Rusya Dışişleri
Bakanı'ndan nükteli mesaj: Acaba ABD bunun farkında mı?
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov,
Türkiye'de kurulan füze radar sisteminin gereksiz olduğunu söyledi.
Lavrov, 48. Münih Güvenlik Konferansında
yaptığı konuşmada, ABD'nin Doğu Avrupa'da kurmak istediği füze savunma
sistemlerinin ülkesinde alarm çanlarını çaldırdığını belirterek, bu
konudaki endişeleri göz ardı edildiği sürece görüşmelerde bir ilerleme
sağlanabileceğine inanmadığını ifade etti.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da
Türkiye'de kurulan füze radar sisteminin hiçbir ülkeye karşı bir tehdit
oluşturmayacağını söylediğine işaret eden Lavrov, "Türkiye'de kurulan
füze radar sistemleri gereksiz. Acaba Amerika bu sistemleri hiç kimseye
karşı kullanamayacağının farkında mı?" şeklinde konuştu.
Yine de olayı büyütmediklerini ve görüşme
kapısını açık tuttuklarını kaydeden Lavrov, NATO'nun doğuya doğru
genişlemesini de bir tehdit olarak görmediklerini, ancak kurallar gereği
gerekli önlemleri almak durumunda olduklarını söyledi.
"ESAD'IN DOSTU DEĞİLİZ"
Arap Birliği'nin Suriye konusunda almak
istediği kararları destekleyip desteklemediğinin sorulması üzerine de
Lavrov, Suriye halkını her zaman desteklediklerini ve Suriye Devlet
Başkanı Beşşar Esad'ın da dostu olmadıklarını, ancak bu ülkede farklı
silahlı grupların da bulunduğunu ve halka yönelik şiddetin sadece
hükümet birlikleri tarafından gerçekleştirilmediğini belirtti.
Arap Birliği'nin, Suriye'de şiddetin
önlenmesini ve dışarıdan bu ülkeye yönelik müdahale olmamasını
istediğine işaret eden Lavrov, kendilerinin bu isteklere uygun olarak
hazırladığı bir karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi'nde gerekli
desteği bulmadığını, Batılı ülkeler tarafından hazırlanan diğer bir
karar tasarısına da kendilerinin, askeri müdahaleyi dışlamadığı için
karşı çıktığını ifade etti.
Reddettikleri karar tasarısının Suriye'deki
hükümet birliklerinin silah bırakmasını da öngördüğünü, ancak ülkedeki
diğer silahlı grupları ele almadığını kaydeden Lavrov, hazırlanacak
karar tasarısında bunun da dikkate alınması ve bu konulara daha fazla
açıklık getirilmesi gerektiğini söyledi.
Suriye'ye silah sevkiyatı yapmalarının bu
ülkedeki ve bölgedeki durumu daha da gergin hale getirip getirmediğinin
sorulması üzerine de Lavrov, "Suriye'ye yönelik silah satışlarımız
bölgedeki dengeleri bozmuyor ve uluslararası yasalara da aykırı değil"
diye konuştu.
"EVET SURİYE'YE SİLAH
SATIYORUZ AMA..."
Lavrov, Suriye'ye sattıkları silahların
büyük silahlar olduğuna dikkati çekerek, bunların ülkedeki güncel
çatışmalarda kullanılmadığını belirtti.
Avrupa ülkelerini Rusya'ya müdahale etmekle
de eleştiren Lavrov, dünyadaki tüm ülkeleri işbirliğine davet
ettiklerini, ancak Rusya'da yaşanan transformasyon sürecinin hızının
ülkesindeki şartlara bağlı olduğunu ve dışarıdan müdahalelerle
değişmeyeceğini sözlerine ekledi.
04 Şubat 2012
Münih Güvenlik
Konferansı Başladı
Konferansta, enerji
kaynaklarının dağılımı, çevresel faktörler ve ekonomik krizin güvenliğe
etkileri tartışılacak.
Bu yıl 48'incisi düzenlenen konferansa 80
ülkeden 10 devlet başkanı veya başbakan, 40 bakan ile Avrupa
Birliği'nden 4 komiser ve 200 gözlemci katılıyor.
Amerikan ve Rus Dışişleri Bakanları ile
uluslararası kuruluşların temsilcileri, konferansın önemli konukları
arasında...
Konferansta bu yıl değişen dünyada enerji
kaynakları ve dağılımı, çevre ve iklimin korunması, finans krizinin
uluslararası güvenliğe etkisi gibi konular ele alınacak.
NATO-Rusya ilişkileri, Asya kıtasının
gittikçe artan önemi ve Arap Baharı da konferansın önemli gündem
maddeleri arasında bulunuyor.
Münih Güvenlik Konferansı'nda Türkiye'yi
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu temsil edecek.
Davutoğlu, konferansın son gününde "Yeni
Bir Ortadoğu İnşası'' konulu panelde konuşma yapacak.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, önemli ikili
görüşmelerde de bulunacak.
03 Şubat 2012
Avrasya için
'Ateş çemberi' uyarısı
ABD Ulusal İstihbarat
Bürosu, Kongre’ye Amerika'yı etkileyebilecek terör tehditleri ve
ülkelerle ilgili raporunu sundu.
Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanı James
Clapper, CIA Başkanı David Petraeus ile Ulusal İstihbarat Bürosu,
Kongre’ye, iç ve dış politikaları Amerika’yı etkileyebilecek ülkeler ve
terör tehditleriyle ilgili rapor sundu.
Büro Başkanı James Clapper tarafından
sunulan raporda en çok üzerinde durulan ülkeler İran, Kuzey Kore,
Afganistan, Pakistan ve Nijerya oldu.
Tahminler özetle şöyle:
İran: Atom bombası yapıp yapmayacağı
belli değil. Hükümet içte ve dışta çok ciddi siyasi ve ekonomik
sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Fakat ekonomik sıkıntının rejim
değişikliğine sebep olacağı sanılmıyor.
Kuzey Kore: Bu ülkenin nükleer
silahları ve füzeleri bölge ülkeleri için tehdit oluşturmaya devam
edecek. Uzakdoğu’da barış ve istikrarı tehdit etse de, Pyong Yang
hükümetinin nükleer silahlarını sadece özel koşullar ve olağanüstü
durumlarda kullanacağı tahmin ediliyor.
Afganistan: Taliban öncülüğündeki
direniş bazı yerlerde kırıldı bazı yerlerde kırılamadı. Taliban hala hem
Amerika hem de NATO’nun Afganistan’daki hedeflerine ulaşmasını önleyecek
güce sahip.
Pakistan: Silahlı Kuvvetler el Kaide
militanları ve örgüt için çalışan yabancı eylemcilere karşı başarılı
olamadı.
Nijerya: Yoksulluk, bitip tükenmeyen
toplumsal olaylar ve Boko Haram adlı batı düşmanı şeriatçı örgütün kanlı
eylemleri hem bu ülkeyi hem de Amerikan çıkarlarını tehdit ediyor.
'AVRASYA ATEŞ TOPUNA
DÖNÜŞEBİLİR'
Raporda, Orta Asya ve Kafkas ülkelerindeki
huzursuzluklar, zayıf hükümetler ve çözülememiş anlaşmazlıkların her an
parlayıp Avrasya’yı ateşe boğabileceği öngörüsü yapılıyor.
'ABD'NİN ORTADOĞU'DA
ETKİSİ AZALDI'
Arap Baharı’na da değinilen raporda, geçen
yılki gelişmelerin Amerika’nın Ortadoğu’daki olaylara yön verme gücüne
zarar verdiği yazılı. Rapora göre, devam eden toplumsal olaylar
teröristlerin bu ülkelerde daha rahat hareket edebilmelerini mümkün
kılacak. Raporda Amerika’nın bilgisayar şebekesine yönelik en ciddi
siber tehdidin Çin ve Rusya’dan geldiği belirtiliyor ve bu iki ülkeyle
birlikte İran’ın şebekeyi ekonomik ve sanayi casusluğu için kullandığı
ileri sürülüyor.
Terörizm konusunda El Kaide’ye Pakistan’da
büyük bir darbe vurulduğu belirtilen raporda, El Kaide’den esinlenerek
çeşitli ülkelerde kurulan grupların tehdit oluşturmaya devam ettiği öne
sürülüyor.
01 Şubat 2012
Meksika'dan Sonra
Pakistan da Kabul Etti
Meksika Parlamentosu'nun ardından Pakistan
Senatosu Dışişleri komisyonu da Hocalı'da yaşananları soykırım olarak
kabul etti.
Ermenilerin Hocalı'da
1992 yılında yaptığı katliamın bilançosu ağır oldu.
63'ü çocuk, 106'sı kadın, 70'i yaşlı, tam
613 kişi hayatını kaybetti.
Yıllarca bu vahşete gözünü kapayan ülkeler,
Azerbaycan'ın başarılı politikası sonrasında Hocalı soykırımını meclis
gündemlerine getirmeye başladı.
Meksika'dan sonra şimdi de Pakistan, Hocalı
katliamına kayıtsız kalmadı.
Pakistan İslam Cumhuriyeti Senatosu Dış
İlişkiler Komisyonu Hocalı'da yaşananları Katliam olarak kabul etti.
Kararda, ayrıca, Azerbaycan topraklarının
yüzde 20'sinin işgal edildiği, binlerce sivilin öldürüldüğü bir milyon
insanın göçmen durumuna düştüğü vurgulandı.
Ayrıca komisyon, Birleşmiş Milletler
kararları gereği Ermenistan'ın Karabağ'dan çekilmesini istedi.
01 Şubat 2012
Gül'den, "Utanç
Yasası" Anayasa iptal Yorumu
Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül, Fransa'da utanç yasasına itiraz edilmesiyle ilgili konuştu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 1915 olaylarına
dair Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasanın iptali için
Meclis'ten 65, Senato'dan 72 üyenin Anayasa Konseyi'ne başvurmasıyla
ilgili olarak, ''Ben Fransızların kendi ülkelerine böyle büyük bir gölge
düşürülmesine müsaade edeceklerini tahmin etmiyordum. Onun için de
baştan beri bu konuya dikkat çektim.
Gördüğümüz kadarıyla bu süreç böyle
gelişiyor.
Şimdi Anayasa Mahkemesi muhakkak ki doğru
kararı verecektir'' dedi.
31 Ocak 2012
Davutoğlu Sırbistan'a Gidiyor
Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci'nin bu yılki Gayri
resmi Dışişleri Bakanları Toplantısı için Sırbistan'ın başkenti
Belgrad'a gidecek.
Dışişleri Bakanlığı'ndan
yapılan açıklamada, Balkan ülkelerini bir araya getiren ve bölgeden
kaynaklı yegane işbirliği girişimi olma özelliğini taşıyan toplantıda,
Türkiye'yi Davutoğlu'nun temsil edeceği belirtildi.
Açıklamada, toplantıda
Balkanlar'da son dönemde kaydedilen gelişmelerin ele alınacağı ve
Sırbistan Dönem Başkanlığının faaliyet programının görüşüleceği
vurgulandı.
Toplantı çerçevesinde
Davutoğlu'nun ayrıca ev sahibi ülke ve üye ülkelerin Dışişleri Bakanları
ile ikili temaslarda bulunacağı bildirildi.
30 Ocak 2012
Davutoğlu:
Komşularımızı Nato'dan hedef yaptırmayız
Dışişleri Bakanı,
Türkiye'nin NATO içinde hiç bir zaman Rusya, İran veya Suriye gibi komşu
ülkelerin hedef gösterilmesine razı olmadığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Üst Düzey İstişare Konseyi (ÜDİK)
bünyesindeki Ortak Stratejik Planlama Grubu'nun (OSPG) ikinci
toplantısının ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
"KOMŞULARIMIZI HEDEF
YAPTIRMAYIZ"
Bakan Davutoğlu bir gazetecinin sorusu
üzerine, Türkiye'nin İran konusunda herhangi bir yabancı müdahale
girişimi içinde olmadığını belirterek, ''NATO içindeki hiç bir
çalışmada, hiç bir komşu ülkenin hedef gösterilmesine razı olmadık.
Kaldı ki bu bizim için bu bir NATO meselesi de değildir. İran-Türkiye
sınırı hep barış sınırı olmuştur ve hep böyle de kalacaktır'' dedi.
"SİVİL HALKA ŞİDDET
DURMALI"
Bir başka soru üzerine Lavrov ile hem İran
hem Suriye konusunda kapsamlı ve yararlı değerlendirmede bulunduklarını
vurgulayan Davutoğlu, ''Suriye konusunda sivil halka dönük şiddetin bir
an önce durması önemli. Suriye halkının kendi kaderini tayin
çerçevesinde reform sürecinin başlatılması önemli. Bu konuda hem sivil
kayıpların durması, hem reform sürecinin uygulanmasında aynı yaklaşıma
sahibiz'' diye konuştu.
Türkiye olarak Arap Ligi'nin inisiyatifine
her zaman destek verdiklerini ve bu konunun Suriye ve bölge içinde
çözümünün önemli olduğuna işaret eden Davutoğlu, ''Biz bölgemizde hem
zaman önemli rol oynayan Rusya ile yoğun istişarelerle soruna çözüm
bulunması için birlikte çalışmaya hazırız. Bu konuda Rusya'nın çok ciddi
katkılar yapacağına inanıyoruz'' ifadesini kullandı.
"İRAN MASAYA DÖNMELİ"
İran konusunda Rusya ile pozisyonlarının
çok yakın olduğunu söyleyen Davutoğlu, İran'ın bir an önce nükleer
programıyla ilgili oluşturulan 5 1 formatındaki müzakerelere geri
dönmesini, özde kapsamlı müzakerelerin önce başlanıp bu sorunun
çözülmesinin en büyük dilekleri olduğunu vurguladı.
Türkiye'nin, İran'ın müzakere masasına geri
dönmesi halinde söz konusu görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır
olduğunu söyleyen Davutoğlu, Rusya'nın, Türkiye'nin evsahipliğine
verdiği desteğe teşekkür etti.
LİBYA MUHALEFETİNE DESTEK
Davutoğlu, bir gazetecinin, Ankara'nın
Libya ve Suriye muhalefetine verdiği destek ve bu desteği Türkiye'deki
Kürtlerin durumuna ilişkin sorusu üzerine şunları söyledi:
''Çok farklı alanda 3 soru uzun cevap
gerektiriyor. Türkiye'nin bu konulardaki politikası ilkeseldir. Bu
ilkelerden biri, herhangi bir ülkede herhangi bir kimse demokratik
talepte bulunursa, bu taleplere destek veririz. Ama kimsenin de iç
işlerine karışmayız ve kimseye yönlendirmede bulunmayız. İkinci ilke de
bütün bu süreçlerin diplomatik ve barışçıl yollardan gelişmesini
hedefleriz'' dedi.
"KADDAFİ SÖZÜMÜZÜ
DİNLESEYDİ..."
Libya ve Suriye konusunda bu ilkelere sadık
kaldıklarını ve Libya'da aylarca Muammer Kaddafi'ye haklı taleplerde
bulunan halkına silah çekmemesi tavsiyesinde bulunduklarını söyleyen
Davutoğlu, ''Yabancı müdahaleye karşı çıktık. Aylarca sadece Türk
Büyükelçiliği açık kaldı. Kaddafi halkını dinlemek ve uzlaşmak yerine o
halkı öldürmeye başlayınca ilkesel olarak o halkın yanında yer almaya
başladık. Kaddafi tavsiyelerimizi dinlemiş olsaydı, o zaman Rusya da
benzer tavsiyelerde bulunmuştu, bugün Libya'da halkıyla barış içinde
yaşıyor olabilirdi'' diye konuştu.
"SURİYE ÖRNEK OLABİLİRDİ"
Türkiye'nin Suriye yönetimine de bu yönde
tavsiyeleri sürdürdüğünü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin de
defalarca Suriye'ye gittiğini kaydeden Davutoğlu, ''Halkıyla birlikte
reform yapması ve halkına silah çekmemesi için tavsiyede bulunduk ve hep
destek verdik. Ancak bir çok takvim getirilmesine ve bir çok reform sözü
verilmesine rağmen özellikle Ağustos ayında, Müslümanlar açısından
kutsal olan Ramazan ayında sivil halka yönelik büyük katliam olunca
aynen Libya'daki gibi halkın yanında yer aldık'' dedi.
Davutoğlu, Suriye'nin Rusya ve Türkiye'nin
tavsiyelerine uyup reformları başlatmış olması halinde bugün Orta
Doğu'da örnek ülke haline gelmiş olacağını belirterek, ''Moskova'dan
Suriye yönetimine aynı çağrıyı tekrarlıyoruz. Halka karşı silahların
susturulması ve reformların bir an önce başlaması. Bütün grupların
birlikte barış içinde bir Suriye'yi inşa etmesi ama bugün bunları
söylerken bile Suriye'de insanlar ölmeye devam ediyor'' dedi.
Davutoğlu, Suriye halkı ve Türkiye arasında
büyük bir akrabalık bağı olduğunu da kaydederek, ''Tabi biz yine bu
tavsiyelere devam edeceğiz. Evet Suriye muhalifleri Türkiye'de
toplanıyor. Keşke özgür şekilde Şam'da toplansaydı.
Türkiye demokratik bir ülke. Suriye
muhalefeti toplandığı gibi Suriye hükümeti yanlıları da toplandı. Ümit
ederiz ki Suriye halkı kendi kaderini tayin hakkını bulur ve Suriye
istikrarlı bir hale gelir'' diye konuştu.
"KÜRTLER EN FAZLA BİZİM
PARTİMİZDE TEMSİL EDİLİYOR"
Tüm bu konuların Kürt sorunuyla bir
ilgisinin olmadığını söyleyen Davutoğlu, ''Bunları hangi mantıkla
örtüştürdünüz, bilemiyorum. Bugün en radikal görüşler bile TBMM altında
ifade edilebiliyor. Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlarımız da bir çok
siyasi partide temsil ediliyor. En çok da benim üyesi olduğum ve
hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi'nde temsil ediliyor.
Suriye ve Libya'daki halk Türkiye'dekine benzer bir demokrasiyi
özledikleri için ayaklanıyor. Bunu ifade ediyorlar'' dedi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da,
Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin son dönemde büyük bir ivme
kazandığını ve iki ülke arasındaki yeni stratejik ilişki paradigmasının
Avrasya coğrafyasının istikrar unsuru olacağına işaret ederek, iki ülke
arasındaki ticaret hacmini 5 yıl içinde 100 milyar dolara mutlaka
çıkaracaklarını vurguladı.
25 Ocak 2012
ABD Hürmüz Boğazı
İçin İran'a Meydan Okudu
Hürmüz krizi yeniden alevlendi. İran'ın
"Hürmüz Boğazı"nı kapatırım" restine ABD Savunma Bakanı, "Müdahaleye
hazırız" cevabını verdi.
Amerikan Savunma Bakanı Leon Penetta,
İran'a meydan okudu. Peneta, petrol taşımacılığında kilit öneme sahip
Hürmüz Boğazı'nı korumaya ve her tür tehditle başa çıkmaya hazır
olduklarını söyledi.
Paneta İran'a Cevap verdi
İran'ın kendini tehdit altında hissetmesi
halinde Hürmüz Boğazı'nı kapatacağı yönündeki açıklaması Peneta'ya
hatırlatıldı.
"Bölgedeki Amerikan askeri varlığını
güçlendirmek için şimdilik özel bir adım" atılmayacağını söyleyen
Savunma Bakanı Peneta, "Sorunla başa çıkmaya şu an zaten tümüyle
hazırız. Eğer mecbur kalırsak askeri karşılık vermeye de hazırlıklı
olacağımızı her zaman net biçimde ortaya koyduk" diye konuştu.
Yeni Yaptırım Hazırlığı
Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri,
İran üzerindeki ekonomik baskıyı arttırmak için yeni yaptırımlara
hazırlanıyor.
Aralarında Çin, Güney Kore, Japonya ve
Türkiye'nin de bulunduğu ülkelere İran'dan petrol almaya devam etmeleri
halinde Amerikan piyasasında iş yapamayacakları söyleniyor.
Ancak hem yaklaşan başkanlık seçimleri hem
de Amerikan halkının pençesinde kıvrandığı ekonomik kriz Amerikan
yönetiminin işini zorlaştırıyor.
İran Riyali ABD Doları Karşısında Geriledi
İran piyasaları ise şimdiden etkilenmeye
başladı. İran riyalinin değeri Amerikan doları karşısında yaklaşık yüzde
40 geriledi.
19 Ocak 2012
'İran
yaptırımlarının, nükleer programla ilgisi yok'
Moskova’dan, İran'a
yönelik uluslararası yaptırımların artırılması konusunda eleştiri geldi.
Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov,
uygulanmakta olan yaptırımların ülke ekonomisine darbe vurarak İran
halkına zarar verdiğini belirtti.
Lavrov Moskova'da yapılan basın
toplantısında, yaptırımların daha da artırılmasının muhtemel amacının
İran toplumunda huzursuzluk yaratmak olduğunu ve bunun Tahran'ın
barışçıl bir nükleer programa sahip olması açısından hiçbir faydası
olmayacağını söyledi.
Rus dışişleri bakanının açıklamaları,
Avrupa Birliği'nin İran'ın petrol endüstrisine yönelik ABD
yaptırımlarına verdiği desteği artırmayı değerlendirdiği bir dönemde
geldi.
Sergei Lavrov, AB'nin gündeminde olan
yaptırımları sıkılaştırmak konusuna da değinerek, bu yönde atılacak bir
adımın İran'la nükleer program konusunda kurulmaya çalışılan diyaloga da
zarar vereceğini belirtti.
Rusya, İran’a yönelik Birleşmiş Milletler
merkezli bazı yaptırımlara destek verse de son dönemde Tahran’a
uygulanan yaptırımların artırılmasına açık bir şekilde karşı çıkmakta.
ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri bir süredir
İran'ın petrol sektörünü hedef alan yeni yaptırımlar uygulamak için
adımlar atıyor, oluşabilecek açığın ise Körfez ülkelerinden kapatılması
formülü konuşuluyordu.
ABD'nin uluslararası petrol satışlarında
işlemleri üstlenen İran merkez bankası ve benzeri bankalara yaptırım
kararı ardından, ay sonunda Avrupa Birliği de benzer bir yaptırım paketi
üzerinde uzlaşmayı umuyor.
Birliğe üye devletler, İran'dan ham petrol
ithalatını yasaklama kararı üzerinde ise prensipte anlaşmaya vardı.
BM bünyesinde ise Rusya
ve Çin, İran'a yaptırım uygulanması fikrinden hoşnut değil.
18 Ocak 2012
İsrail'den
Türkiye'ye Zeytin Dalı
İki ülke arasında yaşanan
koltuk krizinin mimarı İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon,
Türkiye'ye yönelik sıcak mesajlar yolladı.
Ayalon, "Türkiye ve Türk halkını çok takdir
ediyoruz. İsrail, Türkiye ile ilişkilerin yeniden normalleşmesini çok
istiyor" dedi.
Türkiye'nin hızla büyüyen ekonomisi,
uluslararası arenadaki güçlü ve istikrarlı ülke imajı İsrail'i, Ankara
konusundaki politikalarını gözden geçirmeye zorluyor.
İki yıl önce Türkiye'nin Tel Aviv
Büyükelçisi'ne yaşattığı koltuk kriziyle iki ülke arasında krize yol
açan İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon bu kez, ülkesiyle Türkiye
arasındaki buzları eritmenin yollarını arıyor.
Ayalon İngiltere'nin başkenti Londra'da "Chatham
House" düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada, Türkiye'ye son derece
sıcak mesajlar yolladı.
Daniel Ayalon, "Türkiye ve Türk halkını çok
takdir ediyoruz. Türkiye bölgesinde vazgeçilmez bir ülke" dedi.
Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunun altını
çizen Ayalon, " İsrail, Türkiye ile ile ilişkilerin yeniden
normalleşmesini çok istiyor. İkili ticari ilişkilerimiz geçen yıl yüzde
33 arttı ve bu halklarımızın işbirliği yapma isteğini ortaya koyuyor"
diye konuştu.
İki ülke arasında kışkırtıcı söylemlerden
kaçınılması gerektiğini ifade eden İsrailli yetkili, "Mavi Marmara
olayının sonuçlanmasını ve kapatılmasını istiyoruz" dedi.
Ayalon, bir gazetecinin İsrail ile Kıbrıs
Rum Kesimi arasında savunma alanında yapılan anlaşmaları hatırlatması
üzerine " Bu ilişkiler ve anlaşmaların Türkiye'ye yönelik bir tehditmiş
gibi algılanmaması gerekir" şeklinde konuştu.
Dışişleri Kaynaklarından İlk Yorum
Dışişleri Bakanlığı kaynakları ise,
Ayalon'un açıklamalarının sorulması üzerine, Türkiye'nin Mavi Marmara
baskınına ilişkin özür ve tazminat beklentilerini hatırlattı.
Kaynaklar, "Ayalon böyle söylüyorsa
bahsettiği konudaki beklentilerimizin karşılanması gerektiğini de
biliyordu" değerlendirmesini yaptı.
17 Ocak 2012
ABD’nin Afganistan
Özel Temsilcisi Marc Grossman Türkiye’ye geliyor
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Büyükelçi
Grossman’dan Afganistan ve Katar’a giderek Afganistan Devlet Başkanı
Hamit Karzai ve Katarlı yetkililerle uzlaşma çabalarını görüşmesini
istedi
ABD’nin Afganistan ve Pakistan Özel
Temsilcisi Marc Grossman'ın Türkiye dahil bölge ülkelerinde
Afganistan'la ilgili danışmalarda bulunacağı açıklandı.
Amerika Dışişleri Bakanlığının yaptığı
yazılı açıklamaya göre, Büyükelçi Grossman, 15-27 Ocak tarihleri
arasında Ankara, Riyad, Abu Dabi, Kabul ve Doha’da temaslar yapacak.
Açıklamada, Amerikan Özel Temsilcisi
Grossman’ın Afganistan’ın demokratikleşme, ekonomisini güçlendirme,
barış ve istikrara kavuşma çabalarını güçlendirmek amacıyla
Afganistan’ın öncülük ettiği ulusal uzlaşma çabalarına destek arayacağı
bildirildi. Amerikan stratejisi Afganistan’da istikrarın sağlanmasından
sonra 2014 yılında bu ülkedeki askerlerin çekilmesini öngörüyor.
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Katar
Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Yasim bir Cabor’la dün
yaptığı görüşmede, Amerika’nın, Afganistan’ın önderliğindeki bir uzlaşma
çabasını destekleyeceğini söylemişti. Clinton ayrıca, Afganistan’da
çatışmaları sona erdireceğine inandığı taktirde Amerika’nın da
görüşmelere katılabileceğini belirtmişti.
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Büyükelçi
Grossman’dan Afganistan ve Katar’a giderek Afganistan Devlet Başkanı
Hamit Karzai ve Katarlı yetkililerle konuyu görüşmesini istedi. Bakan
Clinton’ın ayrıca Grossman’dan Türkiye dahil Afganistan süreciyle
ilgilenen bölge hükümetleriyle de danışmalarda bulunmasını istediği
bildirildi.
Büyükelçi Marc Grossman ABD'nin Ankara eski
büyükelçilerinden.
12 Ocak 2012
Rusya'ya göre, Şam'a
müdahalede Türkiye kilit rol üstlenecek.
Rusya, NATO üyeleri ve
bazı Körfez ülkelerinin Suriye'ye askeri müdahale yapmaya hazırlandığına
dair istihbarat aldığını iddia etti.
Rusya'ya göre, Şam'a müdahalede Türkiye
kilit rol üstlenecek.
Uzun süre Rus iç istihbarat Servisi FSB'nin
başkanlığını yapan ve şu anda Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı olan
Nikolay Patruşev Rus İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, bazı NATO
üyesi ülkelerin Suriye'ye askeri müdahale hazırlığı yaptığına dair
bilgiler elde ettiklerini söyledi. Patruşev, NATO üyesi Türkiye'nin bu
konuda kilit rol oynayabileceğini savundu.
ABD ve Türkiye'nin Suriyeli isyancıları
korumak için Suriye içinde uçuşa yasak bölge oluşturulması olasılığı
üzerinde çalıştığını savunan Patruşev, ''Bize bazı NATO üyesi ve Körfez
ülkelerinin dolaylı müdahaleden doğrudan askeri müdahaleye geçmek için
Libya benzeri senaryo üzerinde çalıştıklarına dair bilgi geliyor'' dedi.
SURİYE'YE BASKI NEDENİ
İRAN
Patruşev, Batı'nın Suriye'ye muhaliflere
baskı yaptığı için değil, İran'la ittifakı sona erdirmediğini için baskı
yaptığını savundu.
Sovyetler Birliği'nden beri Suriye ile
geleneksel dostluk ilişkilerine sahip olan Rusya, Libya'daki senaryonun
burada da tekrarlanmasına karşı çıkıyor.
DIŞİŞLERİ'NDEN AÇIKLAMA
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal
ise, basını bilgilendirme toplantısında Patruşev'in ortaya attığı
iddialarla ilgili olarak, senaryolar üzerinden ya da tam metnini
görmediği açıklamalara ilişkin yorum yapmak istemediğini söyledi.
12 Ocak 2012
'Süper güç' ABD'yle
birlikte kaybedecek ülkeler
ABD'de 1977-1981 yılları arasında Başkan
Jimmy Carter döneminde ulusal güvenlik yardımcılığı yapan, dünyanın
sayılı stratejistleri arasında gösterilen Zbigniew Brzezinski "süper
güç" ABD'nin yerini Çin ve Hindistan'a kaptırması sonrası senaryoyu
yazdı.
Brzezinski, ABD'nin dünya liderliğini
kaybetmesiyle birlikte Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna,
Afganistan, Pakistan, İsrail ve Ortadoğu'daki ülkelerin zor günler
geçireceğini iddia etti.
BRZEZİNKSİ'NİN 8
SENARYOSU:
GÜRCİSTAN: ABD'nin dünya arenasında
lider özelliğini yitirmesinden en zararlı çıkacak ülke Kafkasların zayıf
ülkesi Gürcistan olacak. Bu küçük ülke Rusya'nın politik sindirmesi ve
askeri saldırılarına maruz kalacak. ABD, 1991 yılından bu yana
Gürcistan'a 3 milyar dolar yardımda bulundu. 2008'de Rusya'nın
Gürcistan'a saldırısı sonrasında Washington 1 milyar dolar yardım yaptı.
OLASI ETKİLERİ: Rusya, Avrupa'nın güney
enerji koridorunu daha rahat kontrol edebilecek, bu Moskova'nın
Avrupa'ya siyasi ajandasını daha fazla dayatması anlamına geliyor.
Ayrıca domino etkisiyle Azerbaycan'da zarar görecek.
TAYVAN: 1972 yılından bu yana ABD,
iki tarafın statükoyu güç dengesiyle bozmasını önlemek için "tek Çin"
formulünü çok ince bir çizgide yürütüyor. Pekin'nin güç kullanma hakkını
saklı tutması, ABD'nin Tayvan'a silah satmasına haklılık kazandırıyor.
Ancak son yıllarda Çin ve Tayvan ilişkilerini karşılıklı olarak
geliştirdi. Ancak ABD'nin dünya sahnesinden çekilmesi Çin'in Tayvan'a
siyasi ve askeri açıdan baskı yapması anlamına gelecek.
OLASİ ETKİLERİ: Çin'le ciddi bir çatışma
riski.
GÜNEY KORE: Çin ve Sovyetler
Birliği'nin desteğiyle Kuzey Kore'nin saldırısına uğrayan Güney Kore,
1950 yılından bu yana ABD'nin garantörlüğü altında. Seul'deki ekonomik
patlama ve demokratik bir sisteme sahip olması ABD angajmanının
başarısını gösteriyor. ABD'nin süper güç olarak değerini yitirmesi Güney
Kore'ye acı bir reçeteye mal olabilir. Güney Kore ya Çin'in bölgesel
üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalacak ya da Kuzey Kore ve Pekin'in
etkisinden kaçmak için, tarihi düşmanı Japonya'ya yanaşmak zorunda
kalacak.
OLASI ETKİLERİ: Kore yarımadasındaki
ekonomik ve askeri istikrar, ABD'nin bir süper güç olarak Japonya ve
Güney Kore'nin arkasında yer almasına bağlı.
BELARUS: Sovyetler Birliği'nin
yıkılmasının üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Avrupa'nın diktatörlükle
yönetilen son ülkesi Belarus hala Rusya'ya ekonomik ve siyasi açıdan
bağımlı yaşıyor. Belarus ihracatının üçte birini Rusya ile
gerçekleştiriyor ve enerji ihtiyacı nedeniyle Rusya'ya göbekten bağlı.
ABD'nin zayıflamasıyla birlikte Rusya'nın Belarus'u tekrar kendi
bünyesine almanın önünde neredeyse hiçbir engel kalmıyor.
OLASI ETKİLERİ: Sovyetler Birliği'nden
ayrılan Baltık ülkelerinin güvenliği tehlikeye girecek. Bu durumdan
özellikle Letonya etkilenecek.
UKRAYNA: Sovyetler Birliği'nden
ayrıldıktan sonra Batı ile Rusya arasında sıkışıp kalan ülkelerden biri
de Ukrayna. Ukrayna 2005, 2007 ve 2009 yıllarında Rusya'nın etkisinden
kurtularak Batı'ya yanaşmaya çalıştı ancak Rusya'nın siyasi baskısı,
doğalgaz ve petrol musluklarını kapatma tehdidi bu ülkeyi köşeye
sıkıştırdı. Son olarak Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, doğalgaz
indirimi karşılığında Rusya'ya Karadeniz kıyısındaki Sivastopol'da 25
yıl daha bir deniz üssü bulundurmasına izin veren anlaşmaya imza attı.
Rusya, ortak bir ekonomik bölge oluşturulması için Ukrayna'ya baskıya
devam ediyor. ABD'nin süper güç olarak değerini yitirmesiyle, Avrupa'nın
Ukrayna'yı batıya entegre etme isteği daha da zayıflayacak.
OLASI ETKİLERİ: Rusya'nın emperiyalist
istekleri yeniden canlanmaya başlayacak.
AFGANİSTAN: Sovyetler Birliği'nin 9
yıl işgali döneminde Batı'nın görmezden geldiği Afganistan daha sonra
hastalıklı Taliban yönetiminin pençesine düştü. 2001 yılından bu yana
ABD ve NATO'nun bu ülkede El Kaide ve Taliban'a karşı düzenlediği askeri
operasyonlar Afganistan'ı enkaza çevirdi. Ülkede işsizlik oranı yüzde 40
ve tek gelir kaynağı ilegal uyuşturucu ticaretinden. ABD'nin bu ülkedeki
etkisini kaybetmesi bir yandan rakip savaş baronlarının yeniden
çatışmaya başlamasına neden olacak. Ayrıca komşu Pakistan ve Hindistan,
Afganistan üzerinden güç denemesi yapacak. Diğer taraftan İran da bu
ülkedeki etkisini artırmaya çalışacak.
OLASI ETKİLERİ: Taliban'ın yeniden iktidara
dönmesi, Afganistan'ın Pakistan ve Hindistan'ın savaş alanına dönüşmesi
ve uluslararası terörün cennetine dönüşmesi
PAKİSTAN: Pakistan 21'inci yüzyılın
nükleer silahlarına sahip olmasına rağmen ordusu 20'inci yüzyılda kaldı.
Halkın büyük bir bölümü hala kabile hayatı yaşadığından modernleşmeden
uzak. Hindistan'la çatışma Pakistan'a bir ulusal kimlik bilinci
kazandırıyor ancak Keşmir hala önemli bir sorun olarak ortada duruyor.
ABD'nin süper güç olarak zayıflaması, Pakistan'ın yapısal dönüşümünü
gerçekleştirmek için gerekli olan ekonomik yardımların kesilmesi
anlamına geliyor. Bu durum Pakistan'ın askeri diktatörlükle yönetilmesi
ya da radikal bir İslam cumhuriyetine düşmesi tehlikesini beraberinde
getiriyor.
OLASI ETKİLERİ: Nükleer güce sahip savaş
baronları ortaya çıkabilir. İran benzeri nükleer silaha sahip, Batı
karşıtı bir rejim kurulabilir. Buradaki çatışma Hindistan, Çin ve hatta
Rusya'ya sıçrayabilir.
İSRAİL VE ORTADOĞU: Süper güç
ABD'nin dünya arenasında çekilmesinin Ortadoğu'da siyasi istikrarın sonu
olacak. Ortadoğu'daki tüm ülkeler iç politik çekişmeler, sosyal
ayaklanmalar ve dini fundamentalizmin pençesine düşecek. İsrail ve
Filistin sorunu çözülmeden ABD gerilemeye başlarsa bu sorun
Ortadoğu'daki siyasi atmosferi zehirlemeye devam edecek. Bölgede İsrail
düşmanlığı daha hız kazanacak. İran ve İsrail'in Hamas ve Hizbullah
aracılığıyla çatışmasından en büyük zararı Lübnan ve Filistinli siviler
görecek ve toplu ölümler olacak. Daha kötü senaryo ise İsrail ve İran'ın
doğrudan birbirlerini vurması olacak.
OLASI ETKİLERİ: ABD ve İsrail'in doğrudan
çatışmaya girmesi, İslami radikalizmin yükselmesi, ABD'nin Körfez
ülkeleri müttefiklerini kaybetmesiyle dünya genelinde enerji krizi.
11 Ocak 2012
Rumlar İsrail’le
savunma anlaşması imzaladı
Kıbrıs Rum yönetimi ile
İsrail arasında, savunma işbirliği ile bilgilerin korunması ve değişmesi
konularında iki anlaşma imzalandı.
Rum radyosunun haberine göre anlaşmaya,
İsrail'i ziyaret eden Rum yönetimi Savunma Bakanı Dimitris İliadis ile
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak imza koydu.
Barak, imza töreninde yaptığı açıklamada,
anlaşmayı, ''uzun süreli bir dostluğun başlangıcı ve tarihi buluşma''
olarak niteledi.
İliadis de, iki ülke arasındaki
işbirliğinin derinleştirilmesinin bölgede barış ve istikrarı
amaçladığını savundu. Dimitris İliadis'in ziyaretiyle, ilk kez bir Rum
savunma bakanı İsrail'i ziyaret etmiş oldu.
09 Ocak 2012
Davutoğlu'nun Kritik
Ziyaretinden Önemli Mesajlar
İran'da üst düzey görüşmeler yapan
Davutoğlu, Türkiye'ye NATO kalkanıyla ilgili Tahran'a güvence verdi.
İşte kritik ziyaretten yansıyanlar..
Dış polikitada gözler Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu'nun İran ziyaretindeydi. Üst düzey görüşmeler yapan
Davutoğlu, Türkiye'ye NATO kalkanı konuşlandırılması kararıyla ilgili
İran'a güvence verdi. Davutoğlu, "Sistem sadece savunma amaçlı, hiçbir
ülkeyi hedef almıyor, hiçbir komşumuza tehdit değil" dedi.
Gündemde , Suriye , Irak ve ABD ile İran
arasında yaşanan gerginlik de vardı.
Davutoğlu'ndan İran'da
Üst Düzey Temaslar
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad,
Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Rahimi, Dışişleri Bakanı Salihi ve
İran'ın nükleer konulardaki baş müzakerecisi Celili ile biraraya gelen
Davutoğlu kritik tüm başlıkları masaya yatırdı.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Tahran'da
Türkiye'de konuşlanacak radar sisteminin sadece savunma amaçlı olduğunun
altını çizdi.
“İran’ı Tehdit Olarak
Görmüyoruz, Bazı Gerçekler Çarpıtılıyor”
Davutoğlu, “Herhangi bir ülke karşı değil,
herhangi bir ülkeyi de tehdit olarak görmüyoruz. İran ile karşılıklı
güven söz konusu. Ama çıkan bazı haberler hiç hoş değil. Bazı gerçekler
çarpıtılıyor. Türkiye'nin İran ile kardeşlik bağları yıpratılmak
isteniyor. İran kardeş bir ülke ve tehdit olarak görmüyoruz" dedi.
“400 Yıllık Sınırımız Hep
Aynı Kalacak”
Türkiye'nin bu görüşlerinin NATO
belgelerine de yansıtıldığını vurgulayan Davutoğlu, "Türkiye
topraklarından herhangi bir saldırıya izin vermeyiz. Türkiye'nin
komşularına saldırmak için bir nedeni yok. 400 yıllık sınırımız tarihin
sonuna dek aynı kalacak" ifadesini kullandı.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Tahran'da
Iraklı Şii Lider Mukteda El Sadr ile de bir araya geldi .Gündem
Irak'taki mezhep çatışmasıydı.
Davutoğlu, bu konuda, "Irak'ta siyasi
liderler Irak'ın geleceğini birlikte inşa edecekler. Karşılıklı
suçlamalar yerine siyasi bir birliktelik içinde Irak'ı çeşitli
mezheplerin birlikte yaşadığı bir barış, istikrar bir refah ülkesi
haline getirmeleri gerektiğini düşünüyoruz" şeklinde konuştu.
Gündemdeki Diğer Konular
Ziyarette Suriye konusunun üzerinde de
önemle durulduğu belirtiliyor.
Diğer önemli ve müzakere edilen konu ise
PKK oldu.
Ayrıca, İran yönetimi ile Amerika arasında
yaşanan Hürmüz Boğazı sorunu da Davutoğlu'nun ziyaretininde gündeme
geldiği ifade ediliyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ocak
ayında Rusya'ya Şubat ayında Washington'a bir ziyaret planlıyor. Bu
durum "Türkiye'yi yeni bir arabuluculuk dönemi bekliyor" yorumlara neden
oluyor.
5 Ocak 2012
Davutoğlu İran'da
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak’taki
siyasi kriz dahil çeşitli konularda görüşmelerde bulunmak üzere İran’a
gitti.
Tahran’da İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber
Salihi tarafından karşılanan Davutoğlu’nun, temaslarında, Irak ile
ilgili bazı kritik sorunları gündeme getirmesi ve Türkiye’nin Iraklı
Kürtlerle yakın bağlarını yeniden vurgulaması bekleniyor.
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sünni Tarık
el-Haşimi, hakkında çıkarılan tutuklama emri üzerine Kuzey Irak’taki
Kürt bölgesine sığındı. Haşimi, Şii rakiplerini yok etmek için ölüm
mangaları kurmakla suçlanıyor. Sünni lider suçlamaları reddediyor.
Irak’ın Şii Başbakanı Nuri el-Maliki Iraklı Kürtlerden Haşimi’yi teslim
etmesini istedi. Ancak Kürtler bunu reddetti ve bunun yerine krizi
çözmek için görüşmeler yapılması çağrısında bulundu.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal,
Ankara’nın bu yaklaşımı kuvvetle desteklediğini söylüyor.
Ünal, Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’nin
son gelişmeleri ele almak için Irak’taki bütün partilerin katılacağı
ulusal bir toplantı çağrısında bulunmasını desteklediklerini
belirtirken, Ankara’nın Kürt yönetimiyle iyi ilişkileri olduğunu ve bu
ilişkileri devam ettireceğini vurguluyor.
Uzmanlara göre Ankara’nın bölgesel Kürt
yönetimine verdiği güçlü destek Türkiye’nin İran ile bozulan ilişkisini
de yansıtıyor. Ankara’da İran’ın, Şii iktidarı güçlendirmek için perde
arkasından Irak’taki siyasi karışıkları yönlendirdiği kuşkusu var.
Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler
Bölümü’nden profesör ve eski büyükelçi Murat Bilhan, güçlü ekonomik
faktörlerin de Ankara ile Kürt yönetimi arasındaki ilişkileri
geliştirdiği görüşünde.
Kürt bölgesinin büyük enerji rezervlerine
sahip olduğu sanılıyor. İşin bir de ticaret yönü var: Iraklı Kürt
liderler, bölgede iş yapan yabancı şirketlerin yüzde 60’ının Türk
olduğunu belirtiyor.
Eski büyükelçi Bilhan, Türkiye’nin Kürt
bölgesinde özel çıkarları olduğunu söylüyor.
Karşılıklı ziyaretler yapıldığını,
Kürtler’in danışma ve işbirliği projeleri için Türkiye’ye geldiklerini
belirten Bilhan, tarafların birçok konuda birleştiğini vurguluyor.
Ancak Kuzey Irak’ta üslenen PKK militanları
Türkiye’ye sık sık sınır ötesi saldırılar düzenliyor. Türk savaş
uçakları da PKK üslerini düzenli biçimde bombalıyor. Bu da bölgesel Kürt
yönetiminin sert protestolarına yol açıyor.
Habertürk gazetesi dış politika yazarı Soli
Özel, ikili ilişkilerde ekonomik çıkarların PKK tehdidinden daha ağır
bastığı görüşünde.
Iraklı Kürtlerin PKK’ya karşı
savaşamayacaklarını ancak başka yollardan yardımcı olacaklarını
söylediklerini belirten Soli Özel, Türkiye’nin kendisini bu duruma
uydurmak zorunda kalacağını söylüyor. Ancak Özel, ticaretin milyarlarca
doları bulduğunu; jeopolitik, tarihsel ve sosyolojik koşulların Iraklı
Kürtleri Araplardan çok Türkiye ile işbirliğine yönelteceğini
vurguluyor.
04 Ocak 2012
Davutoğlu İran'a
Gidiyor
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, 4-5 Ocak'ta
Tahran'a bir çalışma ziyareti gerçekleştirecek.
Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, çalışma ziyareti için Tahran'a gidiyor..
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya
göre, Davutoğlu, 4 - 5 Ocak günlerinde İran'a bir çalışma ziyareti
gerçekleştirecek.
Davutoğlu'nun ziyareti, iki ülke dışişleri
bakanlarının yılda en az iki kere biraraya gelerek istişarelerde bulunma
kararları çerçevesinde gerçekleşecek.
Dışişleri, söz konusu ziyareti 'mutad
istişarelerin devamı' olarak niteledi.
Davutoğlu, ziyareti kapsamında mevkidaşı
Ali Ekber Salihi'yle görüşecek. Görüşmede, ikili, bölgesel ve
uluslararası ilişkiler ele alınacak.
Ayrıca Suriye ve Irak'taki gelişmeler ile
İran'ın nükleer programı gibi güncel konularda da görüş alışverişinde
bulunulacak.
4 Ocak 2012
Rusya’nın Suriye
hamlesi Batıyı Şaşırttı
Rusya, BM Güvenlik Konseyi'ne Suriye'de
şiddetin sona ermesi çağrısında bulunan bir karar tasarısı sundu. Askeri
müdahale seçeneğini içermeyen tasarı, Batı'da şaşkınlık yarattı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne
sunduğu karar tasarısıyla, Suriye'deki tüm taraflara derhal şiddete son
verilmesi çağrısında bulunan Rusya, Esad rejiminden ülkede ifade
özgürlüğüne izin verilmesini istedi. Tasarıda Rusya, Suriye'deki sivil
ölümlerle ilgili soruşturma açılması çağrısında bulundu.
Rusya’nın BM’ye sunduğu bu tasarı,
Suriye'deki rejime herhangi bir yaptırım içermiyor. Tasarıda, Esad
rejimine askeri müdahale seçeneği kabul edilmiyor.
WASHINGTON MEMNUN
BM Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine
sahip daimi üyelerinden olan Rusya’nın bu kararı Washington’u memnun
etti. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bu kez Moskova ile birlikte
hareket edebileceklerini umduğunu belirtti.
Clinton, “Ümit ediyoruz ki bu meselenin
Güvenlik Konseyi’ne gitmesi gerektiğini ilk kez kabul eden Ruslarla bu
kez birlikte çalışabiliriz. Sadece bu konuya yaklaşımlarımızda
farklılıklar var ancak umuyoruz ki onlarla çalışabileceğiz.” ifadelerini
kullandı.
BATILI DİPLOMATLAR ŞAŞKIN
Batılı diplomatlar, Rusya’nın Suriye'ye
karşı tasar sunmasını şaşkınlıkla karşıladı. Metinde bazı değişiklikler
talep etti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'de rejimi
kınayan bir karar tasarısı, Rusya ve Çin'in vetosuna takılarak ekim
ayında reddedilmişti.
16 Aralık 2011
Dışişleri'nden
Fransa'ya 'Soykırım' Çağrısı
Fransız Ulusal
Meclisi'nin, "Ermeni soykırımı" iddialarını inkarın suç sayılıp
cezalandırılması dosyasını yeniden gündeme getirmesi Türkiye'nin tepkisi
çekti.
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin, 1915
olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları konusunda Fransa'dan beklentisinin,
Türkiye ve Ermenistan arasında tarihe ilişkin ihtilafın diyalog yoluyla
görüşülmesine yapıcı katkılarda bulunması olduğunu belirtti.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı
açıklamada, Fransa'da bilinen siyasi dinamiklerle 2001 yılında kabul
edilen ve 1915 olaylarına ilişkin tartışmada tek tarafın görüşlerine
itibar eden yasadan bu yana, bu yasaya cezai yaptırım gücü
kazandırılması yönündeki girişimlerin özellikle Fransa'daki seçim
dönemlerinde nüksettiğinin görüldüğü vurgulandı.
Açıklamada, 7 Aralık 2011 tarihinde Ulusal
Meclis'in Kanunlar Komisyonu'nda kabul edilen yasa teklifinin bunun son
örneğini oluşturduğu ifade edilerek, bu ciddi konunun Türkiye için ne
derece hassas olduğunun Fransız yönetimi tarafından bilindiği
hatırlatıldı.
'TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN
ADIMLAR ATMAYIN'
Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Türkiye ve
Fransa'nın ikili ve uluslararası düzeyde işbirliği imkanlarını
arttırabilecekleri istikrarlı bir döneme girilmişken, bu defa telafisi
mümkün olmayacak adımların atılmaması ümit edilmektedir. Bu tür
adımların ileri noktalara varmasının sorumluluğu da girişim sahiplerine
ait olacaktır.
Fransa'dan beklentimiz, Türkiye ve
Ermenistan arasında tarihe ilişkin ihtilafın diyalog yoluyla
görüşülmesine yapıcı katkılarda bulunması, ifade özgürlüğü ile açıkça
çelişen, konunun hak ettiği bilimsel ve adil yaklaşımdan uzak
kararlardan kaçınmasıdır."
HER SEÇİM ÖNCESİ AYNI
GERGİNLİK
Fransa'da yasama organlarının "Ermeni
soykırımı" dosyasını her seçim öncesinde gündeme getirmesi özellikle
1990'lı yılların sonlarından bu yana Paris-Ankara ilişkilerinde siyasal
ve diplomatik gerginliğe neden oluyor.
Fransa'da 2012 yılının Nisan-Mayıs
aylarında Cumhurbaşkanlığı, Haziran ayında ise milletvekilliği seçimleri
yapılacak.
10 Aralık 2011
Cumhurbaşkanı Gül,
'Dünya Siyaset Konferansı'nda Konuştu
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Türkiye,
Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da ortaya çıkan tüm yeni demokrasilere ilham
olmaktadır" dedi.
Dünya Politika Konferansı'nda konuşma
yapmak için Viyana'da bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hofburg
Sarayı'nda gerçekleşen 'Küresel Yönetim' başlıklı konferansta Avusturya
Cumhurbaşkanı'ndan hemen sonra kürsüye çıktı.
Dünyanın siyasi ve ekonomik anlamda içinde
bulunduğu şartlardan Euro bölgesi krizine, uluslararası örgütlerin
yapılarından Almanya'daki Neo-nazi eylemlerine kadar çeşitli konulara
değindiği konuşmasının İngilizce bölümünde Gül, şunları söyledi:
"Napolyon savaşlarını sonlandıran ve
Avrupa'daki sistemlerin şekillendiği 1815 Viyana Kongresi'nden bu yana
çok değişti ancak bir soru hala gündemde. Özgürlükler ile güvenliği
nasıl dengeleyeceğiz? Bugün artık ulusların sınırları ulusal
hükümranlığın kutsal kalkanları değil. Küresel siyasi arenada yaşanan
tektonik hareketler küresel yönetim yapılarını anlamını ve varlık
sebebini yitirir hale getirmekte. Yükselmekte olan yeni güçler,
ekonomiler ve kayan dengeler ile birlikte eski kurallar yıkılıyor ve
alakasızlaşıyor. Gelişmekte olan ve büyüyen ülkelerin ortaklığı ile daha
verimli birçok taraflılığa ihtiyaç var. Birleşmiş Milletler gibi
örgütlerin kesinlikle reformize edilmeye ihtiyaçları var. Bu bağlamda BM
Güvenlik Konseyi de kesinlikle reformize edilmeli. Maalesef BM kendini
yeni dünyaya adapte edemedi ve günümüz realitelerine ayak uyduramadı
henüz. Günümüzde BM maalesef yöneten güçlerin çıkarlarına hizmet eden
bir araç olarak görülmeye devam ediliyor" dedi.
"TÜRKİYE, ORTADOĞU VE
KUZEY AFRİKA'DA ORTAYA ÇIKAN TÜM YENİ DEMOKRASİLERE İLHAM OLMAKTADIR"
Dünya'daki ekonomik durumu 'ekonomik terör
dengesi' olarak adlandıran Gül, bu durumun küresel bir depresyona yol
açabileceğini ifade ederek gerek küresel gerek ulusal düzeyde simetrik
ekonomik şoklarla yaşamak zorunda kalınabileceğini belirtti. Dünyada
günde bir doların altında yaşamak zorunda olan insanlar var oldukça
başkalarının da rahat uyuyamayacağına hatırlatan Gül, Türkiye'nin
dünyanın en az gelişmiş ülkeleri ile gerçekleştirdiği konferansların
önemine değindi. 'Arap Baharı'ndan Arap uyanışı olarak söz eden Gül, bu
sürecin geri döndürülemeyecek bir süreç olduğunu ve aslında dünyanın bu
bölgesinde yaşanan bir normalleşme dönemi olduğunu kaydetti. Olacaklar
hakkında yorum yapmak için henüz erken olduğunu da belirten Gül, sonunda
her ülkenin kendi özellikleri içerisinde bir dengeyi bulacağına
inandığını söyledi. Türkiye'nin bu anlamdaki öneminden de bahseden Gül,
şöyle konuştu: "Türk deneyimi göstermiştir ki geleneksel ve ruhani
değerler modern hayat yaşamı ile bir arada uyumlu olarak var olabilir.
Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da ortaya çıkan tüm yeni demokrasilere
ilham olmaktadır. Özellikle de bizim dini özgürlüklere ve laikliğe
yaklaşımımız ve bu değerleri demokratik çoğulculuğun ve devlet ile
millet arasındaki uyumun sigortası haline getirmemiz bu anlamda
etkilidir" dedi.
"TERÖR EYLEMİNİ
GERÇEKLEŞTİRENİ 'DELİ' OLARAK TANIMLAYIP CEZASIZ BIRAKMAK TERÖRLE
MÜCADELEYİ MÜMKÜNSÜZ HALE GETİRİR"
Avrupa'da özellikle son dönemde yaşanan
hoşgörüsüzlüklere ve ırkçı saldırılara da dikkat çeken Gül, göçmenlerin
güvensizlik, işsizlik, yoksulluk ve sosyal problemler yarattığına olan
inancın siyasi düzeyde destek bulmasından duyduğu kaygıyı dile getirerek
şunları söyledi: "Başta İslam fobisi olmak üzere bu gelişmelerden çok
endişeliyiz. En son Norveç ve Almanya'da yaşanan olaylar bunun
örnekleridir. Hepimiz biliyoruz ki terör eylemi başı başına 'delice' bir
eylemdir. Bunu yapanları 'deli' olarak tanımlayıp cezasız bırakmak
terörle mücadeleyi mümkünsüz hale getirir" dedi.
Ortadoğu'yu nasıl şekillendireceksiniz?
sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Gül, herhangi bir şekillendirmenin söz
konusu olmadığını vurgulayarak, Türkiye'nin sadece kendi evinde
düzenlemeler yaptığını kendini şekillendirdiğini ve bunun da bölgede
yakından takip edilerek ilham kaynağı oluşturduğunu söyledi.
09.12.2011
Clinton: Rusya’daki
seçimler hileli
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton,
Rusya'da yapılan seçimlerin hileli olduğunu söyledi.
Diğer taraftan seçimde hile yapıldığını
söyleyen binlerce Komünist Parti taraftarı, Moskova’da ve ülkenin ikinci
büyük kenti St.Petersburg'da protesto gösterisi düzenledi.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton,
Rusya'da önceki gün yapılan genel seçimlerin hileli olduğunu söyleyerek,
seçimleri eleştirdi.
Litvanya'nın başkenti Vilnius'ta
düzenlenen, seçimlerde gözlemcilik görevi yapan Avrupa Güvenlik ve
İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) 18. dışişleri bakanları toplantısına
katılan Clinton, Rus seçmenlerin seçim yolsuzluğu ve manipülasyon
konusunda geniş bir soruşturmayı hak ettiğini söyledi.
Rusya'da hafta sonunda yapılan genel
seçimlerden Başbakan Vladimir Putin'in partisi yine birinci parti olarak
çıkmıştı. Muhalefet ve seçim gözlemcileri, seçimlerde yolsuzluk
yapıldığını ve sonucun şişirildiğini savunmuştu.
Clinton, Mısır'daki seçimlerde de İslami
partilerin kazanımlarının, devrik Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'ten sonra
ülkede demokrasi yönündeki ilerleyişi geriletmemesi gerektiğini
belirtti.
Sertlik yanlılarının insan ve kadın
haklarını engelleyebileceğinden korkusunu açıkça dile getiren Clinton,
"dönüşümlerin adil ve kapsamlı seçimler, demokratik yasa ve kurallar
yoluyla olabileceğini, Mısır'daki tüm demokratik aktörlerin evrensel
insan haklarını destekleyeceğini ve serbestçe ibadete izin vereceğini
umduklarını" kaydetti. Clinton, Litvanya'nın komşusu Belarus'taki insan
hakları ihlallerini de eleştirdi.
RUSYA'DA 10 BİNLER
SOKAKLARA DÖKÜLDÜ
Rusya'da seçimde hile yapıldığını söyleyen
binlerce Komünist Parti taraftarı, Moskova’da ve ülkenin ikinci büyük
kenti St-Petersburg'da eylem yaptı. Ülkede pazar günü gerçekleşen ve
Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in partisi Birleşik Rusya'nın büyük oy
kaybıyla sonuçlanan parlamento seçimlerinin ardından, muhalefet sokağa
döküldü.
Eylemciler "Putinsiz Rusya sloganlarıyla
tepkilerini dile getirdi. Gösterilere sert müdahalede bulunan Rus polisi
yüzlerce eylemciyi gözaltına aldı.
Öte yandan dağılan Sovyetler Birliği’nin
son lideri Mihail Gorbaçov'da, ülkenin köklü bir sistem değişikliğine
ihtiyacı olduğunu vurguladı.
6 Aralık 2011
ABD Başkan
Yardımcısı Joe Biden'in Türkiye Mesajları
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, "terörle
mücadele ve Suriye konusunda Türkiye'nin yanındayız" mesajı verdi.
İlginç bir tespitte de bulundu.
Türkiye ve diğer ülkelerin Suriye'de insan
hakları ihlallerinin giderilmesini istediğini belirten Biden, demokratik
devrimler ve dönüşümlerin girişimci ruhların eseri olduğunu vurguladı.
Biden, "Oradaki halklar konuşabilmeyi,
basın özgürlüğünü istiyor. Özgürlük arayışı söz konusu olduğunda Amerika
her zaman bunun yanında yer alacaktır. " diye konuştu.
Türkiye ziyaretinde, Afganistan, Irak,
terörle mücadele ve Suriye konularını ele aldıklarını belirten Biden,
Amerika'nın bu konularda Türkiye'nin yanında olduğu mesajını verdi.
Türkiye'nin ekonomideki başarılarını da
öven Biden, Türkiye'nin, Cumhuriyetin 100'üncü yılında dünyanın ilk 10
ekonomisi arasına gireceğini söyledi.
Biden şöyle konuştu:
"Türkiye geçtiğimiz 10 yıl içinde 3 kat
büyüdü, ihracatı 4 kat arttı, kişi başına düşen gelir ciddi biçimde
arttı, ailelere artık kendilerine ve çocuklarına daha iyi hayatlar
sunabiliyor ve geleceğe daha umutlu bakıyorlar ve gelecek nesillere
bırakabilecekleri eserlerin sayısı artıyor. ABD Büyükelçisi bir sonraki
Steve Jobs'ın Türk olabileceğini söylediğinde hiç şaşırmadım. Bu çok
önemli çok değerli bir hedef. Belki BAE'dan çıkar, kadın olsun, erkek
olsun.
Dünyanın herhangi bir yerinden bir Steve
Jobs doğabilir.
Türkiye'de çok ciddi değerler yetenekler
var ve bu yeteneklerin bir çoğu bu salonda biliyorum."
Steve Jobs Kimdir?
Apple bilgisayar şirketinin kurucu ortağı
olan Steve Jobs, bilgisayar endüstrisinde çığır açan bir çok yeniliğe
imza attı.
Jobs, bilgisayar endüstrisinin
önderlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Steve Jobs, yönettiği firmasını zirveye
çıkardığı yıllarda pankreas kanserine yakalandı, 56 yaşında öldü.
Ev sahipliğini Cemil
Çiçek Yaptı
Başbakan Erdoğan'ın rahatsızlığından dolayı
yer almadığı zirvede Meclis Başkanı Cemil Çiçek ev sahibi olarak
konuştu.
Cemil Çiçek, küresel krize rağmen Türk
ekonomisinin büyüdüğüne vurgu yaptı.
Cemil Çiçek, "İkinci Küresel Girişimcilik
zirvesinin Türkiye'de yapılıyor olması bir tesadüf değildir. Türkiye
çoğulcu demokratik sistemi, güçlü ekonomisi, sürdürülebilir kalkınma
ekonomisinde sağladığı başarılar, vizyoner dış politikasıyla bugün tüm
dünyada gıptayla izlenen örnek bir başarı hikayesidir" dedi.
Babacan'dan Ekonomi
Vurgusu
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da Türk
ekonomisindeki başarıya dikkat çekti.
Babacan, "Kriz dönemlerinde cesaretle doğru
kararları almak, doğruları yapmak işte bunlar çok şükür geçen sene yüzde
9 bu sene yüzde 7 buçukluk ciddi büyüme artışlarını getirdi" diye
konuştu.
Çağlayan İhracata Dikkat
Çekti
Zafer Çağlayan ise ekonomideki iyileşmenin
ihracata yansımasını anlattı.
Çağlayan "Biz son 88 yıllık Cumhuriyet
tarihimizde ihracat rekorunu kırmış bulunuyoruz." dedi.
Zirvede başarılı girişimcilere de ödüller
verildi.
3 Aralık 2011
Obama Seçim
Kampanyasına Yahudilerden başladı
Obama Seçim Kampanyasına başladı:
Amerika'nın En Önemli Müttefiki İsrail'dir.
ABD Başkanı Barack Obama, New York'ta
katıldığı toplantılarda seçim kampanyasına bir gecede 2,4 milyon dolar
topladı.
Başkan Obama akşamüstü geldiği New York'ta
birkaç yemekli toplantıya katılarak 2012 seçim kampanyasına yönelik
konuşmalar yaptı.
Amerikan Yahudi Kongresi adlı kuruluşun
başkanı Jack Rosen'in Manhattan'daki evinde düzenlediği toplantıda
konuşan Obama, Rosen'in, ABD'deki Yahudi cemaatinin ABD-İsrail
ilişkileriyle ilgili endişeli olduklarını söylemesi üzerine, Yahudi
cemaatine güvence verdi.
''ABD'nin İsrail'den daha önemli bir
müttefiki yoktur'' diyen Obama, ''ABD'de bugüne kadarki tüm
yönetimlerden çok daha fazla İsrail devletinin güvenliği için çalıştık.
Konu İsrail'in güvenliği olduğunda bundan taviz vermeyiz'' diye konuştu.
01 Aralık 2011
Eski Mossad Başkanı:
'İran'a saldırı felaket olur'
İsrail istihbarat örgütü MOSSAD'ın eski
başkanı Meir Dagan, İsrail'in İran'a saldırısının bölgesel bir savaşa
neden olacağı uyarısında bulundu.
Tel Aviv'in İran'ın nükleer tesislerini
vurması durumunda, Tahran, Hizbullah ve Hamas'ın İsrail'e büyük bir
roket saldırısında bulunacağını söyleyen Dagan, böylesine bir savaşın
büyük can kayıplarına yol açacağını söyledi.
Böylesine bölgesel bir savaşa Suriye'nin de
dahil olacağı uyarısında bulunan MOSSAD eski başkanı Dagan, savaş
durumunda İsrail'de hayatın felç olacağını savundu.
'KİMSE KONUŞMAMI
ENGELLEYEMEZ'
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile
arası açık olduğu bilinen Meir Dagan, "Başbakan, savunma bakanı ya da
maliye bakanı düşüncelerimi söylememi engelleyemez. Biz demokratik bir
ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede, benim pozisyonumdaki bir
insanın bile görüşlerini ifade etme hakkı var" dedi.
BARAK 'CAN KAYBIMIZ 500
GEÇMEZ' DEMİŞTİ
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, üç hafta
önce yaptığı açıklamada İran'la olası bir savaşta can kayıplarının 500'ü
geçmeyeceği iddiasında bulunmuştu. Savunma Bakanı Barak ayrıca Dagan'ın
devletin üst yönetiminde görev yapmış bir kişinin konuşmasının doğru
olmadığını belirtmişti.
30 Kasım 2011
İran, İngiltere ile
Diplomatik seviyeyi indirdi.
İran Meclisi, İngiltere ile diplomatik
ilişkilerin seviyesinin düşürülmesini öngören tasarıyı büyük oy
çoğunluğuyla kabul etti.
Meclisin kararı, İngiltere'nin İran'ın
nükleer programı nedeniyle bu ülkenin bankalarında yaptırım uygulama
kararı almasına bir misilleme niteliğinde.
İran Kararda, İngiltere'nin yaptırımlar
listesine İran Merkez Bankasını ekleme girişimi ile bu ülkenin
''düşmanca'' siyasetlerinin etkili olduğu belirtiliyor.
İran radyosu oylama sırasında bazı
milletvekillerinin 'Kahrolsun İngiltere' sloganları attığını bildirdi.
İngiltere ile diplomatik ilişkileri
maslahatgüzarlık seviyesine düşürmeyi öngören tasarıyı görüşen mecliste
yapılan oylamada hazır bulunan 206 milletvekilinden 12'si oylamaya
katılmadı.
290 sandalyeli İran Meclisinde 179
milletvekili tasarı lehinde oy kullandı.
Sadece 4 milletvekilinin tasarıya ''hayır''
dediği oylamada 11 milletvekili de çekimser kaldı.
Hükümetin de karşı çıktığı, İngiltere ile
ilişkilerin tamamen kesilmesi önerisi ise kabul edilmedi.
Bunun için yapılan oylamada 64 milletvekili
ilişkilerin tamamen kesilmesine karşı çıkarken, 49 milletvekili tasarı
lehinde oy kullandı.
Kabul edilen tasarıya göre, İngiltere ile
ekonomik ve ticari ilişkiler de en az seviyeye düşürülecek.
Tasarının ayrıntılarının ele alınmasından
sonra İngiltere'nin Tahran Büyükelçisinin sınır dışı edilip edilmeyeceği
kesinlik kazanacak.
Meclis, Londra yönetimiyle diplomatik
ilişkilerin seviyesini düşürme önerisini 23 Kasım'da gündeme almıştı.
İngiliz Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamada İran'ın ilişkilerin seviyesini düşürmesinin 'üzüntü verici'
bir durum olacağı belirtildi.
İngiltere Maliye Bakanı geçtiğimiz salı
günü yaptığı açıklamada, nükleer programa mali kaynak sağladıkları
gerekçesiyle İran bankalarıyla tüm bağların kesileceğini bildirmişti.
27 Kasım 2011
'Ya 6 ayda uzlaşın
ya KKTC'yi tanıyın'
Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül, İngiltere dönüşü Kıbrıs için net konuşarak, "Ya altı ayda uzlaşın
ya KKTC'yi tanıyın" dedi.
Avrupa Birliği'nden Rum yönetiminin dönem
başkanlığı öncesinde adım atmasını isteyen Gül, "Eğer bu konuda
samimiyseniz 2012'nin ilk altı ayında adımlar atın. Sonra iki ayrı
devlete gider, bizim tanıdığımızı siz de tanımak zorunda kalırsınız"
dedi.
Radikal gazetesinin haberine göre,
İngiltere'deki görüşmelerinde üzerinde en fazla durduğu konulardan
birinin Kıbrıs olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, İngiltere'ye şu
mesajı verdiğini belirtti: “Başkasıyla bu konuyu konuşmam, siz de
garantörsünüz.”
'BİZİM TANIDIĞIMIZI SİZ
DE TANIMAK ZORUNDA KALIRSINIZ'
Gül, Kıbrıs'la ilgili görüşmelerini şu
sözlerle özetledi: "Miliband’a da uzun uzun anlattım. Rumların dönem
başkanlığı meselesini de söyledim. Adada barış görüşmeleri devam ediyor.
Bu göstermelik değil ki. BM Genel Sekreteri adaya gitti, buraya geldi,
ocak ayında tekrar toplayacak. Ümit ediyoruz ki mesafe alınır. Adanın
birleşmesi ile ilgili. Ben şunu söylüyorum; eğer bu konuda samimiyseniz
tam zamanı.
"2012’nin altıncı ayına kadar ne yaparsanız
yapabilirsiniz. Eğer Kıbrıslıları ikna edebilirseniz, şimdi
diyeceksiniz. Şimdi yapmazsanız, onlar da bu haliyle bir de başkanlık
yaparsa, açıkça söyledim, ben adamın yerine koyayım kendimi, nasıl
uzlaşayım? Sonra bize bir şey demeyin. Ondan sonra iki ayrı devlete
gider, bizim tanıdığımızı siz de tanımak zorunda kalırsınız. Bizim
arzumuz şu, bu senenin sonuna anlaşsınları yeni plan çıksın ve
referanduma tabii olsun."
'YAPABİLECEĞİN BİR ŞEY
VARSA BUGÜN YAP'
"Bizim çıkıp da Rumlar AB’ye başkanlık
yapmasın diye uğraşmamızın anlamı yok. Onun yerine bunu söylediğimde
karşısında söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Yapabileceğin bir şey varsa
bugün yap. Yapılmazsa böyle gidecek hali yok ya. Straw’un dediği gibi
herkes bunu kabul edecek (iki devletli), bunun neticelerine herkes
katlanacak diye açıkça söyledim."
26 Kasım 2011
Kılıçdaroğlu'ndan
AB'ye Kaddafi Çıkışı
Brüksel'de konuşan CHP Lideri, Avrupa
Birliği'nin Kaddafi'nin linç edilmesine alkış tutmasının liderlikle
hiçbir bağlantısı olmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, bazı
milletvekillerine konuşma kısıtlaması getirilmesine ilişkin soruyu da
yanıtladı.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal
Kılıçdaroğlu, Brüksel'de düzenlenen "Adil bir dünya" adlı panelde
konuştu. Libya'nın devrik lideri Kaddafi'nin linç edilerek öldürülmesini
eleştiren Kılıçdaroğlu, Avrupa Birliği'nin linçe alkış tutmasının da
liderlikle hiçbir bağlantısı olmadığını söyledi.
Füle ve Stanishev'le Görüştü
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Avrupa
Sosyalistleri Partisi" tarafından Belçika'nın başkenti Brüksel'de
düzenlenen panele katıldı.
Güne Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Komiseri Stefan Füle ile bir araya gelerek başlayan CHP Genel
Başkanı, Bulgaristan eski Başbakanı ve Avrupa Sosyalistleri genel
Başkanı Sergei Stanishev ile de görüştü.
Daha sonra Arap Baharı ve ekonomik krizin
konuşulduğu panele konuşmacı olarak katılan Kılıçdaroğlu'nun gündeminde
Libya 'nın devrik lideri Kaddafi'nin linç edilerek öldürülmesi vardı.
"Kadafi'nin Linç Edilmesine Alkış Tutmanın
Liderlikle Bir Alakası Yok"
Kılıçdaroğlu, "Biraz önce konuşmacılardan
biri Avrupa Birliği'nin Libya'da önemli bir liderlik üstlendiğini ifade
etti. Hiçbir liderlik bir liderin linç edilmesine neden olmamalı.
Yargının önüne çıkarabilirsiniz ama bir liderin linç edilmesini
alkışlarsanız bunun liderlikle hiçbir alakası yoktur. Bunu da açık
yüreklilikle söylemek istiyorum" dedi.
"Sıkıntılarda AB'nin de Payı Var"
CHP lideri Kılıçdaroğlu, Avrupa Birliği'nin
de Kuzey Afrika ve Ortadoğu Ülkelerinde yaşanan sıkıntılarda
sorumluluğunun olduğuna dikkat çekti.
"Gül Daha Dikkatli Bir Üslup Kullanmalı"
Türk basın mensupları ile de bir araya
gelen CHP lideri, soru üzerine Cumhurbaşkanı Gül'ün Rum Kesimi'ni
kastederek yaptığı "Sefil Avrupa Birliği'ne yarım başkan" sözlerini de
değerlendirdi.
Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı'nın bir ülkeden ya da ülkeler topluluğundan bahsederken
daha dikkatli bir üslup kullanmalı" diye konuştu.
Avrupalı sosyalistlerle yaptığı
görüşmelerde "Dersim"in gündeme gelmediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bazı
milletvekillerine konuşma kısıtlaması getirilmesini "Biz bir örgütüz,
örgütün söylemlerinin kendi içinde tutarlılık olmalı" diyerek yorumladı.
26 Kasım 2011
Fransa Dışişleri
Bakanı: Esad için artık çok geç
Esad rejimine karşı işbirliği yolları
aramak üzere Türkiye'ye gelen Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe,
"Suriye istenen reformları yapmadı, artık çok geç" dedi.
Fransa Dışişleri Bakanı Juppe, Ahmet
Davutoğlu ile görüştü. Gündemini Suriye'nin oluşturduğu görüşme sonrası
açıklama yapan Juppe, Suriye'yi kınayan bir karar tasarısını Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi'nden geçirmek için çalışmaların sürdüğünü
açıkladı.
SURİYE’YE UÇUŞ YASAĞI
Juppe, Suriye'ye uçuş yasağı uygulamasına
yönelik bir kararın da Güvenlik Konseyi'nde alınması gerektiğini
savundu.
Türkiye’nin geçmişte Suriye yönetimi ve
Beşşar Esad ile kurdukları iyi dostluk ilişkileri dolayısıyla onları
ikna etmek için çok çaba sarfettiğini kaydeden Davutoğlu, ancak Suriye
yönetiminin Türkiye ve bütün dünyadan gelen çağrılara kulak asmadığını,
en önemlisi halkını dinleyip adım atmak yerine halkına silah
doğrultuğunu söyledi.
'TÜRKİYE'DE BATI'NIN
YANINDA YER ALIR'
Bu tutumunda ısrar etmesiyle birlikte
Türkiye'nin de bütün uluslararası toplum gibi net tavır aldığına işaret
eden Davutoğlu, son olarak da Arap Birliği ile birlikte çok önemli
kararlar alındığını, Türk Arap forumunda da kapsamlı istişareler
yaptıklarını anlattı.
JUPPE: YAPTIRIMLARI
SERTLEŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ
BM Genel Kurulu'na ilişkin çalışmalar
yapılacağını belirten Juppe, “3 bin 500 kişi şimdiden hayatını kaybetti,
20 bin kadar kişi hapse atıldı, çok kötü muamelelere işkenceye tabii
tutuldu. BM Güvenlik Konseyi'nin ona tepki vermemesi söz konusu olamaz,
dolayısıyla BM Güvenlik Konseyi bütün alacağı kararlarda bu gerçekliği
göz önünde bulunduracaktır.” dedi.
Suriye'de Beşşar Esad yönetimine karşı
gösteriler ve ülkedeki şiddet olayları uluslararası basının gündeminde
de geniş yer buldu.
İngiliz basınında yer alan yorumlarda,
Batı’nın, Esad sonrasında Suriye'de bir dağılma meydana gelmesinden
endişe duyduğu belirtiliyor.
Libya'nın aksine, Suriye'ye müdahalede
acele edilmemesi de buna bağlanıyor. İngiliz gazeteleri, Suriye'deki
krize çözüm arayacak arabulucular arasında Türkiye'nin de yer
alabileceğine işaret ediyor.
İngiliz Times gazetesi, batılı ülkelerin
Suriye'de yaşanabilecek dağılmanın Ortadoğu dengelerini alt üst
edebileceğinden endişe ettiğini öne sürdü. Suriye'deki gelişmelerle
ilgili yorum yazısında Batı dünyasının bu nedenle Libya'dakinin aksine
Suriye'ye bir müdahaleden kaçındığı kaydedildi.
Bu faktörlerin etkisiyle Batılı liderlere
hâkim olan endişenin, Esad'ın koltuğunda geçireceği süreyi uzattığına
işaret edildi.
TÜRKİYE DOĞRUDAN
ETKİLENECEK
Yazıda, "bir diktatörün devrilmesi bir şey,
İsrail ve NATO üyesi bir ülkeye sınırları olan bir devletin infilak
etmesi ise başka bir şey" ifadesi kullanıldı. Gazete, Suriye'de
yaşananlardan doğrudan etkilenecek tek NATO üyesinin Türkiye olduğu da
hatırlatıldı.
Guardian'da yeralan makalede ise Suriye'de
giderek büyümekte olan "kanlı iç savaş" ihtimaline dikkat çekildi.
DIŞ MÜDAHALE TEHLİKEYİ
ARTIRIR
Makalede, muhaliflerden oluşan Ulusal Geçiş
Konseyi'nin yaptığı uluslararası askeri müdahale çağrısının tehlikeyi
daha da artırdığı belirtildi.
Bunun yerine, zaman kaybetmeden
uluslararası arabuluculuk mekanizmalarının devreye girmesi gerektiği
vurgulandı. Bu süreçte rol alabilecek adaylarından birinin de Türkiye
olduğu kaydedildi.
18 kasım 2011
Sarkozy: Netanyahu
bir yalancı
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin,
geçen haftaki G-20 zirvesi sırasında İsrail Başbakanı Benyamin
Netanyahu'ya "Yalancı" dediği ortaya çıktı.
İki lider arasındaki konuşma birçok
gazeteci tarafından duyuldu
Zirve sırasında ABD
Başkanı Barack Obama'yla konuşan Sarkozy, Netanyahu'yla uğraşmaktan
bıktığını ve bir yalancı olduğunu düşündüğünü söyledi.
Habere göre Sarkozy tam olarak "Artık
yüzüne bile bakamıyorum. Bir yalancı" dedi.
Obama da "Sen bıkmış olabilirsin. Peki ya
ben, ben hergün onunla uğraşıyorum" diye yanıt verdi.
İki lider arasında geçen diyalogda
Obama'nın Sarkozy'yi, Fransa'nın Filistin'in UNESCO üyeliğine destek
vermesi nedeniyle de eleştirdiği kaydedildi.
Fransız internet sitesi Arrret Sur
Images'da yayımlanan bu diyalog, zirveyi izleyen diğer gazeteciler
tarafından da doğrulandı.
Habere göre, gazetecilere Sarkozy ve
Obama'nın ortak basın toplantısından önce simültane çeviriyi
duyabilecekleri bir cihaz verildi, kulaklıklarınsa daha sonra
dağıtılacağı söylendi.
Ancak cihaza kendi kulaklıklarını takan
gazeteciler, iki lider arasındaki bu diyaloğa tanık oldu.
İki lider arasında geçen bu konuşma zirve
sırasında haber yapılmamıştı.
Diyaloga tanık olan gazetecilerin,
konuşmanın mahrem ve kayıt dışı (off the record) olması nedeniyle, haber
yapmama kararı aldıkları kaydedildi.
8 Kasım 2011
Türkiye'den Etkili
Arabuluculuk
Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai,
“intihar bombacıları “ olarak tanımladığı Taleban ile yeni görüşmeler
yapmayacağını açıkladı.
Karzai bu açıklamayı İstanbul’da
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Pakistan Devlet Başkanı Asaf Serdari ile
görüştükten sonra yaptı.
Karzai, hükümetinin militan saldırılarının
yol açtığı şiddete çözüm bulma yollarını Taleban yerine Pakistan ile
görüşmeye devam edeceğini söyledi.
Afganistan ile Pakistan arasındaki gergin
ilişkileri yumuşatmaya çalışan Türkiye ise bu konuda bazı ilerlemeler
kaydetmiş görünüyor.
Cumhurbaşkanı Gül, iki komşu ülkenin
Rabbani suikastını soruşturmada işbirliği yapma kararı aldıklarını
açıkladı.
Karzai de ortak soruşturmanın sonuç
vereceğini umduğunu söyledi.
Afgan yetkililer, Afgan barış konseyi
başkanı eski cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani’nin öldürülmesinde
Pakistan’ın rolü olduğunu öne sürmüştü. Pakistan ise suçlamayı şiddetle
reddetmişti.
Pakistan ve Afganistan Cumhurbaşkanları
Rabbani'nin öldürülmesinden beri ilk kez bir araya geliyor.
01 Kasım 2011
Arap Baharı'nda etkili olan beş eylemciye
Saharov ödülü
Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerindeki
"Arap Baharı"na esin kaynağı olan beş eylemciye Avrupa Parlamentosu
Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü verildi.
Ödüle değer görülenler arasında Ocak ayında
ölümüyle Arap Baharı'nı başlatan kişi olarak tarihe geçen Tunuslu
Muhammed Buazizi de bulunuyor.
Muhammed Buazizi, devrik Tunus
Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali yönetimi altında uğradığı muameleyi
protesto etmek için kendisini yakmıştı.
Sovyetler Birliği döneminde yetişmiş
fizikçi ve rejim aleyhtarı Andrei Saharov adına verilen "Düşünce
Özgürlüğü Ödülü" 50 bin euro para armağanını da içeriyor.
Bu yılki ödüle değer bulunan diğer isimler
ise, 6 Nisan gençlik hareketinin kurucusu Mısırlı Esma Mahfuz, Libyalı
muhalif Ahmed el-Zübeyr el-Sanusi ve halen Suriye'deki ayaklanmada rol
alan avukat Razan Zeytune ile karikatürist Ali Ferzat.
Esma Mahfuz'un internet üzerinden yaptığı
özgürlük çağrıları, yüz binlerce kişi tarafından izlenmiş ve başlattığı
hareket Kahire'nin Tahrir Meydanı'ndaki protestolara esin kaynağı
olmuştu.
Esma Mahfuz, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in
ülkeden ayrılmasından sonra işbaşına geçen askeri liderlere hakaret
ettiği suçlamasıyla gözaltına alınmış; ancak doğan protestolar üzerine
serbest bırakılmıştı.
Libyalı muhalif Ahmed el-Zübeyr el-Sanusi
ise, Muammer Kaddafi'ye muhalefet ettiği için 31 yılını hapiste geçirdi.
Suriyeli avukat Razan Zeytune,
Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a karşı başlatılan ayaklanmayı düzenleyen
komitenin liderlerinden biri. Ünlü karikatürist Ali Ferzat ise, Ağustos
ayında güvenlik güçlerinin şiddetli dayağına maruz kalmış ve iki eli
birden kırılmıştı.
Avrupa Parlamentosu'nun Saharov Ödülü, 1988
yılından bu yana, insan hakları ve demokrasi mücadelesine önemli
katkılarda bulunan kişilere veriliyor.
Geçmiş yıllarda Güney Afrika'nın ilk siyah
Cumhurbaşkanı Nelson Mandela ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan da
Saharov Ödülü'ne değer bulunmuştu.
Saharov Ödülü, 1995 Yılında da Leyla
Zana'ya verilmişti.
27 Ekim 2011
Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü,
Her yıl 10 Aralık
tarihine yakın bir zamanda verilen insan hakları ödülü. Sovyet bilim
adamı ve 1975 Nobel Barış Ödülü sahibi Andrey Sakharov'un adını taşıyan
ödül 1988'de Avrupa Parlamentosu tarafından hayatını insan hakları ve
özgürlüklerini savunmaya adayan kişilere verilmek için kuruldu.
Ödül Sahipleri:
1988: Nelson Mandela
(Güney Afrika) and Anatoly Marchenko (Ukrayna; ölümünden sonra verildi)
1989: Alexander Dubček (Slovakya)
1990: Aung San Suu Kyi (Myanmar)
1991: Adem Demaçi (Kosova)
1992: Plaza de Mayo Anneleri (Arjantin)
1993: Oslobođenje (Bosna ve Hersek)
1994: Taslima Nasrin (Bangladeş)
1995: Leyla Zana (Türkiye)
1996: Wei Jingsheng (Çin)
1997: Salima Ghezali (Cezayir)
1998: İbrahim Rugova (Kosova)
1999: Xanana Gusmão (Doğu Timor)
2000: ¡Basta Ya! (İspanya)
2001: Nurit Peled-Elhanan (İsrail), İzzet Ghazzawi (Filistin), Dom
Zacarias Kamwenho (Angola)
2002: Oswaldo Payá (Küba)
2003: Birleşmiş Milletler
2004: Beyaz Rusya Gazeteciler Topluluğu
2005: Damas de Blanco (Küba), Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters
Without Borders) ve Hauwa Ibrahim (Nijerya)
2006: Alaksandar Milinkievič (Beyaz Rusya)
2007: Salih Mahmoud Osman (Sudan)
2008: Hu Jia (Çin)
2009: Memorial (Rusya)
2010: Guillermo Fariñas (Küba)
ABD, Yuan Raporunu
erteledi
ABD Hazine Bakanlığı, Çin'in haksız ticari
avantaj sağlamak için para birimi yuanı manipüle edip etmediğine ilişkin
raporu açıklamayı bu yıl sonlarına kadar erteledi.
Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada,
'Erteleme, birçok uluslararası toplantıyı takiben ortaya çıkacak
gelişmeyi değerlendirme şansı verecek' denildi.
Bakanlığın kararı ABD Senatosunun Çin'i
para birimini değerlendirmeye zorlamaya yönelik kararını takip ediyor.
Hafta içinde ABD Senatosu, para birimi
yenin değerini dolar karşısında suni olarak düşük tuttuğunu savunduğu
Çin'i ticari olarak cezalandırmayı hedefleyen tartışmalı yasa tasarısını
kabul etmişti.
Senato'da kabul edilen yasa tasarısı
Temsilciler Meclisi'nde de oylanacak.
Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçi
liderlerin, birçok ticari kuruluşun Çin'e karşı tek yanlı bir icraatın
ticaret savaşı çıkarabileceği yönündeki görüşünü paylaşması yüzünden
yasa tasarısının kabul edilmeyebileceği belirtiliyor.
Çin yönetimi küresel piyasalarda ihracatını
artırmak için yenin değerini düşük tutmakla suçlanıyor.
Çin yönetimi ise para biriminde kademeli
reform uyguladığını ve yuanın 2005 yılından bu yana ABD doları
karşısında yüzde 30 değer kazandığını belirtiyor.
Çin yönetimi Senato'dan geçen yasa
tasarısının 'küresel ekonomideki toparlanma için tehdit olduğunu ve bu
tasarının yasalaşması halinde ticari ilişkilerin ciddi zarar göreceğini'
açıklamıştı.
Çinli liderler yuanın değerinin hızla
yükselmesi sonucu istihdam kayıplarının ve akaryakıt fiyatlarının
artarak ayaklanmalara yol açacağından endişe ediyorlar.
Pekin yönetimini yuanı gerçek değerinin
yüzde 40 altında tutmakla suçlayan ABD'li imalatçılar, yuanın değerinin
düşük olmasının Çin malları için haksız fiyat avantajı yarattığını,
rekabete ve ABD'de istihdama zarar verdiğini belirtiyorlar.
Bu arada Çin Başbakanı Ven Ciabao,
güneydeki Guangzhou kentini ziyareti sırasında, 'ihracatçıları korumak
için yuanın istikrarlı kalmaya devam edeceğini' söyledi.
Çin medyasına göre, Ven, ülkesinin ithalatı
artırmak ve dış ticaretin gelişmesini hızlandırmak için aktif olarak
çaba göstereceğini belirterek, 'Uluslararası finansal krizler sona
ermedi' dedi.
ABD Hazine Bakanlığının daha önceki
raporlarında, Çin'in para birimi yuanı manipüle etmediği, ancak yuanın
değerinin daha hızlı yükselmesine izin vermesi gerektiği belirtilmişti.
ABD ve Çin, bu ay ve gelecek ay bazı
toplantılarda bir araya gelecek.
15 Ekim 2011
Clinton: İran
Türklerle rekabet ediyor
ABD ile İran arasında 'suikast ve bombalı
eylem planı' gerginliğinin yaşandığı ortamda;
Hillary Clinton'dan, İran
- Türkiye hattına dair bir değerlendirme geldi.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton,
İran'ın Türklerle rekabet ettiğini ve Türkiye'ye karşı saldırganca bir
tavır izlediğini söyledi.
Clinton, Reuters'e verdiği demeçte bir
soruyu yanıtlarken, ''İran'ın, Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisi
Adil El Cubeyr'e yönelik suikast planının ortaya çıkarılmasından önce
de, şiddetli bir biçimde Türkiye'ye saldırdığını'' söyledi.
Bakan Clinton, ''Türkiye'ye saldırıyordu,
çünkü Türkiye, füze saldırılarına karşı NATO'nun korunması için NATO
radarını topraklarında konuşlandırmada bizimle anlaştı. Türkiye'ye
saldırıyordu, çünkü Türkiye, İslam'ı kabul eden, ancak Türkiye'nin son
yıllarda başardıklarıyla daha uyumlu bir çizgi izleyen laik devletleri
savunuyordu. Bu gerçekten Türkiye'ye karşı olanca gücüyle bir
saldırıydı'' diye konuştu.
Clinton, sözlerine şöyle
devam etti:
''Bunun çok önemli olduğunu düşündüm, çünkü
Türkiye iyi bir komşu olmaya çalıştı. İran ile uzun bir sınırı
paylaşıyorlar ve İranlılarla iyi geçinmeye çalıştılar.
Herkesin şu anda öğrendiği şey, hiç
kimsenin İranlılara karşı emniyette olmadığı. İranlılar kendi
mantıklarına, dünya hakkında ve kendilerinin buradaki konumuna dair
kendi düşünce tarzlarına sahipler ve etki için herkesle rekabet
ediyorlar. Suudilerle, Türklerle rekabet ediyorlar ve pozisyonları
hakkında sürekli bir kışkırtma halindeler.
Bu konunun (Suudi Arabistan'ın Washington
Büyükelçisine suikast iddiaları), İranlıların ne işler çevirdiğine dair
birçok ülkede var olan sağlam temelli şüpheleri güçlendireceği
kanısındayım''.
OBAMA'YA 'SUİKAST'
SORULDU
Bu arada ABD Başkanı Barack Obama'ya,
İran'ın Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisi Adil El Cubeyr'i
öldürmek için suikast planı yaptığı iddialarıyla ilgili soru yöneltildi.
İran-Amerika kökenli bir kişinin suikast
planına karıştığını, bu kişinin İran hükümetiyle doğrudan bağlantıları
olduğunu ve para aldığını da bildiklerini dile getiren Obama, "Şimdi tüm
gerçekler ortada. İddiaları destekleyecek bulgular olmasaydı bu konuyu
zaten gündeme getirmezdik" ifadesini kullandı.
"HÜKÜMET İÇİNDE HABERDAR OLAN KİŞİLER"
Obama, bir soru üzerine, İran hükümetinde
bu plandan haberdar olan kişiler olduğunu belirterek, "İran
hükümetindeki en üst düzeydeki yetkililer bilmeseler dahi, İran
hükümetinde bu tür faaliyetlere karışanların hesap vermesi gerektiğine
inanıyoruz" dedi.
Obama, bulguları uluslararası toplumla da
paylaştıklarını belirterek, "Bunlar analiz edildikten sonra, bu planın
gerçekliğine dair bir tartışmanın olmayacağına inanıyorum" diye konuştu.
Obama, bu olaya karşılık olarak, birinci
aşamada iddialarda adı geçen kişilerin yargı önüne çıkarılacağını,
ikinci aşamada da İran'a yönelik sıkı yaptırımları devam ettireceklerini
ve uluslararası toplumu İran'ın daha fazla izole edilmesi için harekete
geçirme çabalarını sürdüreceklerini bildirdi.
13 Ekim 2011
Charles Aznavour:
Ermeni trajedisi Bir kaç mafya babası için mi?
Charles Aznavour, 1915
olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını değerlendirerek, ''1915
olaylarıyla ilgili iddiaları gündeme getirmekle Ermenilerin hiç bir
zaman başarı elde edemeyeceğini'' söyledi.
Ermenistan ziyaretine başlamadan önce,
"Trajedinin ismini herkes cesaretle söylemeli, bu soykırımdır" diyerek
Türkiye'yi sert bir dille eleştiren Sarkozy'nin açıklamaları, beklendiği
gibi Türkiye'de büyük bir tepkiyle karşılandı.
Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliği ve 1915
olaylarıyla ilgili söylemlerine, Türkiye'den sert eleştiriler gelmeye
devam ederken, destek amacıyla Ermenistan'a giden şarkıcı Charles
Aznavour'dan Sarkozy'ye cevap niteliğinde açıklamalar geldi.
'BAŞARI ELDE
EDEMEYECEĞİZ'
Azeri Azertaç ajansının haberine göre, Les
Nouvelles D'Armenie dergisine bir demeç veren Aznavour, ''Bu mesele beni
sıktı. Biz bu yolla hiç bir zaman başarı elde edemeyeceğiz. Hangi devlet
kendi çıkarlarını hiçe sayıp bizi savunuyor ki? Hiç biri. Hiç bir devlet
hiçbir zaman bu meselede bize yardımcı olmayacaktır'' şeklinde konuştu.
Türk modelinin bugün Araplar için ilham
kaynağı olduğunu söyleyen Aznavur, böyle bir durumda Türklerin giderek
daha da güçlü hale geldiğini söyledi ve ''Türkiye ayrıca G-20'nin üyesi.
Ermenistan ise acılar çekiyor ve giderek boşalıyor. Böyle bir durum kime
yararlı? Bir kaç mafya babasına mı?'' diye ekledi.
'ERMENİSTAN 'SOYKIRIM'
TERİMİYLE FAZLA GELİŞEMEZ'
Tüm dikkatini ''soykırım'' terimine
yönlendiren Ermenistan'ın, böyle bir durumda fazla gelişemeyeceğini
belirten Aznavour, ''Ermenistan büyük tehlikeyle yüz yüzedir. Herkes bu
terim üzerine yoğunlaşmış.
Anlamıyorum, bu durumda Ermenistan nasıl
gelişebilir? Bu mantık bizi nereye götürecek? Beni bu düşüncelerimden
dolayı kınayan kişiler nerde? Bu kişiler acaba Ermenistan'a yardım etmek
için ne yaptı? Ermenistan'a para gönderiyorlar mı? Bu kişiler bana akıl
veremez, ben onlara akıl vermeliyim'' ifadelerini kullandı.
'ERMENİ HALKI ZOR
DURUMDA'
Ermeni halkının zor durumda olduğunu ve
halkın her geçen gün ülkeyi terk etmeye devam ettiğini ifade eden
Aznavour, bu durumun önüne geçmek için her hangi bir çalışmanın
yapılmadığını söyledi.
Ülkedeki nüfusla ilgili rakamların
abartıldığını belirten Aznavour, şöyle devam etti: ''Ülkede kaç kişi
kaldı? 2,3 milyon deniyor, hükümet ise 3,6 milyon olduğunu söylüyor ama
bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor. Kısa bir sürede bu rakamlar 1,8
milyona, daha sonra ise bir milyona düşecektir. Bu durumda ne olacak,
Çinlilerden mi yardım isteyeceğiz?''
'ÖNCE KENDİLERİ AYNAYA
BAKMALI'
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da,
Ermenistan ziyareti sırasında Türkiye'ye "tarihle yüzleşme" çağrısında
bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'ye cevap verdi.
Türkiye'nin 1915 olaylarıyla ilgili
gocunacak bir yönü olmadığını söyleyen Davutoğlu, "Tarihle yüzleşme
tavsiyesini bize söyleyenler önce aynaya baksınlar" dedi.
07 Ekim 2011
Çin'den ABD'ye
'savaş' uyarısı
Çin, ABD'nin yuanın değerlenmesini
zorlayacak yasayı onaylaması durumunda ticaret savaşı çıkacağı
uyarısında bulundu.
PEKİN - Çin, kendisini para birimi yuanın
değerini yükseltmeye zorlayacak bir yasanın ABD'de kabul edilmesine
"ısrarla karşı olduğunu" belirtti ve yasanın kabulüyle iki büyük ekonomi
arasında ticaret savaşlarının baş göstereceği uyarısında bulundu.
Çin dışişleri bakanlığı sözcüsü Ma Zhaoxu
hükümetin resmi web sitesinde bugün yer alan açıklamasında, "Sözde bir
kur dengesizliği mazeretinin kullanılması, kur sorununu tırmandıracak ve
Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kurallarını ciddi olarak ihlal ederken Çin-
ABD ticari ve ekonomik ilişkilerini de büyük ölçüde bozacaktır" dedi.
ABD Senatosu dün aldığı bir kararla, bu yıl
kabul edilen Kur Oranları Denetleme Reform Yasasını bir hafta süreyle
ele alarak tartışacak. Bu süreçte hükümet isterse ihracatlarını, para
birimlerini düşük değerde tutarak desteklediği görülen ülkelerden gelen
mallara sübvansiyon giderici nitelikte yeni vergiler koyabilecek. Yasayı
destekleyen Senato üyeleri, yuanın düşük değerinin ABD'de istihdam
kaybına yol açtığını ve daha adil bir yuan kuruyla ABD'nin Çin'e karşı
verdiği 250 milyar dolarlık ticaret açığının kısmen kapanabileceğini
savunuyorlar.
Yasa Senato'dan sonra Temsilciler
Meclisi'nde de kabul edilirse, Başkan Barack Obama yasayı imzalayarak
Beijing ile ticaret savaşını göz alma ya da veto ederek sorunu
diplomatik yollardan çözmeyi deneme seçenekleriyle karşı karşıya
kalacak.
Ma, Amerikan Kongre üyelerine seslenerek,
"Çin-Amerikan ticaret ilişkilerinin oluşturduğu büyük tablodan hareket
etmelerini ve korumacılıktan vazgeçmelerini" istedi.
Sözcü, ülkesinin kur politikasını
değiştirme yolundaki vaadini tekrarlayarak "renminbi kurunun
esnekliğinin güçlendirileceğini" söyledi.
04 Ekim 2011
Avrupa Birliği'ne
yeni rakip: Avrasya Birliği
Rusya Başbakanı Vladimir Putin dış politika
girişimlerini özetlediği bir makalede, Avrasya Birliği projesini
anlattı. Projenin Sovyetler Birliği ile benzerliği bulunmadığını
belirten Putin, bütün ülkelere açık olduğunu belirtti.
'Avrasya Birliği' projesinin, Eski Sovyet
devletlerini bir araya getireceğini belirten Putin, bu projeyle birlikte
siyasi ve ekonomik olarak daha da yüksek bir entegrasyon seviyesine
ulaşılacağının altını çizdi.
Yeni birliğin ilk adımının Belarus ve
Kazakistan'la kurulması planlanan gümrük birliği anlaşması olacağından
söz eden Putin, 3 ülke arasında ticaret, sermaye ve emek hareketinin
önündeki tüm engellerin kalkmış olacağını vurguladı.
'YENİ ÜYELERE AÇIK ULUS-ÜSTÜ BİR PROJE'
Yeni birliğin, ekonomi ve para politikasını
koordine edecek, ulus-üstü bir birim olarak gördüğünü belirten Putin,
yeni üyelere de açık olduğunu belitti.
Avrupa Birliği ile bağlarının bozulmaması
için, Avrasya projesine sıcak bakmayan komşu ülkeleri de eleştiren Putin,
gümrük birliği ve ileride kurulacak Avrasya Birliği’nin güçlü bir ses
olarak, Avrupa Birliği ile oluşturulacak ortak ekonomik alanlarda söz
sahibi olacağını vurguladı.
Sovyetler Birliği’nin çöküşünü, "20.
yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi", olarak yorumlayan Putin yeni
projesinin Sovyetler Birliği ile aynı olmadığının da altını çizdi.
04 Ekim 2011
İsrail Ortadoğu'da
gittikçe yalnızlaşıyor'
ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Arap
Baharından dolayı İsrail'in Ortadoğu'da ''gittikçe yalnızlaştığını'' ve
İsrail'in ''Türkiye ve Mısır gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmesine
yardımcı olmak için mümkün olan her şeyi yapmanın önemli olduğunu''
belirtti.
Panetta, Ortadoğu turu çerçevesinde
İsrail'e giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail'in
askeri üstünlüğünü koruması konusunda çok şüphesi olmadığını belirterek,
''Ancak sorulması gereken soru şudur, eğer diplomatik alanda
yalnızlaşmaktaysanız askeri bir avantajı sürdürmek yeterli midir?''
dedi.
Panetta, ''Ortadoğu'daki bu olağanüstü
zamanda, bunca değişim olurken, gittikçe yalnızlaşmasının İsrail için
iyi olmadığını'' söyledi.
Bakan, ''Bölgenin güvenliği için, İsrail'in
Türkiye ve Mısır gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmesine yardımcı olmak
için mümkün olan her şeyi yapmalarının gerçekten önemli olduğu
düşüncesini taşıdığını'' belirtti.
Leon Panetta ayrıca, Filistin ve İsrailli
liderlere görüşme masasına dönmeleri için baskı yapacağını söyleyerek,
''Her iki taraf için de mesajının, görüşmelere yeniden başlayarak hiçbir
şey kaybetmeyecekleri yönünde olduğunu'' kaydetti.
Panetta'nın, İsrail Başbakanı Binyamin
Netanyahu, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ve Filistin Devlet Başkanı
Mahmud Abbas'la görüşmesi bekleniyor.
03 Ekim 2011
'Türkiye'nin İsrail
tutumu göstermelik'
İran'ın dini lideri Hamaney'in danışmanı
General Safevi,
Türkiye'nin İsrail'e
karşı tutumunun "göstermelik" olduğunu savundu.
Son haftalarda Türkiye'ye sık sık füze
kalkanı konusunda eleştiriler yönelten Tahran'dan bu kez İsrail'le
ilgili ilginç bir iddia geldi.
İran'in dini lideri Ayetullah Ali
Hamaney'in askeri danışmanı Orgeneral Yahya Rahim Safevi, Türkiye'nin
İsrail çıkışlarının siyasi bir gösteriden başka bir şey olmadığını ileri
sürdü.
Safevi, Ankara ile Tel Aviv'in perde
arkasında görüşmelere devam ettiğini iddia etti. Fars haber ajansı da,
İran ve Suriye'nin Türkiye'deki NATO füze kalkanının İsrail'i korumaya
yönelik olduğuna inandığını duyurdu.
27 Eylül 2011
İran'la PKK'ya karşı
ortak adımlar söz konusu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Terörle
mücadele noktasında İran ile ortak atılacak adımlar konusunda, ''Şu anda
İran ile bu tür müşterek atacağımız adımlar söz konusudur. Zaten burada
da bir istihbarat paylaşımı mevcut'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, insansız
hava aracı Predatorlar konusunda ABD ile uzlaşma sağlandığını, bu konuda
bir sıkıntı olmadığını açıkladı.
Başbakan Erdoğan, Irak Cumhurbaşkanı Celal
Talabani ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, teröre karşı ortak
mücadele noktasında herhangi bir ayrılığın söz konusu olmadığını
söyledi. Erdoğan, ''Aynı mutabakat içerisinde biz bu mücadelemizi
sürdüreceğiz'' dedi.
Erdoğan, "Terörle mücadele noktasında İran
ile ortak atılacak adımlar konusunda, ''Şu anda İran ile bu tür müşterek
atacağımız adımlar söz konusudur. Zaten burada da bir istihbarat
paylaşımı mevcut'' dedi.
Erdoğan, Türkiye'nin Irak'ın Kuzeyine
gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlarla ilgili olarak, ''Bu konuyla
ilgili bizim kararımız nettir. Kendilerine ben bunu açık, net söyledim.
'Terör devam ettikçe bizim sınır ötesi operasyonlarımız da aynen devam
etmektedir' dedik. Bu konuda kendilerinin olur mu, olmaz mı diye bir
yaklaşımı da zaten olmadı. Sınır ötesi operasyonlar aynen devam
edecektir.
Silah bırakma konusunda terör örgütü eğer
bu işi başarabilirse zaten operasyonların da bitmesi anlamına gelir ki
terör inanıyorum minimize olacaktır. Ama terör örgütünün kendi içinde
sıkıntıları olabilir, bu ayrı mesele. Biz şu anda bütün çalışmalarımızı
terörle mücadelede olması gereken bütün boyutlara yönelik vermeye devam
edeceğiz'' diye konuştu.
Erdoğan, ''Eğer Rum tarafı aramayı
bırakırsa, biz de orada bu tür bir çalışmayı durdururuz. Çünkü bizim
için şu anda en önemli şey müzakere sürecinin sağlıklı bir şekilde devam
etmesidir. Müzakere sürecinin provoke edilmesini istemiyoruz ama şu anda
yapılan aslında sabotedir. Bu, müzakere sürecini sabote etmektir'' dedi.
23 Eylül. 2011
Erdoğan ile Obama
görüştü
İki lider yaklaşık 1.5 saat süren bir
görüşme gerçekleştirdi.
TSİ 01.20 sularında sona eren görüşme
sonrası Başbakan Erdoğan'dan bir açıklama gelmedi.
Görüşme öncesi ise iki lider basına kısa
açıklamada bulundular ve burada gündem terörle mücadelede işbirliğiydi.
BM Genel Kurulu görüşmeleri için ABD'de
bulunan Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama, New York'taki
Waldorf Astoria Oteli'nde bir araya geldi.
TSİ 23.55'te başlayan ve yaklaşık 1.5 saat
süren görüşme öncesi liderler basına kısa açıklamalarda bulundu.
TERÖRLE MÜCADELEDE
İŞBİRLİĞİ
Obama, “terörün önlenmesinde Türkiye’yle
Amerika güçlü ortak olacaktır,” dedi.
Başbakan Erdoğan da “terörle mücadelenin
birlikte verileceğini” söyledi, ancak “terörün bitirilmesi noktasında
çok iyimser olmadığını,” belirtti. Erdoğan, Ankara ve Siirt’te
vatandaşların hayatını kaybettiğini, bundan hüzünlü olduklarını
belirtti.
Burada gündem terörle mücadeleydi ve
Ankara'daki terör saldırısında 3 kişinin hayatını kaybetmesi dolayısıyla
"çok derin taziyelerini" sunan Obama şunları söyledi:
"ABD'ye ve New York'a hoş geldiniz
Ankara'daki saldırıya ilişkin soruşturmanın devam ettiğini biliyorum.
Bu saldırı da terörizmin dünyanın her
yerinde olabileceğini ve terörle mücadelede birlikte çalışılması
gerektiğini gösteriyor.
Türkiye ve ABD çok güçlü ortaklardır ve
terörle mücadele çalışmalarına devam edilecek. Türkiye, ABD'nin bir NATO
müttefiki ve aynı zamanda son derece iyi bir dost ülke. Bu kapsamda
Afganistan'daki işbirliği için teşekkür ediyorum. Libya'nın özgürlük
sürecinde NATO yükümlülükleri çerçevesinde Türkiye'ye füze savunma
radarının yerleştirilmesi aşamasında da işbirliği yaptık.
Ayrıca sergilediği liderlik, demokrasiye
olan taahhütleri nedeniyle ile Başbakan Erdoğan'a teşekkür etmek
istiyorum."
BAŞBAKAN ERDOĞAN DA
KONUŞTU
Erdoğan da, basın açık yapılan bölümde
şunları söyledi:
"Özellikle kendi ifadeleriyle model
ortaklık süreci içinde gerçekten çok önemli adımları attık, atıyoruz. Bu
arada terörle mücadelede ortak mücadele platformu oluşturmamız...
Ankara'da meydana gelen patlamanın ardından
Siirt'te dört tane bayanın içinde olduğu araca da teröristler tarafından
bir saldırı neticesinde dört tane bayanı, sivil vatandaşımızı kaybettik.
Bu da bizim için tabii gerçekten ayrı bir üzüntü sebebi.
Tabii terörle mücadele bitirilir mi
denildiğinde, minimize edilir, ama ben bitirilmesi noktasında çok çok
iyimser değilim. Fakat bu mücadeleyi birlikte vereceğiz, gerek
teknolojik noktada gerekse planlama, projelendirme noktasında müşterek
atmamız gereken adımlar var ki bu noktada terör örgütlerine karşı
müşterek adımımız devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek. Nitekim
bugün burada bunları da geniş manada görüşeceğimize inanıyorum.
Son dönemde Mısır, Tunus, Libya'yı kapsayan
ziyaretlerimiz ve bunun dışında yine Afganistan'daki birlikteliğimiz,
Irak'taki gelişmelerin değerlendirilmesi, bunlar bizim müşterek
attığımız adımlar oluyor. Temennim odur ki Türkiye, ABD arasındaki bu
model ortaklık neticesini vererek, bundan sonra da devam etsin.''
AÇIKLAMA BEKLENİYOR
İki liderin gündem maddeleri, terörle
mücadelede istihbarat paylaşımı, İsrail – Türkiye ilişkileri, Kıbrıs
sorunu, Ortadoğu’daki gelişmeler ve Arap baharı olarak gösteriliyordu.
Şimdi, görüşmenin içeriğine ilişkin Başbakan’dan ya da toplantıya
katılan isimlerden gelecek mesajlar bekleniyor.
Başbakan Erdoğan’ın 22 Eylül’de BM Genel
Kurulu’nda yapacağı konuşmada da bu başlıkları gündeme getirmesi
bekleniyor.
Öte yandan görüşmede, Başbakan Yardımcısı
Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği Bakanı ve
Baş müzakereci Egemen Bağış, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer
Çelik, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, Genelkurmay İkinci
Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton da
hazır bulundu.
ERDOĞAN'DAN BASIN
TOPLANTISI
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, Türkiye'nin
Washington Büyükelçisi Namık Tan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral
Hulusi Akar, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton da hazır bulunduğu
toplantı sonrası, Başbakan Erdoğan konakladığı otelde bir basın
toplantısı düzenledi.
TERÖRLE MÜCADELE
Toplantının gayet güzel bir hava içinde
sonuçlandığını söyleyen Erdoğan şunları söyledi.
"Predatorler noktasında öyle zannediyorum
ki sıkıntı olmayacak, çözmeye çalışacaklarını, gayret içinde
olacaklarını belirttiler. Konuşulanlar olabilir, onların dışında
yenilerini satın alabilir ya da kiralayabiliriz. Anlık istihbaratta
zaten bir sıkıntı yok.
ABD'nin Kuzey Irak'tan çekilmesi konusunda
onların talebinden çok bizim taleplerimiz olacak. Bunlar da, çekilirken
ellerindeki silahların ne yapılacağı hususudur. Bu taleplerimizi
kendilerine bildirdik...
PKK’yla mücadele konusunda talep listemiz
vardı ve bunu da ilettik."
SURİYE’YE YAPTIRIMLAR
YOLDA
"Son olarak Türkiye’ye yönelik kara
propaganda başlatan Suriye yönetimine, daha önce de açıkladığım gibi,
artık güvenimiz kalmamıştır. Suriye yönetimiyle görüşmelerimizi kesmiş
durumdayız. Bu noktaya gelmek istemezdik ama Suriye yönetimi bizi böyle
bir karar alma noktasına getirdi.
ABD’nin başlatmış olduğu yaptırımlar var.
Bizim yaptırımlarımızın neler olabileceği noktasında Dışişleri
bakanlarımızı görevlendirdik ve çalışacaklar. Libya gibi olmayabilir,
yaptırımlar her ülkeye göre değişir. Suriye’nin ki de farklı olacaktır.
Ön hazırlıklarımız var ve bakanlarımız bu konuyu değerlendirecek.
Türkiye’ye dönüşte konuyla iligli geniş kapsamlı bir değerlendirme
yapacağız.
Kilometrelerce sınırımız var. Örfi, dini
her yönden Türkiye’nin burada ön çekmesi, sağlıklı netice alabilmek
açısından önem arz ediyor. Ayrıca daha önce Dışişleri bakanımın ziyaret
ettiği Hatay kampına ben de gideceğim ve yerinde incelemelerde
bulunacağım. Yaşam koşullarını görüp, kampa yönelik bir program
açıklayacağız."
"HAKLILIĞIMIZI TEYİT ETTİ
AMA..."
"İsrail’le ilişkileri konuştuk. Mavi
Marmara’ya uluslararası sularda yapılan baskın noktasında haklılığımızı
teyit ediyorlar. Şu ana kadar yasal desteklerini görmedik, fiili olarak
haklılığımızı hep söylediler ama yasal zeminde de destek olabilecek
yaklaşım bekliyoruz. Özür dilenmedikçe, tazminat ödenmedikçe ve Gazze
ambargosu kalkmadıkça normalleşme mümkün değildir. Bu tavrımızı aynen
devam ettireceğimiz noktasında, sayın Obama farklı bir yaklaşım
içerisine girmedi. İsrail’le ilgili bize ‘yapmayın’ deme durumunda
değil, çünkü haklılığımızı biliyor.
Olmert dönemini ifade ettim. Ben Olmert’le
görüştüğümü, telefon görüşmeleri yaptığımı söyledim... Ama şu anda
brakın bunlarla konuşmayı biraraya gelme şansı yok; böyle bir talepleri
de yok zaten. Dolaylı yoldan talepler geldi, adımlar atıldı ama özürle
ilgili türlü kılıflar bulundu, biz de böyle bir şeyi kabul etmeyiz."
FİLİSTİN SORUNUNA SUDAN
ÖRNEĞİ
"Filistin devletine yönelik, yönetimi
demiyorum devleti diyorum, bugüne kadar bu işle ilgili kesin adımın
atılmamış olması, Filistin halkına karşı yapılmış bir yanlıştır ve bunun
düzeltilmesi lazım. Şu anda da Filistin devleti ilk olarak BM Güvenlik
Konseyi’ne başvuracak ve sonuca göre ikinci adımını atacaktır. Biz de
her zaman Filistinlilerin yanında olacağız. Temenni ederim ki bu sürece
ABD de gerekli desteği verir.
Geçen yılki konuşmasını hatırlattık. ‘Orada
da, Sudan’daki gibi bir anlaşma süreci olmuş olsaydı..’ yaklaşımını
ortaya koydular. Biz de, ‘kuzeye yapılan baskı İsrail’e yapılmadı, aynı
yaptırım ve baskı İsrail’e yapılmış olsa neticeye varılabilir’ şeklinde
konuştuk."
RUMLARIN ÇILGINLIĞI
"Kıbrıs’la ilgili, son dönemde İsrail’le
Güney Kıbrıs yönetimin petrol arama çılgınlığına girmesi konusu var. Bu
aslında, Kuzey Kıbrıs’la Güney Kıbrıs arasındaki müzakere sürecini
sabote etmekten başka bir şey değil. Ayrıca, kısa süre sonra
Yunanistan’la aramızda yapılacak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği
toplantısını da sabote etmeye yönelik bir adım.
Zenginlik noktasında Kuzey Kıbrıs’ın da
hakları vardır. Garantör ülke olarak bu hakları koruma noktasında her
türlü desteği vereceğimizi açıkladık. Aramızda kısa süre içinde
yapılacak anlaşma ile; bu akşam ya da yarın olabilir, biz de arama
içerisine gireceğiz. Şu anda zaten bölgede hücum botlarımız ve
fırkateynlerimiz dolaşıyor. Arama çalışmaları için de hazırlıklar
yapılıyor ve sismik araştırma gemisi bölgeye gönderilecek."
21 Eylül 2011
Dünya barışı için
İstanbul'a merkez
Türkiye, New York'ta
düzenlenen 'Barış için Arabuluculuk' konulu toplantıda bir teklif sundu.
NEW YORK - Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Türkevi'nde düzenlenen 'Barış için Arabuluculuk' konulu bakanlar
düzeyinde toplantıya ev sahipliği yaptı.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tumioja
ile birlikte BM üyesi 25 ülke, BM ve bölgesel kuruluşların katıldığı
toplantı sonrası, Davutoğlu ve Tumioja basın toplantısı düzenledi.
Davutoğlu burada, İstanbul'da 'Arabuluculuk
Merkezi' kurulması konusunda teklifte bulunduklarını söyledi.
Toplantıya Finlandiya ile birlikte eş
başkanlık yaptıklarını söyleyen Davutoğlu, Finlandiya ile bu
arabuluculuk girişimini geçen sene New York'ta başlattıklarını
anımsattı.
Bu girişimin BM Genel Kurulunda
arabuluculuk konusunda kabul edilen kararın ardından bir BM girişimi
haline geldiğini söyleyen Davutoğlu, bugünkü toplantıda ''kapasitenin
güçlendirilmesi, arabuluculuk faaliyetlerinin eşgüdümü, sivil toplum ve
özellikle kadınların arabulucuğa katılımı'' konularının tartışıldığını
ifade etti.
Davutoğlu, bu kapsamda bölgesel
"workshop"lar, konferanslar düzenleme ve İstanbul'da ''Arabuluculuk
Merkezi'' kurma konusunda yaratıcı tekliflerde bulunulduğunu söyledi.
Davutoğlu Türkiye ve Finlandiya olarak
beraber çalışmaya devam edeceklerini ve bir eylem planı
hazırlayacaklarını belirtti.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tumioja
da son derece geniş katılımlı ve yararlı bir toplantı yaptıklarını,
BM'nin bu kapsamda merkezi rolü olduğunu, kendilerinin de bir rapor
hazırlayarak tüm önerilerini BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'a
sunacaklarını söyledi.
Tumioja, bu kapsamda ne gibi somut
hedefleri olduğunun sorulması üzerine BM Genel Kuruluna ikinci bir karar
tasarısı sunma üzerinde çalışacaklarını ve Genel Sekreterle sürekli
iletişim halinde olacaklarını, girişiminin somut sonuçlarının hemen
görünmeyeceğini, asıl amacının dünyadaki ihtilafların çözümüne katkıda
bulunmak olduğunu sözlerine ekledi.
20Eylül 2011
Obama, Türkiye
İsrail krizine el koydu
Türkiye ile İsrail
arasındaki gerilimin büyümemesini isteyen ABD yönetimi devreye girdi.
Mavi Marmara ile başlayan Türkiye ile
İsrail arasındaki siyasi krize ABD Başkanı el koydu.
Barack Obama, gelecek hafta New York'ta
yapılacak Birleşmiş Milletler Zirvesi'nde Başbakan Tayyip Erdoğan ile
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşecek.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, ABD'nin
önemli müttefikleri olan iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi için
Başkan Obama devreye girecek.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı
Ben Rhodes gazetecilere yaptığı açıklamada Obama ile Netanyahu'nun
pazartesi günü bir araya geleceğini söyledi.
16 Eylül 2011
Erdoğan Tunus'ta
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Ana' uçağı
ile Mısır'dan Tunus'a geçti.
15 Eylül 2011
Sarkozy Erdoğan'ın
önüne geçti!
Başbakan Erdoğan'ın Libya ziyareti
öncesi Fransa'dan sürpriz bir hamle geldi.
Sarkozy, yanına Cameron'ı
da alarak Libya'ya gidiyor.
STRASBOURG - 'Arap baharı' turunun 3.
ziyaretini Libya’ya gerçekleştirecek olan Başbakan Erdoğan, Trablus’un
muhaliflerin eline geçmesinin ardından bu ülkeye gidecek ilk lider
olacaktı ama...
Fransız basınına göre, sürpriz bir hamle
yapan Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Erdoğan’dan önce Libya'ya gitme
kararı aldı.
Sarkozy, İngiltere Başbakanı David Cameron
ve Libya krizinin başından beri ön planda olan dünyaca ünlü Fransız
filozof Bernard-Henri Levy'yle birlikte bu sabah Libya’ya doğru yola
çıkacak.
Ziyaret, Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı
Mustafa Abdül Celil tarafından da doğrulandı.
İki günlük Mısır ziyaretinin ardından
Tunus’a geçen ve ardından Libya’ya gidecek olan Başbakan Erdoğan, Libya
ziyaretiyle, başkent Trablus’un muhaliflerin eline geçmesinin ardından
bu ülkeye giden ilk lider olacaktı.
Ancak Fransa Cumhubaşkanı Sarkozy’den
sürpriz bir hamle geldi. Sarkozy, İngiltere Başbakanı David Cameron ve
Fransız filozof Bernard-Henri Levy ile birlikte bu sabah yani Başbakan
Erdoğan’dan önce Libya’ya gitme kararı aldı.
Fransız basınına göre, Sarkozy’den önce 160
kişilik bir güvenlik ekibinin Libya’ya gitti. Ziyaretin ayrıntıları
güvenlik gerekçesiyle açıklanmazken, Sarkozy ve Cameron'ın ilk olarak
Trablus’ta bir hastaneyi ziyaret edecekleri, ardından Ulusal Geçiş
Konseyi üyeleriyle biraraya gelecekleri ve bir basın toplantısı
düzenleneceği kaydedildi. Ayrıca, Özgürlük Meydanı’nda bir konuşma
yapılacağı da belirtiliyor.
Libya’nın yeniden inşaası için milyarlarca
dolarlık anlaşmaların gündemde olduğu dönemde, Sarkozy’nin elini çabuk
tutarak petrol ve inşaatta öncü olmak istediği yorumları yapılıyor.
15 Eylül 2011
Mısır’da Erdoğan’a
laiklik eleştirisi
Kahire ziyareti sırasında Mısır’a laik
devlet sistemini tavsiye eden, ‘laiklik, din karşıtlığı değildir’ diyen
Türkiye Başbakanı Erdoğan’a, İslamcı Müslüman Kardeşlerden tepki geldi.
Müslüman Kardeşlerin sözcülerinden Mahmud
Guzlan, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamalarına
tepki gösterdi.
Erdoğan'ın Mısırlılara ‘laiklikten endişe
duymamalarını” tavsiye etmesini eleştiren Müslüman Kardeşler, Türk
hükümetini ülkenin iç işlerine karışmakla suçladı.
El Ahram gazetesine konuşan Müslüman
Kardeşlerin sözcülerinden Mahmud Guzlan, “Başka ülkelerdeki deneyimler,
Mısır'a kopyalanamaz. Türkiye'de laik bir devletin kurulmasına neden
olan koşullar, Mısır'daki koşullardan farklıdır” ifadelerini kullandı.
"Arap Baharı" turu kapsamında Mısır'ı
ziyaret eden Erdoğan, Dream TV kanalına verdiği demeçte, Mısır'da
demokratik değişimden umutlu olduğunu belirtirken, yeni anayasa için
laiklik ilkesinin önemine işaret etmişti.
‘Laiklikten korkmayın'
Erdoğan Kıpti
Kilisesinin lideri Papa Şenuda ile
Erdoğan, “Laiklik, din karşıtlığı değildir.
Müslümanlar iktidarda olduğunda, Hıristiyanlar, Yahudiler ve ateistlere
de eşit yurttaşlar olarak saygı gösterilmelidir” demişti. Türkiye
Başbakanı, “Laiklikten korkunuz olmasın” ifadelerini kullanmıştı.
80 milyonluk nüfusa sahip olan Mısır'da
nüfusun yüzde 7'sini Hıristiyanlar oluşturuyor. Mısır'ın anayasasında
devletin resmî dininin İslam olduğu belirtiliyor.
Erdoğan, Mısır temaslarının ikinci gününde
bugün, siyasi parti temsilcilerini kabul etti. Kıpti cemaati lideri Papa
Şenuda ile de görüşen Erdoğan, ayrıca ülkenin cumhurbaşkanı adayları ile
de bir araya geldi.
Türkiye Başbakanı, Mısır temaslarının
ardından Arap Baharı turunun ikinci durağı olan Tunus'u ziyaret edecek.
Erdoğan Müslüman
Kardeşler ile Görüştü
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır
ziyaretinin ikinci gününde Müslüman Kardeşler heyeti ile bir araya
geldi. Görüşme Kahire'deki Four Seasons Otelinde basına kapalı olarak
yapıldı.
14.09.2011
'ABD, Türkiye'yi
değil İsrail'i seçer'
İngiltere'de yayımlanan Guardian
gazetesinde yer alan bir yorumda, ABD'nin Türkiye ile İsrail arasındaki
gerginliği endişeyle izlediği ve seçim yapmak durumunda kalırsa
tercihini İsrail'den yana kullanacağı belirtildi.
Erdoğan'ın Kuzey Afrika temaslarını
değerlendiren Guardian, bu ziyaretin Türkiye'nin Orta Doğu'da ağırlığını
artırma ve İsrail'i yalnızlaştırmayı amaçladığını kaydetti.
Erdoğan'ın Kahire’de coşkulu bir kalabalık
tarafından karşılandığını, medyanın ziyarete büyük ilgi gösterdiğini
belirten Guardian, "Türk-Arap birliğine vurgu yapan Erdoğan, Türkiye'nin
Arap baharının kalbinde lider rolü oynamak istediğini saklamıyor" dedi.
Yazıda Sultan el Kasımi adlı bir Arap dünyası uzmanının şu sözlerine yer
verildi:
"Erdoğan bir medya yıldızı. Arap
liderlerini zor duruma düşürüyor. Memleketlerine gidip onları
eleştiriyor. Biraz fırsatçılık yaptığı söylenebilir. Zira, İsrail Gazze
saldırısı nedeniyle özür dilemeyi reddettiği için bunu yapabiliyor.
Ama ülkesinde iyi işler başardığı için
itibarı var."
Düş kırıklığı Guardian'da Ian Black
imzasını taşıyan bir analizde ise Erdoğan'ın yüksek riskli bir oyuna
girdiği belirtilerek özetle şöyle denildi.
"Erdoğan'ın Kahire'de yaptığı konuşmalar,
Türkiye'nin Orta Doğu'da daha büyük bir oyuncu olma çabasının da
mükemmel bir platformdu. Gazze saldırısından sonra İsrail'le onlarca yıl
sürdürdüğü ittifakı bozarak bu ülkeyi açık bir şekilde eleştirmeye
başlayan Türkiye'nin bölgede daha güçlü bir rol oymama arzusu, bir düş
kırıklığının ürünü. Zira Türklerin Avrupa Birliği'ne katılma çabaları
Almanya ve Fransa tarafından fiilen engellenmiş durumda. İran'ın aksine
Türkiye, sempatik bir Sünni güç. Türkiye'ye, İsrail'e karşı sesini diğer
Arap ülkelerinden daha fazla yükseltebildiği için hayranlık duyuluyor.
Analizde, "Bütün bu heyecana rağmen,
Türkiye'nin çok ileri gidemeyebileceği" belirtildi:
"Türkiye Suriye krizinde çok aktif olmasına
karşın, Beşar Esad'ın gitmesini isteyen Batılı ülkeler kadar sesini
yükseltemedi. Erdoğan ABD, İsrail ve Filistin Özerk Yönetimi'nin tepki
göstermesi olasılığı nedeniyle Gazze'ye gitmeme kararı aldı. Foreign
Policy Journal dergisinde Daniel Wagner, Erdoğan'ın bahislerin daha
fazla yükseltilemeyeceği bir oyuna girdiğini yazıyor. Wagner şöyle
diyor: ABD Türkiye ile İsrail arasında bir seçim yapmak zorunda kalsa
doğal olarak İsrail'i seçer."
'Erdoğan liderimiz olsaydı Kudüs'ü geri
alabilirdik' Financial Times da Erdoğan'ın Kahire'de İsrail'e sert
suçlamalar yönelterek, İsrail'i alarma geçiren ve Amerika Birleşik
Devletleri'ni kaygılandıran dış politika değişikliğini perçinlediğini
belirtti.
Gazete, Kahire'de Erdoğan'a sevgi
gösterisinde bulunan bir kişinin, "Erdoğan'ın tavrı Arap
liderlerinkinden çok iyi. İsrailli diplomatları ülkesinden ilk o kovdu"
dediğini başka bir göstericinin "Erdoğan liderimiz olsaydı, Kudüs'ü
kurtarırdık" yazılı bir döviz taşıdığını aktardı.
'İslam dünyasının yeni sesi' Times gazetesi
de Erdoğan'ın Kahire'de kendisini "İslam dünyasının yeni sesi" olarak
göstermeye çalıştığını yazdı. Gazete Erdoğan'ın "Gazze'de ağlayan
Filistinli bir çocuk, Ankara'daki bir annenin yüreğini sızlatır"
sözlerini öne çıkardı.
Daily Telegraph ise, Erdoğan'ın
uluslararası topluma Filistin'i tanıma çağrısında bulunarak Amerika'yı
karşısına aldığını kaydetti. Gazete, Erdoğan'ın Filistin Yönetimi
Başkanı Mahmud Abbas'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne yapacağı
tanınma başvurusu öncesinde diplomatik harareti yükselttiğini vurguladı.
Daily Telegraph, ABD Başkanı Barack
Obama'nın Arap dünyasını kızdırma pahasına İsrail'e bu konuda destek
verdiğini ve "Güvenlik Konseyi'ne böyle bir başvuru gelirse şiddetle
karşı çıkacağız" dediğini hatırlattı.
14 Eylül 2011
Erdoğan, Arap Birliği Dışişleri Bakanları
Konseyi'nde konuştu
Mısır’da konuşan Başbakan Erdoğan, Arap
halkı, İsrail ve Batı’ya mesajlar verdi. “Zulüm üzerinden siyaset
yapanların kaybedeceğini” söyleyen Erdoğan “Gelin, Filistin bayrağını
göndere çekelim” dedi.
KAHİRE - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi'nin açılış oturumuna katıldı.
Başbakan Erdoğan, konseye hitabından önce
Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el Arabi ile bir süre baş başa
görüştü.
Daha sonra Genel Kurul salonuna geçen
Erdoğan'ı, Arap Birliği Dönem Başkanı Katar Başbakanı ve Dışişleri
Bakanı Şeyh Hamad bin Casim bin Cabir El Tani kürsüye anons etti.
Alkışlar eşliğinde
kürsüye gelen Erdoğan'ın konuşması da dinleyiciler tarafından sık sık
alkışlandı.
Bu arada, Başbakan Erdoğan'ın konuşmasını
dinlemek üzere salona gelen çok sayıda Mısırlı ise güvenlik nedeniyle
içeri alınmadı. Dışarıda Erdoğan'a sevgi gösterisinde bulunan ve
saatlerce bekleyen Mısırlılar, ''Kahraman Erdoğan'' şeklinde sloganlar
attı.
BESMELEYLE BAŞLADI
Başbakan Erdoğan, besmele çekerek başladığı
konuşmasında, Mısır Arap Cumhuriyeti Başbakanı İslam Şeref ve Arap Ligi
Genel Sekreteri Nebil El Arabi'ye, gösterdikleri misafirperverlikten
dolayı teşekkür etti ve bölgede tarihi gelişmelerin yaşandığı bir
dönemde bir araya gelmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Türkler ve Araplar olarak yüzyıllardır
tarihi dostluk ve kardeşlik bağlarına sahip halkların evlatları
olduklarını ifade eden Erdoğan, yüzyıllarca bir arada, aynı coğrafya
üzerinde, aynı medeniyeti, aynı inancı, ortak bir kültürü
paylaştıklarını söyledi.
Aynı medeniyet üzerine inşa edilmiş
değerleri, farklı lisanlarla da olsa nesilden nesile aktardıklarını
belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
''Birimizin kederi hepimizi kederlendirdi,
yine birimizin sevinci, neşesi, hepimizin yüzünü güldürdü. Bizler
geçmişleri, bugünleri ve gelecekleri ortak çizilmiş iki milletiz.
Sana'da torununa tahta bir oyuncak dahi alamayan bir dedenin yüreğindeki
hüzün, Rabat'ta, Beyrut'ta gözyaşına dönüşür. Riyad'da, Doha'da yaşanan
mutluluklar, Kudüs'te, İstanbul'da gönüllerimizi şenlendirir. Gazze'de
ağlayan Filistinli bir çocuk, Ankara'daki bir annenin yüreğini sızlatır.
Kahire'de gençliğin yükselen sesi Trablus'ta, Şam'da, İstanbul'da aynı
heyecanla yankılanır. Bizler aynı bedenin ve aynı ruhun unsurlarıyız.
Zira bizler büyük ve köklü bir aileyiz. Aile içinde sevinçler
paylaştıkça artar, üzüntüler paylaştıkça azalır. Şimdi sevinçlerimizi ve
üzüntülerimizi en üst düzeyde paylaştığımız tarihi bir dönemeçteyiz.
Şimdi, birbirimizi her zamankinden daha iyi anlıyor, daha iyi
hissediyoruz. İstikbale umutla ve güvenle bakıyoruz. Türk ve Arap
halkları olarak, ebedi kardeşliğimizden aldığımız güçle aramızdan gün
ışığının geçmesine izin vermeyecek kadar saflarımızı sıkı tutmalıyız.
Farklı dillerle aynı anlam coğrafyasını ve kaderi paylaşan bizler için
yeniden ortak geleceğe sahip çıkma zamanı gelmiştir. Bu şuuru canlı
tutmak, hem geçmiş nesillere bir borcumuz, hem de gelecek nesillere
karşı sorumluluğumuzdur.”
‘DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK DAHA
FAZLA DEMOKRASİ’
Konuşmasında ''Daha fazla özgürlük,
demokrasi, insan hakları hepimizin ortak şiarı olmalıdır'' diyen
Erdoğan, ''Zira, halklarımızın geleceğe ümitle bakmayı hak etmediğini
hiç kimse iddia edemez. Halklarımızın meşru taleplerini; mutlaka ama
mutlaka meşru yollarla ve meşru yöntemlerle karşılamaya mecburuz'' dedi.
‘İNSAN ONURUNUN DEĞERİNİ
HATIRLATTI’
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Meşru talepleri gayrı meşru yöntemlerle,
güç kullanarak bastırmaya çalışanlar, adaleti erteleyenler bugün değilse
yarın büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır. Mütevazı
hayatında seyyar tezgahını korumak ve evine ekmek parası götürmekten
başka bir gayesi olmayan Muhammed Buazizi, insan onurunun değerini
dünyaya bir kere daha hatırlatmıştır. İnsan onurunun her türlü siyasi
rejim ya da güvenlik tartışmasının üstünden bir etki yapacağını
göstermiştir. Bu onurlu duruş, Arap halklarının kendisinden başka hiçbir
yerde aramasına gerek olmayan medeni değerlerin bir yansımasıdır.
Evet, önümüzdeki süreç meşakkatlidir,
zordur. Bu süreci tersine çevirmeye çalışan ve çalışacak gizli mihraklar
da vardır, olacaktır. Bu gizli mihraklara karşı tedbirli olmalıyız. Ama
artık gizli mihrakların gücünü bahane ederek çözümleri ertelemeye son
verme zamanı da gelmiştir. Yürekten inanıyorum ki, kardeş Arap halkları
asla belirsizliğe fırsat vermeden, kendi iradeleriyle bu süreci
başarıyla, hayırla sonuçlandıracaklardır.
Adalet ve hakkaniyet çizgisine sadık
kalınması ve herkesin hukukunun korunması halinde yeni umut kapılarını
ardına kadar açacak olan Allah'ın yardımı mukadderdir. Halkların meşru
beklentilerinin vakit kaybetmeden karşılanması için eş zamanlı olarak
siyasi, ekonomik ve sosyal reformların gerçekleştirilmesi elzemdir.
‘VAKUR DURUŞU SAYGIYLA
SELAMLIYORUM’
Bu tarihi süreç tamamlandığında adalet ve
hakkaniyetin tecelli etmesi, barış ve huzurun, emniyet, güvenin,
demokrasi ve hukukun herkesi kuşatacak şekilde hissedilmesi bugün
göstereceğimiz vakur duruşa bağlıdır. Tarihin yeniden evirildiği bir
dönemde kardeş Arap halklarının bu vakur duruşunu saygıyla selamlıyorum.
‘YERALTI ZENGİNLİĞİNE
BAKARAK KONUŞMUYORUM’
Bazıları gibi çıkar hesaplarıyla değil,
sadece ve sadece kardeşlerimin onurlu bir geleceğe sahip olması için
Arap halklarının bu değişimi gerçekleştirmesini diliyorum. Bazılarının
Libya'nın yeraltı zenginlikleri üzerinde yaptığı veya yapacağı hesaplara
bakarak değil, sadece Libyalı kardeşlerimi sevdiğim için bunları ifade
ediyorum. Dolayısıyla burada atılacak adımlar geleceği çok daha farklı
inşa edecektir. Hiç şüphesiz bu süreç en çok ortak aklın harekete
geçmesi, en çok dayanışmanın gösterilmesi gereken bir süreçtir.
Yüzyıllarca bilimden edebiyata, sanattan
felsefeye insanlık tarihinde çığır açmış yeniliklere imza atmış bölge
insanı, üzülerek ifade edelim ki, bugün olması gerektiği noktada
değildir. Bizler bu akışı tersine çevirecek birikime fazlasıyla sahibiz
ve bugün cereyan eden gelişmelere de bu zaviyeden bakmak durumundayız.
Bu bağlamda, Libya halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini zaferle
sonuçlandırmış olmasını memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek
isterim. Libya'nın Arap Ligi'nde bundan böyle Libya Ulusal Geçiş Konseyi
tarafından temsil edilmesi yönündeki karar da önemli ve sevindiricidir.
Biz Libya'nın yaklaşmakta olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da
Libya Ulusal Geçiş Konseyi tarafından temsil edilmesi gerektiği
düşüncesindeyiz. Çünkü Ulusal Geçiş Konseyi’nin geçmişte yaşananlardan
ders çıkararak tüm Libya halkının iradesinin yönetime yansıması için
hassasiyet içinde hareket edeceğine inanıyoruz. Aklıselimin bu yönde
tecelli edeceğine de samimiyetle inanıyoruz.''
‘ORTADOĞU’YA KAYITSIZ
KALAMAYIZ’
Başbakan Erdoğan, Türkiye olarak
Ortadoğu'daki gelişmelere kayıtsız kalınmasının düşünülemeyeceğini, bunu
sadece Türkiye'nin aynı coğrafyanın bir parçası olduğunu düşünerek
değil, ortak tarihi ve ebedi kardeşliği de dikkate alarak söylediğini
ifade etti.
''Kaldı ki bu bölgede cereyan eden her bir
gelişmenin bölgemizin bütün dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda
daha geniş bir coğrafyayı etkileme potansiyeli taşıdığı aşikardır''
diyen Erdoğan, Ortadoğu bölgesinde her bir olayın bölgenin dengelerinden
ayrı düşünülmesi ve tek başına ele alınmasının asla gerçekçi
olamayacağını kaydetti.
‘İSRAİL ŞİRAZEDEN ÇIKTI’
Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bu nedenle sürecin en başından bu yana
bölgemizde vuku bulan değişim ve dönüşüm sürecinde ihtiyaç duyan herkese
dostluk elimizi uzattık. Uzattığımız bu dostluk elini muhabbetle
tutanlar olduğu gibi elimizi havada bırakanlar da oldu. Ama biz buna da
aldırmadık. Doğru bildiğimiz yoldan şaşmadan halkın taleplerine cevap
verilmesi noktasında dostane telkinlerimizi ıslarla dile getirmeye devam
ettik. Bu vesile ile bir gerçeği hatırlatmakta fayda görüyorum:
Halkların meşru talepleri karşısında bugün takınacağımız tutum ve
atacağımız adımların hesabı ancak halklar tarafından sorulabilir. Bu
çağrım bölgemizdeki tüm ülkeler için geçerlidir ve buna İsrail de
dahildir.
İsrail, bir yandan bölgemizde meşruiyetini
sağlamaya çalışırken, diğer yandan da kendi meşruiyetinin temellerini
sarsan sorumsuz adımlar atmaya devam etmektedir. Uluslararası hukuku ve
insanlık onurunu hiç tereddüt etmeden ayaklar altına alan bu İsrail
hükümetinin saldırganlığı, çocuklara oyun parkı ve oyuncak götürmek
üzere yola çıkan uluslararası bir yardım konvoyuna uluslararası sularda
askeri bir saldırı düzenleyebilecek kadar şirazesinden çıkmıştır. İşte 9
tane vatandaşımız o sularda şehit edilirken aynı şekilde kısa bir süre
önce 5 tane Mısırlı kardeşimizin şehit edilmesi de bizim için aynı
değerdedir. İsrail hükümet politikalarının saldırganlığı İsrail halkının
geleceğini tehdit etmektedir.''
Erdoğan, şunları söyledi:
''İsrail hükümet politikalarının
saldırganlığı, İsrail halkının geleceğini tehdit etmektedir. Barışın
önündeki engel İsrail hükümetinin zihniyetidir, yönetiminin
zihniyetidir. İsrail hükümeti tarafından aslında İsrail halkı ablukaya
alınmıştır. Daha da vahimi, öldürdüğü sivillerin ülkesi tarafından
kendisinden talep edilen özür ve tazminat taleplerine de kulak
tıkamakta, kendisini hukukun üstünde görebilmektedir. İşte bunun son
örneğini Mavi Marmara saldırısını araştırmak üzere kurulan panelin
hazırladığı raporda gördük. Bu vesile ile tekrar söylüyorum; bu raporun
bizim için hiçbir hükmü yoktur, olmayacaktır. Gazze’ye uygulanan
ablukanın yasal olduğunu söyleyecek kadar İsrail tezlerinin esiri olan
bu rapor bizim için, Arapça ifadesiyle 'ke en lem yekün', yok
hükmündedir. Gazze ablukasını meşru gören hiçbir cümleyi tanımadığımızı
bir kere daha ilan ediyorum.
‘NORMAL DEVLET OLURSA
YALNIZLIKTAN KURTULUR’
Şunu da özellikle belirtmek isterim ki
başta BM olmak üzere, uluslararası çevreler İsrail’in tek taraflı,
şımarık uygulamalarına prim vermeye, bu insanlık dışı uygulamalarına
gözlerini kapamaya devam ederlerse, işlenen bu suçun bir faili olarak
anılmaktan kurtulamayacaklardır. Şu iyi bilinmelidir: İsrail ne zaman
makul, sorumlu, ciddi, insan hakkına, yaşam hakkına saygılı, 'normal'
bir devlet olarak davranırsa, ancak o zaman içine düştüğü yalnızlıktan
kurtulmayı başarabilecektir. Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin
normalleşmesi için gerekli gördüğü şartlar halen geçerlidir. İsrail özür
dilemedikçe, öldürülen şehitlerimizin ailelerine tazminat ödemedikçe ve
Gazze’ye uyguladığı ablukayı kaldırmadıkça Türk-İsrail ilişkilerinin
normalleşmesi söz konusu olamayacaktır.''
PALMER RAPORU
Başbakan Erdoğan, Palmer Raporu
açıklanmadan önce basına sızdırılmasının hemen ardından İsrail ile
ilişkilerimizde bazı tedbirleri hemen uygulamaya koyduklarını dile
getirerek, alınan bu kararlara göre, Türk-İsrail diplomatik
ilişkilerinin ikinci katip düzeyine indirildiğini, Türkiye ile İsrail
arasındaki askeri anlaşmaların askıya alındığını ifade etti.
Doğu Akdeniz'de en uzun kıyısı bulunan
sahildar devlet olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi
için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacağına işaret eden Erdoğan,
Türkiye'nin İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukayı tanımadığını
belirtti.
‘DEVLETLER DE CİNAYETİN
BEDELİNİ ÖDEMELİ’
Erdoğan, şunları kaydetti:
''İsrail'in 31 Mayıs 2010 tarihi itibariyle
Gazze'ye yönelik olarak uyguladığı ablukanın Uluslararası Adalet
Divanı'nda incelenmesini sağlayacaktır. Bu doğrultuda BM Genel Kurulunu
harekete geçirmek için girişimler başlatılacaktır. İsrail saldırısının
Türk ve yabancı tüm mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine
tarafımızdan gereken her türlü destek verilecektir. Hiçbir ülke
uluslararası hukukun üzerinde olmadığı gibi uluslararası hukuk da sadece
bazı ülkelerin güdümünde değildir, olamaz. Daha adil, daha
yaşanılabilir, daha güvenli bir dünya düzeni için bireyler gibi
devletler de işledikleri cinayet suçlarının bedelini ödemek
durumundadır. Terör suçlarının bedelini ödemek durumundadır. Türkiye
olarak ülkemize ve uluslararası hukuka karşı yapılan her türlü eyleme
karşı sesimizi yükseltmeye ve bu eylemlerin karşılıksız kalmaması için
gerekenleri yapmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle Sayın Arap Birliği
Genel Sekreteri'nin İsrail ile ilişkilerimizde aldığımız tedbirlere
vermiş olduğu destekten dolayı kendilerine bir kez daha huzurlarınızda
şükranlarımı sunuyorum. Bu desteğin ve dayanışmamızın, ablukanın gayrı
hukukiliğini tescil etmek amacıyla Uluslararası Adalet Divanı'nda
başlatacağımız süreçte de devam edeceğine eminiz.”
‘FİLİSTİN BAYRAĞINI
GÖNDERE ÇEKELİM’
Filistin davasının ''ayaklar altına alınmak
istenen insanlık onurunu ayağa kaldırma ve dik tutma mücadelesi''
olduğunu her fırsatta ifade ettiğini hatırlatan Erdoğan, bu yüzden bu
davanın sadece Filistin'in ve Filistinlilerin değil, adaletten, hak ve
hukuktan, insaniyetten yana olan bütün devletlerin, bütün milletlerin
ortak davası olduğunu söyledi.
''Bu mesele asla herhangi bir mesele
değildir. İsrail-Filistin meselesi devletler arası bir meselenin
ötesinde bir insanlık meselesidir, onlarca yılın meselesidir. Sadece
Ortadoğu açısından değil, küresel barış açısından da tayin edici bir
meseledir'' diye konuşan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bulunduğu bölgede
yaşanan olayların, Ortadoğu'daki sorunların merkezinde yer alan
İsrail-Filistin ihtilafının yattığı gerçeğini gölgeleyemeyeceğini dile
getirdi.
Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''İsrail- Filistin meselesi artık
boyutlarını çok aşarak uluslararası düzenin meşruiyetini belirleyen bir
mesele haline gelmiştir. Gazze bu durumda oldukça uluslararası düzende
hak, hukuk, meşruiyet gibi kavramların ne anlama geldiği konusunda kaos
derinleşecektir. Bu meselede statükonun sürdürülmesi artık mümkün
değildir. Zulüm üzerinden siyaset yapanlar, zulümlerinin ebedi,
güçlerinin mutlak olduğunu zannedenler sonunda mutlaka kaybedeceklerdir.
Mesele çok açık ve nettir. Filistinli kardeşlerimiz özlemini çektikleri
devletlerine artık kavuşmalıdır. Bu nedenle Filistin devletinin
tanınması yegane doğru yoldur. Bu bir seçenek değil zorunluluktur.
Filistinli halkının bu haklı ve meşru
mücadelesini bütün gücümüzle desteklemeliyiz. Allah'ın izniyle, içinde
bulunduğumuz ay sona ermeden Birleşmiş Milletler'de Filistin'i çok
farklı bir statüde görme imkanı bulacağız. Bu amaç doğrultusunda
Filistinli kardeşlerimizle el ele vermeli ve ortak çalışmalarımızı
kararlılıkla sürdürmeliyiz.
Artık Gazzeli Muhammed'in, Nabluslu
Ayşe'nin, Ramallahlı İbrahim'in, Kudüslü Zeynep'in, El Halilli Osman'ın
bayrağının Birleşmiş Milletler'de dalgalanmasının zamanı gelmiştir.
Gelin, özlemi duyulan o Filistin bayrağını en kısa zamanda göndere hep
beraber çekelim. Gelin, Filistin bayrağını göndere çekelim ve o bayrak
Ortadoğu'da barışın, adaletin sembolü olsun. Gelin, Ortadoğu'ya hak
ettiği barış ve istikrarın gelmesine katkıda bulunalım.''
Başbakan Erdoğan, sözlerini, konsey
toplantısının başarılı geçmesi, tüm bölge ve dünya için hayırlı sonuçlar
doğurmasını dileyerek tamamladı.
MISIRLILARLA TOKALAŞTI
Erdoğan'ın konuşmasının ardından Arap
Birliği Genel Sekreteri Arabi, günün anısına Başbakan Erdoğan'a plaket
sundu.
Başbakan Erdoğan, Arap Birliği binasından
ayrılırken kendisine sevgi gösterisinde bulunan Mısırlıları selamlayarak
yanlarına gitti ve tokalaştı.
13 Eylül 2011
Erdoğan Üç üç Arap
ülkesini ziyaret ediyor.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan son
bir yıl içinde halk ayaklanmaları sonucu yönetim değişikliği yaşayan üç
Arap ülkesini ziyaret ediyor.
Mısır, Tunus ve Libya'yı kapsayan bir tura
çıkan Erdoğan'ın ilk durağı Kahire olacak.
Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan'a ziyarette
bakanlar, üst düzey bürokratlar ve iş adamlarından oluşan kalabalık bir
heyet eşlik ediyor.
Erdoğan Mısır'da Şubat ayından bu yana
yönetimi üstlenen konseyin başındaki Mareşal Muhammed Hüseyin Tantavi ve
başbakan Essam Şeref ile bir araya gelecek.
Tarafların 'stratejik işbirliğ konseyi
kurulmasını öngören bir siyasi belge ile ekonomi, ticaret ve yatırım
alanlarında anlaşmalar imzalaması bekleniyor.
Mısır'da Salı günü düzenlenecek Suriye
konulu bir Arap Birliği toplantısında konuşacak olan Erdoğan, Çarşamba
Tunus, Perşembe günü Libya'da olacak.
Türkiye, Mısır'da daha fazla siyasi
özgürlük talepleri ile başlayan protesto gösterilerine başlardan
itibaren destek vermişti.
12 Eylül 2011
Rumlar harekete
geçiyor
Kıbrıs Rum Kesimi'nin,
Türkiye'nin karşı çıktığı Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz arama
çalışmalarına bu ay sonunda başlayacağı kaydedildi.
LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetiminin, Doğu
Akdeniz'de 'Afrodit' olarak isimlendirdiği 12. parselde petrol ve
doğalgaz arama sondajına bu ay sonu başlayacağı bildirildi.
Rum haber ajansı, sondajı yapacak Amerikan
menşeli 'Noble Energy' şirketinin, Rum yönetimin tek yanlı ilan ettiği
sözde 'Münhasır Ekonomik Bölge'de yapacağı araştırma sondajlarına eylül
sonu başlayacağını duyurdu.
Ajans, Rum hükümet kaynaklarına
dayandırdığı haberinde, ''araştırma sondajları safhasında doğalgaz
yataklarının kalitesinin ölçüleceğini ve bu yataklardan ne kadar
istifade edilebileceğinin veya ne kadarının satılabileceğinin tespit
edileceğini'' belirtti.
Rum haber ajansının haberinde, İsrail'in ''Leviathan''
ismi verilen parselinde bulunan doğalgaz platformunun 12. parsele
taşınmasının söz konusu olduğu da kaydedildi.
Başbakan Erdoğan KKTC ziyaretinde, Rum
yönetiminin girişimiyle ilgili, “Doğalgaz konusunda farklı hesaplar
yapılıyor. Bu hesaplar Türkiye’ye rağmen yapılamaz. Bununla ilgili
rezervimizi koyduk. Bu işe girdiğimiz takdirde, oradaki müdahalemiz
farklı olur" demişti.
Bu açıklamayı 'kabadayılık' olarak
niteleyen Rum yönetiminin lideri Hristofyas, dün, arama çalışmaları
kapsamında ordunun hazırlıklı olması gerektiğini belirtmiş, yanıt KKTC
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'dan gelmişti: "Bir şey yapamazlar..."
Ada'da, BM
öncülüğündeki yoğunlaştırılımış müzakereler devam ediyor.
"MÜSAADE ETMEYİZ"
Öte yandan konuyla ilgili, Gaziantep'te
bulunan KKTC Başbakanı İrsen Küçük'ten de açıklamalar geldi:
"Kıbrıs'ın yer altı kaynaklarında ve
özellikle denizlerde bulunması muhtemel herhangi bir servetin tabii ki
sahibi sadece Güney Kıbrıs halkı değildir. Bunun tabii ki Kıbrıs Türk
halkının da bu konularda veya böyle bir kaynağın bulunması halinde
muhakkak payı vardır.
Böyle bir hamlenin tamamlanacağı
düşüncesinde değilim. Bizim garantörümüz Anavatanımızdır, Türkiye'dir.
Tabii ki bizim haklarımızın da koruyucusudur. Kıbrıs Türk halkının
haklarının heba olması ve tek taraflı olarak Güney Kıbrıs ya da Rum
halkı tarafından kullanılmasına biz KKTC olarak müsaade etmeyiz. Ne de
anavatanımız müsaade eder.
Bir kez daha Güney
Kıbrıs'ı, Yunanistan'ı saygıya davet ediyoruz."
13 Eylül 2011
Akdeniz'de petrol ve doğal gaz sorunu
Türkiye’nin karşı çıktığı
Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz çalışmalarına ilişkin, hem İsrail hem de
Yunanistan’dan açıklama geldi.
Papandreu'nun ekonomi gündemli basın
toplantısı 3 saat sürdü.
Türkiye’nin, Kıbrıs Rum Kesimi’nin
Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına karşı olduğu
ortadayken, Başbakan Erdoğan kısa süre önce, Akdeniz'deki doğal
kaynakların İsrail şirketlerince kullanılmasına izin vermeyeceklerini de
söylemişti.
Konuyla ilgili İsrailli Bakan Landau ve
Yunanistan Başbakanı Papandreu konuştu.
Her iki isim de, çalışmalarda ısrarlı
olunacağı kaydederken, Yunanistan’dan "Haklı olunduğunu BM, ABD ve AB de
söylüyor" açıklaması geldi.
Akdeniz'de Tamar ve Livyatan bölgelerinde
keşfettiği doğalgaz yataklarının on milyarlarca dolar değerinde olduğu
belirtilen İsrail’in Altyapı ve Enerji Bakanı Uzi Landau, ''İsrail,
Akdeniz'de sahip olacağımız yatakları destekleyebilir ve güvenceye
alabilir. Verebileceğim en basit cevap bu'' dedi.
Ülkesindeki ekonomik durumla ilgili
düzenlediği basın toplantısında soru yağmuruna tutulan Papandreu’ya, 3
saat süren toplantıda, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Akdeniz’deki petrol ve
doğalgaz arama çalışmaları soruldu.
Papandreu bu arada Türkiye’nin adını
vermeden, Kıbrıs ve İsrail’in kendi deniz bölgelerinde petrol ve doğal
gaz arama hakkı olduğunu da belirtti ve “Bu görüşü yalnız biz değil BM,
ABD ve AB de paylaşıyor“ dedi.
Yunanistan’ın da kendi münhasır ekonomi
bölgesini ilan edip etmeyeceğiyle ilgili soruya, "Yunanistan gerek
münhasır deniz bölgesi gerekse kara sularını uzatma gibi konularda
Türkiye başta olmak üzere komşu ülkeleriyle işbirliği içindedir. Biz
Türkiye ile ilişkilerimizi düzeltiyoruz ve bu yöndeki çalışmalarımız
egemenlik haklarımıza saygı temelinde yapılmaktadır" yanıtı veren
Papandreu’nun, Türkiye-İsrail ilişkileriyle ilgili görüşleri de şöyle
oldu:
"İki ülke araısndaki gerginlik hoş değil.
Bu gerginliğin sonunda itidalin hakim olacağına ve uluslararası toplumun
her iki tarafı da ikna edeceğine inanıyorum."
İran’ın Rusya’yı hava savunma sistemi
satışını durdurduğu için Uluslararası Adalet Divanında dava etmesi iki
ülke arasındaki ilişkileri gerginleştirdi. Ancak uzmanlar gerginliğin
Moskova – Tahran işbirliğinin sona erdiği anlamına gelmediği görüşünde.
İran ile Rusya ile anlaşmazlık S-300 tipi
uçaksavar füzelerinin satışıyla ilgili. Moskova hükümeti başta füzeleri
İran’a satmayı kabul etmişti ancak şimdi BM yaptırımları nedeniyle bunun
yapamayacağını söylüyor.
Rusya uzmanlarından James Nixey, Rusya-İran
ilişkilerinde büyük bir gerileme olduğu görüşünde.
Londra’daki araştırma kurumu Chatham
House’da görev yapan Nixey, iki ülkenin tarihte birbirlerine yakın
olduklarını ancak Batı Rusya’yı her zaman ne kadar güvenilmez görüyorsa
Rusya’nın da İran’ı aynı şekilde güvenilmez gördüğünü söylüyor.
İngiliz uzman Rus liderlerin Batı ile
ilişkilere son derece önem verdiğini bu nedenle İran’la arasını bozmayı
göze aldığını savunuyor.
Moskova’nın hala BM yaptırımlarına karşı
çıkabileceğini, bunu daha önce de yaptığını hatırlatan Nixey ancak
Rusya’nın gerçekçi politika izleyen bir büyük devlet olduğunu, S-300
füzeleri anlaşmasının artı ve eksilerini tartığını ve bu aşamada
anlaşmada ısrar etmenin kendisi için yararlı olmadığına karar verdiğini
söylüyor.
Yine Londra’daki Jane’s adlı savunma ve
istihbarat araştırmaları kurumunda görevli uzman Gala Riani bunun İran
için kötü haber olduğu görüşünde.
İran’ın birçok yönden hala süper güç olarak
değerlendirildiği için Rusya’yı önemli bir müttefik olarak gördüğünü
belirten uzman şimdi Moskova’nın Batı’yla işbirliği yapmasının Tahran
için belirli bir kayıp olduğunu söylüyor.
Ancak İran Rusya ile ilişkileri
sürdürmekten vazgeçmedi. İran dışişleri bakanı Ağustos ayında Moskova’yı
ziyaret etti. Tahran, Rusya’nın uluslararası nükleer görüşmeleri yeniden
başlatma konusunda Moskova’nın yaklaşımını memnunlukla karşıladı.
Gala Riani, bunu İran-Rusya ilişkilerinde
yeniden sıcaklaşma olarak görüyor.
Uzman, İranlı yetkililerin Rusya hakkında
olumlu konuştuklarını çünkü Moskova ile ilişkileri tümüyle
kesemeyeceklerini, bu ilişkilerden hala bir ölçüde yarar gördüklerini
belirtiyor.
Rusya’nın uçaksavar füzeleri satışını iptal
ve İran’ın dava açma kararı ilişkiler açısından elbette kötü bir
gelişme. Ancak iki ülke de şimdiden bunu onarmak için girişimlerde
bulunuyor. Bazı uzmanlar Rusya’nın sonuçta bir şekilde yaptırımlardan
kurtulma yolu bulacağına inanıyor.
11 Eylül 2011
Kahire'de İsrail
Nefreti; Büyükelçilik ele geçirildi
Kahire'de dün gece İsrail
Büyükelçiliği önünde toplanan binlerce kişi, binaya girdi, İsrail
bayrağını indirdi.
Dün gece Mısır’ın başkenti Kahire
sokaklarında gergin saatler yaşandı. Öğle saatlerinden itibaren
Kahire’deki İsrail büyükelçiliği önünde toplanan binlerce protestocu,
gece elçilik binasına girdi.
Elçiliğe giren yaklaşık 30 göstericinin,
elçiliğe ait evrakları camlardan attığı ve binadaki İsrail bayrağını
indirdikleri bildirildi. Binaya pencerelerden giren göstericiler,
evrakları talan ederken, üç elçilik çalışanının da darp edildiği öne
sürülüyor. Olaylar sırasında, odalardan birinde kilitli kalan altı
elçilik çalışanının ise daha sonra Mısırlı güvenlik güçleri tarafından
kurtarıldığı açıklandı.
Büyükelçi İsrail'e döndü
Mısırlı güvenlik güçlerinin kurduğu
barikatla binadan çıkarılabilen Mısır’ın İsrail büyükelçisi Jitzchak
Levanon, ailesi ve birkaç elçilik çalışanı askerî bir uçakla İsrail’e
geri döndü. Kentte, olağanüstü güvenlik önlemleri alınırken, tüm
güvenlik güçleri göreve çağrıldı.
Mena Haber Ajansı, İsrail Büyükelçiliği
önünde meydana gelen arbedede, 448 sivilin ve 46 güvenlik görevlisinin
yaralandığını, 17 kişinin ise tutuklandığını bildirdi.
Kahire’de İsrail Büyükelçiliği’nde meydana
gelen protesto gösterileri, iki ülke arasında zaten gergin olan
ilişkilerde tansiyonu daha da yükseltti. Bir İsrail hükümet yetkilisi,
dün gece meydana gelen olayların, diplomatik normlara ve yürütülen barış
görüşmelerine büyük bir darbe vurduğunu kaydetti.
Olayların nedeni
İsrail Büyükelçiliği'nde meydana gelen
olaylar, cuma öğle saatlerinde başlayan protesto gösterileri ile
tetiklendi. Binlerce kişi, Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında
imzalanan barış antlaşmasını protesto etmek için İsrail Büyükelçiliği
önünde toplandı. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden bu
yana sürekli İsrail ile imzalanan antlaşmanın feshedilmesi gerektiği
çağrısı yapılıyordu.
Yine geçen ay, İsrail'in düzenlediği hava
operasyonunda 5 Mısırlı güvenlik görevlisinin öldürülmesi nedeniyle de
iki ülke arasında tansiyon yükselmişti.
İsrail, olayın ardından 'Üzgün olduğunu'
açıkladı ve sözlü özür dilemesine rağmen, resmi olarak özür dilemedi.
İsrail Büyükelçisi'nin sınır dışı
edilmesini talep eden protestocular, İsrail ile diplomatik ilişkilerin
kesilmesini veya en alt düzeye indirilmesini istiyor.
10 Eylül 2011
Medvedev Şam
Hükümetini İlk Kez Eleştirdi
Rusya Devlet Başkanı
Dimitri Medvedev, Şam hükümetinin rejim karşıtlarına tepkisini aşırı
bulduğunu söyledi.
Medvedev, Euronews televizyonuna verdiği
demeçte, orantısız kuvvete başvurulmasını eleştirdi ve ölü sayısının
giderek artmasının kabul edilemeyeceğini belirtti. Demokrasi eylemcileri
arasında “teröristlerin” de bulunduğunu ileri süren Rusya Devlet
Başkanı, Batı ülkelerinin bu gerçeği de görmeleri gerektiğini vurguladı.
Medvedev bu kişilerin Suriye’de batı türü bir demokrasi kurmak
istediklerini sanmadığını söyledi.
Moskova hükümeti, veto etme tehdidiyle, BM
Güvenlik Konseyi’nden eski dost ve müttefiki Suriye hakkında sert karar
çıkarılmasını önlüyor. Bir nedeni, Konsey’e bu amaçla sunulacak bir
karar tasarısında rejim karşıtı eylemcilerin de eleştirilmesinde ısrar
etmesi. Rusya, bunun yerine, Şam hükümetine demokratik reformlar yapması
çağrısında bulunan kendi tasarı metni üzerinde çalışıyor. Ancak
Medvedev’in yeni açıklamasını Rusya’nın tutumunu değiştirmeye başladığı
şeklinde yorumlayanlar var.
Suriye’deki rejim karşıtlarını temsil eden
bir heyet, son birkaç gündür Moskova’da temaslarda bulunuyor. Heyet
başkanı Ammar Kurabi, Rusya’dan destek görmemelerinden hayal kırıklığına
uğradıklarını söyledi.
Öte yandan Medvedev, önceki gün uçak
kazasına sahne olan Yaroslav kentindeki küresel forum toplantısında
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüştü.
İkili ilişkiler ve uluslararası sorunların
ele alındığı görüşmede Medvedev’in, toplantıya katıldığı için Gül’e
teşekkür ettiği öğrenildi. Haberlere göre Gül de kazadan ötürü Rus
ulusuna başsağlığı diledi ve benzer felaketler yaşanmamasını temenni
etti.
09 Eylül 2011
Ahmedinejad'da
Suriye'ye cephe aldı
Rejim karşıtı
muhaliflerin protestolarını şiddet kullanarak bastıran Suriye'yi
eleştiren ülkeler kervanına İran da katıldı.
Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Esad
yönetiminden operasyonlara son vermesini ve reform yapmasını istedi.
Ahmedinejad'ın yıllardır ülkesinin
stratejik ortağı olan Suriye'yi, üstelik de böyle açıkça eleştirmesinin
ardında ne yatıyor?
New York Times gazetesinde yer alan bir
yoruma göre bunun iki sebebi var:
İranlı lider silahsız protestoculara ateş
açan Esad rejimini destekledikçe, ülkesinin Arap dünyasındaki imajının
zarar gördüğünü düşünüyor.
İran yedi aydır süren eylemler süresince
Suriye hükümetine maddi ve manevi destek vermekle suçlanıyor.
Ahmedinejad ayrıca protestolar uzadıkça,
bölgedeki en önemli stratejik ortağı olan Şam yönetiminin devrilme
olasılığının arttığı görüşünde.
"İran, Suriye'ye bakarken Hizbullah'a,
Hamas'a ve İslami Cihad'a nasıl ulaşabileceği sorusunu hep aklının bir
köşesinde bulunduruyor"
Profesör Anuş İhtişami
New York Times'a göre eğer Esad devrilirse
Şii İran'ın gücü azalır, Sünni çoğunluklu Suudi Arabistan ve Türkiye'nin
gücü artar.
Ayrıca Lübnan'daki Hizbullah'a silah
sevkiyatında kullandığı başlıca güzergahı da kaybeder.
Gazeteye göre İran'da bazı çevreler Esad
hükümetine verilen mutlak destek yüzünden, Türkiye gibi bölgesel
rakiplerin güçleneceği bir ortam yaratılmasından şikayetçi.
'Gaflet'
İngiltere'deki Durham Üniversitesi'nden
Anuş İhtişami de "Protestolar başladığında İran tam bir gaflet
sergiledi. Protestocuları teröristler, Batılı Siyonist komplocular diye
niteledi" diyor.
"Ancak zaman geçip de hava değiştikçe,
özellikle Kaddafi düşüp de dikkatler Suriye'ye çevrilince zorda kaldı."
BBC'nin sorularını yanıtlayan İhtişami'ye
göre Esad'dan sonrasını düşünmeye başlayan İran, son 3-4 aydır
eylemlerde Tahran karşıtı sloganlar atıldığını görünce endişeye kapıldı.
Anuş İhtişami, Ahmedinejad yönetiminin Arap
dünyasında bu yıl görülen tüm halk ayaklanmalarını "İran'daki başarılı
devrimin mirasçıları" olarak gösterme çabası içinde olduğunu söylüyor.
Bu örgütlerin tümü Şam'da varlık
gösteriyor. Esad düşerse, İran'ın bu örgütler üzerinde ve dolayısıyla da
genel olarak Arap siyaseti üzerindeki etkisi azalabilir.
Peki Ahmedinejad'ın da eleştirilere
katılması, Beşar Esad üzerinde diğer baskılardan daha etkili olur mu?
İhtişami'ye göre "Evet, Esad büyük
olasılıkla oyunun sonuna geldiğinin farkında."
9 Eylül 2011
Lieberman’dan 'PKK'ya
yardım'a yalanlama
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman,
dün İsrail'in Yedioth Ahronot gazetesinin İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın
Türkiye'ye karşı bazı planların hazırlığı içinde olduğu yolundaki
haberini yalanladı.
TEL AVİV - Kanal 2 televizyonunda,
İsrail'in tanınmış gazeteci ve analistlerinden Ehud Yaari ile birlikte
konuk olan İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman 'a, ''Bakanlığı
döneminde hem Türkiye hem de Mısır'dan büyükelçilerin kovulduğuna''
işaret edilerek, gazetede yayımlanan haberin doğru olup olmadığı
soruldu.
Haberin doğru olmadığını söyleyen
lieberman'a, bu kez, ''Peki (Dışişleri'nde) böyle şeyler konuştunuz
mu?'' sorusu yöneltildi. Lieberman, bu soruya, ''Dışişleri Bakanlığı'nda
her gün yüzlerce fikir tartışma konusu edilir'' yanıtını verdi.
Bunun üzerine, Ehud Yaari, ''Açıkça
söyleyin, PKK terör örgütüne silah vs. sağlama gibi, yardım etme konusu
konuşuldu mu?'' diyerek, sorusunu yineledi.
Lieberman, soruya bu kez ''Hayır,
kesinlikle konuşulmadı'' karşılığını verdi.
Lieberman, Palmer Komisyonu raporunun
''Mavi Marmara'' baskını ile ilgili olarak İsrail'in eyleminin ve
Gazze'ye ablukanın haklı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu da ifade etti.
Lieberman, Türkiye ile ilişkilerin
normalleştirilmesinin yeniden sağlanacağı ve Türkiye'nin, böyle bir
normalleşmenin çıkarına olacağını göreceği umudunda olduğunu da
kaydetti.
10 Eylül 2011
İsrail’den PKK ve
Ermeni tehdidi
İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman'ın,
Ankara'ya misilleme olarak formüle ettiği önlemler arasında 'PKK
liderleriyle toplantılar ve ABD'deki Ermeni lobisiyle işbirliği' var.
TEL AVİV - İsrail'de yayın yapan Yedioth
Ahronoth gazetesi, "İsrail, Türkiye’yi ‘Cezalandıracak’" başlığını
kullandığı haberinde, İsrail’in Türkiye’nin yaptırımlarına karşı
önlemler alacağını duyurdu.
Gazete, "Dışişleri Bakanı Lieberman,
Türkiye’nin adımlara karşı bir dizi sert önlem formüle etti. İsrail,
ABD’deki Ermeni lobisi ile işbirliği yapıp Kürt isyancılarına askeri
destek önerebilir" diye yazdı.
Üst düzey İsrail Dışişleri Bakanlığı
yetkililerinin Perşembe günü bir araya gelerek Cumartesi günü Lieberman
ile yapılacak toplantı için hazırlıklar yaptıklarını kaydeden gazete,
Perşembe günü yapılan toplantının ardından İsrailli yetkililerin özür
dilemeyle ile pek ilgili olmadığını yazdı.
Ankara'nın İsrail ile ihtilafını, Müslüman
dünyasındaki statüsünü güçlendirmek için kullandığını öne süren haberde,
"Böylece Lieberman’ın özür dilemek için yaratıcı formüller aramaya gerek
olmadığına karar verdiği, bunun yerine de İsrail’in Türkiye’yi
cezalandırma çabalarına odaklanmasını tercih ettiği" kaydedildi.
Şimdi dışişleri bakanlığının "Türklere
karşı kullanılacak bir diplomatik ve güvenlik ‘alet çantası’nı formüle
etmeyi kararlaştırdığını" kaydeden gazete, ilk adım olarak da İsrailli
eski askerlerden Türkiye’ye yolculuk etmemelerinin, vatandaşlardan
Türkiye aktarmalı yolculuklardan vazgeçmelerinin isteneceğini kaydetti.
ERMENİ LOBİSİNE İŞBİRLİĞİ
ÖNERECEK
Planlanan diğer önlemler arasında
Ermenilerle işbirliğinin kolaylaştırılmasının bulunduğunu belirten
gazete "Lieberman’ın bu ay ABD’ye yapacağı ziyaret sırasında Ermeni lobi
liderleriyle buluşması ve Kongre’deki Türkiye karşıtı işbirliğini
önermesinin beklendiğini" belirtti.
Bu adımın "dünya çapında Ermeni
holokostunun tanınmasını teşvik çabalarına İsrail’in katkısının yapması"
anlamına geldiği yorumu yapılan haberde bunun da Türkiye’ye "ciddi bir
biçimde zarar vereceği" öne sürüldü, İsrail’in "Ağrı Dağı ile ilgili
anlaşmazlıkta Ermenistan’a destek verebileceği" de belirtildi.
PKK LİDERLERİYLE TOPLANTI
Haberde PKK ile işbirliğinin yapılacağına
da dikkat çekilirken de "Lieberman, aynı zamanda Kürt isyancı grubu PKK
liderleri ile Avrupa’da toplantıları düzenlemeyi de planlıyor. Amacı,
onlarla ‘işbirliğini yapmak ve onları mümkün olan her alanda
güçlendirmek’. Bu toplantılarda Kürtler, İsrail’den eğitim ve silah
biçiminde askeri yardım isteyebilir, böyle bir adım gerçekleşirse büyük
bir Türkiye karşıtı pozisyon olur."
Yedioth Ahronoth, haberinde ayrıca
Lieberman’ın "alet çantası"nda bir "diplomatik kampanya"nın da
bulunduğunu, bu bağlamla dünya çapındaki İsrail temsilciliklerine
"Azınlıklara karşı herhangi bir Türk girişimiyle mücadeleye katılma ve
bilgilendirme talimatı verileceğini" yazdı.
'TÜRKİYE BİZE SAYGI
GÖSTERİRSE İYİ EDER'
Gazete haberini, Lieberman’ın, "Erdoğan’a,
kendisine İsrail’e bulaşmanın pek karlı olmadığını kanıtlayacak bir
bedel ödeteceğiz. Türkiye, bize saygı ve nezaket gösterirse iyi eder"
sözleriyle noktaladı.
9 Eylül 2011
AB, Kıbrıs Rum Kesimi
Lehine Türkiye'ye tavır koydu.
AB Komisyonu'nun Genişleme ve Komşuluk
Politikası Yetkilisi Stefan Füle adına yayımlanan açıklamada, tüm AB
üyelerinin, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi dahil, uluslararası hukuka ve AB
müktesebatına uygun ikili anlaşmalar imzalama hakkına sahip oldukları"
kaydedildi.
Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre,
açıklamada, "AB, Türkiye'yi iyi komşuluk ilişkilerini ve sınır
anlaşmazlıklarının barışçıl çözümünü olumsuz etkileyecek her türlü
tehditten, sürtüşme ve eylemden kaçınmaya teşvik eder" denildi.
AB'nin "bu hedefe yardımcı olmayan
açıklamaları üzüntüyle karşıladığı" belirtilerek, Türkiye'nin iyi
komşuluk ilişkileri bağlamındaki taahhütlerinin izlenmeye devam
edileceği bildirildi.
Stefan Füle'nin dairesinden yayımlanan
açıklamada, AB dışişleri bakanlarının önceki kararlarında "Türkiye'nin,
Kıbrıs yönetimi de dahil, AB üyeleriyle ilişkilerini normalleştirme
yolunda ilerleme sağlamasının önemini" vurguladıkları hatırlatıldı.
"Kıbrıs'ta kapsamlı çözüme âcil ihtiyaç
duyulduğu" belirtilen açıklamada, sürecin başarılı sonuçlanmasını
kolaylaştıracak olumlu hava için tüm tarafların ellerinden gelen çabayı
göstermeleri istendi.
Noble Energy: Yola devam
Kıbrıs yönetiminin, Doğu Akdeniz'de ilan
ettiği ekonomik bölgede 12. parselin imtiyaz hakkını verdiği ve doğal
gaz sondajlarına ay sonuna doğru başlamayı hedefleyen Noble Energy
şirketi yetkilisi, anlaşmazlıkla ilgili olarak "Türkiye'nin uyarılarını
izlediklerini, ancak yollarına devam edeceklerini" söyledi.
AA'nın Fileleftheros gazetesinin haberinden
aktardığına göre, ABD'nin Noble Energy şirketinin yetkilisi, ABD
Dışişleri Bakanlığı ve diğer yetkililerle temas halinde olduklarını
belirterek, ''12. parselde sondajı elbette ileri götüreceğiz'' dedi.
Öte yandan, Kıbrıs Ticaret Sanayi ve Turizm
Bakanlığına bağlı Enerji Dairesi Müdürü Solon Kasinis, 12. parselde
doğal gaz bulunması halinde bunun adanın güneyine ulaştırılamayacağını,
zira yürürlükte olan yasanın, sıvılaştırılmış doğal gazla ilgili
olduğunu söyledi.
Kasinis, Noble Energy şirketinin, doğal
gazı Kıbrıs'ın güneyine iletecek deniz altı boru hattının inşasının
2014'e kadar uzatılmasına ilişkin önerisinin de kesinleşmediğini
vurguladı.
Kasinis, şirketin yılda 15 milyon ton doğal
gaz çıkarma kapasitesi bulunduğunu, bunun Kıbrıs'ın ihtiyacından fazla
olduğunu ve ihraç edilmesi gerektiğini, bunun için de doğal gazın adanın
güneyine ulaşması için terminal inşa edilmesinin şart olduğunu
belirterek, ''Ay sonunda sondaja başlayacağız. Doğal gazı, doğal
şekliyle kullanamayız. Sondaj, deniz dibinin 5 bin metre altında, su
seviyesinin 1,7 kilometre olduğu noktada, deniz suyu dışında hiçbir
kimyasal kullanılmadan yapılacak. Yıl sonundan önce, 60 ile 90 gün
içerisinde 12. parseldeki yataklar hakkında bilgi sahibi olacağız.''
dedi.
8 Eylül 2011
ABD'den Son dakika
golü
ABD minnettar ve kaygılı!
ABD'den, 'titiz ve profesyonel' bulunan
BM'nin Mavi Marmara raporuyla ilgili, raporu hazırlayan komisyona
minnettar olunduğu açıklaması geldi. Ayrıca, Türkiye - İsrail
ilişkilerinin geldiği noktadan kaygı duyulduğu kaydedildi.
Açıklama ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Victoria Nuland'dan geldi.
WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Victoria Nuland, Mavi Marmara baskınıyla ilgili BM soruşturma
komisyonunun raporunu 'titiz ve profesyonel' bir çalışma olarak
nitelendirdi.
Nuland, günlük basın toplantısında, Palmer
raporuna yönelik yorumunun sorulması üzerine, ABD'nin BM soruşturma
komisyonun kurulmasını güçlü biçimde desteklediğini ve komisyonun
şeffaf, bağımsız ve güvenilir bir soruşturma yapmasını istediklerini
hatırlattı.
''Komisyonun bu titiz ve profesyonel
çalışmasından çok minnettarız'' diyen Nuland, Türkiye ile İsrail
ilişkilerinin son durumundan 'kaygılı' olduklarını söyledi.
Bir soru üzerine, rapora ilişkin detaylara
girmeyeceğini ama raporu desteklediklerini belirten Nuland, komisyonun
'titiz ve profesyonel bir çalışma yaptığını' tekrarladı.
Raporun sonundaki, gelecekte olabilecek
benzer olayların nasıl önlenebileceğine dair bazı önerilere özellikle
dikkati çektiklerini belirten Nuland, ilgili tüm tarafları, bu
önerilerini dikkate almaya ve iyi bir şekilde uygulamaya çağırdı.
''KAYGILIYIZ''
Sözcü Nuland, Türkiye'nin İsrail'e yönelik
aldığı kararların sorulması üzerine, bu konudan kaygılı olduklarını
söyledi.
Aylardır müttefikleri olan Türkiye ve
İsrail ile bu iki ülkenin ikili ilişkilerinin geliştirilmesi ve
güçlendirilmesi için çalıştıkları ifade eden Nuland, ''Hala, iki ülkenin
iyi ilişkilerine geri dönmesinin her ikisinin de yararına olduğuna
inanıyoruz ve bu amaç doğrultusunda iki ülke ile çalışmaya da devam
edeceğiz. Ancak, iki ülkenin ilişkilerinin mevcut durumundan
kaygılıyız'' diye konuştu.
''İKİ ÜLKENİN DE
SEYRÜSEFER SERBESTİSİ VAR''
Nuland, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'in
seyrüsefer serbestisini sağlamaya yönelik açıklamalarının sorulması
üzerine de iki ülke arasındaki mevcut durumun tırmanışının
azaltılabilmesi, tansiyonun düşürülebilmesi ve ilişkilerin
geliştirilmesine yönelik görüşmelere terar geri dönülebilmesini umut
ettiklerini vurguladı.
Nuland, seyrüsefer serbestisinin hem
Türkiye hem de İsrail için geçerli olduğunu ifade ederek, ''Ancak, (bu
konuda) gelecekteki itilaflardan kaçınılmasını istiyoruz ve ABD'nin bu
iki güçlü müttefikinin birbirleriyle iyi ilişkilerinin olduğu noktaya
geri dönebilmelerini arzu ediyoruz'' dedi.
ABD NE YAPIYOR?
İki ülkenin ilişkilerinin iyileştirilmesi
için ABD'nin nasıl bir görüşme yürüttüğüne yönelik soru üzerine Nuland,
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ile Paris'te ikili görüşme yaptığını hatırlattı.
Bu görüşmenin ardından, ABD'nin Ankara
Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin, devam niteliğinde bir görüşme
yaptığını belirten Nuland, İsrail ile de son birkaç gündür bu ve diğer
konularda birçok görüşmelerde bulunduklarını bildirdi.
FİLİSTİN'İN TANINMASI
Nuland, İsrail-Filistin konusunda,
Filistin'in devlet olarak tanınmasına yönelik BM'de bu ay yapılacak
genel kurulu hatırlatarak, tek taraflı eylemlere karşı olduklarını ve
diğer müttefik ve ortaklarıyla bu tek yönlü eylemlerin desteklenmemesine
yönelik görüştüklerini dile getirdi. Bu tür davranışların değil
müzakerelerin istikrarlı bir barış getirebileceğini ifade eden Nuland,
bu konudaki Türkiye'nin bir kampanya yürüttüğüne yönelik soru üzerine,
bunun kaygı yarattığını söyledi.
07 Eylül 2011
ABD'den Filistin'e
veto
New York Times’ın haberine göre Beyaz
Saray, Mahmud Abbas’a BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in devlet olarak
tanınması için yapılacak bir oylamada veto edeceğini açık bir dille
ifade etti.
Obama yönetiminin, Filistin lideri Mahmud
Abbas’ı 20 Eylül’de yapılacak BM Genel Kurul toplantısında devlet olarak
tanınma talebini gündeme getirmemeye ikna etmek adına, taraflara yeni
bir barış görüşmeleri teklifi sunduğu ifade edildi.
New York Times’ın haberine göre Beyaz
Saray, Abbas’a BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in devlet olarak
tanınması için yapılacak bir oylamada veto edeceğini açık bir dille
ifade etti.
Ancak, ABD’nin BM Genel Kurulu’nda
Filistin’in statüsünü oy kullanmayan gözlemci “bünye”den, oy kullanmayan
gözlemci “devlet”e yükseltilmesini engelleyecek blok oy desteğine sahip
olmadığı belirtiliyor. Statü değişikliğinin gerçekleşmesi durumunda
Filistinliler BM’nin kurumlarına katılabilecek, Uluslararası Suç
Mahkemesi’nde İsrail’e karşı açılacak davalarda eli güçlenecek.
Üst düzey yetkililer, Obama yönetiminin
sadece veto hamlesinden değil, ancak sembolik önemi olan Genel Kurul
oylamasından da kaçınmak istediğini belirtti. Zira böyle bir oylama
yapılması durumunda ABD birkaç devlet dışında muhalefette tek başına
kalacak.
Adlarının açıklanmasını istemeyen
yetkililer, her iki durumda da Filistin topraklarını ve Arap dünyasını
yeni bir öfke dalgasının sarmasından endişe edildiğini belirtti. Böyle
bir durumda Başkan Barack Obama ya Filistinlilerin hayallerini suya
düşürmek ya da İsrail’in ve ABD’deki destekçilerinin tepkisini çekmek
zorunda kalacak.
Türkiye, Filistin Yönetimi'nin BM'deki
çabalarına destek veren en önemli ülkelerden biri. Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere, Ankara'nın bir süredir bu konuda
üçüncü ülkeler nezdinde girişimlerde bulunduğu ifade ediliyordu. Son
olarak geçtiğimiz günlerde, BM Mavi Marmara soruşturma komisyonunun
raporunun açıklanmasının ardından yükselen tansiyon sonucunda,
Türkiye'nin 20 Eylül'de yapılacak oylamada kritik rol oynaması
bekleniyor
04 Eylül. 2011
Amerika ve
İngiltere'ye Kaddafi ile İşbirliği Dökümanları
Libya'nın eski istihbarat
başkanının odasında bulunan eski belgeler, CIA’in bir zamanlar Kaddafi
ile yoğun işbirliği yaptığını gösteriyor.
Amerikan İnsan Hakları Gözlem (Human Rights
Watch) personeli tarafından bulunan belgelere göre, en yoğun işbirliği
terör zanlılarının Libya’da sorgulanmasında yapılmış.
New York Times gazetesinin haberinde, eski
istihbarat dairesi başkanı Musa Kuassa’nın makam odasında bulunan
belgelerin 2002-2007 yıllarına ait olduğu yazılı. Haberde, Amerikan
Merkezi İstihbarat örgütünün, işkence uygulamasıyla bilinen Libya'ya,
sorguya çekilmesi için 8 kez terör zanlısı gönderdiği ileri sürülüyor.
Haberde, belgelerden, CIA ile birlikte İngiliz İstihbarat dairesi
MI-6’nın da Libya ile yakın bağları bulunduğu ve özellikle terörizmle
mücadele konusunda Trablusgarp hükümetiyle sıkı işbirliği yaptığı
sonucunun çıktığı vurgulanıyor.
Sahte olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen
belgelerde, terör zanlılarının Libya’ya gönderilmesiyle ilgili öneriler,
sorgu takvimleri, hatta işkence sırasında zanlılara sorulacak sorular
bile var.
Belgelerden birinde CIA’in eski devlet
başkanı Muammer Kaddafi için yazdığı bir nutkun metni de bulunuyor.
CIA’in yazdığı konuşma metninde, Kaddafi, Ortadoğu’nun kitlesel imha
silahlardan arındırılması çağrısı yapıyor.
Başka bir belgede ise, 2004 yılında CIA’in
başkan yardımcı olan Stephen Kappes’in imzası var. Kappes, belgede,
Libya istihbarat dairesi başkanına, CIA’in Libya’da büro açmasını
öneriyor.
Kaddafi'nin o yıl nükleer silah programını
iptal ederek kitle imha silahlarından vazgeçtiğini açıklaması Batı ile
ilişkilerini yumuşatmıştı.
CIA sözcüsü Jennifer Youngblood, belgelerle
ilgili olarak, Amerika’nın terörle mücadele kapsamında yabancı ülkelerle
işbirliği yapmış olmasının “sürpriz olmaması” gerektiğini söylemekle
yetindi. İngiliz hükümeti ise yorumda bulunmayı reddetti.
03 Eylül 2011
Türkiye'den İsrail'e
Mavi Marmara misillemesi
Türkiye, İsrail'le tüm
askeri anlaşmaları askıya alma ve büyükelçisini sınır dışı etme kararı
aldı.
Karar İsrail'in 15 ay önce Gazze'ye yardım
götüren Mavi Marmara gemisine düzenlediği baskın hakkındaki BM raporunun
basına sızmasını izliyor.
BM Soruşturma Komisyonu, dokuz kişinin
öldüğü bu olayda İsrail'i aşırı güç kullanmakla suçluyor ancak Gazze
ablukasının yasal olduğunu da belirtiyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM
raporunun siyasi saiklere dayandığını söyledi.
Konuyu uluslararası mercilere taşımaya
kararlı olduklarını belirten Davutoğlu'na göre Türkiye'nin alacağı
önlemler şunlar:
1-İlişkiler ikinci katip
düzeyine indirilecek, bunun dışındaki tüm görevliler ülkelerine
gönderilecek
2-Askeri anlaşmalar
askıya alınacak
3-Türkiye, Doğu
Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için önlem alacak
4-Türkiye, Gazze
ablukasını tanımadığını ilan ederek konuyu Uluslararası Adalet Divanı'na
götürecek. Ayrıca BM Genel Kurulu'nu harekete geçirmek için de
girişimlere başlayacak
İsrail saldırısının Türk ve yabancı tüm
mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine destek verilecek.
"Devletimizin
kararlılığını bazıları belki anlayamamışlardı. Şu anda alınan tedbirler
bunun ilk aşamasıdır. İsrail'in davranışına göre daha ileride alınacak
başka tedbirler de söz konusu olabilir"
Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türk-İsrail
ilişkilerinde bugün gelinen noktanın sorumlusunun İsrail hükümeti
olduğunu vurgulayarak, "İsrail hükümeti gereken adımları atmadıkça bu
noktadan geri dönülmesi söz konusu olmayacaktır" dedi.
AP haber ajansına adının verilmemesi
kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkili, raporda ülkesinden özür
istenmediğini, üzüntülerini belirtmesinin ve tazminat ödemesinin
istediğini vurguladı.
Eylemlerinin uluslararası hukuka uygun
olduğunun bu raporla belgelendiğini belirten İsrailli yetkili, "bölgesel
istikrarın temel taşı olan Türkiye ile işbirliğine dönmeyi umduklarını"
söyledi.
'Uzlaşmıştık ama
bozdular'
Türkiye'nin 'Mavi Marmara
yaptırımları'
İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere
baskını hakkındaki ilgili BM raporuna tepki gösteren Türkiye, İsrail'le
tüm askeri anlaşmaları askıya alıyor, büyükelçi çekiliyor. Açıklamayı
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yaptı.
Davutoğlu ise basın toplantısında
Türkiye'nin çatışmayı değil barışı, zulmü değil adaleti hakim kılmak
isteyen bir anlayışın temsilcisi olduğunu ifade ederek "Bunun içindir ki
nasıl Bosna'daki, Kosova'daki katliamlara karşı sesimizi yükselttiysek,
Gazze'ye yapılan insanlık dışı saldırılara karşı da tepkimizi gösterdik"
diye konuştu.
Davutoğlu şunları
kaydetti:
"Gerçek barışın inşasının yolu, dost ülke
vatandaşlarını katletmekten değil, dostlukların güçlendirilmesinden
geçmektedir. Ancak mevcut İsrail hükümetinin bu yalın gerçeği görmekten,
Ortadoğu coğrafyasındaki devasa değişimlerin sonuçlarını idraktan aciz
olduğu açıktır. Bu vesileyle, aldığımız ve alacağımız tedbirlerin,
sadece mevcut İsrail hükümetinin tutumuyla bağlantılı olduğunu özellikle
vurgulamak isterim."
Ahmet Davutoğlu, İsrail ile yapılan
müzakerelerde Türkiye'nin özür ve tazminat taleplerini karşılayan
anlaşma metinleri üzerinde birkaç kez uzlaşıldığını ancak İsrail
Başbakanı Netanyahu tarafından onaylanan bu metinlerin İsrail Bakanlar
Kurulu içinde çıkan anlaşmazlıklar yüzünden vazgeçildiğini söyledi.
Dışişleri bakanı amaçlarının tarihe mal
olmuş Türk-Yahudi dostluğuna halel getirmek değil, bilakis İsrail
hükümetinin bu istisnai dostluğa sığmayan bir yanlışını düzeltmek
olduğunu da sözlerine ekledi.
Açıklamaya destek veren Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül ise "Rapor açıkçası bizim için yok hükmündedir" dedi.
Gül ''Aslında bu açıklamalar ve bu
tedbirler daha erken alınacaktı ama müttefik ülkelerin iyi niyetli
gayretlerine fırsat vermek için bugün beklenmiştir" dedi ve devam etti:
"Şu an olayların unutulmadığını ve
vatandaşlarımızın hak ve hukukunun sonuna kadar korunacağını göstermek
açısından devletimizin kararlılığını bazıları belki anlayamamışlardı. Şu
anda alınan tedbirler bunun ilk aşamasıdır. Olayların seyrine göre,
İsrail'in davranışına göre daha ileride alınacak başka tedbirler de söz
konusu olabilir.''
Hamas'tan tepki
Başkanlığını Yeni Zelanda'nın eski
Başbakanı Geoffrey Palmer'ın yaptığı BM Soruşturma Komisyonu'nun raporu
aylar önce tamamlanmış, ancak Türkiye ile İsrail'in raporun
duyurulmasından önce uzlaşma çabası içinde olmaları nedeniyle
yayımlanması ertelenmişti.
Komisyonda Kolombiya'nın eski lideri Alvaro
Uribe ile İsrail ve Türkiye'den birer diplomat da vardı.
Bu arada abluka altındaki Gazze'yi yöneten
Hamas da raporu kınadı.
Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri raporun
ablukaya meşruiyet tanıyarak, İsrail'e bu olaydaki sorumluluklarından
kaçma fırsatı tanıdığını belirtti.
2 Eylül 2011
İşte Mavi Marmara
Raporu !
New York Times gazetesine göre, Birleşmiş
Milletler Palmer Komisyonu’nun Mavi Marmara raporunda Gazze’ye uygulanan
ablukanın meşru olduğu ancak dokuz Türk’ün ölümüyle sonuçlanan baskının
“aşırı ve makul olmayan” bir hareket olduğu belirtiliyor.
Abluka Meşru
New York Times gazetesi, yarın veya
önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanması beklenen raporu internet
sitesinde yayınladı. Bu rapora göre Palmer Komisyonu İsrail’in Gazze’den
ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğu; deniz ablukasının “meşru bir
güvenlik önlemi” olduğu ve “uluslararası hukuku ihlal etmediği”
belirtiliyor. Raporda, Gazze ablukasını delmeye çalışan yardım
gemilerinin “sorumsuzca davrandığı” ifade ediliyor. Palmer Komisyonu
raporunda devamla şöyle deniyor: “Yardım gemilerine katılanların
çoğunluğu şiddet içeren bir amaç taşımıyordu, ancak başta IHH olmak
üzere yardım gemilerini organize edenlerin davranışları, tabiatı ve
amaçları konusunda ciddi sorular var. Yardım gemilerinin attığı adımlar
durumun kızışması potansiyelini taşıyordu.”
Raporda, Türkiye ve İsrail’in böyle bir
sonuç alınmasını istemediği ancak önlemek için daha fazlasının yapılmış
olması gerektiğini yazıyor. Raporda Türk yetkililerin İsraillilerle bir
çatışmayı önlemek için yardım gemilerini organize edenleri güzergah
değiştirmeye ikna etmeye çalıştığı da belirtiliyor.
Baskın Aşırı; Kabul
Edilemez
Palmer Komisyonu, raporunda İsrail’in Mavi
Marmara gemisine abluka bölgesinden uzakta son kez uyarmadan büyük bir
güçle baskın düzenlemesini “aşırı ve makul olmayan” bir hareket olarak
nitelendirdi.
Raporda, İsrail askerlerinin organize ve
şiddetli bir direnişle karşılaştığı, ancak güç kullanarak insanların
öldürülmesinin “kabul edilemez” olduğu belirtildi. Raporda İsrail’in
dokuz kişinin ölümü konusunda tatmin edici bir açıklama yapmadığı
kaydediliyor. Palmer Komisyonu, insanların sırtından, yakın mesafeden
veya defalarca vurulmasının makul bir şekilde açıklanmadığına dikkat
çekiyor. Raporda, tutuklulara kötü muamele edilmesi de eleştiriliyor.
Öneriler
BM tarafından oluşturulan Palmer Komisyonu,
böyle bir olayın tekrar yaşanmaması için tarafların önlem alması
gerektiğini vurguluyor. Raporda, İsrail’in uygun bir dille “pişmanlığını
dile getirmesi, hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemesini ve
İsrail’le Türkiye’nin tam diplomatik ilişkileri yeniden kurmasını”
öneriyor.
Raporun sonunda Komisyon’da Türkiye’yi
temsil eden Büyükelçi Özdem Sanberk’in, Gazze ablukasının meşruluğu;
yardım gemilerinin attığı adımlar; deniz ablukası konusundaki ifadelere
itirazı not ediliyor.
01 Eylül 2011
BM Mavi Marmara
Raporunu Cuma Günü Yayınlıyor
Birleşmiş Milletlerin
Mavi Marmara baskınıyla ilgili raporunu Cuma günü açıklaması bekleniyor.
Birleşmiş Milletler Palmer Komisyonu, iki
ülke arasında uzlaşma olabileceği ihtimaliyle raporun yayınlanmasını
uzun süredir erteliyordu.
İsrail askerlerinin geçen yıl Mavi Marmara
gemisinde dokuz Türk’ü öldürmesinin ardından Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesini, ölenlerin
ailelerine tazminat ödemesini ve Gazze’ye uygulanan ablukayı tamamen
kaldırmasını bekliyor. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ysa özür
dilenecek bir şey olmadığını savunuyor. Ancak Erdoğan iki ülke
ilişkilerinin daha da kötüleşebileceği uyarısında bulundu.
Türkiye BM raporunun yayınlanacağı Cuma
gününe kadar İsrail’in isteklerini yerine getirmesini bekliyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu taleplerin yerine gelmemesi
durumunda İsrail’e uygulanacak yaptırımlardan hem Amerikan hem de İsrail
hükümetinin haberdar edildiğini söyledi. Kadir Has Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Soli Özel Türkiye’nin
seçenekleri olduğuna işaret ediyor. Türkiye’nin İsrail’le diplomatik
ilişkilerinin düzeyini indirebileceğini, Filistin devletinin kurulması
için lobi yapabileceğini belirten Soli Özel, Ankara’nın ayrıca İsrail
ordusu ve devleti aleyhine uluslararası mahkemelerde dava açabileceğini
söylüyor. Özel ayrıca Amerika’nın da işlerin kontrolden çıkmaması için
yoğun çaba sarf ettiğini belirtiyor.
Gerek Türk, gerekse İsrail basınında çıkan
haberlerde Amerika’nın İsrail’e “yumuşatılmış bir özür” dileme
önerisinde bulunduğu bildirilmiş, ancak İsrail bu öneriyi reddetmişti.
Milliyet gazetesi dış politika yazarlarından Semih İdiz, Amerika’nın
böyle bir girişimde bulunmasının Türkiye’nin Ortadoğu’da artan önemine
inandığının göstergesi olduğunu söylüyor. İdiz, Türkiye’nin de bu
bölgesel öneme güvenerek İsrail’e karşı sert tutumunu koruduğu
görüşünde:
Ankara’nın geçmişte İsrail’le iyi
ilişkilere sahip olmasına çok önem vermediğini söyleyen Semih İdiz,
Türkiye’nin bölgesel öneminin de liderler düzeyinde değil, halklar
düzeyinde olduğunun altını çiziyor.
Diplomatik ilişkilerde yaşanan bunca
gerginliğe rağmen Türkiye ve İsrail arasında ticaret artmış durumda.
Soli Özel, iki ülke arasında ne yaşanırsa yaşansın, ticaretin bundan
etkilenmediğini söylüyor:
Özel ticari ambargo beklemiyor. Sivil
ticaret hacminin 3 miyar dolar olduğunu belirten Soli Özel, ticari
ilişkilere gelen zararın Başbakan Erdoğan’ın seçmenlerine de zarar
vereceğini kaydediyor.
Bununla birlikte ticari ilişkiler İsrail’in
kullanabileceği bir koz olabilir – özellikle askeri teçhizat konusunda.
Türk ordusu, PKK’yla mücadelede gelişmiş askeri teknolojileri İsrail’den
kolayca alabiliyor. Bunların başında fotoğraf çekerek istihbarat
toplayabilen insansız hava araçları geliyor. Türkiye’nin tek alternatifi
Amerika; ancak Washington’un kendi askeri ihtiyacı Türkiye’nin
taleplerinin karşılanmayacağı anlamına gelebilir. Bundan dolayı Türkiye
İsrail’le ticari ilişkilerini sürdürmekte yarar görebilir.
Milliyet gazetesi yazarlarından Aslı
Aydıntaşbaş, Başbakan Erdoğan’ın hareket alanının dar olduğunu
belirtiyor.
Aydıntaşbaş, “Başbakan’ın karakteri ve bu
konunun ne kadar önemli olduğu dikkate alınırsa, Türkiye’nin özürden
daha aşağı birşeyi kabul etmesini beklemem,” diyor.
Türkiye’nin taleplerini yerine getirmesi
için İsrail’e tanıdığı süre bitmek üzere, ancak önümüzdeki dönemde iki
ülke arasında bir uzlaşma sağlamak amacıyla uluslararası diplomatik
çabalarda artış olabilir.
31 Ağustos 2011
Netanyahu: Özür için 6
aya ihtiyacım var
İsrail Başbakanı Benjamin
Netanyahu'nun Türkiye'den özür dileyebilecek kadar elinin siyaseten
güçlenebilmesi için Mavi Marmara raporunun açıklanmasının altı ay
ertelenmesini istediği bildirildi.
İsrail'in Channel 2 televizyonu,
Netanyahu'nun Amerikalı yetkilileri arayarak, Mavi Marmara raporunun
altı ay daha ertelenmesi için BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'u ikna
etmesini istediğini duyurdu.
Habere göre Netanyahu, Amerikalılara,
raporun altı ay daha ertelenmesi halinde, hükümet içinde, sertlik
yanlılarına karşı Türkiye'den özür dileyebilecek kadar siyaseten güçlü
konuma gelebileceğini söyledi.
İsrail Hükümeti'nde, Başbakan Netanyahu ile
Savunma Bakanı Ehud Barak, Türkiye'den özür dilenmesine sıcak bakarken,
Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ile Stratejik İşler Bakanı Moşe
Ya'alon özür konusunda sert tutumlarıyla bilinen isimlerden.
'NETANYAHU ZAMAN
KAZANMAYA ÇALIŞIYOR'
Netanyahu'nun raporu erteleyerek, Lieberman-Ya'alon
ikilisine karşı elini güçlendirmek için zaman kazanmaya çalıştığı iddia
ediliyor.
Palmer Komisyonu tarafından hazırlanan
BM'nin Mavi Marmara raporunun ilk olarak geçen Mayıs ayında açıklanması
planlanmış ancak İsrail ve Türkiye'den gelen talepler üzerine bu tarihe
kadar ertelenmişti.
29 Ağustos 2011
Alman Dışişleri Bakanı
Westerwelle'ye bir şans daha
Almanya Dışişleri Bakanı
Guido Westerwelle üzerindeki baskı büyüyor.
Libya konusundaki tutumu nedeniyle partisi
ve hükümet içinde eleştirilere maruz kalan Westerwelle’ye son bir şans
daha verildi.
Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle,
Libya'da NATO'nun düzenlediği askeri operasyona ilişkin mesafeli tutumu
nedeniyle hem hükümet hem de üyesi olduğu Hür Demokrat Parti içinde
eleştirilerle karşı karşıya.
NATO'nun düzenlediği operasyona mesafeli
yaklaşan Westerwelle, Hür Demokrat Parti'nin üst yönetiminde krize neden
oldu.
Alman basınında yer alan haberlere göre,
parti içinde yapılan görüşmelerin ardından Westerwelle ile Dışişleri
Bakanı olarak yola devam edilmesi yönünde uzlaşmaya varıldı. Bunun
Westerwelle için son bir şans olduğu yorumları yapılıyor.
Hür Demokrat Parti Genel Başkanı ve
Başbakan Yardımcısı Philipp Rösler, Westerwelle'nin bakanlıktan
alınmasının söz konusu olmadığını belirtti.
Kriz yaratan açıklama
Westerwelle, Libya'da rejimin
düşürülmesinin ardından yaptığı açıklamada, NATO operasyonuna değinmeden
elde edilen başarıyı Trablus'a uygulanan, Almanya'nın da desteklediği
yaptırım politikalarına bağlamış ve Almanya'nın BM Güvenlik Konseyi'nin
Libya'ya operasyon düzenleme konusundaki kararına çekimser kaldığı
tutumu savunmuştu.
Bunun üzerine parti lideri Rösler,
“Kaddafi'nin katil birliklerine karşı kararlı bir şekilde mücadele veren
müttefiklerimize de büyük bir şükran ve saygı duyuyoruz” açıklamasını
yapmıştı.
Westerwelle sık sık
eleştirilere maruz kalıyor
“Bild am Sonntag” gazetesine konuşan
Almanya Başbakanı Angela Merkel de “Müttefiklerimize ve NATO'ya sıkı bir
şekilde bağlıyız. NATO'nun düzenlediği operasyonu da büyük bir saygı ile
karşılıyoruz” dedi.
Sözlerini düzeltti
Westerwelle de gelen yoğun eleştirilerin
ardından “Welt am Sonntag” gazetesine verdiği demeçte hem partisi hem de
hükümet içinde kriz yaşanmasına neden olan sözlerini düzeltmeye çalıştı.
Westerwelle, NATO'nun operasyonuna saygı
duyduğunu belirterek “Uluslararası askeri operasyonun da desteği ile
Libyalıların Kaddafi rejimini düşürmesinden dolayı mutluyuz” dedi.
Ancak Hür Demokrat Parti içinde
Westerwelle'ye ilişkin huzursuzluk devam ediyor.
Westerwelle, son eyalet seçimlerinde
partisinin büyük oy kaybına uğramasının ardından 10 yıldır sürdürdüğü
parti liderliğinden çekilmek zorunda kalmıştı.
Hür Demokrat Parti Genel Başkanlığı'na
Westerwelle'nin yerine seçilen Phillip Rösler, aynı zamanda koalisyon
ortağı olarak başbakan yardımcılığını da üstlenmişti.
28.08.2011
Türkiye'nin
Ortadoğu'daki rolü
Türkiye, Libya’nın yanı sıra Suriye’deki
krizin çözülmesi için çaba gösteriyor. Alman uzmanlar, Türkiye’nin Libya
ve Suriye'ye yönelik tutumunda Avrupa ile aynı çizgiyi izlemesini olumlu
olarak değerlendiriyor.
Türkiye, Kaddafi dönemi sonrasında
Libya'nın geleceğinin şekillendirilmesi için çaba harcayan ülkeler
arasında yer alıyor. Bu çerçevede, Türkiye, eşbaşkanı olduğu Libya Temas
Grubu’nun siyasi direktörler düzeyindeki toplantısına ev sahipliği
yaptı. İstanbul’daki toplantıda, Libya’nın geleceği görüşüldü. Libya'ya
acilen yardım çağrısında bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu, "Libya'nın dondurulmuş varlıklarının yeniden kullanılabilir
hâle getirilmesinin Ulusal Geçiş Konseyi için önemli olduğunu" söyledi.
Türkiye, Libya’nın yanı sıra Suriye’deki
krizin çözülmesi için de çaba gösteriyor. Türkiye’nin izlediği dış
politikayı değerlendiren Alman uzmanlar, Ankara’nın çabalarını olumlu
olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin Libya ve Suriye’ye yönelik
politikasının, Batılı ülkeler ile aynı çizgide olduğuna dikkat çeken
uzmanlar, Türkiye’nin bölgede gücünü artırabilmesi için Batı’nın
desteğine ihtiyacı olduğunu son aylarda anladığını dile getiriyor.
Almanya’nın önde gelen Türkiye
uzmanlarından Udo Steinbach, bir çok Arap ülkesinin yeniden
şekillenmesinde Ankara ve İstanbul’un önemli platformlar haline
geldiğini belirtiyor: “Türkiye çok etkin ve yapıcı bir hâle geldi.
Türkiye’nin, kriz yaşanan Libya ve Suriye gibi ülkelerde önemli bir rol
oynayabilecek durumda olduğuna inanıyorum. Bu arabulucu rol olarak
tanımlanabileceği gibi Türkiye’nin uluslararası toplum ile Arap dünyası
arasında bir anlamda iletişimi sağlaması olarak da görülebilir.”
Türkiye ile Fransa
arasındaki rekabet
Libya’da istikrarın sağlanması için çaba
gösteren ülkeler arasında Fransa da yer alıyor. Önümüzdeki hafta
perşembe günü Fransa’nın başkenti Paris’te Libya’ya destek toplantısının
düzenlenmesi planlanıyor. Türkiye ile Fransa arasında Libya sorununun
başından bu yana belirli bir rekabet yaşandığına dikkat çeken Steinbach,
ancak bu rekabette Türkiye’nin daha güçlü olduğunu dile getiriyor.
Steinbach, “Uluslararası toplum ile Libya
arasında bir arabuluculuk söz konusu olacaksa, bence bu arabuluculukta
Ankara, Paris’e göre daha uygun bir seçenek" diyen Steinbach, bunun
nedenini şöyle açıklıyor: "Çünkü Türkler, Fransızlara göre soruna nesnel
yaklaşmalarının yanı sıra olayları yakından takip ediyorlar.
Fransızların izlediği tek taraflı tutum, Libya’da başarılı bir dönüşümün
yaşanması yerine ulusal çıkarlarını ön plana çıkarttıklarını gösteriyor"
diyor.
Suriye'ye yönelik tutum
Arap ülkeleri arasında bir diğer kriz
bölgesi ise Suriye. Beşar Esad yönetimi ile iyi ilişkilere sahip olan
Türkiye, son zamanlarda Suriye’ye yönelik tutumunu sertleştirdi. Alman
uzmanlar, Türkiye’nin Libya politikasında olduğu gibi Suriye’ye yönelik
tutumunda da Avrupa ile aynı çizgiyi izlemesini olumlu olarak
değerlendiriyor. Berlin merkezli Alman Dış Politika Derneği Türkiye
Uzmanı Almut Möller, Türkiye’nin Suriye ile iyi ilişkiler kurmasının
önemli olduğuna dikkat çekiyor.
Möller, “Bir anlamda Türkiye’nin (Suriye
ile) daha kolay temas kurabileceği ümit ediliyor. Fakat diğer yandan
Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin bazı çıkarlarının olması durumu
kolaylaştırmıyor, bunlar özellikle ekonomik çıkarlar. Kanımca, Türkiye
gibi Suriye ile temas kurabilecek ülkelerin olması Avrupa Birliği’nde
bir ümit yaratıyor. Bunu geçtiğimiz haftalarda da gördük, Türk dışişleri
bakanı, örneğin Alman mevkîdaşına göre çok daha kolay bir şekilde Şam’a
ziyarette bulunabildi" ifadelerini kullanıyor.
"Türkiye, Batılı bir
siyaset izliyor"
Türkiye’nin Suriye ve Libya’ya yönelik
politikasını değerlendiren Berlin merkezli Alman Bilim ve Siyaset Vakfı
Türkiye Uzmanı Günter Seufert ise şunları söylüyor: “Türkiye kendi
istediği yolda ilerlemeyi denedi, ancak son aylarda Libya ve Suriye’de
yaşananların ardından, bu bölgede kendi yolunda ilerlemenin ne kadar zor
olduğunu gördü. Bunun yanı sıra Libya ve Suriye’deki olaylar şu sonuca
varılmasına yol açtı: Arap dünyasında değişim karşısında izlenecek
politikada Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ile işbirliği yapmak
gerekiyor.”
25.08.2011
Erdoğan-Ahmedinejad'ın
kritik konuşması
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran
Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'la telefonda 37 dakika Suriye ve bölgesel
konuları görüştü.
Başbakanlık Basın Merkezi'nin internet
sayfasında yer alan bilgiye göre, Erdoğan ile Ahmedinejad'ın telefon
görüşmesinde ikili ilişkilerin ele alındığı belirtildi.
Görüşmede, ayrıca Suriye başta olmak üzere
bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.
21 Ağustos 2011
Mısır İsrail
büyükelçisini geri çekti
Tel Aviv hükümetinin
açıklamalarına kızan Kahire, elçisini 'özür dileninceye kadar' geri
çekme kararı aldı.
İsrail'in Mısır için 'Sina'da otoritesini
kaybetti' açıklaması üzerine Kahide, Tel Aviv'deki büyükelçisini geri
çekti. Karar İsrail tarafından üzüntüyle karşılandı.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, "Kahire"nin
kararını üzüntü verici" diye değerlendirdi ve İsrail'in Mısır'la iyi
ilişkilerini sürdürme arayışında olduğunu vurguladı.
Dışişleri Bakanlığı üst düzey
yetkililerinin de Mısır'ın kararıyla ilgili olarak istişarelerde
bulundukları belirtiliyor.
Önceki gün İsrail ile Mısır sınırında, 8
İsrailli'nin ölümüne yol açan olaylar sırasında, İsrail askerlerinin
ateş açması sonucu 5 Mısır polisi de hayatını kaybetmiş; bunun
üzerine Mısır hem İsrail'in olayla ilgili soruşturma açması çağrısında
bulunmuş, hem de İsrailli liderlerin, Sina'daki otorite boşluğu
dolayısıyla Mısır'la ilgili yaptığı açıklamalara tepki göstererek, bu
"talihsiz" açıklamalar nedeniyle İsrail özür dileyinceye dek büyükelçini
geri çekme kararı almıştı.
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, sınırda
meydana gelen olayla ilgili, Mısır'ın Sina'da otoritesinin zayıfladığını
ifade etmişti.
Mısır, İsrail'in Ortadoğu ülkeleri arasında
barış anlaşması bulunan iki ülkeden biri. İsrail ile Mısır, 1979'de
barış anlaşması imzalamışlardı. İsrail ile barış anlaşması bulunan diğer
ülke Ürdün.
20 Ağustos 2011
İsrail aynı gün Özür dileyerek Mısır'ın
gönlünü aldı.
Mikhail Gorbaçof
'Rusya Geri Gidiyor’ Dedi
Eski Sovyetler
Birliği’nin son lideri Mikhail Gorbaçof hükümeti eleştirdi.
19 Ağustos 1991’de bir darbeyle görevinden
alınan Gorbaçof, Rusya’nın geri gitmesine üzüldüğünü söyledi. Darbenin
20’inci yıldönümüne iki gün kala bir açıklama yapan Gorbaçof, Rusya’nın
yeni seçime ve yeni liderlere ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Rus Komünist Partisi’nin eski başkanı,
bölge valilerinin atamayla değil seçimle, milletvekillerinin de çift
değil tek tur seçimle belirlenmesini istedi.
Gorbaçof, Rus halkının bu sürece
katılmasının şart olduğunu belirtti ve liderliğin seçkin bir grubun
tekelinde olmaması gerektiğini söyledi.
Mikhail Gorbaçof, Devlet Başkanı Medvedev
ile Başbakan Vladimir Putin’e göndermede bulunarak, “Liderlik bir ben
bir sen şeklinde de olmamalıdır,” dedi.
Başbakan Putin’i eleştirmekten kaçınan
Gorbaçof, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü izleyen yıllarda Rusya’yı,
içine düştüğü ekonomik ve sosyal sorunlardan onun çıkardığına inanıyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Mavi
Marmara olayıyla ilgili özür dilemedikçe, tazminat ödemedikçe ve
Gazze’ye ambargoyu kaldırmadıkça ikili ilişkilerinin düzelmeyeceğini
söyledi.
Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı
tarafından İstanbul’da düzenlenen Somali Zirvesi’nden sonra gazetecilere
yaptığı açıklamada, İsrail’den özür taleplerinin devam edeceğini,
Türkiye ve Mavi Marmara kurbanlarının aileleri olarak yeni adımlar
atacaklarını da söyledi.
Başbakan Erdoğan’ın tepkisi, İsrailli
yetkililerin bir süre önce yaptığı bir açıklamayı izliyor. Açıklamaya
göre İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu telefonla görüştüğü Amerika
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a Türkiye’den özür dilemeyeceklerini
söyledi.
Amerika Dışişleri Bakanlığı sözcüsü
Victoria Nuland, Clinton ve Netanyahu arasında geçen telefon
konuşmasının, ‘Türkiye’den özür dilemeyle ilgili basında yer alan
haberinde tutarsızlık olduğunu’ söyledi. Nuland, gazetecilerin ısrarlı
sorusuna rağmen tutarsızlığın nerede olduğunu açıklamadı, ancak
Amerika’nın Türkiye-İsrail ilişkilerinin gelişmesine destek verdiğini
söylemekle yetindi.
Öte yandan Birleşmiş Milletler’in Mavi
Marmara baskınıyla ilgili soruşturmasının sonuçlarını yarın açıklaması
bekleniyor.
İsrail komandoları, geçen yıl Gazze
ablukasını kırmaya çalışan yardım filosundaki Mavi Marmara’ya basarak
dokuz Türk’ü öldürmüştü.
Gemiye uluslararası sularda yaptığı baskın
için özür dilemeyi reddeden İsrailli yetkililer, olayı “meşru müdafaa”
diye tanımlıyor, tazminat ödemesi durumunda bunun geçmişteki benzer
olaylara örnek oluşturacağını savunuyor.
17 Ağustos 2011
İsrail Türkiye'den
özür dilemeyecek
İsrail'in Mavi Marmara
baskını nedeniyle Türkiye'den özür dilemeyeceği bildirildi.
ABD'den İsrail'e Mavi Marmara baskısı
İsrail Ordu radyosu, Başbakan Binyamin
Netanyahu'nun, Mavi Marmara'da ölen 9 Türk nedeniyle ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clinton'dan gelen "Türkiye'den özür dilenmesi" talebine
olumsuz cevap verdiğini duyurdu.
PALMER RAPORU BEKLENECEK
Radyo, Clinton'ın dün Netanyahu'yu
aradığını ve İsrail askerlerinin baskını sırasında meydana gelen ölümler
için İsrail'in özür dilemesi talebini bir kez daha yinelediğini aktardı.
Netanyahu'nun, Clinton'ın bu talebine karşı, "İsrail'in şu an itibarıyla
özür dileme niyetinde olmadığını" ifade ederek, olayı soruşturan BM
Komisyonu'nun Palmer Raporunun yayımlanmasını bekleyeceğini söylediği
kaydedildi.
Haberde, Netanyahu'nun Amerikalılara, "Eğer
İsrail özür dilerse, koalisyonun Yisrael Beiteniu partili lideri ve
Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın hükümeti bozacağını" anlattığı da
aktarıldı.
Amerikalı yetkililerin, Lieberman'a
yaptıkları baskılar sonucu özür dilenmesi halinde, hükümeti
bırakmayacağı sözünü almayı başardıkları ve Lieberman'ın "hükümeti
parçalamayacağı" konusunda taahhüt verdiği ifade edilen haberde, buna
rağmen Netanyahu'nun, Clinton'a şu anda ülkedeki protestoları
hatırlatarak, böyle bir dönemde yeni bir cephe açmayı doğru bulmadığını
belirttiği dile getirildi.
Ordu radyosu, ertelenen Palmer Raporunda,
"İsrail'in gemideki eyleminin sert bir şekilde eleştirilmesine karşılık,
Gazze Şeridi üzerinde uygulanan İsrail ablukasının yasal ve filonun
durdurulması kararının da haklı olduğunun" yazıldığı tahmini yapıldığını
aktardı.
Haberde, Amerika'nın yardımı ve
aracılığıyla, yaklaşık 2,5 hafta önce İsrail ile Türkiye arasındaki
krizi giderebilecek bir anlaşma sağlandığı öne sürüldü. Bu çerçevede
İsrail'in, operasyon sırasında meydana gelen taktik hatalar nedeniyle
özür dilemeyi ve aynı zamanda operasyonda zarar görenlerin aileleri için
kurulacak bir fona para aktarmayı kabul ettiği, bu anlaşma çerçevesinde
Türkiye'nin operasyonda yer alan İsrail askerlerini dava etmeyeceğinin
taahhüt altına alındığı iddia edildi. Geçen süre içerisinde ise İsrail
Başbakanının fikrini değiştirdiği belirtildi.
17 Ağustos 2011
Ankara'dan Şam'a Son
Uyarı!
Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye
yönetiminden sivilleri hedef alan operasyonları “derhal” ve “koşulsuz”
olarak durdurmasını talep etti.
Davutoğlu, ‘Bizim nihai
sözümüz budur” dedi.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Suriye yönetiminden sivil halkta kayıplara yol açan operasyonları derhal
durdurmasını talep ederek, "operasyonlar durmazsa bundan sonra atılacak
adımlar konusunda konuşulacak bir şey kalmayacağı" uyarısında bulundu.
Davutoğlu'nun beklenmedik bir basın
açıklamasıyla yaptığı uyarılar, Ankara ile Şam arasındaki gerilimi en
yüksek noktaya çıkardı. Bakan Davutoğlu, geçtiğimiz hafta Suriye Devlet
Başkanı Beşar Esad ve üst düzey yöneticilerle Şam'da 6,5 saat görüşmüş,
krizin aşılması için önerilerde bulunmuştu.
Bu görüşmenin ardından Hama'dan tankları
çeken Suriye, Ankara'da olumlu bir havanın oluşmasına yol açmıştı. Ancak
hafta sonunda muhaliflere karşı bu kez Lazkiye’de ağır silahlar ve savaş
gemileri eşliğinde operasyon başlatılması ve onlarca kişinin ölümü,
Türkiye'nin çok sert uyarısına yol açtı.
“İç işleri olarak
görülümez”
Bakan Davutoğlu'nun, Dışişleri Bakanlığında
yaptığı açıklamada, sert ve kararlı bir üslup kullanması dikkat çekti.
Perşembe akşamından bu yana Suriye
yönetiminin operasyonlarının yoğunlaştığına dikkati çeken Davutoğlu, o
günden bu yana Suriye yönetimi ile her düzeyde temasta bulunduklarını ve
operasyonların durdurulmasını talep ettiklerini kaydetti.
"Sağlıklı bir şekilde bir sürecin işlemesi
için her şeyden önce akan kanın durması lazım" diyen Davutoğlu,
Lazkiye'de ve diğer şehirlerde yaşananların iç işleri olarak
görülmesinin söz konusu olamayacağını ve mazur görülemeyeceğini söyledi.
Davutoğlu, “Ümidimiz, bu sesimize kulak
verilir ve operasyonlar bir an önce durdurulur. Bizim nihai sözümüz
budur” ifadelerini kullandı.
15.08.2011
Yılan hikayesine döndü
İran'ın Karayılan'ı
yakaladığı iddiasının doğru olmadığı kısa sürede ortaya çıktı.
İranlı yetkili isim vermediğini dile
getirdi. Anadolu Ajansı da haberi kaynağından düzelttiğini duyurdu.
İran'ın PKK'nın iki numaralı ismi Murat
Karayılan'ı yakaladı iddiasının doğru olmadığı saatler sonra ortaya
çıktı.
İddia ilk olarak dün TRT Haber tarafından
ortaya atılmıştı. Bugün ise Anadolu Ajansı, İran kaynaklarına
dayandırdığı haberinde İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika
Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi'nin Karayılan'ın yakalandığı
iddiasını doğruladığını duyurdu.
Ancak saatler sonra Anadolu Ajansı bu
iddiayı kaynağından düzelttiği yönünde bir haber verdi.
Yine Burucerdi'ye dayandırılan haberde bu
kez Karayılan ismi yer almıyordu. Haberde sadece Burucerdi'nin 'İki
numaralı ismi' ele geçirdikleri ifadesi yer alıyordu.
NTV'nin haberine göre ise iddialar üzerine
Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi, İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış
Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi ile görüştü. Karayılan
yakalandı iddiaları sorulan Burucerdi, kendisinin böyle bir açıklama
yapmadığını söyledi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu de, İran
Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ile görüştü ve Salihi'nin PKK
elebaşısı Murat Karayılan'ın İran tarafından yakalandığına ilişkin
ellerinde bir bilgi bulunmadığını söylediği öğrenildi.
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin,
Karayılan' ın yakalandığı haberlerini "Bizim tarafımızdan henüz teyit
edilmemiş bir bilgidir" sözleriyle değerlendirdi.
14 Haziran 2011
PKK'nın Elebaşı Murat
Karayılan Yakalandı (!)
İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika
Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, terör örgütü elebaşı Murat
Karayılan'ın, İran tarafından yakalandığını söyledi.
Haberi dünyaya ilk olarak TRT haber
duyurmuştu.
İran, terör örgütü PKK'nın elebaşı Murat
Karayılan'ın yakalandığı haberini teyit etti.
İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika
Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, Fars Haber Ajansına yaptığı
açıklamada, terör örgütü elebaşı Murat Karayılan'ın, İran tarafından
yakalandığını söyledi.
Konuya ilişkin haberleri değerlendiren
Burucerdi, ''Bu haberler doğrudur, İran istihbarat birimleri PKK'nın iki
numaralı ismini tutuklamıştır'' ifadesini kullandı.
Burucerdi, ''İstihbarat güçlerimiz,
Karayılan'ı yakalayarak önemli bir iş başarmışlardır'' diye konuştu.
İran Devrim Muhafızlarının, 16 Temmuz'dan
beri terör örgütü PJAK'a yönelik operasyonlarında örgüte darbe
vurulduğunu kaydeden Burucerdi, ''Bizim, Devrim Muhafızlarından da
beklentimiz budur'' dedi.
TRT Haber, terör örgütü elebaşı
Karayılan'ın yakalandığını dünyaya duyuran ilk haber kanalı olmuştu.
Ancak Haber üzerinde spekülasyonlar
halen sürüyor.
14 Haziran 2011
Erdoğan Obama ile
Suriye'yi görüştü
Başbakan Erdoğan, ABD
Başkanı Obama ile telefon görüşmesi yaptı.
Görüşmede Suriye'deki olaylar ele alındı.
İSTANBUL - Başbakan Eroğan ile Obama
arasındaki görüşmede bölge meselelerinin yanı sıra, Suriye’deki olaylar
ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin durumun aciliyeti ele alındı.
Erdoğan ve Obama Suriye hükümetinin sivil
halka karşı şiddet kullanması hususundaki derin kaygılarını ifade
ettiler. Görüşmede ayrıca demokrasiye geçiş için halkın meşru
taleplerinin hızlı bir şekilde karşılanmasının önemine değinildi.
İki lider, Suriye’de akan kanın derhal
durması ve halka yönelik şiddetin son bulması gerektiğine vurgu yaptı.
Erdoğan ve Obama, Suriye yönetiminin
atacağı adımları yakından izlemeye devam etme, önümüzdeki süreçte de
karşılıklı istişareleri sürdürme konularında mutabakata vardılar.
İki lider, Afrika'daki kuraklıkla mücadele
için yakın işbirliği yapma, insanların hayatlarını kurtarmayı amaçlayan
yardımları bölgeye ulaştırma çabalarını artırma konularında da görüş
birliğine vardı.
11 Ağustos 2011
'Amerika'yla Türkiye
Yakın Diplomatik Koordinasyon İçinde'
“Türkiye’yle ortaklığımız
var. Biz müttefikiz.
Dışişleri Bakanı Clinton, Dışişleri Bakanı
Davutoğlu’yla çok yakın bir şekilde çalışıyor. Mesajlarını koordine
ediyorlar.
Ve bu mesajın daha da yüksek sesle
duyulması için müttefiklerle ve ortaklarla işbirliği yapılıyor.”
Victoria Nuland
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Türkiye’yle
Amerika arasında Suriye konusunda “çok yakın diplomatik koordinasyon”
bulunduğunu söyledi. Sözcü Victoria Nuland, dün akşam ABD Dışişleri
Bakanı Hillary Clinton’la Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun uzun
süren bir telefon görüşmesi yaptığını ve görüş alışverişinde bulunduğunu
belirtti.
Bir gazetecinin Türkiye’de Davutoğlu’nun
Amerika’nın mesajını Suriye’ye taşıyıp taşımadığı konusundaki tartışmaya
dikkati çekmesi üzerine, Nuland, Türkiye’de neyin tartışmaya yol
açtığını bilmediğini; “Türkiye’yle Amerika’nın bu ve diğer bölgesel
konularda çok yakın diplomatik uyum içinde olduklarını,” vurguladı.
“Bunun iki ülkenin diplomasisi açısından son derece önemli olduğunu”
belirten Amerikalı Sözcü, “Türkiye’yle ortaklığımız var. Biz müttefikiz.
Dışişleri Bakanı Clinton, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla çok yakın bir
şekilde çalışıyor. Mesajlarını koordine ediyorlar. Ve bu mesajın daha da
yüksek sesle duyulması için müttefiklerle ve ortaklarla işbirliği
yapılıyor,” dedi.
Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Victoria Nuland, telefon görüşmesinde iki bakanın Suriye Devlet Başkanı
Beşir Esat üzerinde "baskı uygulama konusunda birlikte çalışmayı teyit
ettiklerini" kaydetti.
Nuland, ayrıca, “Türkiye’yle Amerika
Suriye’ye yapılan çağrılar konusunda görüş birliği içinde” olduğunu
vurguladı ve Suriye’de “şiddete son verilmesi; tankların çekilmesi ve
demokratik geçiş sürecinin başlaması,” çağrısında bulundu
10 Ağustos 2011
ABD'den Ankara'ya
Suriye Mesajları
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen
hafta sonu Esad Rejimi’ne yönelik yaptığı “Sabrımız taşıyor. Suriye iç
meselemiz, gereğini yapmak durumundayız. Dışişleri Bakanımı Salı günü
Suriye’ye gönderiyorum.” açıklamasının hemen ardından Amerika’dan gelen
mesajlar ile buna bağlı diplomasi ve toplantı trafiği baş döndürdü.
Washington, Ankara’dan “Suriye Ordusu’nun
kışlasına dönmesi ve tutukluların derhal serbest bırakılması” mesajının
muhataplarına iletilmesini istedi. Suriye ziyareti öncesinde Dışişleri
Bakanı Davutoğlu ile bir telefon görüşmesi yapan Amerika Dışişleri
Bakanı Clinton, Amerika’nın Şam yönetimine baskıyı sürdürmekte kararlı
olduğunu da vurguladı.
Bu mesajların hemen ardından da Amerika’nın
Ankara Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone, Erdoğan’ın Dış Politika
Başdanışmanı İbrahim Kalın ile Başbakanlıkta görüştü.
Toplantı çıkışında gazetecilerin ısrarlı
soruları üzerine kısa bir açıklama yapan Ricciardone, “Genel bir
değerlendirme yaptık. Dışişleri Bakanı Clinton’un mesajlarının devamı ve
takibi niteliğinde bir toplantıydı.” dedi.
Ricciardone’nin ziyareti, Başbakanlıkta
yapılan “dış güvenlik” toplantısıyla hemen hemen aynı saatlerde
gerçekleşti.
Başbakanlıktan bu toplantıya ilişkin kısa
açıklamada ise;
“Başbakanlık Merkez Binası’nda bugün saat
12.00’de Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında,
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın katılımlarıyla, dış
güvenlik konularının ele alındığı bir bilgilendirme ve değerlendirme
toplantısı yapılmıştır.” denildi.
Dış güvenlik toplantısının hemen ardından
da Bakanlar Kurulu toplantısına geçildi.
Gözlemciler, Salı günü Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu’nun Şam’a yapması planlanan ziyaretin hemen öncesinde
gerçekleşen bu yoğun trafiğin, Türkiye’nin konuya verdiği önemin ve
süreçte oynadığı etkin rolün bir yansıması olarak
değerlendirilebileceğine dikkat çekiyor.
Başbakan Erdoğan’ın bir “son uyarı” hatta
“ultimatom” özelliği içeren son konuşmasını da hatırlatan gözlemciler,
bu haftanın Esad rejiminin geleceği için kritik önemde olduğuna vurgu
yapıyor.
Türk medya kuruluşları da Erdoğan’ın
açıklamalarını biraz gecikmeli olsa da gerçek perspektifine oturtmaya
başlamış görünüyor.
Başbakan’ın “Suriye iç meselemiz” ve
“Sabrımız taşıyor” vurgularına dikkat çeken basın kuruluşları,
Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeni bir döneme girilmekte olduğuna işaret
ediyor.
08 Ağustos 2011
'İsrail Türkiye'den
özür dileyebilir'
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Mavi
Marmara baskınında hayatını kaybeden dokuz Türkiye vatandaşı için özür
dilenmesinin olasılık dahilinde olabileceğine işaret etti.
Washington'da konuşan Barak, "Mavi Marmara
operasyonu sırasında yaşanan sorunlar için özür dilemeyi düşünebiliriz,
eğer herhangi bir sorun yaşandıysa" dedi.
Orta Doğu Reuters haber ajansına göre,
Barak'ın önerisi ülkenin Ankara'yla 13 aydır yaşadığı çıkmazın
derinliğini anlamayı hedefliyor.
Ajans, açıklamanın bir yandan da Başbakan
Netanyahu'nun koalisyon hükümetinin daha sert bir çizgiye sahip olan ve
Türkiye'nin özür dilemesi gerektiğini düşünen üyelerini de kazanmayı
hedeflediğini aktarıyor.
Barak, iki ABD müttefiki olan Türkiye ve
İsrail'in ilişkilerinin düzeltilmesinin önemi üzerine yaptığı
konuşmasında , olası bir özüre ilişkin de: "Bundan hoşlanmıyorum ama göz
önünde bulundurmamız gereken bir seçenek" dedi.
Türkiye, iki ülke ilişkilerinin düzelmesi
için İsrail'den tam bir özür ve hayatını kaybedenler için tazminat
ödenmesini istiyor.
Birleşmiş Milletler'in Mavi Marmara
raporunun bulgularının ise Ağustos ayında açıklanması bekleniyor.
Ehud Barak, konuşmasında eski Yeni Zelanda
başbakanı Geoffrey Palmer tarafından kaleme alınan raporun "İsrail için
sorunlu unsurlar" da içereceğini ifade etti.
29 Temmuz 2011
Sarkisyan Karabağ'dan
sonra Ağrı'ya gözü dikmiş.
Başbakan Erdoğan, "Biz, Karabağ bölgesini
düşmanın elinden kurtardık. Ağrı Dağı bölgesinin alınması ise gençlere
kalıyor" diyen Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ı sert bir dille
eleştirdi.
BAKÜ - Bakü
ziyaretini sürdüren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile düzenlediği ortak basın toplantısında,
"Bu bir devlet adamına veya bir Cumhurbaşkanına yakışan bir ifade, bir
yaklaşım tarzı değildir. Gelecek kuşakları kin ve nefretle donatmak
devlet adamlarına yakışmaz" dedi.
"Sarkisyan’ın
yaptığı tahriktir, gençliğini kin ve nefretle donatma gayretidir" diyen
Erdoğan, "Ermenistan gençliğinin geleceği karanlık olacaktır, bu
olaylara hep karanlık gözlüklerle bakacaklardır" diyen Başbakan Erdoğan,
"Karabağ’da işgal vardır, işgalci bellidir. Bunu biz demiyoruz BM diyor.
Çözüme yönelik olumsuz bakış Ermenistan’dan geliyor" ifadelerini
kullandı.
ÖZÜR
DİLESİN
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Azerbaycan
devamlı olumlu yaklaşımını ortaya koymuştur. 'Siz şu anda Karabağ'ı
teslim aldınız bizden, biz ölüp gideceğiz, Ağrı'yı da siz
halledeceksiniz'. Böyle bir mantık olur mu, böyle bir anlayış, böyle bir
istikamet, böyle bir ufuk gençliğe verilir mi? Bu ne demektir,
'Ermenistan Türkiye ile ey gençler, bundan sonra istediği gibi istediği
şekilde bir savaşa da girebilir'. Bunların hepsini reddediyoruz, böyle
bir devlet adamlığı, böyle bir diploması olmaz. Sarkisyan burada çok
ciddi bir yanlış yapmıştır, tarihi bir yanlışın altını bizzat kendisi
tescilleyerek çizmiştir. Özür dilemesi lazım ve bu yanlışından dönmesi
lazım.”
27 Temmuz
2011
Meclis Ekibi İngiltere ve İra Barışını
inceliyor
AK Parti, CHP ve BDP milletvekilleri,
İngiltere ve İrlanda'da nasıl barış anlaşması imzalandığı ve IRA'nın
nasıl silah bıraktığı üzerine deneyimleri inceliyor.
İSTANBUL - AK Parti, CHP ve BDP
milletvekilleri ile akademisyen ve gazetecilerden oluşan heyet,
İngiltere, İrlanda ve İskoçya'da ‘kısmi özerklik ve Britanya merkezi
hükümetinin bazı yetkilerinin devri’ konusunda saha çalışması yapıyor.
Heyet üyeleri, hem İngiltere hem de IRA temsilcileriyle bir araya
geliyor.
Program kapsamında, Kuzey İrlanda barışının
mimarı olarak gösterilen ve İngiltere eski Başbakanı Tony Blair'in
danışmanı olan Jonathan Powell da, milletvekillerine IRA'nın nasıl silah
bıraktığını ve barış anlaşması imzalandığını anlattı.
Temaslar hakkında NTV'ye bilgi veren AK
Parti Milletvekili Mehmet Tekelioğlu ve Lütfü Elvan, temasların Kürt
sorununun çözümüne model arayışı olmadığını söyledi.
"Tekelioğlu temasların özellikle BDP'li
arkadaşlar açısından yararlı olacağını umuyorum" ifadesini kullandı.
CHP'li Levent Gök ise "Her ülke kendi
çözümlerini kendi üretmeli” dedi.
Gök, “Kuzey İrlanda modelinin incelenmesi,
CHP'nin özerklik modeline yeşil ışık yaktığı anlamına gelir mi?" sorusu
üzerineyse “Öyle bir şey söz konusu değil, biz onların tecrübelerini
dinliyoruz" yanıtını verdi.
BDP'li Ayla Akat Ata da "Sorunlar nasıl
çözülmüş bunları değerlendiriyoruz" şeklinde konuştu.
KİMLER KATILIYOR?
Demokratik Gelişim Enstitüsü adlı düşünce
kuruluşunun düzenlediği 5 günlük programa, AK Parti’den Karaman
Milletvekili Lütfi Elvan, Sivas Milletvekili Nursuna Memecan, İzmir
Milletvekili Mehmet Tekelioğlu; CHP’den Ankara Milletvekili Levent Gök,
İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu; BDP’den Batman Milletvekili Ayla
Akat Ata, Van Milletvekili Nazmi Gür ve Blok’un İstanbul Milletvekili
Levent Tüzel katılıyor.
Heyette ayrıca gazeteciler Hasan Cemal, Ali
Bayramoğlu, Bejan Matur, Cengiz Çandar, Prof. Dr. Mithat Sancar
(Demokratik Gelişim Enstitüsü üyesi), Prof. Dr. Sevtap Yokuş (Kocaeli
Üniv. Hukuk Fakültesi) ve Yılmaz Ensaroğlu da (SETA Vakfı İnsan Hakları
ve Hukuk Koordinatörü) var.
Bu arada, Davete katılan gazetecilerden
Hasan Cemal, Jonathan Powel'ın Kuzey İrlanda sorununun nasıl çözüldüğünü
anlattığı konuşmasının satır başlarını Çarşamba günkü köşesine taşıdı.