|
Thilo Sarrazin'in sözlerine tepki yağıyor |
| |
 |
|
Sarrazin geçmişte
de sözleriyle tartışma yaratmıştı |
Almanya
Merkez Bankası'nın yönetim kurulu üyelerinden Thilo Sarrazin'in
Avrupa'daki Müslümanlar ve Yahudileri hedef alan sözleri tartışma
yaratmaya devam ediyor.
Sarrazin, yeni çıkardığı kitabının tanıtımı sırasında, Müslüman
göçmenlerin batılı toplumlara ya uyum sağlamak istemediğini ya da bunu
yapacak düzeyde olmadığını söylemişti.
Sarrazin
ayrıca bilimsel araştırmaların, 'tüm Yahudilerin de aynı genlere sahip
olduğunu gösterdiğini' söylemişti.
Başbakan
Angela Merkel, milletvekilleri ve bazı toplum liderlerinden sonra,
Merkez Bankası Yönetimi de, Sarrazin'in sözlerini kınadı.
Bankadan
yapılan açıklamada, "Sarrazin'in sözlerinin zarar verici nitelik
taşıdığı ve bankanın kurallarına aykırı olduğu" belirtildi. Açıklamada
ayrıca, "Alman Merkez Bankası'nın 'ayrımcılığın hiçbir şekilde yer
bulamayacağı bir kurum olduğu" vurgulandı.
Hükümetten gelen kınamaya karşın, Merkez Bankası bağımsız olduğu için,
Merkel'in Sarrazin'i görevden alma yetkisi bulunmuyor.
Sarrazin'in görevden alınabilmesi için, Merkez Bankası'nın,
Cumhurbaşkanı Christian Wulff'tan bu yönde bir talimat vermesini
istemesi gerekiyor.
Bu ilk
değil
Bu
açıklamalar, Sarrazin'in tartışmalar yarattığı ilk olay değil.
Sarrazin,
geçmişte de, Berlin'deki Türk ve Arap nüfusunu kızdıran sözler sarf
etmiş ve bu yüzden Merkez Bankası'ndaki bazı görevlerinden istifa etmek
zorunda kalmıştı.
Thilo
Sarrazin, 'Almanya kendisini yok ediyor' adlı
kitabında, göçmenlerin yeterli düzeyde katkı yapmadan ülkenin sosyal
refah sisteminden faydalandığı belirtiliyor.
Kitabında, "göçmenlerin aynı olmadığı" görüşünü savunan Zarrazin, "çoğu
kültürel ve ekonomik sorunun Müslüman ülkelerden gelen beş ya da altı
milyon göçmenden kaynaklandığını" söylüyor.
Sarrazin,
"İkinci kuşak Türk göçmenlerin sadece yüzde 3'ü Almanlarla evlenirken,
Rus göçmenlerin yüzde 70'i bunu yaptı" diyor.
Bu arada,
Sosyal Demokrat Parti üyesi olan Sarrazin'in partiden atılması için de
girişimlerin başlatıldığı belirtiliyor.
31/08/2010 |
|
Fransa'nın Çingene Kamplarıyla Başı Belada |
Hükümet 300 çingene kampını kapatmayı hedefliyor
Birleşmiş Milletler'in ırkçılıkla mücadele kuruluşu Fransa'nın
çingeneleri ülkeden çıkarma uygulamasını "toplu sınırdışı" diye niteledi
ve ülkenin bu uygulamadan kaçınmasını istedi.
Irk
Ayrımıyla Mücadele Komisyonu'nun Başkan Yardımcısı Pierre Richard
Prosper, bir grubun hedef alınmasının yanlış olduğunu belirtti.
Prosper,
her ülkenin göç ve güvenlik meselelerinde gerekli önlemleri alma hakkı
ve sorumluluğu olduğunu, ancak belirli bir grubun hedef alınmasının
yanlış olduğunu vurguladı; bunun ayrımcılık tanımına girdiğini belirtti.
18 üyeli
komisyon son haftalarda Romanya'ya geri gönderilen çingenelerden
bazılarının haklarını bilmemesini ve dönüş için rıza göstermemiş
olmasını kaygı verici olarak tanımladı.
Kuruluş
ayrıca Fransa hükümetine bazı siyasetçilerin 'ırkçı' olarak nitelenen
söylemleri ile mücadele edilmesi çağrısında bulundu.
Fransa: Yükümlülüklerimiz konusunda titiziz
Fransa
dışişleri ise ülkenin uluslararası yükümlülüklerini titizlikle yerine
getirdiğini savundu.
Ülkenin
Avrupa ile ilişkilerden sorumlu bakanı Pierre Lellouche da açıklamaya
sert tepki gösterdi.
Lellouche
kurulca hazırlanan raporun, aşırı olduğunu ve çok sayıda somut hata
içerdiğini savundu.
Fransa
şimdiye dek 100 kadar çingene kampını dağıtarak, buralarda yaşayanları
uçaklara bindirip Romanya'ya geri göndermişti.
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy toplam 300 kadar kampı kapatmayı
öngörüyor.
Plan
geçen ay Grenoble kentinde göçebelerle polis arasında çıkan çatışmaların
ardından yaşama geçirilmişti.
300
civarındaki kampı üç ay içinde kapatmayı hedefleyen hükümet, bu
kampların ''kaçakçılık olaylarının yaşandığı, çocukların dilenmeye
zorlanarak istismar edildiği ve fahişelik ve diğer suçların yaygın
olduğu'' yerler haline dönüştüğünü savunuyor.
İnsan
hakları örgütleri operasyonu toplumun genellikle yasalara uyan kesimini
sağ seçmenin desteğini kazanmak için damgalamak olarak görüyor.
Fransa'daki kamplarda halen göçebe yaşayan ya da çingene, yüz binlerce
kişi kalıyor.
Fransa'ya
gelen son çingenelerin çoğu ise 2007 yılında Avrupa Birliği'ne üye olan
Romanya ve Bulgaristan'dan.
Bu
çingeneler Fransa'ya vizesiz girebiliyorlar ancak ülkede uzun süre
kalabilmeleri için çalışma ya da oturma iznine sahip olmaları gerekiyor.
27/08/2010 |
|
Dünya Kupası ile Afrika'da yaşanan değişim |
|
|
 |
|
Polonya uzun süre
ardından Lizbon Antlaşmasını onayladı |
Tarihte
ilk kez Afrika’da düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonası, çatışmalar ve
yoksullukla anılan kıtaya umut vermeyi amaçlıyordu. Peki turnuva, kıtaya
değişim getirmeyi, Afrika’nın imajını düzeltmeyi başarabildi mi?
“Dünya Futbol
Şampiyonası, sevgili kıtamızın imajını düzeltebilmemiz için büyük bir
şans.”
Kamerunlu
Joseph, bir çok Afrikalı'nın aklından geçenleri söze döküyor. Joseph'e
göre, bu Dünya Futbol Şampiyonası, maçlardan çok daha öte bir anlam
taşıyordu. Daha önce Afrika'da hiçbir futbol turnuvasına böyle büyük bir
anlam yüklenmemişti. Güney Afrika'nın eski Devlet Başkanı Thabo Mbeki
bile tarihi bir dönüm noktasından bahsediyor. Mbeki, turnuvanın
Afrika’da yüzyıllardır süren yoksulluk ve çatışmalara verilmiş gururlu
ve kararlı bir cevap olarak anımsanacağını söylüyor.
Coşku
tüm Afrika'ya yayıldı
Şampiyona, sadece Güney Afirka’da değil, tüm kıtada büyük bir ilgiyle
takip edildi. Fildişi Sahili Cumhuriyeti Futbol Federasyonu'nun Başkan
Yardımcısı Allah Anicet, sporun birleştirici gücüne yürekten inanıyor ve
“Spor, halkların bir araya gelmesini sağlıyor, hem de siyasetten
bağımsız olarak. Spor, biz Afrikalılar'da da birlik duygusu yaratıyor.
Şimdi herkes, 'Afrika Birleşik Devletleri’nden ya da 'Afrika
Birliği’nden bahsediyor. Spor, ulusal düzlemde ulusal birlik duygusunu
kuvvetlendirip sağlamlaştırabilir" diyor.
Şampiyonada çeyrek finale kadar yükselen Gana Milli Takımı'nın maçları,
Afrika'da futbolla oluşan birlikteliğin güzel birer örneğiydi. Afrikalı
taraftarların tümü, Gana’nın yarı finale çıkabilmesi için takıma hep
birlikte destek verdi. Güney Afrikalı yetkililer, ücretsiz Gana
bayrakları dağıtırken, ülkede yayımlanan Daily Sun gazetesi de
“Afrika'nın umutları ve rüyaları siyah yıldızlara bağlı” diye manşet
attı.
Afrika'nın imajında değişim
Gana’nın
rakibi Uruguay’ın forvetlerinden Diego Forlan da karşı karşıya oldukları
zorluğun farkındaydı. Forlan, maç öncesi “Şimdi tüm Afrika'yla mücadele
etmek zorunda kalacağız” diyordu. Maç sırasında tüm Afrikalılar coşkuyu
birlikte hissetti. Gana Milli Takımı’nın eski oyuncularından, teknik
direktör Abdülrezak Abdülkerim, “Nihayet bütün kıtada insanlar Afrika
futboluyla ilgileniyor. Bu bizim için ve bizim hırslı futbolcularımız
için çok iyi" şeklinde konuşuyor.
Ne var ki
Uruguay, Gana’yı penaltı atışları sonunda mağlup etti, böylece son
Afrika takımı da turnuvaya veda etmek zorunda kaldı. Ancak hemen hemen
herkes Dünya Futbol Şampiyonası’nın yeni bir Afrika imajı yarattığı
konsunda hemfikir.
Fildişi
Sahili'nde ticaretle uğraşan Quattara Yaya şöyle konuşuyor: “Ekonomik
açıdan bakıldığında böyle bir turnuva para getiriyor, ikinci olaraksa
Afrika böylece sadece çatışmaların yaşandığı bir kıtaya indirgenmedi,
burada da futbolun insanları mutlu ettiği ve heyecan verdiği görüldü,
ayrıca Afrikalılara beyazlarla aynı şeyleri yapabilecekleri bilinci
aşılanmış oldu. Güney Afrika’da Avrupa ülkelerini kıskandıracak düzeyde
stadlar gördük. Afrika bu tür yapıları inşa edebilecek düzeyde.”
12/07/2011 |
|
Fransa'da Sarkozy’e de uzanan yolsuzluk
depremi |
 |
|
|
Sarkozy, kendisi
hakkında bir karalama kampanyası başlatıldığını öne sürüyor |
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e kadar uzanan yolsuzluk iddiaları,
Fransa’da siyaset ve ekonomi dünyası arasındaki ilginç bağları ortaya
çıkardı.
Fransa şu
sıralar ucu Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e kadar uzanan yolsuzluk
iddiaları ile sarsılıyor.
İddiaların odağında Avrupa’nın en zengin kadını ve kozmetik devi
L’oreal’ın varisi Liliane Bettencourt var. Bettencourt’un 2007 yılındaki
cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Nicolas Sarkozy’nin seçim
kampanyasının finansmanı için Eric Woerth’e 150 bin euro aktardığı öne
sürülüyor. Sarkozy’nin Halk Hareketi Birliği partisinin mali işleri
yöneten Woerth şu anda Çalışma Bakanlığı görevinde.
Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, televizyonda yaptığı konuşmada, gece
gündüz ülkesinin ile ilgilendiğini anlatırken, kendisi hakkında bir
karalama kampanyası başlatıldığını öne sürdü.
Devletle İyi Anlaşma Sanatı
Ancak
tarafların tümü yalanlasa da kozmetik devi L’Oreal ve muhafazakâr
siyasetçiler arasında her zaman sıkı ilişkiler oldu. Hatta Fransa’da
siyasetçilerin iş dünyası ile ilişkilerini anlatan bir kitapta da bundan
açıkça bahsediliyor.
Geçmişten
örnekler veren “Devletle İyi Anlaşma Sanatı” adlı kitapta, L’Oreal’ın
ortaklarından İsviçreli Nestle firmasının hisselerinin 1974 yılında
azalması ile dönemin Cumhurbaşkanı Georges Pompidou arasındaki
bağlantıya dikkat çekiliyor.
Bunun,
bir gün solcu bir cumhurbaşkanın göreve gelmesi ve L’Oreal’ın
devletleştirilmesi riskine karşı atılan bir adım olduğu açıklanmıştı.
Ancak başka ne tür gizli hesaplar yapıldığı hala bilinmiyor.
İhalelere siyasi müdahale
Fransa’da
hükümetlerin ekonomik yaşama sık sık müdahale ettiğine ilişkin başka
yeni örnekler de var. Bunlardan en bilineni, Abu Dabi'de bir Fransız
nükleer reaktörü kurulması için açılan ihaleye ilişkin. Başvuruların
sona ermesinden kısa bir süre sonra Elysee Sarayı, ortak teklif veren
EDF, GDF-Suez, Total, Areva, Vinci ve Alstom adlı Fransız firmalarının
lehine karar verdi. Güney Koreliler ise tekliflerinden hiçbir sonuç
alamadı.
Fransa’daki bu durum, Alman – Fransız ilişkilerine da yansımıştı. Airbus
konusundaki tartışmalar ikili ilişkileri geçmişte hayli etkiledi.
Areva –
Siemens olayı da hayli ünlü. Atom tekniği alanında çalışan Areva NP adlı
Fransız şirketi, bir süre önce, Alman devi Siemens’le artık çalışmak
istemediğini duyurmuştu. Alman yetkililer açısından bakıldığında bu
olayın perde arkasında Nicolas Sarkozy var. İddialara göre Sarkozy,
Siemens’in; aynı zamanda Fransa’da devlete ait bir nükleer firmanın
kardeş kuruluşu olan Areva’da pay sahibi olmasını engelledi.
Siyaset ve ekonomi dünyası iç içe
Fransa’da
üst düzey politikacılar ve ekonominin patronları, ülkenin elit
okullarında eğitim gören isimler. Mezunları, devletin üst düzey
kademeleri ile üst düzey yöneticilik arasında sık sık yer değiştirmeleri
nedeniyle de bu elit okullar ilişkilerde büyük rol oynuyor. Ve Paris
siyaseti, Fransız şirketlerinin kapılarını yabancılara kapattığından,
ülke sık sık ithalat ve yolsuzluk skandallarına sahne oluyor.
Pakistan’da 2002 yılında 11 Fransız mühendisin içinde bulunduğu otobüs
havaya uçurulmuştu. Önce saldırının Taliban tarafından düzenlediği
düşünüldü, ancak daha sonra Fransa’da ilginç bir spekülasyon gündeme
geldi. Dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, Pakistanlı generallere
artık rüşvet ödemek istemediği gerekçesiyle, ona karşı intikam amaçlı
olarak mühendislerin öldürüldüğü öne sürüldü.
Peki
Fransa bir muz cumhuriyeti mi? Yolsuzluk olaylarını soruşturan ünlü
Fransız hâkim Thierry Jeanpierre, “Dışarıdan biz bir muz cumhuriyeti
olarak görülüyoruz. Sık seyahat ettiğimiz zaman bu gayet iyi
anlaşılıyor” diyor.
12/07/2010 |
|
Almanya'da terör korkusu |
|
İki
Guantanamo zanlısını kabul etmeye hazırlanan Almanya, olası terör
saldırılarından endişeli. Söz konusu zanlıların seyahat özgürlüklerinin
kısıtlanacağı açıklandı.
ABD’nin
terör şüphelilerini tuttuğu Guantanamo Cezaevi’nden tahliye edilecek iki
kişiyi kabul etmeye hazırlanan Almanya’da, terör çanları çalmaya
başladı. Bild gazetesinin haberine göre, Köln Anayasayı Koruma Dairesi,
Almanya’da olası terör saldırılarına karşı uyarıda bulundu. Habere göre,
Köln Anayasayı Koruma Dairesi tarafından hazırlanan gizli durum
değerlendirme raporunda, “Almanya sınırıları içinde ve yurt dışındaki
Alman kurumlarına karşı her an bir saldırı olabileceği” ihtimalinin göz
önünde bulundurulması gerektiği uyarısı yapılıyor. Kurum raporda,
özellikle ‘Homegrown terörizm” adı verilen içeriden gelebilecek
tehlikelere, yani Almanya’da doğup büyüyen, fakat ilerleyen yıllarda
radikal İslamcı hareketlere yönelen kişilere işaret ediyor.
Seyahat engeli
Öte
yandan Guantanamo Cezaevi’nden salıverilecek olan iki kişinin eylül
ayında Almanya'ya gelmesi bekleniyor. Alman yetkililer, biri Suriyeli
biri Filistinli olan bu iki kişinin dokuz yıldır Guantanamo Cezaevi’nde
bulunduğunu ve uzun incelemelerden sonra, Almanya için bir tehlike
teşkil etmeyecekleri inancının oluşması üzerine Almanya’ya kabul
edilmelerine karar verildiğini açıklamıştı. Ancak söz konusu kişilerin
Almanya’da seyahat özgürlüklerinin kısıtlanacağı belirtildi. İki
zanlıdan birini kabul etmeye hazırlanan Rheinland-Pflaz Eyaleti İçişleri
Bakanı Karl Peter Bruch, “Focus” dergisine yaptığı açıklamada, “Mekân
sınırlaması konulan bir oturum izni alacaklar” dedi. Bakan, “Bild am
Sonntag” gazetesine yaptığı açıklamada söz konusu kişilere ‘daha iyi ve
yeni bir hayata başlamak için ikinci bir şans verilemesi” gerektiğini
belirtmişti.
Mart
ayında İçişleri Bakanlığı, Federal Emniyet Dairesi ve Federal Göç ve
Mülteciler Dairesi uzmanlarından oluşan bir delegasyon, Guantanamo’ya
gitmiş ve Almanya’ya kabul edilecek kişileri seçmişti. Delegasyon
üyelerinden birinin “Focus” dergisine verdiği demece göre, oldukça
bitkin durumda olan iki tutuklunun psikolojik dengeleri yerinde.
Medyanın ilgisinden korunacaklar
Alman
resmi mercileri, daha önceki Guantanamo tutuklularının durumuna ilişkin
raporları göz önünde bulundurarak, Almanya'ya kabul edilecek iki kişinin
de, ağır tutukluluk koşulları ve uzun tutukluluk süresi nedeniyle bazı
psikolojik sorunları olabileceği ihtimalinden yola çıkıyor. Söz konusu
iki kişiye psikoterapistlerin görev aldığı uzman bir ekibin destek
sağlaması bekleniyor. Rheinland-Pflaz Eyaleti İçşleri Bakanı Karl Peter
Bruch, bu iki kişinin kendi sağlık ve güvenceleri için kamuoyu ve
medyanın ilgisinden korunacağını açıkladı.
10/07/2010 |
|
Peru Tupac Amaru'ya yardımdan mahkum olan
ABD'li Berenson'u tahliye etti |
|
Peru'da solcu gerillalara
yardım etmek suçlamasıyla 15 yıldır hapiste bulunan Amerikalı kadın
şartlı tahliye edildi.
 |
|
|
Berenson örgüte yardım etmekle
suçlanarak 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı |
Geçen yıl
cezaevinde bir erkek çocuk dünyaya getiren Lori Berenson'a yurtdışına
çıkış yasağı da kondu.
Berenson,
Peru'da 1980 ve 1990'larda etkin olan Tupac Amaru Devrimci Hareketi'ne
yardım ve yataklık suçlamasıyla 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
40
yaşındaki Berenson'a yönelik somut suçlama ise, 1995 yılında Peru
Kongresi'ne saldırı planlarında rol aldığı iddiası oldu.
Askeri
mahkeme kendisini suçlu bularak önce ömür boyu hapis cezasına çarptırdı,
daha sonra da bu cezayı 20 yıla indirdi.
Hedef
olduğu suçlamaları reddeden Berenson'un tahliyesinin şartı ise,
cezasının kalan kısmı olan beş yılı tamamlamadan Peru'dan ayrılmaması.
Anne ve
babası akademisyon olan Berenson, Boston'daki Massachusetts Institute of
Technology'de okurken Orta ve Güney Amerika'ya seyahat etmek üzere
eğitimini yarıda bırakmıştı.
Berenson'un bu seyahatleri sırasında Tupac Amaru'yla temas kurduğu
sanılıyor.
Marksist
bir isyancı hareket olan Tupac Amaru, Lima'daki Japonya
Büyükelçiliği'nde 1996'da 70 kişiyi 126 gün süreyle rehin tutması
eylemiyle ün yapmıştı.
Berenson
sahte bir gazeteci kimliğiyle girdiği Peru Kongresi'nde isyancıların
eylem planlarına yardımcı olmak amacıyla istihbarat toplamakla
suçlanmıştı.
2003
yılında cezaevinde yine aynı örgüt davasından yatmakta olan, aynı
zamanda da avukatı olan Anipal Apari'yle evlenmişti. Çiftin geçen yıl
bir erkek çocukları oldu.
Berenson'un ailesi de kızlarının masum olduğunu savunarak, serbest
bırakılması için uzun süredir kampanya yürütüyordu.
26/05/2010 |
|
Polonya cumhurbaşkanının uçağı Rusya'da
düştü |
|
Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski ve eşi
Rusya'da geçirdiği uçak kazasında öldü.
Kaczynski'nin bulunduğu uçağın bir Rus havaalanı yakınında düştüğü
açıklandı.
Ölenler
arasında Polonya Merkez Bankası başkanı, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve
Genelkurmay Başkanı da var.
|
|
 |
|
Polonya uzun süre
ardından Lizbon Antlaşmasını onayladı |
Düşen
uçakta milletvekilleri ve Polonya'nın önde gelen bazı tarihçileri de
vardı.
Rus ve
Polonyalı yetkilliler yoğun sis altındaki havaalanına yaklaşırken düşen
uçakta hayatta kalan yolcu olmadığını söylüyor.
Smolensk
yakınlarında düşen uçakta 80'in üzerinde kişi hayatını kaybetti.
Polonyalı
yetkililer Katin katliamının 70. anma törenlerine katılmak için bölgede
bulunuyordu.
Katin'de
binlerce Polonyalı Sovyet güçleri tarafından öldürülmüştü.
Polonya
Başbakanı Donald Tusk olayı İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ülkesi için
en trajik olay olarak tasvir etti.
İnişe
geçmiş olan uçağın piste ulaşamadan, çevredeki ağaçların tepesine
çarpıp, düştüğü düşünülüyor.
Cumhurbaşkanını taşıyan, Tupolev 154 model uçak yirmi küsur yıllık bir
uçaktı.
Varşova
muhabirimiz, yakın geçmişte Polonyalı yetkililere uçaklarını yenileme
çağrıları yapıldığını belirtiyor.
Sağcı bir
Katolik çizgisi olan Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski Polanya siyasetinde
tartışmalar yaratan bir isimdi.
Serbest
piyasaya hızla geçilmesine karşı çıkan cumhurbaşkanı sosyal yardım
programlarının sürdürülmesini savunuyordu.
Hükümet
sözcüsü anayasa gereği yeni cumhurbaşkanını belirlemek için erken seçime
gidilmesi gerektiğini belirtti.
Bu süre
içinde cumhurbaşkanlığını meclis başkanı Bronislaw Komorowski yürütecek.
10/04/2010 |
|
Polonya: Sırtımızdan bıçaklandık -
01/09/2009 |
|
Polonya'da İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcının yetmişinci yıldönümünü anma
törenleri sırasında Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski Rusya ile eski defterleri
açtı ve Sovyetler Birliği'nin, Almanya'nın saldırısı altındaki Polonya'nın bir
bölümünü işgal ve ilhak ettiğini hatırlattı.
İlk tören, Gdansk kenti
yakınlarındaki, Westerplatte Körfezi'nde yapıldı.
 |
|
|
Anma törenine 20 ülkenin lideri katılıyor |
Beş yılı aşkın sürede 55 milyondan fazla kişinin yaşamına mal olan
savaş, burada, 'bir dostluk ziyareti' için limana demirlemiş olan Alman
savaş gemisi Schleswig-Holstein'den açılan ateşle başlamıştı.
Alman gemisinin ateş açtığı dakikalarda Alman Ordusu da üç koldan
Polonya'yı işgale başlamıştı.
Polonya'nın işgalinden iki gün sonra Fransa ve İngiltere Almanya'ya
karşı savaş ilan etti.
Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski ve Başbakan Donald Tusk'un da yer
aldığı törenler Alman savaş gemisinin hedef aldığı kalede sabaha karşı,
yerel saatle 04.45'te başladı.
"Polonya sırtından hançerlendi"
Polonya cumhurbaşkanı
Leh Kaçinski konuşmasında, savaşta Nazilerin işlediği insanlık suçları
ve soykrımın yanısıra sözü Sovyetler Birliğiyle olan eski sorunlarına da
getirdi.
Alman işgalinden iki hafta sonra, Sovyet ordusu, Nazi Almanya'sıyla
varılan gizli anlaşma uyarınca, Polonya'nın doğusunu önce işgal, sonra
da ilhak etmişti.
Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski konuşmasında bu olaya da atıf
yaptı.
"7 Eylül'e gelindiğinde, Varşova ve Modlin kentleri kendilerini
savunurken, Bzura savaşı devam etmekteyken, Almanlar Lwow kentinden
püskürtülmüşken, Polonya sırtından hançerlendi. Bu darbe, Bolşevik
Rusya'dan geldi. Molotof ile Ribbentrop arasında varılan anlaşmaya göre,
taraflar ittifaklarındaki taahhütlerinin gereğini yerine
getiriyorlardı."
Polonya ile Rusya'nın tarihin bu dönemine, özellikle bu saldırmazlık
anlaşmasına ilişkin yorumları farklı. Konu her iki taraf için de hassas.
Bir diğğer hassas konu da, 1940'ın ilk aylarında Sovyet gizli
servisinin 20 binden fazla Polonyalı askeri Katin yakınlarındaki
ormanlık alanda öldürmesi.
Moskova, 1990'lara kadar bu katliamı Nazilerin gerçekleştirip,
kendilerinin üzerine attığını savundu, ve ancak 1990 yılında,
sorumluluğu üstlendi.
|
|
 |
|
Polonyalılar Putin'den jest bekliyordu
|
 |
|
Schleswig-Holstein'in açtığı ateş savaşı başlatmıştı
|
Ancak Rus mahkemeleri, bu olayın bir savaş suçu olduğunu kabul
etmiyor.
İki ülke arasındaki gerilim, Rusya devlet televizyonunun yayınladığı
bir belgeselde, Polonya işgalinin, Varşova yönetiminin Moskova'ya karşı
Hitler'le işbirliği içinde olduğunu ima edilerek meşru gösterilmesi
nedeniyle yine alevlenmişti.
Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski, buna karşılık, konuşmasında
Sovyetler Birliği'nin Nazizm karşısındaki direnişinden de övgüyle söz
etti.
Putin'in cevabı
Polonya'daki törenlere katılan Rusya
Başbakanı Vladimir Putin, konuşmasına iki ülkenin daha iyi bir gelecek
için işbirliği yapmasının önemini vurgulayarak başladı.
Ama sözü farklı tarih yorumlarına getirdi.
Putin "Tarihimizde bazı sorunlar olduğunu kabul ediyoruz. Bunları
özenli bir şekilde tartışmalı, 1 Eylül 1939'de bu trajedinin başlamasına
neden olan olayların, tekrarını önlemek için, analizini dikkatli bir
şekilde yapmalıyız.
"Tarihin bütün ayrıntılarını ve yansız bir şekilde bilerek,
birbirimize kendi görüşlerimizi dayatmadan, geçmişin sorunlarının
üstesinden gelmeli, geleceğin sorunlarını gidermek için de işbirliği
yaparak ileriye bakmalıyız" diye konuştu.
Tarih profesörü Pawel Machewicz, tören öncesinde, Polonyalıların
Putin'den bir tür jest beklediğini söylemişti.
Rusya başbakanı Vladimir Putin İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi
almanyasına karşı kazanılan zaferin bir bedeli olduğunu söyledi ve savaş
boyunca ölen elli milyonu aşkın insanın neredeyse yarısının Sovyet
vatandaşı olduğunu hatırlattı.
Törende konuşma yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel ise Nazizmin
kurbanları karşısında eğildiğini söyledi.
Merkel özgür ve çağdaş Avrupa'nın, bugün kısmen Almanya'nın
komşularıyla uzlaşma konusundaki istekliliğinin eseri olduğunu da
söyledi.
Polonyalı askerlerin direnişi
Gdansk'taki törenlere Almanya ve
Rusya gibi, savaşta karşı cephelerde yer alan ülkelerin liderleri de
katıldı. 01/09/2009 |
|
ABD’de grizu faciası: 25 ölü |
|
Kuzey
Virginia eyaletindeki bir kömür madeninde yaşanan grizu patlaması
sonucunda 25 işçi hayatını kaybetti.
Yerin
metrelerce altında sıkışan 4 madenciyi kurtarabilmek için zamana karşı
yarış sürüyor.
Yaralı
olarak kurtarılan 2 madencinin durumu ise ciddiyetini koruyor.
06/04/2010 |
|
L'Aquila’da depremin yaraları sarılamadı |
|
Geçtiğimiz yıl yaşanan depremde 308 kişinin hayatını kaybettiği ve on
binlerce kişinin evsiz kaldığı İtalya'nın L'Aquila kentinde
siyasetçilere tepki büyüyor.
Depremin
birinci yıldönümünü anma etkinlikleri öncesinde kentte protesto
gösterileri yapıldı.
Depremle
evsiz kalan yaklaşık 50 bin kişi, halen otellerde ve geçici barınaklarda
yaşıyor.
Su,
elektrik ve doğalgaz altyapısının yenilememiş olması da depremzedelerin
tepkisine yol açıyor.
06/04/2010 |
|
Meksika'da 7,2 büyüklüğünde deprem |
|
Meksika'nın Baja California eyaletinde 7, 2 büyüklüğündeki deprem meydana geldi.
Amerikan
Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Türkiye saatiyle 00.40'da meydana
gelen depremin merkezinin, Meksika'nın Amerika sınırına yakın bulunan
Tijuana kentinin 173 kilometre açığında olduğunu bildirdi.
|
|
 |
|
Depremde en az bir kişi hayatını kaybetti |
32
kilometre derinlikteki deprem, ABD'nin Los Angeles kenti ve Nevada'da
hissedildi.
Depremin
merkez üssüne yakın bir noktada en az bir kişinin hayatını kaybettiği ve
artçı sarsıntılar yaşandığı belirtiliyor.
Bu son
deprem, 1992 yılında bu yana görülenlerin en büyüğü.
Amerikalı
yetkililer, bölgede 20 milyon insanın sarsıntıyı hissetiğini bildirdi.
Depremin
en fazla etkilediği yerlerden Tijuana'ya kazıcı aletler ve enkaz altında
kalanları aramak üzere eğitilmiş köpekler gönderildi.
Mexicali
kentinde olağanüstü hal ilan edildi.
Öte
yandan California'daki Disneyland Parkı'nda da tren turları geçici
olarak durduruldu.
05/04/2010 |
|
Guantanamo Almanya'yı karıştırdı |
|
Amerika Birleşik
Devletleri yönetiminin Guantanamo’da yıllardır savaş esiri sıfatıyla
tuttuğu kişileri
kabul etmesi için resmi başvuruda bulunduğu Almanya’da
konu büyük tartışmaya neden oldu.
Alman
hükümeti Guantanamo üssünün kapatılması sürecinde burada tutulan üç
kişinin Almanya'ya kabul edilip edilemeyeceğini tartışıyor. Alman Der
Spiegel dergisinin verdiği bilgilere göre, tartışmalara konu olan bu
üç kişiden ilki Tebliğ-i Cemaat adlı radikal İslami örgüte üye olan bir
Filistinli. Bir diğeri 2001 yılında Afganistan'ı ziyarete giden bir
Ürdünlü. Üçüncüsü ise, 2001 yılı sonunda Afganistan'ın başkenti
Kabil'deki bir hastanede tedavi gördükten hemen sonra tutuklanan bir
Suriyeli…
Alman
hükümeti ABD ile görüşmeler sonuçlanmadan konuyla ilgili açıklama
yapmaktan kaçınıyor. Hükümet sözcüsü Christoph Steegmans bu kişilerin
kabul edilebilmesi için öncelikle bazı kriterlerin yerine getirilmesi
gerektiğine dikkat çekti. Steegmans şöyle konuştu: "Ayrıca neden bu
kişileri Almanya'nın kabul etmesi gerektiği, bunun Almanya'yı
ilgilendiren bir durum olup olmadığı konusunun açıklığa kavuşturulması
gerekiyor. Bunun dışında kabul edilecek kişilerin Almanya için güvenlik
tehdidi oluşturmadıklarının da kesin olarak kanıtlanması lâzım."
"Almanya'da işleri yok"
Güvenlik,
Almanya'nın bu konudaki en önemli çekincesi. Bavyera Eyaleti'nin Sosyal
Birlik Partili içişleri bakanı Hrıstiyan Joachim Herrmann Guantanamo
tutuklularının Bavyera Eyaleti’ne alınmayacağını belirtti. Herrmann "Guantanamo'nun
hukuk devleti ilkesiyle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığı açık. Diğer
yandan burada tutulan kişiler İslami terörizmle bağlantılı kişiler ve
bunların Almanya'da işi yok." dedi.
Hrıstiyan
Demokrat Wolfgang Bosbach da Guantanamo'da tutulan kişilerle ilgili
kuşkularını şu sözlerle dile getirdi: "Bahsi geçen kişilerin
halen Guantanamo'da tutulmalarının bir nedeni olmalı. Bu nedenle bence
ya memleketlerine dönmeliler, ya da ABD bu kişileri kabul etmeli,
Almanya değil."
Hrıstiyan
Birlik Partileri Grubu İnsan Hakları Sözcüsü Erika Steinbach ise yapılan
bir araştırmanın Guantanamo'da tutulan her yedi kişiden birinin serbest
bırakıldıktan sonra terör örgütü bağlantılarına geri döndüğünü ve çok
daha radikal bir tavır sergilediğini ortaya koyduğunu belirtti.
Daha
önce reddedilmişti
Alman
hükümeti şimdiye kadar Guantanamo tutuklularını kabul etmeyi kesin
olarak reddetmemiş olsa da daha önceki tekliflere Berlin'den hayır
yanıtı çıkmıştı.
Guantanamo'da tutulan kişiler arandıkları için kendi ülkelerine
dönemiyor. Bu nedenle bu kişileri kabul edecek güvenli Avrupa ülkeleri
aranıyor. Şimdiye kadar dokuz Avrupa ülkesi eski Guantanamo
tutuklularından bazılarını kabul etti. İnsan hakları örgütleri ve
muhalefet Almanya'nın da bu ülkeler arasına katılmasını talep ediyor.
Sol partiden Wolfgang Neskoviç şöyle konuştu: "Eğer Amerikalılar birini
serbest bırakıyorsa, bu kişinin suçsuz olduğu kanıtlanmıştır. Bu da
güvenlik tehdidi oluşturacağı iddialarını çürütüyor." 31/03/2010 |
|
Çekler Çingenece öğrenmek istemiyorlar |
|
Çek hükümetinin, eğitim reformu kapsamında önümüzdeki yılın başlarından
itibaren ilk ve orta öğretim kurumlarında Çingeneceyi seçmeli dil dersi olarak
müfredata alma planı ülkede tepki yarattı.
Basına da
yansıyan ölçümlere göre, halkın çoğunluğu Çingenecenin seçmeli bile olsa
müfredata girmesine karşı çıkıyor.
Tasarıya
karşı çıkanların facebook'da kurdukları grubun üye sayısı 50 bine
ulaştı.
Grup
üyelerinin çoğunluğu ise lise öğrencisi.
Taslağı
hazırlayan eğitim bakanlığı özel eğitim dairesi başkanı Klára
Laurencíková, azınlıkların kendi dillerini temel eğitim kurumlarında
öğrenebilmelerinin gerekli olduğunu savunuyor.
Ama
taslağa karşı çıkanların başlattıkları kampanya ise tam da bu noktada
hükümeti eleştiriyor ve ülke okullarında azınlık dilinin öğretilmesinin
yabancı düşmanlığını dolaylı olarak körükleyeceğini vurguluyor.
Azınlık
temsilcileri ise, taslağın gündeme gelmesinin yarattığı tartışmanın
bile, konunun ne kadar acil olduğunu hissettirdiğini savunuyorlar.
Çek
Cumhuriyetinde son nüfus sayımında sadece 11 bin kişi kendini Roman
olarak tanımladı.
Oysa
tahminlere göre ülkedeki Roman asıllıların sayısının 250 bini aştığı
tahmin ediliyor.
Çek
Romanları arasında işsizlik oranı ise resmi açıklamalara göre yüzde 80
dolayında. 26/032010 |
|
İsviçre'de ırkçılık ve ayrımcılık
önlenemiyor |
|
İsviçre'deki ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele komisyonu başkanı, ülkede
yaşayan göçmenlere karşı ayrımcılığın önlenemediğini söyledi. Göçmenler,
iş bulabilmek için soyadlarını dahi değiştirmek zorunda kalıyor.
“İsviçre’de özellikle göçmenlere karşı yapılan özel hayattaki ayrımcılık
önlenemiyor. Bunu engelleyecek bir yasal düzen yok. İsviçre kökenli
değilseniz, göçmen veya siyah tenliyseniz, iş ve ev ararken muhakkak
ayrımcılığa veya ırkçılığa maruz kalırsınız. Yasalar boşluklarla dolu.
Irkçılığa uğrayan insanın zararının tazmin edilmesi söz konusu değil.
Eğer Avrupalı bir soyadınız yoksa çıraklık eğitimine bile kabul
edilmeniz zorlaşıyor. Göçmenler bu yüzden tipik İsviçreli soyadları
almaya zorlanıyorlar.” Bu sözler, İsviçre’deki ayrımcılık ve ırkçılıkla
mücadele komisyonu başkanı Prof. Dr. George Kreis’a ait.
Sadece
kamusal alanda ayrımcılığa yaptırım
Profesör
Kreis, İsviçre’deki ırkçılığı önlemek üzere tasarlanmış yasaların sadece
kamusal alanda işlerliği olduğuna dikkat çekerek, “ceza hukukunda
ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı düzenlemiş hükümler var. Bu nedenle,
kamusal alanda olan ırkçılık ve ayrımcılık cezalandırılıyor; ama asıl
bireyin yaşamının büyük bölümünü kapsayan özel hukuk alanlarında, birey
ırkçılık ve ayrımcılığa karşı tamamen savunmasız durumda” diyor.
Eleman
tercihlerinde ayrımcılık
“Özellikle köken olarak İsviçreli olmayanlar veya ten renkleri farklı
olan kişiler daha çok ayrımcılığa ve ırkçılığa uğruyorlar. Örneğin iş
ararken veya ev ararken ırkçılık ve ayrımcılık mağduru oluyorlar. İşte
bu noktada onları koruyacak bir yasa yok. Burada konu sanki akit yapma
özgürlüğüne karşıtmış gibi algılanıyor. Yani bir işveren bir İtalyan’ı
sadece İtalyan olduğu için bir eski Yugoslavyalıya tercih edebilir.
İtalyanları daha cazip bulabilir bu da onun sözleşme hürriyetinin bir
parçasıdır. Irkçılık veya ayrımcılık değildir deniyor. Ama bu durum
esasen ayrımcılıktır. Ancak böyle bir duruma maruz kalan bireyin
durumunun tazmini için dayanacağı bir yasal düzenleme ne yazık ki yok"
sözleriyle konuyu açıklayan Prof. Kreis, iş ve ev bulma konularında,
geniş çapta ırkçık ve ayrımcılık olduğuna dikkat çekiyor.
İş
bulabilmek için soyadlarını değiştiriyorlar
Deutsche
Welle’nin sorularını yanıtlayan ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele
komisyonu başkanı Prof. Dr. Kreis, göçmen soyadlı gençlerin, basit bir
çıraklık eğitimi alabilmek için herhangi bir yere başvurduklarında
sadece soyadları dolayısıyla, ırkçı nedenlerle reddedildiklerine vurgu
yaparak, “Aslında şimdiki durumda ırkçılık ve ayrımcılık anlamında
soyadları, milliyetlerden daha fazla önem kazandı. İnsanlar, iş bulmak
toplumda kabul görmek ve ırkçılığa uğramamak için kendi öz soyadlarını
bırakarak, örneğin Müller gibi tipik İsviçreli soyadları almaya
zorlanıyorlar. Eğer Türk veya Yugoslav soyadınız varsa, bunun
değiştirilmesi isteniyor. Bence bu son derece yanlış. Soyadı insan
kişiliğinin bir parçasıdır. İsviçreliler artık kendi dillerinden olmayan
yabancı soyadlı insanlarla beraber yaşamaya alışmalıdır. Örneğin 19'uncu
yüzyılda İsviçre’ye yabancı olan değerler, şimdi İsviçre'nin bir
parçası” şeklinde konuşuyor.
İtalyan görünümlü Türk lokantaları!
“1960 ve
1970’lerde İtalyan göçmenler diğer Avrupalı milletler için pek kabul
gören göçmenler değillerdi. Ama simdi durum değişti. İtalyan göçmenler
artık tüm Avrupa’da kabul gören göçmen grubu haline geldiler. Bu kabul
görme yüzünden göçmenlerin bir kısmında özellikle Türk göçmenlerde
İtalyan’mış gibi olma eğilimi belirdi. Mesela Türk lokantaları
kendilerini İtalyan lokantasıymış gibi takdim ediyorlar. Ben buna
tamamen karşıyım” diyor Profesör Kreis ve konuyu tekrar ırkçılık ve
ayrımcılığa getirerek, özel hukuk alanında ırkçılık ve ayrımcılık
yapanların, hukukun temel kurallarından biri olan "özgür sözleşme yapma"
hakkını bir kaçış noktası olarak kullandıklarını söyleyerek şu örneği
veriyor:
"Özellikle bazı Avrupalı gruplar, İtalyanları çok cazip ve neşeli
buluyorlar ve onlarla birlikte olmak istiyorlar. Bu durum, eleman alımı
konusuna yansıdığında, kişiler sadece İtalyan oldukları için işe
alınabiliyor. Çünkü işveren İtalyanları seviyor. Bunun anlamı, örneğin
eski Yugoslavya'dan gelmiş bir göçmenin işe alınmaması demek. Bu doğru
bir yaklaşım değil. Ama bizim bu görüşlerimize muhalefet edenler, hemen
hukukun temel kurallarından olan özgür sözleşme yapma hakkı ile
karşımıza çıkıyorlar” diyerek konunun ulaştığı boyutlara dikkat çekiyor.
25/03/2010 DW |
|
ABD Sağlık reformu tartışmaları sürüyor |
|
Tartışmalar Sürüyor.
ABD'nde
Temsilciler Meclisi'nin dün kabul ettiği yeni sağlık reformu tasarısıyla
ilgili tartışmalar sürüyor. Senato'daki Cumhuriyetçi milletvekilleri,
reformu engellemek için ellerinden geleni yapacaklarını açıkladılar.
Cumhuriyetçiler, yeni reformun pahalıya malolacağının altını çizdi.
23/03/2010 |
|
İngiltere'de para karşılığı lobi tartışması |
|
 |
|
|
Üç eski bakan
haklarındaki suçlamaları reddediyor |
İngiltere'de genel seçimlere haftalar kala, para karşılığı hükümet
politikalarına etki etmeye niyetli oldukları iddiaları üzerine, üç eski
bakanın iktidardaki İşçi Partisi'ndeki üyelikleri askıya alındı.
Stephen
Byers, Patricia Hewitt ve Geoff Hoon, Amerikalı bir lobi şirketiyle
olası bir anlaşmayı tartıştıklarını düşünürken, İngiltere'deki Sunday
Times gazetesiyle Channel 4 televizyonunun belgesel ekibi "Dispatches"
tarafından gizlice filme çekilmişlerdi.
Üç eski
bakan da haklarındaki suçlamaları reddediyor.
Dün akşam
yayınlanan belgesel büyük tepki çekti.
Gizli
kayıtta eski bakan Byers, Ulaştırma Bakanı Lord Adonis ve ünyasından
Sorumlu Bakan Lord Mandelson nezdinde başarılı lobi faaliyetlerinde
bulunduğunu iddia ediyor.
Byers,
lobi faaliyetlerine örnek olarak da İngiltere'deki süpermarket zinciri
Tesco için, gıda ürünlerini etiketleme kurallarını yumuşattığını
söylüyor.
'Ben
kiralık bir taksiyim' diyen Byers, hizmetleri için de günlük 3 ila 5 bin
sterlin ücret istediğini belirtiyor.
Ancak hem
Lord Adonis hem de Lord Mandelson, Byers'la bahsettiği konularda
herhangi bir görüşmede bulunmadıklarını savundu.
Lobi
skandalı üzerine muhalefetteki Muhafazakar Parti lideri David Cameron
soruşturma çağrısında bulundu.
İngiltere'de görevdeki milletvekillerinin kurumsal müşteriler için
çalışmaları yasak değil ancak bu uygulama hayli tartışmalı bulunuyor.
Milletvekillerinin, kendilerine yapılan ödemeleri ilan etmeleri
bekleniyor.
Eski bir
bakanın görevden ayrıldıktan sonraki iki yıl içerisinde kabul ettiği her
bir ücretli işin, İş Anlaşmaları Danışmanı Komitesi'nin onayını alması
şart ve normalde lobi faaliyetlerine girişmeleri 12 ay boyunca yasak.
23/03/2010 |
|
Çin'de bir saldırgan, sekiz öğrenciyi
bıçakla öldürüldü |
|
 |
|
|
Çin'de derslere
yarına kadar ara verildi |
Çin'in güneyindeki Fujian eyaletinde bir ilkokulda sekiz öğrenci
bıçaklanarak öldürüldü.
Yerel
basında çıkan habere göre Fuzhou kentindeki Nanping ilkokulundaki
bıçaklı saldırıda en az beş öğrenci de yaralandı.
Öğrencilerin okula geldikleri sırada düzenlenen saldırıyla ilgili olarak
akli dengesizliği olduğu söylenen bir adamın yakalandığı bildirildi.
Okuldaki
tüm öğrenciler evlerine gönderilirken eğitime de yarına kadar ara
verildi.
Psikolojik şiddet
Yarın
okulda travma sonrası stres bozukluğu yaşıyor olabilecek çocuklara
yardımcı olmak amacıyla 20 psikolog görevlendirildi.
Şüphelinin 40'lı yaşlarında olduğu ve bir halk kliniğinde çalıştığı
belirtildi.
Çin'de
okul saldırıları nadiren görülüyor.
Bu tür
saldırıların ardında genellikle ya kişisel garez ya da psikolojik
bozukluklar yatıyor.
Çin'de
Batı'ya kıyasla şiddet olayları da çok daha az gözleniyor. 23/03/2010 |
|
Seçmen Sarkozy'i cezalandırdı |
|
Fransa
Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin partisi Halk Hareketi Birliği, bölgesel
seçimlerde hezimete uğradı. Bölgesel seçimler, Nicolas Sarkozy açısından
güven oylaması niteliğindeydi.
Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, görev süresinin ortasında şu ana kadarki
en büyük yenilgisini aldı. Hafta sonunda yapılan bölgesel seçimlerin ilk
turunda, Sarkozy’nin partisi Halk Hareketi Birliği (UMP), kelimenin tam
anlamıyla hezimete uğradı. Resmi olmayan sonuçlara göre, Halk Hareketi
Birliği, seçimlerde yüzde 26 oranında oy aldı. Zafer ise muhalefetteki
Sosyalist Parti'nin oldu. Sosyalistlerin, oyların yüzde 30'una,
Yeşillerin de oyların yüzde 13'üne sahip olduğu tahmin ediliyor.
Seçimlere katılım oranı oldukça düşük çıktı. Kayıtlı seçmenin %53'ü oy
kullanmadı.
Fransız
Sosyalist Parti’nin lideri Martine Aubry, 22 Mart'taki ikinci seçim turu
için mümkün olduğunca hızlı bir şekilde inandırıcı koalisyon listelerini
hazırlamak istiyor. Çünkü Nicolas Sarkozy’nin partisi Halk Hareketi
Birliği’nin aldığı kötü sonuç, sol partinin, 22 bölgede de zafer
kazanma hayalinin gerçekleşme şansını arttırdı. Ancak Aubry, yine de
şimdiden zafer sevincine kapılınmaması uyarısında bulundu:
“Şu ana
kadar hiçbir şey kazanılmadı. Ancak her şey mümkün. Bugün Fransız
seçmenin oylarıyla verdiği mesajı güçlendirmeliyiz.“
Sarkozy'nin partisi dört bölgede kazanabildi
Bu, mesaj
her ne kadar partinin üst düzey yetkililerince kabul edilmese de
özellikle Cumhurbaşkanı Sarkozy’e karşıydı. Fransa Başbakanı François
Fillon ise, pazar günü yaptığı açıklamada iyimser görünüyordu:
“Seçimlere katılma oranının düşüklüğü nedeniyle, bu oylamadan ülke
genelini kapsayan sonuçlar çıkaramayız. Tüm tahminlerin aksine, gelecek
haftaki ikinci tur oylama sonuçları pek çok bölgede hâlâ belirsizliğini
koruyor.“
Başbakanın partisi, 22 bölgeden sadece dördünü kazanabildi. Bunlar
arasında Korsika ve Alsace, gibi hep muhafazakârlar tarafından
yönetilen iki bölge de var. Kamuoyu araştırmacısı Brice Teinturier,
Sarkozy’nin partisi Halk Hareketi Birliği’nin bir kez daha öne
çıkacağına inanmıyor:
“Muhafazakârların aldığı sonuç 2004 yılında alınan yüzde 37'lik oranın
çok altında. Bu, tarihi olarak değerlendirilebilecek aşırı kötülükte bir
sonuç.“
Sosyalistler galibiyete inanıyor
Yüksek
orandaki işsizlik ve sosyal reformlardan duyulan hoşnutsuzluk,
Fransızları kızdırdı. Sosyalistler, gelecek pazar günü tüm bölgelerdeki
seçimleri alabileceklerine inanıyorlar. Seçimlerde birliği sağlayabilmek
için pek çok sol gruba ve özellikle de Yeşiller’e ihtiyaçları var.
Hükümet temsilcileri seçim akşamı, sol partilerin bu tarz seçim
listeleri düzenleyebileceği yönünde tartışmalar yürütürken, Komünistler
ve Yeşiller oldukça sakindi. Yeşiller Partisi’nin Avrupa Parlamentosu
üyesi Daniel Cohn Bendit, şu açıklamayı yaptı:
”Bugün,
bunu başarma sorumluluğuna sahibiz. Sosyalistler, Yeşiller ve Sol cephe.
İlk tur seçimlerin bize verdiği mesaj budur.”
Bölgesel
seçimlerden çıkarılabilecek iki sonuç daha var. O da hiçbir partinin,
Fransızları seçimlerin, sandık başına gitmeye değer olduğuna ikna
edemediği. İkinci ise: Nicolas Sarkozy’nin başlattığı ulusal kimlik ve
burka ile ilgili tartışmaların, seçmeni sağa yönelttiği. Jean-Marie Le
Pen'in liderliğindeki aşırı sağ ilk turda iyi bir sonuç elde etti. Le
Pen’in partisi, yüzde 12'lik oy oranına ulaştı. 15/03/2010 |
|
Macaristan’da soykırımın inkârı cezalandırılacak |
|
AB üyesi
Macaristan'da Yahudi soykırımını inkâr eden ya da küçümseyenlere hapis
cezaları öngören yasa Cumhurbaşkanı Laszlo Solyom tarafından imzalandı.
Sosyalist
Parti'nin girişimiyle parlamentoda geçen ay kabul edilen yasaya göre,
Macaristan'da Yahudi soykırımını tanımayan kişiler 3 yıla kadar hapis
cezası istemiyle yargılanacak. 10/03/2010 |
|
|
|
Tayvan
depremle sarsıldı
Tayvan'da
meydana gelen 6.4 büyüklüğünde depremde ilk belirlemelere göre 11 kişi
yaralandı.
Depremin
merkez üssünü Yiaşian kenti yakınlarında, yaklaşık 5 kilometre
derinlikte olduğu belirtildi.
Deprem
merkezine 400 kilometre uzaklıktaki başkent Taipei'de binaların
sallanırken Tainan’da bir tekstil fabrikasında yangın çıktı.
04/03/2010
|
|
Dubai polisi Netanyahu'nun tutuklanmasını
istedi |
|
 |
|
|
Dubai polisi Mahmud el Mabhu suikastinden
İsrail'i
sorumlu tutuyor |
Dubai emniyet müdürü, Hamas liderlerinden Mahmud el Mabhu'nun geçen ay
Dubai'deki bir otelde öldürülmesiyle ilgili olarak İsrail Başbakanı
Binyamin Netanyahu ve istihbarat servisi Mossad Başkanı Meir Dagan'ın
tutuklanmasını talep etti.
Emniyet
Müdürü Dahi Kalfan, cinayeti Mossad'ın işlediğinden artık emin olduğunu
dile getirdi.
Kalfan
tutuklama talebini savcılığa ilettiğini açıkladı.
İsrail
ise cinayetle bağlantısını doğrulamadığı gibi inkar da etmemişti.
Dubai'nin pasaport hassasiyeti
Dubai
Emniyet Müdürü Yahudilerin ülkeye girişine izin vermeyeceklerini
söylediği iddialarına da yanıt verdi.
Böyle bir
açıklama yapmadığını dile getiren Kalfan, "Müslüman, Hristiyan ya da
Yahudi, biz tüm dinlerin mensuplarına saygılıyız" diye konuştu.
Kalfan
"İsrail'in Batılı ülkelerin pasaportlarını" suistimal etmesini önlemek
için yetkililerin bundan sonra son derece dikkatli olacağını söyledi.
Dubai
polisi Mahmud el Mabhu'yu 20 Ocak'ta bir otel odasında öldürenlerin,
İsrail'de yaşayan yabancı ülke vatandaşları adına düzenlenmiş sahte
pasaportları kullandığını açıklamıştı.
İsrail
bunun üzerine, başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinden ve Avrupa
Birliği'nden de tepki gördü. 03/03/2010 |
|
Fransa 'ulusal felaket' ilan etti |
|
 |
|
|
Yalnızca Fransa'da 45 kişinin fırtına nedeniyle
hayatını kaybettiği açıklandı |
Fransa'da hükümet haftasonu Batı Avrupa'da üç
ülkede etkili olan fırtına nedeniyle
Fransa'da ulusal felaket ilan etti.
Başbakan François Fillon, düzenlemenin yeniden inşa faaliyetlerine
kaynak aktarılmasını kolaylaştıracağını söyledi.
İspanya,
Portekiz ve Fransa'da etkili olan fırtınanın en az 50 kişinin ölümüne
neden olduğu açıklandı.
Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de, Atlas Okyanusu kıyısında fırtınadan
etkilenen ve 45 kişinin hayatını kaybettiği bölgeleri de ziyaret edecek.
Ölüm
olaylarının büyük bölümünün sellere bağlı boğulma ve binaların yıkılması
ya da ağaçların devrilmesinden kaynaklandığı bildiriliyor.
Fillon,
yaşadıklarının bir ulusal felaket olduğunu belirterek, önceliklerinin
insanların güvenliği olduğunu söyledi.
Xiynthia
adı verilen Atlas Okyanusu fırtınası, Fransa, Portekiz ve İspanya'nın
batısında yoğun yağış taşıyan ve hızı saatte 140 kilometreyi bulan
rüzgarlarla etkili oldu.
Fırtınanın Almanya, Belçika ve Hollanda'ya doğru ilerlemekte olduğu,
İsviçre Alpleri'nde de sert rüzgarların kaydedildiği açıklandı.
Fransa'da
bir milyondan fazla hanede elektrikler kesilirken, en ağır hasarın
Vendee ve Charente bölgelerinde yaşandığı belirtiliyor.
Dev
dalgalar ve sert rüzgarların kıyı kasabalarını vurduğu, iç kesimlerde
sellerin yalandığı ve bazı binaların da yıkıldığı açıklandı.
Vendee
bölgesinde insanlar çatılara çıkarken, kurtarma faaliyetlerine polis
helikopterleri de katıldı.
Fransa'da
en az 12 kişinin kayıp olduğu, 59 kişinin de yaralandığı bildirildi.
Fransa'da
polis, ölümlerin dördünün boğulma nedeniyle olduğunu, hayatını
kaybedenlerden birinin 88 yaşında bir kadın olduğunu söylüyor.
Pirene
bölgesinde de bir kişinin bir ağacın devrilmesi sonucu öldüğü açıklandı.
İspanya'daki iki ölümün nedeni de içinde bulundukları aracın üzerinde
bir ağacın devrilmesi, 82 yaşındaki bir kadın ise Galiçya'da devrilen
bir duvarın altında kalarak hayatını kaybetti.
Portekiz'deki ölümün nedeni yine bir ağacın devrilmesi.
Fransız
Havayolları Air France Paris'teki Charles de Gaulle havaalanından 100'e
yakın uçuşun iptal edildiğini açıkladı.
Fransız
radyosu, Eyfel Kulesi'nin zirvesinde rüzgarın hızının saatte 175
kilometreye ulaştığını duyurdu. 01/03/2010 |
|
Avrupa'da etkili olan Sintia fırtınasında ölenlerin
sayısının 50'yi aştı. |
|
Hava, kara ve demiryolunda ulaşım felç oldu. Fransızlar,
bir anda bastıran sel sularından çatılara tırmanarak kurtulabildiler.
Fırtınanın en fazla etkili olduğu Fransa'da ölen 45 kişinin çoğu
sellerde boğularak can verdi. Ülkede 1999 yılından bu yana görülen en
şiddetli fırtınada 60'dan fazla kişi de yaralandı. Atlantik kıyılarında
rüzgârın hızı saatte 150 kilometreye ulaştı.
Çatılara çıkarak kurtuldular
Fırtına başta Vendee ve Charerente-Maritime olmak üzere batı
bölgelerinde etkili oldu. Liman kenti La Rochelle'in sakinleri yükselen
sulardan çatılara çıkarak kendilerini kurtarabildiler.
Fransa Başbakanı François Fillon, bakanlar kurulunu olağanüstü topladı.
Filon, Sintia fırtınasını ''Fransa için ulusal bir felaket'' olarak
niteledi.
Fillon, hükümetin birçok bakanının katıldığı kriz toplantısının ardından
yaptığı açıklamada, fırtınanın yüz binlerce kişinin elektriksiz
kalmasına da yol açtığını ve elektriğin ancak birkaç gün içinde
verilebileceğini söyledi.
Hala birçok kişinin kayıp olduğunu da kaydeden Fillon, konuşmasında
hükümetinin ve Fransız ulusunun fırtına kurbanlarının ailelerine
taziyelerini sunduğunu da ifade etti.
Fransız hükümeti alarmda
Filon, önceliğin evsiz kalanların güvenliğe kavuşturulması olduğunu
belirterek, fırtınanın en çok etkilediği bölgelere 1 milyon euro acil
yardım öngörüldüğünü açıkladı.
Fırtına, Fransa'da elektrik şebekesini de vurdu, 500 bin kişi hala
elektriksiz. Birçok havaalanı tamamen kapatılırken yüzlerce uçuş iptal
edildi. Tren seferleri, raylara düşen ağaçlar nedeniyle yapılamadı.
Almanya'da "dışarı çıkmayın" uyarısı
Fırtına nedeniyle İspanya'da 3 kişi, Almanya'da 4, Portekiz ve
Belçika'da da 1'er kişi yaşamını yitirdi.
Almanya’da bir ağacın devrilmesi sonucu iki kişi aracın içinde sıkışarak
can verdi. Yetkililer halka evden dışarı çıkmamama uyarısı yaptı.
Fırtına ulaşımını önemli ölçüde sekteye uğrattı. Almanya’nın
güneydoğusunda tren seferleri ya iptal edildi ya da gecikmeli olarak
yapılabildi. Frankfurt Havalimanı‘nda 200’dan fazla uçuş iptal edildi.
01/03/2010 DW |
|
"Sintia" Kasırgası Avrupa'da can aldı |
|
Avrupa’da etkili olan “Sintia“ adlı kasırga
İspanya, Fransa ve Almanya en az 45 kişinin ölümüne neden
oldu. Pek çok bölgede ulaşım felç oldu. Yetkililer kasırganın Fransa
kıyılarında saatte 150 kilometre hıza ulaştığını belirtiyor.
Şiddetli
esen “Sintia“ kasırgası Avrupa'da en az 45 kişinin ölümüne neden oldu.
Kasırga nedeniyle en fazla can kaybı Fransa'da oldu. Kıyılarda hızı
saatte 150 kilometreye kadar ulaşan kasırga yüzünden Fransa'da en az 18
kişi hayatını kaybetti.
Yetkililer, fırtınanın en fazla Fransa'da etkili olduğunu, bunun
1999'dan bu yana çıkan en şiddetli fırtınalardan biri olduğunu belirtti.
Batıdaki Vendee bölgesinde 5 kişinin fırtınanın neden olduğu sellerde
boğularak can verdiği, su yüksekliğinin 1,5 metreyi bulduğu bildirildi.
Dijon
bölgesinde fırtınanın etkisiyle düşen kirişin altında kalan 78 yaşında
bir kişinin yaşamını yitirdiği, Oleron'da da 88 yaşındaki bir kadının ve
2 kişinin boğulduğu belirtildi.
Saatteki
hızı 150 kilometreyi bulan fırtına nedeniyle bir kişinin Luchon
bölgesinde ağacın devrilmesi sonucu can verdiği kaydedildi.
Fırtınadan en fazla etkilenen batı ve orta kesimlerdeki bölgelerde bir
milyon kişi elektriksiz kaldı. Hava ve demiryolu ulaşımını etkileyen
fırtınada onlarca kişinin yaralandığı bildirildi. Sintia nedeniyle
Fransa'da en az 10 kişinin kayıp olduğu, yaklaşık 100 kişinin de
yaralandığı belirtildi.
Almanya'da da etkili
Almanya'nın güney batısında etkili olan "Sintia" kasırgası, Baden-Württemberg
eyaletinde 1 kişinin ölümüne neden oldu. Polis, Feldberg kenti
yakınlarında, kasırgadan dolayı kökünden sökülen ağacın bir otomobilin
üzerine devrilmesi sonucunda bir kişinin öldüğünü bildirdi.
Rheinland-Pfalz
ve Saarland eyaletlerinde de etkili olan kasırga sırasında Lindau
kentinde de, bir kadının, kapatmaya çalıştığı demir kapının sökülerek
üzerine düşmesi sonucunda ağır yaralandığı ifade edildi. Çok sayıda kara
yolunun yollara düşen ağaçlardan dolayı kapalı olduğu kaydedildi.
Sintia,
İspanya ve Portekiz'de de etkili oluyor. Portekiz'de bir ağacın
devrilmesi sonucu bir çocuk can verirken, İspanya'da da devrilen ağaç ve
duvarın altında kalan 3 kişinin öldüğü belirtildi.
Meteorologlar, kasırganın etkisinin Almanya'nın orta bölgelerine doğru
gücünü kaybedeceğini, buna rağmen dikkatli olunması gerektiğini
belirterek, zorunlu olmadıkça yola çıkılmamasını ve evlerin yakınlarında
hareketli eşyaların dışarıda bırakılmamasını öneriyor. 28/02/2010 |
|
Berlusconi'nin yargı reformu protesto
edildi |
|
İtalya'nın başkenti
Roma'da toplanan on binlerce kişi,
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin planladığı yargı reformunu
protesto etti.
Berlusconi, planlanan yasa değişikliği ile hakkında dava açılmasını
engellemek istiyor.
İtalyan
meclisinde onaylanmayı bekleyen reformlar geçerse, vergi ve yolsuzluk
davaları için hakim karşısında çıkması beklenen Başbakan Berlusconi'nin
yargılanamayacağı belirtiliyor.
28/02/2010 |
|
ETA'nın askeri sorumlusu yakalandı |
|
Fransa'nın Normandiya bölgesinde, İspanyol ve Fransız güvenlik
güçlerinin birlikte düzenlediği operasyonda, AB terör örgütleri
listesinde olan ETA'nın askeri sorumlusu İbon Gogeaskoetxea ve 2 örgüt
üyesinin yakalandığı açıklandı.
İspanyol
polisi, 10 gün içinde Vizcaya ve Girona kentlerinde düzenlediği farklı
operasyonlarda 2'şerli gruplar halinde toplam 4 ETA üyesini yakalamıştı.
28/02/2010 |
|
Obama Terör Yasasını uzattı |
|
ABD
Başkanı Barack Obama, tartışmalı terörle mücadele yasasını bir yıl daha
uzattı.
11 Eylül
saldırılarının ardından Amerikan Kongresi'nde kabul edilen yasal
düzenleme, güvenlik birimlerine geniş haklar tanıyor.
Şüphelilerin izne bağlı olmadan telefonlarının dinlenmesi ve izlenmesi
gibi haklar tanıyan yasa, insan hakları kuruluşları tarafından
eleştiriliyor.
Yasa,
Cumhuriyetçilerin en büyük siyasi zaferlerinden biri olarak görülüyor.
28/02/2010 |
|
İtalya'daki Petrol Sızıntısının Altından Sabotaj Çıktı
|
|
İtalyan yetkililer,
ülkenin en önemli akarsularından
Po Nehri’ne kadar ilerleyen petrol sızıntısının sabotaj olduğunu
açıkladı.
İtalya’nın Lombardiya bölgesindeki Lambro Nehri yakınındaki bir petrol
rafinerisinden suya karıştırılan petrolün miktarı bir milyon litreyi
buluyor.
Sızıntı,
İtalya’nın en uzun nehri olan Po’ya karıştı. Po Nehri, ülke tarımının
aynı zamanda en önemli sulama kaynağı.
Sızıntıyı
kontrol altına almaya çalışan yetkililer, bölgede çevre faciası
yaşanacağı uyarısında bulundu.
Sabotajcıların, Lombarda Petroli rafinerisine gizlice girip petrol
depolarının vanalarını açtığı söyleniyor.
25/02/2010 |
|
İspanya Gebeliğin İlk 14 Haftasında Kürtajı Serbest Bıraktı
|
|
İspanya Senatosu gebeliğin ilk 14’üncü haftasında kürtajı serbest bıraktı. Yasa
ayrıca 16-17 yaşındaki çocukların, ailesinin izni olmadan kürtaj yaptırmasına
imkân veriyor.
Senato’nun kararı, Madrid’te bir süredir devam eden büyük gösterileri izliyor.
Nüfusunun büyük bölümü Katolik olan İspanya’da alınan bu kararı kiliseler ve
muhafazakârlar protesto etti.
Yasanın kabulü, Sosyalist Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero’nun yürüttüğü
bir dizi reform arasında yer alıyor.
2004 yılında iktidara gelen Zapatero, aynı
cinsten evliliği serbest bıraktı, Katolik çiftlerin boşanmasını kolaylaştırdı.
25/02/2010 |
|
İtalya'da PKK Operasyonu |
|
İtalya’da PKK’ya üye topladığı iddia edilen bir çete ortaya çıkarıldı.
Çete mensupları, kandırdıkları gençlere, Türkiye’ye karşı terör
eylemlerinde bulunmaları için eğitim vermekle suçlanıyor.
İtalya’da
düzenlenen geniş çaplı operasyonda, PKK’nın örgüte militan yetiştirme
amacıyla eğitim kampları kurmuş olduğu belirlendi. Venedik Polisi,
haklarında soruşturma açılan 4’ü İtalyan vatandaşı, 16 zanlıdan 11’inin
tutuklandığını açıkladı.
Tutuklanan
kişilerden 10’u Kürt, biri ise aşırı sol görüşlü bir İtalyan. Haklarında
dava açılan sanıklar, uluslararası terör eylemlerinde bulunmak amacıyla
örgüt kurmakla suçlanıyor.
Venedik polisinin
Terörle Mücadele Dairesi Başkanı Diego Parente, operasyonun 2008 yılının
Eylül ayında başladığını ve sadece İtalya değil Fransa’yı da kapsadığını
söyledi.
İtalyan yetkili,
kamplarda ideolojik propaganda sürecinden geçirilen gençlerin, daha
sonra, askeri eğitim için başka ülkelere gönderildiğini bildirdi.
Parente, İtalyan güvenlik birimlerinin, bugün, başta Venedik ve Milano
olmak üzere, ülkenin kuzey ve orta bölgelerinde çeşitli yerlere
baskınlar düzenlediğini ve bu yerlerden bazılarının kamp olarak
kullanıldığının belirlendiğini de söyledi.
Diego Parente,
İtalya’daki operasyonun Fransa’daki operasyona paralel olarak
yapıldığını ve soruşturmaya Alman, Hollanda ve Belçika güvenlik
örgütlerinin de katıldığını bildirdi.
Baskınlarda ele
geçirilen bilgilere göre, üye toplama amacıyla düzenlenen kamp
etkinlikleri çevreye düğün olarak tanıtılmaktaydı.
Yetkililer, geçen
yıl Viterbo kentindeki bir baskında elde edilen bilgilerin operasyonda
önemli rol oynadığını söyledi. Baskında Türk vatandaşı bir erkeğin
üzerinde, makineli tüfekle göründüğü fotoğraflar ve kentte oturan ancak
ortadan kaybolmuş olan bir kıza ait mektuplar bulunmuştu. Genç gözaltına
alınmış ve mektuplardan kayıp kızın PKK’ya katılmak için evinden kaçtığı
anlaşılmıştı.
26/02/2010 |
|
Almanya-Hollanda sınırında PKK operasyonu |
|
PKK'nın
Almanya sorumlusu olduğu ileri sürülen Hasan Adır'ın Hollanda'da göz
altına alındığı belirtildi.
Adır'ın
geçen ayın ortasında Almanya'dan Hollanda'ya geçerken yakalandığı, ancak
göz altının güvenlik nedenlerinden ötürü açıklanmadığı kaydedildi.
Türkiye,
Hasan Adır'ın iadesi için Hollanda'ya başvuruda bulundu. Adır'ın
avukatı, müvekkilinin can ve işkence göreceği kaygısıyla iadesine
itirazda bulunacağını bildirdi.
Hasan
Adır, şiddet eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 2004 yılında iki yıl 8
ay hapis cezasına çarptırılmıştı. 26/02/2010 |
|
Latin Amerika ülkeleri yeni bir birlik
kuruyor |
|
Meksika'da yapılan Rio Grubu Zirvesi'nde, Latin Amerika ve Karibik
ülkelerini bir araya getirecek kısa adı CELC olan yeni bir birlik
kurulmasına karar verildi.
Meksika
Devlet Başkanı Felipe Calderón, birliğin bölgeye yeni bir kimlik
kazandırmasının ve bölgeyi dünya çapında temsil etmesinin amaçlandığını
açıkladı.
Birliği
resmi kuruluşunun ise gelecek dönemlerde gerçekleşeceği belirtildi.
24/02/2010 |
 |
|
Deniz Kazasından Kurtulan Öğrenciler Evlerine Döndü
|
|
Geçen hafta Brezilya açıklarında batan okul gemisindeki öğrenciler evlerine
döndü.
Concordia adlı üç direkli yelkenli gemi, Çarşamba günü, “mikro fırtına”
adıyla bilinen ani hava değişikliği nedeniyle Atlas Okyanusu’nda alabora olup
batmıştı.Kanada’ya ait okul gemisindeki öğrenciler, iki gün cankurtaran botlarında
kaldıktan sonra, Cuma günü, Brezilya donanması tarafından kurtarıldı.
Brezilya donanmasının öğrencileri kurtarmasının 40 saatten fazla sürmesi
eleştirilere sebep oldu.
Brezilyalı yetkililer suçlamayı reddetti, donanmanın olay yerine gemi
göndermeden önce, bölgede seyreden ticari teknelere ulaşmaya çalıştığını
bildirdi.
Concordia’daki öğrenciler bir yıl süreyle hem dünyayı geziyor hem de üniversite
eğitimi görüyor. 22/02/2010 |
|
Belçika demiryolları kaza ardından felç
oldu |
|
 |
|
|
Trenlerin raylardan çekilmesi bir kaç gün sürebilir |
Belçika'da dün iki yolcu treninin çarpışmasıyla meydana gelen kaza
ardından, İngiltere'den Belçika'ya yapılan Eurostar tren seferleri
ikinci gününde de iptal edildi.
Kazada 18
kişi ölmüş, 15'i ağır olmak üzere 150 kişi de yaralanmıştı.
Brüksel'in güneybatısında, Halle yakınlarında meydana gelen kaza
ardından Eurostar Brüksel'e tüm seferlerini iptal etti.
Şirket,
Lille'den Brüksel'e karayoluyla bağlantı sağlıyor.
Fransa'nın Lille kentine seferlerde rötar yaşanırken, Paris seferlerinde
sorun olmadığı belirtiliyor.
Fransız
Thalys hızlı trenlerinin Fransa, Almanya ve Hollanda ile bağlantıları da
aksıyor.
Dün sabah
saatlerinde meydana gelen kaza ile ilgili olarak bir soruşturma açıldı.
Kazanın
nedeni henüz bilinmiyor. Ancak Belçika basını ülkede olumsuz kış
koşullarının etkili olduğuna ve kar yağışına dikkat çekiyor.
Bazı
kaynaklar da trenlerden birinin, dur sinyalini görmeyerek devam etmiş
olabileceğini kaydediyor.
Aksi
yönden gelen iki tren, aynı hat üzerinde kafa kafaya çarpışmıştı. İlk
vagonların raylardan yükselip bir kemer oluşturması yukarıdan geçen
elektrik hatlarında ciddi hasara yol açtı.
Belçika
demiryolu şirketi Infrabel, trenlerden birinin Leuven'den Braine-le-Comte'a
gittiğini ikinci trenin ise Quievrain-Liege seferi yaptığını duyurdu.
Brüksel
savcılığı, trenlerin raylardan kaldırılmasının iki üç gün sürebileceğini
belirtiyor. 16/02/2010 |
|
ABD'den AB'ye terörle mücadele çağrısı |
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones, Avrupa
Parlamentosu'na terörle mücadelede banka verilerinin
paylaşımını öngören anlaşmayı bloke etmeme çağrısı
yaptı.
Münih Güvenlik Konferansı'nda konuşan Jones, birçok
Avrupa parlamenterinin, kişisel bilgilerin gizliliği
gerekçesiyle soğuk baktığı anlaşmanın, terörün
finansmanının önlenmesinde hayati önem taşıdığını
savundu.
06/02/2010
|
 |
|
Almanya'dan tersine göç rekoru |
|
Bir zamanların en çok göç alan ülkesi Almanya’da tersine göç son 25
yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Federal Alman Hükümetinin son göç raporuna göre 2008 yılında ülkeden göç
edenlerin sayısı bir önceki yıla göre 100 bin arttı.
04/02/2010 |
|
Almanya'dan göç edenler artıyor
Federal
Alman Hükümeti yeni göç raporunu açıkladı. Federal İçişleri
Bakanlığı'nın hazırladığı rapora göre, 2008'de ülkeyi terk edenlerin
sayısı 1984 yılından beri ilk kez ülkeye göç edenlerin sayısından daha
fazla.
"2008
yılında Almanya'yı terk edip başka ülkelere göç edenlerin sayısı 738
bine ulaştı."
İşte
Federal Alman İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı son Göç raporunun en
can alıcı cümlesi bu.
Rapora
göre, bu sayı 2007'ye oranla 100 bin artış gösterdi ve son 25 yıldır ilk
kez, Almanya'yı terk edenlerin sayısı Almanya'ya göç edenlerin sayısını
geçti.
Başka
ülkelere göç eden Almanların sayısı arttı
Almanya'dan başka ülkerelere göç edenlerin 563 binini yabancı kökenliler
oluşturuyor. 175 bin kadarını da Alman vatandaşları. Son 50 yıldır
Almanya'yı terk eden Alman vatandaşlarının sayısı hiç 2008'deki kadar
yüksek olmamıştı.
Peki
Almanya'dan göç edenler hangi ülkelere gidiyor? Yüzde 74'ü başka bir
Avrupa ülkesini tercih ediyor. Bunların da yaklaşık yüzde 55'i AB
ülkelerine gidiyor. Yüzde 19'u ise aralarında Türkiye'nin de bulunduğu
Birlik üyesi olmayan Avrupa ülkelerine göç ediyor. Geri kalanıysa Asya,
Amerika ve Avustralya gibi kıtalara giderken, Afrika'ya göç edenleri
oranı sadece yüzde 3'te kalıyor.
Almanya'ya göç edenlerin sayısı azaldı
Federal
Alman İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı son göç raporuna göre,
Almanya'ya 2008 yılında göç edenlerin sayısı 682 bin. Bu, bir önceki
yıla oranla 44 bin kişilik bir azalmayı ifade ediyor. Oysa 90'lı
yılların ilk yarısında Almanya'ya yıllık göç edenlerin sayısı bir
milyonu geçiyordu.
Hükümet
sözcüsü Ulrich Wilhelm tüm bu rakamlardan yola çıkarak şu saptamayı
yapıyor:
''Bu
demek oluyor ki, Almanya'ya uzun süreliğine göç edenlerin topluma uyumu
için daha fazla çaba göstermemiz gerekiyor.''
İlk
sıra Polonyalıların
Rapora
göre, 2008 yılında Almanya'ya göç edenlerin yüzde 58'ini, AB üye
ülkelerinden taşınanlar oluşturuyor. Toplam göç edenlerin dörtte
birinden fazlası AB vatandaşı. İlk sırada Polonyalılar geliyor. 2008
yılında Almanya'ya 131 bin Polonyalı taşınmış. Ancak bu rakam 2007'ye
oranla yaklaşık 22 bin kişilik düşüş anlamına geliyor. Ülkeye göç
edenler listesinde ikinci sıradaysa Almanlar geliyor. Hem de rakamlar
bir önceki yıla göre yaklaşık 2 bin kişilik bir artış göstermiş. 2008'de
Almanya'ya toplam 108 bin Alman vatandaşı göç etmiş. Bu rakamlara
çeşitli nedenlerle Almanya'yı terk edip yurtdışında aradığını bulamayan
Almanların yanı sıra İkinci Dünya Savaşı sırasında zorunlu göçe tâbi
tutulan ve yıllar sonra anavatanlarına geri dönen Almanlar da dahil.
Almanya'ya göç eden Türklerin sayısı
Rapora
göre yabancı kökenlilerin göç oranında da hafif bir azalma söz konusu.
Bu azalma ülkeye göç eden Türklerin sayısında da göze çarpıyor.
Almanya'ya en çok göç veren 4'üncü ülke olan Türkiye'den, 2008 yılında
yaklaşık 28 bin kişi Almanya'ya gelmiş. Bu, 2007 yılına göre sadece
yüzde 0,1'lik bir azalma anlamına geliyor.
Bütün bu
değişikliklere rağmen ülkede yaşayan göçmenlerin oranında 90'lı yılların
ortalarından itibaren büyük bir değişiklik görülmüyor. 2004 yılından
beri bu oran yerinde sayıyor ve ülke nüfusunun yüzde 8,8'ini teşkil
ediyor.
Yabancı kökenli öğrencilerin sayısı da arttı
Almanya'da yetişen birçok kalifiye Türk'ün ülkesine geri dönmesi de son
yıllarda sık sık basında da yer alıyor. Çünkü Almanya'nın bilişim ve
teknoloji başta olmak üzere kalifiye eleman açığı sürüyor. Bu nedenle
son dönemde yabancı kökenli mühendis ve akademisyen gibi kalifiye
elemanlara olan ilgi giderek artıyor. Bu ilgi son göç raporunda da
açıkça görülüyor. 2006-2008 yılları arasında Almanya'ya göç eden yabancı
kökenli bilişim teknolojisi çalışanları, akademisyenler, yönetici ve
uzmanların oranı da artış göstermiş durumda. Ayrıca 2008/2009 öğretim
yılında üniversitelere kayıt yaptıran yabancı öğrenci sayısı da rekor
bir düzeye ulaşarak 53 bini buldu. 05/02/2010 DW |
|
Obama, Kuzey Kore’yi terörü destekleyen
devletler listesine eklemedi |
ABD Başkanı Barack Obama, Kuzey Kore'yi terörizmi
destekleyen devletler listesine dâhil etmedi.
Obama'nın, Kongre liderlerine gönderdiği mektupta,
"Kuzey Kore'nin terörizmi destekleyen devlet olarak
tanımlanmak için resmi ölçütlere uygun olmadığı"
ifadesine yer verildi.
Kuzey Kore, George Bush döneminde 2008 yılının Ekim
ayında listeden çıkarmıştı.
04/02/2010
|
 |
|
Avrupa donuyor, evsizler ölüyor |
|
Kuzey
yarımküredeki aşırı soğuklar Almanya'da da hâlâ etkisini sürdürüyor.
Çetin geçen kış koşullarından en çok etkilenenlerse dışarda yatmak
zorunda kalanlar.
Doğu
Avrupa ülkelerinde şu ana kadar 14 evsiz, soğukta donarak yaşamını
yitirdi. Almanya'da da binlerce evsiz insan yaşıyor. Onları donma
tehlikesinden korumak için Berlin'deki evsizler yurdu çalışmalarına hız
verdi. Bu yurtta şoför olarak çalışan Artur'un görevi, evsizleri
sokaktan toplayıp yurda getirmek. Bundan 20 yıl önce Polonya'dan göç
eden Artur'un Lehçe bilmesi de işini kolaylaştırıyor. Çünkü Artur,
Berlin'de yaşayan evsizlerin hatırı sayılır bir kısmını Polonyalıların
oluşturduğunu söylüyor:
''Evsizlerin, tahminen yüzde 40'ı Polonyalı. Çoğu iş aramak için
Berlin'e gelmiş ama bazı sahtekâr işverenlerin eline düşmüş ve
dolandırılmışlar. Daha sonra kendilerini alkole verip sokaklara
düşmüşler. İşte biz de onlara ulaşıp yardım etmeye çalışıyoruz.''
Polonyalı evsizlerin çoğu ülkesine dönmek istemiyor
Artur'a
göre Berlin'deki Polonyalı evsizlerin çoğu ülkelerine geri dönmek
istemiyor. Çünkü evlerine elleri boş dönmekten utanıyorlar. Bir süre
sonra da alkol bağımlısı hâline geliyorlar. Polonyalı evsizlerin yüzde
90'ını erkekler oluşturuyor. Artur, evsiz kadınlar konusunda şunları
kaydediyor:
''Kadınlara yardım etmek daha zor. Kadınlar çok daha farklı. Birçoğunun
alkolle üstünü örtmeye çalıştığı psikolojik sorunları var.''
Berlin
merkez tren garı yakınlarındaki evsizler yurdunda yaklaşık 100 evsiz
insan geceyi geçiriyor. Sandalyelerin üzerinde ya da yerde uyku
tulumları içinde uyumaya çalışıyorlar. Bu evsizlerin üçte biri ise
Polonyalı. Artur, burada kökeni ne olursa olsun, herkese yardım
edildiğini söylüyor:
''Burada
kimseye kimlik sorulmuyor. Amaç onları kontrol etmek değil, soğuktan
donmalarını önlemek.''
Evsizler yurdunun hizmetleri
Evsizler
yurdunda ücretsiz olarak sıcak yemek ve içecek veriliyor. Hatta bir de
doktor bulunuyor. Gönüllü çalışanlar da Polonyalılara anlayışla
yaklaşıyor. Zira komşu Polonya'da kış bu sene Almanya'ya göre daha çetin
geçiyor. Yemek dağıtılırken Artur da soğukta dışarda kalan diğer
evsizleri de toplamak için minibüsü ile yola çıkmaya hazırlanıyor. Artur,
yardım ettiği bu insanları çok iyi anlıyor, çünkü benzer sorunları
bizzat yaşamış:
''Ben de
20 yıl uyuşturucu bağımlısı olarak yaşadım ve Berlin'e geldiğimde de
madde bağımlısıydım. Bana burda Hrıstiyan kuruluşlar yardımcı oldu.
Yeniden keşfettiğim inancım da uyuşturucu bağımlılığını yenmemi sağladı.
7 senedir hiç uyuşturucu kullanmadım. Tanrı bana yardım ettiği için, ben
de başkalarına yardım etmek istedim.'' 03/02/2010 DW |
|
10 Yıl Önceki Concorde Kazası yeniden
gündemde |
|
25 Temmuz
2000 tarihinde Yaşanan Concorde Kazasının Mahkemesi On yıl sonra
Fransa'da yeniden mahkemede
Suçlananlar Amerikan havayolu şirketi Continental'ın, iki üst düzey
çalışanı ve eski bir Fransız havacılık yetkilisi
Mahkemenin dört ay sürmesi bekleniyor
Çoğu
Alman olan 109 yolcu ve 4 mürettebat hayatını kaybetmişti. 30/01/2010
 |
|
Clinton: 'Avrupa'ya Hala İhtiyacımız Var'
|
|
|
 |
|
ABD Dışişleri Bakanı
Paris'te bir askeri akademide konuştu |
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Amerika ve Avrupanın 21 inci yüzyılın
yeni tehditlerine karşı aralarındaki ortaklığı modernize etmesi
gerektiğini söyledi.
Paris’te Fransız askeri akademisinde konuşan Clinton terörizm, siber
saldırılar, iklim değişikliği ve enerji sıkıntısı gibi tehditlere karşı
yeni yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu belirtti.
Amerika Dışişleri Bakanı Avrupa’nın, Obama Yönetiminin öncelikler
listesinde altsıraya düştüğü iddiasını da reddetti.
Clinton Avrupa’nın güvenliğinin hala “Amerikan dışpolitikasının
temeltaşı” olduğunu vurguladı.
Clinton, konuşmasından önce Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile
görüştü.
29/01/2010 |
|
Bin Ladin: Küresel ısınmadan ABD sorumlu |
|
|
 |
|
Ladin
ABD Doları'nın boykot edilmesi çağrısında da bulundu |
El Kaide lideri Usame
Bin Ladin'e ait olduğu belirtilen yeni bir ses kaydında küresel
ısınmadan ABD ve diğer sanayileşmiş ülkeler sorumlu tutuldu.
El Cezire
Televizyonu'nda yayınlanan ses kaydında, 'insanoğlunun kölelikten
kurtulması için' ABD Doları'nın boykot edilmesi çağrısı yapılıyor.
Bu son
kayıt, yine Usame Bin Ladin'e ait olduğu belirtilen ve 25 Aralık'ta bir
Amerikan yolcu uçağının havaya uçurulması girişimini öven ses kaydını
izliyor.
İki
kayıtın da gerçekten Bin Ladin'e ait olup olmadığı doğrulanmadı.
Ancak
istihbarat kaynakları ilk ses kaydının Bin Ladin'e ait gibi göründüğünü
kaydediyor.
Son
kayıtta 'Tüm sanayileşmiş ülkeler, özellikle büyük olanları küresel
ısınma krizinden sorumludur' deniyor.
Kayıtta,
'Bu tüm dünyaya, bilerek ya da bilmeyerek küresel ısınmaya yol açanlarla
ilgili ve bu konuda ne yapmamız gerektiği konusunda bir mesaj.' şeklinde
bir ifade yer alıyor.
Dolara
boykot çağrısı
Ayrıca
eski ABD Başkanı George Bush'un küresel ısınmayla mücadeleyi amaçlayan
Kyoto Protokolünü onaylamaması eleştiriliyor ve ' Oğul Bush'un ve ondan
önceki ABD Kongresi sadece büyük şirketlerin ihtiyaçlarını gidermek için
Kyoto Protokolünü reddetti.' deniyor.
Kayıtta
ayrıca ABD Doları'nın boykot edilmesi çağrısında bulunuluyor.
Ses
kaydında 'Bunun büyük etkilerinin olacağını biliyorum ama bu insanoğlunu
Amerika ve şirketlerinin köleliğinden kurtarmanın tek yolu' şeklinde bir
ifade yer alıyor.
ABD
Başkanı Barack Obama, Bin Ladin'e ait olduğu belirtilen bir önceki ses
kaydıyla ilgili olarak, bu kayıttaki ifadelerin Usame Bin Ladin'in ne
kadar zayıfladığını gösterdiğini söylemişti.
Söz
konusu kayıttaki ses saldırı girişimini öven ifadeler kullanıyordu.
Nijerya
vatandaşı Ömer Faruk Abdülmuttalip, bir Amerikan yolcu uçağını Detroit
kenti üzerinde havaya uçurmaya çalışmakla suçlanmıştı.
Saldırı
girişiminin sorumluluğunu Yemen'deki El Kaide örgütü üstlenmişti.
29/01/2010 BBC Türkçe |
|
Peru’da yağış turistleri esir aldı |
|
Peru'da şiddetli yağışlar nedeniyle mahsur kalan turistlerden 1400'ü
arama kurtarma ekipleri tarafından kurtarıldı.
Turistler, sel ve toprak kayması yüzünden dünyaca ünlü antik Machu
Picchu kalıntıları bölgesinde dört gün mahsur kalmıştı.
11 saat
süren kurtarma çalışmalarına 12 helikopter katıldı. Yetkililer, Machu
Picchu ile İnka yolu arasında kurtarılmayı bekleyen yaklaşık 800
turistin daha bulunduğunu, hava şartlarının izin vermesi durumunda yeni
bir kurtarma operasyonunun gerçekleştirileceğini açıkladılar.
Bölgede
mahsur kalan turistler arasında çok sayıda Alman vatandaşı da
bulunuyordu.
29/01/2010 |
|
ABD askerleri neden Haiti'de? |
|
Haiti'deki deprem sonrası ABD başta olmak üzere birçok ülke yardım için
harekete geçti. Ancak ABD'nin Haiti'de çok sayıda asker görevlendirmesi
"hegemonya" söylentilerine neden oldu.
Haiti’de
meydana gelen deprem, uluslararası toplumu da harekete geçirdi.
Özellikle de ABD, bizzat Başkan Barack Obama’nın ağzından felaket
sonrası yeniden yapılanma için milyonlarca dolar yardım sözü verdi:
"Biz ABD
olarak gücümüz dâhilinde, her türlü yardımı sunuyoruz. Diplomasimiz,
kalkınma yardımlarımız, ordumuzun gücü ve en önemlisi de ülkemiz onların
acılarını paylaşması.“
ABD’nin
Haiti ile bağlantısı, bu ülke tarihinin de bir parçası. Uzun yıllar bir
Fransız kolonisi olan Haiti, 1804 yılında ABD örneğini izleyerek
bağımsızlığını ilan etti. Gerçi ABD’nin Haiti’nin bağımsızlığını
tanıması 58 yıl sürdü. Ancak o zamandan beri, Washington, kısmen yoğun
müdahalelerle bu Karayip ülkesinin kaderi üzerinde belirleyici olmaya
çalışıyor.
10 bin ABD askeri
Depremin
ardından hayatta kalanlara insani yardım sağlamak amacıyla Haiti'de
bulunan 10 binden fazla ABD askerine halk büyük güven duyuyor. Amerikan
donanmasına bağlı askerler son olarak 2004 yılında Haiti'de gövde
gösteri yapmıştı. Eski devlet başkanı Jean Bertrand Aristide, yolsuzluk
ve görevini kötüye kullanmakla suçlanmış, ülkede çıkan huzursuzluk
sonrası koltuğunu ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Bunun öncesinde
yine 1994 yılında da askeri cunta rejimini iktidardan uzaklaştırmak için
yine Amerikan askerleri Haiti'de boy göstermişti.
Obama
seçmenleri etkilemeye mi çalışıyor?
O
dönemler, ABD, bugün olduğu gibi, kendi çıkarları ve insani nedenlerin
karmaşık bir örgüsüyle harekete geçmişti. Batı yarımkürenin en zengin ve
en yoksul ülkesinin bir nefret aşkıyla birbirlerine bağlı olduğuna
dikkat çeken Berlin Hür Üniversite Latin Amerika Enstitüsü’nden Haiti
uzmanı Oliver Gliech, Obama yönetiminin bu adımlarla seçmenleri
etkilemeye çalıştığını da düşünüyor.
"Doğal
olarak bu öncelikle, Obama yönetiminin insani gerekçelerle aldığı bir
karardır. Ancak aynı zamanda, kendi seçmenlerini de hedef alıyor.
Obama’nın selefi Bush'un Louisiana'da meydana gelen sel felaketindeki
başarısızlığı unutulmamalı. O dönemki kurbanların çoğu siyahîlerdi ki
bunlar haliyle, şu anki ABD Başkanı’nın seçmen kitlesini oluşturuyor.“
ABD'nin endişeleri
Yalnız
bırakılan bir Haiti’nin, Meksika’nın yanında Amerika kıtasında bir
uyuşturucu transfer merkezine dönüşmesi endişesi de bir başka etken.
Gliech, ABD’nin askerî operasyonlarını eleştiren çoğu kişinin aksine
burada bir “yeni kolonicilik“ dürtüsü görmüyor. Çoğu Haitilinin ABD
yardımını memnuniyetle karşıladığına dikkat çekiyor:
"Haiti,
yaşadığı acı dolu tecrübeler nedeniyle, ordusunu lağvetti. Sadece polis
gücü var… Ancak Haiti polisi de depremden etkilendi ve artık mevcut
değil. Doğal olarak ABD ordusu, boşlukları en hızlı bir şekilde
doldurabildi.“
29/01/2010 DW |
|
'Sarkozy kan davası güdüyor' |
|
 |
|
|
De
Villepin'in 2012'de Sarkozy'ye karşı aday olabileceği belirtiliyor |
|
Fransa'nın eski Başbakanı Dominique de Villepin, Cumhurbaşkanı Nicolas
Sarkozy'yi, kendisi aleyhinde, 'kan davası gütmekle' suçladı.
Fransız
savcılığı Dominique de Villepin'in, bir zamanlar rakibi olduğu Nicolas
Sarkozy'yi karalamak için komplo kurma davasında verilen beraat kararını
temyize götüreceğini açıklamıştı.
Paris
başsavcısı Jean-Claude Marin, Fransız radyosuna verdiği demeçte, "Bu
davada herşey ortaya çıkarılmadı. Gerçeklerin bazı kısımların açığa
çıkarılması mümkün. Ne olursa olsun, ikinci bir dava açılacaktır."
dedi.
Eski
Başbakan Dominique de Villepin de, Sarkozy'nin nefret duygusuyla hareket
ettiğini olduğunu belirtti; "Bu siyasî bir karardır. Ve
Cumhurbaşkanı Sakozy'nin, üzerine düşen görevleri yerine getirecek
yerde, öfke ve nefret duyguları içinde davranmaya devam ettiğini
göstermektedir." dedi.
Mahkemeye
konu olan ve "Clearstream davası" olarak anılan olay
2004 yılına kadar uzanıyor.
O dönem,
Dominique de Villepin'e, aralarında Sarkozy'nin de yer aldığı üst düzey
politikacılar ve işadamlarından oluşan bir isim listesinin geldiği, bu
isimlerin 1990'da Tayvan'a yapılan bir silah satışından rüşvet aldığı
iddia edilmişti.
Bu
isimlerin, Lüksemburg merkezli Clearstream adlı bir
takas bankasında gizli hesapları olduğu ileri sürülüyordu.
Ancak bir
yargıcın listenin sahte olduğu sonucuna varmasından sonra, soruşturmanın
yönü değişmiş ve bu iddiayı kimin gündeme getirdiği üzerine
odaklanmıştı.
Dışişleri
ve İçişleri Bakanlığı görevlerini yürüttükten sonra 2005'te Başbakanlığa
getirilen Dominique de Villepin ve Nicolas Sarkozy, o dönemde,
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın halefi olmak için birbirleriyle mücalede
ediyorlardı.
Nicolas
Sarkozy, adını karalamaya çalıştığı için, Dominique de Villepin'in
'kasap askısından asılacağını' taahhüt etmişti.
'Kötü
niyet yok' denmişti
Dominique
de Villepin, davada sözkonusu isim listesini yapmakla değil, sahte
olduğunu bildiği halde komployu durdurmamakla suçlanıyordu.
Savcılar,
suçlamaları reddeden ve Sarkozy'nin kendisinden öç aldığını savunan
Dominique de Villepin'e 18 ay tecilli hapis ve 45 bin Euro para cezası
verilmesini istiyordu.
Ancak
mahkeme, Dominique de Villepin'in kötü niyetle hareket ettiğini gösteren
herhangi bir kanıt olmadığına karar verdi ve eski Başbakanı akladı.
Dominique
de Villepin'le birlikte yargılanan isimlerden üçüyse suçlu bulundu.
Mahkemenin kararı Dominique de Villepin açısından kişisel bir zafer
olarak değerlendirilmişti.
Bu
karardan sonra, halen avukatlık yapan eski başbakanın 2012 yılındaki
cumhurbaşkanlığı seçiminde Sarkozy'ye rakip olabileceği belirtiliyor.
29/01/2010 |
|
De Villepin aklandı |
|
Zor geçen yılların ardından masum
olduğum kabul edildi.
Şu anda, söylenti ve kuşkularla karşı
karşıya bırakılan ailemi düşünüyorum.
Dominique de Villepin
(Eski Fransa Başbakanı) |
 |
|
|
De Villepin'in
2012'de Sarkozy'ye karşı
aday olabileceği belirtiliyor. |
Eski
Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, 2007'deki seçim kampanyasını
sabote etmek amacıyla Cumhurbaşkanı Nikola Sarkozy'yi karalamak için
komplo kurmakla suçlandığı davadan beraat etti.
"Clearstream
davası" olarak anılan olay 2004 yılına kadar uzanıyor.
O dönem,
De Villepin'e aralarında Sarkozy'nin de yer aldığı üst düzey
politikacılar ve işadamlarından oluşan bir isim listesinin geldiği, bu
isimlerin 1990'da Tayvan'a yapılan bir silah satışından rüşvet aldığı
iddia edilmişti.
Bu
isimlerin, Lüksemburg merkezli Clearstream adlı bir takas bankasında
gizli hesapları olduğu ileri sürülüyordu.
Ancak bir
yargıcın listenin sahte olduğu sonucuna varmasından sonra, soruşturmanın
yönü değişmiş ve bu iddiayı kimin gündeme getirdiği üzerine
odaklanmıştı.
Dışişleri
ve İçişleri Bakanlığı görevlerini yürüttükten sonra 2005'te Başbakanlığa
getirilen De Villepin ve Sarkozy o dönem, Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'ın halefi olmak için birbirleriyle mücalede ediyordu.
'Kötü
niyet yok'
De
Villlepin, davada sözkonusu isim listesini yapmakla değil, sahte
olduğunu bildiği halde komployu durdurdurmamakla suçlanıyordu.
Savcılar,
suçlamaları reddeden ve Sarkozy'nin kendisinden öc aldığını savunan De
Villepin'e 18 ay tecilli hapis ve 50 bin Euro para cezası verilmesini
istiyordu.
Ancak
mahkeme, De Villepin'in kötü niyetle hareket ettiğini gösteren herhangi
bir kanıt olmadığına karar verdi ve eski Başbakanı akladı.
De
Villepin'le birlikte yargılanan isimlerden üçüyse suçlu bulundu.
Mahkemenin kararı De Villepin açısından kişisel bir zafer olarak
görülüyor.
Bu
karardan sonra, şu an avukatlık yapan eski başbakanın 2012 yılındaki
cumhurbaşkanlığı seçiminde Sarkozy'ye rakip olabileceği belirtiliyor.
28/01/2010 |
|
Düşen Etiyopya Uçağının Kara Kutusu Bulundu
|
|
Beyrut Havalimanı’ndan ayrıldıktan sonra Lübnan
açıklarında denize düşen Etiyopya uçağına ait uçuş kayıtları,
uluslararası bir arama ekibi tarafından bulundu.
Güvenlik yetkilileri uçağın kara kutularının
havalimanının 10 kilometre batısında, Akdeniz’in yaklaşık 1300 kilometre
derinliğinde bulunduğunu açıkladı.
Pazartesi günü Addis Ababa’ya gitmek üzere
havalandıktan kısa süre sonra denize çakılan uçaktaki 90 yolcu ve
mürettebattan kurtulan olmadı.
Lübnanlı ve Etiyopyalı yetkililer, kazaya pilotaj
hatasının sebep olduğunu söylemek için erken olduğunu; kara kutuların
incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
28/01/2010 |