©2006

Dünya Siyaseti

Son Güncelleme:04/02/12

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya

Dünya Siyaseti Haber, Yorum ve Analizleri

Ülkeler

Dünya Basını

Türkiye Siyaseti

Nükleer Güçler

Silahlanma

 

Önceki Sayfalar:

"Türkiye'de kurulan füze radarı gereksiz"

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov  

Rusya Dışişleri Bakanı'ndan nükteli mesaj: Acaba ABD bunun farkında mı?

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye'de kurulan füze radar sisteminin gereksiz olduğunu söyledi.

Lavrov, 48. Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmada, ABD'nin Doğu Avrupa'da kurmak istediği füze savunma sistemlerinin ülkesinde alarm çanlarını çaldırdığını belirterek, bu konudaki endişeleri göz ardı edildiği sürece görüşmelerde bir ilerleme sağlanabileceğine inanmadığını ifade etti.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da Türkiye'de kurulan füze radar sisteminin hiçbir ülkeye karşı bir tehdit oluşturmayacağını söylediğine işaret eden Lavrov, "Türkiye'de kurulan füze radar sistemleri gereksiz. Acaba Amerika bu sistemleri hiç kimseye karşı kullanamayacağının farkında mı?" şeklinde konuştu.

Yine de olayı büyütmediklerini ve görüşme kapısını açık tuttuklarını kaydeden Lavrov, NATO'nun doğuya doğru genişlemesini de bir tehdit olarak görmediklerini, ancak kurallar gereği gerekli önlemleri almak durumunda olduklarını söyledi.

"ESAD'IN DOSTU DEĞİLİZ"

Arap Birliği'nin Suriye konusunda almak istediği kararları destekleyip desteklemediğinin sorulması üzerine de Lavrov, Suriye halkını her zaman desteklediklerini ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın da dostu olmadıklarını, ancak bu ülkede farklı silahlı grupların da bulunduğunu ve halka yönelik şiddetin sadece hükümet birlikleri tarafından gerçekleştirilmediğini belirtti.

Arap Birliği'nin, Suriye'de şiddetin önlenmesini ve dışarıdan bu ülkeye yönelik müdahale olmamasını istediğine işaret eden Lavrov, kendilerinin bu isteklere uygun olarak hazırladığı bir karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi'nde gerekli desteği bulmadığını, Batılı ülkeler tarafından hazırlanan diğer bir karar tasarısına da kendilerinin, askeri müdahaleyi dışlamadığı için karşı çıktığını ifade etti.

Reddettikleri karar tasarısının Suriye'deki hükümet birliklerinin silah bırakmasını da öngördüğünü, ancak ülkedeki diğer silahlı grupları ele almadığını kaydeden Lavrov, hazırlanacak karar tasarısında bunun da dikkate alınması ve bu konulara daha fazla açıklık getirilmesi gerektiğini söyledi.

Suriye'ye silah sevkiyatı yapmalarının bu ülkedeki ve bölgedeki durumu daha da gergin hale getirip getirmediğinin sorulması üzerine de Lavrov, "Suriye'ye yönelik silah satışlarımız bölgedeki dengeleri bozmuyor ve uluslararası yasalara da aykırı değil" diye konuştu.

"EVET SURİYE'YE SİLAH SATIYORUZ AMA..."

Lavrov, Suriye'ye sattıkları silahların büyük silahlar olduğuna dikkati çekerek, bunların ülkedeki güncel çatışmalarda kullanılmadığını belirtti.

Avrupa ülkelerini Rusya'ya müdahale etmekle de eleştiren Lavrov, dünyadaki tüm ülkeleri işbirliğine davet ettiklerini, ancak Rusya'da yaşanan transformasyon sürecinin hızının ülkesindeki şartlara bağlı olduğunu ve dışarıdan müdahalelerle değişmeyeceğini sözlerine ekledi.

04 Şubat 2012

Münih Güvenlik Konferansı Başladı

  Münih Güvenlik Konferansı Başladı

Konferansta, enerji kaynaklarının dağılımı, çevresel faktörler ve ekonomik krizin güvenliğe etkileri tartışılacak.

Bu yıl 48'incisi düzenlenen konferansa 80 ülkeden 10 devlet başkanı veya başbakan, 40 bakan ile Avrupa Birliği'nden 4 komiser ve 200 gözlemci katılıyor.

Amerikan ve Rus Dışişleri Bakanları ile uluslararası kuruluşların temsilcileri, konferansın önemli konukları arasında...

Konferansta bu yıl değişen dünyada enerji kaynakları ve dağılımı, çevre ve iklimin korunması, finans krizinin uluslararası güvenliğe etkisi gibi konular ele alınacak.

NATO-Rusya ilişkileri, Asya kıtasının gittikçe artan önemi ve Arap Baharı da konferansın önemli gündem maddeleri arasında bulunuyor.

Münih Güvenlik Konferansı-2012  

Münih Güvenlik Konferansı'nda Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu temsil edecek.

Davutoğlu, konferansın son gününde "Yeni Bir Ortadoğu İnşası'' konulu panelde konuşma yapacak.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, önemli ikili görüşmelerde de bulunacak.

03 Şubat 2012

Avrasya için 'Ateş çemberi' uyarısı

Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanı James Clapper  

ABD Ulusal İstihbarat Bürosu, Kongre’ye Amerika'yı etkileyebilecek terör tehditleri ve ülkelerle ilgili raporunu sundu.

Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanı James Clapper, CIA Başkanı David Petraeus ile Ulusal İstihbarat Bürosu, Kongre’ye, iç ve dış politikaları Amerika’yı etkileyebilecek ülkeler ve terör tehditleriyle ilgili rapor sundu.

Büro Başkanı James Clapper tarafından sunulan raporda en çok üzerinde durulan ülkeler İran, Kuzey Kore, Afganistan, Pakistan ve Nijerya oldu.

Tahminler özetle şöyle:

İran: Atom bombası yapıp yapmayacağı belli değil. Hükümet içte ve dışta çok ciddi siyasi ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Fakat ekonomik sıkıntının rejim değişikliğine sebep olacağı sanılmıyor.

Kuzey Kore: Bu ülkenin nükleer silahları ve füzeleri bölge ülkeleri için tehdit oluşturmaya devam edecek. Uzakdoğu’da barış ve istikrarı tehdit etse de, Pyong Yang hükümetinin nükleer silahlarını sadece özel koşullar ve olağanüstü durumlarda kullanacağı tahmin ediliyor.

Afganistan: Taliban öncülüğündeki direniş bazı yerlerde kırıldı bazı yerlerde kırılamadı. Taliban hala hem Amerika hem de NATO’nun Afganistan’daki hedeflerine ulaşmasını önleyecek güce sahip.

Pakistan: Silahlı Kuvvetler el Kaide militanları ve örgüt için çalışan yabancı eylemcilere karşı başarılı olamadı.

Nijerya: Yoksulluk, bitip tükenmeyen toplumsal olaylar ve Boko Haram adlı batı düşmanı şeriatçı örgütün kanlı eylemleri hem bu ülkeyi hem de Amerikan çıkarlarını tehdit ediyor.

'AVRASYA ATEŞ TOPUNA DÖNÜŞEBİLİR'

Raporda, Orta Asya ve Kafkas ülkelerindeki huzursuzluklar, zayıf hükümetler ve çözülememiş anlaşmazlıkların her an parlayıp Avrasya’yı ateşe boğabileceği öngörüsü yapılıyor.

'ABD'NİN ORTADOĞU'DA ETKİSİ AZALDI'

Arap Baharı’na da değinilen raporda, geçen yılki gelişmelerin Amerika’nın Ortadoğu’daki olaylara yön verme gücüne zarar verdiği yazılı. Rapora göre, devam eden toplumsal olaylar teröristlerin bu ülkelerde daha rahat hareket edebilmelerini mümkün kılacak. Raporda Amerika’nın bilgisayar şebekesine yönelik en ciddi siber tehdidin Çin ve Rusya’dan geldiği belirtiliyor ve bu iki ülkeyle birlikte İran’ın şebekeyi ekonomik ve sanayi casusluğu için kullandığı ileri sürülüyor.

Terörizm konusunda El Kaide’ye Pakistan’da büyük bir darbe vurulduğu belirtilen raporda, El Kaide’den esinlenerek çeşitli ülkelerde kurulan grupların tehdit oluşturmaya devam ettiği öne sürülüyor.

01 Şubat 2012

Meksika'dan Sonra Pakistan da Kabul Etti

Hocalı soykırımı  

Meksika Parlamentosu'nun ardından Pakistan Senatosu Dışişleri komisyonu da Hocalı'da yaşananları soykırım olarak kabul etti.

Ermenilerin Hocalı'da 1992 yılında yaptığı katliamın bilançosu ağır oldu.

63'ü çocuk, 106'sı kadın, 70'i yaşlı, tam 613 kişi hayatını kaybetti.

Yıllarca bu vahşete gözünü kapayan ülkeler, Azerbaycan'ın başarılı politikası sonrasında Hocalı soykırımını meclis gündemlerine getirmeye başladı.

Meksika'dan sonra şimdi de Pakistan, Hocalı katliamına kayıtsız kalmadı.

Pakistan İslam Cumhuriyeti Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Hocalı'da yaşananları Katliam olarak kabul etti.

Kararda, ayrıca, Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sinin işgal edildiği, binlerce sivilin öldürüldüğü bir milyon insanın göçmen durumuna düştüğü vurgulandı.

Ayrıca komisyon, Birleşmiş Milletler kararları gereği Ermenistan'ın Karabağ'dan çekilmesini istedi.

Hocalı soykırımı

01 Şubat 2012

Gül'den, "Utanç Yasası" Anayasa iptal Yorumu

  Gül'den, "Utanç Yasası" Yorumu

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Fransa'da utanç yasasına itiraz edilmesiyle ilgili konuştu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasanın iptali için Meclis'ten 65, Senato'dan 72 üyenin Anayasa Konseyi'ne başvurmasıyla ilgili olarak, ''Ben Fransızların kendi ülkelerine böyle büyük bir gölge düşürülmesine müsaade edeceklerini tahmin etmiyordum. Onun için de baştan beri bu konuya dikkat çektim.

Gördüğümüz kadarıyla bu süreç böyle gelişiyor.

Şimdi Anayasa Mahkemesi muhakkak ki doğru kararı verecektir'' dedi.

31 Ocak 2012

Davutoğlu Sırbistan'a Gidiyor

Belgrad Sırbistan  

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci'nin bu yılki Gayri resmi Dışişleri Bakanları Toplantısı için Sırbistan'ın başkenti Belgrad'a gidecek.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Balkan ülkelerini bir araya getiren ve bölgeden kaynaklı yegane işbirliği girişimi olma özelliğini taşıyan toplantıda, Türkiye'yi Davutoğlu'nun temsil edeceği belirtildi.

Açıklamada, toplantıda Balkanlar'da son dönemde kaydedilen gelişmelerin ele alınacağı ve Sırbistan Dönem Başkanlığının faaliyet programının görüşüleceği vurgulandı.

Toplantı çerçevesinde Davutoğlu'nun ayrıca ev sahibi ülke ve üye ülkelerin Dışişleri Bakanları ile ikili temaslarda bulunacağı bildirildi.

30 Ocak 2012

Davutoğlu: Komşularımızı Nato'dan hedef yaptırmayız

  Davutoğlu ve Lavrov

Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin NATO içinde hiç bir zaman Rusya, İran veya Suriye gibi komşu ülkelerin hedef gösterilmesine razı olmadığını söyledi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Üst Düzey İstişare Konseyi (ÜDİK) bünyesindeki Ortak Stratejik Planlama Grubu'nun (OSPG) ikinci toplantısının ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

"KOMŞULARIMIZI HEDEF YAPTIRMAYIZ"

Bakan Davutoğlu bir gazetecinin sorusu üzerine, Türkiye'nin İran konusunda herhangi bir yabancı müdahale girişimi içinde olmadığını belirterek, ''NATO içindeki hiç bir çalışmada, hiç bir komşu ülkenin hedef gösterilmesine razı olmadık. Kaldı ki bu bizim için bu bir NATO meselesi de değildir. İran-Türkiye sınırı hep barış sınırı olmuştur ve hep böyle de kalacaktır'' dedi.

"SİVİL HALKA ŞİDDET DURMALI"

Bir başka soru üzerine Lavrov ile hem İran hem Suriye konusunda kapsamlı ve yararlı değerlendirmede bulunduklarını vurgulayan Davutoğlu, ''Suriye konusunda sivil halka dönük şiddetin bir an önce durması önemli. Suriye halkının kendi kaderini tayin çerçevesinde reform sürecinin başlatılması önemli. Bu konuda hem sivil kayıpların durması, hem reform sürecinin uygulanmasında aynı yaklaşıma sahibiz'' diye konuştu.

Türkiye olarak Arap Ligi'nin inisiyatifine her zaman destek verdiklerini ve bu konunun Suriye ve bölge içinde çözümünün önemli olduğuna işaret eden Davutoğlu, ''Biz bölgemizde hem zaman önemli rol oynayan Rusya ile yoğun istişarelerle soruna çözüm bulunması için birlikte çalışmaya hazırız. Bu konuda Rusya'nın çok ciddi katkılar yapacağına inanıyoruz'' ifadesini kullandı.

"İRAN MASAYA DÖNMELİ"

İran konusunda Rusya ile pozisyonlarının çok yakın olduğunu söyleyen Davutoğlu, İran'ın bir an önce nükleer programıyla ilgili oluşturulan 5 1 formatındaki müzakerelere geri dönmesini, özde kapsamlı müzakerelerin önce başlanıp bu sorunun çözülmesinin en büyük dilekleri olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin, İran'ın müzakere masasına geri dönmesi halinde söz konusu görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu söyleyen Davutoğlu, Rusya'nın, Türkiye'nin evsahipliğine verdiği desteğe teşekkür etti.

LİBYA MUHALEFETİNE DESTEK

Davutoğlu, bir gazetecinin, Ankara'nın Libya ve Suriye muhalefetine verdiği destek ve bu desteği Türkiye'deki Kürtlerin durumuna ilişkin sorusu üzerine şunları söyledi:

''Çok farklı alanda 3 soru uzun cevap gerektiriyor. Türkiye'nin bu konulardaki politikası ilkeseldir. Bu ilkelerden biri, herhangi bir ülkede herhangi bir kimse demokratik talepte bulunursa, bu taleplere destek veririz. Ama kimsenin de iç işlerine karışmayız ve kimseye yönlendirmede bulunmayız. İkinci ilke de bütün bu süreçlerin diplomatik ve barışçıl yollardan gelişmesini hedefleriz'' dedi.

"KADDAFİ SÖZÜMÜZÜ DİNLESEYDİ..."

Libya ve Suriye konusunda bu ilkelere sadık kaldıklarını ve Libya'da aylarca Muammer Kaddafi'ye haklı taleplerde bulunan halkına silah çekmemesi tavsiyesinde bulunduklarını söyleyen Davutoğlu, ''Yabancı müdahaleye karşı çıktık. Aylarca sadece Türk Büyükelçiliği açık kaldı. Kaddafi halkını dinlemek ve uzlaşmak yerine o halkı öldürmeye başlayınca ilkesel olarak o halkın yanında yer almaya başladık. Kaddafi tavsiyelerimizi dinlemiş olsaydı, o zaman Rusya da benzer tavsiyelerde bulunmuştu, bugün Libya'da halkıyla barış içinde yaşıyor olabilirdi'' diye konuştu.

"SURİYE ÖRNEK OLABİLİRDİ"

Türkiye'nin Suriye yönetimine de bu yönde tavsiyeleri sürdürdüğünü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin de defalarca Suriye'ye gittiğini kaydeden Davutoğlu, ''Halkıyla birlikte reform yapması ve halkına silah çekmemesi için tavsiyede bulunduk ve hep destek verdik. Ancak bir çok takvim getirilmesine ve bir çok reform sözü verilmesine rağmen özellikle Ağustos ayında, Müslümanlar açısından kutsal olan Ramazan ayında sivil halka yönelik büyük katliam olunca aynen Libya'daki gibi halkın yanında yer aldık'' dedi.

Davutoğlu, Suriye'nin Rusya ve Türkiye'nin tavsiyelerine uyup reformları başlatmış olması halinde bugün Orta Doğu'da örnek ülke haline gelmiş olacağını belirterek, ''Moskova'dan Suriye yönetimine aynı çağrıyı tekrarlıyoruz. Halka karşı silahların susturulması ve reformların bir an önce başlaması. Bütün grupların birlikte barış içinde bir Suriye'yi inşa etmesi ama bugün bunları söylerken bile Suriye'de insanlar ölmeye devam ediyor'' dedi.

Davutoğlu, Suriye halkı ve Türkiye arasında büyük bir akrabalık bağı olduğunu da kaydederek, ''Tabi biz yine bu tavsiyelere devam edeceğiz. Evet Suriye muhalifleri Türkiye'de toplanıyor. Keşke özgür şekilde Şam'da toplansaydı.

Türkiye demokratik bir ülke. Suriye muhalefeti toplandığı gibi Suriye hükümeti yanlıları da toplandı. Ümit ederiz ki Suriye halkı kendi kaderini tayin hakkını bulur ve Suriye istikrarlı bir hale gelir'' diye konuştu.

"KÜRTLER EN FAZLA BİZİM PARTİMİZDE TEMSİL EDİLİYOR"

Tüm bu konuların Kürt sorunuyla bir ilgisinin olmadığını söyleyen Davutoğlu, ''Bunları hangi mantıkla örtüştürdünüz, bilemiyorum. Bugün en radikal görüşler bile TBMM altında ifade edilebiliyor. Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşlarımız da bir çok siyasi partide temsil ediliyor. En çok da benim üyesi olduğum ve hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi'nde temsil ediliyor. Suriye ve Libya'daki halk Türkiye'dekine benzer bir demokrasiyi özledikleri için ayaklanıyor. Bunu ifade ediyorlar'' dedi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da, Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerin son dönemde büyük bir ivme kazandığını ve iki ülke arasındaki yeni stratejik ilişki paradigmasının Avrasya coğrafyasının istikrar unsuru olacağına işaret ederek, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 5 yıl içinde 100 milyar dolara mutlaka çıkaracaklarını vurguladı.

25 Ocak 2012

ABD Hürmüz Boğazı İçin İran'a Meydan Okudu

  Amerikan Savunma Bakanı Leon Penetta

Hürmüz krizi yeniden alevlendi. İran'ın "Hürmüz Boğazı"nı kapatırım" restine ABD Savunma Bakanı, "Müdahaleye hazırız" cevabını verdi.

Amerikan Savunma Bakanı Leon Penetta, İran'a meydan okudu. Peneta, petrol taşımacılığında kilit öneme sahip Hürmüz Boğazı'nı korumaya ve her tür tehditle başa çıkmaya hazır olduklarını söyledi.

Paneta İran'a Cevap verdi

İran'ın kendini tehdit altında hissetmesi halinde Hürmüz Boğazı'nı kapatacağı yönündeki açıklaması Peneta'ya hatırlatıldı.

"Bölgedeki Amerikan askeri varlığını güçlendirmek için şimdilik özel bir adım" atılmayacağını söyleyen Savunma Bakanı Peneta, "Sorunla başa çıkmaya şu an zaten tümüyle hazırız. Eğer mecbur kalırsak askeri karşılık vermeye de hazırlıklı olacağımızı her zaman net biçimde ortaya koyduk" diye konuştu.

Yeni Yaptırım Hazırlığı

Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri, İran üzerindeki ekonomik baskıyı arttırmak için yeni yaptırımlara hazırlanıyor.

Aralarında Çin, Güney Kore, Japonya ve Türkiye'nin de bulunduğu ülkelere İran'dan petrol almaya devam etmeleri halinde Amerikan piyasasında iş yapamayacakları söyleniyor.

Ancak hem yaklaşan başkanlık seçimleri hem de Amerikan halkının pençesinde kıvrandığı ekonomik kriz Amerikan yönetiminin işini zorlaştırıyor.

İran Riyali ABD Doları Karşısında Geriledi

İran piyasaları ise şimdiden etkilenmeye başladı. İran riyalinin değeri Amerikan doları karşısında yaklaşık yüzde 40 geriledi.

19 Ocak 2012

'İran yaptırımlarının, nükleer programla ilgisi yok'

  Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov

Moskova’dan, İran'a yönelik uluslararası yaptırımların artırılması konusunda eleştiri geldi.

Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, uygulanmakta olan yaptırımların ülke ekonomisine darbe vurarak İran halkına zarar verdiğini belirtti.

Lavrov Moskova'da yapılan basın toplantısında, yaptırımların daha da artırılmasının muhtemel amacının İran toplumunda huzursuzluk yaratmak olduğunu ve bunun Tahran'ın barışçıl bir nükleer programa sahip olması açısından hiçbir faydası olmayacağını söyledi.

Rus dışişleri bakanının açıklamaları, Avrupa Birliği'nin İran'ın petrol endüstrisine yönelik ABD yaptırımlarına verdiği desteği artırmayı değerlendirdiği bir dönemde geldi.

Sergei Lavrov, AB'nin gündeminde olan yaptırımları sıkılaştırmak konusuna da değinerek, bu yönde atılacak bir adımın İran'la nükleer program konusunda kurulmaya çalışılan diyaloga da zarar vereceğini belirtti.

Rusya, İran’a yönelik Birleşmiş Milletler merkezli bazı yaptırımlara destek verse de son dönemde Tahran’a uygulanan yaptırımların artırılmasına açık bir şekilde karşı çıkmakta.

ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri bir süredir İran'ın petrol sektörünü hedef alan yeni yaptırımlar uygulamak için adımlar atıyor, oluşabilecek açığın ise Körfez ülkelerinden kapatılması formülü konuşuluyordu.

ABD'nin uluslararası petrol satışlarında işlemleri üstlenen İran merkez bankası ve benzeri bankalara yaptırım kararı ardından, ay sonunda Avrupa Birliği de benzer bir yaptırım paketi üzerinde uzlaşmayı umuyor.

Birliğe üye devletler, İran'dan ham petrol ithalatını yasaklama kararı üzerinde ise prensipte anlaşmaya vardı.

BM bünyesinde ise Rusya ve Çin, İran'a yaptırım uygulanması fikrinden hoşnut değil.

18 Ocak 2012

İsrail'den Türkiye'ye Zeytin Dalı

  tr-israil, bayrak

İki ülke arasında yaşanan koltuk krizinin mimarı İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon, Türkiye'ye yönelik sıcak mesajlar yolladı.

Ayalon, "Türkiye ve Türk halkını çok takdir ediyoruz. İsrail, Türkiye ile ilişkilerin yeniden normalleşmesini çok istiyor" dedi.

Türkiye'nin hızla büyüyen ekonomisi, uluslararası arenadaki güçlü ve istikrarlı ülke imajı İsrail'i, Ankara konusundaki politikalarını gözden geçirmeye zorluyor.

İki yıl önce Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi'ne yaşattığı koltuk kriziyle iki ülke arasında krize yol açan İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon bu kez, ülkesiyle Türkiye arasındaki buzları eritmenin yollarını arıyor.

Ayalon İngiltere'nin başkenti Londra'da "Chatham House" düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada, Türkiye'ye son derece sıcak mesajlar yolladı.

Daniel Ayalon, "Türkiye ve Türk halkını çok takdir ediyoruz. Türkiye bölgesinde vazgeçilmez bir ülke" dedi.

Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunun altını çizen Ayalon, " İsrail, Türkiye ile ile ilişkilerin yeniden normalleşmesini çok istiyor. İkili ticari ilişkilerimiz geçen yıl yüzde 33 arttı ve bu halklarımızın işbirliği yapma isteğini ortaya koyuyor" diye konuştu.

İki ülke arasında kışkırtıcı söylemlerden kaçınılması gerektiğini ifade eden İsrailli yetkili, "Mavi Marmara olayının sonuçlanmasını ve kapatılmasını istiyoruz" dedi.

Ayalon, bir gazetecinin İsrail ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında savunma alanında yapılan anlaşmaları hatırlatması üzerine " Bu ilişkiler ve anlaşmaların Türkiye'ye yönelik bir tehditmiş gibi algılanmaması gerekir" şeklinde konuştu.

Dışişleri Kaynaklarından İlk Yorum

Dışişleri Bakanlığı kaynakları ise, Ayalon'un açıklamalarının sorulması üzerine, Türkiye'nin Mavi Marmara baskınına ilişkin özür ve tazminat beklentilerini hatırlattı.

Kaynaklar, "Ayalon böyle söylüyorsa bahsettiği konudaki beklentilerimizin karşılanması gerektiğini de biliyordu" değerlendirmesini yaptı.

17 Ocak 2012

ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Marc Grossman Türkiye’ye geliyor

ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Marc Grossman  

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Büyükelçi Grossman’dan Afganistan ve Katar’a giderek Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai ve Katarlı yetkililerle uzlaşma çabalarını görüşmesini istedi

ABD’nin Afganistan ve Pakistan Özel Temsilcisi Marc Grossman'ın Türkiye dahil bölge ülkelerinde Afganistan'la ilgili danışmalarda bulunacağı açıklandı.

Amerika Dışişleri Bakanlığının yaptığı yazılı açıklamaya göre, Büyükelçi Grossman, 15-27 Ocak tarihleri arasında Ankara, Riyad, Abu Dabi, Kabul ve Doha’da temaslar yapacak.

Açıklamada, Amerikan Özel Temsilcisi Grossman’ın Afganistan’ın demokratikleşme, ekonomisini güçlendirme, barış ve istikrara kavuşma çabalarını güçlendirmek amacıyla Afganistan’ın öncülük ettiği ulusal uzlaşma çabalarına destek arayacağı bildirildi. Amerikan stratejisi Afganistan’da istikrarın sağlanmasından sonra 2014 yılında bu ülkedeki askerlerin çekilmesini öngörüyor.

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Yasim bir Cabor’la dün yaptığı görüşmede, Amerika’nın, Afganistan’ın önderliğindeki bir uzlaşma çabasını destekleyeceğini söylemişti. Clinton ayrıca, Afganistan’da çatışmaları sona erdireceğine inandığı taktirde Amerika’nın da görüşmelere katılabileceğini belirtmişti.

  karzai

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Büyükelçi Grossman’dan Afganistan ve Katar’a giderek Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai ve Katarlı yetkililerle konuyu görüşmesini istedi. Bakan Clinton’ın ayrıca Grossman’dan Türkiye dahil Afganistan süreciyle ilgilenen bölge hükümetleriyle de danışmalarda bulunmasını istediği bildirildi.

Büyükelçi Marc Grossman ABD'nin Ankara eski büyükelçilerinden.

12 Ocak 2012

Rusya'ya göre, Şam'a müdahalede Türkiye kilit rol üstlenecek.

Nikolay Patruşev  

Rusya, NATO üyeleri ve bazı Körfez ülkelerinin Suriye'ye askeri müdahale yapmaya hazırlandığına dair istihbarat aldığını iddia etti.

Rusya'ya göre, Şam'a müdahalede Türkiye kilit rol üstlenecek.

Uzun süre Rus iç istihbarat Servisi FSB'nin başkanlığını yapan ve şu anda Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı olan Nikolay Patruşev Rus İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, bazı NATO üyesi ülkelerin Suriye'ye askeri müdahale hazırlığı yaptığına dair bilgiler elde ettiklerini söyledi. Patruşev, NATO üyesi Türkiye'nin bu konuda kilit rol oynayabileceğini savundu.

ABD ve Türkiye'nin Suriyeli isyancıları korumak için Suriye içinde uçuşa yasak bölge oluşturulması olasılığı üzerinde çalıştığını savunan Patruşev, ''Bize bazı NATO üyesi ve Körfez ülkelerinin dolaylı müdahaleden doğrudan askeri müdahaleye geçmek için Libya benzeri senaryo üzerinde çalıştıklarına dair bilgi geliyor'' dedi.

SURİYE'YE BASKI NEDENİ İRAN

Patruşev, Batı'nın Suriye'ye muhaliflere baskı yaptığı için değil, İran'la ittifakı sona erdirmediğini için baskı yaptığını savundu.

Sovyetler Birliği'nden beri Suriye ile geleneksel dostluk ilişkilerine sahip olan Rusya, Libya'daki senaryonun burada da tekrarlanmasına karşı çıkıyor.

DIŞİŞLERİ'NDEN AÇIKLAMA

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal ise, basını bilgilendirme toplantısında Patruşev'in ortaya attığı iddialarla ilgili olarak, senaryolar üzerinden ya da tam metnini görmediği açıklamalara ilişkin yorum yapmak istemediğini söyledi.

12 Ocak 2012

'Süper güç' ABD'yle birlikte kaybedecek ülkeler

Zbigniew Brzezinski  

ABD'de 1977-1981 yılları arasında Başkan Jimmy Carter döneminde ulusal güvenlik yardımcılığı yapan, dünyanın sayılı stratejistleri arasında gösterilen Zbigniew Brzezinski "süper güç" ABD'nin yerini Çin ve Hindistan'a kaptırması sonrası senaryoyu yazdı.

Brzezinski, ABD'nin dünya liderliğini kaybetmesiyle birlikte Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Ortadoğu'daki ülkelerin zor günler geçireceğini iddia etti.

BRZEZİNKSİ'NİN 8 SENARYOSU:

GÜRCİSTAN: ABD'nin dünya arenasında lider özelliğini yitirmesinden en zararlı çıkacak ülke Kafkasların zayıf ülkesi Gürcistan olacak. Bu küçük ülke Rusya'nın politik sindirmesi ve askeri saldırılarına maruz kalacak. ABD, 1991 yılından bu yana Gürcistan'a 3 milyar dolar yardımda bulundu. 2008'de Rusya'nın Gürcistan'a saldırısı sonrasında Washington 1 milyar dolar yardım yaptı.

OLASI ETKİLERİ: Rusya, Avrupa'nın güney enerji koridorunu daha rahat kontrol edebilecek, bu Moskova'nın Avrupa'ya siyasi ajandasını daha fazla dayatması anlamına geliyor. Ayrıca domino etkisiyle Azerbaycan'da zarar görecek.

TAYVAN: 1972 yılından bu yana ABD, iki tarafın statükoyu güç dengesiyle bozmasını önlemek için "tek Çin" formulünü çok ince bir çizgide yürütüyor. Pekin'nin güç kullanma hakkını saklı tutması, ABD'nin Tayvan'a silah satmasına haklılık kazandırıyor. Ancak son yıllarda Çin ve Tayvan ilişkilerini karşılıklı olarak geliştirdi. Ancak ABD'nin dünya sahnesinden çekilmesi Çin'in Tayvan'a siyasi ve askeri açıdan baskı yapması anlamına gelecek.

OLASİ ETKİLERİ: Çin'le ciddi bir çatışma riski.

GÜNEY KORE: Çin ve Sovyetler Birliği'nin desteğiyle Kuzey Kore'nin saldırısına uğrayan Güney Kore, 1950 yılından bu yana ABD'nin garantörlüğü altında. Seul'deki ekonomik patlama ve demokratik bir sisteme sahip olması ABD angajmanının başarısını gösteriyor. ABD'nin süper güç olarak değerini yitirmesi Güney Kore'ye acı bir reçeteye mal olabilir. Güney Kore ya Çin'in bölgesel üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalacak ya da Kuzey Kore ve Pekin'in etkisinden kaçmak için, tarihi düşmanı Japonya'ya yanaşmak zorunda kalacak.

OLASI ETKİLERİ: Kore yarımadasındaki ekonomik ve askeri istikrar, ABD'nin bir süper güç olarak Japonya ve Güney Kore'nin arkasında yer almasına bağlı.

BELARUS: Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Avrupa'nın diktatörlükle yönetilen son ülkesi Belarus hala Rusya'ya ekonomik ve siyasi açıdan bağımlı yaşıyor. Belarus ihracatının üçte birini Rusya ile gerçekleştiriyor ve enerji ihtiyacı nedeniyle Rusya'ya göbekten bağlı. ABD'nin zayıflamasıyla birlikte Rusya'nın Belarus'u tekrar kendi bünyesine almanın önünde neredeyse hiçbir engel kalmıyor.

OLASI ETKİLERİ: Sovyetler Birliği'nden ayrılan Baltık ülkelerinin güvenliği tehlikeye girecek. Bu durumdan özellikle Letonya etkilenecek.

UKRAYNA: Sovyetler Birliği'nden ayrıldıktan sonra Batı ile Rusya arasında sıkışıp kalan ülkelerden biri de Ukrayna. Ukrayna 2005, 2007 ve 2009 yıllarında Rusya'nın etkisinden kurtularak Batı'ya yanaşmaya çalıştı ancak Rusya'nın siyasi baskısı, doğalgaz ve petrol musluklarını kapatma tehdidi bu ülkeyi köşeye sıkıştırdı. Son olarak Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç, doğalgaz indirimi karşılığında Rusya'ya Karadeniz kıyısındaki Sivastopol'da 25 yıl daha bir deniz üssü bulundurmasına izin veren anlaşmaya imza attı. Rusya, ortak bir ekonomik bölge oluşturulması için Ukrayna'ya baskıya devam ediyor. ABD'nin süper güç olarak değerini yitirmesiyle, Avrupa'nın Ukrayna'yı batıya entegre etme isteği daha da zayıflayacak.

OLASI ETKİLERİ: Rusya'nın emperiyalist istekleri yeniden canlanmaya başlayacak.

AFGANİSTAN: Sovyetler Birliği'nin 9 yıl işgali döneminde Batı'nın görmezden geldiği Afganistan daha sonra hastalıklı Taliban yönetiminin pençesine düştü. 2001 yılından bu yana ABD ve NATO'nun bu ülkede El Kaide ve Taliban'a karşı düzenlediği askeri operasyonlar Afganistan'ı enkaza çevirdi. Ülkede işsizlik oranı yüzde 40 ve tek gelir kaynağı ilegal uyuşturucu ticaretinden. ABD'nin bu ülkedeki etkisini kaybetmesi bir yandan rakip savaş baronlarının yeniden çatışmaya başlamasına neden olacak. Ayrıca komşu Pakistan ve Hindistan, Afganistan üzerinden güç denemesi yapacak. Diğer taraftan İran da bu ülkedeki etkisini artırmaya çalışacak.

OLASI ETKİLERİ: Taliban'ın yeniden iktidara dönmesi, Afganistan'ın Pakistan ve Hindistan'ın savaş alanına dönüşmesi ve uluslararası terörün cennetine dönüşmesi

PAKİSTAN: Pakistan 21'inci yüzyılın nükleer silahlarına sahip olmasına rağmen ordusu 20'inci yüzyılda kaldı. Halkın büyük bir bölümü hala kabile hayatı yaşadığından modernleşmeden uzak. Hindistan'la çatışma Pakistan'a bir ulusal kimlik bilinci kazandırıyor ancak Keşmir hala önemli bir sorun olarak ortada duruyor. ABD'nin süper güç olarak zayıflaması, Pakistan'ın yapısal dönüşümünü gerçekleştirmek için gerekli olan ekonomik yardımların kesilmesi anlamına geliyor. Bu durum Pakistan'ın askeri diktatörlükle yönetilmesi ya da radikal bir İslam cumhuriyetine düşmesi tehlikesini beraberinde getiriyor.

OLASI ETKİLERİ: Nükleer güce sahip savaş baronları ortaya çıkabilir. İran benzeri nükleer silaha sahip, Batı karşıtı bir rejim kurulabilir. Buradaki çatışma Hindistan, Çin ve hatta Rusya'ya sıçrayabilir.

İSRAİL VE ORTADOĞU: Süper güç ABD'nin dünya arenasında çekilmesinin Ortadoğu'da siyasi istikrarın sonu olacak. Ortadoğu'daki tüm ülkeler iç politik çekişmeler, sosyal ayaklanmalar ve dini fundamentalizmin pençesine düşecek. İsrail ve Filistin sorunu çözülmeden ABD gerilemeye başlarsa bu sorun Ortadoğu'daki siyasi atmosferi zehirlemeye devam edecek. Bölgede İsrail düşmanlığı daha hız kazanacak. İran ve İsrail'in Hamas ve Hizbullah aracılığıyla çatışmasından en büyük zararı Lübnan ve Filistinli siviler görecek ve toplu ölümler olacak. Daha kötü senaryo ise İsrail ve İran'ın doğrudan birbirlerini vurması olacak.

OLASI ETKİLERİ: ABD ve İsrail'in doğrudan çatışmaya girmesi, İslami radikalizmin yükselmesi, ABD'nin Körfez ülkeleri müttefiklerini kaybetmesiyle dünya genelinde enerji krizi.

11 Ocak 2012

Rumlar İsrail’le savunma anlaşması imzaladı

  Rumlar İsrail’le savunma anlaşması imzaladı

Kıbrıs Rum yönetimi ile İsrail arasında, savunma işbirliği ile bilgilerin korunması ve değişmesi konularında iki anlaşma imzalandı.

Rum radyosunun haberine göre anlaşmaya, İsrail'i ziyaret eden Rum yönetimi Savunma Bakanı Dimitris İliadis ile İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak imza koydu.

Barak, imza töreninde yaptığı açıklamada, anlaşmayı, ''uzun süreli bir dostluğun başlangıcı ve tarihi buluşma'' olarak niteledi.

İliadis de, iki ülke arasındaki işbirliğinin derinleştirilmesinin bölgede barış ve istikrarı amaçladığını savundu. Dimitris İliadis'in ziyaretiyle, ilk kez bir Rum savunma bakanı İsrail'i ziyaret etmiş oldu.

09 Ocak 2012

Davutoğlu'nun Kritik Ziyaretinden Önemli Mesajlar

  Davutoğlu'ndan İran'da Üst Düzey Temaslar

İran'da üst düzey görüşmeler yapan Davutoğlu, Türkiye'ye NATO kalkanıyla ilgili Tahran'a güvence verdi. İşte kritik ziyaretten yansıyanlar..

Dış polikitada gözler Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun İran ziyaretindeydi. Üst düzey görüşmeler yapan Davutoğlu, Türkiye'ye NATO kalkanı konuşlandırılması kararıyla ilgili İran'a güvence verdi. Davutoğlu, "Sistem sadece savunma amaçlı, hiçbir ülkeyi hedef almıyor, hiçbir komşumuza tehdit değil" dedi.

Gündemde , Suriye , Irak ve ABD ile İran arasında yaşanan gerginlik de vardı.

Davutoğlu'ndan İran'da Üst Düzey Temaslar

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Rahimi, Dışişleri Bakanı Salihi ve İran'ın nükleer konulardaki baş müzakerecisi Celili ile biraraya gelen Davutoğlu kritik tüm başlıkları masaya yatırdı.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Tahran'da Türkiye'de konuşlanacak radar sisteminin sadece savunma amaçlı olduğunun altını çizdi.

“İran’ı Tehdit Olarak Görmüyoruz, Bazı Gerçekler Çarpıtılıyor”

Davutoğlu, “Herhangi bir ülke karşı değil, herhangi bir ülkeyi de tehdit olarak görmüyoruz. İran ile karşılıklı güven söz konusu. Ama çıkan bazı haberler hiç hoş değil. Bazı gerçekler çarpıtılıyor. Türkiye'nin İran ile kardeşlik bağları yıpratılmak isteniyor. İran kardeş bir ülke ve tehdit olarak görmüyoruz" dedi.

“400 Yıllık Sınırımız Hep Aynı Kalacak”

Türkiye'nin bu görüşlerinin NATO belgelerine de yansıtıldığını vurgulayan Davutoğlu, "Türkiye topraklarından herhangi bir saldırıya izin vermeyiz. Türkiye'nin komşularına saldırmak için bir nedeni yok. 400 yıllık sınırımız tarihin sonuna dek aynı kalacak" ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Tahran'da Iraklı Şii Lider Mukteda El Sadr ile de bir araya geldi .Gündem Irak'taki mezhep çatışmasıydı.

Davutoğlu, bu konuda, "Irak'ta siyasi liderler Irak'ın geleceğini birlikte inşa edecekler. Karşılıklı suçlamalar yerine siyasi bir birliktelik içinde Irak'ı çeşitli mezheplerin birlikte yaşadığı bir barış, istikrar bir refah ülkesi haline getirmeleri gerektiğini düşünüyoruz" şeklinde konuştu.

Gündemdeki Diğer Konular

Ziyarette Suriye konusunun üzerinde de önemle durulduğu belirtiliyor.

Diğer önemli ve müzakere edilen konu ise PKK oldu.

Ayrıca, İran yönetimi ile Amerika arasında yaşanan Hürmüz Boğazı sorunu da Davutoğlu'nun ziyaretininde gündeme geldiği ifade ediliyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ocak ayında Rusya'ya Şubat ayında Washington'a bir ziyaret planlıyor. Bu durum "Türkiye'yi yeni bir arabuluculuk dönemi bekliyor" yorumlara neden oluyor.

5 Ocak 2012

Davutoğlu İran'da

Davutoğlu ve İran Dışişleri bakanı Ali Ekber Salihi  

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak’taki siyasi kriz dahil çeşitli konularda görüşmelerde bulunmak üzere İran’a gitti.

Tahran’da İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi tarafından karşılanan Davutoğlu’nun, temaslarında, Irak ile ilgili bazı kritik sorunları gündeme getirmesi ve Türkiye’nin Iraklı Kürtlerle yakın bağlarını yeniden vurgulaması bekleniyor.

Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sünni Tarık el-Haşimi, hakkında çıkarılan tutuklama emri üzerine Kuzey Irak’taki Kürt bölgesine sığındı. Haşimi, Şii rakiplerini yok etmek için ölüm mangaları kurmakla suçlanıyor. Sünni lider suçlamaları reddediyor. Irak’ın Şii Başbakanı Nuri el-Maliki Iraklı Kürtlerden Haşimi’yi teslim etmesini istedi. Ancak Kürtler bunu reddetti ve bunun yerine krizi çözmek için görüşmeler yapılması çağrısında bulundu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal, Ankara’nın bu yaklaşımı kuvvetle desteklediğini söylüyor.

Ünal, Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’nin son gelişmeleri ele almak için Irak’taki bütün partilerin katılacağı ulusal bir toplantı çağrısında bulunmasını desteklediklerini belirtirken, Ankara’nın Kürt yönetimiyle iyi ilişkileri olduğunu ve bu ilişkileri devam ettireceğini vurguluyor.

Uzmanlara göre Ankara’nın bölgesel Kürt yönetimine verdiği güçlü destek Türkiye’nin İran ile bozulan ilişkisini de yansıtıyor. Ankara’da İran’ın, Şii iktidarı güçlendirmek için perde arkasından Irak’taki siyasi karışıkları yönlendirdiği kuşkusu var.

Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden profesör ve eski büyükelçi Murat Bilhan, güçlü ekonomik faktörlerin de Ankara ile Kürt yönetimi arasındaki ilişkileri geliştirdiği görüşünde.

Kürt bölgesinin büyük enerji rezervlerine sahip olduğu sanılıyor. İşin bir de ticaret yönü var: Iraklı Kürt liderler, bölgede iş yapan yabancı şirketlerin yüzde 60’ının Türk olduğunu belirtiyor.

Eski büyükelçi Bilhan, Türkiye’nin Kürt bölgesinde özel çıkarları olduğunu söylüyor.

Karşılıklı ziyaretler yapıldığını, Kürtler’in danışma ve işbirliği projeleri için Türkiye’ye geldiklerini belirten Bilhan, tarafların birçok konuda birleştiğini vurguluyor.

Ancak Kuzey Irak’ta üslenen PKK militanları Türkiye’ye sık sık sınır ötesi saldırılar düzenliyor. Türk savaş uçakları da PKK üslerini düzenli biçimde bombalıyor. Bu da bölgesel Kürt yönetiminin sert protestolarına yol açıyor.

Habertürk gazetesi dış politika yazarı Soli Özel, ikili ilişkilerde ekonomik çıkarların PKK tehdidinden daha ağır bastığı görüşünde.

Iraklı Kürtlerin PKK’ya karşı savaşamayacaklarını ancak başka yollardan yardımcı olacaklarını söylediklerini belirten Soli Özel, Türkiye’nin kendisini bu duruma uydurmak zorunda kalacağını söylüyor. Ancak Özel, ticaretin milyarlarca doları bulduğunu; jeopolitik, tarihsel ve sosyolojik koşulların Iraklı Kürtleri Araplardan çok Türkiye ile işbirliğine yönelteceğini vurguluyor.

04 Ocak 2012

Davutoğlu İran'a Gidiyor

  Davutoğlu İran'a Gidiyor

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, 4-5 Ocak'ta Tahran'a bir çalışma ziyareti gerçekleştirecek.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, çalışma ziyareti için Tahran'a gidiyor..

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Davutoğlu, 4 - 5 Ocak günlerinde İran'a bir çalışma ziyareti gerçekleştirecek.

Davutoğlu'nun ziyareti, iki ülke dışişleri bakanlarının yılda en az iki kere biraraya gelerek istişarelerde bulunma kararları çerçevesinde gerçekleşecek.

Dışişleri, söz konusu ziyareti 'mutad istişarelerin devamı' olarak niteledi.

Davutoğlu, ziyareti kapsamında mevkidaşı Ali Ekber Salihi'yle görüşecek. Görüşmede, ikili, bölgesel ve uluslararası ilişkiler ele alınacak.

Ayrıca Suriye ve Irak'taki gelişmeler ile İran'ın nükleer programı gibi güncel konularda da görüş alışverişinde bulunulacak.

4 Ocak 2012

Rusya’nın Suriye hamlesi Batıyı Şaşırttı

  BM Güvenlik Konseyi

Rusya, BM Güvenlik Konseyi'ne Suriye'de şiddetin sona ermesi çağrısında bulunan bir karar tasarısı sundu. Askeri müdahale seçeneğini içermeyen tasarı, Batı'da şaşkınlık yarattı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunduğu karar tasarısıyla, Suriye'deki tüm taraflara derhal şiddete son verilmesi çağrısında bulunan Rusya, Esad rejiminden ülkede ifade özgürlüğüne izin verilmesini istedi. Tasarıda Rusya, Suriye'deki sivil ölümlerle ilgili soruşturma açılması çağrısında bulundu.

Rusya’nın BM’ye sunduğu bu tasarı, Suriye'deki rejime herhangi bir yaptırım içermiyor. Tasarıda, Esad rejimine askeri müdahale seçeneği kabul edilmiyor.

WASHINGTON MEMNUN

BM Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip daimi üyelerinden olan Rusya’nın bu kararı Washington’u memnun etti. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bu kez Moskova ile birlikte hareket edebileceklerini umduğunu belirtti.

Clinton, “Ümit ediyoruz ki bu meselenin Güvenlik Konseyi’ne gitmesi gerektiğini ilk kez kabul eden Ruslarla bu kez birlikte çalışabiliriz. Sadece bu konuya yaklaşımlarımızda farklılıklar var ancak umuyoruz ki onlarla çalışabileceğiz.” ifadelerini kullandı.

BATILI DİPLOMATLAR ŞAŞKIN

Batılı diplomatlar, Rusya’nın Suriye'ye karşı tasar sunmasını şaşkınlıkla karşıladı. Metinde bazı değişiklikler talep etti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'de rejimi kınayan bir karar tasarısı, Rusya ve Çin'in vetosuna takılarak ekim ayında reddedilmişti.

16 Aralık 2011

Dışişleri'nden Fransa'ya 'Soykırım' Çağrısı

  Fransa'ya 'Soykırım' Çağrısı

Fransız Ulusal Meclisi'nin, "Ermeni soykırımı" iddialarını inkarın suç sayılıp cezalandırılması dosyasını yeniden gündeme getirmesi Türkiye'nin tepkisi çekti.

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları konusunda Fransa'dan beklentisinin, Türkiye ve Ermenistan arasında tarihe ilişkin ihtilafın diyalog yoluyla görüşülmesine yapıcı katkılarda bulunması olduğunu belirtti.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Fransa'da bilinen siyasi dinamiklerle 2001 yılında kabul edilen ve 1915 olaylarına ilişkin tartışmada tek tarafın görüşlerine itibar eden yasadan bu yana, bu yasaya cezai yaptırım gücü kazandırılması yönündeki girişimlerin özellikle Fransa'daki seçim dönemlerinde nüksettiğinin görüldüğü vurgulandı.

Açıklamada, 7 Aralık 2011 tarihinde Ulusal Meclis'in Kanunlar Komisyonu'nda kabul edilen yasa teklifinin bunun son örneğini oluşturduğu ifade edilerek, bu ciddi konunun Türkiye için ne derece hassas olduğunun Fransız yönetimi tarafından bilindiği hatırlatıldı.

'TELAFİSİ MÜMKÜN OLMAYAN ADIMLAR ATMAYIN'

Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Türkiye ve Fransa'nın ikili ve uluslararası düzeyde işbirliği imkanlarını arttırabilecekleri istikrarlı bir döneme girilmişken, bu defa telafisi mümkün olmayacak adımların atılmaması ümit edilmektedir. Bu tür adımların ileri noktalara varmasının sorumluluğu da girişim sahiplerine ait olacaktır.

Fransa'dan beklentimiz, Türkiye ve Ermenistan arasında tarihe ilişkin ihtilafın diyalog yoluyla görüşülmesine yapıcı katkılarda bulunması, ifade özgürlüğü ile açıkça çelişen, konunun hak ettiği bilimsel ve adil yaklaşımdan uzak kararlardan kaçınmasıdır."

HER SEÇİM ÖNCESİ AYNI GERGİNLİK

Fransa'da yasama organlarının "Ermeni soykırımı" dosyasını her seçim öncesinde gündeme getirmesi özellikle 1990'lı yılların sonlarından bu yana Paris-Ankara ilişkilerinde siyasal ve diplomatik gerginliğe neden oluyor.

Fransa'da 2012 yılının Nisan-Mayıs aylarında Cumhurbaşkanlığı, Haziran ayında ise milletvekilliği seçimleri yapılacak.

10 Aralık 2011

Cumhurbaşkanı Gül, 'Dünya Siyaset Konferansı'nda Konuştu

Cumhurbaşkanı Gül, 'Dünya Siyaset Konferansı'nda Konuştu  

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da ortaya çıkan tüm yeni demokrasilere ilham olmaktadır" dedi.

Dünya Politika Konferansı'nda konuşma yapmak için Viyana'da bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hofburg Sarayı'nda gerçekleşen 'Küresel Yönetim' başlıklı konferansta Avusturya Cumhurbaşkanı'ndan hemen sonra kürsüye çıktı.

"BM GİBİ ÖRGÜTLERİN KESİNLİKLE REFORMİZE EDİLMEYE İHTİYAÇLARI VAR"

Dünyanın siyasi ve ekonomik anlamda içinde bulunduğu şartlardan Euro bölgesi krizine, uluslararası örgütlerin yapılarından Almanya'daki Neo-nazi eylemlerine kadar çeşitli konulara değindiği konuşmasının İngilizce bölümünde Gül, şunları söyledi:

"Napolyon savaşlarını sonlandıran ve Avrupa'daki sistemlerin şekillendiği 1815 Viyana Kongresi'nden bu yana çok değişti ancak bir soru hala gündemde. Özgürlükler ile güvenliği nasıl dengeleyeceğiz? Bugün artık ulusların sınırları ulusal hükümranlığın kutsal kalkanları değil. Küresel siyasi arenada yaşanan tektonik hareketler küresel yönetim yapılarını anlamını ve varlık sebebini yitirir hale getirmekte. Yükselmekte olan yeni güçler, ekonomiler ve kayan dengeler ile birlikte eski kurallar yıkılıyor ve alakasızlaşıyor. Gelişmekte olan ve büyüyen ülkelerin ortaklığı ile daha verimli birçok taraflılığa ihtiyaç var. Birleşmiş Milletler gibi örgütlerin kesinlikle reformize edilmeye ihtiyaçları var. Bu bağlamda BM Güvenlik Konseyi de kesinlikle reformize edilmeli. Maalesef BM kendini yeni dünyaya adapte edemedi ve günümüz realitelerine ayak uyduramadı henüz. Günümüzde BM maalesef yöneten güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir araç olarak görülmeye devam ediliyor" dedi.

"TÜRKİYE, ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKA'DA ORTAYA ÇIKAN TÜM YENİ DEMOKRASİLERE İLHAM OLMAKTADIR"

Dünya'daki ekonomik durumu 'ekonomik terör dengesi' olarak adlandıran Gül, bu durumun küresel bir depresyona yol açabileceğini ifade ederek gerek küresel gerek ulusal düzeyde simetrik ekonomik şoklarla yaşamak zorunda kalınabileceğini belirtti. Dünyada günde bir doların altında yaşamak zorunda olan insanlar var oldukça başkalarının da rahat uyuyamayacağına hatırlatan Gül, Türkiye'nin dünyanın en az gelişmiş ülkeleri ile gerçekleştirdiği konferansların önemine değindi. 'Arap Baharı'ndan Arap uyanışı olarak söz eden Gül, bu sürecin geri döndürülemeyecek bir süreç olduğunu ve aslında dünyanın bu bölgesinde yaşanan bir normalleşme dönemi olduğunu kaydetti. Olacaklar hakkında yorum yapmak için henüz erken olduğunu da belirten Gül, sonunda her ülkenin kendi özellikleri içerisinde bir dengeyi bulacağına inandığını söyledi. Türkiye'nin bu anlamdaki öneminden de bahseden Gül, şöyle konuştu: "Türk deneyimi göstermiştir ki geleneksel ve ruhani değerler modern hayat yaşamı ile bir arada uyumlu olarak var olabilir. Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da ortaya çıkan tüm yeni demokrasilere ilham olmaktadır. Özellikle de bizim dini özgürlüklere ve laikliğe yaklaşımımız ve bu değerleri demokratik çoğulculuğun ve devlet ile millet arasındaki uyumun sigortası haline getirmemiz bu anlamda etkilidir" dedi.

"TERÖR EYLEMİNİ GERÇEKLEŞTİRENİ 'DELİ' OLARAK TANIMLAYIP CEZASIZ BIRAKMAK TERÖRLE MÜCADELEYİ MÜMKÜNSÜZ HALE GETİRİR"

Avrupa'da özellikle son dönemde yaşanan hoşgörüsüzlüklere ve ırkçı saldırılara da dikkat çeken Gül, göçmenlerin güvensizlik, işsizlik, yoksulluk ve sosyal problemler yarattığına olan inancın siyasi düzeyde destek bulmasından duyduğu kaygıyı dile getirerek şunları söyledi: "Başta İslam fobisi olmak üzere bu gelişmelerden çok endişeliyiz. En son Norveç ve Almanya'da yaşanan olaylar bunun örnekleridir. Hepimiz biliyoruz ki terör eylemi başı başına 'delice' bir eylemdir. Bunu yapanları 'deli' olarak tanımlayıp cezasız bırakmak terörle mücadeleyi mümkünsüz hale getirir" dedi.

Ortadoğu'yu nasıl şekillendireceksiniz? sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Gül, herhangi bir şekillendirmenin söz konusu olmadığını vurgulayarak, Türkiye'nin sadece kendi evinde düzenlemeler yaptığını kendini şekillendirdiğini ve bunun da bölgede yakından takip edilerek ilham kaynağı oluşturduğunu söyledi.

09.12.2011

Clinton: Rusya’daki seçimler hileli

  ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya'da yapılan seçimlerin hileli olduğunu söyledi.

Diğer taraftan seçimde hile yapıldığını söyleyen binlerce Komünist Parti taraftarı, Moskova’da ve ülkenin ikinci büyük kenti St.Petersburg'da protesto gösterisi düzenledi.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya'da önceki gün yapılan genel seçimlerin hileli olduğunu söyleyerek, seçimleri eleştirdi.

Litvanya'nın başkenti Vilnius'ta düzenlenen, seçimlerde gözlemcilik görevi yapan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) 18. dışişleri bakanları toplantısına katılan Clinton, Rus seçmenlerin seçim yolsuzluğu ve manipülasyon konusunda geniş bir soruşturmayı hak ettiğini söyledi.

Rusya'da hafta sonunda yapılan genel seçimlerden Başbakan Vladimir Putin'in partisi yine birinci parti olarak çıkmıştı. Muhalefet ve seçim gözlemcileri, seçimlerde yolsuzluk yapıldığını ve sonucun şişirildiğini savunmuştu.

Clinton, Mısır'daki seçimlerde de İslami partilerin kazanımlarının, devrik Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'ten sonra ülkede demokrasi yönündeki ilerleyişi geriletmemesi gerektiğini belirtti.

Sertlik yanlılarının insan ve kadın haklarını engelleyebileceğinden korkusunu açıkça dile getiren Clinton, "dönüşümlerin adil ve kapsamlı seçimler, demokratik yasa ve kurallar yoluyla olabileceğini, Mısır'daki tüm demokratik aktörlerin evrensel insan haklarını destekleyeceğini ve serbestçe ibadete izin vereceğini umduklarını" kaydetti. Clinton, Litvanya'nın komşusu Belarus'taki insan hakları ihlallerini de eleştirdi.

RUSYA'DA 10 BİNLER SOKAKLARA DÖKÜLDÜ

Rusya'da seçimde hile yapıldığını söyleyen binlerce Komünist Parti taraftarı, Moskova’da ve ülkenin ikinci büyük kenti St-Petersburg'da eylem yaptı. Ülkede pazar günü gerçekleşen ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in partisi Birleşik Rusya'nın büyük oy kaybıyla sonuçlanan parlamento seçimlerinin ardından, muhalefet sokağa döküldü.

Eylemciler "Putinsiz Rusya sloganlarıyla tepkilerini dile getirdi. Gösterilere sert müdahalede bulunan Rus polisi yüzlerce eylemciyi gözaltına aldı.

Öte yandan dağılan Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov'da, ülkenin köklü bir sistem değişikliğine ihtiyacı olduğunu vurguladı.

6 Aralık 2011

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in Türkiye Mesajları

  ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, "terörle mücadele ve Suriye konusunda Türkiye'nin yanındayız" mesajı verdi. İlginç bir tespitte de bulundu.

Joe Biden, İstanbul'daki 2'nci Küresel Girişimcilik Zirvesi'nin açılışında güncel gelişmelere değindi.

Türkiye ve diğer ülkelerin Suriye'de insan hakları ihlallerinin giderilmesini istediğini belirten Biden, demokratik devrimler ve dönüşümlerin girişimci ruhların eseri olduğunu vurguladı.

Biden, "Oradaki halklar konuşabilmeyi, basın özgürlüğünü istiyor. Özgürlük arayışı söz konusu olduğunda Amerika her zaman bunun yanında yer alacaktır. " diye konuştu.

Türkiye ziyaretinde, Afganistan, Irak, terörle mücadele ve Suriye konularını ele aldıklarını belirten Biden, Amerika'nın bu konularda Türkiye'nin yanında olduğu mesajını verdi.

Türkiye'nin ekonomideki başarılarını da öven Biden, Türkiye'nin, Cumhuriyetin 100'üncü yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğini söyledi.

Biden şöyle konuştu:

"Türkiye geçtiğimiz 10 yıl içinde 3 kat büyüdü, ihracatı 4 kat arttı, kişi başına düşen gelir ciddi biçimde arttı, ailelere artık kendilerine ve çocuklarına daha iyi hayatlar sunabiliyor ve geleceğe daha umutlu bakıyorlar ve gelecek nesillere bırakabilecekleri eserlerin sayısı artıyor. ABD Büyükelçisi bir sonraki Steve Jobs'ın Türk olabileceğini söylediğinde hiç şaşırmadım. Bu çok önemli çok değerli bir hedef. Belki BAE'dan çıkar, kadın olsun, erkek olsun.

Dünyanın herhangi bir yerinden bir Steve Jobs doğabilir.

Türkiye'de çok ciddi değerler yetenekler var ve bu yeteneklerin bir çoğu bu salonda biliyorum."

Steve Jobs Kimdir?

Apple bilgisayar şirketinin kurucu ortağı olan Steve Jobs, bilgisayar endüstrisinde çığır açan bir çok yeniliğe imza attı.

Jobs, bilgisayar endüstrisinin önderlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Steve Jobs, yönettiği firmasını zirveye çıkardığı yıllarda pankreas kanserine yakalandı, 56 yaşında öldü.

Ev sahipliğini Cemil Çiçek Yaptı

Başbakan Erdoğan'ın rahatsızlığından dolayı yer almadığı zirvede Meclis Başkanı Cemil Çiçek ev sahibi olarak konuştu.

Cemil Çiçek, küresel krize rağmen Türk ekonomisinin büyüdüğüne vurgu yaptı.

Cemil Çiçek, "İkinci Küresel Girişimcilik zirvesinin Türkiye'de yapılıyor olması bir tesadüf değildir. Türkiye çoğulcu demokratik sistemi, güçlü ekonomisi, sürdürülebilir kalkınma ekonomisinde sağladığı başarılar, vizyoner dış politikasıyla bugün tüm dünyada gıptayla izlenen örnek bir başarı hikayesidir" dedi.

Babacan'dan Ekonomi Vurgusu

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da Türk ekonomisindeki başarıya dikkat çekti.

Babacan, "Kriz dönemlerinde cesaretle doğru kararları almak, doğruları yapmak işte bunlar çok şükür geçen sene yüzde 9 bu sene yüzde 7 buçukluk ciddi büyüme artışlarını getirdi" diye konuştu.

Çağlayan İhracata Dikkat Çekti

Zafer Çağlayan ise ekonomideki iyileşmenin ihracata yansımasını anlattı.

Çağlayan "Biz son 88 yıllık Cumhuriyet tarihimizde ihracat rekorunu kırmış bulunuyoruz." dedi.

Zirvede başarılı girişimcilere de ödüller verildi.

3 Aralık 2011

 Obama Seçim Kampanyasına Yahudilerden başladı

 Obama Seçim Kampanyasına başladı  

Obama Seçim Kampanyasına başladı: Amerika'nın En Önemli Müttefiki İsrail'dir.

ABD Başkanı Barack Obama, New York'ta katıldığı toplantılarda seçim kampanyasına bir gecede 2,4 milyon dolar topladı.

Başkan Obama akşamüstü geldiği New York'ta birkaç yemekli toplantıya katılarak 2012 seçim kampanyasına yönelik konuşmalar yaptı.

Amerikan Yahudi Kongresi adlı kuruluşun başkanı Jack Rosen'in Manhattan'daki evinde düzenlediği toplantıda konuşan Obama, Rosen'in, ABD'deki Yahudi cemaatinin ABD-İsrail ilişkileriyle ilgili endişeli olduklarını söylemesi üzerine, Yahudi cemaatine güvence verdi.

''ABD'nin İsrail'den daha önemli bir müttefiki yoktur'' diyen Obama, ''ABD'de bugüne kadarki tüm yönetimlerden çok daha fazla İsrail devletinin güvenliği için çalıştık. Konu İsrail'in güvenliği olduğunda bundan taviz vermeyiz'' diye konuştu.

01 Aralık 2011

Eski Mossad Başkanı: 'İran'a saldırı felaket olur'

  MOSSAD'ın eski başkanı Meir Dagan

İsrail istihbarat örgütü MOSSAD'ın eski başkanı Meir Dagan, İsrail'in İran'a saldırısının bölgesel bir savaşa neden olacağı uyarısında bulundu.

Tel Aviv'in İran'ın nükleer tesislerini vurması durumunda, Tahran, Hizbullah ve Hamas'ın İsrail'e büyük bir roket saldırısında bulunacağını söyleyen Dagan, böylesine bir savaşın büyük can kayıplarına yol açacağını söyledi.

Böylesine bölgesel bir savaşa Suriye'nin de dahil olacağı uyarısında bulunan MOSSAD eski başkanı Dagan, savaş durumunda İsrail'de hayatın felç olacağını savundu.

'KİMSE KONUŞMAMI ENGELLEYEMEZ'

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile arası açık olduğu bilinen Meir Dagan, "Başbakan, savunma bakanı ya da maliye bakanı düşüncelerimi söylememi engelleyemez. Biz demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Demokratik bir ülkede, benim pozisyonumdaki bir insanın bile görüşlerini ifade etme hakkı var" dedi.

BARAK 'CAN KAYBIMIZ 500 GEÇMEZ' DEMİŞTİ

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, üç hafta önce yaptığı açıklamada İran'la olası bir savaşta can kayıplarının 500'ü geçmeyeceği iddiasında bulunmuştu. Savunma Bakanı Barak ayrıca Dagan'ın devletin üst yönetiminde görev yapmış bir kişinin konuşmasının doğru olmadığını belirtmişti.

30 Kasım 2011

İran, İngiltere ile Diplomatik seviyeyi indirdi.

  İran Meclisi

İran Meclisi, İngiltere ile diplomatik ilişkilerin seviyesinin düşürülmesini öngören tasarıyı büyük oy çoğunluğuyla kabul etti.

Meclisin kararı, İngiltere'nin İran'ın nükleer programı nedeniyle bu ülkenin bankalarında yaptırım uygulama kararı almasına bir misilleme niteliğinde.

İran Kararda, İngiltere'nin yaptırımlar listesine İran Merkez Bankasını ekleme girişimi ile bu ülkenin ''düşmanca'' siyasetlerinin etkili olduğu belirtiliyor.

İran radyosu oylama sırasında bazı milletvekillerinin 'Kahrolsun İngiltere' sloganları attığını bildirdi.

İngiltere ile diplomatik ilişkileri maslahatgüzarlık seviyesine düşürmeyi öngören tasarıyı görüşen mecliste yapılan oylamada hazır bulunan 206 milletvekilinden 12'si oylamaya katılmadı.

290 sandalyeli İran Meclisinde 179 milletvekili tasarı lehinde oy kullandı.

Sadece 4 milletvekilinin tasarıya ''hayır'' dediği oylamada 11 milletvekili de çekimser kaldı.

Hükümetin de karşı çıktığı, İngiltere ile ilişkilerin tamamen kesilmesi önerisi ise kabul edilmedi.

Bunun için yapılan oylamada 64 milletvekili ilişkilerin tamamen kesilmesine karşı çıkarken, 49 milletvekili tasarı lehinde oy kullandı.

  Londra, İran Büyükelçiliği

Kabul edilen tasarıya göre, İngiltere ile ekonomik ve ticari ilişkiler de en az seviyeye düşürülecek.

Tasarının ayrıntılarının ele alınmasından sonra İngiltere'nin Tahran Büyükelçisinin sınır dışı edilip edilmeyeceği kesinlik kazanacak.

Meclis, Londra yönetimiyle diplomatik ilişkilerin seviyesini düşürme önerisini 23 Kasım'da gündeme almıştı.

İngiliz Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada İran'ın ilişkilerin seviyesini düşürmesinin 'üzüntü verici' bir durum olacağı belirtildi.

İngiltere Maliye Bakanı geçtiğimiz salı günü yaptığı açıklamada, nükleer programa mali kaynak sağladıkları gerekçesiyle İran bankalarıyla tüm bağların kesileceğini bildirmişti.

27 Kasım 2011

'Ya 6 ayda uzlaşın ya KKTC'yi tanıyın'

T.C. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül  

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İngiltere dönüşü Kıbrıs için net konuşarak, "Ya altı ayda uzlaşın ya KKTC'yi tanıyın" dedi.

Avrupa Birliği'nden Rum yönetiminin dönem başkanlığı öncesinde adım atmasını isteyen Gül, "Eğer bu konuda samimiyseniz 2012'nin ilk altı ayında adımlar atın. Sonra iki ayrı devlete gider, bizim tanıdığımızı siz de tanımak zorunda kalırsınız" dedi.

Radikal gazetesinin haberine göre, İngiltere'deki görüşmelerinde üzerinde en fazla durduğu konulardan birinin Kıbrıs olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, İngiltere'ye şu mesajı verdiğini belirtti: “Başkasıyla bu konuyu konuşmam, siz de garantörsünüz.”

'BİZİM TANIDIĞIMIZI SİZ DE TANIMAK ZORUNDA KALIRSINIZ'

Gül, Kıbrıs'la ilgili görüşmelerini şu sözlerle özetledi: "Miliband’a da uzun uzun anlattım. Rumların dönem başkanlığı meselesini de söyledim. Adada barış görüşmeleri devam ediyor. Bu göstermelik değil ki. BM Genel Sekreteri adaya gitti, buraya geldi, ocak ayında tekrar toplayacak. Ümit ediyoruz ki mesafe alınır. Adanın birleşmesi ile ilgili. Ben şunu söylüyorum; eğer bu konuda samimiyseniz tam zamanı.

"2012’nin altıncı ayına kadar ne yaparsanız yapabilirsiniz. Eğer Kıbrıslıları ikna edebilirseniz, şimdi diyeceksiniz. Şimdi yapmazsanız, onlar da bu haliyle bir de başkanlık yaparsa, açıkça söyledim, ben adamın yerine koyayım kendimi, nasıl uzlaşayım? Sonra bize bir şey demeyin. Ondan sonra iki ayrı devlete gider, bizim tanıdığımızı siz de tanımak zorunda kalırsınız. Bizim arzumuz şu, bu senenin sonuna anlaşsınları yeni plan çıksın ve referanduma tabii olsun."

'YAPABİLECEĞİN BİR ŞEY VARSA BUGÜN YAP'

"Bizim çıkıp da Rumlar AB’ye başkanlık yapmasın diye uğraşmamızın anlamı yok. Onun yerine bunu söylediğimde karşısında söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Yapabileceğin bir şey varsa bugün yap. Yapılmazsa böyle gidecek hali yok ya. Straw’un dediği gibi herkes bunu kabul edecek (iki devletli), bunun neticelerine herkes katlanacak diye açıkça söyledim."

26 Kasım 2011

Kılıçdaroğlu'ndan AB'ye Kaddafi Çıkışı

  Brüksel, CHP Lideri Kılıçdaroğlu

Brüksel'de konuşan CHP Lideri, Avrupa Birliği'nin Kaddafi'nin linç edilmesine alkış tutmasının liderlikle hiçbir bağlantısı olmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, bazı milletvekillerine konuşma kısıtlaması getirilmesine ilişkin soruyu da yanıtladı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Brüksel'de düzenlenen "Adil bir dünya" adlı panelde konuştu. Libya'nın devrik lideri Kaddafi'nin linç edilerek öldürülmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, Avrupa Birliği'nin linçe alkış tutmasının da liderlikle hiçbir bağlantısı olmadığını söyledi.

Füle ve Stanishev'le Görüştü

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Avrupa Sosyalistleri Partisi" tarafından Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenen panele katıldı.

Güne Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle ile bir araya gelerek başlayan CHP Genel Başkanı, Bulgaristan eski Başbakanı ve Avrupa Sosyalistleri genel Başkanı Sergei Stanishev ile de görüştü.

Daha sonra Arap Baharı ve ekonomik krizin konuşulduğu panele konuşmacı olarak katılan Kılıçdaroğlu'nun gündeminde Libya 'nın devrik lideri Kaddafi'nin linç edilerek öldürülmesi vardı.

"Kadafi'nin Linç Edilmesine Alkış Tutmanın Liderlikle Bir Alakası Yok"

Kılıçdaroğlu, "Biraz önce konuşmacılardan biri Avrupa Birliği'nin Libya'da önemli bir liderlik üstlendiğini ifade etti. Hiçbir liderlik bir liderin linç edilmesine neden olmamalı. Yargının önüne çıkarabilirsiniz ama bir liderin linç edilmesini alkışlarsanız bunun liderlikle hiçbir alakası yoktur. Bunu da açık yüreklilikle söylemek istiyorum" dedi.

"Sıkıntılarda AB'nin de Payı Var"

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Avrupa Birliği'nin de Kuzey Afrika ve Ortadoğu Ülkelerinde yaşanan sıkıntılarda sorumluluğunun olduğuna dikkat çekti.

"Gül Daha Dikkatli Bir Üslup Kullanmalı"

Türk basın mensupları ile de bir araya gelen CHP lideri, soru üzerine Cumhurbaşkanı Gül'ün Rum Kesimi'ni kastederek yaptığı "Sefil Avrupa Birliği'ne yarım başkan" sözlerini de değerlendirdi.

Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın bir ülkeden ya da ülkeler topluluğundan bahsederken daha dikkatli bir üslup kullanmalı" diye konuştu.

Kıçıldaroğlu'ndan "Neden Kısıtladınız?" Sorusuna Yanıt

Avrupalı sosyalistlerle yaptığı görüşmelerde "Dersim"in gündeme gelmediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bazı milletvekillerine konuşma kısıtlaması getirilmesini "Biz bir örgütüz, örgütün söylemlerinin kendi içinde tutarlılık olmalı" diyerek yorumladı.

26 Kasım 2011

Fransa Dışişleri Bakanı: Esad için artık çok geç

Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe ve Davutoğlu  

Esad rejimine karşı işbirliği yolları aramak üzere Türkiye'ye gelen Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, "Suriye istenen reformları yapmadı, artık çok geç" dedi.

Fransa Dışişleri Bakanı Juppe, Ahmet Davutoğlu ile görüştü. Gündemini Suriye'nin oluşturduğu görüşme sonrası açıklama yapan Juppe, Suriye'yi kınayan bir karar tasarısını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden geçirmek için çalışmaların sürdüğünü açıkladı.

SURİYE’YE UÇUŞ YASAĞI

Juppe, Suriye'ye uçuş yasağı uygulamasına yönelik bir kararın da Güvenlik Konseyi'nde alınması gerektiğini savundu.

Türkiye’nin geçmişte Suriye yönetimi ve Beşşar Esad ile kurdukları iyi dostluk ilişkileri dolayısıyla onları ikna etmek için çok çaba sarfettiğini kaydeden Davutoğlu, ancak Suriye yönetiminin Türkiye ve bütün dünyadan gelen çağrılara kulak asmadığını, en önemlisi halkını dinleyip adım atmak yerine halkına silah doğrultuğunu söyledi.

'TÜRKİYE'DE BATI'NIN YANINDA YER ALIR'

Bu tutumunda ısrar etmesiyle birlikte Türkiye'nin de bütün uluslararası toplum gibi net tavır aldığına işaret eden Davutoğlu, son olarak da Arap Birliği ile birlikte çok önemli kararlar alındığını, Türk Arap forumunda da kapsamlı istişareler yaptıklarını anlattı.

JUPPE: YAPTIRIMLARI SERTLEŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ

BM Genel Kurulu'na ilişkin çalışmalar yapılacağını belirten Juppe, “3 bin 500 kişi şimdiden hayatını kaybetti, 20 bin kadar kişi hapse atıldı, çok kötü muamelelere işkenceye tabii tutuldu. BM Güvenlik Konseyi'nin ona tepki vermemesi söz konusu olamaz, dolayısıyla BM Güvenlik Konseyi bütün alacağı kararlarda bu gerçekliği göz önünde bulunduracaktır.” dedi.

Suriye'de Beşşar Esad yönetimine karşı gösteriler ve ülkedeki şiddet olayları uluslararası basının gündeminde de geniş yer buldu.

'SURİYE'DEKİ DAĞILMA BÖLGEDEKİ DENGELERİ DEĞİŞTİRİR'

İngiliz basınında yer alan yorumlarda, Batı’nın, Esad sonrasında Suriye'de bir dağılma meydana gelmesinden endişe duyduğu belirtiliyor.

Libya'nın aksine, Suriye'ye müdahalede acele edilmemesi de buna bağlanıyor. İngiliz gazeteleri, Suriye'deki krize çözüm arayacak arabulucular arasında Türkiye'nin de yer alabileceğine işaret ediyor.

İngiliz Times gazetesi, batılı ülkelerin Suriye'de yaşanabilecek dağılmanın Ortadoğu dengelerini alt üst edebileceğinden endişe ettiğini öne sürdü. Suriye'deki gelişmelerle ilgili yorum yazısında Batı dünyasının bu nedenle Libya'dakinin aksine Suriye'ye bir müdahaleden kaçındığı kaydedildi.

Bu faktörlerin etkisiyle Batılı liderlere hâkim olan endişenin, Esad'ın koltuğunda geçireceği süreyi uzattığına işaret edildi.

TÜRKİYE DOĞRUDAN ETKİLENECEK

Yazıda, "bir diktatörün devrilmesi bir şey, İsrail ve NATO üyesi bir ülkeye sınırları olan bir devletin infilak etmesi ise başka bir şey" ifadesi kullanıldı. Gazete, Suriye'de yaşananlardan doğrudan etkilenecek tek NATO üyesinin Türkiye olduğu da hatırlatıldı.

Guardian'da yeralan makalede ise Suriye'de giderek büyümekte olan "kanlı iç savaş" ihtimaline dikkat çekildi.

DIŞ MÜDAHALE TEHLİKEYİ ARTIRIR

Makalede, muhaliflerden oluşan Ulusal Geçiş Konseyi'nin yaptığı uluslararası askeri müdahale çağrısının tehlikeyi daha da artırdığı belirtildi.

Bunun yerine, zaman kaybetmeden uluslararası arabuluculuk mekanizmalarının devreye girmesi gerektiği vurgulandı. Bu süreçte rol alabilecek adaylarından birinin de Türkiye olduğu kaydedildi.

18 kasım 2011

Sarkozy: Netanyahu bir yalancı

  Barack Obama'yla konuşan Sarkozy

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin, geçen haftaki G-20 zirvesi sırasında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya "Yalancı" dediği ortaya çıktı.

İki lider arasındaki konuşma birçok gazeteci tarafından duyuldu

Zirve sırasında ABD Başkanı Barack Obama'yla konuşan Sarkozy, Netanyahu'yla uğraşmaktan bıktığını ve bir yalancı olduğunu düşündüğünü söyledi.

Habere göre Sarkozy tam olarak "Artık yüzüne bile bakamıyorum. Bir yalancı" dedi.

Obama da "Sen bıkmış olabilirsin. Peki ya ben, ben hergün onunla uğraşıyorum" diye yanıt verdi.

İki lider arasında geçen diyalogda Obama'nın Sarkozy'yi, Fransa'nın Filistin'in UNESCO üyeliğine destek vermesi nedeniyle de eleştirdiği kaydedildi.

Fransız internet sitesi Arrret Sur Images'da yayımlanan bu diyalog, zirveyi izleyen diğer gazeteciler tarafından da doğrulandı.

Habere göre, gazetecilere Sarkozy ve Obama'nın ortak basın toplantısından önce simültane çeviriyi duyabilecekleri bir cihaz verildi, kulaklıklarınsa daha sonra dağıtılacağı söylendi.

Ancak cihaza kendi kulaklıklarını takan gazeteciler, iki lider arasındaki bu diyaloğa tanık oldu.

İki lider arasında geçen bu konuşma zirve sırasında haber yapılmamıştı.

Diyaloga tanık olan gazetecilerin, konuşmanın mahrem ve kayıt dışı (off the record) olması nedeniyle, haber yapmama kararı aldıkları kaydedildi.

8 Kasım 2011

Türkiye'den Etkili Arabuluculuk

  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Pakistan Devlet Başkanı Asaf Serdari, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai

Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, “intihar bombacıları “ olarak tanımladığı Taleban ile yeni görüşmeler yapmayacağını açıkladı.

Karzai bu açıklamayı İstanbul’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Pakistan Devlet Başkanı Asaf Serdari ile görüştükten sonra yaptı.

Karzai, hükümetinin militan saldırılarının yol açtığı şiddete çözüm bulma yollarını Taleban yerine Pakistan ile görüşmeye devam edeceğini söyledi.

Afganistan ile Pakistan arasındaki gergin ilişkileri yumuşatmaya çalışan Türkiye ise bu konuda bazı ilerlemeler kaydetmiş görünüyor.

Cumhurbaşkanı Gül, iki komşu ülkenin Rabbani suikastını soruşturmada işbirliği yapma kararı aldıklarını açıkladı.

Karzai de ortak soruşturmanın sonuç vereceğini umduğunu söyledi.

Afgan yetkililer, Afgan barış konseyi başkanı eski cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani’nin öldürülmesinde Pakistan’ın rolü olduğunu öne sürmüştü. Pakistan ise suçlamayı şiddetle reddetmişti.

Pakistan ve Afganistan Cumhurbaşkanları Rabbani'nin öldürülmesinden beri ilk kez bir araya geliyor.

01 Kasım 2011

Arap Baharı'nda etkili olan beş eylemciye Saharov ödülü

Sakharov Prize, logo  

Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerindeki "Arap Baharı"na esin kaynağı olan beş eylemciye Avrupa Parlamentosu Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü verildi.

Ödüle değer görülenler arasında Ocak ayında ölümüyle Arap Baharı'nı başlatan kişi olarak tarihe geçen Tunuslu Muhammed Buazizi de bulunuyor.

Muhammed Buazizi, devrik Tunus Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin Bin Ali yönetimi altında uğradığı muameleyi protesto etmek için kendisini yakmıştı.

Sovyetler Birliği döneminde yetişmiş fizikçi ve rejim aleyhtarı Andrei Saharov adına verilen "Düşünce Özgürlüğü Ödülü" 50 bin euro para armağanını da içeriyor.

Bu yılki ödüle değer bulunan diğer isimler ise, 6 Nisan gençlik hareketinin kurucusu Mısırlı Esma Mahfuz, Libyalı muhalif Ahmed el-Zübeyr el-Sanusi ve halen Suriye'deki ayaklanmada rol alan avukat Razan Zeytune ile karikatürist Ali Ferzat.

  Tunuslu Muhammed Buazizi

Esma Mahfuz'un internet üzerinden yaptığı özgürlük çağrıları, yüz binlerce kişi tarafından izlenmiş ve başlattığı hareket Kahire'nin Tahrir Meydanı'ndaki protestolara esin kaynağı olmuştu.

Esma Mahfuz, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'in ülkeden ayrılmasından sonra işbaşına geçen askeri liderlere hakaret ettiği suçlamasıyla gözaltına alınmış; ancak doğan protestolar üzerine serbest bırakılmıştı.

Libyalı muhalif Ahmed el-Zübeyr el-Sanusi ise, Muammer Kaddafi'ye muhalefet ettiği için 31 yılını hapiste geçirdi.

Suriyeli avukat Razan Zeytune, Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a karşı başlatılan ayaklanmayı düzenleyen komitenin liderlerinden biri. Ünlü karikatürist Ali Ferzat ise, Ağustos ayında güvenlik güçlerinin şiddetli dayağına maruz kalmış ve iki eli birden kırılmıştı.

Avrupa Parlamentosu'nun Saharov Ödülü, 1988 yılından bu yana, insan hakları ve demokrasi mücadelesine önemli katkılarda bulunan kişilere veriliyor.

Geçmiş yıllarda Güney Afrika'nın ilk siyah Cumhurbaşkanı Nelson Mandela ve eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan da Saharov Ödülü'ne değer bulunmuştu.

Saharov Ödülü, 1995 Yılında da Leyla Zana'ya verilmişti.

27 Ekim 2011

Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü,

  Sakharov Prize - 2009

Her yıl 10 Aralık tarihine yakın bir zamanda verilen insan hakları ödülü. Sovyet bilim adamı ve 1975 Nobel Barış Ödülü sahibi Andrey Sakharov'un adını taşıyan ödül 1988'de Avrupa Parlamentosu tarafından hayatını insan hakları ve özgürlüklerini savunmaya adayan kişilere verilmek için kuruldu.

Ödül Sahipleri:

1988: Nelson Mandela (Güney Afrika) and Anatoly Marchenko (Ukrayna; ölümünden sonra verildi)
1989: Alexander Dubček (Slovakya)
1990: Aung San Suu Kyi (Myanmar)
1991: Adem Demaçi (Kosova)
1992: Plaza de Mayo Anneleri (Arjantin)
1993: Oslobođenje (Bosna ve Hersek)
1994: Taslima Nasrin (Bangladeş)
1995: Leyla Zana (Türkiye)
1996: Wei Jingsheng (Çin)
1997: Salima Ghezali (Cezayir)
1998: İbrahim Rugova (Kosova)
1999: Xanana Gusmão (Doğu Timor)
2000: ¡Basta Ya! (İspanya)
2001: Nurit Peled-Elhanan (İsrail), İzzet Ghazzawi (Filistin), Dom Zacarias Kamwenho (Angola)
2002: Oswaldo Payá (Küba)
2003: Birleşmiş Milletler
2004: Beyaz Rusya Gazeteciler Topluluğu
2005: Damas de Blanco (Küba), Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) ve Hauwa Ibrahim (Nijerya)
2006: Alaksandar Milinkievič (Beyaz Rusya)
2007: Salih Mahmoud Osman (Sudan)
2008: Hu Jia (Çin)
2009: Memorial (Rusya)
2010: Guillermo Fariñas (Küba)

ABD, Yuan Raporunu erteledi

  yuan & dolar

ABD Hazine Bakanlığı, Çin'in haksız ticari avantaj sağlamak için para birimi yuanı manipüle edip etmediğine ilişkin raporu açıklamayı bu yıl sonlarına kadar erteledi.

Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, 'Erteleme, birçok uluslararası toplantıyı takiben ortaya çıkacak gelişmeyi değerlendirme şansı verecek' denildi.

Bakanlığın kararı ABD Senatosunun Çin'i para birimini değerlendirmeye zorlamaya yönelik kararını takip ediyor.

Hafta içinde ABD Senatosu, para birimi yenin değerini dolar karşısında suni olarak düşük tuttuğunu savunduğu Çin'i ticari olarak cezalandırmayı hedefleyen tartışmalı yasa tasarısını kabul etmişti.

Senato'da kabul edilen yasa tasarısı Temsilciler Meclisi'nde de oylanacak.

Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçi liderlerin, birçok ticari kuruluşun Çin'e karşı tek yanlı bir icraatın ticaret savaşı çıkarabileceği yönündeki görüşünü paylaşması yüzünden yasa tasarısının kabul edilmeyebileceği belirtiliyor.

Çin yönetimi küresel piyasalarda ihracatını artırmak için yenin değerini düşük tutmakla suçlanıyor.

Çin yönetimi ise para biriminde kademeli reform uyguladığını ve yuanın 2005 yılından bu yana ABD doları karşısında yüzde 30 değer kazandığını belirtiyor.

Çin yönetimi Senato'dan geçen yasa tasarısının 'küresel ekonomideki toparlanma için tehdit olduğunu ve bu tasarının yasalaşması halinde ticari ilişkilerin ciddi zarar göreceğini' açıklamıştı.

Çinli liderler yuanın değerinin hızla yükselmesi sonucu istihdam kayıplarının ve akaryakıt fiyatlarının artarak ayaklanmalara yol açacağından endişe ediyorlar.

Pekin yönetimini yuanı gerçek değerinin yüzde 40 altında tutmakla suçlayan ABD'li imalatçılar, yuanın değerinin düşük olmasının Çin malları için haksız fiyat avantajı yarattığını, rekabete ve ABD'de istihdama zarar verdiğini belirtiyorlar.

Bu arada Çin Başbakanı Ven Ciabao, güneydeki Guangzhou kentini ziyareti sırasında, 'ihracatçıları korumak için yuanın istikrarlı kalmaya devam edeceğini' söyledi.

Çin medyasına göre, Ven, ülkesinin ithalatı artırmak ve dış ticaretin gelişmesini hızlandırmak için aktif olarak çaba göstereceğini belirterek, 'Uluslararası finansal krizler sona ermedi' dedi.

ABD Hazine Bakanlığının daha önceki raporlarında, Çin'in para birimi yuanı manipüle etmediği, ancak yuanın değerinin daha hızlı yükselmesine izin vermesi gerektiği belirtilmişti.

ABD ve Çin, bu ay ve gelecek ay bazı toplantılarda bir araya gelecek.

15 Ekim 2011

Clinton: İran Türklerle rekabet ediyor

  Hillary Clinton & Obama

ABD ile İran arasında 'suikast ve bombalı eylem planı' gerginliğinin yaşandığı ortamda;

Hillary Clinton'dan, İran - Türkiye hattına dair bir değerlendirme geldi.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İran'ın Türklerle rekabet ettiğini ve Türkiye'ye karşı saldırganca bir tavır izlediğini söyledi.

Clinton, Reuters'e verdiği demeçte bir soruyu yanıtlarken, ''İran'ın, Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisi Adil El Cubeyr'e yönelik suikast planının ortaya çıkarılmasından önce de, şiddetli bir biçimde Türkiye'ye saldırdığını'' söyledi.

Bakan Clinton, ''Türkiye'ye saldırıyordu, çünkü Türkiye, füze saldırılarına karşı NATO'nun korunması için NATO radarını topraklarında konuşlandırmada bizimle anlaştı. Türkiye'ye saldırıyordu, çünkü Türkiye, İslam'ı kabul eden, ancak Türkiye'nin son yıllarda başardıklarıyla daha uyumlu bir çizgi izleyen laik devletleri savunuyordu. Bu gerçekten Türkiye'ye karşı olanca gücüyle bir saldırıydı'' diye konuştu.

Clinton, sözlerine şöyle devam etti:

''Bunun çok önemli olduğunu düşündüm, çünkü Türkiye iyi bir komşu olmaya çalıştı. İran ile uzun bir sınırı paylaşıyorlar ve İranlılarla iyi geçinmeye çalıştılar.

Herkesin şu anda öğrendiği şey, hiç kimsenin İranlılara karşı emniyette olmadığı. İranlılar kendi mantıklarına, dünya hakkında ve kendilerinin buradaki konumuna dair kendi düşünce tarzlarına sahipler ve etki için herkesle rekabet ediyorlar. Suudilerle, Türklerle rekabet ediyorlar ve pozisyonları hakkında sürekli bir kışkırtma halindeler.

Bu konunun (Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisine suikast iddiaları), İranlıların ne işler çevirdiğine dair birçok ülkede var olan sağlam temelli şüpheleri güçlendireceği kanısındayım''.

OBAMA'YA 'SUİKAST' SORULDU

Bu arada ABD Başkanı Barack Obama'ya, İran'ın Suudi Arabistan'ın Washington Büyükelçisi Adil El Cubeyr'i öldürmek için suikast planı yaptığı iddialarıyla ilgili soru yöneltildi.

İran-Amerika kökenli bir kişinin suikast planına karıştığını, bu kişinin İran hükümetiyle doğrudan bağlantıları olduğunu ve para aldığını da bildiklerini dile getiren Obama, "Şimdi tüm gerçekler ortada. İddiaları destekleyecek bulgular olmasaydı bu konuyu zaten gündeme getirmezdik" ifadesini kullandı.

"HÜKÜMET İÇİNDE HABERDAR OLAN KİŞİLER"

Obama, bir soru üzerine, İran hükümetinde bu plandan haberdar olan kişiler olduğunu belirterek, "İran hükümetindeki en üst düzeydeki yetkililer bilmeseler dahi, İran hükümetinde bu tür faaliyetlere karışanların hesap vermesi gerektiğine inanıyoruz" dedi.

Obama, bulguları uluslararası toplumla da paylaştıklarını belirterek, "Bunlar analiz edildikten sonra, bu planın gerçekliğine dair bir tartışmanın olmayacağına inanıyorum" diye konuştu.

Obama, bu olaya karşılık olarak, birinci aşamada iddialarda adı geçen kişilerin yargı önüne çıkarılacağını, ikinci aşamada da İran'a yönelik sıkı yaptırımları devam ettireceklerini ve uluslararası toplumu İran'ın daha fazla izole edilmesi için harekete geçirme çabalarını sürdüreceklerini bildirdi.

13 Ekim 2011

Charles Aznavour: Ermeni trajedisi Bir kaç mafya babası için mi?

Charles Aznavour  

Charles Aznavour, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarını değerlendirerek, ''1915 olaylarıyla ilgili iddiaları gündeme getirmekle Ermenilerin hiç bir zaman başarı elde edemeyeceğini'' söyledi.

Ermenistan ziyaretine başlamadan önce, "Trajedinin ismini herkes cesaretle söylemeli, bu soykırımdır" diyerek Türkiye'yi sert bir dille eleştiren Sarkozy'nin açıklamaları, beklendiği gibi Türkiye'de büyük bir tepkiyle karşılandı.

Sarkozy'nin Türkiye'nin AB üyeliği ve 1915 olaylarıyla ilgili söylemlerine, Türkiye'den sert eleştiriler gelmeye devam ederken, destek amacıyla Ermenistan'a giden şarkıcı Charles Aznavour'dan Sarkozy'ye cevap niteliğinde açıklamalar geldi.

'BAŞARI ELDE EDEMEYECEĞİZ'

Azeri Azertaç ajansının haberine göre, Les Nouvelles D'Armenie dergisine bir demeç veren Aznavour, ''Bu mesele beni sıktı. Biz bu yolla hiç bir zaman başarı elde edemeyeceğiz. Hangi devlet kendi çıkarlarını hiçe sayıp bizi savunuyor ki? Hiç biri. Hiç bir devlet hiçbir zaman bu meselede bize yardımcı olmayacaktır'' şeklinde konuştu.

Türk modelinin bugün Araplar için ilham kaynağı olduğunu söyleyen Aznavur, böyle bir durumda Türklerin giderek daha da güçlü hale geldiğini söyledi ve ''Türkiye ayrıca G-20'nin üyesi. Ermenistan ise acılar çekiyor ve giderek boşalıyor. Böyle bir durum kime yararlı? Bir kaç mafya babasına mı?'' diye ekledi.

'ERMENİSTAN 'SOYKIRIM' TERİMİYLE FAZLA GELİŞEMEZ'

Tüm dikkatini ''soykırım'' terimine yönlendiren Ermenistan'ın, böyle bir durumda fazla gelişemeyeceğini belirten Aznavour, ''Ermenistan büyük tehlikeyle yüz yüzedir. Herkes bu terim üzerine yoğunlaşmış.

Anlamıyorum, bu durumda Ermenistan nasıl gelişebilir? Bu mantık bizi nereye götürecek? Beni bu düşüncelerimden dolayı kınayan kişiler nerde? Bu kişiler acaba Ermenistan'a yardım etmek için ne yaptı? Ermenistan'a para gönderiyorlar mı? Bu kişiler bana akıl veremez, ben onlara akıl vermeliyim'' ifadelerini kullandı.

'ERMENİ HALKI ZOR DURUMDA'

Ermeni halkının zor durumda olduğunu ve halkın her geçen gün ülkeyi terk etmeye devam ettiğini ifade eden Aznavour, bu durumun önüne geçmek için her hangi bir çalışmanın yapılmadığını söyledi.

Ülkedeki nüfusla ilgili rakamların abartıldığını belirten Aznavour, şöyle devam etti: ''Ülkede kaç kişi kaldı? 2,3 milyon deniyor, hükümet ise 3,6 milyon olduğunu söylüyor ama bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor. Kısa bir sürede bu rakamlar 1,8 milyona, daha sonra ise bir milyona düşecektir. Bu durumda ne olacak, Çinlilerden mi yardım isteyeceğiz?''

'ÖNCE KENDİLERİ AYNAYA BAKMALI'

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Ermenistan ziyareti sırasında Türkiye'ye "tarihle yüzleşme" çağrısında bulunan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'ye cevap verdi.

Türkiye'nin 1915 olaylarıyla ilgili gocunacak bir yönü olmadığını söyleyen Davutoğlu, "Tarihle yüzleşme tavsiyesini bize söyleyenler önce aynaya baksınlar" dedi.

07 Ekim 2011

Çin'den ABD'ye 'savaş' uyarısı

Çin, ABD  

Çin, ABD'nin yuanın değerlenmesini zorlayacak yasayı onaylaması durumunda ticaret savaşı çıkacağı uyarısında bulundu.

PEKİN - Çin, kendisini para birimi yuanın değerini yükseltmeye zorlayacak bir yasanın ABD'de kabul edilmesine "ısrarla karşı olduğunu" belirtti ve yasanın kabulüyle iki büyük ekonomi arasında ticaret savaşlarının baş göstereceği uyarısında bulundu.

Çin dışişleri bakanlığı sözcüsü Ma Zhaoxu hükümetin resmi web sitesinde bugün yer alan açıklamasında, "Sözde bir kur dengesizliği mazeretinin kullanılması, kur sorununu tırmandıracak ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kurallarını ciddi olarak ihlal ederken Çin- ABD ticari ve ekonomik ilişkilerini de büyük ölçüde bozacaktır" dedi.

ABD Senatosu dün aldığı bir kararla, bu yıl kabul edilen Kur Oranları Denetleme Reform Yasasını bir hafta süreyle ele alarak tartışacak. Bu süreçte hükümet isterse ihracatlarını, para birimlerini düşük değerde tutarak desteklediği görülen ülkelerden gelen mallara sübvansiyon giderici nitelikte yeni vergiler koyabilecek. Yasayı destekleyen Senato üyeleri, yuanın düşük değerinin ABD'de istihdam kaybına yol açtığını ve daha adil bir yuan kuruyla ABD'nin Çin'e karşı verdiği 250 milyar dolarlık ticaret açığının kısmen kapanabileceğini savunuyorlar.

Yasa Senato'dan sonra Temsilciler Meclisi'nde de kabul edilirse, Başkan Barack Obama yasayı imzalayarak Beijing ile ticaret savaşını göz alma ya da veto ederek sorunu diplomatik yollardan çözmeyi deneme seçenekleriyle karşı karşıya kalacak.

Ma, Amerikan Kongre üyelerine seslenerek, "Çin-Amerikan ticaret ilişkilerinin oluşturduğu büyük tablodan hareket etmelerini ve korumacılıktan vazgeçmelerini" istedi.

Sözcü, ülkesinin kur politikasını değiştirme yolundaki vaadini tekrarlayarak "renminbi kurunun esnekliğinin güçlendirileceğini" söyledi.

04 Ekim 2011

Avrupa Birliği'ne yeni rakip: Avrasya Birliği

  putin, avrasya birliği

Rusya Başbakanı Vladimir Putin dış politika girişimlerini özetlediği bir makalede, Avrasya Birliği projesini anlattı. Projenin Sovyetler Birliği ile benzerliği bulunmadığını belirten Putin, bütün ülkelere açık olduğunu belirtti.

'Avrasya Birliği' projesinin, Eski Sovyet devletlerini bir araya getireceğini belirten Putin, bu projeyle birlikte siyasi ve ekonomik olarak daha da yüksek bir entegrasyon seviyesine ulaşılacağının altını çizdi.

Yeni birliğin ilk adımının Belarus ve Kazakistan'la kurulması planlanan gümrük birliği anlaşması olacağından söz eden Putin, 3 ülke arasında ticaret, sermaye ve emek hareketinin önündeki tüm engellerin kalkmış olacağını vurguladı.

'YENİ ÜYELERE AÇIK ULUS-ÜSTÜ BİR PROJE'

Yeni birliğin, ekonomi ve para politikasını koordine edecek, ulus-üstü bir birim olarak gördüğünü belirten Putin, yeni üyelere de açık olduğunu belitti.

Avrupa Birliği ile bağlarının bozulmaması için, Avrasya projesine sıcak bakmayan komşu ülkeleri de eleştiren Putin, gümrük birliği ve ileride kurulacak Avrasya Birliği’nin güçlü bir ses olarak, Avrupa Birliği ile oluşturulacak ortak ekonomik alanlarda söz sahibi olacağını vurguladı.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünü, "20. yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi", olarak yorumlayan Putin yeni projesinin Sovyetler Birliği ile aynı olmadığının da altını çizdi.

04 Ekim 2011

İsrail Ortadoğu'da gittikçe yalnızlaşıyor'

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta  

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Arap Baharından dolayı İsrail'in Ortadoğu'da ''gittikçe yalnızlaştığını'' ve İsrail'in ''Türkiye ve Mısır gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmesine yardımcı olmak için mümkün olan her şeyi yapmanın önemli olduğunu'' belirtti.

Panetta, Ortadoğu turu çerçevesinde İsrail'e giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail'in askeri üstünlüğünü koruması konusunda çok şüphesi olmadığını belirterek, ''Ancak sorulması gereken soru şudur, eğer diplomatik alanda yalnızlaşmaktaysanız askeri bir avantajı sürdürmek yeterli midir?'' dedi.

Panetta, ''Ortadoğu'daki bu olağanüstü zamanda, bunca değişim olurken, gittikçe yalnızlaşmasının İsrail için iyi olmadığını'' söyledi.

Bakan, ''Bölgenin güvenliği için, İsrail'in Türkiye ve Mısır gibi ülkelerle ilişkilerini düzeltmesine yardımcı olmak için mümkün olan her şeyi yapmalarının gerçekten önemli olduğu düşüncesini taşıdığını'' belirtti.

Leon Panetta ayrıca, Filistin ve İsrailli liderlere görüşme masasına dönmeleri için baskı yapacağını söyleyerek, ''Her iki taraf için de mesajının, görüşmelere yeniden başlayarak hiçbir şey kaybetmeyecekleri yönünde olduğunu'' kaydetti.

Panetta'nın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'la görüşmesi bekleniyor.

03 Ekim 2011

'Türkiye'nin İsrail tutumu göstermelik'

  General Safevi

İran'ın dini lideri Hamaney'in danışmanı General Safevi,

Türkiye'nin İsrail'e karşı tutumunun "göstermelik" olduğunu savundu.

Son haftalarda Türkiye'ye sık sık füze kalkanı konusunda eleştiriler yönelten Tahran'dan bu kez İsrail'le ilgili ilginç bir iddia geldi.

İran'in dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in askeri danışmanı Orgeneral Yahya Rahim Safevi, Türkiye'nin İsrail çıkışlarının siyasi bir gösteriden başka bir şey olmadığını ileri sürdü.

Safevi, Ankara ile Tel Aviv'in perde arkasında görüşmelere devam ettiğini iddia etti. Fars haber ajansı da, İran ve Suriye'nin Türkiye'deki NATO füze kalkanının İsrail'i korumaya yönelik olduğuna inandığını duyurdu.

27 Eylül 2011

İran'la PKK'ya karşı ortak adımlar söz konusu

 
  iran askeri

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Terörle mücadele noktasında İran ile ortak atılacak adımlar konusunda, ''Şu anda İran ile bu tür müşterek atacağımız adımlar söz konusudur. Zaten burada da bir istihbarat paylaşımı mevcut'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, insansız hava aracı Predatorlar konusunda ABD ile uzlaşma sağlandığını, bu konuda bir sıkıntı olmadığını açıkladı.

Başbakan Erdoğan, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, teröre karşı ortak mücadele noktasında herhangi bir ayrılığın söz konusu olmadığını söyledi. Erdoğan, ''Aynı mutabakat içerisinde biz bu mücadelemizi sürdüreceğiz'' dedi.

Erdoğan, "Terörle mücadele noktasında İran ile ortak atılacak adımlar konusunda, ''Şu anda İran ile bu tür müşterek atacağımız adımlar söz konusudur. Zaten burada da bir istihbarat paylaşımı mevcut'' dedi.

Erdoğan, Türkiye'nin Irak'ın Kuzeyine gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlarla ilgili olarak, ''Bu konuyla ilgili bizim kararımız nettir. Kendilerine ben bunu açık, net söyledim. 'Terör devam ettikçe bizim sınır ötesi operasyonlarımız da aynen devam etmektedir' dedik. Bu konuda kendilerinin olur mu, olmaz mı diye bir yaklaşımı da zaten olmadı. Sınır ötesi operasyonlar aynen devam edecektir.

  iran pjakı bitirdi

Silah bırakma konusunda terör örgütü eğer bu işi başarabilirse zaten operasyonların da bitmesi anlamına gelir ki terör inanıyorum minimize olacaktır. Ama terör örgütünün kendi içinde sıkıntıları olabilir, bu ayrı mesele. Biz şu anda bütün çalışmalarımızı terörle mücadelede olması gereken bütün boyutlara yönelik vermeye devam edeceğiz'' diye konuştu.

Erdoğan, ''Eğer Rum tarafı aramayı bırakırsa, biz de orada bu tür bir çalışmayı durdururuz. Çünkü bizim için şu anda en önemli şey müzakere sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesidir. Müzakere sürecinin provoke edilmesini istemiyoruz ama şu anda yapılan aslında sabotedir. Bu, müzakere sürecini sabote etmektir'' dedi.

23 Eylül. 2011

Erdoğan ile Obama görüştü

Erdoğan ile Obama görüştü  

İki lider yaklaşık 1.5 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi.

TSİ 01.20 sularında sona eren görüşme sonrası Başbakan Erdoğan'dan bir açıklama gelmedi.

Görüşme öncesi ise iki lider basına kısa açıklamada bulundular ve burada gündem terörle mücadelede işbirliğiydi.

BM Genel Kurulu görüşmeleri için ABD'de bulunan Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Barack Obama, New York'taki Waldorf Astoria Oteli'nde bir araya geldi.

TSİ 23.55'te başlayan ve yaklaşık 1.5 saat süren görüşme öncesi liderler basına kısa açıklamalarda bulundu.

TERÖRLE MÜCADELEDE İŞBİRLİĞİ

Obama, “terörün önlenmesinde Türkiye’yle Amerika güçlü ortak olacaktır,” dedi.

Başbakan Erdoğan da “terörle mücadelenin birlikte verileceğini” söyledi, ancak “terörün bitirilmesi noktasında çok iyimser olmadığını,” belirtti. Erdoğan, Ankara ve Siirt’te vatandaşların hayatını kaybettiğini, bundan hüzünlü olduklarını belirtti.

Burada gündem terörle mücadeleydi ve Ankara'daki terör saldırısında 3 kişinin hayatını kaybetmesi dolayısıyla "çok derin taziyelerini" sunan Obama şunları söyledi:

"ABD'ye ve New York'a hoş geldiniz Ankara'daki saldırıya ilişkin soruşturmanın devam ettiğini biliyorum.

Bu saldırı da terörizmin dünyanın her yerinde olabileceğini ve terörle mücadelede birlikte çalışılması gerektiğini gösteriyor.

Türkiye ve ABD çok güçlü ortaklardır ve terörle mücadele çalışmalarına devam edilecek. Türkiye, ABD'nin bir NATO müttefiki ve aynı zamanda son derece iyi bir dost ülke. Bu kapsamda Afganistan'daki işbirliği için teşekkür ediyorum. Libya'nın özgürlük sürecinde NATO yükümlülükleri çerçevesinde Türkiye'ye füze savunma radarının yerleştirilmesi aşamasında da işbirliği yaptık.

Ayrıca sergilediği liderlik, demokrasiye olan taahhütleri nedeniyle ile Başbakan Erdoğan'a teşekkür etmek istiyorum."

BAŞBAKAN ERDOĞAN DA KONUŞTU

Erdoğan da, basın açık yapılan bölümde şunları söyledi:

"Özellikle kendi ifadeleriyle model ortaklık süreci içinde gerçekten çok önemli adımları attık, atıyoruz. Bu arada terörle mücadelede ortak mücadele platformu oluşturmamız...

Ankara'da meydana gelen patlamanın ardından Siirt'te dört tane bayanın içinde olduğu araca da teröristler tarafından bir saldırı neticesinde dört tane bayanı, sivil vatandaşımızı kaybettik. Bu da bizim için tabii gerçekten ayrı bir üzüntü sebebi.

Tabii terörle mücadele bitirilir mi denildiğinde, minimize edilir, ama ben bitirilmesi noktasında çok çok iyimser değilim. Fakat bu mücadeleyi birlikte vereceğiz, gerek teknolojik noktada gerekse planlama, projelendirme noktasında müşterek atmamız gereken adımlar var ki bu noktada terör örgütlerine karşı müşterek adımımız devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek. Nitekim bugün burada bunları da geniş manada görüşeceğimize inanıyorum.

Son dönemde Mısır, Tunus, Libya'yı kapsayan ziyaretlerimiz ve bunun dışında yine Afganistan'daki birlikteliğimiz, Irak'taki gelişmelerin değerlendirilmesi, bunlar bizim müşterek attığımız adımlar oluyor. Temennim odur ki Türkiye, ABD arasındaki bu model ortaklık neticesini vererek, bundan sonra da devam etsin.''

AÇIKLAMA BEKLENİYOR

İki liderin gündem maddeleri, terörle mücadelede istihbarat paylaşımı, İsrail – Türkiye ilişkileri, Kıbrıs sorunu, Ortadoğu’daki gelişmeler ve Arap baharı olarak gösteriliyordu. Şimdi, görüşmenin içeriğine ilişkin Başbakan’dan ya da toplantıya katılan isimlerden gelecek mesajlar bekleniyor.

Başbakan Erdoğan’ın 22 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmada da bu başlıkları gündeme getirmesi bekleniyor.

Öte yandan görüşmede, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton da hazır bulundu.

ERDOĞAN'DAN BASIN TOPLANTISI

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton da hazır bulunduğu toplantı sonrası, Başbakan Erdoğan konakladığı otelde bir basın toplantısı düzenledi.

TERÖRLE MÜCADELE

Toplantının gayet güzel bir hava içinde sonuçlandığını söyleyen Erdoğan şunları söyledi.

"Predatorler noktasında öyle zannediyorum ki sıkıntı olmayacak, çözmeye çalışacaklarını, gayret içinde olacaklarını belirttiler. Konuşulanlar olabilir, onların dışında yenilerini satın alabilir ya da kiralayabiliriz. Anlık istihbaratta zaten bir sıkıntı yok.

ABD'nin Kuzey Irak'tan çekilmesi konusunda onların talebinden çok bizim taleplerimiz olacak. Bunlar da, çekilirken ellerindeki silahların ne yapılacağı hususudur. Bu taleplerimizi kendilerine bildirdik...

PKK’yla mücadele konusunda talep listemiz vardı ve bunu da ilettik."

SURİYE’YE YAPTIRIMLAR YOLDA

"Son olarak Türkiye’ye yönelik kara propaganda başlatan Suriye yönetimine, daha önce de açıkladığım gibi, artık güvenimiz kalmamıştır. Suriye yönetimiyle görüşmelerimizi kesmiş durumdayız. Bu noktaya gelmek istemezdik ama Suriye yönetimi bizi böyle bir karar alma noktasına getirdi.

ABD’nin başlatmış olduğu yaptırımlar var. Bizim yaptırımlarımızın neler olabileceği noktasında Dışişleri bakanlarımızı görevlendirdik ve çalışacaklar. Libya gibi olmayabilir, yaptırımlar her ülkeye göre değişir. Suriye’nin ki de farklı olacaktır. Ön hazırlıklarımız var ve bakanlarımız bu konuyu değerlendirecek. Türkiye’ye dönüşte konuyla iligli geniş kapsamlı bir değerlendirme yapacağız.

Kilometrelerce sınırımız var. Örfi, dini her yönden Türkiye’nin burada ön çekmesi, sağlıklı netice alabilmek açısından önem arz ediyor. Ayrıca daha önce Dışişleri bakanımın ziyaret ettiği Hatay kampına ben de gideceğim ve yerinde incelemelerde bulunacağım. Yaşam koşullarını görüp, kampa yönelik bir program açıklayacağız."

"HAKLILIĞIMIZI TEYİT ETTİ AMA..."

"İsrail’le ilişkileri konuştuk. Mavi Marmara’ya uluslararası sularda yapılan baskın noktasında haklılığımızı teyit ediyorlar. Şu ana kadar yasal desteklerini görmedik, fiili olarak haklılığımızı hep söylediler ama yasal zeminde de destek olabilecek yaklaşım bekliyoruz. Özür dilenmedikçe, tazminat ödenmedikçe ve Gazze ambargosu kalkmadıkça normalleşme mümkün değildir. Bu tavrımızı aynen devam ettireceğimiz noktasında, sayın Obama farklı bir yaklaşım içerisine girmedi. İsrail’le ilgili bize ‘yapmayın’ deme durumunda değil, çünkü haklılığımızı biliyor.

Olmert dönemini ifade ettim. Ben Olmert’le görüştüğümü, telefon görüşmeleri yaptığımı söyledim... Ama şu anda brakın bunlarla konuşmayı biraraya gelme şansı yok; böyle bir talepleri de yok zaten. Dolaylı yoldan talepler geldi, adımlar atıldı ama özürle ilgili türlü kılıflar bulundu, biz de böyle bir şeyi kabul etmeyiz."

FİLİSTİN SORUNUNA SUDAN ÖRNEĞİ

"Filistin devletine yönelik, yönetimi demiyorum devleti diyorum, bugüne kadar bu işle ilgili kesin adımın atılmamış olması, Filistin halkına karşı yapılmış bir yanlıştır ve bunun düzeltilmesi lazım. Şu anda da Filistin devleti ilk olarak BM Güvenlik Konseyi’ne başvuracak ve sonuca göre ikinci adımını atacaktır. Biz de her zaman Filistinlilerin yanında olacağız. Temenni ederim ki bu sürece ABD de gerekli desteği verir.

Geçen yılki konuşmasını hatırlattık. ‘Orada da, Sudan’daki gibi bir anlaşma süreci olmuş olsaydı..’ yaklaşımını ortaya koydular. Biz de, ‘kuzeye yapılan baskı İsrail’e yapılmadı, aynı yaptırım ve baskı İsrail’e yapılmış olsa neticeye varılabilir’ şeklinde konuştuk."

RUMLARIN ÇILGINLIĞI

"Kıbrıs’la ilgili, son dönemde İsrail’le Güney Kıbrıs yönetimin petrol arama çılgınlığına girmesi konusu var. Bu aslında, Kuzey Kıbrıs’la Güney Kıbrıs arasındaki müzakere sürecini sabote etmekten başka bir şey değil. Ayrıca, kısa süre sonra Yunanistan’la aramızda yapılacak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği toplantısını da sabote etmeye yönelik bir adım.

Zenginlik noktasında Kuzey Kıbrıs’ın da hakları vardır. Garantör ülke olarak bu hakları koruma noktasında her türlü desteği vereceğimizi açıkladık. Aramızda kısa süre içinde yapılacak anlaşma ile; bu akşam ya da yarın olabilir, biz de arama içerisine gireceğiz. Şu anda zaten bölgede hücum botlarımız ve fırkateynlerimiz dolaşıyor. Arama çalışmaları için de hazırlıklar yapılıyor ve sismik araştırma gemisi bölgeye gönderilecek."

21 Eylül 2011

Dünya barışı için İstanbul'a merkez

  Erkki Tumioja, Davutoğlu

Türkiye, New York'ta düzenlenen 'Barış için Arabuluculuk' konulu toplantıda bir teklif sundu.

NEW YORK - Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkevi'nde düzenlenen 'Barış için Arabuluculuk' konulu bakanlar düzeyinde toplantıya ev sahipliği yaptı.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tumioja ile birlikte BM üyesi 25 ülke, BM ve bölgesel kuruluşların katıldığı toplantı sonrası, Davutoğlu ve Tumioja basın toplantısı düzenledi.

Davutoğlu burada, İstanbul'da 'Arabuluculuk Merkezi' kurulması konusunda teklifte bulunduklarını söyledi.

Toplantıya Finlandiya ile birlikte eş başkanlık yaptıklarını söyleyen Davutoğlu, Finlandiya ile bu arabuluculuk girişimini geçen sene New York'ta başlattıklarını anımsattı.

Bu girişimin BM Genel Kurulunda arabuluculuk konusunda kabul edilen kararın ardından bir BM girişimi haline geldiğini söyleyen Davutoğlu, bugünkü toplantıda ''kapasitenin güçlendirilmesi, arabuluculuk faaliyetlerinin eşgüdümü, sivil toplum ve özellikle kadınların arabulucuğa katılımı'' konularının tartışıldığını ifade etti.

Davutoğlu, bu kapsamda bölgesel "workshop"lar, konferanslar düzenleme ve İstanbul'da ''Arabuluculuk Merkezi'' kurma konusunda yaratıcı tekliflerde bulunulduğunu söyledi.

Davutoğlu Türkiye ve Finlandiya olarak beraber çalışmaya devam edeceklerini ve bir eylem planı hazırlayacaklarını belirtti.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tumioja da son derece geniş katılımlı ve yararlı bir toplantı yaptıklarını, BM'nin bu kapsamda merkezi rolü olduğunu, kendilerinin de bir rapor hazırlayarak tüm önerilerini BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'a sunacaklarını söyledi.

Tumioja, bu kapsamda ne gibi somut hedefleri olduğunun sorulması üzerine BM Genel Kuruluna ikinci bir karar tasarısı sunma üzerinde çalışacaklarını ve Genel Sekreterle sürekli iletişim halinde olacaklarını, girişiminin somut sonuçlarının hemen görünmeyeceğini, asıl amacının dünyadaki ihtilafların çözümüne katkıda bulunmak olduğunu sözlerine ekledi.

20Eylül 2011

Obama, Türkiye İsrail krizine el koydu

 

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin büyümemesini isteyen ABD yönetimi devreye girdi.

Mavi Marmara ile başlayan Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi krize ABD Başkanı el koydu.

Barack Obama, gelecek hafta New York'ta yapılacak Birleşmiş Milletler Zirvesi'nde Başbakan Tayyip Erdoğan ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşecek.

Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, ABD'nin önemli müttefikleri olan iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi için Başkan Obama devreye girecek.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ben Rhodes gazetecilere yaptığı açıklamada Obama ile Netanyahu'nun pazartesi günü bir araya geleceğini söyledi.

16 Eylül 2011

Erdoğan Tunus'ta

erdoğan tunus'ta

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Ana' uçağı ile Mısır'dan Tunus'a geçti.

15 Eylül 2011

Sarkozy Erdoğan'ın önüne geçti!

cameron  
  sarkozy

Başbakan Erdoğan'ın Libya ziyareti öncesi Fransa'dan sürpriz bir hamle geldi.

Sarkozy, yanına Cameron'ı da alarak Libya'ya gidiyor.

STRASBOURG - 'Arap baharı' turunun 3. ziyaretini Libya’ya gerçekleştirecek olan Başbakan Erdoğan, Trablus’un muhaliflerin eline geçmesinin ardından bu ülkeye gidecek ilk lider olacaktı ama...

Fransız basınına göre, sürpriz bir hamle yapan Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Erdoğan’dan önce Libya'ya gitme kararı aldı.

Sarkozy, İngiltere Başbakanı David Cameron ve Libya krizinin başından beri ön planda olan dünyaca ünlü Fransız filozof Bernard-Henri Levy'yle birlikte bu sabah Libya’ya doğru yola çıkacak.

Ziyaret, Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdül Celil tarafından da doğrulandı.

İki günlük Mısır ziyaretinin ardından Tunus’a geçen ve ardından Libya’ya gidecek olan Başbakan Erdoğan, Libya ziyaretiyle, başkent Trablus’un muhaliflerin eline geçmesinin ardından bu ülkeye giden ilk lider olacaktı.

Ancak Fransa Cumhubaşkanı Sarkozy’den sürpriz bir hamle geldi. Sarkozy, İngiltere Başbakanı David Cameron ve Fransız filozof Bernard-Henri Levy ile birlikte bu sabah yani Başbakan Erdoğan’dan önce Libya’ya gitme kararı aldı.

Fransız basınına göre, Sarkozy’den önce 160 kişilik bir güvenlik ekibinin Libya’ya gitti. Ziyaretin ayrıntıları güvenlik gerekçesiyle açıklanmazken, Sarkozy ve Cameron'ın ilk olarak Trablus’ta bir hastaneyi ziyaret edecekleri, ardından Ulusal Geçiş Konseyi üyeleriyle biraraya gelecekleri ve bir basın toplantısı düzenleneceği kaydedildi. Ayrıca, Özgürlük Meydanı’nda bir konuşma yapılacağı da belirtiliyor.

Libya’nın yeniden inşaası için milyarlarca dolarlık anlaşmaların gündemde olduğu dönemde, Sarkozy’nin elini çabuk tutarak petrol ve inşaatta öncü olmak istediği yorumları yapılıyor.

15 Eylül 2011

Mısır’da Erdoğan’a laiklik eleştirisi

Mısır’da Erdoğan’a laiklik eleştirisi  

Kahire ziyareti sırasında Mısır’a laik devlet sistemini tavsiye eden, ‘laiklik, din karşıtlığı değildir’ diyen Türkiye Başbakanı Erdoğan’a, İslamcı Müslüman Kardeşlerden tepki geldi.

Müslüman Kardeşlerin sözcülerinden Mahmud Guzlan, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamalarına tepki gösterdi.

Erdoğan'ın Mısırlılara ‘laiklikten endişe duymamalarını” tavsiye etmesini eleştiren Müslüman Kardeşler, Türk hükümetini ülkenin iç işlerine karışmakla suçladı.

El Ahram gazetesine konuşan Müslüman Kardeşlerin sözcülerinden Mahmud Guzlan, “Başka ülkelerdeki deneyimler, Mısır'a kopyalanamaz. Türkiye'de laik bir devletin kurulmasına neden olan koşullar, Mısır'daki koşullardan farklıdır” ifadelerini kullandı.

"Arap Baharı" turu kapsamında Mısır'ı ziyaret eden Erdoğan, Dream TV kanalına verdiği demeçte, Mısır'da demokratik değişimden umutlu olduğunu belirtirken, yeni anayasa için laiklik ilkesinin önemine işaret etmişti.

‘Laiklikten korkmayın'

 

Erdoğan Kıpti Kilisesinin lideri Papa Şenuda

Erdoğan Kıpti Kilisesinin lideri Papa Şenuda ile

Erdoğan, “Laiklik, din karşıtlığı değildir. Müslümanlar iktidarda olduğunda, Hıristiyanlar, Yahudiler ve ateistlere de eşit yurttaşlar olarak saygı gösterilmelidir” demişti. Türkiye Başbakanı, “Laiklikten korkunuz olmasın” ifadelerini kullanmıştı.

80 milyonluk nüfusa sahip olan Mısır'da nüfusun yüzde 7'sini Hıristiyanlar oluşturuyor. Mısır'ın anayasasında devletin resmî dininin İslam olduğu belirtiliyor.

Erdoğan, Mısır temaslarının ikinci gününde bugün, siyasi parti temsilcilerini kabul etti. Kıpti cemaati lideri Papa Şenuda ile de görüşen Erdoğan, ayrıca ülkenin cumhurbaşkanı adayları ile de bir araya geldi.

Türkiye Başbakanı, Mısır temaslarının ardından Arap Baharı turunun ikinci durağı olan Tunus'u ziyaret edecek.

Erdoğan Müslüman Kardeşler ile Görüştü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır ziyaretinin ikinci gününde Müslüman Kardeşler heyeti ile bir araya geldi. Görüşme Kahire'deki Four Seasons Otelinde basına kapalı olarak yapıldı.

14.09.2011

'ABD, Türkiye'yi değil İsrail'i seçer'

ABD, Türkiye'yi değil İsrail'i seçer

İngiltere'de yayımlanan Guardian gazetesinde yer alan bir yorumda, ABD'nin Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliği endişeyle izlediği ve seçim yapmak durumunda kalırsa tercihini İsrail'den yana kullanacağı belirtildi.

Erdoğan'ın Kuzey Afrika temaslarını değerlendiren Guardian, bu ziyaretin Türkiye'nin Orta Doğu'da ağırlığını artırma ve İsrail'i yalnızlaştırmayı amaçladığını kaydetti.

Erdoğan'ın Kahire’de coşkulu bir kalabalık tarafından karşılandığını, medyanın ziyarete büyük ilgi gösterdiğini belirten Guardian, "Türk-Arap birliğine vurgu yapan Erdoğan, Türkiye'nin Arap baharının kalbinde lider rolü oynamak istediğini saklamıyor" dedi. Yazıda Sultan el Kasımi adlı bir Arap dünyası uzmanının şu sözlerine yer verildi:

"Erdoğan bir medya yıldızı. Arap liderlerini zor duruma düşürüyor. Memleketlerine gidip onları eleştiriyor. Biraz fırsatçılık yaptığı söylenebilir. Zira, İsrail Gazze saldırısı nedeniyle özür dilemeyi reddettiği için bunu yapabiliyor.

Ama ülkesinde iyi işler başardığı için itibarı var."

Düş kırıklığı Guardian'da Ian Black imzasını taşıyan bir analizde ise Erdoğan'ın yüksek riskli bir oyuna girdiği belirtilerek özetle şöyle denildi.

"Erdoğan'ın Kahire'de yaptığı konuşmalar, Türkiye'nin Orta Doğu'da daha büyük bir oyuncu olma çabasının da mükemmel bir platformdu. Gazze saldırısından sonra İsrail'le onlarca yıl sürdürdüğü ittifakı bozarak bu ülkeyi açık bir şekilde eleştirmeye başlayan Türkiye'nin bölgede daha güçlü bir rol oymama arzusu, bir düş kırıklığının ürünü. Zira Türklerin Avrupa Birliği'ne katılma çabaları Almanya ve Fransa tarafından fiilen engellenmiş durumda. İran'ın aksine Türkiye, sempatik bir Sünni güç. Türkiye'ye, İsrail'e karşı sesini diğer Arap ülkelerinden daha fazla yükseltebildiği için hayranlık duyuluyor.

Analizde, "Bütün bu heyecana rağmen, Türkiye'nin çok ileri gidemeyebileceği" belirtildi:

"Türkiye Suriye krizinde çok aktif olmasına karşın, Beşar Esad'ın gitmesini isteyen Batılı ülkeler kadar sesini yükseltemedi. Erdoğan ABD, İsrail ve Filistin Özerk Yönetimi'nin tepki göstermesi olasılığı nedeniyle Gazze'ye gitmeme kararı aldı. Foreign Policy Journal dergisinde Daniel Wagner, Erdoğan'ın bahislerin daha fazla yükseltilemeyeceği bir oyuna girdiğini yazıyor. Wagner şöyle diyor: ABD Türkiye ile İsrail arasında bir seçim yapmak zorunda kalsa doğal olarak İsrail'i seçer."

'Erdoğan liderimiz olsaydı Kudüs'ü geri alabilirdik' Financial Times da Erdoğan'ın Kahire'de İsrail'e sert suçlamalar yönelterek, İsrail'i alarma geçiren ve Amerika Birleşik Devletleri'ni kaygılandıran dış politika değişikliğini perçinlediğini belirtti.

Gazete, Kahire'de Erdoğan'a sevgi gösterisinde bulunan bir kişinin, "Erdoğan'ın tavrı Arap liderlerinkinden çok iyi. İsrailli diplomatları ülkesinden ilk o kovdu" dediğini başka bir göstericinin "Erdoğan liderimiz olsaydı, Kudüs'ü kurtarırdık" yazılı bir döviz taşıdığını aktardı.

'İslam dünyasının yeni sesi' Times gazetesi de Erdoğan'ın Kahire'de kendisini "İslam dünyasının yeni sesi" olarak göstermeye çalıştığını yazdı. Gazete Erdoğan'ın "Gazze'de ağlayan Filistinli bir çocuk, Ankara'daki bir annenin yüreğini sızlatır" sözlerini öne çıkardı.

Daily Telegraph ise, Erdoğan'ın uluslararası topluma Filistin'i tanıma çağrısında bulunarak Amerika'yı karşısına aldığını kaydetti. Gazete, Erdoğan'ın Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne yapacağı tanınma başvurusu öncesinde diplomatik harareti yükselttiğini vurguladı.

Daily Telegraph, ABD Başkanı Barack Obama'nın Arap dünyasını kızdırma pahasına İsrail'e bu konuda destek verdiğini ve "Güvenlik Konseyi'ne böyle bir başvuru gelirse şiddetle karşı çıkacağız" dediğini hatırlattı.

14 Eylül 2011

Erdoğan, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi'nde konuştu

Mısır’da konuşan Başbakan Erdoğan, Arap halkı, İsrail ve Batı’ya mesajlar verdi. “Zulüm üzerinden siyaset yapanların kaybedeceğini” söyleyen Erdoğan “Gelin, Filistin bayrağını göndere çekelim” dedi.

KAHİRE - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi'nin açılış oturumuna katıldı.

Başbakan Erdoğan, konseye hitabından önce Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el Arabi ile bir süre baş başa görüştü.

Daha sonra Genel Kurul salonuna geçen Erdoğan'ı, Arap Birliği Dönem Başkanı Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Casim bin Cabir El Tani kürsüye anons etti.

Erdoğan, Arap Birliği konuşması

Alkışlar eşliğinde kürsüye gelen Erdoğan'ın konuşması da dinleyiciler tarafından sık sık alkışlandı.

Bu arada, Başbakan Erdoğan'ın konuşmasını dinlemek üzere salona gelen çok sayıda Mısırlı ise güvenlik nedeniyle içeri alınmadı. Dışarıda Erdoğan'a sevgi gösterisinde bulunan ve saatlerce bekleyen Mısırlılar, ''Kahraman Erdoğan'' şeklinde sloganlar attı.

BESMELEYLE BAŞLADI

Başbakan Erdoğan, besmele çekerek başladığı konuşmasında, Mısır Arap Cumhuriyeti Başbakanı İslam Şeref ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil El Arabi'ye, gösterdikleri misafirperverlikten dolayı teşekkür etti ve bölgede tarihi gelişmelerin yaşandığı bir dönemde bir araya gelmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Türkler ve Araplar olarak yüzyıllardır tarihi dostluk ve kardeşlik bağlarına sahip halkların evlatları olduklarını ifade eden Erdoğan, yüzyıllarca bir arada, aynı coğrafya üzerinde, aynı medeniyeti, aynı inancı, ortak bir kültürü paylaştıklarını söyledi.

‘FİLİSTİNLİ ÇOCUK, ANKARA’DAKİ ANNENİN YÜREĞİNİ SIZLATIR’

Aynı medeniyet üzerine inşa edilmiş değerleri, farklı lisanlarla da olsa nesilden nesile aktardıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

''Birimizin kederi hepimizi kederlendirdi, yine birimizin sevinci, neşesi, hepimizin yüzünü güldürdü. Bizler geçmişleri, bugünleri ve gelecekleri ortak çizilmiş iki milletiz. Sana'da torununa tahta bir oyuncak dahi alamayan bir dedenin yüreğindeki hüzün, Rabat'ta, Beyrut'ta gözyaşına dönüşür. Riyad'da, Doha'da yaşanan mutluluklar, Kudüs'te, İstanbul'da gönüllerimizi şenlendirir. Gazze'de ağlayan Filistinli bir çocuk, Ankara'daki bir annenin yüreğini sızlatır. Kahire'de gençliğin yükselen sesi Trablus'ta, Şam'da, İstanbul'da aynı heyecanla yankılanır. Bizler aynı bedenin ve aynı ruhun unsurlarıyız. Zira bizler büyük ve köklü bir aileyiz. Aile içinde sevinçler paylaştıkça artar, üzüntüler paylaştıkça azalır. Şimdi sevinçlerimizi ve üzüntülerimizi en üst düzeyde paylaştığımız tarihi bir dönemeçteyiz. Şimdi, birbirimizi her zamankinden daha iyi anlıyor, daha iyi hissediyoruz. İstikbale umutla ve güvenle bakıyoruz. Türk ve Arap halkları olarak, ebedi kardeşliğimizden aldığımız güçle aramızdan gün ışığının geçmesine izin vermeyecek kadar saflarımızı sıkı tutmalıyız. Farklı dillerle aynı anlam coğrafyasını ve kaderi paylaşan bizler için yeniden ortak geleceğe sahip çıkma zamanı gelmiştir. Bu şuuru canlı tutmak, hem geçmiş nesillere bir borcumuz, hem de gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.”

‘DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK DAHA FAZLA DEMOKRASİ’

Konuşmasında ''Daha fazla özgürlük, demokrasi, insan hakları hepimizin ortak şiarı olmalıdır'' diyen Erdoğan, ''Zira, halklarımızın geleceğe ümitle bakmayı hak etmediğini hiç kimse iddia edemez. Halklarımızın meşru taleplerini; mutlaka ama mutlaka meşru yollarla ve meşru yöntemlerle karşılamaya mecburuz'' dedi.

‘İNSAN ONURUNUN DEĞERİNİ HATIRLATTI’

Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Meşru talepleri gayrı meşru yöntemlerle, güç kullanarak bastırmaya çalışanlar, adaleti erteleyenler bugün değilse yarın büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır. Mütevazı hayatında seyyar tezgahını korumak ve evine ekmek parası götürmekten başka bir gayesi olmayan Muhammed Buazizi, insan onurunun değerini dünyaya bir kere daha hatırlatmıştır. İnsan onurunun her türlü siyasi rejim ya da güvenlik tartışmasının üstünden bir etki yapacağını göstermiştir. Bu onurlu duruş, Arap halklarının kendisinden başka hiçbir yerde aramasına gerek olmayan medeni değerlerin bir yansımasıdır.

Evet, önümüzdeki süreç meşakkatlidir, zordur. Bu süreci tersine çevirmeye çalışan ve çalışacak gizli mihraklar da vardır, olacaktır. Bu gizli mihraklara karşı tedbirli olmalıyız. Ama artık gizli mihrakların gücünü bahane ederek çözümleri ertelemeye son verme zamanı da gelmiştir. Yürekten inanıyorum ki, kardeş Arap halkları asla belirsizliğe fırsat vermeden, kendi iradeleriyle bu süreci başarıyla, hayırla sonuçlandıracaklardır.

Adalet ve hakkaniyet çizgisine sadık kalınması ve herkesin hukukunun korunması halinde yeni umut kapılarını ardına kadar açacak olan Allah'ın yardımı mukadderdir. Halkların meşru beklentilerinin vakit kaybetmeden karşılanması için eş zamanlı olarak siyasi, ekonomik ve sosyal reformların gerçekleştirilmesi elzemdir.

‘VAKUR DURUŞU SAYGIYLA SELAMLIYORUM’

Bu tarihi süreç tamamlandığında adalet ve hakkaniyetin tecelli etmesi, barış ve huzurun, emniyet, güvenin, demokrasi ve hukukun herkesi kuşatacak şekilde hissedilmesi bugün göstereceğimiz vakur duruşa bağlıdır. Tarihin yeniden evirildiği bir dönemde kardeş Arap halklarının bu vakur duruşunu saygıyla selamlıyorum.

‘YERALTI ZENGİNLİĞİNE BAKARAK KONUŞMUYORUM’

Bazıları gibi çıkar hesaplarıyla değil, sadece ve sadece kardeşlerimin onurlu bir geleceğe sahip olması için Arap halklarının bu değişimi gerçekleştirmesini diliyorum. Bazılarının Libya'nın yeraltı zenginlikleri üzerinde yaptığı veya yapacağı hesaplara bakarak değil, sadece Libyalı kardeşlerimi sevdiğim için bunları ifade ediyorum. Dolayısıyla burada atılacak adımlar geleceği çok daha farklı inşa edecektir. Hiç şüphesiz bu süreç en çok ortak aklın harekete geçmesi, en çok dayanışmanın gösterilmesi gereken bir süreçtir.

Yüzyıllarca bilimden edebiyata, sanattan felsefeye insanlık tarihinde çığır açmış yeniliklere imza atmış bölge insanı, üzülerek ifade edelim ki, bugün olması gerektiği noktada değildir. Bizler bu akışı tersine çevirecek birikime fazlasıyla sahibiz ve bugün cereyan eden gelişmelere de bu zaviyeden bakmak durumundayız. Bu bağlamda, Libya halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini zaferle sonuçlandırmış olmasını memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Libya'nın Arap Ligi'nde bundan böyle Libya Ulusal Geçiş Konseyi tarafından temsil edilmesi yönündeki karar da önemli ve sevindiricidir. Biz Libya'nın yaklaşmakta olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da Libya Ulusal Geçiş Konseyi tarafından temsil edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Çünkü Ulusal Geçiş Konseyi’nin geçmişte yaşananlardan ders çıkararak tüm Libya halkının iradesinin yönetime yansıması için hassasiyet içinde hareket edeceğine inanıyoruz. Aklıselimin bu yönde tecelli edeceğine de samimiyetle inanıyoruz.''

‘ORTADOĞU’YA KAYITSIZ KALAMAYIZ’

Başbakan Erdoğan, Türkiye olarak Ortadoğu'daki gelişmelere kayıtsız kalınmasının düşünülemeyeceğini, bunu sadece Türkiye'nin aynı coğrafyanın bir parçası olduğunu düşünerek değil, ortak tarihi ve ebedi kardeşliği de dikkate alarak söylediğini ifade etti.

''Kaldı ki bu bölgede cereyan eden her bir gelişmenin bölgemizin bütün dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda daha geniş bir coğrafyayı etkileme potansiyeli taşıdığı aşikardır'' diyen Erdoğan, Ortadoğu bölgesinde her bir olayın bölgenin dengelerinden ayrı düşünülmesi ve tek başına ele alınmasının asla gerçekçi olamayacağını kaydetti.

‘İSRAİL ŞİRAZEDEN ÇIKTI’

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bu nedenle sürecin en başından bu yana bölgemizde vuku bulan değişim ve dönüşüm sürecinde ihtiyaç duyan herkese dostluk elimizi uzattık. Uzattığımız bu dostluk elini muhabbetle tutanlar olduğu gibi elimizi havada bırakanlar da oldu. Ama biz buna da aldırmadık. Doğru bildiğimiz yoldan şaşmadan halkın taleplerine cevap verilmesi noktasında dostane telkinlerimizi ıslarla dile getirmeye devam ettik. Bu vesile ile bir gerçeği hatırlatmakta fayda görüyorum: Halkların meşru talepleri karşısında bugün takınacağımız tutum ve atacağımız adımların hesabı ancak halklar tarafından sorulabilir. Bu çağrım bölgemizdeki tüm ülkeler için geçerlidir ve buna İsrail de dahildir.

İsrail, bir yandan bölgemizde meşruiyetini sağlamaya çalışırken, diğer yandan da kendi meşruiyetinin temellerini sarsan sorumsuz adımlar atmaya devam etmektedir. Uluslararası hukuku ve insanlık onurunu hiç tereddüt etmeden ayaklar altına alan bu İsrail hükümetinin saldırganlığı, çocuklara oyun parkı ve oyuncak götürmek üzere yola çıkan uluslararası bir yardım konvoyuna uluslararası sularda askeri bir saldırı düzenleyebilecek kadar şirazesinden çıkmıştır. İşte 9 tane vatandaşımız o sularda şehit edilirken aynı şekilde kısa bir süre önce 5 tane Mısırlı kardeşimizin şehit edilmesi de bizim için aynı değerdedir. İsrail hükümet politikalarının saldırganlığı İsrail halkının geleceğini tehdit etmektedir.''

Erdoğan, şunları söyledi:

''İsrail hükümet politikalarının saldırganlığı, İsrail halkının geleceğini tehdit etmektedir. Barışın önündeki engel İsrail hükümetinin zihniyetidir, yönetiminin zihniyetidir. İsrail hükümeti tarafından aslında İsrail halkı ablukaya alınmıştır. Daha da vahimi, öldürdüğü sivillerin ülkesi tarafından kendisinden talep edilen özür ve tazminat taleplerine de kulak tıkamakta, kendisini hukukun üstünde görebilmektedir. İşte bunun son örneğini Mavi Marmara saldırısını araştırmak üzere kurulan panelin hazırladığı raporda gördük. Bu vesile ile tekrar söylüyorum; bu raporun bizim için hiçbir hükmü yoktur, olmayacaktır. Gazze’ye uygulanan ablukanın yasal olduğunu söyleyecek kadar İsrail tezlerinin esiri olan bu rapor bizim için, Arapça ifadesiyle 'ke en lem yekün', yok hükmündedir. Gazze ablukasını meşru gören hiçbir cümleyi tanımadığımızı bir kere daha ilan ediyorum.

‘NORMAL DEVLET OLURSA YALNIZLIKTAN KURTULUR’

Şunu da özellikle belirtmek isterim ki başta BM olmak üzere, uluslararası çevreler İsrail’in tek taraflı, şımarık uygulamalarına prim vermeye, bu insanlık dışı uygulamalarına gözlerini kapamaya devam ederlerse, işlenen bu suçun bir faili olarak anılmaktan kurtulamayacaklardır. Şu iyi bilinmelidir: İsrail ne zaman makul, sorumlu, ciddi, insan hakkına, yaşam hakkına saygılı, 'normal' bir devlet olarak davranırsa, ancak o zaman içine düştüğü yalnızlıktan kurtulmayı başarabilecektir. Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesi için gerekli gördüğü şartlar halen geçerlidir. İsrail özür dilemedikçe, öldürülen şehitlerimizin ailelerine tazminat ödemedikçe ve Gazze’ye uyguladığı ablukayı kaldırmadıkça Türk-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi söz konusu olamayacaktır.''

PALMER RAPORU

Başbakan Erdoğan, Palmer Raporu açıklanmadan önce basına sızdırılmasının hemen ardından İsrail ile ilişkilerimizde bazı tedbirleri hemen uygulamaya koyduklarını dile getirerek, alınan bu kararlara göre, Türk-İsrail diplomatik ilişkilerinin ikinci katip düzeyine indirildiğini, Türkiye ile İsrail arasındaki askeri anlaşmaların askıya alındığını ifade etti.

Doğu Akdeniz'de en uzun kıyısı bulunan sahildar devlet olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacağına işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukayı tanımadığını belirtti.

‘DEVLETLER DE CİNAYETİN BEDELİNİ ÖDEMELİ’

Erdoğan, şunları kaydetti:

''İsrail'in 31 Mayıs 2010 tarihi itibariyle Gazze'ye yönelik olarak uyguladığı ablukanın Uluslararası Adalet Divanı'nda incelenmesini sağlayacaktır. Bu doğrultuda BM Genel Kurulunu harekete geçirmek için girişimler başlatılacaktır. İsrail saldırısının Türk ve yabancı tüm mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine tarafımızdan gereken her türlü destek verilecektir. Hiçbir ülke uluslararası hukukun üzerinde olmadığı gibi uluslararası hukuk da sadece bazı ülkelerin güdümünde değildir, olamaz. Daha adil, daha yaşanılabilir, daha güvenli bir dünya düzeni için bireyler gibi devletler de işledikleri cinayet suçlarının bedelini ödemek durumundadır. Terör suçlarının bedelini ödemek durumundadır. Türkiye olarak ülkemize ve uluslararası hukuka karşı yapılan her türlü eyleme karşı sesimizi yükseltmeye ve bu eylemlerin karşılıksız kalmaması için gerekenleri yapmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle Sayın Arap Birliği Genel Sekreteri'nin İsrail ile ilişkilerimizde aldığımız tedbirlere vermiş olduğu destekten dolayı kendilerine bir kez daha huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu desteğin ve dayanışmamızın, ablukanın gayrı hukukiliğini tescil etmek amacıyla Uluslararası Adalet Divanı'nda başlatacağımız süreçte de devam edeceğine eminiz.”

‘FİLİSTİN BAYRAĞINI GÖNDERE ÇEKELİM’

Filistin davasının ''ayaklar altına alınmak istenen insanlık onurunu ayağa kaldırma ve dik tutma mücadelesi'' olduğunu her fırsatta ifade ettiğini hatırlatan Erdoğan, bu yüzden bu davanın sadece Filistin'in ve Filistinlilerin değil, adaletten, hak ve hukuktan, insaniyetten yana olan bütün devletlerin, bütün milletlerin ortak davası olduğunu söyledi.

''Bu mesele asla herhangi bir mesele değildir. İsrail-Filistin meselesi devletler arası bir meselenin ötesinde bir insanlık meselesidir, onlarca yılın meselesidir. Sadece Ortadoğu açısından değil, küresel barış açısından da tayin edici bir meseledir'' diye konuşan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bulunduğu bölgede yaşanan olayların, Ortadoğu'daki sorunların merkezinde yer alan İsrail-Filistin ihtilafının yattığı gerçeğini gölgeleyemeyeceğini dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İsrail- Filistin meselesi artık boyutlarını çok aşarak uluslararası düzenin meşruiyetini belirleyen bir mesele haline gelmiştir. Gazze bu durumda oldukça uluslararası düzende hak, hukuk, meşruiyet gibi kavramların ne anlama geldiği konusunda kaos derinleşecektir. Bu meselede statükonun sürdürülmesi artık mümkün değildir. Zulüm üzerinden siyaset yapanlar, zulümlerinin ebedi, güçlerinin mutlak olduğunu zannedenler sonunda mutlaka kaybedeceklerdir. Mesele çok açık ve nettir. Filistinli kardeşlerimiz özlemini çektikleri devletlerine artık kavuşmalıdır. Bu nedenle Filistin devletinin tanınması yegane doğru yoldur. Bu bir seçenek değil zorunluluktur.

Filistinli halkının bu haklı ve meşru mücadelesini bütün gücümüzle desteklemeliyiz. Allah'ın izniyle, içinde bulunduğumuz ay sona ermeden Birleşmiş Milletler'de Filistin'i çok farklı bir statüde görme imkanı bulacağız. Bu amaç doğrultusunda Filistinli kardeşlerimizle el ele vermeli ve ortak çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeliyiz.

Artık Gazzeli Muhammed'in, Nabluslu Ayşe'nin, Ramallahlı İbrahim'in, Kudüslü Zeynep'in, El Halilli Osman'ın bayrağının Birleşmiş Milletler'de dalgalanmasının zamanı gelmiştir. Gelin, özlemi duyulan o Filistin bayrağını en kısa zamanda göndere hep beraber çekelim. Gelin, Filistin bayrağını göndere çekelim ve o bayrak Ortadoğu'da barışın, adaletin sembolü olsun. Gelin, Ortadoğu'ya hak ettiği barış ve istikrarın gelmesine katkıda bulunalım.''

Başbakan Erdoğan, sözlerini, konsey toplantısının başarılı geçmesi, tüm bölge ve dünya için hayırlı sonuçlar doğurmasını dileyerek tamamladı.

MISIRLILARLA TOKALAŞTI

Erdoğan'ın konuşmasının ardından Arap Birliği Genel Sekreteri Arabi, günün anısına Başbakan Erdoğan'a plaket sundu.

Başbakan Erdoğan, Arap Birliği binasından ayrılırken kendisine sevgi gösterisinde bulunan Mısırlıları selamlayarak yanlarına gitti ve tokalaştı.

13 Eylül 2011

Erdoğan Üç üç Arap ülkesini ziyaret ediyor.

Erdoğan Üç üç Arap ülkesini ziyaret ediyor  

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan son bir yıl içinde halk ayaklanmaları sonucu yönetim değişikliği yaşayan üç Arap ülkesini ziyaret ediyor.

Mısır, Tunus ve Libya'yı kapsayan bir tura çıkan Erdoğan'ın ilk durağı Kahire olacak.

Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan'a ziyarette bakanlar, üst düzey bürokratlar ve iş adamlarından oluşan kalabalık bir heyet eşlik ediyor.

Erdoğan Mısır'da Şubat ayından bu yana yönetimi üstlenen konseyin başındaki Mareşal Muhammed Hüseyin Tantavi ve başbakan Essam Şeref ile bir araya gelecek.

Tarafların 'stratejik işbirliğ konseyi kurulmasını öngören bir siyasi belge ile ekonomi, ticaret ve yatırım alanlarında anlaşmalar imzalaması bekleniyor.

Mısır'da Salı günü düzenlenecek Suriye konulu bir Arap Birliği toplantısında konuşacak olan Erdoğan, Çarşamba Tunus, Perşembe günü Libya'da olacak.

Türkiye, Mısır'da daha fazla siyasi özgürlük talepleri ile başlayan protesto gösterilerine başlardan itibaren destek vermişti.

12 Eylül 2011

Rumlar harekete geçiyor

Kıbrıs, Akdeniz

 

Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Türkiye'nin karşı çıktığı Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına bu ay sonunda başlayacağı kaydedildi.

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetiminin, Doğu Akdeniz'de 'Afrodit' olarak isimlendirdiği 12. parselde petrol ve doğalgaz arama sondajına bu ay sonu başlayacağı bildirildi.

Rum haber ajansı, sondajı yapacak Amerikan menşeli 'Noble Energy' şirketinin, Rum yönetimin tek yanlı ilan ettiği sözde 'Münhasır Ekonomik Bölge'de yapacağı araştırma sondajlarına eylül sonu başlayacağını duyurdu.

Ajans, Rum hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberinde, ''araştırma sondajları safhasında doğalgaz yataklarının kalitesinin ölçüleceğini ve bu yataklardan ne kadar istifade edilebileceğinin veya ne kadarının satılabileceğinin tespit edileceğini'' belirtti.

Rum haber ajansının haberinde, İsrail'in ''Leviathan'' ismi verilen parselinde bulunan doğalgaz platformunun 12. parsele taşınmasının söz konusu olduğu da kaydedildi.

Başbakan Erdoğan KKTC ziyaretinde, Rum yönetiminin girişimiyle ilgili, “Doğalgaz konusunda farklı hesaplar yapılıyor. Bu hesaplar Türkiye’ye rağmen yapılamaz. Bununla ilgili rezervimizi koyduk. Bu işe girdiğimiz takdirde, oradaki müdahalemiz farklı olur" demişti.

Bu açıklamayı 'kabadayılık' olarak niteleyen Rum yönetiminin lideri Hristofyas, dün, arama çalışmaları kapsamında ordunun hazırlıklı olması gerektiğini belirtmiş, yanıt KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'dan gelmişti: "Bir şey yapamazlar..."

 

Ada'da, BM öncülüğündeki yoğunlaştırılımış müzakereler devam ediyor.

"MÜSAADE ETMEYİZ"

Öte yandan konuyla ilgili, Gaziantep'te bulunan KKTC Başbakanı İrsen Küçük'ten de açıklamalar geldi:

"Kıbrıs'ın yer altı kaynaklarında ve özellikle denizlerde bulunması muhtemel herhangi bir servetin tabii ki sahibi sadece Güney Kıbrıs halkı değildir. Bunun tabii ki Kıbrıs Türk halkının da bu konularda veya böyle bir kaynağın bulunması halinde muhakkak payı vardır.

Böyle bir hamlenin tamamlanacağı düşüncesinde değilim. Bizim garantörümüz Anavatanımızdır, Türkiye'dir. Tabii ki bizim haklarımızın da koruyucusudur. Kıbrıs Türk halkının haklarının heba olması ve tek taraflı olarak Güney Kıbrıs ya da Rum halkı tarafından kullanılmasına biz KKTC olarak müsaade etmeyiz. Ne de anavatanımız müsaade eder.

Bir kez daha Güney Kıbrıs'ı, Yunanistan'ı saygıya davet ediyoruz."

13 Eylül 2011

Akdeniz'de petrol ve doğal gaz  sorunu

 

Papandreu

Türkiye’nin karşı çıktığı Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz çalışmalarına ilişkin, hem İsrail hem de Yunanistan’dan açıklama geldi.

Papandreu'nun ekonomi gündemli basın toplantısı 3 saat sürdü.

Türkiye’nin, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına karşı olduğu ortadayken, Başbakan Erdoğan kısa süre önce, Akdeniz'deki doğal kaynakların İsrail şirketlerince kullanılmasına izin vermeyeceklerini de söylemişti.

Konuyla ilgili İsrailli Bakan Landau ve Yunanistan Başbakanı Papandreu konuştu.

Her iki isim de, çalışmalarda ısrarlı olunacağı kaydederken, Yunanistan’dan "Haklı olunduğunu BM, ABD ve AB de söylüyor" açıklaması geldi.

Akdeniz'de Tamar ve Livyatan bölgelerinde keşfettiği doğalgaz yataklarının on milyarlarca dolar değerinde olduğu belirtilen İsrail’in Altyapı ve Enerji Bakanı Uzi Landau, ''İsrail, Akdeniz'de sahip olacağımız yatakları destekleyebilir ve güvenceye alabilir. Verebileceğim en basit cevap bu'' dedi.

Ülkesindeki ekonomik durumla ilgili düzenlediği basın toplantısında soru yağmuruna tutulan Papandreu’ya, 3 saat süren toplantıda, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz arama çalışmaları soruldu.

Papandreu bu arada Türkiye’nin adını vermeden, Kıbrıs ve İsrail’in kendi deniz bölgelerinde petrol ve doğal gaz arama hakkı olduğunu da belirtti ve “Bu görüşü yalnız biz değil BM, ABD ve AB de paylaşıyor“ dedi.

Yunanistan’ın da kendi münhasır ekonomi bölgesini ilan edip etmeyeceğiyle ilgili soruya, "Yunanistan gerek münhasır deniz bölgesi gerekse kara sularını uzatma gibi konularda Türkiye başta olmak üzere komşu ülkeleriyle işbirliği içindedir. Biz Türkiye ile ilişkilerimizi düzeltiyoruz ve bu yöndeki çalışmalarımız egemenlik haklarımıza saygı temelinde yapılmaktadır" yanıtı veren Papandreu’nun, Türkiye-İsrail ilişkileriyle ilgili görüşleri de şöyle oldu:

"İki ülke araısndaki gerginlik hoş değil. Bu gerginliğin sonunda itidalin hakim olacağına ve uluslararası toplumun her iki tarafı da ikna edeceğine inanıyorum."

11 Eylül 2011

İran-Rusya İlişkilerinde Gerginlik

 

İran-Rusya İlişkilerinde Gerginlik

Kremlin'in füze satışını durdurması İran'ı kızdırdı.

İran’ın Rusya’yı hava savunma sistemi satışını durdurduğu için Uluslararası Adalet Divanında dava etmesi iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştirdi. Ancak uzmanlar gerginliğin Moskova – Tahran işbirliğinin sona erdiği anlamına gelmediği görüşünde.

İran ile Rusya ile anlaşmazlık S-300 tipi uçaksavar füzelerinin satışıyla ilgili. Moskova hükümeti başta füzeleri İran’a satmayı kabul etmişti ancak şimdi BM yaptırımları nedeniyle bunun yapamayacağını söylüyor.

Rusya uzmanlarından James Nixey, Rusya-İran ilişkilerinde büyük bir gerileme olduğu görüşünde.

Londra’daki araştırma kurumu Chatham House’da görev yapan Nixey, iki ülkenin tarihte birbirlerine yakın olduklarını ancak Batı Rusya’yı her zaman ne kadar güvenilmez görüyorsa Rusya’nın da İran’ı aynı şekilde güvenilmez gördüğünü söylüyor.

İngiliz uzman Rus liderlerin Batı ile ilişkilere son derece önem verdiğini bu nedenle İran’la arasını bozmayı göze aldığını savunuyor.

Moskova’nın hala BM yaptırımlarına karşı çıkabileceğini, bunu daha önce de yaptığını hatırlatan Nixey ancak Rusya’nın gerçekçi politika izleyen bir büyük devlet olduğunu, S-300 füzeleri anlaşmasının artı ve eksilerini tartığını ve bu aşamada anlaşmada ısrar etmenin kendisi için yararlı olmadığına karar verdiğini söylüyor.

Yine Londra’daki Jane’s adlı savunma ve istihbarat araştırmaları kurumunda görevli uzman Gala Riani bunun İran için kötü haber olduğu görüşünde.

İran’ın birçok yönden hala süper güç olarak değerlendirildiği için Rusya’yı önemli bir müttefik olarak gördüğünü belirten uzman şimdi Moskova’nın Batı’yla işbirliği yapmasının Tahran için belirli bir kayıp olduğunu söylüyor.

Ancak İran Rusya ile ilişkileri sürdürmekten vazgeçmedi. İran dışişleri bakanı Ağustos ayında Moskova’yı ziyaret etti. Tahran, Rusya’nın uluslararası nükleer görüşmeleri yeniden başlatma konusunda Moskova’nın yaklaşımını memnunlukla karşıladı.

Gala Riani, bunu İran-Rusya ilişkilerinde yeniden sıcaklaşma olarak görüyor.

Uzman, İranlı yetkililerin Rusya hakkında olumlu konuştuklarını çünkü Moskova ile ilişkileri tümüyle kesemeyeceklerini, bu ilişkilerden hala bir ölçüde yarar gördüklerini belirtiyor.

Rusya’nın uçaksavar füzeleri satışını iptal ve İran’ın dava açma kararı ilişkiler açısından elbette kötü bir gelişme. Ancak iki ülke de şimdiden bunu onarmak için girişimlerde bulunuyor. Bazı uzmanlar Rusya’nın sonuçta bir şekilde yaptırımlardan kurtulma yolu bulacağına inanıyor.

11 Eylül 2011

Kahire'de İsrail Nefreti; Büyükelçilik ele geçirildi

Kahire'de İsrail Nefreti

 

 

Kahire'de dün gece İsrail Büyükelçiliği önünde toplanan binlerce kişi, binaya girdi, İsrail bayrağını indirdi.

Dün gece Mısır’ın başkenti Kahire sokaklarında gergin saatler yaşandı. Öğle saatlerinden itibaren Kahire’deki İsrail büyükelçiliği önünde toplanan binlerce protestocu, gece elçilik binasına girdi.

Elçiliğe giren yaklaşık 30 göstericinin, elçiliğe ait evrakları camlardan attığı ve binadaki İsrail bayrağını indirdikleri bildirildi. Binaya pencerelerden giren göstericiler, evrakları talan ederken, üç elçilik çalışanının da darp edildiği öne sürülüyor. Olaylar sırasında, odalardan birinde kilitli kalan altı elçilik çalışanının ise daha sonra Mısırlı güvenlik güçleri tarafından kurtarıldığı açıklandı.

Büyükelçi İsrail'e döndü

Mısırlı güvenlik güçlerinin kurduğu barikatla binadan çıkarılabilen Mısır’ın İsrail büyükelçisi Jitzchak Levanon, ailesi ve birkaç elçilik çalışanı askerî bir uçakla İsrail’e geri döndü. Kentte, olağanüstü güvenlik önlemleri alınırken, tüm güvenlik güçleri göreve çağrıldı.

Mena Haber Ajansı, İsrail Büyükelçiliği önünde meydana gelen arbedede, 448 sivilin ve 46 güvenlik görevlisinin yaralandığını, 17 kişinin ise tutuklandığını bildirdi.

 

Büyükelçilik ele geçirildi

Kahire’de İsrail Büyükelçiliği’nde meydana gelen protesto gösterileri, iki ülke arasında zaten gergin olan ilişkilerde tansiyonu daha da yükseltti. Bir İsrail hükümet yetkilisi, dün gece meydana gelen olayların, diplomatik normlara ve yürütülen barış görüşmelerine büyük bir darbe vurduğunu kaydetti.

Olayların nedeni

İsrail Büyükelçiliği'nde meydana gelen olaylar, cuma öğle saatlerinde başlayan protesto gösterileri ile tetiklendi. Binlerce kişi, Mısır ile İsrail arasında 1979 yılında imzalanan barış antlaşmasını protesto etmek için İsrail Büyükelçiliği önünde toplandı. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden bu yana sürekli İsrail ile imzalanan antlaşmanın feshedilmesi gerektiği çağrısı yapılıyordu.

Yine geçen ay, İsrail'in düzenlediği hava operasyonunda 5 Mısırlı güvenlik görevlisinin öldürülmesi nedeniyle de iki ülke arasında tansiyon yükselmişti.

İsrail, olayın ardından 'Üzgün olduğunu' açıkladı ve sözlü özür dilemesine rağmen, resmi olarak özür dilemedi.

egypt israeli embassy protest

 

İsrail Büyükelçisi'nin sınır dışı edilmesini talep eden protestocular, İsrail ile diplomatik ilişkilerin kesilmesini veya en alt düzeye indirilmesini istiyor.

10 Eylül 2011

Medvedev Şam Hükümetini İlk Kez Eleştirdi

medyedev-gul

 

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Şam hükümetinin rejim karşıtlarına tepkisini aşırı bulduğunu söyledi.

Medvedev, Euronews televizyonuna verdiği demeçte, orantısız kuvvete başvurulmasını eleştirdi ve ölü sayısının giderek artmasının kabul edilemeyeceğini belirtti. Demokrasi eylemcileri arasında “teröristlerin” de bulunduğunu ileri süren Rusya Devlet Başkanı, Batı ülkelerinin bu gerçeği de görmeleri gerektiğini vurguladı. Medvedev bu kişilerin Suriye’de batı türü bir demokrasi kurmak istediklerini sanmadığını söyledi.

Moskova hükümeti, veto etme tehdidiyle, BM Güvenlik Konseyi’nden eski dost ve müttefiki Suriye hakkında sert karar çıkarılmasını önlüyor. Bir nedeni, Konsey’e bu amaçla sunulacak bir karar tasarısında rejim karşıtı eylemcilerin de eleştirilmesinde ısrar etmesi. Rusya, bunun yerine, Şam hükümetine demokratik reformlar yapması çağrısında bulunan kendi tasarı metni üzerinde çalışıyor. Ancak Medvedev’in yeni açıklamasını Rusya’nın tutumunu değiştirmeye başladığı şeklinde yorumlayanlar var.

Suriye’deki rejim karşıtlarını temsil eden bir heyet, son birkaç gündür Moskova’da temaslarda bulunuyor. Heyet başkanı Ammar Kurabi, Rusya’dan destek görmemelerinden hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi.

Öte yandan Medvedev, önceki gün uçak kazasına sahne olan Yaroslav kentindeki küresel forum toplantısında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüştü.

İkili ilişkiler ve uluslararası sorunların ele alındığı görüşmede Medvedev’in, toplantıya katıldığı için Gül’e teşekkür ettiği öğrenildi. Haberlere göre Gül de kazadan ötürü Rus ulusuna başsağlığı diledi ve benzer felaketler yaşanmamasını temenni etti.

09 Eylül 2011

Ahmedinejad'da Suriye'ye cephe aldı

 

Ahmedinejad'da Suriye'ye cephe aldı

Rejim karşıtı muhaliflerin protestolarını şiddet kullanarak bastıran Suriye'yi eleştiren ülkeler kervanına İran da katıldı.

Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Esad yönetiminden operasyonlara son vermesini ve reform yapmasını istedi.

Ahmedinejad'ın yıllardır ülkesinin stratejik ortağı olan Suriye'yi, üstelik de böyle açıkça eleştirmesinin ardında ne yatıyor?

New York Times gazetesinde yer alan bir yoruma göre bunun iki sebebi var:

İranlı lider silahsız protestoculara ateş açan Esad rejimini destekledikçe, ülkesinin Arap dünyasındaki imajının zarar gördüğünü düşünüyor.

İran yedi aydır süren eylemler süresince Suriye hükümetine maddi ve manevi destek vermekle suçlanıyor.

Ahmedinejad ayrıca protestolar uzadıkça, bölgedeki en önemli stratejik ortağı olan Şam yönetiminin devrilme olasılığının arttığı görüşünde.

"İran, Suriye'ye bakarken Hizbullah'a, Hamas'a ve İslami Cihad'a nasıl ulaşabileceği sorusunu hep aklının bir köşesinde bulunduruyor"

Profesör Anuş İhtişami

New York Times'a göre eğer Esad devrilirse Şii İran'ın gücü azalır, Sünni çoğunluklu Suudi Arabistan ve Türkiye'nin gücü artar.

Ayrıca Lübnan'daki Hizbullah'a silah sevkiyatında kullandığı başlıca güzergahı da kaybeder.

Gazeteye göre İran'da bazı çevreler Esad hükümetine verilen mutlak destek yüzünden, Türkiye gibi bölgesel rakiplerin güçleneceği bir ortam yaratılmasından şikayetçi.

'Gaflet'

İngiltere'deki Durham Üniversitesi'nden Anuş İhtişami de "Protestolar başladığında İran tam bir gaflet sergiledi. Protestocuları teröristler, Batılı Siyonist komplocular diye niteledi" diyor.

"Ancak zaman geçip de hava değiştikçe, özellikle Kaddafi düşüp de dikkatler Suriye'ye çevrilince zorda kaldı."

BBC'nin sorularını yanıtlayan İhtişami'ye göre Esad'dan sonrasını düşünmeye başlayan İran, son 3-4 aydır eylemlerde Tahran karşıtı sloganlar atıldığını görünce endişeye kapıldı.

Anuş İhtişami, Ahmedinejad yönetiminin Arap dünyasında bu yıl görülen tüm halk ayaklanmalarını "İran'daki başarılı devrimin mirasçıları" olarak gösterme çabası içinde olduğunu söylüyor.

"Ayrıca hepsinde İslamcıların iktidara gelmesini umuyor." diyor.

Bu örgütlerin tümü Şam'da varlık gösteriyor. Esad düşerse, İran'ın bu örgütler üzerinde ve dolayısıyla da genel olarak Arap siyaseti üzerindeki etkisi azalabilir.

Peki Ahmedinejad'ın da eleştirilere katılması, Beşar Esad üzerinde diğer baskılardan daha etkili olur mu?

İhtişami'ye göre "Evet, Esad büyük olasılıkla oyunun sonuna geldiğinin farkında."

9 Eylül 2011

Lieberman’dan 'PKK'ya yardım'a yalanlama

Lieberman’dan 'PKK'ya yardım'a yalanlama

 

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, dün İsrail'in Yedioth Ahronot gazetesinin İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye'ye karşı bazı planların hazırlığı içinde olduğu yolundaki haberini yalanladı.

TEL AVİV - Kanal 2 televizyonunda, İsrail'in tanınmış gazeteci ve analistlerinden Ehud Yaari ile birlikte konuk olan İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman 'a, ''Bakanlığı döneminde hem Türkiye hem de Mısır'dan büyükelçilerin kovulduğuna'' işaret edilerek, gazetede yayımlanan haberin doğru olup olmadığı soruldu.

Haberin doğru olmadığını söyleyen lieberman'a, bu kez, ''Peki (Dışişleri'nde) böyle şeyler konuştunuz mu?'' sorusu yöneltildi. Lieberman, bu soruya, ''Dışişleri Bakanlığı'nda her gün yüzlerce fikir tartışma konusu edilir'' yanıtını verdi.

Bunun üzerine, Ehud Yaari, ''Açıkça söyleyin, PKK terör örgütüne silah vs. sağlama gibi, yardım etme konusu konuşuldu mu?'' diyerek, sorusunu yineledi.

Lieberman, soruya bu kez ''Hayır, kesinlikle konuşulmadı'' karşılığını verdi.

Lieberman, Palmer Komisyonu raporunun ''Mavi Marmara'' baskını ile ilgili olarak İsrail'in eyleminin ve Gazze'ye ablukanın haklı olduğunu açıkça ortaya koyduğunu da ifade etti.

Lieberman, Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesinin yeniden sağlanacağı ve Türkiye'nin, böyle bir normalleşmenin çıkarına olacağını göreceği umudunda olduğunu da kaydetti.

10 Eylül 2011

İsrail’den PKK ve Ermeni tehdidi

 

İsrail’den PKK ve Ermeni tehdidi

İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman'ın, Ankara'ya misilleme olarak formüle ettiği önlemler arasında 'PKK liderleriyle toplantılar ve ABD'deki Ermeni lobisiyle işbirliği' var.

TEL AVİV - İsrail'de yayın yapan Yedioth Ahronoth gazetesi, "İsrail, Türkiye’yi ‘Cezalandıracak’" başlığını kullandığı haberinde, İsrail’in Türkiye’nin yaptırımlarına karşı önlemler alacağını duyurdu.

Gazete, "Dışişleri Bakanı Lieberman, Türkiye’nin adımlara karşı bir dizi sert önlem formüle etti. İsrail, ABD’deki Ermeni lobisi ile işbirliği yapıp Kürt isyancılarına askeri destek önerebilir" diye yazdı.

Üst düzey İsrail Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Perşembe günü bir araya gelerek Cumartesi günü Lieberman ile yapılacak toplantı için hazırlıklar yaptıklarını kaydeden gazete, Perşembe günü yapılan toplantının ardından İsrailli yetkililerin özür dilemeyle ile pek ilgili olmadığını yazdı.

Ankara'nın İsrail ile ihtilafını, Müslüman dünyasındaki statüsünü güçlendirmek için kullandığını öne süren haberde, "Böylece Lieberman’ın özür dilemek için yaratıcı formüller aramaya gerek olmadığına karar verdiği, bunun yerine de İsrail’in Türkiye’yi cezalandırma çabalarına odaklanmasını tercih ettiği" kaydedildi.

Şimdi dışişleri bakanlığının "Türklere karşı kullanılacak bir diplomatik ve güvenlik ‘alet çantası’nı formüle etmeyi kararlaştırdığını" kaydeden gazete, ilk adım olarak da İsrailli eski askerlerden Türkiye’ye yolculuk etmemelerinin, vatandaşlardan Türkiye aktarmalı yolculuklardan vazgeçmelerinin isteneceğini kaydetti.

ERMENİ LOBİSİNE İŞBİRLİĞİ ÖNERECEK

Planlanan diğer önlemler arasında Ermenilerle işbirliğinin kolaylaştırılmasının bulunduğunu belirten gazete "Lieberman’ın bu ay ABD’ye yapacağı ziyaret sırasında Ermeni lobi liderleriyle buluşması ve Kongre’deki Türkiye karşıtı işbirliğini önermesinin beklendiğini" belirtti.

Bu adımın "dünya çapında Ermeni holokostunun tanınmasını teşvik çabalarına İsrail’in katkısının yapması" anlamına geldiği yorumu yapılan haberde bunun da Türkiye’ye "ciddi bir biçimde zarar vereceği" öne sürüldü, İsrail’in "Ağrı Dağı ile ilgili anlaşmazlıkta Ermenistan’a destek verebileceği" de belirtildi.

PKK LİDERLERİYLE TOPLANTI

Haberde PKK ile işbirliğinin yapılacağına da dikkat çekilirken de "Lieberman, aynı zamanda Kürt isyancı grubu PKK liderleri ile Avrupa’da toplantıları düzenlemeyi de planlıyor. Amacı, onlarla ‘işbirliğini yapmak ve onları mümkün olan her alanda güçlendirmek’. Bu toplantılarda Kürtler, İsrail’den eğitim ve silah biçiminde askeri yardım isteyebilir, böyle bir adım gerçekleşirse büyük bir Türkiye karşıtı pozisyon olur."

Yedioth Ahronoth, haberinde ayrıca Lieberman’ın "alet çantası"nda bir "diplomatik kampanya"nın da bulunduğunu, bu bağlamla dünya çapındaki İsrail temsilciliklerine "Azınlıklara karşı herhangi bir Türk girişimiyle mücadeleye katılma ve bilgilendirme talimatı verileceğini" yazdı.

'TÜRKİYE BİZE SAYGI GÖSTERİRSE İYİ EDER'

Gazete haberini, Lieberman’ın, "Erdoğan’a, kendisine İsrail’e bulaşmanın pek karlı olmadığını kanıtlayacak bir bedel ödeteceğiz. Türkiye, bize saygı ve nezaket gösterirse iyi eder" sözleriyle noktaladı.

9 Eylül 2011

AB, Kıbrıs Rum Kesimi Lehine Türkiye'ye tavır koydu.

AB, stefan füle

 

AB Komisyonu'nun Genişleme ve Komşuluk Politikası Yetkilisi Stefan Füle adına yayımlanan açıklamada, tüm AB üyelerinin, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi dahil, uluslararası hukuka ve AB müktesebatına uygun ikili anlaşmalar imzalama hakkına sahip oldukları" kaydedildi.

Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, açıklamada, "AB, Türkiye'yi iyi komşuluk ilişkilerini ve sınır anlaşmazlıklarının barışçıl çözümünü olumsuz etkileyecek her türlü tehditten, sürtüşme ve eylemden kaçınmaya teşvik eder" denildi.

AB'nin "bu hedefe yardımcı olmayan açıklamaları üzüntüyle karşıladığı" belirtilerek, Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkileri bağlamındaki taahhütlerinin izlenmeye devam edileceği bildirildi.

Stefan Füle'nin dairesinden yayımlanan açıklamada, AB dışişleri bakanlarının önceki kararlarında "Türkiye'nin, Kıbrıs yönetimi de dahil, AB üyeleriyle ilişkilerini normalleştirme yolunda ilerleme sağlamasının önemini" vurguladıkları hatırlatıldı.

"Kıbrıs'ta kapsamlı çözüme âcil ihtiyaç duyulduğu" belirtilen açıklamada, sürecin başarılı sonuçlanmasını kolaylaştıracak olumlu hava için tüm tarafların ellerinden gelen çabayı göstermeleri istendi.

Noble Energy: Yola devam

Kıbrıs yönetiminin, Doğu Akdeniz'de ilan ettiği ekonomik bölgede 12. parselin imtiyaz hakkını verdiği ve doğal gaz sondajlarına ay sonuna doğru başlamayı hedefleyen Noble Energy şirketi yetkilisi, anlaşmazlıkla ilgili olarak "Türkiye'nin uyarılarını izlediklerini, ancak yollarına devam edeceklerini" söyledi.

AA'nın Fileleftheros gazetesinin haberinden aktardığına göre, ABD'nin Noble Energy şirketinin yetkilisi, ABD Dışişleri Bakanlığı ve diğer yetkililerle temas halinde olduklarını belirterek, ''12. parselde sondajı elbette ileri götüreceğiz'' dedi.

Öte yandan, Kıbrıs Ticaret Sanayi ve Turizm Bakanlığına bağlı Enerji Dairesi Müdürü Solon Kasinis, 12. parselde doğal gaz bulunması halinde bunun adanın güneyine ulaştırılamayacağını, zira yürürlükte olan yasanın, sıvılaştırılmış doğal gazla ilgili olduğunu söyledi.

Kasinis, Noble Energy şirketinin, doğal gazı Kıbrıs'ın güneyine iletecek deniz altı boru hattının inşasının 2014'e kadar uzatılmasına ilişkin önerisinin de kesinleşmediğini vurguladı.

Kasinis, şirketin yılda 15 milyon ton doğal gaz çıkarma kapasitesi bulunduğunu, bunun Kıbrıs'ın ihtiyacından fazla olduğunu ve ihraç edilmesi gerektiğini, bunun için de doğal gazın adanın güneyine ulaşması için terminal inşa edilmesinin şart olduğunu belirterek, ''Ay sonunda sondaja başlayacağız. Doğal gazı, doğal şekliyle kullanamayız. Sondaj, deniz dibinin 5 bin metre altında, su seviyesinin 1,7 kilometre olduğu noktada, deniz suyu dışında hiçbir kimyasal kullanılmadan yapılacak. Yıl sonundan önce, 60 ile 90 gün içerisinde 12. parseldeki yataklar hakkında bilgi sahibi olacağız.'' dedi.

8 Eylül 2011

ABD'den Son dakika golü

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland

ABD minnettar ve kaygılı!

ABD'den, 'titiz ve profesyonel' bulunan BM'nin Mavi Marmara raporuyla ilgili, raporu hazırlayan komisyona minnettar olunduğu açıklaması geldi. Ayrıca, Türkiye - İsrail ilişkilerinin geldiği noktadan kaygı duyulduğu kaydedildi.

Açıklama ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland'dan geldi.

WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Mavi Marmara baskınıyla ilgili BM soruşturma komisyonunun raporunu 'titiz ve profesyonel' bir çalışma olarak nitelendirdi.

Nuland, günlük basın toplantısında, Palmer raporuna yönelik yorumunun sorulması üzerine, ABD'nin BM soruşturma komisyonun kurulmasını güçlü biçimde desteklediğini ve komisyonun şeffaf, bağımsız ve güvenilir bir soruşturma yapmasını istediklerini hatırlattı.

''Komisyonun bu titiz ve profesyonel çalışmasından çok minnettarız'' diyen Nuland, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin son durumundan 'kaygılı' olduklarını söyledi.

Bir soru üzerine, rapora ilişkin detaylara girmeyeceğini ama raporu desteklediklerini belirten Nuland, komisyonun 'titiz ve profesyonel bir çalışma yaptığını' tekrarladı.

Raporun sonundaki, gelecekte olabilecek benzer olayların nasıl önlenebileceğine dair bazı önerilere özellikle dikkati çektiklerini belirten Nuland, ilgili tüm tarafları, bu önerilerini dikkate almaya ve iyi bir şekilde uygulamaya çağırdı.

''KAYGILIYIZ''

Sözcü Nuland, Türkiye'nin İsrail'e yönelik aldığı kararların sorulması üzerine, bu konudan kaygılı olduklarını söyledi.

Aylardır müttefikleri olan Türkiye ve İsrail ile bu iki ülkenin ikili ilişkilerinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi için çalıştıkları ifade eden Nuland, ''Hala, iki ülkenin iyi ilişkilerine geri dönmesinin her ikisinin de yararına olduğuna inanıyoruz ve bu amaç doğrultusunda iki ülke ile çalışmaya da devam edeceğiz. Ancak, iki ülkenin ilişkilerinin mevcut durumundan kaygılıyız'' diye konuştu.

''İKİ ÜLKENİN DE SEYRÜSEFER SERBESTİSİ VAR''

Nuland, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'in seyrüsefer serbestisini sağlamaya yönelik açıklamalarının sorulması üzerine de iki ülke arasındaki mevcut durumun tırmanışının azaltılabilmesi, tansiyonun düşürülebilmesi ve ilişkilerin geliştirilmesine yönelik görüşmelere terar geri dönülebilmesini umut ettiklerini vurguladı.

Nuland, seyrüsefer serbestisinin hem Türkiye hem de İsrail için geçerli olduğunu ifade ederek, ''Ancak, (bu konuda) gelecekteki itilaflardan kaçınılmasını istiyoruz ve ABD'nin bu iki güçlü müttefikinin birbirleriyle iyi ilişkilerinin olduğu noktaya geri dönebilmelerini arzu ediyoruz'' dedi.

ABD NE YAPIYOR?

İki ülkenin ilişkilerinin iyileştirilmesi için ABD'nin nasıl bir görüşme yürüttüğüne yönelik soru üzerine Nuland, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Paris'te ikili görüşme yaptığını hatırlattı.

Bu görüşmenin ardından, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin, devam niteliğinde bir görüşme yaptığını belirten Nuland, İsrail ile de son birkaç gündür bu ve diğer konularda birçok görüşmelerde bulunduklarını bildirdi.

FİLİSTİN'İN TANINMASI

Nuland, İsrail-Filistin konusunda, Filistin'in devlet olarak tanınmasına yönelik BM'de bu ay yapılacak genel kurulu hatırlatarak, tek taraflı eylemlere karşı olduklarını ve diğer müttefik ve ortaklarıyla bu tek yönlü eylemlerin desteklenmemesine yönelik görüştüklerini dile getirdi. Bu tür davranışların değil müzakerelerin istikrarlı bir barış getirebileceğini ifade eden Nuland, bu konudaki Türkiye'nin bir kampanya yürüttüğüne yönelik soru üzerine, bunun kaygı yarattığını söyledi.

07 Eylül 2011

ABD'den Filistin'e veto

 

ABD'den Filistin'e veto

New York Times’ın haberine göre Beyaz Saray, Mahmud Abbas’a BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in devlet olarak tanınması için yapılacak bir oylamada veto edeceğini açık bir dille ifade etti.

Obama yönetiminin, Filistin lideri Mahmud Abbas’ı 20 Eylül’de yapılacak BM Genel Kurul toplantısında devlet olarak tanınma talebini gündeme getirmemeye ikna etmek adına, taraflara yeni bir barış görüşmeleri teklifi sunduğu ifade edildi.

New York Times’ın haberine göre Beyaz Saray, Abbas’a BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in devlet olarak tanınması için yapılacak bir oylamada veto edeceğini açık bir dille ifade etti.

Ancak, ABD’nin BM Genel Kurulu’nda Filistin’in statüsünü oy kullanmayan gözlemci “bünye”den, oy kullanmayan gözlemci “devlet”e yükseltilmesini engelleyecek blok oy desteğine sahip olmadığı belirtiliyor. Statü değişikliğinin gerçekleşmesi durumunda Filistinliler BM’nin kurumlarına katılabilecek, Uluslararası Suç Mahkemesi’nde İsrail’e karşı açılacak davalarda eli güçlenecek.

Üst düzey yetkililer, Obama yönetiminin sadece veto hamlesinden değil, ancak sembolik önemi olan Genel Kurul oylamasından da kaçınmak istediğini belirtti. Zira böyle bir oylama yapılması durumunda ABD birkaç devlet dışında muhalefette tek başına kalacak.

Adlarının açıklanmasını istemeyen yetkililer, her iki durumda da Filistin topraklarını ve Arap dünyasını yeni bir öfke dalgasının sarmasından endişe edildiğini belirtti. Böyle bir durumda Başkan Barack Obama ya Filistinlilerin hayallerini suya düşürmek ya da İsrail’in ve ABD’deki destekçilerinin tepkisini çekmek zorunda kalacak.

Türkiye, Filistin Yönetimi'nin BM'deki çabalarına destek veren en önemli ülkelerden biri. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere, Ankara'nın bir süredir bu konuda üçüncü ülkeler nezdinde girişimlerde bulunduğu ifade ediliyordu. Son olarak geçtiğimiz günlerde, BM Mavi Marmara soruşturma komisyonunun raporunun açıklanmasının ardından yükselen tansiyon sonucunda, Türkiye'nin 20 Eylül'de yapılacak oylamada kritik rol oynaması bekleniyor

04 Eylül. 2011

Amerika ve İngiltere'ye Kaddafi ile İşbirliği Dökümanları

CIA, MI6 libya dökümanları

 

Libya'nın eski istihbarat başkanının odasında bulunan eski belgeler, CIA’in bir zamanlar Kaddafi ile yoğun işbirliği yaptığını gösteriyor.

Amerikan İnsan Hakları Gözlem (Human Rights Watch) personeli tarafından bulunan belgelere göre, en yoğun işbirliği terör zanlılarının Libya’da sorgulanmasında yapılmış.

New York Times gazetesinin haberinde, eski istihbarat dairesi başkanı Musa Kuassa’nın makam odasında bulunan belgelerin 2002-2007 yıllarına ait olduğu yazılı. Haberde, Amerikan Merkezi İstihbarat örgütünün, işkence uygulamasıyla bilinen Libya'ya, sorguya çekilmesi için 8 kez terör zanlısı gönderdiği ileri sürülüyor. Haberde, belgelerden, CIA ile birlikte İngiliz İstihbarat dairesi MI-6’nın da Libya ile yakın bağları bulunduğu ve özellikle terörizmle mücadele konusunda Trablusgarp hükümetiyle sıkı işbirliği yaptığı sonucunun çıktığı vurgulanıyor.

Sahte olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen belgelerde, terör zanlılarının Libya’ya gönderilmesiyle ilgili öneriler, sorgu takvimleri, hatta işkence sırasında zanlılara sorulacak sorular bile var.

Belgelerden birinde CIA’in eski devlet başkanı Muammer Kaddafi için yazdığı bir nutkun metni de bulunuyor. CIA’in yazdığı konuşma metninde, Kaddafi, Ortadoğu’nun kitlesel imha silahlardan arındırılması çağrısı yapıyor.

Başka bir belgede ise, 2004 yılında CIA’in başkan yardımcı olan Stephen Kappes’in imzası var. Kappes, belgede, Libya istihbarat dairesi başkanına, CIA’in Libya’da büro açmasını öneriyor.

Kaddafi'nin o yıl nükleer silah programını iptal ederek kitle imha silahlarından vazgeçtiğini açıklaması Batı ile ilişkilerini yumuşatmıştı.

CIA sözcüsü Jennifer Youngblood, belgelerle ilgili olarak, Amerika’nın terörle mücadele kapsamında yabancı ülkelerle işbirliği yapmış olmasının “sürpriz olmaması” gerektiğini söylemekle yetindi. İngiliz hükümeti ise yorumda bulunmayı reddetti.

03 Eylül 2011

Türkiye'den İsrail'e Mavi Marmara misillemesi

 

Mavi Marmara gemisi baskını

Türkiye, İsrail'le tüm askeri anlaşmaları askıya alma ve büyükelçisini sınır dışı etme kararı aldı.

Karar İsrail'in 15 ay önce Gazze'ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine düzenlediği baskın hakkındaki BM raporunun basına sızmasını izliyor.

BM Soruşturma Komisyonu, dokuz kişinin öldüğü bu olayda İsrail'i aşırı güç kullanmakla suçluyor ancak Gazze ablukasının yasal olduğunu da belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM raporunun siyasi saiklere dayandığını söyledi.

Konuyu uluslararası mercilere taşımaya kararlı olduklarını belirten Davutoğlu'na göre Türkiye'nin alacağı önlemler şunlar:

1-İlişkiler ikinci katip düzeyine indirilecek, bunun dışındaki tüm görevliler ülkelerine gönderilecek

2-Askeri anlaşmalar askıya alınacak

3-Türkiye, Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için önlem alacak

4-Türkiye, Gazze ablukasını tanımadığını ilan ederek konuyu Uluslararası Adalet Divanı'na götürecek. Ayrıca BM Genel Kurulu'nu harekete geçirmek için de girişimlere başlayacak

İsrail saldırısının Türk ve yabancı tüm mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine destek verilecek.

"Devletimizin kararlılığını bazıları belki anlayamamışlardı. Şu anda alınan tedbirler bunun ilk aşamasıdır. İsrail'in davranışına göre daha ileride alınacak başka tedbirler de söz konusu olabilir"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türk-İsrail

 

 

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türk-İsrail ilişkilerinde bugün gelinen noktanın sorumlusunun İsrail hükümeti olduğunu vurgulayarak, "İsrail hükümeti gereken adımları atmadıkça bu noktadan geri dönülmesi söz konusu olmayacaktır" dedi.

Türkiye, İsrail'den özür dilemesini, mağdurlara tazminat ödemesini ve Gazze ablukasını kaldırmasını istiyor.

AP haber ajansına adının verilmemesi kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkili, raporda ülkesinden özür istenmediğini, üzüntülerini belirtmesinin ve tazminat ödemesinin istediğini vurguladı.

Eylemlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunun bu raporla belgelendiğini belirten İsrailli yetkili, "bölgesel istikrarın temel taşı olan Türkiye ile işbirliğine dönmeyi umduklarını" söyledi.

'Uzlaşmıştık ama bozdular'

Türkiye'nin 'Mavi Marmara yaptırımları'

İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere baskını hakkındaki ilgili BM raporuna tepki gösteren Türkiye, İsrail'le tüm askeri anlaşmaları askıya alıyor, büyükelçi çekiliyor. Açıklamayı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu yaptı.

Davutoğlu ise basın toplantısında Türkiye'nin çatışmayı değil barışı, zulmü değil adaleti hakim kılmak isteyen bir anlayışın temsilcisi olduğunu ifade ederek "Bunun içindir ki nasıl Bosna'daki, Kosova'daki katliamlara karşı sesimizi yükselttiysek, Gazze'ye yapılan insanlık dışı saldırılara karşı da tepkimizi gösterdik" diye konuştu.

Davutoğlu şunları kaydetti:

"Gerçek barışın inşasının yolu, dost ülke vatandaşlarını katletmekten değil, dostlukların güçlendirilmesinden geçmektedir. Ancak mevcut İsrail hükümetinin bu yalın gerçeği görmekten, Ortadoğu coğrafyasındaki devasa değişimlerin sonuçlarını idraktan aciz olduğu açıktır. Bu vesileyle, aldığımız ve alacağımız tedbirlerin, sadece mevcut İsrail hükümetinin tutumuyla bağlantılı olduğunu özellikle vurgulamak isterim."

Ahmet Davutoğlu, İsrail ile yapılan müzakerelerde Türkiye'nin özür ve tazminat taleplerini karşılayan anlaşma metinleri üzerinde birkaç kez uzlaşıldığını ancak İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından onaylanan bu metinlerin İsrail Bakanlar Kurulu içinde çıkan anlaşmazlıklar yüzünden vazgeçildiğini söyledi.

Dışişleri bakanı amaçlarının tarihe mal olmuş Türk-Yahudi dostluğuna halel getirmek değil, bilakis İsrail hükümetinin bu istisnai dostluğa sığmayan bir yanlışını düzeltmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Açıklamaya destek veren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise "Rapor açıkçası bizim için yok hükmündedir" dedi.

Gül ''Aslında bu açıklamalar ve bu tedbirler daha erken alınacaktı ama müttefik ülkelerin iyi niyetli gayretlerine fırsat vermek için bugün beklenmiştir" dedi ve devam etti:

"Şu an olayların unutulmadığını ve vatandaşlarımızın hak ve hukukunun sonuna kadar korunacağını göstermek açısından devletimizin kararlılığını bazıları belki anlayamamışlardı. Şu anda alınan tedbirler bunun ilk aşamasıdır. Olayların seyrine göre, İsrail'in davranışına göre daha ileride alınacak başka tedbirler de söz konusu olabilir.''

Hamas'tan tepki

Başkanlığını Yeni Zelanda'nın eski Başbakanı Geoffrey Palmer'ın yaptığı BM Soruşturma Komisyonu'nun raporu aylar önce tamamlanmış, ancak Türkiye ile İsrail'in raporun duyurulmasından önce uzlaşma çabası içinde olmaları nedeniyle yayımlanması ertelenmişti.

Komisyonda Kolombiya'nın eski lideri Alvaro Uribe ile İsrail ve Türkiye'den birer diplomat da vardı.

Bu arada abluka altındaki Gazze'yi yöneten Hamas da raporu kınadı.

Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri raporun ablukaya meşruiyet tanıyarak, İsrail'e bu olaydaki sorumluluklarından kaçma fırsatı tanıdığını belirtti.

2 Eylül 2011

İşte Mavi Marmara Raporu !

 

Mavi Marmara Raporu

New York Times gazetesine göre, Birleşmiş Milletler Palmer Komisyonu’nun Mavi Marmara raporunda Gazze’ye uygulanan ablukanın meşru olduğu ancak dokuz Türk’ün ölümüyle sonuçlanan baskının “aşırı ve makul olmayan” bir hareket olduğu belirtiliyor.

Abluka Meşru

New York Times gazetesi, yarın veya önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanması beklenen raporu internet sitesinde yayınladı. Bu rapora göre Palmer Komisyonu İsrail’in Gazze’den ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğu; deniz ablukasının “meşru bir güvenlik önlemi” olduğu ve “uluslararası hukuku ihlal etmediği” belirtiliyor. Raporda, Gazze ablukasını delmeye çalışan yardım gemilerinin “sorumsuzca davrandığı” ifade ediliyor. Palmer Komisyonu raporunda devamla şöyle deniyor: “Yardım gemilerine katılanların çoğunluğu şiddet içeren bir amaç taşımıyordu, ancak başta IHH olmak üzere yardım gemilerini organize edenlerin davranışları, tabiatı ve amaçları konusunda ciddi sorular var. Yardım gemilerinin attığı adımlar durumun kızışması potansiyelini taşıyordu.”

Raporda, Türkiye ve İsrail’in böyle bir sonuç alınmasını istemediği ancak önlemek için daha fazlasının yapılmış olması gerektiğini yazıyor. Raporda Türk yetkililerin İsraillilerle bir çatışmayı önlemek için yardım gemilerini organize edenleri güzergah değiştirmeye ikna etmeye çalıştığı da belirtiliyor.

Baskın Aşırı; Kabul Edilemez

Palmer Komisyonu, raporunda İsrail’in Mavi Marmara gemisine abluka bölgesinden uzakta son kez uyarmadan büyük bir güçle baskın düzenlemesini “aşırı ve makul olmayan” bir hareket olarak nitelendirdi.

Raporda, İsrail askerlerinin organize ve şiddetli bir direnişle karşılaştığı, ancak güç kullanarak insanların öldürülmesinin “kabul edilemez” olduğu belirtildi. Raporda İsrail’in dokuz kişinin ölümü konusunda tatmin edici bir açıklama yapmadığı kaydediliyor. Palmer Komisyonu, insanların sırtından, yakın mesafeden veya defalarca vurulmasının makul bir şekilde açıklanmadığına dikkat çekiyor. Raporda, tutuklulara kötü muamele edilmesi de eleştiriliyor.

Öneriler

BM tarafından oluşturulan Palmer Komisyonu, böyle bir olayın tekrar yaşanmaması için tarafların önlem alması gerektiğini vurguluyor. Raporda, İsrail’in uygun bir dille “pişmanlığını dile getirmesi, hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemesini ve İsrail’le Türkiye’nin tam diplomatik ilişkileri yeniden kurmasını” öneriyor.

Raporun sonunda Komisyon’da Türkiye’yi temsil eden Büyükelçi Özdem Sanberk’in, Gazze ablukasının meşruluğu; yardım gemilerinin attığı adımlar; deniz ablukası konusundaki ifadelere itirazı not ediliyor.

01 Eylül 2011

BM Mavi Marmara Raporunu Cuma Günü Yayınlıyor

 

Mavi Marmara Raporu

Birleşmiş Milletlerin Mavi Marmara baskınıyla ilgili raporunu Cuma günü açıklaması bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Palmer Komisyonu, iki ülke arasında uzlaşma olabileceği ihtimaliyle raporun yayınlanmasını uzun süredir erteliyordu.

İsrail askerlerinin geçen yıl Mavi Marmara gemisinde dokuz Türk’ü öldürmesinin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in Türkiye’den resmen özür dilemesini, ölenlerin ailelerine tazminat ödemesini ve Gazze’ye uygulanan ablukayı tamamen kaldırmasını bekliyor. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ysa özür dilenecek bir şey olmadığını savunuyor. Ancak Erdoğan iki ülke ilişkilerinin daha da kötüleşebileceği uyarısında bulundu.

Türkiye BM raporunun yayınlanacağı Cuma gününe kadar İsrail’in isteklerini yerine getirmesini bekliyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu taleplerin yerine gelmemesi durumunda İsrail’e uygulanacak yaptırımlardan hem Amerikan hem de İsrail hükümetinin haberdar edildiğini söyledi. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Soli Özel Türkiye’nin seçenekleri olduğuna işaret ediyor. Türkiye’nin İsrail’le diplomatik ilişkilerinin düzeyini indirebileceğini, Filistin devletinin kurulması için lobi yapabileceğini belirten Soli Özel, Ankara’nın ayrıca İsrail ordusu ve devleti aleyhine uluslararası mahkemelerde dava açabileceğini söylüyor. Özel ayrıca Amerika’nın da işlerin kontrolden çıkmaması için yoğun çaba sarf ettiğini belirtiyor.

Gerek Türk, gerekse İsrail basınında çıkan haberlerde Amerika’nın İsrail’e “yumuşatılmış bir özür” dileme önerisinde bulunduğu bildirilmiş, ancak İsrail bu öneriyi reddetmişti. Milliyet gazetesi dış politika yazarlarından Semih İdiz, Amerika’nın böyle bir girişimde bulunmasının Türkiye’nin Ortadoğu’da artan önemine inandığının göstergesi olduğunu söylüyor. İdiz, Türkiye’nin de bu bölgesel öneme güvenerek İsrail’e karşı sert tutumunu koruduğu görüşünde:

Ankara’nın geçmişte İsrail’le iyi ilişkilere sahip olmasına çok önem vermediğini söyleyen Semih İdiz, Türkiye’nin bölgesel öneminin de liderler düzeyinde değil, halklar düzeyinde olduğunun altını çiziyor.

Diplomatik ilişkilerde yaşanan bunca gerginliğe rağmen Türkiye ve İsrail arasında ticaret artmış durumda. Soli Özel, iki ülke arasında ne yaşanırsa yaşansın, ticaretin bundan etkilenmediğini söylüyor:

Özel ticari ambargo beklemiyor. Sivil ticaret hacminin 3 miyar dolar olduğunu belirten Soli Özel, ticari ilişkilere gelen zararın Başbakan Erdoğan’ın seçmenlerine de zarar vereceğini kaydediyor.

Bununla birlikte ticari ilişkiler İsrail’in kullanabileceği bir koz olabilir – özellikle askeri teçhizat konusunda. Türk ordusu, PKK’yla mücadelede gelişmiş askeri teknolojileri İsrail’den kolayca alabiliyor. Bunların başında fotoğraf çekerek istihbarat toplayabilen insansız hava araçları geliyor. Türkiye’nin tek alternatifi Amerika; ancak Washington’un kendi askeri ihtiyacı Türkiye’nin taleplerinin karşılanmayacağı anlamına gelebilir. Bundan dolayı Türkiye İsrail’le ticari ilişkilerini sürdürmekte yarar görebilir.

Milliyet gazetesi yazarlarından Aslı Aydıntaşbaş, Başbakan Erdoğan’ın hareket alanının dar olduğunu belirtiyor.

Aydıntaşbaş, “Başbakan’ın karakteri ve bu konunun ne kadar önemli olduğu dikkate alınırsa, Türkiye’nin özürden daha aşağı birşeyi kabul etmesini beklemem,” diyor.

Türkiye’nin taleplerini yerine getirmesi için İsrail’e tanıdığı süre bitmek üzere, ancak önümüzdeki dönemde iki ülke arasında bir uzlaşma sağlamak amacıyla uluslararası diplomatik çabalarda artış olabilir.

31 Ağustos 2011

Netanyahu: Özür için 6 aya ihtiyacım var

 

Netanyahu

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun Türkiye'den özür dileyebilecek kadar elinin siyaseten güçlenebilmesi için Mavi Marmara raporunun açıklanmasının altı ay ertelenmesini istediği bildirildi.

İsrail'in Channel 2 televizyonu, Netanyahu'nun Amerikalı yetkilileri arayarak, Mavi Marmara raporunun altı ay daha ertelenmesi için BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'u ikna etmesini istediğini duyurdu.

Habere göre Netanyahu, Amerikalılara, raporun altı ay daha ertelenmesi halinde, hükümet içinde, sertlik yanlılarına karşı Türkiye'den özür dileyebilecek kadar siyaseten güçlü konuma gelebileceğini söyledi.

İsrail Hükümeti'nde, Başbakan Netanyahu ile Savunma Bakanı Ehud Barak, Türkiye'den özür dilenmesine sıcak bakarken, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ile Stratejik İşler Bakanı Moşe Ya'alon özür konusunda sert tutumlarıyla bilinen isimlerden.

'NETANYAHU ZAMAN KAZANMAYA ÇALIŞIYOR'

Netanyahu'nun raporu erteleyerek, Lieberman-Ya'alon ikilisine karşı elini güçlendirmek için zaman kazanmaya çalıştığı iddia ediliyor.

Palmer Komisyonu tarafından hazırlanan BM'nin Mavi Marmara raporunun ilk olarak geçen Mayıs ayında açıklanması planlanmış ancak İsrail ve Türkiye'den gelen talepler üzerine bu tarihe kadar ertelenmişti.

29 Ağustos 2011

Alman Dışişleri Bakanı Westerwelle'ye bir şans daha

 

Hür Demokrat Parti Genel Başkanı Philipp Rösler ve Westerwelle

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle üzerindeki baskı büyüyor.

Libya konusundaki tutumu nedeniyle partisi ve hükümet içinde eleştirilere maruz kalan Westerwelle’ye son bir şans daha verildi.

Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Libya'da NATO'nun düzenlediği askeri operasyona ilişkin mesafeli tutumu nedeniyle hem hükümet hem de üyesi olduğu Hür Demokrat Parti içinde eleştirilerle karşı karşıya.

NATO'nun düzenlediği operasyona mesafeli yaklaşan Westerwelle, Hür Demokrat Parti'nin üst yönetiminde krize neden oldu.

Alman basınında yer alan haberlere göre, parti içinde yapılan görüşmelerin ardından Westerwelle ile Dışişleri Bakanı olarak yola devam edilmesi yönünde uzlaşmaya varıldı. Bunun Westerwelle için son bir şans olduğu yorumları yapılıyor.

Hür Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Philipp Rösler, Westerwelle'nin bakanlıktan alınmasının söz konusu olmadığını belirtti.

Kriz yaratan açıklama

Westerwelle, Libya'da rejimin düşürülmesinin ardından yaptığı açıklamada, NATO operasyonuna değinmeden elde edilen başarıyı Trablus'a uygulanan, Almanya'nın da desteklediği yaptırım politikalarına bağlamış ve Almanya'nın BM Güvenlik Konseyi'nin Libya'ya operasyon düzenleme konusundaki kararına çekimser kaldığı tutumu savunmuştu.

Bunun üzerine parti lideri Rösler, “Kaddafi'nin katil birliklerine karşı kararlı bir şekilde mücadele veren müttefiklerimize de büyük bir şükran ve saygı duyuyoruz” açıklamasını yapmıştı.

Westerwelle sık sık eleştirilere maruz kalıyor

“Bild am Sonntag” gazetesine konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel de “Müttefiklerimize ve NATO'ya sıkı bir şekilde bağlıyız. NATO'nun düzenlediği operasyonu da büyük bir saygı ile karşılıyoruz” dedi.

Sözlerini düzeltti

Westerwelle de gelen yoğun eleştirilerin ardından “Welt am Sonntag” gazetesine verdiği demeçte hem partisi hem de hükümet içinde kriz yaşanmasına neden olan sözlerini düzeltmeye çalıştı.

Westerwelle, NATO'nun operasyonuna saygı duyduğunu belirterek “Uluslararası askeri operasyonun da desteği ile Libyalıların Kaddafi rejimini düşürmesinden dolayı mutluyuz” dedi.

Ancak Hür Demokrat Parti içinde Westerwelle'ye ilişkin huzursuzluk devam ediyor.

Westerwelle, son eyalet seçimlerinde partisinin büyük oy kaybına uğramasının ardından 10 yıldır sürdürdüğü parti liderliğinden çekilmek zorunda kalmıştı.

Hür Demokrat Parti Genel Başkanlığı'na Westerwelle'nin yerine seçilen Phillip Rösler, aynı zamanda koalisyon ortağı olarak başbakan yardımcılığını da üstlenmişti.

28.08.2011

Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolü

 

ahmet davutoglu

Türkiye, Libya’nın yanı sıra Suriye’deki krizin çözülmesi için çaba gösteriyor. Alman uzmanlar, Türkiye’nin Libya ve Suriye'ye yönelik tutumunda Avrupa ile aynı çizgiyi izlemesini olumlu olarak değerlendiriyor.

Türkiye, Kaddafi dönemi sonrasında Libya'nın geleceğinin şekillendirilmesi için çaba harcayan ülkeler arasında yer alıyor. Bu çerçevede, Türkiye, eşbaşkanı olduğu Libya Temas Grubu’nun siyasi direktörler düzeyindeki toplantısına ev sahipliği yaptı. İstanbul’daki toplantıda, Libya’nın geleceği görüşüldü. Libya'ya acilen yardım çağrısında bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, "Libya'nın dondurulmuş varlıklarının yeniden kullanılabilir hâle getirilmesinin Ulusal Geçiş Konseyi için önemli olduğunu" söyledi.

Türkiye, Libya’nın yanı sıra Suriye’deki krizin çözülmesi için de çaba gösteriyor. Türkiye’nin izlediği dış politikayı değerlendiren Alman uzmanlar, Ankara’nın çabalarını olumlu olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin Libya ve Suriye’ye yönelik politikasının, Batılı ülkeler ile aynı çizgide olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Türkiye’nin bölgede gücünü artırabilmesi için Batı’nın desteğine ihtiyacı olduğunu son aylarda anladığını dile getiriyor.

Almanya’nın önde gelen Türkiye uzmanlarından Udo Steinbach, bir çok Arap ülkesinin yeniden şekillenmesinde Ankara ve İstanbul’un önemli platformlar haline geldiğini belirtiyor: “Türkiye çok etkin ve yapıcı bir hâle geldi. Türkiye’nin, kriz yaşanan Libya ve Suriye gibi ülkelerde önemli bir rol oynayabilecek durumda olduğuna inanıyorum. Bu arabulucu rol olarak tanımlanabileceği gibi Türkiye’nin uluslararası toplum ile Arap dünyası arasında bir anlamda iletişimi sağlaması olarak da görülebilir.”

Türkiye ile Fransa arasındaki rekabet

Libya’da istikrarın sağlanması için çaba gösteren ülkeler arasında Fransa da yer alıyor. Önümüzdeki hafta perşembe günü Fransa’nın başkenti Paris’te Libya’ya destek toplantısının düzenlenmesi planlanıyor. Türkiye ile Fransa arasında Libya sorununun başından bu yana belirli bir rekabet yaşandığına dikkat çeken Steinbach, ancak bu rekabette Türkiye’nin daha güçlü olduğunu dile getiriyor.

Steinbach, “Uluslararası toplum ile Libya arasında bir arabuluculuk söz konusu olacaksa, bence bu arabuluculukta Ankara, Paris’e göre daha uygun bir seçenek" diyen Steinbach, bunun nedenini şöyle açıklıyor: "Çünkü Türkler, Fransızlara göre soruna nesnel yaklaşmalarının yanı sıra olayları yakından takip ediyorlar. Fransızların izlediği tek taraflı tutum, Libya’da başarılı bir dönüşümün yaşanması yerine ulusal çıkarlarını ön plana çıkarttıklarını gösteriyor" diyor.

Suriye'ye yönelik tutum

Arap ülkeleri arasında bir diğer kriz bölgesi ise Suriye. Beşar Esad yönetimi ile iyi ilişkilere sahip olan Türkiye, son zamanlarda Suriye’ye yönelik tutumunu sertleştirdi. Alman uzmanlar, Türkiye’nin Libya politikasında olduğu gibi Suriye’ye yönelik tutumunda da Avrupa ile aynı çizgiyi izlemesini olumlu olarak değerlendiriyor. Berlin merkezli Alman Dış Politika Derneği Türkiye Uzmanı Almut Möller, Türkiye’nin Suriye ile iyi ilişkiler kurmasının önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Udo Steinbach

 

Möller, “Bir anlamda Türkiye’nin (Suriye ile) daha kolay temas kurabileceği ümit ediliyor. Fakat diğer yandan Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin bazı çıkarlarının olması durumu kolaylaştırmıyor, bunlar özellikle ekonomik çıkarlar. Kanımca, Türkiye gibi Suriye ile temas kurabilecek ülkelerin olması Avrupa Birliği’nde bir ümit yaratıyor. Bunu geçtiğimiz haftalarda da gördük, Türk dışişleri bakanı, örneğin Alman mevkîdaşına göre çok daha kolay bir şekilde Şam’a ziyarette bulunabildi" ifadelerini kullanıyor.

"Türkiye, Batılı bir siyaset izliyor"

Türkiye’nin Suriye ve Libya’ya yönelik politikasını değerlendiren Berlin merkezli Alman Bilim ve Siyaset Vakfı Türkiye Uzmanı Günter Seufert ise şunları söylüyor: “Türkiye kendi istediği yolda ilerlemeyi denedi, ancak son aylarda Libya ve Suriye’de yaşananların ardından, bu bölgede kendi yolunda ilerlemenin ne kadar zor olduğunu gördü. Bunun yanı sıra Libya ve Suriye’deki olaylar şu sonuca varılmasına yol açtı: Arap dünyasında değişim karşısında izlenecek politikada Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ile işbirliği yapmak gerekiyor.”

25.08.2011

Erdoğan-Ahmedinejad'ın kritik konuşması

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'la telefonda 37 dakika Suriye ve bölgesel konuları görüştü.

Başbakanlık Basın Merkezi'nin internet sayfasında yer alan bilgiye göre, Erdoğan ile Ahmedinejad'ın telefon görüşmesinde ikili ilişkilerin ele alındığı belirtildi.

Görüşmede, ayrıca Suriye başta olmak üzere bölgesel gelişmelere ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

21 Ağustos 2011

Mısır İsrail büyükelçisini geri çekti

Mısır İsrail büyükelçisini geri çekti

 

Tel Aviv hükümetinin açıklamalarına kızan Kahire, elçisini 'özür dileninceye kadar' geri çekme kararı aldı.

İsrail'in Mısır için 'Sina'da otoritesini kaybetti' açıklaması üzerine Kahide, Tel Aviv'deki büyükelçisini geri çekti. Karar İsrail tarafından üzüntüyle karşılandı.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, "Kahire"nin kararını üzüntü verici" diye değerlendirdi ve İsrail'in Mısır'la iyi ilişkilerini sürdürme arayışında olduğunu vurguladı.

Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkililerinin de Mısır'ın kararıyla ilgili olarak istişarelerde bulundukları belirtiliyor.

Önceki gün İsrail ile Mısır sınırında, 8 İsrailli'nin ölümüne yol açan olaylar sırasında, İsrail askerlerinin ateş açması sonucu 5 Mısır polisi de hayatını kaybetmiş; bunun üzerine Mısır hem İsrail'in olayla ilgili soruşturma açması çağrısında bulunmuş, hem de İsrailli liderlerin, Sina'daki otorite boşluğu dolayısıyla Mısır'la ilgili yaptığı açıklamalara tepki göstererek, bu "talihsiz" açıklamalar nedeniyle İsrail özür dileyinceye dek büyükelçini geri çekme kararı almıştı.

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, sınırda meydana gelen olayla ilgili, Mısır'ın Sina'da otoritesinin zayıfladığını ifade etmişti.

Mısır, İsrail'in Ortadoğu ülkeleri arasında barış anlaşması bulunan iki ülkeden biri. İsrail ile Mısır, 1979'de barış anlaşması imzalamışlardı. İsrail ile barış anlaşması bulunan diğer ülke Ürdün.

20 Ağustos 2011

İsrail aynı gün Özür dileyerek Mısır'ın gönlünü aldı.

Mikhail Gorbaçof 'Rusya Geri Gidiyor’ Dedi

 

Mikhail Gorbaçof: Rusya Geri Gidiyor

Eski Sovyetler Birliği’nin son lideri Mikhail Gorbaçof hükümeti eleştirdi.

19 Ağustos 1991’de bir darbeyle görevinden alınan Gorbaçof, Rusya’nın geri gitmesine üzüldüğünü söyledi. Darbenin 20’inci yıldönümüne iki gün kala bir açıklama yapan Gorbaçof, Rusya’nın yeni seçime ve yeni liderlere ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Rus Komünist Partisi’nin eski başkanı, bölge valilerinin atamayla değil seçimle, milletvekillerinin de çift değil tek tur seçimle belirlenmesini istedi.

Gorbaçof, Rus halkının bu sürece katılmasının şart olduğunu belirtti ve liderliğin seçkin bir grubun tekelinde olmaması gerektiğini söyledi.

Mikhail Gorbaçof, Devlet Başkanı Medvedev ile Başbakan Vladimir Putin’e göndermede bulunarak, “Liderlik bir ben bir sen şeklinde de olmamalıdır,” dedi.

Başbakan Putin’i eleştirmekten kaçınan Gorbaçof, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü izleyen yıllarda Rusya’yı, içine düştüğü ekonomik ve sosyal sorunlardan onun çıkardığına inanıyor.

17 Ağustos 2011

Erdoğan: 'İsrail Özür Dilemezse İlişkiler Düzelmez'

Erdoğan: 'İsrail Özür Dilemezse İlişkiler Düzelmez'

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Mavi Marmara olayıyla ilgili özür dilemedikçe, tazminat ödemedikçe ve Gazze’ye ambargoyu kaldırmadıkça ikili ilişkilerinin düzelmeyeceğini söyledi.

Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından İstanbul’da düzenlenen Somali Zirvesi’nden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail’den özür taleplerinin devam edeceğini, Türkiye ve Mavi Marmara kurbanlarının aileleri olarak yeni adımlar atacaklarını da söyledi.

Başbakan Erdoğan’ın tepkisi, İsrailli yetkililerin bir süre önce yaptığı bir açıklamayı izliyor. Açıklamaya göre İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu telefonla görüştüğü Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a Türkiye’den özür dilemeyeceklerini söyledi.

Amerika Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland, Clinton ve Netanyahu arasında geçen telefon konuşmasının, ‘Türkiye’den özür dilemeyle ilgili basında yer alan haberinde tutarsızlık olduğunu’ söyledi. Nuland, gazetecilerin ısrarlı sorusuna rağmen tutarsızlığın nerede olduğunu açıklamadı, ancak Amerika’nın Türkiye-İsrail ilişkilerinin gelişmesine destek verdiğini söylemekle yetindi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler’in Mavi Marmara baskınıyla ilgili soruşturmasının sonuçlarını yarın açıklaması bekleniyor.

İsrail komandoları, geçen yıl Gazze ablukasını kırmaya çalışan yardım filosundaki Mavi Marmara’ya basarak dokuz Türk’ü öldürmüştü.

Gemiye uluslararası sularda yaptığı baskın için özür dilemeyi reddeden İsrailli yetkililer, olayı “meşru müdafaa” diye tanımlıyor, tazminat ödemesi durumunda bunun geçmişteki benzer olaylara örnek oluşturacağını savunuyor.

17 Ağustos 2011

İsrail Türkiye'den özür dilemeyecek

 

İsrail'in Mavi Marmara baskını nedeniyle Türkiye'den özür dilemeyeceği bildirildi.

ABD'den İsrail'e Mavi Marmara baskısı

İsrail Ordu radyosu, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun, Mavi Marmara'da ölen 9 Türk nedeniyle ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'dan gelen "Türkiye'den özür dilenmesi" talebine olumsuz cevap verdiğini duyurdu.

PALMER RAPORU BEKLENECEK

Radyo, Clinton'ın dün Netanyahu'yu aradığını ve İsrail askerlerinin baskını sırasında meydana gelen ölümler için İsrail'in özür dilemesi talebini bir kez daha yinelediğini aktardı. Netanyahu'nun, Clinton'ın bu talebine karşı, "İsrail'in şu an itibarıyla özür dileme niyetinde olmadığını" ifade ederek, olayı soruşturan BM Komisyonu'nun Palmer Raporunun yayımlanmasını bekleyeceğini söylediği kaydedildi.

Haberde, Netanyahu'nun Amerikalılara, "Eğer İsrail özür dilerse, koalisyonun Yisrael Beiteniu partili lideri ve Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın hükümeti bozacağını" anlattığı da aktarıldı.

Amerikalı yetkililerin, Lieberman'a yaptıkları baskılar sonucu özür dilenmesi halinde, hükümeti bırakmayacağı sözünü almayı başardıkları ve Lieberman'ın "hükümeti parçalamayacağı" konusunda taahhüt verdiği ifade edilen haberde, buna rağmen Netanyahu'nun, Clinton'a şu anda ülkedeki protestoları hatırlatarak, böyle bir dönemde yeni bir cephe açmayı doğru bulmadığını belirttiği dile getirildi.

Ordu radyosu, ertelenen Palmer Raporunda, "İsrail'in gemideki eyleminin sert bir şekilde eleştirilmesine karşılık, Gazze Şeridi üzerinde uygulanan İsrail ablukasının yasal ve filonun durdurulması kararının da haklı olduğunun" yazıldığı tahmini yapıldığını aktardı.

Haberde, Amerika'nın yardımı ve aracılığıyla, yaklaşık 2,5 hafta önce İsrail ile Türkiye arasındaki krizi giderebilecek bir anlaşma sağlandığı öne sürüldü. Bu çerçevede İsrail'in, operasyon sırasında meydana gelen taktik hatalar nedeniyle özür dilemeyi ve aynı zamanda operasyonda zarar görenlerin aileleri için kurulacak bir fona para aktarmayı kabul ettiği, bu anlaşma çerçevesinde Türkiye'nin operasyonda yer alan İsrail askerlerini dava etmeyeceğinin taahhüt altına alındığı iddia edildi. Geçen süre içerisinde ise İsrail Başbakanının fikrini değiştirdiği belirtildi.

17 Ağustos 2011

Ankara'dan Şam'a Son Uyarı!

 

Ankara'dan Şam'a Son Uyarı!

Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Suriye yönetiminden sivilleri hedef alan operasyonları “derhal” ve “koşulsuz” olarak durdurmasını talep etti.

Davutoğlu, ‘Bizim nihai sözümüz budur” dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye yönetiminden sivil halkta kayıplara yol açan operasyonları derhal durdurmasını talep ederek, "operasyonlar durmazsa bundan sonra atılacak adımlar konusunda konuşulacak bir şey kalmayacağı" uyarısında bulundu.

Davutoğlu'nun beklenmedik bir basın açıklamasıyla yaptığı uyarılar, Ankara ile Şam arasındaki gerilimi en yüksek noktaya çıkardı. Bakan Davutoğlu, geçtiğimiz hafta Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve üst düzey yöneticilerle Şam'da 6,5 saat görüşmüş, krizin aşılması için önerilerde bulunmuştu.

Bu görüşmenin ardından Hama'dan tankları çeken Suriye, Ankara'da olumlu bir havanın oluşmasına yol açmıştı. Ancak hafta sonunda muhaliflere karşı bu kez Lazkiye’de ağır silahlar ve savaş gemileri eşliğinde operasyon başlatılması ve onlarca kişinin ölümü, Türkiye'nin çok sert uyarısına yol açtı.

“İç işleri olarak görülümez”

Bakan Davutoğlu'nun, Dışişleri Bakanlığında yaptığı açıklamada, sert ve kararlı bir üslup kullanması dikkat çekti.

Perşembe akşamından bu yana Suriye yönetiminin operasyonlarının yoğunlaştığına dikkati çeken Davutoğlu, o günden bu yana Suriye yönetimi ile her düzeyde temasta bulunduklarını ve operasyonların durdurulmasını talep ettiklerini kaydetti.

"Sağlıklı bir şekilde bir sürecin işlemesi için her şeyden önce akan kanın durması lazım" diyen Davutoğlu, Lazkiye'de ve diğer şehirlerde yaşananların iç işleri olarak görülmesinin söz konusu olamayacağını ve mazur görülemeyeceğini söyledi.

Davutoğlu, “Ümidimiz, bu sesimize kulak verilir ve operasyonlar bir an önce durdurulur. Bizim nihai sözümüz budur” ifadelerini kullandı.

15.08.2011

Yılan hikayesine döndü

 

Elebaşı Murat Karayılan

İran'ın Karayılan'ı yakaladığı iddiasının doğru olmadığı kısa sürede ortaya çıktı.

İranlı yetkili isim vermediğini dile getirdi. Anadolu Ajansı da haberi kaynağından düzelttiğini duyurdu.

İran'ın PKK'nın iki numaralı ismi Murat Karayılan'ı yakaladı iddiasının doğru olmadığı saatler sonra ortaya çıktı.

İddia ilk olarak dün TRT Haber tarafından ortaya atılmıştı. Bugün ise Anadolu Ajansı, İran kaynaklarına dayandırdığı haberinde İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi'nin Karayılan'ın yakalandığı iddiasını doğruladığını duyurdu.

Ancak saatler sonra Anadolu Ajansı bu iddiayı kaynağından düzelttiği yönünde bir haber verdi.

Yine Burucerdi'ye dayandırılan haberde bu kez Karayılan ismi yer almıyordu. Haberde sadece Burucerdi'nin 'İki numaralı ismi' ele geçirdikleri ifadesi yer alıyordu.

NTV'nin haberine göre ise iddialar üzerine Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi, İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi ile görüştü. Karayılan yakalandı iddiaları sorulan Burucerdi, kendisinin böyle bir açıklama yapmadığını söyledi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu de, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ile görüştü ve Salihi'nin PKK elebaşısı Murat Karayılan'ın İran tarafından yakalandığına ilişkin ellerinde bir bilgi bulunmadığını söylediği öğrenildi.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Karayılan' ın yakalandığı haberlerini "Bizim tarafımızdan henüz teyit edilmemiş bir bilgidir" sözleriyle değerlendirdi.

14 Haziran 2011

PKK'nın Elebaşı Murat Karayılan Yakalandı (!)

İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, terör örgütü elebaşı Murat Karayılan'ın, İran tarafından yakalandığını söyledi.

Haberi dünyaya ilk olarak TRT haber duyurmuştu.

İran, terör örgütü PKK'nın elebaşı Murat Karayılan'ın yakalandığı haberini teyit etti.

İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, Fars Haber Ajansına yaptığı açıklamada, terör örgütü elebaşı Murat Karayılan'ın, İran tarafından yakalandığını söyledi.

Konuya ilişkin haberleri değerlendiren Burucerdi, ''Bu haberler doğrudur, İran istihbarat birimleri PKK'nın iki numaralı ismini tutuklamıştır'' ifadesini kullandı.

Burucerdi, ''İstihbarat güçlerimiz, Karayılan'ı yakalayarak önemli bir iş başarmışlardır'' diye konuştu.

İran Devrim Muhafızlarının, 16 Temmuz'dan beri terör örgütü PJAK'a yönelik operasyonlarında örgüte darbe vurulduğunu kaydeden Burucerdi, ''Bizim, Devrim Muhafızlarından da beklentimiz budur'' dedi.

TRT Haber, terör örgütü elebaşı Karayılan'ın yakalandığını dünyaya duyuran ilk haber kanalı olmuştu.

 Ancak Haber üzerinde spekülasyonlar halen sürüyor.

14 Haziran 2011

Erdoğan Obama ile Suriye'yi görüştü

obama, erdoğan

 

Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Obama ile telefon görüşmesi yaptı.

Görüşmede Suriye'deki olaylar ele alındı.

İSTANBUL - Başbakan Eroğan ile Obama arasındaki görüşmede bölge meselelerinin yanı sıra, Suriye’deki olaylar ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin durumun aciliyeti ele alındı.

Erdoğan ve Obama Suriye hükümetinin sivil halka karşı şiddet kullanması hususundaki derin kaygılarını ifade ettiler. Görüşmede ayrıca demokrasiye geçiş için halkın meşru taleplerinin hızlı bir şekilde karşılanmasının önemine değinildi.

İki lider, Suriye’de akan kanın derhal durması ve halka yönelik şiddetin son bulması gerektiğine vurgu yaptı.

Erdoğan ve Obama, Suriye yönetiminin atacağı adımları yakından izlemeye devam etme, önümüzdeki süreçte de karşılıklı istişareleri sürdürme konularında mutabakata vardılar.

İki lider, Afrika'daki kuraklıkla mücadele için yakın işbirliği yapma, insanların hayatlarını kurtarmayı amaçlayan yardımları bölgeye ulaştırma çabalarını artırma konularında da görüş birliğine vardı.

11 Ağustos 2011

'Amerika'yla Türkiye Yakın Diplomatik Koordinasyon İçinde'

 

Victoria Nuland

“Türkiye’yle ortaklığımız var. Biz müttefikiz.

Dışişleri Bakanı Clinton, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla çok yakın bir şekilde çalışıyor. Mesajlarını koordine ediyorlar.

Ve bu mesajın daha da yüksek sesle duyulması için müttefiklerle ve ortaklarla işbirliği yapılıyor.”

 Victoria Nuland

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Türkiye’yle Amerika arasında Suriye konusunda “çok yakın diplomatik koordinasyon” bulunduğunu söyledi. Sözcü Victoria Nuland, dün akşam ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun uzun süren bir telefon görüşmesi yaptığını ve görüş alışverişinde bulunduğunu belirtti.

Bir gazetecinin Türkiye’de Davutoğlu’nun Amerika’nın mesajını Suriye’ye taşıyıp taşımadığı konusundaki tartışmaya dikkati çekmesi üzerine, Nuland, Türkiye’de neyin tartışmaya yol açtığını bilmediğini; “Türkiye’yle Amerika’nın bu ve diğer bölgesel konularda çok yakın diplomatik uyum içinde olduklarını,” vurguladı. “Bunun iki ülkenin diplomasisi açısından son derece önemli olduğunu” belirten Amerikalı Sözcü, “Türkiye’yle ortaklığımız var. Biz müttefikiz. Dışişleri Bakanı Clinton, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla çok yakın bir şekilde çalışıyor. Mesajlarını koordine ediyorlar. Ve bu mesajın daha da yüksek sesle duyulması için müttefiklerle ve ortaklarla işbirliği yapılıyor,” dedi.

Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, telefon görüşmesinde iki bakanın Suriye Devlet Başkanı Beşir Esat üzerinde "baskı uygulama konusunda birlikte çalışmayı teyit ettiklerini" kaydetti.

Nuland, ayrıca, “Türkiye’yle Amerika Suriye’ye yapılan çağrılar konusunda görüş birliği içinde” olduğunu vurguladı ve Suriye’de “şiddete son verilmesi; tankların çekilmesi ve demokratik geçiş sürecinin başlaması,” çağrısında bulundu

10 Ağustos 2011

ABD'den Ankara'ya Suriye Mesajları

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Amerika Dışişleri Bakanı Clinton

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta sonu Esad Rejimi’ne yönelik yaptığı “Sabrımız taşıyor. Suriye iç meselemiz, gereğini yapmak durumundayız. Dışişleri Bakanımı Salı günü Suriye’ye gönderiyorum.” açıklamasının hemen ardından Amerika’dan gelen mesajlar ile buna bağlı diplomasi ve toplantı trafiği baş döndürdü.

Washington, Ankara’dan “Suriye Ordusu’nun kışlasına dönmesi ve tutukluların derhal serbest bırakılması” mesajının muhataplarına iletilmesini istedi. Suriye ziyareti öncesinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile bir telefon görüşmesi yapan Amerika Dışişleri Bakanı Clinton, Amerika’nın Şam yönetimine baskıyı sürdürmekte kararlı olduğunu da vurguladı.

Bu mesajların hemen ardından da Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone, Erdoğan’ın Dış Politika Başdanışmanı İbrahim Kalın ile Başbakanlıkta görüştü.

Toplantı çıkışında gazetecilerin ısrarlı soruları üzerine kısa bir açıklama yapan Ricciardone, “Genel bir değerlendirme yaptık. Dışişleri Bakanı Clinton’un mesajlarının devamı ve takibi niteliğinde bir toplantıydı.” dedi.

Ricciardone’nin ziyareti, Başbakanlıkta yapılan “dış güvenlik” toplantısıyla hemen hemen aynı saatlerde gerçekleşti.

Başbakanlıktan bu toplantıya ilişkin kısa açıklamada ise;

“Başbakanlık Merkez Binası’nda bugün saat 12.00’de Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın katılımlarıyla, dış güvenlik konularının ele alındığı bir bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı yapılmıştır.” denildi.

Dış güvenlik toplantısının hemen ardından da Bakanlar Kurulu toplantısına geçildi.

Gözlemciler, Salı günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Şam’a yapması planlanan ziyaretin hemen öncesinde gerçekleşen bu yoğun trafiğin, Türkiye’nin konuya verdiği önemin ve süreçte oynadığı etkin rolün bir yansıması olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekiyor.

Başbakan Erdoğan’ın bir “son uyarı” hatta “ultimatom” özelliği içeren son konuşmasını da hatırlatan gözlemciler, bu haftanın Esad rejiminin geleceği için kritik önemde olduğuna vurgu yapıyor.

Türk medya kuruluşları da Erdoğan’ın açıklamalarını biraz gecikmeli olsa da gerçek perspektifine oturtmaya başlamış görünüyor.

Başbakan’ın “Suriye iç meselemiz” ve “Sabrımız taşıyor” vurgularına dikkat çeken basın kuruluşları, Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeni bir döneme girilmekte olduğuna işaret ediyor.

08 Ağustos 2011

'İsrail Türkiye'den özür dileyebilir'

 

mavi marmara, 'İsrail Türkiye'den özür dileyebilir'

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Mavi Marmara baskınında hayatını kaybeden dokuz Türkiye vatandaşı için özür dilenmesinin olasılık dahilinde olabileceğine işaret etti.

Washington'da konuşan Barak, "Mavi Marmara operasyonu sırasında yaşanan sorunlar için özür dilemeyi düşünebiliriz, eğer herhangi bir sorun yaşandıysa" dedi.

Orta Doğu Reuters haber ajansına göre, Barak'ın önerisi ülkenin Ankara'yla 13 aydır yaşadığı çıkmazın derinliğini anlamayı hedefliyor.

Ajans, açıklamanın bir yandan da Başbakan Netanyahu'nun koalisyon hükümetinin daha sert bir çizgiye sahip olan ve Türkiye'nin özür dilemesi gerektiğini düşünen üyelerini de kazanmayı hedeflediğini aktarıyor.

Barak, iki ABD müttefiki olan Türkiye ve İsrail'in ilişkilerinin düzeltilmesinin önemi üzerine yaptığı konuşmasında , olası bir özüre ilişkin de: "Bundan hoşlanmıyorum ama göz önünde bulundurmamız gereken bir seçenek" dedi.

Türkiye, iki ülke ilişkilerinin düzelmesi için İsrail'den tam bir özür ve hayatını kaybedenler için tazminat ödenmesini istiyor.

Birleşmiş Milletler'in Mavi Marmara raporunun bulgularının ise Ağustos ayında açıklanması bekleniyor.

Ehud Barak, konuşmasında eski Yeni Zelanda başbakanı Geoffrey Palmer tarafından kaleme alınan raporun "İsrail için sorunlu unsurlar" da içereceğini ifade etti.

29 Temmuz 2011

Sarkisyan Karabağ'dan sonra Ağrı'ya gözü dikmiş.

 

Başbakan Erdoğan, "Biz, Karabağ bölgesini düşmanın elinden kurtardık. Ağrı Dağı bölgesinin alınması ise gençlere kalıyor" diyen Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ı sert bir dille eleştirdi.

BAKÜ - Bakü ziyaretini sürdüren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile düzenlediği ortak basın toplantısında, "Bu bir devlet adamına veya bir Cumhurbaşkanına yakışan bir ifade, bir yaklaşım tarzı değildir. Gelecek kuşakları kin ve nefretle donatmak devlet adamlarına yakışmaz" dedi.

"Sarkisyan’ın yaptığı tahriktir, gençliğini kin ve nefretle donatma gayretidir" diyen Erdoğan, "Ermenistan gençliğinin geleceği karanlık olacaktır, bu olaylara hep karanlık gözlüklerle bakacaklardır" diyen Başbakan Erdoğan, "Karabağ’da işgal vardır, işgalci bellidir. Bunu biz demiyoruz BM diyor. Çözüme yönelik olumsuz bakış Ermenistan’dan geliyor" ifadelerini kullandı.

ÖZÜR DİLESİN

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"Azerbaycan devamlı olumlu yaklaşımını ortaya koymuştur. 'Siz şu anda Karabağ'ı teslim aldınız bizden, biz ölüp gideceğiz, Ağrı'yı da siz halledeceksiniz'. Böyle bir mantık olur mu, böyle bir anlayış, böyle bir istikamet, böyle bir ufuk gençliğe verilir mi? Bu ne demektir, 'Ermenistan Türkiye ile ey gençler, bundan sonra istediği gibi istediği şekilde bir savaşa da girebilir'. Bunların hepsini reddediyoruz, böyle bir devlet adamlığı, böyle bir diploması olmaz. Sarkisyan burada çok ciddi bir yanlış yapmıştır, tarihi bir yanlışın altını bizzat kendisi tescilleyerek çizmiştir. Özür dilemesi lazım ve bu yanlışından dönmesi lazım.”

27 Temmuz 2011

Meclis Ekibi İngiltere ve İra Barışını inceliyor

 

AK Parti, CHP ve BDP milletvekilleri, İngiltere ve İrlanda'da nasıl barış anlaşması imzalandığı ve IRA'nın nasıl silah bıraktığı üzerine deneyimleri inceliyor.

İSTANBUL - AK Parti, CHP ve BDP milletvekilleri ile akademisyen ve gazetecilerden oluşan heyet, İngiltere, İrlanda ve İskoçya'da ‘kısmi özerklik ve Britanya merkezi hükümetinin bazı yetkilerinin devri’ konusunda saha çalışması yapıyor. Heyet üyeleri, hem İngiltere hem de IRA temsilcileriyle bir araya geliyor.

Program kapsamında, Kuzey İrlanda barışının mimarı olarak gösterilen ve İngiltere eski Başbakanı Tony Blair'in danışmanı olan Jonathan Powell da, milletvekillerine IRA'nın nasıl silah bıraktığını ve barış anlaşması imzalandığını anlattı.

Temaslar hakkında NTV'ye bilgi veren AK Parti Milletvekili Mehmet Tekelioğlu ve Lütfü Elvan, temasların Kürt sorununun çözümüne model arayışı olmadığını söyledi.

"Tekelioğlu temasların özellikle BDP'li arkadaşlar açısından yararlı olacağını umuyorum" ifadesini kullandı.

CHP'li Levent Gök ise "Her ülke kendi çözümlerini kendi üretmeli” dedi.

Gök, “Kuzey İrlanda modelinin incelenmesi, CHP'nin özerklik modeline yeşil ışık yaktığı anlamına gelir mi?" sorusu üzerineyse “Öyle bir şey söz konusu değil, biz onların tecrübelerini dinliyoruz" yanıtını verdi.

BDP'li Ayla Akat Ata da "Sorunlar nasıl çözülmüş bunları değerlendiriyoruz" şeklinde konuştu.

KİMLER KATILIYOR?

Demokratik Gelişim Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun düzenlediği 5 günlük programa, AK Parti’den Karaman Milletvekili Lütfi Elvan, Sivas Milletvekili Nursuna Memecan, İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu; CHP’den Ankara Milletvekili Levent Gök, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu; BDP’den Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Van Milletvekili Nazmi Gür ve Blok’un İstanbul Milletvekili Levent Tüzel katılıyor.

Heyette ayrıca gazeteciler Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Bejan Matur, Cengiz Çandar, Prof. Dr. Mithat Sancar (Demokratik Gelişim Enstitüsü üyesi), Prof. Dr. Sevtap Yokuş (Kocaeli Üniv. Hukuk Fakültesi) ve Yılmaz Ensaroğlu da (SETA Vakfı İnsan Hakları ve Hukuk Koordinatörü) var.

Bu arada, Davete katılan gazetecilerden Hasan Cemal, Jonathan Powel'ın Kuzey İrlanda sorununun nasıl çözüldüğünü anlattığı konuşmasının satır başlarını Çarşamba günkü köşesine taşıdı.

27 Temmuz 2011

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya