Son Güncelleme:09/08/11

Dünya Siyaseti, Haber, Yorum ve Analizleri-11

Ülkeler

Dünya Basını

Türkiye Siyaseti

Nükleer Güçler

Silahlanma

 

Önceki Sayfalar

Mübarek'in halefi kim olacak?

Mısır'da iktidardaki Ulusal Demokrat Parti, yıllık kongresini yapıyor.

Kongre'ye, 28 yıldır iktidarda olan Hüsnü Mübarek'in yerine kimin geleceği tartışmalarının damgasını vurması bekleniyor.

Ülkede cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2011'de yapılması planlanıyor.

Daha önce "Son nefesine kadar" yönetimden ayrılmayacağını söyleyen ve sağlık durumu kötüleştiği öne sürülen Mübarek, bu göreve altıncı kez aday olup olmayacağını açıklamış değil.

Ama yerine oğlu Gamal Mübarek'i hazırladığı görüşü yaygın.

Bununla birlikte, liderlik değişimi sürecinde Mısır'ın istikrarsızlığa sürüklenebileceği tehlikesine dikkat çekiliyor.

30/11/2009

Honduras'taki siyasi kriz çözülüyor

Honduras'taki geçici yönetimin lideri Roberto Micheletti, siyasi krizi sona erdirecek ve Devlet Başkanı Manuel Zelaya'nın geri dönüşüne de olanak sağlayacak anlaşmayı imzalamaya hazır olduğunu dile getirdi.

 Manuel Zelaya ve Roberto Micheletti

Roberto Micheletti anlaşma uyarınca iktidar paylaşımına dayalı yeni bir hükümet kurulacağını ve iki tarafın da Kasım ayında yapılacak seçimin sonuçlarına saygı göstermeyi taahhüt edeceğini söyledi.

4 ay önce devrilerek ülke dışına çıkmaya zorlanan Devlet Başkanı Manuel Zelaya da, anlaşmanın bugün imzalanacağını belirtti.

Muhaliflerinin anayasayı değiştirerek bir dönem daha bu görevde kalmaya çalışmakla suçladığı Zelaya, 28 Haziran'da askerlerin evini basmasıyla görevden uzaklaştırılmıştı.

Askerler Zelaya'yı bir uçağa bindirerek Kosta Rica'ya göndermişti.

Zelaya'nın ülkeyi terk ettiği gün, Meclis Başkanı Roberto Micheletti geçici yönetimin lideri ilan edildi.

21 Eylül'de gizlice ülkeye dönen Manuel Zelaya ise, o günden beri başkent Tegucigalpa'daki Brezilya büyükelçiliğinde.

Dün bir araya gelen tarafların, anlaşmaları yönünde Amerika Birleşik Devletleri'nden de yoğun baskı gördüğü belirtiliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, liderleri "tarihi bir anlaşmaya varmış olmalarından ötürü" tebrik etti.

Micheletti'nin anlaşma ile ilgili açıklamasına göre, Zelaya'nın göreve dönebilmesi için Kongre'de oylama yapılması gerekiyor.

Bu oylamaya da Yüksek Mahkeme'nin yeşil ışık yakması gerekiyor.

Bundan 4 ay önce, Yüksek Mahkeme Zelaya'nın anayasayı ihlal ettiğine hükmetmiş, Kongre de görevden uzaklaştırılması yönünde karar almıştı.

30/10/2009

ABD’nin Pakistan açmazı

Taliban militanları, Pakistan’da terör estirmeye devam ediyor. Art arda yaşanan saldırılar ABD yönetimini zora sokuyor.

Dün Pakistan’ın Peşaver kentinde bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda ölenlerin sayısı 100’ü geçti. Bir pazar yerinin yakınlarında meydana gelen saldırıda çok sayıda dükkân da hasara uğradı.  Saldırı, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın üç günlük Pakistan ziyareti sırasında gerçekleşti. Pakistan temaslarına devam eden Clinton, bugün yaptığı açıklamada Pakistan'a terörizme karşı verdiği savaşta yardımcı olmaya devam edeceklerini belirtti. Öte yandan, 7 Kasım'da ikinci tur devlet başkanlığı seçimlerinin yapılacağı Afganistan'daki terör saldırıları da sürüyor. Kâbil'deki BM misafirhanesine düzenlenen saldırıda 12 kişi hayatını kaybetti. ABD, her iki ülkedeki saldırıyı da kınadı.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, üç günlük Pakistan ziyaretinin henüz üç saatini geçirmişti ki, Pakistan son iki yılın en ağır terör saldırısıyla sarsıldı. Clinton ilk açıklamasında, masum insanlara yapılan saldırıları “korkaklık” olarak nitelendirdi. Saldırıların sorumlularından ise eylemlerini siyasette sürdürmelerini istedi:

“Eğer, bu saldırıların arkasındaki kişiler, inançlarından bu kadar eminseler, o zaman siyasi sürece katılsınlar. Pakistan’halkını ve demokrasiyi rahat bırakıp, davalarını siyasi zeminde savunsunlar.“

Pakistan’a mali yardım

Aslında Clinton’ın bu ziyaretinin ana gündem maddeleri arasında güvenlik ve terörizmden başka konuların da ön plana çıkması bekleniyordu. İki hafta önce ABD’de Pakistan için oldukça geniş kapsamlı bir mali paket kabul edildi. ABD, gelecek beş yıl boyunca Pakistan’a yılda 1,5 milyar dolarlık yardım yapacak.  Bu para sadece sivil alt yapının yeniden inşaasında kullanılacak. Tabii ki bu yardım koşulsuz olmayacak. Pakistan’da da bazı endişeler mevcut. Dolayısıyla Clinton, ziyareti sırasında var olan endişeleri de gidermeye çalışacak.

Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs, Pakistan’daki saldırıyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Pakistan'daki olaylar teröristlerin nereye kadar gidebileceklerini ve sadece bizim için değil, Pakistan yönetimi için de nasıl bir tehdit oluşturabileceklerini gösteriyor.“

Bir diğer endişe kaynağı Afganistan

ABD'yi kaygılandıran bir diğer ülke de Afganistan. Özellikle, Kâbil’deki BM misafirhanesine düzenlenen son saldırı endişeleri artırdı. ABD Başkanı Barack Obama, haftalardır, güvenlik danışmanları ile Afganistan’a takviye birlikler gönderilmesi ve atılabilecek diğer adımlar konusunda görüşmeler yapıyor. Ek asker talebi Afganistan’daki ABD ve NATO birliklerinin komutanı General McChrystal’dan gelmişti. 7 Kasım’da Afganistan’da devlet başkanlığı ikinci tur seçimleri yapılacak. ABD yönetimi, bu süreçte daha fazla şiddet olayına tanık olunabileceğini göz önünde bulunduruyor. Gibbs, şöyle konuşuyor:

“Bunu daha önce ilk seçimlerde de gördük. Taliban üyeleri ve diğer şiddet yanlısı militanların, bu kez de seçimlere engel olmaya çalışacaklarından hiç şüphem yok.“

Obama üzerindeki baskı artıyor

Cumhuriyetçi Senatör John McCain ise Obama’yı, gelecek Afganistan stratejisini bir an önce belirlemesi için sıkıştırıyor. McCain, komutanların sabrının taşmak üzere olduğunu iddia etti:

“Evet, bu büyük bir sorumluluk ancak kararı ve süreci geciktirmek bize bir şey kazandırmaz. Harekete geçme zamanı gelmiştir.“

Obama üzerindeki baskıyı artırabilecek bir başka husus daha var. Amerikan askerlerinin Afganistan'a ayak basmasının üzerinden geçen sekiz yılda, işgal gücü hiç geride bırakmak üzere olduğumuz ekim ayındaki kadar kayıp vermemişti.

29/10/2009

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Soli Özel’e göre, ortak güvenlik çıkarlarından doğan bu ilişkiler, Ortadoğu’daki en önemli ittifaklardan biri oldu. Bu dönemde iki ülke de bölgede dışlandı ve özellikle Suriye ortak düşman haline geldi. “Türkiye o sırada lideri Suriye’de yaşayan PKK ile mücadele ediyordu,” diyen Özel, İsrail’le yaşanan ilişkilerin Türkiye’ye cesaret verdiğini ve Suriye’ye “Ya Öcalan’ı at, ya da biz gelip alırız,” mesajı verdiğini hatırlattı.

İsrail’le ilişkilerde değişim özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle yaşandı.

Suriye ve Türkiye bu aybaşında tarihi bir anlaşmaya imza attı. Anlaşma uyarınca iki ülkenin vatandaşları vizesiz karşılıklı seyahat edebilecek. İki ülke ortak askeri tatbikat düzenlemeye de hazırlanıyor. İsrail’le gelecekte yeni bir işbirliğinin işareti de yok.

AKP milletvekili Kınıklıoğlu, İsrail’le ilişkilerin düzelmesi konusunda fazla beklentisi olmadığını söylüyor. Kınıklıoğlu, “İsrail’in Gazze’ye mevcut tavrı sürerse, Türk-İsrail ilişkilerinin güç ve hassas bir dönemden geçeceğini tahmin etmek zor olmaz,” diyor. Kınıklıoğlu, “Kendimizi yeni bir döneme hazırlamamız gerek,” diye de sözlerine ekliyor.

Uzmanlar, Türkiye ve İsrail arasındaki stratejik ilişkilerin bölgede bir zamanlar en güçlü ittifak olduğunu doğrulasa da, bu işbirliğinin en azından bugün yaşanmadığına işaret ediyor. Özellikle de Türkiye’nin son dönemde Suriye, Irak ve son olarak da İran’la ilişkileri geliştirme çabası göz önüne alındığında, bu ittifakın yeniden canlanması fazla beklenmiyor.

 28/10/2009

Fransa'da Türkiye'ye muhalefet bitmiyor.

Senato'ya Ermeni Tasarısı Sunuldu

Bir grup parlamenter, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye üyelik öncesi öngördüğü mali yardımlara Fransa'nın katkısının azaltılması için girişim başlattı.

İktidardaki Halk Hareketi Birliği'ne üye 18 milletvekili, Meclis'te tartışılmaya başlanan 2010 yılı bütçesiyle ilgili finans kanununa eklenmek üzere bir önerge hazırlayarak, Fransa'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine ehil olmadığı yönündeki resmi tavrını gerekçe gösterip, Ankara'ya AB tarafından 2010 yılında yapılacak üyelik öncesi yardıma Fransa'nın tarafından aktarılan katkı payının azaltılmasını istediler.

Önerge sahipleri, bu nedenle Fransa bütçesinden 2010 yılında AB bütçesine aktarılacak kaynağın 109 milyon 167 bin euro azaltılmasını talep ediyorlar. Önergede, Türkiye'ye AB tarafından üyelik öncesi yardımlar kapsamında 2010'da aktarılacak mali kaynağın 653,7 milyon euro olduğu, AB bütçesinin yüzde 16,7'sini karşılayan Fransa'nın bu kaynaktaki payının da 109 milyon 167 bin euroyu geçtiği savunuluyor.

Önergeye öncülük eden ve Türkiye'nin AB üyeliğine karşı en aktif Fransız milletvekillerinden biri olarak tanınan Richard Mallie, konu hakkında yaptığı açıklamada, "Fransızların ve Fransa cumhurbaşkanının Türkiye'nin üyeliği konusundaki tutumları dikkate alındığında bu kaynağın Türkiye'ye aktarılması meşru görünmüyor. AB üyeliği amacıyla bu ülkenin reform yapması için mali olarak cesaretlendirilmesine anlam veremiyorum" dedi.

Oylama gelecek ay

Fransa'nın 2010 yılı bütçesiyle ilgili kanunun Kasım ayı ortalarından meclis genel kurulunda oylamaya sunulması öngörülüyor. Fransız hükümetinin son zamanlarda Ankara ile ilişkileri yumuşatma iradesi dikkate alındığında, önergenin geçme olasılığının az olduğu yorumları yapılıyor.

AB'nin 2009-2012 döneminde Türkiye'ye üyelik öncesi mali yardımlar çerçevesinde 3 milyar 937 milyon euro kaynak aktarması öngörülmekte.

24/10/2009

 

1915 Ermeni tehcirinin soykırım olarak nitelenmesi çağrısında bulunan yeni bir tasarı Senato’ya sunuldu.

Demokrat Partili New jersey Senatörü Robert Menendez ve Cumhuriyetçi Partili Nevada Senatörü John Ensign tarafından kaleme alınan tasarıda “1915 olaylarının soykırım olarak nitelenmesi ve Amerikan dış politikasının Ermeni soykırımına ilişkin duyarlılığı yansıtması” isteniyor.

[insert caption here]

Robert Menendez

252 sayılı tasarının bir benzeri Mart ayında Temsilciler Meclisi’ne de sunulmuştu. Ancak Başkan Barack Obama’nın Türkiye – Ermenistan ilişkilerindeki gelişmelere dikkati çekerek 24 Nisan’da yaptığı açıklamada “soykırım” sözcüğünü kullanmaması bu tasarının kabul edileceği yönündeki beklentileri azalttı.

Obama yönetimi Türkiye’yle Ermenistan ilişkilerinin gelişmesine zarar verecek açıklamalardan veya girişimlerden kaçınılması gerektiğini savunuyor. Türkiye’yle Ermenistan arasında imzalanan ve diplomatik ilişkilerin kurulması ve geliştirilmesi yönündeki protokollere karşı çıkan Ermeni lobisi ise önceliklerini “soykırımı tanıtma” konusuna veriyor.

İkili ilişkilerin geliştiği bir dönemde bu tür tasarıların yol alması şimdilik beklenmiyor. Ancak gözler yine de Obama yönetiminde ve iktidardaki Demokrat Parti liderlerinde olacak.

252 sayılı tasarının Senato’ya sunulması bir başka gerçeğe de işaret ediyor: Türkiye’yle Ermenistan arasında diplomatik ilişkiler kurulsa da, Türkiye, Amerikan dış politikası açısından stratejik önemini korumaya devam etse de Ermeni diasporası farklı sahnelerde 1915 olaylarının soykırım olarak tanınması girişimlerini sürdürecek.

22/10/2009

AB Küba'yla İlişkilerini Yeniden Canlandırıyor

İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlendikleri zaman, toplulukla Küba arasındaki ilişkileri artıracaklarını söyledi.

Moratinos’un bu açıklaması, Havana ziyaretinde Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez’le ikili ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla yaptığı görüşmeleri izledi.

Görüşmeler, Avrupa Birliği’nin demokrasiyi desteklemek amacıyla Küba’ya uyguladığı yaptırımları kaldırmasından bir yıl sonra yapıldı. Avrupa Birliği kısıtlamaları, 2003 yılında Küba’da 75 insan hakları eylemcisinin tutuklanması üzerine başlatmıştı. İhanet ve bölücülük suçundan yargılanan 75 kişiden bir bölümü hala hapis yatıyor.

İspanya Dışişleri Bakanı Havana ziyaretinde insan hakları savunucularıyla görüşmedi.

19/10/2009

MI5'ten Mussolini'ye maaş

Tarihe İtalya'nın faşist diktatörü olarak geçen Benito Mussolini'nin gençliğinde,

bugünün parasıyla haftada 10 bin dolar karşılığında İngiliz istihbaratı için çalıştığı ortaya çıktı.

Benito Mussolini

Mussolini'nin 1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz istihbaratıyla bağlantısı biliniyordu, ancak yeni yayımlanan arşiv belgeleri, Mussolini'nin bunun için haftada 100 sterlin, bugünün parasıyla 10 bin dolar ne kadar maaş aldığını ortaya koyuyor:

Sözkonusu arşiv belgelerini ortaya çıkaran tarihçi Doktor Peter Martland'a göre, İngiltere hükümetiyle Mussolini'nin ilişkisi 1917'de başlamış.

O dönemde Rusya'nın, Bolşevik Devrimi'ne doğru yuvarlandığı dönemde, İtalya ise Caparetto Savaşı'nda bozguna uğramıştı.

Martland, müttefikler arasında en zayıf konumda olan İtalya'nın her an savaştan çekilebileceği riskinin gündemde olduğunu kaydederek şöyle devam ediyor:

''Bu da, İngiltere'nin savaşı kaybetmesi demek. Bu durumda birşey yapmak gerekiyor ve İngiltere'nin İtalya'daki askeri ataşesi olan Sir Samuel Hoare (ki sonradan milletvekili ve dışişleri bakanı da oluyor), 100 kadar istihbarat subayı ile birlikte "İtalya'da direniş iradesini artırmakla" görevlendiriliyor. Özellikle, İtalyan sanayisinin kalbi olan Milano'da çalışmaları isteniyor. Bu sırada ülkede savaş yüzünden hiperenflasyon var, kıtlık var; savaş karşıtı propaganda da giderek artıyor.''

Peki Mussolini o sırada ne yapıyor?

''Mussolini'nin kariyerinin bu aşamasında savaş yanlısı, sosyalist bir gazeteci'' olduğunu vurgulayan Dr. Martland, şunları aktrarıyor:

''Milano'da çıkan bir gazetede çalışıyor. İngilizlerden, bu gazeteyi çıkarmaya devam etmek için haftada 100 sterlin talep ediyor. Sam Hoare ve subayları da bunu kabul ediyorlar. Tabii Mussolini'nin bu parayı yalnızca gazeteyi çıkarmaya harcadığını söylemek saçma olur. Metreslerine de epey para harcamıştır. Ama sonuçta İngilizler için iyi bir yatırım oldu. İtalya'yı savaşın içinde tutma stratejisinin önemli bir parçası bu olay. Onlar savaş bitene kadar Mussolini'ye bu parayı ödedi, gazetesi de kesintisiz çıktı'' diyor.

Ortaya çıkan tablo ise, İngiltere'nin daha sonra kendisine düşman olacak bir kişiye maaş bağlamış olması.

Dr. Martland, 1917'de bilinemezdi bu diyor ve şöyle devam ediyor:

''O dönemde İtalya'nın da Rusya gibi çökmesine izin vermek tarihi bir hata olurdu. Almanya savaşı kazanırdı. Bu olayın Mussolini'yi yönlendirdiğine, ilerde bir diktatör olmasına katkıda bulunduğuna da inanmıyorum ben. Mussolini o dönemde de fırsatçıydı, 2. Dünya Savaşı'nda Hitler ile işbirliği yaparken de. O dönemde de şiddeti siyasi emelleri için bir alet olarak görüyordu; gelecekte de.'' 

14/108/2009

Obama'nın en önemli sınavı

ABD Başkanı Barack Obama, Afganistan savaşına ilişkin bir karar alma aşamasında. "İkinci Vietnam" ihtimalini önlemeye çalışan Obama’nın alacağı karar, yalnızca bölgede değil dünya genelinde de merakla bekleniyor.

ABD Başkanı Barack Obama zorlu bir kararla karşı karşıya. Obama’nın danışmanları Afganistan konusunda farklı görüşlere sahip. Hem Afganistan hem de Pakistan’ın güvenliği pamuk ipliğine bağlı. Afganistan’da 20 Ağustos’ta yapılan devlet başkanlığı seçimlerindeki usulsüzlük iddiaları yüzünden sonuç muhtemelen ikinci tura kalacak. Pakistan’daysa Taliban birbiri ardına düzenlediği terör saldırılarıyla dehşet saçıyor. Başkan Obama son derece kötü şartların ışığında en doğru stratejiyi belirlemeye çalışıyor.

Hedef: El Kaide

ABD Başkanı’na Pakistan ve Afganistan stratejilerinin nasıl olacağı sorulduğunda genellikle “Ana hedefimiz aynı: ABD ve müttefiklerine saldırmak isteyen El Kaide ve ona destek veren diğer aşırı grupları bulup, imha etmek” yanıtını veriyor.

Obama'ya göre bölgede istikrar planları yapılırken Pakistan da göz ardı edilmemeli. Ancak bunun nasıl yapılacağı konusunda Başkanın ağzını bıçak açmıyor. Obama danışmanlarıyla yaptığı Afganistan konulu gizli toplantıların ardından da renk vermiyor.

Farklı stratejiler öneriliyor

Afganistan'daki ABD ve NATO güçleri komutanı General Stanley McChrystal ABD’nin Afganistan’a en az 40 bin asker daha göndermesini istiyor. Başkan Yardımcısı Joe Biden ise askeri birlikleri takviye etmek yerine El Kaide militanlarıyla daha etkili savaşılmasından yana. Obama’nın hangi yönde karar vereceği henüz belirsiz. Kesin olan tek şey, Obama’nın konuyu aceleye getirmek istemediği. Obama, “Sürecin önümüzdeki hafta tamamlanacağını düşünüyorum” diyor.

Washington’daki bazı çevreler geciken yanıtlar yüzünden sabırsızlanmaya ve baskıyı artırmaya başlasa da Amerikan Güvenlik Politikaları konusundaki yazılarıyla tanınan Amerikalı gazeteci Colin Clark, Başkanı’nın Afganistan konusunda zaman baskısı altına girmeye niyetli olmadığını belirtiyor. Clark, “Obama’nın askeri geçmişi olmadığı ve çoğu demokrat yandaşının Obama’nın vereceği kararı tedirginlik içinde beklediği düşünüldüğünde, Başkanın tüm tarafların görüşünü almak için zaman harcaması anlaşılır bir durumdur” diyor.

Çok bilinmeyenli denklem

Afganistan'da izlenecek stratejinin belirlenmesini yüksek matematik hesaplarına benzetmek mümkün. Zira yeni stratejinin askeri açıdan faydalı olup; Afganistan ve Pakistan’da güvenliği artırması gerekiyor. ABD nükleer güç Pakistan’ın kaosa sürüklenmesinden endişe ediyor. Ayrıca Obama’nın belirleyeceği strateji konusunda kendi ülkesinin desteğini de arkasına alması şart.

ABD Başkanı Afganistan'daki birliklerin arttırma yolunu seçerse Cumhuriyetçiler'den destek alacak. Bu kararın Demokratların canı sıkma ihtimali ise yüksek. Ayrıca yapılan son kamuoyu yoklamaları Amerikan halkının çoğunlukla Afganistan'daki savaşa sıcak bakmadığını gösteriyor. Afganistan'da şu an 68 bin Amerikan askeri görev yapıyor ve Amerikalılar son dönemde Afganistan'da Irak'ta olduğundan daha fazla asker kaybediyor. Kamuoyunda “Afganistan Obama'nın Vietnam’ı olacak” yorumları yapılıyor. Obama tam da böyle bir izlenim doğmasını önlemeye çalışıyor. Birçokları Obama'nın Afganistan konusundaki farklı görüşleri dengeleyebileceği ve Afganistan'a yaklaşık 20 bin asker daha gönderilmesine karar vereceği düşüncesinde. Amerikan savunma politikaları uzmanı gazeteci Colin Clark, Obama'dan beklenen kararı, “Bu karar Başkan Obama ve Savunma Bakanı Robert Gates'in görev dönemleri boyunca vereceklerien önemli kararı olabilir” sözleriyle değerlendiriyor.

16/10/2009

Gül ve Sarkozy'nin Paris randevusu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik perspektifine şiddetle karşı çıkan

Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile

bugün Paris'te kritik bir görüşme yapıyor. 09/10/2009

Sarkozy görüşmenin sadece ikili ilişkilerle sınırlı tutulmasını istiyor. Ancak Ankara, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini ikili ilişkilerin bir boyutu olarak görüyor. Gül'ün dün Fransa başbakanı ile yaptığı görüşme sonrasında Fransa başbakanlığı tarafından yayımlanan bir basın açıklamasında, Gül'ün Fransa'da Temmuz ayından bu yana devam eden Türkiye Mevsimi etkinliğine start vermek amacıyla Paris'e geldiğinin ifade edilmesi de Türk tarafında rahatsızlık yarattı. 

Gül - Sarkozy görüşmesi merakla bekleniyor

İki lider öğle saatlerine doğru, Fransa'da Temmuz ayında başlayan Türkiye Mevsimi etkinliği çerçevesinde hazırlanan "Bizans'tan İstanbul’a: iki kıtanın limanı" sergisini beraber açacaklar. Serginin açılışının basına açık mı kapalı mı olacağı sorunu henüz çözümlenebilmiş değil. Bu da Sarkozy'nin, kameralara Gül ile mümkün olduğu kadar az yansımak istemesine bağlanıyor. Gül'ün Paris ziyareti hakkında Fransiz Le Monde gazetesinde dün çıkan bir haberde de Paris'in Gül'e asgari protokol uyguladığı öne sürüldü.

Paris Eyfel Kulesi

 Paris Eyfel Kulesi "Türkiye Mevsimi" kapsamında kırmızı-beyaz ışıklarla süslendi.

Gül-Sarkozy ikilisi, sergi açılısının ardından Fransız cumhurbaşkanlığı konutunda tekrar buluşacaklar. Çalışma yemeği formatında gerçekleşecek buluşmanın gündemi tam netlik kazanmış değil.

Fransız tarafı görüşmede sadece Türk-Fransız ikili ilişkilerinin ele alınmasını, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin ise tartışılmamasını istiyor. Ancak Ankara, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin, Türk-Fransız ikili ilişkilerinden soyutlanamayacağı görüsünde. 

Abdullah Gül bu mesajı dün öğle yemeğinde bir araya geldiği Fransa başbakanı François Fillon'a da iletti. Fransa başbakanının Abdullah Gül onuruna verdiği yemeğe her iki ülkenin Avrupa işlerinden sorumlu bakanları da katildi.

Fransız başbakanlık basın servisi tarafından yapılan açıklamada, yemekte Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin yanı sıra, ikili siyasi ve ekonomik ilişkiler, ekonomik kriz, barış ve güvenlik sorunları ve terörle mücadele gibi uluslararası dosyalar ve Türkiye ile Ermenistan arasında 10 Ekim'de Zürih'te imzalanması öngörülen protokollerin de gündeme geldiği bildirildi. 

Açıklamada, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri konusunda her iki ülkenin bilinen tutumlarını tekrarladıkları ve bu konu hakkında diyalog ve saydamlık ihtiyacının vurgulandığı belirtildi. 

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy

Türk tarafında rahatsızlık

Fransiz başbakanlık basın servisinin açıklamasında Abdullah Gül'ün ziyaretinin Fransa'daki Türkiye Mevsimi'nin başlangıcı çerçevesinde gerçekleştiğinin ifade edilmesi Türk tarafında rahatsızlık yarattı. Türkiye Mevsimi'nin Temmuz ayında başladığına dikkat çeken Türk diplomatik kaynakları, Fransız başbakanlığının ziyareti bu şekilde ifade etmesinin Paris'in Türkiye Mevsimi'ni baştan bu yana dar bir çerçevede tutma arzusundan kaynaklandığını düşünüyor. 

Abdullah Gül, Fransa başbakanı Fillon ile bugün sabah erken saatlerde TÜSIAD ile Fransiz muadili MEDEF'in Türk-Fransiz ekonomik ilişkileri üzerine düzenleyecekleri etkinlikte tekrar bir araya geliyor. 

Gül'ün aksam saatlerinde düzenleyeceği basın toplantısının ardından Paris'ten ayrılması bekleniyor.

Fransa Cumhurbaşkanı: Nicolas Sarkozy

Taliban, Afganistan'da 'boşluk dolduruyor'

Uluslararası toplum Afganistan'da durumun nasıl kontrol altına alınacağını tartışadursun, Taliban, yasa ve düzeni koruyamayan Afganistan hükümetinin bıraktığı boşluğu doldurmaya başladı bile.

Özellikle de adaletin yerine getirilmesi konusunda, hükümetin otoritesi giderek azalırken, yöntemleri zalim de olsa Taliban'a başvuranların sayısı artıyor.

Taliban'ın güçlü olduğu yerlerde kurduğu "gölge hükümetlerin" nüfuzu, giderek diğer yörelerde de etkisini arttırıyor.

06/10/2009

Son Güncelleme:09/08/11