyi iptal ettiği bildirildi.

Barack Obama'nın, Asya turu kapsamında gerçekleştirdiği Çin gezisi dört gün sürecek.

Obama Çin Lideri Hu Jintao'yla Görüştü

Başkan Barack Obama, Pekin’de Çin Devlet Başkanı Hu Jintao ile görüştü. Hu, Obama onuruna Diaoyutai Konukevi’nde akşam yemeği verdi.

Obama’nın, yarın diğer Çinli liderlerle yapacağı görüşmelerde  iklim değişikliği, ticaret, Kuzey Kore ve İran konularını ele alması bekleniyor.

Beyaz Saray yetkilileri, Obama’nın insan hakları sorununu da gündeme getireceğini söyledi.   

Başkan Obama Pazartesi günü Şangay’da yerel yöneticiler ve üniversite öğrencileriyle bir araya geldi. İfade ve din özgürlüğüyle serbest iletişimin evrensel haklar olduğunu vurgulayan Obama, bilgi akışı ne kadar serbest olursa toplumların o kadar güçlü olacağını söyledi. Öğrencilerin sorularını yanıtlayan Obama’nın konuşması sadece yerel televizyonlarda yayınlandı.

Obama konuşmasında, küresel sorunlara çözüm bulunmasında Amerika ve Çin’in işbirliği yapması gerektiğini vurguladı. Devletlerin yönetim şekillerini ihraç etmemesi gerektiğini söyleyen Obama, Amerika’nın her zaman temel özgürlüklerin arkasında yer alacağını belirtti. 16/11/2009

İsveç Sosyal Demokratların “soykırım” kararı

Merkez sağ koalisyonun iktidarda olduğu İsveç’te parlamentonun en büyük grubu Sosyal Demokratlar, “Ermeni ve Süryani soykırımı” kararını kabul etti.

İsveç Sosyal Demokratlarının kongresinde soykırım kararı yoğun tartışmaların ardından kabul edildi. Delegelerin çoğunluğuyla kabul edilen karar metninde, 1. Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin yanı sıra, Süryanilerin de soykırıma uğratıldığı iddiasına yer verildi.

Soykırım iddiaları Ermeni ve Süryani lobilerinin etkin çalışmasıyla kongre kararı haline gelirken, Türk dernekleri Sosyal Demokrat Parti'yi elektronik posta ve telefon ile protesto yağmuruna tuttu. Öneriye kongrede karşı çıkan parti yönetimi kararı savunamıyor.

Telefonlara çıkan parti merkezindeki yöneticiler ‘’Ama öneriyi yönetim desteklemedi’’ yollu açıklamalarla Türk seçmenlerin tepkilerini yumuşatmaya çabalıyor.

Geçmiş yıllarda büyük çoğunluğu sosyal demokratlara oy veren Türk seçmenlerin soykırım kararı yüzünden diğer partilere yöneleceği tahmin ediliyor. Türk derneklerinin yöneticilerine göre Sosyal Demokratlar soykırım kararıyla gelecek yıl yapılacak seçimde iktidar olma şanslarını riske soktular.

2006 seçimini, sağ blok partileri yalnızca 120 bin oy farkıyla önde bitirip iktidar olmuştu. Sosyal haklardaki kısıtlamalar ve ekonomik krizin ücretliler üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle iktidar partileri kamuoyu yoklamalarına göre sol partilerin gerisine düşmüş görünüyor ancak soykırım kararı gibi bir grup seçmenin eğilimini değiştirebilecek gelişmelerin dengeleri bozabileceği yorumları yapılıyor.

Kongre kararı bağlayıcı

Ermeni ve Süryani lobilerinin etkilediği Sosyal Demokrat delegeler soykırım iddiasını kongre kararı haline getirerek partiyi önümüzdeki yıllarda yükümlülük altına soktu. Kongre kararı uyarınca partinin soykırım konusunda uluslararası konferans düzenlemesi, konuyu BM ve AB platformlarına taşıması gerekiyor. Partinin uluslararası ilişkiler sekretaryasından Claes Nordmark konuyla ilgili olarak Türkiye’ye karşı gene AB kartını öne sürerken ‘’Türkiye AB sürecinde daha ileriye gitmek istiyorsa soykırımı kabul etmeli’’ diye konuştu.

Göran Persson

Göran Persson

Bu arada İsveç Parlamentosu’na da en kısa zamanda, her yıl olduğu gibi yine bir soykırım karar tasarısının sunulması bekleniyor. Sosyal Demokrat Süryani milletvekili Yılmaz Kerimo’nun 2009’un ilk aylarında parlamentoya gelen önerisi çoğunluk tarafından reddedilmişti. Sosyal Demokratların eski lideri Göran Persson’un ve şu andaki Dışişleri Bakanı muhafazakar politikacı Carl Bildt’in “soykırım iddialarının tarihçilere bırakılması” yolundaki görüşlerine uyan milletvekillerinin çoğunluğu daha önceki yıllarda da karar tasarılarına olumsuz oy kullanmıştı.

AB Dönem Başkanı İsveç, merkez sağ partilerin oluşturduğu koalisyon hükümeti tarafından yönetilirken, muhalefetteki Sosyal Demokratlar 130 milletvekili ile parlamentonun en büyük grubuna sahip bulunuyor.

10/11/2009

Irak'ta seçim yasası kabul edildi

Irak parlamentosu, seçimin planlandığı gibi Ocak'ta yapılabilmesi açısından hayati önemde olan seçim yasasını çıkardı.

Büyük çoğunlukla kabul edilen yasanın oylaması haftalardır erteleniyordu.

Bu durum seçimlerin planladığı gibi Ocak ayında yapılamayabileceği, ülkede güvenlik alanında son dönemde elde edilen kazanımların yitirilebileceği ve Amerikan askerlerinin çekilme takviminin sarkabileceği endişesini doğurmuştu.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama, kararı tarihi bir gelişme olarak niteledi.

Obama ülkesinin, bir dost ve ortak olarak Irak'ın yanında olmaya devam edeceğini söyledi.

Kerkük sorunu ertelendi

Seçim yasası oylamasının tam 10 kez ertelenmesinin en büyük nedeni, Arap, Kürt ve Türkmenler arasında Kerkük konusundaki fikir ayrılığıydı.

Petrol zengini Kerkük üzerinde hak iddia eden üç grup da, seçimde farklı tarihlerdeki seçmen kütüklerinin esas alınmasını talep ediyordu.

Saddam Hüseyin'in 2003'te devrilmesinden sonra kitleler halinde kente dönen Kürtler bu yılki seçmen kütüklerinin esas alınmasını talep ederken, Araplar 2004'teki, Türkmenler ise 1957'deki kütüklerin esas alınmasını istiyordu.

Sonunda bu yılki kütüğün esas alınmasına karar verildi.

Ancak seçimden sonra Kerkük'te elde edilen sonuçların incelenmesine karar verildi.

Bir yıl sürecek incelemede, Kürtlerin geri dönüşünün Kerkük'ün nüfus yapısını ne ölçüde değiştirdiği saptanmaya çalışılacak.

Bu değerlendirme sonucunda seçim sonucu değişebilecek.

Seçim yasasının gecikmesinde rol oynayan diğer temel sorun ise oy pusulalarının nasıl hazırlanacağıydı.

Sonunda pusulalarda sadece parti adı yazması yerine, adayların isimlerinin de yer almasına karar verildi.

09/11/2009

ElBaradey: Teklifimiz İran İçin Kaçırılmaz Fırsat

Clinton Libyalı Bakanla İlk Kez Görüştü

International Atomic Energy Agency  Director General Mohammed ElBaradei speaks to reporters at the Agency's headquarters in Vienna, Austria, 21 Oct 2009

Uluslar arası Atom Enerji Dairesi Başkanı Muhammed ElBaradeyİran’a sunulan önerinin, İran-Amerika ilişkilerinin geliştirilmesi açısından kaçırılmaz bir fırsat sunduğunu söyledi. 

Baradey uranyum zenginleştirme anlaşmasının iki ülkenin de ilişkileri ilerletmek istediği bir döneme denk geldiğini belirtti.

New York’ta Dış İlişkiler Konseyi toplantısı sırasında konuşan Baradey, İran’ın nükleer programı ile bölgede bir güç olduğunu dünyaya kanıtlamak istediğini ifade etti.

05/11/2009

Libya

 

Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ilk kez Libya dışişleri bakanıyla bir araya geldi. 

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Clinton’ın Libya Dışişleri Bakanı Musa Kusa ile Fas’taki konferans sırasında 15 dakika görüştüğü belirtildi.

İki bakan Sudan’ın Darfur bölgesindeki olayları ve terörizm karşıtı çalışmaları ele aldı.

04/11/2009

Türkiye-Fransa İlişkilerinde Yumuşama

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Paris’te,

Fransız meslektaşı Bernard Kouchner ile Türkiye, Fransa ve Avrupa Birliği ilişkilerini görüştü.  

Fransa ve Türkiye Dışişleri Bakanları Bernard Kouchner
ve Ahmet Davutoğlu

 

Bakan Davutoğlu, sabah kahvaltısında Sarkozy’nin dış politika danışmanı Jean David Levitte ile bir araya geldi. Daha sonra Uluslararası Diplomasi Akademisi’nde ‘Türkiye’nin Avrupa vizyonunu’ anlatan bir konferans, ardından da, çalışma öğle yemeğinde Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ile bir araya geldi. Davutoğlu ve Kouchner, ortak bir basın toplantısı düzenleyerek, Türkiye'nin AB üyelik süreci, İran, Orta Doğu, Afganistan, Balkanlar ve Kafkasya'daki gelişmeler ve ikili ilişkileri ele aldıklarını söylediler. Kouchner Türkiye ile ikili ilişkileri daha da geliştirmek istediklerini, bunun için üst düzey görüşmeleri daha sıklaştıracaklarını ve önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gitmek istediğini dile getirdi. Bu arada iki bakanın görüşmesinde Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için bir çalışma grubu oluşturulması da gündeme geldi.

“El Beşir’i Biz Davet Etmedik”

Avrupa Birliği’nin Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in İSEDAK toplantısı için Türkiye’ye gelecek olmasına sert tepkisinin sorulması üzerine, Davutoğlu, El Beşir’in gelişinin uluslararası bir toplantı vesilesiyle olduğunu, Türkiye’nin daveti üzerine değil, İslam Kalkınma Örgütü’nün organizasyonuyla toplantıya katılacağını belirtti. Davutoğlu, “Türkiye burada ev sahibi konumundadır, İKÖ’ye üye olan bir ülkeye katıl yada katılma diyemez. Üye ülkeler doğrudan kendisi katılıp katılmayacağına karar verir,” dedi. Davutoğlu, Türkiye’nin daha önce de AGİT toplantılarında resmi olarak tanımadığı ülkelerin liderlerini ağırladığını hatırlattı.

EDF Nabucco’ya Giriyor

Gazetecilerin Nabucco projesine Fransa’nın dahil edilip edilmeyeceğine ilişkin bir soruya her iki bakan da ‘Nabucco projesine Fransa’nın enerji devi Gaz de France’in dahil edileceği’  yanıtını verdiler. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, enerji güvenliği açısından Nabucco’ya ne kadar fazla katılım olursa o kadar verimli sonuç alınacağını belirterek, “Fransa da önemli enerji aktörlerinden birisidir. Nabucco kapalı bir sistem değildir. Aksine ne kadar katılım olursa bizim için o kadar iyidir,” dedi.

Soru üzerine Türkiye’nin Afganistan’a Fransız askeri uçuşları için hava sahasını açtığı haberini her iki bakan da teyit etti.

‘Başlıklara Engel Olmayacağız’

Toplantıda Kouchner’e Türkiye ’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik görüşmelerinde Fransız engelinin devam edip etmeyeceği de soruldu. Kouchner bu soruya da, daha önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de söyledikleri gibi Fransa’nın yeni başlıkların açılması konusunda engel olmayacağı” yanıtını verdi. Davutoğlu da iç politikaya bakarak diplomasi yapılsaydı Türkiye’nin Ermenistan ile protokol imzalayamayacağını, Fransa’nın da daha uzun vadeli bir diplomasi yürütmesini beklediklerini söyledi. Bakan Davutoğlu Türkiye'nin tam üyelikten başka hiçbir alternatifi kabul etmeyeceğinin altını çizdi.

'To Loose or Not to Loose'

Ahmet Davutoğlu, Uluslararası Diplomasi Akademisi’ndeki “Türkiye’nin Avrupa Vizyonu”  konulu konferansta Konferans moderatörü emekli büyükelçi François Dopffer’in “Burada uzmanlar ve medya aynı tehlikeye dikkat çekiyor. Avrupa Türkiye’yi kayıp mı ediyor?” sorusuna “To loose or not to loose! Sorun bu değildir. Ortada bir kayıp ilişkisi değil ‘kazan-kazan ilişkisi vardır. Üç bacaklı bir masada mı daha güvenli yemek yersiniz, iki bacaklı masada mı. Türkiye’siz Avrupanın bacaklarından birisi eksik olacaktır. Eğer yemeğinizi üç bacaklı bir masada yerseniz sonunun iyi biteceğini bilirsiniz, ama iki bacaklı bir masada sonunun ne olacağını kestiremezsiniz,” dedi.

Basın toplantısında Kouchner, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın yeniden aday olmama kararını “Orta Doğu barışına bir tehdit” olarak niteledi. Her iki bakan da Abbas’ın kararının kesin olmadığını ümit ettiklerini söylediler. Davutoğlu acılar çeken Filistin halkının liderlerinin birlik göstermesi gerektiğini söyledi.

Sorular üzerine “Kıbrıs Rum kesiminin Barış planını reddetmeseydi Ankara Anlaşması sorunu olmazdı,” diyen Davutoğlu, bugün yeni bir barış olanağı olduğunu, Papandreu’nun ilk ziyaretini Türkiye’ye yamasından mutlu olduklarını, Yunanistan ile sadece ‘sıfır problem’ değil, maksimum ilişki istediklerini söyledi.

Davutoğlu’nun gezisine Ermeni ve İsrail gazeteciler başta olmak üzere Arap ve Ortadoğu ülkelerine mensup gazetecilerin gösterdiği ilgi de dikkat çekti.

VOA, 07/11/2009-

Abbas'ın tavrı İsrail'i kaygılandırdı

Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas'ın, Ocak ayındaki başkanlık seçimlerinde aday olmayacağını açıklamasına, İsrail'den ilk tepki Savunma Bakanı Ehud Barak'tan geldi.

Barak, Abbas'ın kararı hakkında yazılı bir açıklama yaptı

Ehud Barak, Abbas'ın görevden ayrılmasının, Filistinlilerle barış görüşmelerini yeniden başlatma çabalarına zarar vermemesini umduğunu söyledi.

Başka bazı üst düzey İsrail yetkilileri de benzer açıklamalar yaparken, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa da Abbas'a kararını gözden geçirme çağrısında bulundu.

Mahmud Abbas dün akşam seçimlerde aday olmayacağını açıklamıştı.

Abbas, Amerika Birleşik Devletleri'nin, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleriyle ilgili olarak İsrail'den yana tavır almasının kendisini hayalkırıklığına uğrattığını belirtmişti.

Ancak Abbas'ın açıklaması sırasında sarfettiği bazı sözlerin, ilerde fikrini değiştirebileceğine işaret ettiği söyleniyor.

Ayrıca seçimlerin ertelenebileceği de belirtiliyor.

Beyaz Saray, Mahmud Abbas'ı "ABD'nin gerçek bir ortağı" olarak niteledi, ancak Abbas'ın çekilmesinin barış sürecine olası etkilerine değinmekten kaçındı.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Abbas'la üstleneceği yeni görevlerde de çalışmayı umduklarını söyledi.

Hamas'la görüşmeler sonuçsuz kalmıştı

Mahmud Abbas, Gazze Şeridi'nin kontrol eden Hamas'ın da dahil olacağı bir ulusal birlik hükümeti oluşturulmasına yönelik görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Ocak ayında seçime gidilmesini kararlaştırmıştı.  

Abbas, 2005'ten beri Filistin Yönetimi lideri

Filistin Yönetimi lideri, ABD'nin, İsrail'le barış görüşmelerini yeniden başlatma çağrısını reddediyor; İsrail'den öncelikle 2003 tarihli "Yol Haritası" adlı barış planının hükümleri gereği, yerleşim birimleri inşasını durdurmasını istiyor.

Abbas ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla Cumartesi günü görüşen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise Filistinlilerin önce barış görüşmelerine başlamasını ve yerleşim birimleriyle ilgili sorunla daha sonra ilgilenilmesini talep etmişti.

Binyamin Netanyahu ise Batı Şeria'daki yerleşim birimi inşasını durdurmak yerine "sınırlandırmaktan" söz ediyor. 

06/11/2009

Yeni tesis İran'a yeni baskı unsuru

Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu,

İran'ın varlığını Eylül ayında açıkladığı nükleer tesise ilişkin yanıtlaması gereken sorular bulunduğunu duyurdu.

İran'da nükleer tesis

Kurum, bugün açıklanan raporunda, Tahran yönetiminin tesisten kendilerini daha önce haberdar etmemiş olmasının İran'da başka gizli nükleer tesisler bulunduğuna ilişkin soru işaretleri yarattığını savundu.

Kurum, raporunda İranlı yetkililerin Kum kenti yakınlarındaki tesiste eksiksiz inceleme yapmalarına izin verdiklerini; denetçilere tesisin 2011 yılında faaliyete geçeceğini söylediklerini kaydetti.

Raporda, binanın İran'ın sunduğu planlarla uyumlu olduğuna dikkat çekilirken, ''Ancak İran'ın tesisin amacı ve inşa takvimine ilişkin aydınlığa kavuşturması gereken noktalar bulunmaktadır'' görüşü de dile getirildi.

Kurum, İran'ın tesisin varlığından BM'ya bağlı kurumu bu denli geç haberdar etmesinin güven inşaası çabalarına olumlu katkı yapmadığının da altını çizdi.

Rapor, bildirimde yaşanan gecikmenin Tahran'ın yükümlülükleriyle çeliştiğini kaydetti.

Bu tesiste uranyum zenginleştirme amacıyla üç bin kadar santrifüj tutulabileceği tahmin ediliyor.

İran bu tesisi, elindeki nükleer teknolojiyi olası saldırılara karşı korumak üzere inşa ettiğini bildirmişti.

Tahran yönetiminin buradaki çalışmaların 2007'de başladığı beyanının ise tesiste 2002'den bu yana çalışmalar yapıldığına ilişkin verilerle çeliştiği kaydediliyor.

İran'ın nükleer program konusundaki baş müzakerecisi Ali Asker Sultaniye, raporu 'rutin' olarak ifade etti; raporun İran'ın tam olarak işbirliği yaptığını gösterdiğini söyledi.

'Ruslar Buşehr'i geciktiriyor'

Öte yandan Rusya, İran'ın Buşehr kentinde inşa etmekte olduğu nükleer santralin daha önce planlandığının aksine, bu yıl bitirilemeyeceğini açıkladı.

Enerji Bakanı Sergey Şmatko, nükleer silah üretiminde kullanılması mümkün olmayan tesisin faaliyete geçirilmesinde yaşanan gecikmenin teknik nedenlerden kaynaklandığını söyledi.

Rus bakan, ülkesinin yayın organlarında yer alan açıklamasında yıl sonuna kadar önemli ilerlemeler kaydedileceğini, ama tesisin faaliyete geçemeyeceğini açıkladı.

Rusya'nın yalanlamasına rağmen bazı diplomatlar Rusya'nın Buşehr ve silah sözleşmelerini diplomatik baskı için koz olarak kullandığına inanıyor.

Rusya, iki yıl önce de İran'la karadan havaya S-300 füzeleri satışıyla ilgili sözleşme imzalamıştı, ancak şimdiye kadar İran'a sevk yapılmadı.

Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri haftasonu yaptıkları açıklamada İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde ''zamanın tükenmekte'' olduğunu duyurmuşlardı.

Aralarında Amerika Birleşik Devletleri'nin de bulunduğu Batı'da çok sayıda ülke İran'ın nükleer silah üretmek istediğinden kuşkulanıyor.

İran ise iddiaların doğru olmadığını savunuyor ve nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu öne sürüyor.

 

35 yıllık proje

BUŞEHR NÜKLEER TESİSİ

  • 1974'te Almanya'nın yardımıyla başladı.

  • 1979'daki İslam Devrimi sonrasında çalışmalar askıya alındı.

  • Rusların yardımıyla inşaat 1992'de yeniden başladı.

  • Çeşitli gecikmelerin ardından Rusya ve İran 2007'de bu kez 2009 sonunda bitirmek için anlaştı.

  • İki basınçlı su reaktörüne sahip olacak.

  • Maliyeti ise 1 milyar dolar civarında hesaplandı.

Rusların İran'da inşa etmekte oldukları Buşehr nükleer santrali ise ilk olarak 1974 yılında Almanların yardımıyla planlanmış, ama İslam devriminin ardından rafa kaldırılmıştı.

Daha sonra Ruslar tarafından yeniden ele alınan projede, iki yıl önce tesisin inşaatı için yeni bir takvim belirlenmişti.

Buna göre tesis, bu yıl sonunda hizmete açılabilecekti.

Plan, burada iki basınçlı su reaktörü inşa edilmesini, nükleer yakıtın ise Rusya'da üretilmesini öngörüyor.

Pazar günü Rusya lideri Dimitri Medvedev'le görüşmesinden sonra bir açıklama yapan ABD Başkanı Obama, İran'ın nükleer programına ilişkin görüşmelerin gidişatından memnun olmadığını söyledi.

IAEA'nın önerdiği plan, İran'ın bir tondan fazla düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumu işlenmek üzere Rusya'ya göndermesini öngörüyor.

Daha sonra da Fransa devreye girecek ve zenginleştirilmiş uranyumu nükleer yakıta dönüştürecek.

Böylece İran'ın ihtiyacı olan zenginleştirilmiş uranyuma sahip olması, ama zenginleştirilmiş uranyumun nükleer silah üretiminde kullanmaması garantiye alınmış olacak.

İran ise plan konusunda teknik ve ekonomik tereddütleri bulunduğunu belirterek, yanıt vermesi için kendisine tanınan mühleti aşmıştı.

16/11/2009

Son Güncelleme:09/08/11