|
Son Güncelleme:31/07/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Avrupa Yaşam Haberleri-7 |
|||
|
Avrupa buz tuttu |
||||||||
Kar yağışı ve tipi Avrupa'yı adeta teslim aldı. Havaalanlarında pistler kapanırken sürücüler otoyollarda mahsur kaldı. İngiltere meteoroloji uzmanları son 100 yılın en soğuk aralık ayının kaydedildiğini açıkladı. Avrupa'yı etkisi altına alan yoğun kar yağışı hava, demir ve karayollarında ulaşımı olumsuz etkilemeye devam ediyor. İngiltere'de bazı havaalanlarında kar yağışı nedeniyle pistler iniş ve kalkışlara kapandı. İngiltere Meteoroloji Dairesi, 100 yılın en soğuk aralık ayının kaydedildiğini duyurdu. Yoğun kar yağışı İtalya'da da hayatı felce uğrattı. Toskana Havaalanı kapandı, demiryollarında ulaşım durdu. Otoyollar tıkandı, çok sayıda sürücü geceyi aracında geçirmek zorunda kaldı. Fransa'nın kuzeydoğusunda da buzlanma nedeniyle karayollarında ulaşım durdu. 18/12/2010 |
||||||||
|
Thilo Sarrazin'in sözlerine tepki yağıyor |
||||||||
Almanya Merkez Bankası'nın yönetim kurulu üyelerinden Thilo Sarrazin'in Avrupa'daki Müslümanlar ve Yahudileri hedef alan sözleri tartışma yaratmaya devam ediyor. Sarrazin, yeni çıkardığı kitabının tanıtımı sırasında, Müslüman göçmenlerin batılı toplumlara ya uyum sağlamak istemediğini ya da bunu yapacak düzeyde olmadığını söylemişti. Sarrazin ayrıca bilimsel araştırmaların, 'tüm Yahudilerin de aynı genlere sahip olduğunu gösterdiğini' söylemişti. Başbakan Angela Merkel, milletvekilleri ve bazı toplum liderlerinden sonra, Merkez Bankası Yönetimi de, Sarrazin'in sözlerini kınadı. Bankadan yapılan açıklamada, "Sarrazin'in sözlerinin zarar verici nitelik taşıdığı ve bankanın kurallarına aykırı olduğu" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Alman Merkez Bankası'nın 'ayrımcılığın hiçbir şekilde yer bulamayacağı bir kurum olduğu" vurgulandı. Hükümetten gelen kınamaya karşın, Merkez Bankası bağımsız olduğu için, Merkel'in Sarrazin'i görevden alma yetkisi bulunmuyor. Sarrazin'in görevden alınabilmesi için, Merkez Bankası'nın, Cumhurbaşkanı Christian Wulff'tan bu yönde bir talimat vermesini istemesi gerekiyor. Bu ilk değil Bu açıklamalar, Sarrazin'in tartışmalar yarattığı ilk olay değil. Sarrazin, geçmişte de, Berlin'deki Türk ve Arap nüfusunu kızdıran sözler sarf etmiş ve bu yüzden Merkez Bankası'ndaki bazı görevlerinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Thilo Sarrazin, 'Almanya kendisini yok ediyor' adlı kitabında, göçmenlerin yeterli düzeyde katkı yapmadan ülkenin sosyal refah sisteminden faydalandığı belirtiliyor. Kitabında, "göçmenlerin aynı olmadığı" görüşünü savunan Zarrazin, "çoğu kültürel ve ekonomik sorunun Müslüman ülkelerden gelen beş ya da altı milyon göçmenden kaynaklandığını" söylüyor. Sarrazin, "İkinci kuşak Türk göçmenlerin sadece yüzde 3'ü Almanlarla evlenirken, Rus göçmenlerin yüzde 70'i bunu yaptı" diyor. Bu arada, Sosyal Demokrat Parti üyesi olan Sarrazin'in partiden atılması için de girişimlerin başlatıldığı belirtiliyor. 31/08/2010 |
||||||||
|
Fransa'nın Çingene Kamplarıyla Başı Belada |
||||||||
Birleşmiş Milletler'in ırkçılıkla mücadele kuruluşu Fransa'nın çingeneleri ülkeden çıkarma uygulamasını "toplu sınırdışı" diye niteledi ve ülkenin bu uygulamadan kaçınmasını istedi. Irk Ayrımıyla Mücadele Komisyonu'nun Başkan Yardımcısı Pierre Richard Prosper, bir grubun hedef alınmasının yanlış olduğunu belirtti. Prosper, her ülkenin göç ve güvenlik meselelerinde gerekli önlemleri alma hakkı ve sorumluluğu olduğunu, ancak belirli bir grubun hedef alınmasının yanlış olduğunu vurguladı; bunun ayrımcılık tanımına girdiğini belirtti. 18 üyeli komisyon son haftalarda Romanya'ya geri gönderilen çingenelerden bazılarının haklarını bilmemesini ve dönüş için rıza göstermemiş olmasını kaygı verici olarak tanımladı. Kuruluş ayrıca Fransa hükümetine bazı siyasetçilerin 'ırkçı' olarak nitelenen söylemleri ile mücadele edilmesi çağrısında bulundu. Fransa: Yükümlülüklerimiz konusunda titiziz Fransa dışişleri ise ülkenin uluslararası yükümlülüklerini titizlikle yerine getirdiğini savundu. Ülkenin Avrupa ile ilişkilerden sorumlu bakanı Pierre Lellouche da açıklamaya sert tepki gösterdi. Lellouche kurulca hazırlanan raporun, aşırı olduğunu ve çok sayıda somut hata içerdiğini savundu. Fransa şimdiye dek 100 kadar çingene kampını dağıtarak, buralarda yaşayanları uçaklara bindirip Romanya'ya geri göndermişti. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy toplam 300 kadar kampı kapatmayı öngörüyor. Plan geçen ay Grenoble kentinde göçebelerle polis arasında çıkan çatışmaların ardından yaşama geçirilmişti. 300 civarındaki kampı üç ay içinde kapatmayı hedefleyen hükümet, bu kampların ''kaçakçılık olaylarının yaşandığı, çocukların dilenmeye zorlanarak istismar edildiği ve fahişelik ve diğer suçların yaygın olduğu'' yerler haline dönüştüğünü savunuyor. İnsan hakları örgütleri operasyonu toplumun genellikle yasalara uyan kesimini sağ seçmenin desteğini kazanmak için damgalamak olarak görüyor. Fransa'daki kamplarda halen göçebe yaşayan ya da çingene, yüz binlerce kişi kalıyor. Fransa'ya gelen son çingenelerin çoğu ise 2007 yılında Avrupa Birliği'ne üye olan Romanya ve Bulgaristan'dan. Bu çingeneler Fransa'ya vizesiz girebiliyorlar ancak ülkede uzun süre kalabilmeleri için çalışma ya da oturma iznine sahip olmaları gerekiyor. 27/08/2010 |
||||||||
|
Dünya Kupası ile Afrika'da yaşanan değişim |
||||||||
Tarihte ilk kez Afrika’da düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonası, çatışmalar ve yoksullukla anılan kıtaya umut vermeyi amaçlıyordu. Peki turnuva, kıtaya değişim getirmeyi, Afrika’nın imajını düzeltmeyi başarabildi mi? “Dünya Futbol Şampiyonası, sevgili kıtamızın imajını düzeltebilmemiz için büyük bir şans.” Kamerunlu Joseph, bir çok Afrikalı'nın aklından geçenleri söze döküyor. Joseph'e göre, bu Dünya Futbol Şampiyonası, maçlardan çok daha öte bir anlam taşıyordu. Daha önce Afrika'da hiçbir futbol turnuvasına böyle büyük bir anlam yüklenmemişti. Güney Afrika'nın eski Devlet Başkanı Thabo Mbeki bile tarihi bir dönüm noktasından bahsediyor. Mbeki, turnuvanın Afrika’da yüzyıllardır süren yoksulluk ve çatışmalara verilmiş gururlu ve kararlı bir cevap olarak anımsanacağını söylüyor. Coşku tüm Afrika'ya yayıldı Şampiyona, sadece Güney Afirka’da değil, tüm kıtada büyük bir ilgiyle takip edildi. Fildişi Sahili Cumhuriyeti Futbol Federasyonu'nun Başkan Yardımcısı Allah Anicet, sporun birleştirici gücüne yürekten inanıyor ve “Spor, halkların bir araya gelmesini sağlıyor, hem de siyasetten bağımsız olarak. Spor, biz Afrikalılar'da da birlik duygusu yaratıyor. Şimdi herkes, 'Afrika Birleşik Devletleri’nden ya da 'Afrika Birliği’nden bahsediyor. Spor, ulusal düzlemde ulusal birlik duygusunu kuvvetlendirip sağlamlaştırabilir" diyor. Şampiyonada çeyrek finale kadar yükselen Gana Milli Takımı'nın maçları, Afrika'da futbolla oluşan birlikteliğin güzel birer örneğiydi. Afrikalı taraftarların tümü, Gana’nın yarı finale çıkabilmesi için takıma hep birlikte destek verdi. Güney Afrikalı yetkililer, ücretsiz Gana bayrakları dağıtırken, ülkede yayımlanan Daily Sun gazetesi de “Afrika'nın umutları ve rüyaları siyah yıldızlara bağlı” diye manşet attı. Afrika'nın imajında değişim Gana’nın rakibi Uruguay’ın forvetlerinden Diego Forlan da karşı karşıya oldukları zorluğun farkındaydı. Forlan, maç öncesi “Şimdi tüm Afrika'yla mücadele etmek zorunda kalacağız” diyordu. Maç sırasında tüm Afrikalılar coşkuyu birlikte hissetti. Gana Milli Takımı’nın eski oyuncularından, teknik direktör Abdülrezak Abdülkerim, “Nihayet bütün kıtada insanlar Afrika futboluyla ilgileniyor. Bu bizim için ve bizim hırslı futbolcularımız için çok iyi" şeklinde konuşuyor. Ne var ki Uruguay, Gana’yı penaltı atışları sonunda mağlup etti, böylece son Afrika takımı da turnuvaya veda etmek zorunda kaldı. Ancak hemen hemen herkes Dünya Futbol Şampiyonası’nın yeni bir Afrika imajı yarattığı konsunda hemfikir. Fildişi Sahili'nde ticaretle uğraşan Quattara Yaya şöyle konuşuyor: “Ekonomik açıdan bakıldığında böyle bir turnuva para getiriyor, ikinci olaraksa Afrika böylece sadece çatışmaların yaşandığı bir kıtaya indirgenmedi, burada da futbolun insanları mutlu ettiği ve heyecan verdiği görüldü, ayrıca Afrikalılara beyazlarla aynı şeyleri yapabilecekleri bilinci aşılanmış oldu. Güney Afrika’da Avrupa ülkelerini kıskandıracak düzeyde stadlar gördük. Afrika bu tür yapıları inşa edebilecek düzeyde.” 12/07/2011 |
||||||||
|
Fransa'da Sarkozy’e de uzanan yolsuzluk depremi |
||||||||
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e kadar uzanan yolsuzluk iddiaları, Fransa’da siyaset ve ekonomi dünyası arasındaki ilginç bağları ortaya çıkardı. Fransa şu sıralar ucu Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e kadar uzanan yolsuzluk iddiaları ile sarsılıyor. İddiaların odağında Avrupa’nın en zengin kadını ve kozmetik devi L’oreal’ın varisi Liliane Bettencourt var. Bettencourt’un 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Nicolas Sarkozy’nin seçim kampanyasının finansmanı için Eric Woerth’e 150 bin euro aktardığı öne sürülüyor. Sarkozy’nin Halk Hareketi Birliği partisinin mali işleri yöneten Woerth şu anda Çalışma Bakanlığı görevinde. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, televizyonda yaptığı konuşmada, gece gündüz ülkesinin ile ilgilendiğini anlatırken, kendisi hakkında bir karalama kampanyası başlatıldığını öne sürdü. Devletle İyi Anlaşma Sanatı Ancak tarafların tümü yalanlasa da kozmetik devi L’Oreal ve muhafazakâr siyasetçiler arasında her zaman sıkı ilişkiler oldu. Hatta Fransa’da siyasetçilerin iş dünyası ile ilişkilerini anlatan bir kitapta da bundan açıkça bahsediliyor. Geçmişten örnekler veren “Devletle İyi Anlaşma Sanatı” adlı kitapta, L’Oreal’ın ortaklarından İsviçreli Nestle firmasının hisselerinin 1974 yılında azalması ile dönemin Cumhurbaşkanı Georges Pompidou arasındaki bağlantıya dikkat çekiliyor. Bunun, bir gün solcu bir cumhurbaşkanın göreve gelmesi ve L’Oreal’ın devletleştirilmesi riskine karşı atılan bir adım olduğu açıklanmıştı. Ancak başka ne tür gizli hesaplar yapıldığı hala bilinmiyor. İhalelere siyasi müdahale Fransa’da hükümetlerin ekonomik yaşama sık sık müdahale ettiğine ilişkin başka yeni örnekler de var. Bunlardan en bilineni, Abu Dabi'de bir Fransız nükleer reaktörü kurulması için açılan ihaleye ilişkin. Başvuruların sona ermesinden kısa bir süre sonra Elysee Sarayı, ortak teklif veren EDF, GDF-Suez, Total, Areva, Vinci ve Alstom adlı Fransız firmalarının lehine karar verdi. Güney Koreliler ise tekliflerinden hiçbir sonuç alamadı. Fransa’daki bu durum, Alman – Fransız ilişkilerine da yansımıştı. Airbus konusundaki tartışmalar ikili ilişkileri geçmişte hayli etkiledi. Areva – Siemens olayı da hayli ünlü. Atom tekniği alanında çalışan Areva NP adlı Fransız şirketi, bir süre önce, Alman devi Siemens’le artık çalışmak istemediğini duyurmuştu. Alman yetkililer açısından bakıldığında bu olayın perde arkasında Nicolas Sarkozy var. İddialara göre Sarkozy, Siemens’in; aynı zamanda Fransa’da devlete ait bir nükleer firmanın kardeş kuruluşu olan Areva’da pay sahibi olmasını engelledi. Siyaset ve ekonomi dünyası iç içe Fransa’da üst düzey politikacılar ve ekonominin patronları, ülkenin elit okullarında eğitim gören isimler. Mezunları, devletin üst düzey kademeleri ile üst düzey yöneticilik arasında sık sık yer değiştirmeleri nedeniyle de bu elit okullar ilişkilerde büyük rol oynuyor. Ve Paris siyaseti, Fransız şirketlerinin kapılarını yabancılara kapattığından, ülke sık sık ithalat ve yolsuzluk skandallarına sahne oluyor. Pakistan’da 2002 yılında 11 Fransız mühendisin içinde bulunduğu otobüs havaya uçurulmuştu. Önce saldırının Taliban tarafından düzenlediği düşünüldü, ancak daha sonra Fransa’da ilginç bir spekülasyon gündeme geldi. Dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, Pakistanlı generallere artık rüşvet ödemek istemediği gerekçesiyle, ona karşı intikam amaçlı olarak mühendislerin öldürüldüğü öne sürüldü. Peki Fransa bir muz cumhuriyeti mi? Yolsuzluk olaylarını soruşturan ünlü Fransız hâkim Thierry Jeanpierre, “Dışarıdan biz bir muz cumhuriyeti olarak görülüyoruz. Sık seyahat ettiğimiz zaman bu gayet iyi anlaşılıyor” diyor. 12/07/2010 |
||||||||
|
Almanya'da terör korkusu |
||||||||
|
İki Guantanamo zanlısını kabul etmeye hazırlanan Almanya, olası terör saldırılarından endişeli. Söz konusu zanlıların seyahat özgürlüklerinin kısıtlanacağı açıklandı.
ABD’nin terör şüphelilerini tuttuğu Guantanamo Cezaevi’nden tahliye edilecek iki kişiyi kabul etmeye hazırlanan Almanya’da, terör çanları çalmaya başladı. Bild gazetesinin haberine göre, Köln Anayasayı Koruma Dairesi, Almanya’da olası terör saldırılarına karşı uyarıda bulundu. Habere göre, Köln Anayasayı Koruma Dairesi tarafından hazırlanan gizli durum değerlendirme raporunda, “Almanya sınırıları içinde ve yurt dışındaki Alman kurumlarına karşı her an bir saldırı olabileceği” ihtimalinin göz önünde bulundurulması gerektiği uyarısı yapılıyor. Kurum raporda, özellikle ‘Homegrown terörizm” adı verilen içeriden gelebilecek tehlikelere, yani Almanya’da doğup büyüyen, fakat ilerleyen yıllarda radikal İslamcı hareketlere yönelen kişilere işaret ediyor. Seyahat engeli Öte yandan Guantanamo Cezaevi’nden salıverilecek olan iki kişinin eylül ayında Almanya'ya gelmesi bekleniyor. Alman yetkililer, biri Suriyeli biri Filistinli olan bu iki kişinin dokuz yıldır Guantanamo Cezaevi’nde bulunduğunu ve uzun incelemelerden sonra, Almanya için bir tehlike teşkil etmeyecekleri inancının oluşması üzerine Almanya’ya kabul edilmelerine karar verildiğini açıklamıştı. Ancak söz konusu kişilerin Almanya’da seyahat özgürlüklerinin kısıtlanacağı belirtildi. İki zanlıdan birini kabul etmeye hazırlanan Rheinland-Pflaz Eyaleti İçişleri Bakanı Karl Peter Bruch, “Focus” dergisine yaptığı açıklamada, “Mekân sınırlaması konulan bir oturum izni alacaklar” dedi. Bakan, “Bild am Sonntag” gazetesine yaptığı açıklamada söz konusu kişilere ‘daha iyi ve yeni bir hayata başlamak için ikinci bir şans verilemesi” gerektiğini belirtmişti. Mart ayında İçişleri Bakanlığı, Federal Emniyet Dairesi ve Federal Göç ve Mülteciler Dairesi uzmanlarından oluşan bir delegasyon, Guantanamo’ya gitmiş ve Almanya’ya kabul edilecek kişileri seçmişti. Delegasyon üyelerinden birinin “Focus” dergisine verdiği demece göre, oldukça bitkin durumda olan iki tutuklunun psikolojik dengeleri yerinde. Medyanın ilgisinden korunacaklar Alman resmi mercileri, daha önceki Guantanamo tutuklularının durumuna ilişkin raporları göz önünde bulundurarak, Almanya'ya kabul edilecek iki kişinin de, ağır tutukluluk koşulları ve uzun tutukluluk süresi nedeniyle bazı psikolojik sorunları olabileceği ihtimalinden yola çıkıyor. Söz konusu iki kişiye psikoterapistlerin görev aldığı uzman bir ekibin destek sağlaması bekleniyor. Rheinland-Pflaz Eyaleti İçşleri Bakanı Karl Peter Bruch, bu iki kişinin kendi sağlık ve güvenceleri için kamuoyu ve medyanın ilgisinden korunacağını açıkladı. 10/07/2010 |
||||||||
|
Peru Tupac Amaru'ya yardımdan mahkum olan ABD'li Berenson'u tahliye etti |
||||||||
|
Peru'da solcu gerillalara yardım etmek suçlamasıyla 15 yıldır hapiste bulunan Amerikalı kadın şartlı tahliye edildi.
Geçen yıl cezaevinde bir erkek çocuk dünyaya getiren Lori Berenson'a yurtdışına çıkış yasağı da kondu. Berenson, Peru'da 1980 ve 1990'larda etkin olan Tupac Amaru Devrimci Hareketi'ne yardım ve yataklık suçlamasıyla 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 40 yaşındaki Berenson'a yönelik somut suçlama ise, 1995 yılında Peru Kongresi'ne saldırı planlarında rol aldığı iddiası oldu. Askeri mahkeme kendisini suçlu bularak önce ömür boyu hapis cezasına çarptırdı, daha sonra da bu cezayı 20 yıla indirdi. Hedef olduğu suçlamaları reddeden Berenson'un tahliyesinin şartı ise, cezasının kalan kısmı olan beş yılı tamamlamadan Peru'dan ayrılmaması. Anne ve babası akademisyon olan Berenson, Boston'daki Massachusetts Institute of Technology'de okurken Orta ve Güney Amerika'ya seyahat etmek üzere eğitimini yarıda bırakmıştı. Berenson'un bu seyahatleri sırasında Tupac Amaru'yla temas kurduğu sanılıyor. Marksist bir isyancı hareket olan Tupac Amaru, Lima'daki Japonya Büyükelçiliği'nde 1996'da 70 kişiyi 126 gün süreyle rehin tutması eylemiyle ün yapmıştı. Berenson sahte bir gazeteci kimliğiyle girdiği Peru Kongresi'nde isyancıların eylem planlarına yardımcı olmak amacıyla istihbarat toplamakla suçlanmıştı. 2003 yılında cezaevinde yine aynı örgüt davasından yatmakta olan, aynı zamanda da avukatı olan Anipal Apari'yle evlenmişti. Çiftin geçen yıl bir erkek çocukları oldu. Berenson'un ailesi de kızlarının masum olduğunu savunarak, serbest bırakılması için uzun süredir kampanya yürütüyordu. 26/05/2010 |
||||||||
|
Polonya cumhurbaşkanının uçağı Rusya'da düştü |
||||||||
|
Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski ve eşi Rusya'da geçirdiği uçak kazasında öldü. Kaczynski'nin bulunduğu uçağın bir Rus havaalanı yakınında düştüğü açıklandı. Ölenler arasında Polonya Merkez Bankası başkanı, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Genelkurmay Başkanı da var.
Düşen uçakta milletvekilleri ve Polonya'nın önde gelen bazı tarihçileri de vardı. Rus ve Polonyalı yetkilliler yoğun sis altındaki havaalanına yaklaşırken düşen uçakta hayatta kalan yolcu olmadığını söylüyor. Smolensk yakınlarında düşen uçakta 80'in üzerinde kişi hayatını kaybetti. Polonyalı yetkililer Katin katliamının 70. anma törenlerine katılmak için bölgede bulunuyordu. Katin'de binlerce Polonyalı Sovyet güçleri tarafından öldürülmüştü. Polonya Başbakanı Donald Tusk olayı İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ülkesi için en trajik olay olarak tasvir etti. İnişe geçmiş olan uçağın piste ulaşamadan, çevredeki ağaçların tepesine çarpıp, düştüğü düşünülüyor. Cumhurbaşkanını taşıyan, Tupolev 154 model uçak yirmi küsur yıllık bir uçaktı. Varşova muhabirimiz, yakın geçmişte Polonyalı yetkililere uçaklarını yenileme çağrıları yapıldığını belirtiyor. Sağcı bir Katolik çizgisi olan Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski Polanya siyasetinde tartışmalar yaratan bir isimdi. Serbest piyasaya hızla geçilmesine karşı çıkan cumhurbaşkanı sosyal yardım programlarının sürdürülmesini savunuyordu. Hükümet sözcüsü anayasa gereği yeni cumhurbaşkanını belirlemek için erken seçime gidilmesi gerektiğini belirtti. Bu süre içinde cumhurbaşkanlığını meclis başkanı Bronislaw Komorowski yürütecek. 10/04/2010 |
||||||||
|
Polonya: Sırtımızdan bıçaklandık - 01/09/2009 |
||||||||
|
Polonya'da İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcının yetmişinci yıldönümünü anma törenleri sırasında Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski Rusya ile eski defterleri açtı ve Sovyetler Birliği'nin, Almanya'nın saldırısı altındaki Polonya'nın bir bölümünü işgal ve ilhak ettiğini hatırlattı. İlk tören, Gdansk kenti yakınlarındaki, Westerplatte Körfezi'nde yapıldı.
Beş yılı aşkın sürede 55 milyondan fazla kişinin yaşamına mal olan savaş, burada, 'bir dostluk ziyareti' için limana demirlemiş olan Alman savaş gemisi Schleswig-Holstein'den açılan ateşle başlamıştı. Alman gemisinin ateş açtığı dakikalarda Alman Ordusu da üç koldan Polonya'yı işgale başlamıştı. Polonya'nın işgalinden iki gün sonra Fransa ve İngiltere Almanya'ya karşı savaş ilan etti. Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski ve Başbakan Donald Tusk'un da yer aldığı törenler Alman savaş gemisinin hedef aldığı kalede sabaha karşı, yerel saatle 04.45'te başladı. "Polonya sırtından hançerlendi" Polonya cumhurbaşkanı Leh Kaçinski konuşmasında, savaşta Nazilerin işlediği insanlık suçları ve soykrımın yanısıra sözü Sovyetler Birliğiyle olan eski sorunlarına da getirdi. Alman işgalinden iki hafta sonra, Sovyet ordusu, Nazi Almanya'sıyla varılan gizli anlaşma uyarınca, Polonya'nın doğusunu önce işgal, sonra da ilhak etmişti. Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski konuşmasında bu olaya da atıf yaptı. "7 Eylül'e gelindiğinde, Varşova ve Modlin kentleri kendilerini savunurken, Bzura savaşı devam etmekteyken, Almanlar Lwow kentinden püskürtülmüşken, Polonya sırtından hançerlendi. Bu darbe, Bolşevik Rusya'dan geldi. Molotof ile Ribbentrop arasında varılan anlaşmaya göre, taraflar ittifaklarındaki taahhütlerinin gereğini yerine getiriyorlardı." Polonya ile Rusya'nın tarihin bu dönemine, özellikle bu saldırmazlık anlaşmasına ilişkin yorumları farklı. Konu her iki taraf için de hassas. Bir diğğer hassas konu da, 1940'ın ilk aylarında Sovyet gizli servisinin 20 binden fazla Polonyalı askeri Katin yakınlarındaki ormanlık alanda öldürmesi. Moskova, 1990'lara kadar bu katliamı Nazilerin gerçekleştirip, kendilerinin üzerine attığını savundu, ve ancak 1990 yılında, sorumluluğu üstlendi.
Ancak Rus mahkemeleri, bu olayın bir savaş suçu olduğunu kabul etmiyor. İki ülke arasındaki gerilim, Rusya devlet televizyonunun yayınladığı bir belgeselde, Polonya işgalinin, Varşova yönetiminin Moskova'ya karşı Hitler'le işbirliği içinde olduğunu ima edilerek meşru gösterilmesi nedeniyle yine alevlenmişti. Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski, buna karşılık, konuşmasında Sovyetler Birliği'nin Nazizm karşısındaki direnişinden de övgüyle söz etti. Putin'in cevabı Polonya'daki törenlere katılan Rusya Başbakanı Vladimir Putin, konuşmasına iki ülkenin daha iyi bir gelecek için işbirliği yapmasının önemini vurgulayarak başladı. Ama sözü farklı tarih yorumlarına getirdi. Putin "Tarihimizde bazı sorunlar olduğunu kabul ediyoruz. Bunları özenli bir şekilde tartışmalı, 1 Eylül 1939'de bu trajedinin başlamasına neden olan olayların, tekrarını önlemek için, analizini dikkatli bir şekilde yapmalıyız. "Tarihin bütün ayrıntılarını ve yansız bir şekilde bilerek, birbirimize kendi görüşlerimizi dayatmadan, geçmişin sorunlarının üstesinden gelmeli, geleceğin sorunlarını gidermek için de işbirliği yaparak ileriye bakmalıyız" diye konuştu. Tarih profesörü Pawel Machewicz, tören öncesinde, Polonyalıların Putin'den bir tür jest beklediğini söylemişti. Rusya başbakanı Vladimir Putin İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi almanyasına karşı kazanılan zaferin bir bedeli olduğunu söyledi ve savaş boyunca ölen elli milyonu aşkın insanın neredeyse yarısının Sovyet vatandaşı olduğunu hatırlattı. Törende konuşma yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel ise Nazizmin kurbanları karşısında eğildiğini söyledi. Merkel özgür ve çağdaş Avrupa'nın, bugün kısmen Almanya'nın komşularıyla uzlaşma konusundaki istekliliğinin eseri olduğunu da söyledi. Polonyalı askerlerin direnişi Gdansk'taki törenlere Almanya ve Rusya gibi, savaşta karşı cephelerde yer alan ülkelerin liderleri de katıldı. 01/09/2009 |