Hazer.tv

Ülkeler: Tarihi, Genel Bilgileri

Avrupa Birliği

Silahlanma

Uyuşturucu

Doğal Yaşam

Thilo Sarrazin'in sözlerine tepki yağıyor
 

Sarrazin geçmişte de sözleriyle tartışma yaratmıştı

Almanya Merkez Bankası'nın yönetim kurulu üyelerinden Thilo Sarrazin'in Avrupa'daki Müslümanlar ve Yahudileri hedef alan sözleri tartışma yaratmaya devam ediyor.

Sarrazin, yeni çıkardığı kitabının tanıtımı sırasında, Müslüman göçmenlerin batılı toplumlara ya uyum sağlamak istemediğini ya da bunu yapacak düzeyde olmadığını söylemişti.

Sarrazin ayrıca bilimsel araştırmaların, 'tüm Yahudilerin de aynı genlere sahip olduğunu gösterdiğini' söylemişti.

Başbakan Angela Merkel, milletvekilleri ve bazı toplum liderlerinden sonra, Merkez Bankası Yönetimi de, Sarrazin'in sözlerini kınadı.

Bankadan yapılan açıklamada, "Sarrazin'in sözlerinin zarar verici nitelik taşıdığı ve bankanın kurallarına aykırı olduğu" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Alman Merkez Bankası'nın 'ayrımcılığın hiçbir şekilde yer bulamayacağı bir kurum olduğu" vurgulandı.

Hükümetten gelen kınamaya karşın, Merkez Bankası bağımsız olduğu için, Merkel'in Sarrazin'i görevden alma yetkisi bulunmuyor.

Sarrazin'in görevden alınabilmesi için, Merkez Bankası'nın, Cumhurbaşkanı Christian Wulff'tan bu yönde bir talimat vermesini istemesi gerekiyor.

Bu ilk değil

Bu açıklamalar, Sarrazin'in tartışmalar yarattığı ilk olay değil.

Sarrazin, geçmişte de, Berlin'deki Türk ve Arap nüfusunu kızdıran sözler sarf etmiş ve bu yüzden Merkez Bankası'ndaki bazı görevlerinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Thilo Sarrazin, 'Almanya kendisini yok ediyor' adlı kitabında, göçmenlerin yeterli düzeyde katkı yapmadan ülkenin sosyal refah sisteminden faydalandığı belirtiliyor.

Kitabında, "göçmenlerin aynı olmadığı" görüşünü savunan Zarrazin, "çoğu kültürel ve ekonomik sorunun Müslüman ülkelerden gelen beş ya da altı milyon göçmenden kaynaklandığını" söylüyor.

Sarrazin, "İkinci kuşak Türk göçmenlerin sadece yüzde 3'ü Almanlarla evlenirken, Rus göçmenlerin yüzde 70'i bunu yaptı" diyor.

Bu arada, Sosyal Demokrat Parti üyesi olan Sarrazin'in partiden atılması için de girişimlerin başlatıldığı belirtiliyor.

31/08/2010

Fransa'nın Çingene Kamplarıyla Başı Belada

 

Hükümet 300 çingene kampını kapatmayı hedefliyor

Birleşmiş Milletler'in ırkçılıkla mücadele kuruluşu Fransa'nın çingeneleri ülkeden çıkarma uygulamasını "toplu sınırdışı" diye niteledi ve ülkenin bu uygulamadan kaçınmasını istedi.

Irk Ayrımıyla Mücadele Komisyonu'nun Başkan Yardımcısı Pierre Richard Prosper, bir grubun hedef alınmasının yanlış olduğunu belirtti.

Prosper, her ülkenin göç ve güvenlik meselelerinde gerekli önlemleri alma hakkı ve sorumluluğu olduğunu, ancak belirli bir grubun hedef alınmasının yanlış olduğunu vurguladı; bunun ayrımcılık tanımına girdiğini belirtti.

18 üyeli komisyon son haftalarda Romanya'ya geri gönderilen çingenelerden bazılarının haklarını bilmemesini ve dönüş için rıza göstermemiş olmasını kaygı verici olarak tanımladı.

Kuruluş ayrıca Fransa hükümetine bazı siyasetçilerin 'ırkçı' olarak nitelenen söylemleri ile mücadele edilmesi çağrısında bulundu.

Fransa: Yükümlülüklerimiz konusunda titiziz

Fransa dışişleri ise ülkenin uluslararası yükümlülüklerini titizlikle yerine getirdiğini savundu.

Ülkenin Avrupa ile ilişkilerden sorumlu bakanı Pierre Lellouche da açıklamaya sert tepki gösterdi.

Lellouche kurulca hazırlanan raporun, aşırı olduğunu ve çok sayıda somut hata içerdiğini savundu.

Fransa şimdiye dek 100 kadar çingene kampını dağıtarak, buralarda yaşayanları uçaklara bindirip Romanya'ya geri göndermişti.

Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy toplam 300 kadar kampı kapatmayı öngörüyor.

Plan geçen ay Grenoble kentinde göçebelerle polis arasında çıkan çatışmaların ardından yaşama geçirilmişti.

300 civarındaki kampı üç ay içinde kapatmayı hedefleyen hükümet, bu kampların ''kaçakçılık olaylarının yaşandığı, çocukların dilenmeye zorlanarak istismar edildiği ve fahişelik ve diğer suçların yaygın olduğu'' yerler haline dönüştüğünü savunuyor.

İnsan hakları örgütleri operasyonu toplumun genellikle yasalara uyan kesimini sağ seçmenin desteğini kazanmak için damgalamak olarak görüyor.

Fransa'daki kamplarda halen göçebe yaşayan ya da çingene, yüz binlerce kişi kalıyor.

Fransa'ya gelen son çingenelerin çoğu ise 2007 yılında Avrupa Birliği'ne üye olan Romanya ve Bulgaristan'dan.

Bu çingeneler Fransa'ya vizesiz girebiliyorlar ancak ülkede uzun süre kalabilmeleri için çalışma ya da oturma iznine sahip olmaları gerekiyor.

27/08/2010

Dünya Kupası ile Afrika'da yaşanan değişim

 

Polonya uzun süre ardından Lizbon Antlaşmasını onayladı

Tarihte ilk kez Afrika’da düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonası, çatışmalar ve yoksullukla anılan kıtaya umut vermeyi amaçlıyordu. Peki turnuva, kıtaya değişim getirmeyi, Afrika’nın imajını düzeltmeyi başarabildi mi?

“Dünya Futbol Şampiyonası, sevgili kıtamızın imajını düzeltebilmemiz için büyük bir şans.”

Kamerunlu Joseph, bir çok Afrikalı'nın aklından geçenleri söze döküyor. Joseph'e göre, bu Dünya Futbol Şampiyonası, maçlardan çok daha öte bir anlam taşıyordu. Daha önce Afrika'da hiçbir futbol turnuvasına böyle büyük bir anlam yüklenmemişti. Güney Afrika'nın eski Devlet Başkanı Thabo Mbeki bile tarihi bir dönüm noktasından bahsediyor. Mbeki, turnuvanın Afrika’da yüzyıllardır süren yoksulluk ve çatışmalara verilmiş gururlu ve kararlı bir cevap olarak anımsanacağını söylüyor.

Coşku tüm Afrika'ya yayıldı

Şampiyona, sadece Güney Afirka’da değil, tüm kıtada büyük bir ilgiyle takip edildi. Fildişi Sahili Cumhuriyeti Futbol Federasyonu'nun Başkan Yardımcısı Allah Anicet, sporun birleştirici gücüne yürekten inanıyor ve “Spor, halkların bir araya gelmesini sağlıyor, hem de siyasetten bağımsız olarak. Spor, biz Afrikalılar'da da birlik duygusu yaratıyor. Şimdi herkes, 'Afrika Birleşik Devletleri’nden ya da 'Afrika Birliği’nden bahsediyor. Spor, ulusal düzlemde ulusal birlik duygusunu kuvvetlendirip sağlamlaştırabilir" diyor.

Şampiyonada çeyrek finale kadar yükselen Gana Milli Takımı'nın maçları, Afrika'da futbolla oluşan birlikteliğin güzel birer örneğiydi. Afrikalı taraftarların tümü, Gana’nın yarı finale çıkabilmesi için takıma hep birlikte destek verdi. Güney Afrikalı yetkililer, ücretsiz Gana bayrakları dağıtırken, ülkede yayımlanan Daily Sun gazetesi de “Afrika'nın umutları ve rüyaları siyah yıldızlara bağlı” diye manşet attı.

Afrika'nın imajında değişim

Gana’nın rakibi Uruguay’ın forvetlerinden Diego Forlan da karşı karşıya oldukları zorluğun farkındaydı. Forlan, maç öncesi “Şimdi tüm Afrika'yla mücadele etmek zorunda kalacağız” diyordu. Maç sırasında tüm Afrikalılar coşkuyu birlikte hissetti. Gana Milli Takımı’nın eski oyuncularından, teknik direktör Abdülrezak Abdülkerim, “Nihayet bütün kıtada insanlar Afrika futboluyla ilgileniyor. Bu bizim için ve bizim hırslı futbolcularımız için çok iyi" şeklinde konuşuyor.

Ne var ki Uruguay, Gana’yı penaltı atışları sonunda mağlup etti, böylece son Afrika takımı da turnuvaya veda etmek zorunda kaldı. Ancak hemen hemen herkes Dünya Futbol Şampiyonası’nın yeni bir Afrika imajı yarattığı konsunda hemfikir.

Fildişi Sahili'nde ticaretle uğraşan Quattara Yaya şöyle konuşuyor: “Ekonomik açıdan bakıldığında böyle bir turnuva para getiriyor, ikinci olaraksa Afrika böylece sadece çatışmaların yaşandığı bir kıtaya indirgenmedi, burada da futbolun insanları mutlu ettiği ve heyecan verdiği görüldü, ayrıca Afrikalılara beyazlarla aynı şeyleri yapabilecekleri bilinci aşılanmış oldu. Güney Afrika’da Avrupa ülkelerini kıskandıracak düzeyde stadlar gördük. Afrika bu tür yapıları inşa edebilecek düzeyde.”

12/07/2011

Fransa'da Sarkozy’e de uzanan yolsuzluk depremi
Nicolas Sarkozy

 

Sarkozy, kendisi hakkında bir karalama kampanyası başlatıldığını öne sürüyor

 

Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e kadar uzanan yolsuzluk iddiaları, Fransa’da siyaset ve ekonomi dünyası arasındaki ilginç bağları ortaya çıkardı.

Fransa şu sıralar ucu Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’e kadar uzanan yolsuzluk iddiaları ile sarsılıyor.

İddiaların odağında Avrupa’nın en zengin kadını ve kozmetik devi L’oreal’ın varisi Liliane Bettencourt var. Bettencourt’un 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Nicolas Sarkozy’nin seçim kampanyasının finansmanı için Eric Woerth’e 150 bin euro aktardığı öne sürülüyor. Sarkozy’nin Halk Hareketi Birliği partisinin mali işleri yöneten Woerth şu anda Çalışma Bakanlığı görevinde.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, televizyonda yaptığı konuşmada, gece gündüz ülkesinin ile ilgilendiğini anlatırken, kendisi hakkında bir karalama kampanyası başlatıldığını öne sürdü.

Devletle İyi Anlaşma Sanatı

Ancak tarafların tümü yalanlasa da kozmetik devi L’Oreal ve muhafazakâr siyasetçiler arasında her zaman sıkı ilişkiler oldu. Hatta Fransa’da siyasetçilerin iş dünyası ile ilişkilerini anlatan bir kitapta da bundan açıkça bahsediliyor.

Geçmişten örnekler veren “Devletle İyi Anlaşma Sanatı” adlı kitapta, L’Oreal’ın ortaklarından İsviçreli Nestle firmasının hisselerinin 1974 yılında azalması ile dönemin Cumhurbaşkanı Georges Pompidou arasındaki bağlantıya dikkat çekiliyor.

Bunun, bir gün solcu bir cumhurbaşkanın göreve gelmesi ve L’Oreal’ın devletleştirilmesi riskine karşı atılan bir adım olduğu açıklanmıştı. Ancak başka ne tür gizli hesaplar yapıldığı hala bilinmiyor.

İhalelere siyasi müdahale

Fransa’da hükümetlerin ekonomik yaşama sık sık müdahale ettiğine ilişkin başka yeni örnekler de var. Bunlardan en bilineni, Abu Dabi'de bir Fransız nükleer reaktörü kurulması için açılan ihaleye ilişkin. Başvuruların sona ermesinden kısa bir süre sonra Elysee Sarayı, ortak teklif veren EDF, GDF-Suez, Total, Areva, Vinci ve Alstom adlı Fransız firmalarının lehine karar verdi. Güney Koreliler ise tekliflerinden hiçbir sonuç alamadı.

Fransa’daki bu durum, Alman – Fransız ilişkilerine da yansımıştı. Airbus konusundaki tartışmalar ikili ilişkileri geçmişte hayli etkiledi.

Areva – Siemens olayı da hayli ünlü. Atom tekniği alanında çalışan Areva NP adlı Fransız şirketi, bir süre önce, Alman devi Siemens’le artık çalışmak istemediğini duyurmuştu. Alman yetkililer açısından bakıldığında bu olayın perde arkasında Nicolas Sarkozy var. İddialara göre Sarkozy, Siemens’in; aynı zamanda Fransa’da devlete ait bir nükleer firmanın kardeş kuruluşu olan Areva’da pay sahibi olmasını engelledi.

Siyaset ve ekonomi dünyası iç içe

Fransa’da üst düzey politikacılar ve ekonominin patronları, ülkenin elit okullarında eğitim gören isimler. Mezunları, devletin üst düzey kademeleri ile üst düzey yöneticilik arasında sık sık yer değiştirmeleri nedeniyle de bu elit okullar ilişkilerde büyük rol oynuyor. Ve Paris siyaseti, Fransız şirketlerinin kapılarını yabancılara kapattığından, ülke sık sık ithalat ve yolsuzluk skandallarına sahne oluyor.

Pakistan’da 2002 yılında 11 Fransız mühendisin içinde bulunduğu otobüs havaya uçurulmuştu. Önce saldırının Taliban tarafından düzenlediği düşünüldü, ancak daha sonra Fransa’da ilginç bir spekülasyon gündeme geldi. Dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın, Pakistanlı generallere artık rüşvet ödemek istemediği gerekçesiyle, ona karşı intikam amaçlı olarak mühendislerin öldürüldüğü öne sürüldü.

Peki Fransa bir muz cumhuriyeti mi? Yolsuzluk olaylarını soruşturan ünlü Fransız hâkim Thierry Jeanpierre, “Dışarıdan biz bir muz cumhuriyeti olarak görülüyoruz. Sık seyahat ettiğimiz zaman bu gayet iyi anlaşılıyor” diyor.

12/07/2010

Almanya'da terör korkusu

İki Guantanamo zanlısını kabul etmeye hazırlanan Almanya, olası terör saldırılarından endişeli. Söz konusu zanlıların seyahat özgürlüklerinin kısıtlanacağı açıklandı.

 

ABD’nin terör şüphelilerini tuttuğu Guantanamo Cezaevi’nden tahliye edilecek iki kişiyi kabul etmeye hazırlanan Almanya’da, terör çanları çalmaya başladı. Bild gazetesinin haberine göre, Köln Anayasayı Koruma Dairesi, Almanya’da olası terör saldırılarına karşı uyarıda bulundu. Habere göre, Köln Anayasayı Koruma Dairesi tarafından hazırlanan gizli durum değerlendirme raporunda, “Almanya sınırıları içinde ve yurt dışındaki Alman kurumlarına karşı her an bir saldırı olabileceği” ihtimalinin göz önünde bulundurulması gerektiği uyarısı yapılıyor. Kurum raporda, özellikle ‘Homegrown terörizm” adı verilen içeriden gelebilecek tehlikelere, yani Almanya’da doğup büyüyen, fakat ilerleyen yıllarda radikal İslamcı hareketlere yönelen kişilere işaret ediyor.

Seyahat engeli

Öte yandan Guantanamo Cezaevi’nden salıverilecek olan iki kişinin eylül ayında Almanya'ya gelmesi bekleniyor. Alman yetkililer, biri Suriyeli biri Filistinli olan bu iki kişinin dokuz yıldır Guantanamo Cezaevi’nde bulunduğunu ve uzun incelemelerden sonra, Almanya için bir tehlike teşkil etmeyecekleri inancının oluşması üzerine Almanya’ya kabul edilmelerine karar verildiğini açıklamıştı. Ancak söz konusu kişilerin Almanya’da seyahat özgürlüklerinin kısıtlanacağı belirtildi. İki zanlıdan birini kabul etmeye hazırlanan Rheinland-Pflaz Eyaleti İçişleri Bakanı Karl Peter Bruch, “Focus” dergisine yaptığı açıklamada, “Mekân sınırlaması konulan bir oturum izni alacaklar” dedi. Bakan, “Bild am Sonntag” gazetesine yaptığı açıklamada söz konusu kişilere ‘daha iyi ve yeni bir hayata başlamak için ikinci bir şans verilemesi” gerektiğini belirtmişti.

Mart ayında İçişleri Bakanlığı, Federal Emniyet Dairesi ve Federal Göç ve Mülteciler Dairesi uzmanlarından oluşan bir delegasyon, Guantanamo’ya gitmiş ve Almanya’ya kabul edilecek kişileri seçmişti. Delegasyon üyelerinden birinin “Focus” dergisine verdiği demece göre, oldukça bitkin durumda olan iki tutuklunun psikolojik dengeleri yerinde.

Medyanın ilgisinden korunacaklar

Alman resmi mercileri, daha önceki Guantanamo tutuklularının durumuna ilişkin raporları göz önünde bulundurarak, Almanya'ya kabul edilecek iki kişinin de, ağır tutukluluk koşulları ve uzun tutukluluk süresi nedeniyle bazı psikolojik sorunları olabileceği ihtimalinden yola çıkıyor. Söz konusu iki kişiye psikoterapistlerin görev aldığı uzman bir ekibin destek sağlaması bekleniyor. Rheinland-Pflaz Eyaleti İçşleri Bakanı Karl Peter Bruch, bu iki kişinin kendi sağlık ve güvenceleri için kamuoyu ve medyanın ilgisinden korunacağını açıkladı.

10/07/2010

Peru Tupac Amaru'ya yardımdan mahkum olan ABD'li Berenson'u tahliye etti

Peru'da solcu gerillalara yardım etmek suçlamasıyla 15 yıldır hapiste bulunan Amerikalı kadın şartlı tahliye edildi.

peru-Lori Berenson

 

Berenson örgüte yardım etmekle suçlanarak 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı

Geçen yıl cezaevinde bir erkek çocuk dünyaya getiren Lori Berenson'a yurtdışına çıkış yasağı da kondu.

Berenson, Peru'da 1980 ve 1990'larda etkin olan Tupac Amaru Devrimci Hareketi'ne yardım ve yataklık suçlamasıyla 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

40 yaşındaki Berenson'a yönelik somut suçlama ise, 1995 yılında Peru Kongresi'ne saldırı planlarında rol aldığı iddiası oldu.

Askeri mahkeme kendisini suçlu bularak önce ömür boyu hapis cezasına çarptırdı, daha sonra da bu cezayı 20 yıla indirdi.

Hedef olduğu suçlamaları reddeden Berenson'un tahliyesinin şartı ise, cezasının kalan kısmı olan beş yılı tamamlamadan Peru'dan ayrılmaması.

Anne ve babası akademisyon olan Berenson, Boston'daki Massachusetts Institute of Technology'de okurken Orta ve Güney Amerika'ya seyahat etmek üzere eğitimini yarıda bırakmıştı.

Berenson'un bu seyahatleri sırasında Tupac Amaru'yla temas kurduğu sanılıyor.

Marksist bir isyancı hareket olan Tupac Amaru, Lima'daki Japonya Büyükelçiliği'nde 1996'da 70 kişiyi 126 gün süreyle rehin tutması eylemiyle ün yapmıştı.

Berenson sahte bir gazeteci kimliğiyle girdiği Peru Kongresi'nde isyancıların eylem planlarına yardımcı olmak amacıyla istihbarat toplamakla suçlanmıştı.

2003 yılında cezaevinde yine aynı örgüt davasından yatmakta olan, aynı zamanda da avukatı olan Anipal Apari'yle evlenmişti. Çiftin geçen yıl bir erkek çocukları oldu.

Berenson'un ailesi de kızlarının masum olduğunu savunarak, serbest bırakılması için uzun süredir kampanya yürütüyordu.

26/05/2010

Polonya cumhurbaşkanının uçağı Rusya'da düştü

Polonya Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski ve eşi Rusya'da geçirdiği uçak kazasında öldü.

Kaczynski'nin bulunduğu uçağın bir Rus havaalanı yakınında düştüğü açıklandı.

Ölenler arasında Polonya Merkez Bankası başkanı, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Genelkurmay Başkanı da var.

 

Cumhurbaşkanı Kaczynski

Polonya uzun süre ardından Lizbon Antlaşmasını onayladı

Düşen uçakta milletvekilleri ve Polonya'nın önde gelen bazı tarihçileri de vardı.

Rus ve Polonyalı yetkilliler yoğun sis altındaki havaalanına yaklaşırken düşen uçakta hayatta kalan yolcu olmadığını söylüyor.

Smolensk yakınlarında düşen uçakta 80'in üzerinde kişi hayatını kaybetti.

Polonyalı yetkililer Katin katliamının 70. anma törenlerine katılmak için bölgede bulunuyordu.

Katin'de binlerce Polonyalı Sovyet güçleri tarafından öldürülmüştü.

Polonya Başbakanı Donald Tusk olayı İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ülkesi için en trajik olay olarak tasvir etti.

İnişe geçmiş olan uçağın piste ulaşamadan, çevredeki ağaçların tepesine çarpıp, düştüğü düşünülüyor.

Cumhurbaşkanını taşıyan, Tupolev 154 model uçak yirmi küsur yıllık bir uçaktı.

Varşova muhabirimiz, yakın geçmişte Polonyalı yetkililere uçaklarını yenileme çağrıları yapıldığını belirtiyor.

Sağcı bir Katolik çizgisi olan Cumhurbaşkanı Lech Kaczynski Polanya siyasetinde tartışmalar yaratan bir isimdi.

Serbest piyasaya hızla geçilmesine karşı çıkan cumhurbaşkanı sosyal yardım programlarının sürdürülmesini savunuyordu.

Hükümet sözcüsü anayasa gereği yeni cumhurbaşkanını belirlemek için erken seçime gidilmesi gerektiğini belirtti.

Bu süre içinde cumhurbaşkanlığını meclis başkanı Bronislaw Komorowski yürütecek. 10/04/2010

Polonya: Sırtımızdan bıçaklandık - 01/09/2009

Polonya'da İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcının yetmişinci yıldönümünü anma törenleri sırasında Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski Rusya ile eski defterleri açtı ve Sovyetler Birliği'nin, Almanya'nın saldırısı altındaki Polonya'nın bir bölümünü işgal ve ilhak ettiğini hatırlattı.

İlk tören, Gdansk kenti yakınlarındaki, Westerplatte Körfezi'nde yapıldı.

 

 Anma törenine 20 ülkenin lideri katılıyor

Beş yılı aşkın sürede 55 milyondan fazla kişinin yaşamına mal olan savaş, burada, 'bir dostluk ziyareti' için limana demirlemiş olan Alman savaş gemisi Schleswig-Holstein'den açılan ateşle başlamıştı.

Alman gemisinin ateş açtığı dakikalarda Alman Ordusu da üç koldan Polonya'yı işgale başlamıştı.

Polonya'nın işgalinden iki gün sonra Fransa ve İngiltere Almanya'ya karşı savaş ilan etti.

Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski ve Başbakan Donald Tusk'un da yer aldığı törenler Alman savaş gemisinin hedef aldığı kalede sabaha karşı, yerel saatle 04.45'te başladı.

"Polonya sırtından hançerlendi"

Polonya cumhurbaşkanı Leh Kaçinski konuşmasında, savaşta Nazilerin işlediği insanlık suçları ve soykrımın yanısıra sözü Sovyetler Birliğiyle olan eski sorunlarına da getirdi.

Alman işgalinden iki hafta sonra, Sovyet ordusu, Nazi Almanya'sıyla varılan gizli anlaşma uyarınca, Polonya'nın doğusunu önce işgal, sonra da ilhak etmişti.

Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski konuşmasında bu olaya da atıf yaptı.

"7 Eylül'e gelindiğinde, Varşova ve Modlin kentleri kendilerini savunurken, Bzura savaşı devam etmekteyken, Almanlar Lwow kentinden püskürtülmüşken, Polonya sırtından hançerlendi. Bu darbe, Bolşevik Rusya'dan geldi. Molotof ile Ribbentrop arasında varılan anlaşmaya göre, taraflar ittifaklarındaki taahhütlerinin gereğini yerine getiriyorlardı."

Polonya ile Rusya'nın tarihin bu dönemine, özellikle bu saldırmazlık anlaşmasına ilişkin yorumları farklı. Konu her iki taraf için de hassas.

Bir diğğer hassas konu da, 1940'ın ilk aylarında Sovyet gizli servisinin 20 binden fazla Polonyalı askeri Katin yakınlarındaki ormanlık alanda öldürmesi.

Moskova, 1990'lara kadar bu katliamı Nazilerin gerçekleştirip, kendilerinin üzerine attığını savundu, ve ancak 1990 yılında, sorumluluğu üstlendi.

 

 Polonyalılar Putin'den jest bekliyordu

 Schleswig-Holstein'in açtığı ateş savaşı başlatmıştı

Ancak Rus mahkemeleri, bu olayın bir savaş suçu olduğunu kabul etmiyor.

İki ülke arasındaki gerilim, Rusya devlet televizyonunun yayınladığı bir belgeselde, Polonya işgalinin, Varşova yönetiminin Moskova'ya karşı Hitler'le işbirliği içinde olduğunu ima edilerek meşru gösterilmesi nedeniyle yine alevlenmişti.

Polonya Cumhurbaşkanı Leh Kaçinski, buna karşılık, konuşmasında Sovyetler Birliği'nin Nazizm karşısındaki direnişinden de övgüyle söz etti.

Putin'in cevabı

Polonya'daki törenlere katılan Rusya Başbakanı Vladimir Putin, konuşmasına iki ülkenin daha iyi bir gelecek için işbirliği yapmasının önemini vurgulayarak başladı.

Ama sözü farklı tarih yorumlarına getirdi.

Putin "Tarihimizde bazı sorunlar olduğunu kabul ediyoruz. Bunları özenli bir şekilde tartışmalı, 1 Eylül 1939'de bu trajedinin başlamasına neden olan olayların, tekrarını önlemek için, analizini dikkatli bir şekilde yapmalıyız.

"Tarihin bütün ayrıntılarını ve yansız bir şekilde bilerek, birbirimize kendi görüşlerimizi dayatmadan, geçmişin sorunlarının üstesinden gelmeli, geleceğin sorunlarını gidermek için de işbirliği yaparak ileriye bakmalıyız" diye konuştu.

Tarih profesörü Pawel Machewicz, tören öncesinde, Polonyalıların Putin'den bir tür jest beklediğini söylemişti.

Rusya başbakanı Vladimir Putin İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi almanyasına karşı kazanılan zaferin bir bedeli olduğunu söyledi ve savaş boyunca ölen elli milyonu aşkın insanın neredeyse yarısının Sovyet vatandaşı olduğunu hatırlattı.

Törende konuşma yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel ise Nazizmin kurbanları karşısında eğildiğini söyledi.

Merkel özgür ve çağdaş Avrupa'nın, bugün kısmen Almanya'nın komşularıyla uzlaşma konusundaki istekliliğinin eseri olduğunu da söyledi.

Polonyalı askerlerin direnişi

Gdansk'taki törenlere Almanya ve Rusya gibi, savaşta karşı cephelerde yer alan ülkelerin liderleri de katıldı.  01/09/2009

ABD’de grizu faciası: 25 ölü
 

 

Kuzey Virginia eyaletindeki bir kömür madeninde yaşanan grizu patlaması sonucunda 25 işçi hayatını kaybetti.

Yerin metrelerce altında sıkışan 4 madenciyi kurtarabilmek için zamana karşı yarış sürüyor.

Yaralı olarak kurtarılan 2 madencinin durumu ise ciddiyetini koruyor. 

06/04/2010

L'Aquila’da depremin yaraları sarılamadı

 

Geçtiğimiz yıl yaşanan depremde 308 kişinin hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin evsiz kaldığı İtalya'nın L'Aquila kentinde siyasetçilere tepki büyüyor.

Depremin birinci yıldönümünü anma etkinlikleri öncesinde kentte protesto gösterileri yapıldı.

Depremle evsiz kalan yaklaşık 50 bin kişi, halen otellerde ve geçici barınaklarda yaşıyor.

Su, elektrik ve doğalgaz altyapısının yenilememiş olması da depremzedelerin tepkisine yol açıyor. 

06/04/2010

Meksika'da 7,2 büyüklüğünde deprem

Meksika'nın Baja California eyaletinde 7, 2 büyüklüğündeki deprem meydana geldi.

Amerikan Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Türkiye saatiyle 00.40'da meydana gelen depremin merkezinin, Meksika'nın Amerika sınırına yakın bulunan Tijuana kentinin 173 kilometre açığında olduğunu bildirdi.

 

Depremde en az bir kişi hayatını kaybetti

32 kilometre derinlikteki deprem, ABD'nin Los Angeles kenti ve Nevada'da hissedildi.

Depremin merkez üssüne yakın bir noktada en az bir kişinin hayatını kaybettiği ve artçı sarsıntılar yaşandığı belirtiliyor.

Bu son deprem, 1992 yılında bu yana görülenlerin en büyüğü.

Amerikalı yetkililer, bölgede 20 milyon insanın sarsıntıyı hissetiğini bildirdi.

Depremin en fazla etkilediği yerlerden Tijuana'ya kazıcı aletler ve enkaz altında kalanları aramak üzere eğitilmiş köpekler gönderildi.

Mexicali kentinde olağanüstü hal ilan edildi.

Öte yandan California'daki Disneyland Parkı'nda da tren turları geçici olarak durduruldu.

05/04/2010

Guantanamo Almanya'yı karıştırdı

Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin Guantanamo’da yıllardır savaş esiri sıfatıyla tuttuğu kişileri
kabul etmesi için resmi başvuruda bulunduğu Almanya’da
konu büyük tartışmaya neden oldu.

 

Alman hükümeti Guantanamo üssünün kapatılması sürecinde burada tutulan üç kişinin Almanya'ya kabul edilip edilemeyeceğini tartışıyor. Alman Der Spiegel dergisinin verdiği bilgilere göre, tartışmalara konu olan bu üç kişiden ilki Tebliğ-i Cemaat adlı radikal İslami örgüte üye olan bir Filistinli. Bir diğeri 2001 yılında Afganistan'ı ziyarete giden bir Ürdünlü. Üçüncüsü ise, 2001 yılı sonunda Afganistan'ın başkenti Kabil'deki bir hastanede tedavi gördükten hemen sonra tutuklanan bir Suriyeli…

Alman hükümeti ABD ile görüşmeler sonuçlanmadan konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçınıyor. Hükümet sözcüsü Christoph Steegmans bu kişilerin kabul edilebilmesi için öncelikle bazı kriterlerin yerine getirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Steegmans şöyle konuştu: "Ayrıca neden bu kişileri Almanya'nın kabul etmesi gerektiği, bunun Almanya'yı ilgilendiren bir durum olup olmadığı konusunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bunun dışında kabul edilecek kişilerin Almanya için güvenlik tehdidi oluşturmadıklarının da kesin olarak kanıtlanması lâzım."

"Almanya'da işleri yok"

Güvenlik, Almanya'nın bu konudaki en önemli çekincesi. Bavyera Eyaleti'nin Sosyal Birlik Partili içişleri bakanı Hrıstiyan Joachim Herrmann Guantanamo tutuklularının Bavyera Eyaleti’ne alınmayacağını belirtti. Herrmann "Guantanamo'nun hukuk devleti ilkesiyle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığı açık. Diğer yandan burada tutulan kişiler İslami terörizmle bağlantılı kişiler ve bunların Almanya'da işi yok." dedi.

Hrıstiyan Demokrat Wolfgang Bosbach da Guantanamo'da tutulan kişilerle ilgili kuşkularını şu sözlerle dile getirdi: "Bahsi geçen kişilerin halen Guantanamo'da tutulmalarının bir nedeni olmalı. Bu nedenle bence ya memleketlerine dönmeliler, ya da ABD bu kişileri kabul etmeli, Almanya değil."

Hrıstiyan Birlik Partileri Grubu İnsan Hakları Sözcüsü Erika Steinbach ise yapılan bir araştırmanın Guantanamo'da tutulan her yedi kişiden birinin serbest bırakıldıktan sonra terör örgütü bağlantılarına geri döndüğünü ve çok daha radikal bir tavır sergilediğini ortaya koyduğunu belirtti.

Daha önce reddedilmişti

Alman hükümeti şimdiye kadar Guantanamo tutuklularını kabul etmeyi kesin olarak reddetmemiş olsa da daha önceki tekliflere Berlin'den hayır yanıtı çıkmıştı.

Guantanamo'da tutulan kişiler arandıkları için kendi ülkelerine dönemiyor. Bu nedenle bu kişileri kabul edecek güvenli Avrupa ülkeleri aranıyor. Şimdiye kadar dokuz Avrupa ülkesi eski Guantanamo tutuklularından bazılarını kabul etti. İnsan hakları örgütleri ve muhalefet Almanya'nın da bu ülkeler arasına katılmasını talep ediyor. Sol partiden Wolfgang Neskoviç şöyle konuştu: "Eğer Amerikalılar birini serbest bırakıyorsa, bu kişinin suçsuz olduğu kanıtlanmıştır. Bu da güvenlik tehdidi oluşturacağı iddialarını çürütüyor." 31/03/2010

Çekler Çingenece öğrenmek istemiyorlar

Çek hükümetinin, eğitim reformu kapsamında önümüzdeki yılın başlarından itibaren ilk ve orta öğretim kurumlarında Çingeneceyi seçmeli dil dersi olarak müfredata alma planı ülkede tepki yarattı.

Romanlar

 

Basına da yansıyan ölçümlere göre, halkın çoğunluğu Çingenecenin seçmeli bile olsa müfredata girmesine karşı çıkıyor.

Tasarıya karşı çıkanların facebook'da kurdukları grubun üye sayısı 50 bine ulaştı.

Grup üyelerinin çoğunluğu ise lise öğrencisi.

Taslağı hazırlayan eğitim bakanlığı özel eğitim dairesi başkanı Klára Laurencíková, azınlıkların kendi dillerini temel eğitim kurumlarında öğrenebilmelerinin gerekli olduğunu savunuyor.

Ama taslağa karşı çıkanların başlattıkları kampanya ise tam da bu noktada hükümeti eleştiriyor ve ülke okullarında azınlık dilinin öğretilmesinin yabancı düşmanlığını dolaylı olarak körükleyeceğini vurguluyor.

Azınlık temsilcileri ise, taslağın gündeme gelmesinin yarattığı tartışmanın bile, konunun ne kadar acil olduğunu hissettirdiğini savunuyorlar.

Çek Cumhuriyetinde son nüfus sayımında sadece 11 bin kişi kendini Roman olarak tanımladı.

Oysa tahminlere göre ülkedeki Roman asıllıların sayısının 250 bini aştığı tahmin ediliyor.

Çek Romanları arasında işsizlik oranı ise resmi açıklamalara göre yüzde 80 dolayında.  26/032010

İsviçre'de ırkçılık ve ayrımcılık önlenemiyor

 

İsviçre'deki ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele komisyonu başkanı, ülkede yaşayan göçmenlere karşı ayrımcılığın önlenemediğini söyledi. Göçmenler, iş bulabilmek için soyadlarını dahi değiştirmek zorunda kalıyor.

“İsviçre’de özellikle göçmenlere karşı yapılan özel hayattaki ayrımcılık önlenemiyor. Bunu engelleyecek bir yasal düzen yok.  İsviçre kökenli değilseniz, göçmen veya siyah tenliyseniz, iş ve ev ararken muhakkak ayrımcılığa veya ırkçılığa maruz kalırsınız. Yasalar boşluklarla dolu. Irkçılığa uğrayan insanın zararının tazmin edilmesi söz konusu değil. Eğer Avrupalı bir soyadınız yoksa çıraklık eğitimine bile kabul edilmeniz zorlaşıyor. Göçmenler bu yüzden tipik İsviçreli soyadları almaya zorlanıyorlar.” Bu sözler, İsviçre’deki ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele komisyonu başkanı Prof. Dr. George Kreis’a ait.

 

Sadece kamusal alanda ayrımcılığa yaptırım

Profesör Kreis, İsviçre’deki ırkçılığı önlemek üzere tasarlanmış yasaların sadece kamusal alanda işlerliği olduğuna dikkat çekerek, “ceza hukukunda ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı düzenlemiş hükümler var. Bu nedenle, kamusal alanda olan ırkçılık ve ayrımcılık cezalandırılıyor; ama asıl bireyin yaşamının büyük bölümünü kapsayan özel hukuk alanlarında, birey ırkçılık ve ayrımcılığa karşı tamamen savunmasız durumda” diyor.

Eleman tercihlerinde ayrımcılık

“Özellikle köken olarak İsviçreli olmayanlar veya ten renkleri farklı olan kişiler daha çok ayrımcılığa ve ırkçılığa uğruyorlar. Örneğin iş ararken veya ev ararken ırkçılık ve ayrımcılık mağduru oluyorlar. İşte bu noktada onları koruyacak bir yasa yok. Burada konu sanki akit yapma özgürlüğüne karşıtmış gibi algılanıyor. Yani bir işveren bir İtalyan’ı sadece İtalyan olduğu için bir eski Yugoslavyalıya tercih edebilir. İtalyanları daha cazip bulabilir bu da onun sözleşme hürriyetinin bir parçasıdır. Irkçılık veya ayrımcılık değildir deniyor. Ama bu durum esasen ayrımcılıktır. Ancak böyle bir duruma maruz kalan bireyin durumunun tazmini için dayanacağı bir yasal düzenleme ne yazık ki yok" sözleriyle konuyu açıklayan Prof. Kreis, iş ve ev bulma konularında, geniş çapta ırkçık ve ayrımcılık olduğuna dikkat çekiyor.

İş bulabilmek için soyadlarını değiştiriyorlar

Deutsche Welle’nin sorularını yanıtlayan ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele komisyonu başkanı Prof. Dr. Kreis, göçmen soyadlı gençlerin, basit bir çıraklık eğitimi alabilmek için herhangi bir yere başvurduklarında sadece soyadları dolayısıyla, ırkçı nedenlerle reddedildiklerine vurgu yaparak, “Aslında şimdiki durumda ırkçılık ve ayrımcılık anlamında soyadları, milliyetlerden daha fazla önem kazandı. İnsanlar, iş bulmak toplumda kabul görmek ve ırkçılığa uğramamak için kendi öz soyadlarını bırakarak, örneğin Müller gibi tipik İsviçreli soyadları almaya zorlanıyorlar. Eğer Türk veya Yugoslav soyadınız varsa, bunun değiştirilmesi isteniyor. Bence bu son derece yanlış. Soyadı insan kişiliğinin bir parçasıdır. İsviçreliler artık kendi dillerinden olmayan yabancı soyadlı insanlarla beraber yaşamaya alışmalıdır. Örneğin 19'uncu yüzyılda İsviçre’ye yabancı olan değerler, şimdi İsviçre'nin bir parçası” şeklinde konuşuyor.

İtalyan görünümlü Türk lokantaları!

“1960 ve 1970’lerde İtalyan göçmenler diğer Avrupalı milletler için pek kabul gören göçmenler değillerdi. Ama simdi durum değişti. İtalyan göçmenler artık tüm Avrupa’da kabul gören göçmen grubu haline geldiler. Bu kabul görme yüzünden göçmenlerin bir kısmında özellikle Türk göçmenlerde İtalyan’mış gibi olma eğilimi belirdi. Mesela Türk lokantaları kendilerini İtalyan lokantasıymış gibi takdim ediyorlar. Ben buna tamamen karşıyım” diyor Profesör Kreis ve konuyu tekrar ırkçılık ve ayrımcılığa getirerek, özel hukuk alanında ırkçılık ve ayrımcılık yapanların, hukukun temel kurallarından biri olan "özgür sözleşme yapma" hakkını bir kaçış noktası olarak kullandıklarını söyleyerek şu örneği veriyor:

 "Özellikle bazı Avrupalı gruplar, İtalyanları çok cazip ve neşeli buluyorlar ve onlarla birlikte olmak istiyorlar. Bu durum, eleman alımı konusuna yansıdığında, kişiler sadece İtalyan oldukları için işe alınabiliyor. Çünkü işveren İtalyanları seviyor. Bunun anlamı, örneğin eski Yugoslavya'dan gelmiş bir göçmenin işe alınmaması demek. Bu doğru bir yaklaşım değil. Ama bizim bu görüşlerimize muhalefet edenler, hemen hukukun temel kurallarından olan özgür sözleşme yapma hakkı ile karşımıza çıkıyorlar” diyerek konunun ulaştığı boyutlara dikkat çekiyor. 25/03/2010 DW

ABD Sağlık reformu tartışmaları sürüyor

 

 

Tartışmalar Sürüyor.

ABD'nde Temsilciler Meclisi'nin dün kabul ettiği yeni sağlık reformu tasarısıyla ilgili tartışmalar sürüyor. Senato'daki Cumhuriyetçi milletvekilleri, reformu engellemek için ellerinden geleni yapacaklarını açıkladılar. Cumhuriyetçiler, yeni reformun pahalıya malolacağının altını çizdi.

23/03/2010

İngiltere'de para karşılığı lobi tartışması

Stephen Byers, Patricia Hewitt ve Geoff Hoon

 

Üç eski bakan haklarındaki suçlamaları reddediyor

İngiltere'de genel seçimlere haftalar kala, para karşılığı hükümet politikalarına etki etmeye niyetli oldukları iddiaları üzerine, üç eski bakanın iktidardaki İşçi Partisi'ndeki üyelikleri askıya alındı.

Stephen Byers, Patricia Hewitt ve Geoff Hoon, Amerikalı bir lobi şirketiyle olası bir anlaşmayı tartıştıklarını düşünürken, İngiltere'deki Sunday Times gazetesiyle Channel 4 televizyonunun belgesel ekibi "Dispatches" tarafından gizlice filme çekilmişlerdi.

Üç eski bakan da haklarındaki suçlamaları reddediyor.

Dün akşam yayınlanan belgesel büyük tepki çekti.

Gizli kayıtta eski bakan Byers, Ulaştırma Bakanı Lord Adonis ve ünyasından Sorumlu Bakan Lord Mandelson nezdinde başarılı lobi faaliyetlerinde bulunduğunu iddia ediyor.

Byers, lobi faaliyetlerine örnek olarak da İngiltere'deki süpermarket zinciri Tesco için, gıda ürünlerini etiketleme kurallarını yumuşattığını söylüyor.

'Ben kiralık bir taksiyim' diyen Byers, hizmetleri için de günlük 3 ila 5 bin sterlin ücret istediğini belirtiyor.

Ancak hem Lord Adonis hem de Lord Mandelson, Byers'la bahsettiği konularda herhangi bir görüşmede bulunmadıklarını savundu.

Lobi skandalı üzerine muhalefetteki Muhafazakar Parti lideri David Cameron soruşturma çağrısında bulundu.

İngiltere'de görevdeki milletvekillerinin kurumsal müşteriler için çalışmaları yasak değil ancak bu uygulama hayli tartışmalı bulunuyor.

Milletvekillerinin, kendilerine yapılan ödemeleri ilan etmeleri bekleniyor.

Eski bir bakanın görevden ayrıldıktan sonraki iki yıl içerisinde kabul ettiği her bir ücretli işin, İş Anlaşmaları Danışmanı Komitesi'nin onayını alması şart ve normalde lobi faaliyetlerine girişmeleri 12 ay boyunca yasak. 23/03/2010

Çin'de bir saldırgan, sekiz öğrenciyi bıçakla öldürüldü

Çinli öğrenciler

 

Çin'de derslere yarına kadar ara verildi

Çin'in güneyindeki Fujian eyaletinde bir ilkokulda sekiz öğrenci bıçaklanarak öldürüldü.

Yerel basında çıkan habere göre Fuzhou kentindeki Nanping ilkokulundaki bıçaklı saldırıda en az beş öğrenci de yaralandı.

Öğrencilerin okula geldikleri sırada düzenlenen saldırıyla ilgili olarak akli dengesizliği olduğu söylenen bir adamın yakalandığı bildirildi.

Okuldaki tüm öğrenciler evlerine gönderilirken eğitime de yarına kadar ara verildi.

Psikolojik şiddet
 

Yarın okulda travma sonrası stres bozukluğu yaşıyor olabilecek çocuklara yardımcı olmak amacıyla 20 psikolog görevlendirildi.

Şüphelinin 40'lı yaşlarında olduğu ve bir halk kliniğinde çalıştığı belirtildi.

Çin'de okul saldırıları nadiren görülüyor.

Bu tür saldırıların ardında genellikle ya kişisel garez ya da psikolojik bozukluklar yatıyor.

Çin'de Batı'ya kıyasla şiddet olayları da çok daha az gözleniyor. 23/03/2010

Seçmen Sarkozy'i cezalandırdı

 

Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin partisi Halk Hareketi Birliği, bölgesel seçimlerde hezimete uğradı. Bölgesel seçimler, Nicolas Sarkozy açısından güven oylaması niteliğindeydi.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, görev süresinin ortasında şu ana kadarki en büyük yenilgisini aldı. Hafta sonunda yapılan bölgesel seçimlerin ilk turunda, Sarkozy’nin partisi Halk Hareketi Birliği (UMP), kelimenin tam anlamıyla hezimete uğradı. Resmi olmayan sonuçlara göre, Halk Hareketi Birliği, seçimlerde yüzde 26 oranında oy aldı. Zafer ise muhalefetteki Sosyalist Parti'nin oldu. Sosyalistlerin, oyların yüzde 30'una, Yeşillerin de oyların yüzde 13'üne sahip olduğu tahmin ediliyor. Seçimlere katılım oranı oldukça düşük çıktı. Kayıtlı seçmenin %53'ü oy kullanmadı.

Fransız Sosyalist Parti’nin lideri Martine Aubry, 22 Mart'taki ikinci seçim turu için mümkün olduğunca hızlı bir şekilde inandırıcı koalisyon listelerini hazırlamak istiyor. Çünkü Nicolas Sarkozy’nin partisi Halk Hareketi Birliği’nin aldığı kötü sonuç, sol partinin,  22 bölgede de zafer kazanma hayalinin gerçekleşme şansını arttırdı. Ancak Aubry, yine de şimdiden zafer sevincine kapılınmaması uyarısında bulundu:

“Şu ana kadar hiçbir şey kazanılmadı. Ancak her şey mümkün. Bugün Fransız seçmenin oylarıyla verdiği mesajı güçlendirmeliyiz.“

Sarkozy'nin partisi dört bölgede kazanabildi

Bu, mesaj her ne kadar partinin üst düzey yetkililerince kabul edilmese de özellikle Cumhurbaşkanı Sarkozy’e karşıydı. Fransa Başbakanı François Fillon ise, pazar günü yaptığı açıklamada iyimser görünüyordu:

“Seçimlere katılma oranının düşüklüğü nedeniyle, bu oylamadan ülke genelini kapsayan sonuçlar çıkaramayız. Tüm tahminlerin aksine, gelecek haftaki ikinci tur oylama sonuçları pek çok bölgede hâlâ belirsizliğini koruyor.“

Başbakanın partisi, 22 bölgeden sadece dördünü kazanabildi. Bunlar arasında Korsika ve Alsace, gibi  hep muhafazakârlar tarafından yönetilen iki bölge de var. Kamuoyu araştırmacısı Brice Teinturier, Sarkozy’nin partisi Halk Hareketi Birliği’nin bir kez daha öne çıkacağına inanmıyor:

“Muhafazakârların aldığı sonuç 2004 yılında alınan yüzde 37'lik oranın çok altında. Bu, tarihi olarak değerlendirilebilecek aşırı kötülükte bir sonuç.“

Sosyalistler galibiyete inanıyor

Yüksek orandaki işsizlik ve sosyal reformlardan duyulan hoşnutsuzluk, Fransızları kızdırdı. Sosyalistler, gelecek pazar günü tüm bölgelerdeki seçimleri alabileceklerine inanıyorlar. Seçimlerde birliği sağlayabilmek için pek çok sol gruba ve özellikle de Yeşiller’e ihtiyaçları var. Hükümet temsilcileri seçim akşamı, sol partilerin bu tarz seçim listeleri düzenleyebileceği yönünde tartışmalar yürütürken, Komünistler ve Yeşiller oldukça sakindi. Yeşiller Partisi’nin Avrupa Parlamentosu üyesi Daniel Cohn Bendit, şu açıklamayı yaptı:

”Bugün, bunu başarma sorumluluğuna sahibiz. Sosyalistler, Yeşiller ve Sol cephe. İlk tur seçimlerin bize verdiği mesaj budur.”

Bölgesel seçimlerden çıkarılabilecek iki sonuç daha var. O da hiçbir partinin, Fransızları seçimlerin, sandık başına gitmeye değer olduğuna ikna edemediği. İkinci ise: Nicolas Sarkozy’nin başlattığı ulusal kimlik ve burka ile ilgili tartışmaların, seçmeni sağa yönelttiği. Jean-Marie Le Pen'in liderliğindeki aşırı sağ ilk turda iyi bir sonuç elde etti. Le Pen’in partisi, yüzde 12'lik oy oranına ulaştı. 15/03/2010

Macaristan’da soykırımın inkârı cezalandırılacak

AB üyesi Macaristan'da Yahudi soykırımını inkâr eden ya da küçümseyenlere hapis cezaları öngören yasa Cumhurbaşkanı Laszlo Solyom tarafından imzalandı.

Sosyalist Parti'nin girişimiyle parlamentoda geçen ay kabul edilen yasaya göre, Macaristan'da Yahudi soykırımını tanımayan kişiler 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak. 10/03/2010

 

 

 

Tayvan depremle sarsıldı

Tayvan'da meydana gelen 6.4 büyüklüğünde depremde ilk belirlemelere göre 11 kişi yaralandı.

Depremin merkez üssünü Yiaşian kenti yakınlarında, yaklaşık 5 kilometre derinlikte olduğu belirtildi.

Deprem merkezine 400 kilometre uzaklıktaki başkent Taipei'de binaların sallanırken Tainan’da bir tekstil fabrikasında yangın çıktı.

04/03/2010
 

Dubai polisi Netanyahu'nun tutuklanmasını istedi

 

Dubai polisi Mahmud el Mabhu suikastinden
İsrail'i sorumlu tutuyor

Dubai emniyet müdürü, Hamas liderlerinden Mahmud el Mabhu'nun geçen ay Dubai'deki bir otelde öldürülmesiyle ilgili olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve istihbarat servisi Mossad Başkanı Meir Dagan'ın tutuklanmasını talep etti.

Emniyet Müdürü Dahi Kalfan, cinayeti Mossad'ın işlediğinden artık emin olduğunu dile getirdi.

Kalfan tutuklama talebini savcılığa ilettiğini açıkladı.

İsrail ise cinayetle bağlantısını doğrulamadığı gibi inkar da etmemişti.

Dubai'nin pasaport hassasiyeti

Dubai Emniyet Müdürü Yahudilerin ülkeye girişine izin vermeyeceklerini söylediği iddialarına da yanıt verdi.

Böyle bir açıklama yapmadığını dile getiren Kalfan, "Müslüman, Hristiyan ya da Yahudi, biz tüm dinlerin mensuplarına saygılıyız" diye konuştu.

Kalfan "İsrail'in Batılı ülkelerin pasaportlarını" suistimal etmesini önlemek için yetkililerin bundan sonra son derece dikkatli olacağını söyledi.

Dubai polisi Mahmud el Mabhu'yu 20 Ocak'ta bir otel odasında öldürenlerin, İsrail'de yaşayan yabancı ülke vatandaşları adına düzenlenmiş sahte pasaportları kullandığını açıklamıştı.

İsrail bunun üzerine, başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerinden ve Avrupa Birliği'nden de tepki gördü. 03/03/2010

Fransa 'ulusal felaket' ilan etti

 

Yalnızca Fransa'da 45 kişinin fırtına nedeniyle hayatını kaybettiği açıklandı

Fransa'da hükümet haftasonu Batı Avrupa'da üç ülkede etkili olan fırtına nedeniyle
Fransa'da ulusal felaket ilan etti.

Başbakan François Fillon, düzenlemenin yeniden inşa faaliyetlerine kaynak aktarılmasını kolaylaştıracağını söyledi.

İspanya, Portekiz ve Fransa'da etkili olan fırtınanın en az 50 kişinin ölümüne neden olduğu açıklandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de, Atlas Okyanusu kıyısında fırtınadan etkilenen ve 45 kişinin hayatını kaybettiği bölgeleri de ziyaret edecek.

Ölüm olaylarının büyük bölümünün sellere bağlı boğulma ve binaların yıkılması ya da ağaçların devrilmesinden kaynaklandığı bildiriliyor.

Fillon, yaşadıklarının bir ulusal felaket olduğunu belirterek, önceliklerinin insanların güvenliği olduğunu söyledi.

Xiynthia adı verilen Atlas Okyanusu fırtınası, Fransa, Portekiz ve İspanya'nın batısında yoğun yağış taşıyan ve hızı saatte 140 kilometreyi bulan rüzgarlarla etkili oldu.

Fırtınanın Almanya, Belçika ve Hollanda'ya doğru ilerlemekte olduğu, İsviçre Alpleri'nde de sert rüzgarların kaydedildiği açıklandı.

Fransa'da bir milyondan fazla hanede elektrikler kesilirken, en ağır hasarın Vendee ve Charente bölgelerinde yaşandığı belirtiliyor.

Dev dalgalar ve sert rüzgarların kıyı kasabalarını vurduğu, iç kesimlerde sellerin yalandığı ve bazı binaların da yıkıldığı açıklandı.

Vendee bölgesinde insanlar çatılara çıkarken, kurtarma faaliyetlerine polis helikopterleri de katıldı.

Fransa'da en az 12 kişinin kayıp olduğu, 59 kişinin de yaralandığı bildirildi.

Fransa'da polis, ölümlerin dördünün boğulma nedeniyle olduğunu, hayatını kaybedenlerden birinin 88 yaşında bir kadın olduğunu söylüyor.

Pirene bölgesinde de bir kişinin bir ağacın devrilmesi sonucu öldüğü açıklandı.

İspanya'daki iki ölümün nedeni de içinde bulundukları aracın üzerinde bir ağacın devrilmesi, 82 yaşındaki bir kadın ise Galiçya'da devrilen bir duvarın altında kalarak hayatını kaybetti.

Portekiz'deki ölümün nedeni yine bir ağacın devrilmesi.

Fransız Havayolları Air France Paris'teki Charles de Gaulle havaalanından 100'e yakın uçuşun iptal edildiğini açıkladı.

Fransız radyosu, Eyfel Kulesi'nin zirvesinde rüzgarın hızının saatte 175 kilometreye ulaştığını duyurdu. 01/03/2010

Avrupa'da etkili olan Sintia fırtınasında ölenlerin sayısının 50'yi aştı.

 

 Hava, kara ve demiryolunda ulaşım felç oldu. Fransızlar, bir anda bastıran sel sularından çatılara tırmanarak kurtulabildiler.

Fırtınanın en fazla etkili olduğu Fransa'da ölen 45 kişinin çoğu sellerde boğularak can verdi. Ülkede 1999 yılından bu yana görülen en şiddetli fırtınada 60'dan fazla kişi de yaralandı. Atlantik kıyılarında rüzgârın hızı saatte 150 kilometreye ulaştı.

Çatılara çıkarak kurtuldular

Fırtına başta Vendee ve Charerente-Maritime olmak üzere batı bölgelerinde etkili oldu. Liman kenti La Rochelle'in sakinleri yükselen sulardan çatılara çıkarak kendilerini kurtarabildiler.

Fransa Başbakanı François Fillon, bakanlar kurulunu olağanüstü topladı. Filon, Sintia fırtınasını ''Fransa için ulusal bir felaket'' olarak niteledi.

Fillon, hükümetin birçok bakanının katıldığı kriz toplantısının ardından yaptığı açıklamada, fırtınanın yüz binlerce kişinin elektriksiz kalmasına da yol açtığını ve elektriğin ancak birkaç gün içinde verilebileceğini söyledi.

Hala birçok kişinin kayıp olduğunu da kaydeden Fillon, konuşmasında hükümetinin ve Fransız ulusunun fırtına kurbanlarının ailelerine taziyelerini sunduğunu da ifade etti.

Fransız hükümeti alarmda

Filon, önceliğin evsiz kalanların güvenliğe kavuşturulması olduğunu belirterek, fırtınanın en çok etkilediği bölgelere 1 milyon euro acil yardım öngörüldüğünü açıkladı.

Fırtına, Fransa'da elektrik şebekesini de vurdu, 500 bin kişi hala elektriksiz. Birçok havaalanı tamamen kapatılırken yüzlerce uçuş iptal edildi. Tren seferleri, raylara düşen ağaçlar nedeniyle yapılamadı.

Almanya'da "dışarı çıkmayın" uyarısı

Fırtına nedeniyle İspanya'da 3 kişi, Almanya'da 4, Portekiz ve Belçika'da da 1'er kişi yaşamını yitirdi.

Almanya’da bir ağacın devrilmesi sonucu iki kişi aracın içinde sıkışarak can verdi. Yetkililer halka evden dışarı çıkmamama uyarısı yaptı. Fırtına ulaşımını önemli ölçüde sekteye uğrattı. Almanya’nın güneydoğusunda tren seferleri ya iptal edildi ya da gecikmeli olarak yapılabildi. Frankfurt Havalimanı‘nda 200’dan fazla uçuş iptal edildi. 01/03/2010 DW

"Sintia" Kasırgası Avrupa'da can aldı

 

Avrupa’da etkili olan “Sintia“ adlı kasırga İspanya, Fransa ve Almanya en az 45 kişinin ölümüne neden oldu. Pek çok bölgede ulaşım felç oldu. Yetkililer kasırganın Fransa kıyılarında saatte 150 kilometre hıza ulaştığını belirtiyor.

Şiddetli esen “Sintia“ kasırgası Avrupa'da en az 45 kişinin ölümüne neden oldu. Kasırga nedeniyle en fazla can kaybı Fransa'da oldu. Kıyılarda hızı saatte 150 kilometreye kadar ulaşan kasırga yüzünden Fransa'da en az 18 kişi hayatını kaybetti.

Yetkililer, fırtınanın en fazla Fransa'da etkili olduğunu, bunun 1999'dan bu yana çıkan en şiddetli fırtınalardan biri olduğunu belirtti. Batıdaki Vendee bölgesinde 5 kişinin fırtınanın neden olduğu sellerde boğularak can verdiği, su yüksekliğinin 1,5 metreyi bulduğu bildirildi.

Dijon bölgesinde fırtınanın etkisiyle düşen kirişin altında kalan 78 yaşında bir kişinin yaşamını yitirdiği, Oleron'da da 88 yaşındaki bir kadının ve 2 kişinin boğulduğu belirtildi.

Saatteki hızı 150 kilometreyi bulan fırtına nedeniyle bir kişinin Luchon bölgesinde ağacın devrilmesi sonucu can verdiği kaydedildi.

 Fırtınadan en fazla etkilenen batı ve orta kesimlerdeki bölgelerde bir milyon kişi elektriksiz kaldı. Hava ve demiryolu ulaşımını etkileyen fırtınada onlarca kişinin yaralandığı bildirildi. Sintia nedeniyle Fransa'da en az 10 kişinin kayıp olduğu, yaklaşık 100 kişinin de yaralandığı belirtildi.

Almanya'da da etkili

Almanya'nın güney batısında etkili olan "Sintia" kasırgası, Baden-Württemberg eyaletinde 1 kişinin ölümüne neden oldu. Polis, Feldberg kenti yakınlarında, kasırgadan dolayı kökünden sökülen ağacın bir otomobilin üzerine devrilmesi sonucunda bir kişinin öldüğünü bildirdi.

Rheinland-Pfalz ve Saarland eyaletlerinde de etkili olan kasırga sırasında Lindau kentinde de, bir kadının, kapatmaya çalıştığı demir kapının sökülerek üzerine düşmesi sonucunda ağır yaralandığı ifade edildi. Çok sayıda kara yolunun yollara düşen ağaçlardan dolayı kapalı olduğu kaydedildi.

Sintia, İspanya ve Portekiz'de de etkili oluyor. Portekiz'de bir ağacın devrilmesi sonucu bir çocuk can verirken, İspanya'da da devrilen ağaç ve duvarın altında kalan 3 kişinin öldüğü belirtildi.

Meteorologlar, kasırganın etkisinin Almanya'nın orta bölgelerine doğru gücünü kaybedeceğini, buna rağmen dikkatli olunması gerektiğini belirterek, zorunlu olmadıkça yola çıkılmamasını ve evlerin yakınlarında hareketli eşyaların dışarıda bırakılmamasını öneriyor. 28/02/2010

Berlusconi'nin yargı reformu protesto edildi

 

İtalya'nın başkenti Roma'da toplanan on binlerce kişi,
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin planladığı yargı reformunu protesto etti.

 

Berlusconi, planlanan yasa değişikliği ile hakkında dava açılmasını engellemek istiyor.

İtalyan meclisinde onaylanmayı bekleyen reformlar geçerse, vergi ve yolsuzluk davaları için hakim karşısında çıkması beklenen Başbakan Berlusconi'nin yargılanamayacağı belirtiliyor.

28/02/2010

ETA'nın askeri sorumlusu yakalandı

 

 

Fransa'nın Normandiya bölgesinde, İspanyol ve Fransız güvenlik güçlerinin birlikte düzenlediği operasyonda, AB terör örgütleri listesinde olan ETA'nın askeri sorumlusu İbon Gogeaskoetxea ve 2 örgüt üyesinin yakalandığı açıklandı.

İspanyol polisi, 10 gün içinde Vizcaya ve Girona kentlerinde düzenlediği farklı operasyonlarda 2'şerli gruplar halinde toplam 4 ETA üyesini yakalamıştı.

 28/02/2010

Obama Terör Yasasını uzattı

 

 

ABD Başkanı Barack Obama, tartışmalı terörle mücadele yasasını bir yıl daha uzattı.

11 Eylül saldırılarının ardından Amerikan Kongresi'nde kabul edilen yasal düzenleme, güvenlik birimlerine geniş haklar tanıyor.

Şüphelilerin izne bağlı olmadan telefonlarının dinlenmesi ve izlenmesi gibi haklar tanıyan yasa, insan hakları kuruluşları tarafından eleştiriliyor.

Yasa, Cumhuriyetçilerin en büyük siyasi zaferlerinden biri olarak görülüyor.

28/02/2010

İtalya'daki Petrol Sızıntısının Altından Sabotaj Çıktı

İtalyan yetkililer, ülkenin en önemli akarsularından
Po Nehri’ne kadar ilerleyen petrol sızıntısının sabotaj olduğunu açıkladı. 

İtalya’nın Lombardiya bölgesindeki Lambro Nehri yakınındaki bir petrol rafinerisinden suya karıştırılan petrolün miktarı bir milyon litreyi buluyor.

Sızıntı, İtalya’nın en uzun nehri olan Po’ya karıştı. Po Nehri, ülke tarımının aynı zamanda en önemli sulama kaynağı.

Sızıntıyı kontrol altına almaya çalışan yetkililer, bölgede çevre faciası yaşanacağı uyarısında bulundu.    

Sabotajcıların, Lombarda Petroli rafinerisine gizlice girip petrol depolarının vanalarını açtığı söyleniyor.

25/02/2010

İspanya Gebeliğin İlk 14 Haftasında Kürtajı Serbest Bıraktı

kürtaj

 

İspanya Senatosu gebeliğin ilk 14’üncü haftasında kürtajı serbest bıraktı. Yasa ayrıca 16-17 yaşındaki çocukların, ailesinin izni olmadan kürtaj yaptırmasına imkân veriyor.

Senato’nun kararı, Madrid’te bir süredir devam eden büyük gösterileri izliyor. Nüfusunun büyük bölümü Katolik olan İspanya’da alınan bu kararı kiliseler ve muhafazakârlar protesto etti.

Yasanın kabulü, Sosyalist Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero’nun yürüttüğü bir dizi reform arasında yer alıyor.

2004 yılında iktidara gelen Zapatero, aynı cinsten evliliği serbest bıraktı, Katolik çiftlerin boşanmasını kolaylaştırdı.

25/02/2010

İtalya'da PKK Operasyonu

 

İtalya’da PKK’ya üye topladığı iddia edilen bir çete ortaya çıkarıldı. Çete mensupları, kandırdıkları gençlere, Türkiye’ye karşı terör eylemlerinde bulunmaları için eğitim vermekle suçlanıyor.

İtalya’da düzenlenen geniş çaplı operasyonda, PKK’nın örgüte militan yetiştirme amacıyla eğitim kampları kurmuş olduğu belirlendi. Venedik Polisi, haklarında soruşturma açılan 4’ü İtalyan vatandaşı, 16 zanlıdan 11’inin tutuklandığını açıkladı.

Tutuklanan kişilerden 10’u Kürt, biri ise aşırı sol görüşlü bir İtalyan. Haklarında dava açılan sanıklar, uluslararası terör eylemlerinde bulunmak amacıyla örgüt kurmakla suçlanıyor.

Venedik polisinin Terörle Mücadele Dairesi Başkanı Diego Parente, operasyonun 2008 yılının Eylül ayında başladığını ve sadece İtalya değil Fransa’yı da kapsadığını söyledi.

İtalyan yetkili, kamplarda ideolojik propaganda sürecinden geçirilen gençlerin, daha sonra, askeri eğitim için başka ülkelere gönderildiğini bildirdi. Parente, İtalyan güvenlik birimlerinin, bugün, başta Venedik ve Milano olmak üzere, ülkenin kuzey ve orta bölgelerinde çeşitli yerlere baskınlar düzenlediğini ve bu yerlerden bazılarının kamp olarak kullanıldığının belirlendiğini de söyledi.

Diego Parente, İtalya’daki operasyonun Fransa’daki operasyona paralel olarak yapıldığını ve soruşturmaya Alman, Hollanda ve Belçika güvenlik örgütlerinin de katıldığını bildirdi.

Baskınlarda ele geçirilen bilgilere göre, üye toplama amacıyla düzenlenen kamp etkinlikleri çevreye düğün olarak tanıtılmaktaydı.

Yetkililer, geçen yıl Viterbo kentindeki bir baskında elde edilen bilgilerin operasyonda önemli rol oynadığını söyledi. Baskında Türk vatandaşı bir erkeğin üzerinde, makineli tüfekle göründüğü fotoğraflar ve kentte oturan ancak ortadan kaybolmuş olan bir kıza ait mektuplar bulunmuştu. Genç gözaltına alınmış ve mektuplardan kayıp kızın PKK’ya katılmak için evinden kaçtığı anlaşılmıştı.

26/02/2010

Almanya-Hollanda sınırında PKK operasyonu

PKK'nın Almanya sorumlusu olduğu ileri sürülen Hasan Adır'ın Hollanda'da göz altına alındığı belirtildi.

Adır'ın geçen ayın ortasında Almanya'dan Hollanda'ya geçerken yakalandığı, ancak göz altının güvenlik nedenlerinden ötürü açıklanmadığı kaydedildi.

Türkiye, Hasan Adır'ın iadesi için Hollanda'ya başvuruda bulundu. Adır'ın avukatı, müvekkilinin can ve işkence göreceği kaygısıyla iadesine itirazda bulunacağını bildirdi.

Hasan Adır, şiddet eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 2004 yılında iki yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. 26/02/2010

Latin Amerika ülkeleri yeni bir birlik kuruyor

Meksika'da yapılan Rio Grubu Zirvesi'nde, Latin Amerika ve Karibik ülkelerini bir araya getirecek kısa adı CELC olan yeni bir birlik kurulmasına karar verildi.

 

Meksika Devlet Başkanı Felipe Calderón, birliğin bölgeye yeni bir kimlik kazandırmasının ve bölgeyi dünya çapında temsil etmesinin amaçlandığını açıkladı.

Birliği resmi kuruluşunun ise gelecek dönemlerde gerçekleşeceği belirtildi.

24/02/2010

Deniz Kazasından Kurtulan Öğrenciler Evlerine Döndü

Geçen hafta Brezilya açıklarında batan okul gemisindeki öğrenciler evlerine döndü.

Concordia adlı üç direkli yelkenli gemi, Çarşamba günü,  “mikro fırtına” adıyla bilinen ani hava değişikliği nedeniyle Atlas Okyanusu’nda alabora olup batmıştı.Kanada’ya ait okul gemisindeki öğrenciler, iki gün cankurtaran botlarında kaldıktan sonra, Cuma günü, Brezilya donanması tarafından kurtarıldı.

Brezilya donanmasının öğrencileri kurtarmasının 40 saatten fazla sürmesi eleştirilere sebep oldu.

Brezilyalı yetkililer suçlamayı reddetti, donanmanın olay yerine gemi göndermeden önce, bölgede seyreden ticari teknelere ulaşmaya çalıştığını bildirdi.

Concordia’daki öğrenciler bir yıl süreyle hem dünyayı geziyor hem de üniversite eğitimi görüyor. 22/02/2010

Belçika demiryolları kaza ardından felç oldu

Belçika'daki tren kazası

 

Trenlerin raylardan çekilmesi bir kaç gün sürebilir

Belçika'da dün iki yolcu treninin çarpışmasıyla meydana gelen kaza ardından, İngiltere'den Belçika'ya yapılan Eurostar tren seferleri ikinci gününde de iptal edildi.

Kazada 18 kişi ölmüş, 15'i ağır olmak üzere 150 kişi de yaralanmıştı.

Brüksel'in güneybatısında, Halle yakınlarında meydana gelen kaza ardından Eurostar Brüksel'e tüm seferlerini iptal etti.

Şirket, Lille'den Brüksel'e karayoluyla bağlantı sağlıyor.

Fransa'nın Lille kentine seferlerde rötar yaşanırken, Paris seferlerinde sorun olmadığı belirtiliyor.

Fransız Thalys hızlı trenlerinin Fransa, Almanya ve Hollanda ile bağlantıları da aksıyor.

Dün sabah saatlerinde meydana gelen kaza ile ilgili olarak bir soruşturma açıldı.

Kazanın nedeni henüz bilinmiyor. Ancak Belçika basını ülkede olumsuz kış koşullarının etkili olduğuna ve kar yağışına dikkat çekiyor.

Bazı kaynaklar da trenlerden birinin, dur sinyalini görmeyerek devam etmiş olabileceğini kaydediyor.

Aksi yönden gelen iki tren, aynı hat üzerinde kafa kafaya çarpışmıştı. İlk vagonların raylardan yükselip bir kemer oluşturması yukarıdan geçen elektrik hatlarında ciddi hasara yol açtı.

Belçika demiryolu şirketi Infrabel, trenlerden birinin Leuven'den Braine-le-Comte'a gittiğini ikinci trenin ise Quievrain-Liege seferi yaptığını duyurdu.

Brüksel savcılığı, trenlerin raylardan kaldırılmasının iki üç gün sürebileceğini belirtiyor. 16/02/2010

ABD'den AB'ye terörle mücadele çağrısı

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones, Avrupa Parlamentosu'na terörle mücadelede banka verilerinin paylaşımını öngören anlaşmayı bloke etmeme çağrısı yaptı.

 

Münih Güvenlik Konferansı'nda konuşan Jones, birçok Avrupa parlamenterinin, kişisel bilgilerin gizliliği gerekçesiyle soğuk baktığı anlaşmanın, terörün finansmanının önlenmesinde hayati önem taşıdığını savundu.

06/02/2010

Almanya'dan tersine göç rekoru

 

 

Bir zamanların en çok göç alan ülkesi Almanya’da tersine göç son 25 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Federal Alman Hükümetinin son göç raporuna göre 2008 yılında ülkeden göç edenlerin sayısı bir önceki yıla göre 100 bin arttı.

04/02/2010

 

Almanya'dan göç edenler artıyor

Federal Alman Hükümeti yeni göç raporunu açıkladı. Federal İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı rapora göre, 2008'de ülkeyi terk edenlerin sayısı 1984 yılından beri ilk kez ülkeye göç edenlerin sayısından daha fazla.

"2008 yılında Almanya'yı terk edip başka ülkelere göç edenlerin sayısı 738 bine ulaştı."

 İşte Federal Alman İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı son Göç raporunun en can alıcı cümlesi bu.

Rapora göre, bu sayı 2007'ye oranla 100 bin artış gösterdi ve son 25 yıldır ilk kez, Almanya'yı terk edenlerin sayısı Almanya'ya göç edenlerin sayısını geçti.

Başka ülkelere göç eden Almanların sayısı arttı

Almanya'dan başka ülkerelere göç edenlerin 563 binini yabancı kökenliler oluşturuyor. 175 bin kadarını da Alman vatandaşları. Son 50 yıldır Almanya'yı terk eden Alman vatandaşlarının sayısı hiç 2008'deki kadar yüksek olmamıştı.

Peki Almanya'dan göç edenler hangi ülkelere gidiyor? Yüzde 74'ü başka bir Avrupa ülkesini tercih ediyor. Bunların da yaklaşık yüzde 55'i AB ülkelerine gidiyor. Yüzde 19'u ise aralarında Türkiye'nin de bulunduğu Birlik üyesi olmayan Avrupa ülkelerine göç ediyor. Geri kalanıysa Asya, Amerika ve Avustralya gibi kıtalara giderken, Afrika'ya göç edenleri oranı sadece yüzde 3'te kalıyor.

Almanya'ya göç edenlerin sayısı azaldı

Federal Alman İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı son göç raporuna göre, Almanya'ya 2008 yılında göç edenlerin sayısı 682 bin. Bu, bir önceki yıla oranla 44 bin kişilik bir azalmayı ifade ediyor. Oysa 90'lı yılların ilk yarısında Almanya'ya yıllık göç edenlerin sayısı bir milyonu geçiyordu.

Hükümet sözcüsü Ulrich Wilhelm tüm bu rakamlardan yola çıkarak şu saptamayı yapıyor:

''Bu demek oluyor ki,  Almanya'ya uzun süreliğine göç edenlerin topluma uyumu için daha fazla çaba göstermemiz gerekiyor.''

İlk sıra Polonyalıların

Rapora göre, 2008 yılında Almanya'ya göç edenlerin yüzde 58'ini, AB üye ülkelerinden taşınanlar oluşturuyor. Toplam göç edenlerin dörtte birinden fazlası AB vatandaşı. İlk sırada Polonyalılar geliyor. 2008 yılında Almanya'ya 131 bin Polonyalı taşınmış. Ancak bu rakam 2007'ye oranla yaklaşık 22 bin kişilik düşüş anlamına geliyor. Ülkeye göç edenler listesinde ikinci sıradaysa Almanlar geliyor. Hem de rakamlar bir önceki yıla göre yaklaşık 2 bin kişilik bir artış göstermiş. 2008'de Almanya'ya toplam 108 bin Alman vatandaşı göç etmiş. Bu rakamlara çeşitli nedenlerle Almanya'yı terk edip yurtdışında aradığını bulamayan Almanların yanı sıra İkinci Dünya Savaşı sırasında zorunlu göçe tâbi tutulan ve yıllar sonra anavatanlarına geri dönen Almanlar da dahil.

1960 ve 70'li yıllarda gelen Türk göçmenlerin bir bölümü Almanya'yı çoktan terk etti

 

1960 ve 70'li yıllarda gelen Türk göçmenlerin bir bölümü Almanya'yı çoktan terk etti

 

Almanya'ya göç eden Türklerin sayısı

Rapora göre yabancı kökenlilerin göç oranında da hafif bir azalma söz konusu. Bu azalma ülkeye göç eden Türklerin sayısında da göze çarpıyor. Almanya'ya en çok göç veren 4'üncü ülke olan Türkiye'den, 2008 yılında yaklaşık 28 bin kişi Almanya'ya gelmiş. Bu, 2007 yılına göre sadece yüzde 0,1'lik bir azalma anlamına geliyor.

Bütün bu değişikliklere rağmen ülkede yaşayan göçmenlerin oranında 90'lı yılların ortalarından itibaren büyük bir değişiklik görülmüyor.  2004 yılından beri bu oran yerinde sayıyor ve ülke nüfusunun yüzde 8,8'ini teşkil ediyor.

Yabancı kökenli öğrencilerin sayısı da arttı

Almanya'da yetişen birçok kalifiye Türk'ün ülkesine geri dönmesi de son yıllarda sık sık basında da yer alıyor. Çünkü Almanya'nın bilişim ve teknoloji başta olmak üzere kalifiye eleman açığı sürüyor. Bu nedenle son dönemde yabancı kökenli mühendis ve akademisyen gibi kalifiye elemanlara olan ilgi giderek artıyor. Bu ilgi son göç raporunda da açıkça görülüyor. 2006-2008 yılları arasında Almanya'ya göç eden yabancı kökenli bilişim teknolojisi çalışanları, akademisyenler, yönetici ve uzmanların oranı da artış göstermiş durumda. Ayrıca 2008/2009 öğretim yılında üniversitelere kayıt yaptıran yabancı öğrenci sayısı da rekor bir düzeye ulaşarak 53 bini buldu.  05/02/2010 DW

Obama, Kuzey Kore’yi terörü destekleyen devletler listesine eklemedi

ABD Başkanı Barack Obama, Kuzey Kore'yi terörizmi destekleyen devletler listesine dâhil etmedi.

Obama'nın, Kongre liderlerine gönderdiği mektupta, "Kuzey Kore'nin terörizmi destekleyen devlet olarak tanımlanmak için resmi ölçütlere uygun olmadığı" ifadesine yer verildi.

Kuzey Kore, George Bush döneminde 2008 yılının Ekim ayında listeden çıkarmıştı.

04/02/2010

Avrupa donuyor, evsizler ölüyor

 

Kuzey yarımküredeki aşırı soğuklar Almanya'da da hâlâ etkisini sürdürüyor. Çetin geçen kış koşullarından en çok etkilenenlerse dışarda yatmak zorunda kalanlar.

Doğu Avrupa ülkelerinde şu ana kadar 14 evsiz, soğukta donarak yaşamını yitirdi. Almanya'da da binlerce evsiz insan yaşıyor. Onları donma tehlikesinden korumak için Berlin'deki evsizler yurdu çalışmalarına hız verdi. Bu yurtta şoför olarak çalışan Artur'un görevi, evsizleri sokaktan toplayıp yurda getirmek. Bundan 20 yıl önce Polonya'dan göç eden Artur'un Lehçe bilmesi de işini kolaylaştırıyor. Çünkü Artur, Berlin'de yaşayan evsizlerin hatırı sayılır bir kısmını Polonyalıların oluşturduğunu söylüyor:

''Evsizlerin, tahminen yüzde 40'ı Polonyalı. Çoğu iş aramak için Berlin'e gelmiş ama bazı sahtekâr işverenlerin eline düşmüş ve dolandırılmışlar. Daha sonra kendilerini alkole verip sokaklara düşmüşler. İşte biz de onlara ulaşıp yardım etmeye çalışıyoruz.''

Polonyalı evsizlerin çoğu ülkesine dönmek istemiyor

Artur'a göre Berlin'deki Polonyalı evsizlerin çoğu ülkelerine geri dönmek istemiyor. Çünkü evlerine elleri boş dönmekten utanıyorlar. Bir süre sonra da alkol bağımlısı hâline geliyorlar. Polonyalı evsizlerin yüzde 90'ını erkekler oluşturuyor. Artur, evsiz kadınlar konusunda şunları kaydediyor:

''Kadınlara yardım etmek daha zor. Kadınlar çok daha farklı. Birçoğunun alkolle üstünü örtmeye çalıştığı psikolojik sorunları var.''

Berlin merkez tren garı yakınlarındaki evsizler yurdunda yaklaşık 100 evsiz insan geceyi geçiriyor. Sandalyelerin üzerinde ya da yerde uyku tulumları içinde uyumaya çalışıyorlar. Bu evsizlerin üçte biri ise Polonyalı. Artur, burada kökeni ne olursa olsun, herkese yardım edildiğini söylüyor:

''Burada kimseye kimlik sorulmuyor. Amaç onları kontrol etmek değil, soğuktan donmalarını önlemek.''

Evsizler yurdunun hizmetleri

Evsizler yurdunda ücretsiz olarak sıcak yemek ve içecek veriliyor. Hatta bir de doktor bulunuyor. Gönüllü çalışanlar da Polonyalılara anlayışla yaklaşıyor. Zira komşu Polonya'da kış bu sene Almanya'ya göre daha çetin geçiyor. Yemek dağıtılırken Artur da soğukta dışarda kalan diğer evsizleri de toplamak için minibüsü ile yola çıkmaya hazırlanıyor. Artur, yardım ettiği bu insanları çok iyi anlıyor, çünkü benzer sorunları bizzat yaşamış:

''Ben de 20 yıl uyuşturucu bağımlısı olarak yaşadım ve Berlin'e geldiğimde de madde bağımlısıydım. Bana burda Hrıstiyan kuruluşlar yardımcı oldu. Yeniden keşfettiğim inancım da uyuşturucu bağımlılığını yenmemi sağladı. 7 senedir hiç uyuşturucu kullanmadım. Tanrı bana yardım ettiği için, ben de başkalarına yardım etmek istedim.'' 03/02/2010 DW

10 Yıl Önceki Concorde Kazası yeniden gündemde

 

25 Temmuz 2000 tarihinde Yaşanan Concorde Kazasının Mahkemesi On yıl sonra Fransa'da yeniden mahkemede

Suçlananlar Amerikan havayolu şirketi Continental'ın, iki üst düzey çalışanı ve eski bir Fransız havacılık yetkilisi

Mahkemenin dört ay sürmesi bekleniyor

Çoğu Alman olan 109 yolcu ve 4 mürettebat hayatını kaybetmişti. 30/01/2010

Clinton: 'Avrupa'ya Hala İhtiyacımız Var'

 

ABD Dışişleri Bakanı Paris'te bir askeri akademide konuştu

 

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Amerika ve Avrupanın 21 inci yüzyılın yeni tehditlerine karşı aralarındaki ortaklığı modernize etmesi gerektiğini söyledi.

Paris’te Fransız askeri akademisinde konuşan Clinton terörizm, siber saldırılar, iklim değişikliği ve enerji sıkıntısı gibi tehditlere karşı yeni yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Amerika Dışişleri Bakanı Avrupa’nın, Obama Yönetiminin öncelikler listesinde altsıraya düştüğü iddiasını da reddetti. 

Clinton Avrupa’nın güvenliğinin hala “Amerikan dışpolitikasının temeltaşı” olduğunu vurguladı.

Clinton, konuşmasından önce Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile görüştü.

29/01/2010

Bin Ladin: Küresel ısınmadan ABD sorumlu

 

Usame Bin Ladin

Ladin ABD Doları'nın boykot edilmesi çağrısında da bulundu

El Kaide lideri Usame Bin Ladin'e ait olduğu belirtilen yeni bir ses kaydında küresel ısınmadan ABD ve diğer sanayileşmiş ülkeler sorumlu tutuldu.

El Cezire Televizyonu'nda yayınlanan ses kaydında, 'insanoğlunun kölelikten kurtulması için' ABD Doları'nın boykot edilmesi çağrısı yapılıyor.

Bu son kayıt, yine Usame Bin Ladin'e ait olduğu belirtilen ve 25 Aralık'ta bir Amerikan yolcu uçağının havaya uçurulması girişimini öven ses kaydını izliyor.

İki kayıtın da gerçekten Bin Ladin'e ait olup olmadığı doğrulanmadı.

Ancak istihbarat kaynakları ilk ses kaydının Bin Ladin'e ait gibi göründüğünü kaydediyor.

Son kayıtta 'Tüm sanayileşmiş ülkeler, özellikle büyük olanları küresel ısınma krizinden sorumludur' deniyor.

Kayıtta, 'Bu tüm dünyaya, bilerek ya da bilmeyerek küresel ısınmaya yol açanlarla ilgili ve bu konuda ne yapmamız gerektiği konusunda bir mesaj.' şeklinde bir ifade yer alıyor.

Dolara boykot çağrısı

Ayrıca eski ABD Başkanı George Bush'un küresel ısınmayla mücadeleyi amaçlayan Kyoto Protokolünü onaylamaması eleştiriliyor ve ' Oğul Bush'un ve ondan önceki ABD Kongresi sadece büyük şirketlerin ihtiyaçlarını gidermek için Kyoto Protokolünü reddetti.' deniyor.

Kayıtta ayrıca ABD Doları'nın boykot edilmesi çağrısında bulunuluyor.

Ses kaydında 'Bunun büyük etkilerinin olacağını biliyorum ama bu insanoğlunu Amerika ve şirketlerinin köleliğinden kurtarmanın tek yolu' şeklinde bir ifade yer alıyor.

ABD Başkanı Barack Obama, Bin Ladin'e ait olduğu belirtilen bir önceki ses kaydıyla ilgili olarak, bu kayıttaki ifadelerin Usame Bin Ladin'in ne kadar zayıfladığını gösterdiğini söylemişti.

Söz konusu kayıttaki ses saldırı girişimini öven ifadeler kullanıyordu.

Nijerya vatandaşı Ömer Faruk Abdülmuttalip, bir Amerikan yolcu uçağını Detroit kenti üzerinde havaya uçurmaya çalışmakla suçlanmıştı.

Saldırı girişiminin sorumluluğunu Yemen'deki El Kaide örgütü üstlenmişti. 29/01/2010 BBC Türkçe

Peru’da yağış turistleri esir aldı

 

 

Peru'da şiddetli yağışlar nedeniyle mahsur kalan turistlerden 1400'ü arama kurtarma ekipleri tarafından kurtarıldı.

Turistler, sel ve toprak kayması yüzünden dünyaca ünlü antik Machu Picchu kalıntıları bölgesinde dört gün mahsur kalmıştı.

11 saat süren kurtarma çalışmalarına 12 helikopter katıldı. Yetkililer, Machu Picchu ile İnka yolu arasında kurtarılmayı bekleyen yaklaşık 800 turistin daha bulunduğunu, hava şartlarının izin vermesi durumunda yeni bir kurtarma operasyonunun gerçekleştirileceğini açıkladılar.

Bölgede mahsur kalan turistler arasında çok sayıda Alman vatandaşı da bulunuyordu.

29/01/2010

ABD askerleri neden Haiti'de?

 

Obama, iki eski başkanla yardım çağrısı yapmıştı

Obama, iki eski başkanla yardım çağrısı yapmıştı
Haiti'de görevlendirilen yaklaşık 20 bin Amerikan askeri, hem güvenlik, hem de yardımların dağıtımında rol alıyor
Haiti'de görevlendirilen yaklaşık 20 bin Amerikan askeri, hem güvenlik, hem de yardımların dağıtımında rol alıyor
ABD donanmasına bağlı hastane gemisi USNS Comfort da Haiti'ye gönderildi
ABD donanmasına bağlı hastane gemisi USNS Comfort da Haiti'ye gönderildi

Haiti'deki deprem sonrası ABD başta olmak üzere birçok ülke yardım için harekete geçti. Ancak ABD'nin Haiti'de çok sayıda asker görevlendirmesi "hegemonya" söylentilerine neden oldu.

Haiti’de meydana gelen deprem, uluslararası toplumu da harekete geçirdi. Özellikle de ABD, bizzat Başkan Barack Obama’nın ağzından felaket sonrası yeniden yapılanma için milyonlarca dolar yardım sözü verdi:

"Biz ABD olarak gücümüz dâhilinde, her türlü yardımı sunuyoruz. Diplomasimiz, kalkınma yardımlarımız, ordumuzun gücü ve en önemlisi de ülkemiz onların acılarını paylaşması.“

ABD’nin Haiti ile bağlantısı, bu ülke tarihinin de bir parçası. Uzun yıllar bir Fransız kolonisi olan Haiti, 1804 yılında ABD örneğini izleyerek bağımsızlığını ilan etti. Gerçi ABD’nin Haiti’nin bağımsızlığını tanıması 58 yıl sürdü. Ancak o zamandan beri, Washington, kısmen yoğun müdahalelerle bu Karayip ülkesinin kaderi üzerinde belirleyici olmaya çalışıyor.

10 bin ABD askeri

Depremin ardından hayatta kalanlara insani yardım sağlamak amacıyla Haiti'de bulunan 10 binden fazla ABD askerine halk büyük güven duyuyor. Amerikan donanmasına bağlı askerler son olarak 2004 yılında Haiti'de gövde gösteri yapmıştı. Eski devlet başkanı Jean Bertrand Aristide, yolsuzluk ve görevini kötüye kullanmakla suçlanmış, ülkede çıkan huzursuzluk sonrası koltuğunu ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Bunun öncesinde yine 1994 yılında da askeri cunta rejimini iktidardan uzaklaştırmak için yine Amerikan askerleri Haiti'de boy göstermişti.

Obama seçmenleri etkilemeye mi çalışıyor?

O dönemler, ABD, bugün olduğu gibi, kendi çıkarları ve insani nedenlerin karmaşık bir örgüsüyle harekete geçmişti. Batı yarımkürenin en zengin ve en yoksul ülkesinin bir nefret aşkıyla birbirlerine bağlı olduğuna dikkat çeken Berlin Hür Üniversite Latin Amerika Enstitüsü’nden Haiti uzmanı Oliver Gliech, Obama yönetiminin bu adımlarla seçmenleri etkilemeye çalıştığını da düşünüyor.

"Doğal olarak bu öncelikle, Obama yönetiminin insani gerekçelerle aldığı bir karardır. Ancak aynı zamanda, kendi seçmenlerini de hedef alıyor. Obama’nın selefi Bush'un Louisiana'da meydana gelen sel felaketindeki başarısızlığı unutulmamalı. O dönemki kurbanların çoğu siyahîlerdi ki bunlar haliyle, şu anki ABD Başkanı’nın seçmen kitlesini oluşturuyor.“

ABD'nin endişeleri

Yalnız bırakılan bir Haiti’nin, Meksika’nın yanında Amerika kıtasında bir uyuşturucu transfer merkezine dönüşmesi endişesi de bir başka etken. Gliech, ABD’nin askerî operasyonlarını eleştiren çoğu kişinin aksine burada bir “yeni kolonicilik“ dürtüsü görmüyor. Çoğu Haitilinin ABD yardımını memnuniyetle karşıladığına dikkat çekiyor:

"Haiti, yaşadığı acı dolu tecrübeler nedeniyle, ordusunu lağvetti. Sadece polis gücü var… Ancak Haiti polisi de depremden etkilendi ve artık mevcut değil. Doğal olarak ABD ordusu, boşlukları en hızlı bir şekilde doldurabildi.“

29/01/2010 DW

'Sarkozy kan davası güdüyor'

Dominique de Villepin

 

De Villepin'in 2012'de Sarkozy'ye karşı aday olabileceği belirtiliyor

 

 

Fransa'nın eski Başbakanı Dominique de Villepin, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'yi, kendisi aleyhinde, 'kan davası gütmekle' suçladı.

Fransız savcılığı Dominique de Villepin'in, bir zamanlar rakibi olduğu Nicolas Sarkozy'yi karalamak için komplo kurma davasında verilen beraat kararını temyize götüreceğini açıklamıştı.

Paris başsavcısı Jean-Claude Marin, Fransız radyosuna verdiği demeçte, "Bu davada herşey ortaya çıkarılmadı. Gerçeklerin bazı kısımların açığa çıkarılması mümkün. Ne olursa olsun, ikinci bir dava açılacaktır." dedi.

Eski Başbakan Dominique de Villepin de, Sarkozy'nin nefret duygusuyla hareket ettiğini olduğunu belirtti; "Bu siyasî bir karardır. Ve Cumhurbaşkanı Sakozy'nin, üzerine düşen görevleri yerine getirecek yerde, öfke ve nefret duyguları içinde davranmaya devam ettiğini göstermektedir." dedi.

Mahkemeye konu olan ve "Clearstream davası" olarak anılan olay 2004 yılına kadar uzanıyor.

O dönem, Dominique de Villepin'e, aralarında Sarkozy'nin de yer aldığı üst düzey politikacılar ve işadamlarından oluşan bir isim listesinin geldiği, bu isimlerin 1990'da Tayvan'a yapılan bir silah satışından rüşvet aldığı iddia edilmişti.

Bu isimlerin, Lüksemburg merkezli Clearstream adlı bir takas bankasında gizli hesapları olduğu ileri sürülüyordu.

Ancak bir yargıcın listenin sahte olduğu sonucuna varmasından sonra, soruşturmanın yönü değişmiş ve bu iddiayı kimin gündeme getirdiği üzerine odaklanmıştı.

Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı görevlerini yürüttükten sonra 2005'te Başbakanlığa getirilen Dominique de Villepin ve Nicolas Sarkozy, o dönemde, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın halefi olmak için birbirleriyle mücalede ediyorlardı.

Nicolas Sarkozy, adını karalamaya çalıştığı için, Dominique de Villepin'in 'kasap askısından asılacağını' taahhüt etmişti.

'Kötü niyet yok' denmişti

Dominique de Villepin, davada sözkonusu isim listesini yapmakla değil, sahte olduğunu bildiği halde komployu durdurmamakla suçlanıyordu.

Savcılar, suçlamaları reddeden ve Sarkozy'nin kendisinden öç aldığını savunan Dominique de Villepin'e 18 ay tecilli hapis ve 45 bin Euro para cezası verilmesini istiyordu.

Ancak mahkeme, Dominique de Villepin'in kötü niyetle hareket ettiğini gösteren herhangi bir kanıt olmadığına karar verdi ve eski Başbakanı akladı.

Dominique de Villepin'le birlikte yargılanan isimlerden üçüyse suçlu bulundu.

Mahkemenin kararı Dominique de Villepin açısından kişisel bir zafer olarak değerlendirilmişti.

Bu karardan sonra, halen avukatlık yapan eski başbakanın 2012 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde Sarkozy'ye rakip olabileceği belirtiliyor. 29/01/2010

De Villepin aklandı

Zor geçen yılların ardından masum olduğum kabul edildi.

Şu anda, söylenti ve kuşkularla karşı karşıya bırakılan ailemi düşünüyorum.

 

Dominique de Villepin
(Eski Fransa Başbakanı)

 

De Villepin'in 2012'de Sarkozy'ye karşı
aday olabileceği belirtiliyor.

Eski Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, 2007'deki seçim kampanyasını sabote etmek amacıyla Cumhurbaşkanı Nikola Sarkozy'yi karalamak için komplo kurmakla suçlandığı davadan beraat etti.

"Clearstream davası" olarak anılan olay 2004 yılına kadar uzanıyor.

O dönem, De Villepin'e aralarında Sarkozy'nin de yer aldığı üst düzey politikacılar ve işadamlarından oluşan bir isim listesinin geldiği, bu isimlerin 1990'da Tayvan'a yapılan bir silah satışından rüşvet aldığı iddia edilmişti.

Bu isimlerin, Lüksemburg merkezli Clearstream adlı bir takas bankasında gizli hesapları olduğu ileri sürülüyordu.

Ancak bir yargıcın listenin sahte olduğu sonucuna varmasından sonra, soruşturmanın yönü değişmiş ve bu iddiayı kimin gündeme getirdiği üzerine odaklanmıştı.

Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı görevlerini yürüttükten sonra 2005'te Başbakanlığa getirilen De Villepin ve Sarkozy o dönem, Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın halefi olmak için birbirleriyle mücalede ediyordu.

 

'Kötü niyet yok'

De Villlepin, davada sözkonusu isim listesini yapmakla değil, sahte olduğunu bildiği halde komployu durdurdurmamakla suçlanıyordu.

 

Savcılar, suçlamaları reddeden ve Sarkozy'nin kendisinden öc aldığını savunan De Villepin'e 18 ay tecilli hapis ve 50 bin Euro para cezası verilmesini istiyordu.

Ancak mahkeme, De Villepin'in kötü niyetle hareket ettiğini gösteren herhangi bir kanıt olmadığına karar verdi ve eski Başbakanı akladı.

De Villepin'le birlikte yargılanan isimlerden üçüyse suçlu bulundu.

Mahkemenin kararı De Villepin açısından kişisel bir zafer olarak görülüyor.

Bu karardan sonra, şu an avukatlık yapan eski başbakanın 2012 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde Sarkozy'ye rakip olabileceği belirtiliyor. 28/01/2010

Düşen Etiyopya Uçağının Kara Kutusu Bulundu

 

 

Beyrut Havalimanı’ndan ayrıldıktan sonra Lübnan açıklarında denize düşen Etiyopya uçağına ait uçuş kayıtları, uluslararası bir arama ekibi tarafından bulundu.

Güvenlik yetkilileri uçağın kara kutularının havalimanının 10 kilometre batısında, Akdeniz’in yaklaşık 1300 kilometre derinliğinde bulunduğunu açıkladı.

Pazartesi günü Addis Ababa’ya gitmek üzere havalandıktan kısa süre sonra denize çakılan uçaktaki 90 yolcu ve mürettebattan kurtulan olmadı.

Lübnanlı ve Etiyopyalı yetkililer, kazaya pilotaj hatasının sebep olduğunu söylemek için erken olduğunu; kara kutuların incelenmesi gerektiğini belirtiyor.

28/01/2010

Rusya'dan insan hakları atılımı

Rusya Federasyonu Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin(AİHM) işleyişinde reformlar öngören 14’üncü ek protokolünü kabul etti.

 

Rusya böylelikle mahkemeye kendi yargıcını gönderme hakkına kavuşmuş oldu.

Rusya, 47 Avrupa Konseyi üyesi arasında AİHM yargıçların görev yükünü hafifleten ve dava sürecinin hızlanmasını öngören söz konusu protokolü imzalayan son ülke.

27/01/2010

Peres, Alman Meclisi’ne seslendi

 

Peres, Almanya’da Nasyonal Sosyalist rejim döneminde düzenlenen Yahudi Soykırımı’nı ‘ebedi bir uyarı işareti’ olarak nitelendird

 

  Alman Federal Meclisi Başkanı Norbert Lammert (arkada) Yahudi Soykırımı anısının canlı tutulması ve unutulmasına izin verilmemesi çağrısında bulundu

Alman Federal Meclisi Başkanı Norbert Lammert (arkada) Yahudi Soykırımı anısının canlı tutulması ve unutulmasına izin verilmemesi çağrısında bulundu

Nasyonal Sosyalizm kurbanları anıldı

Nasyonal Sosyalizm kurbanları bugün Federal Meclis'te düzenlenen törenle anıldı. Törene İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres de katıldı.

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, soykırım kurbanlarının anıldığı gün Federal Alman Meclisi’ne seslendi. Geçmişten ders alınmasını isteyen Peres, “Bizim için konu intikam almak değil, eğitimdir” ifadelerini kullandı.

Adı Nasyonal Sosyalizm dönemindeki Yahudi Soykırımı ile özdeşleşen Auschwitz kampının müttefik kuvvetler tarafından kurtarılışının bugün 65’inci yıldönümü.  Nasyonal Sosyalizm Kurbanlarını Anma günü dolayısıyla Almanya Federal Cumhuriyeti Meclisi’nde düzenlenen törene İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres baş konuşmacı olarak katıldı.

Peres, Almanya'da Nasyonal Sosyalist rejim döneminde düzenlenen Yahudi Soykırımı’nı ‘ebedi bir uyarı işareti' olarak nitelendirdi. Duygulu konuşmasında İsrail Cumhurbaşkanı, Alman tarihine bakışın kendi tarihine acılı bir bakış anlamına geldiğini belirterek, bir sinagogda öldürülen büyükbabasını şu sözlerle andı:

“Naziler onun insanlığını elinden almak, hayvanlaştırmak istiyorlardı. Onu ve kardeşlerini diri diri yaktılar. Alevler vücudunu sardı ama ruhuna erişemedi.”

Gençlere barış ve uzlaşma çağrısı

Yahudi Soykırımı’ndan alınması gereken derslere değinen Peres, “Bir halkın diğerlerine karşı üstünlük duygusu ve umursamazlığı asla tekerrür etmemelidir” diye konuştu. Genç nesillere de seslenen Peres, gençleri barış ve uzlaşma için çalışmaya çağırdı ve şöyle konuştu:

 

Yahudi soykırımını anma gününü Yad Vaşem soykırım müzesinde geçiren yaşlı bir çift.

 “Yahudi Soykırımı insan vicdanına bir yükümlülük olarak sürekli gözler önünde bulundurulmalıdır. Yaşamın nuruna karşı yükümlülük olarak.”

“Avrupa tarihinden ders çıkarılmalı”

Nobel Barış Ödülü sahibi İsrail Cumhurbaşkanı, Almanya ve tüm dünya devletlerini, halen yaşamakta olan suçlu Nazilerin yargı önüne çıkarılmasını sağlamaya çağırdı. Şimon Peres, Ortadoğu için Avrupa tarihinden çıkarılacak büyük dersler olduğunu da vurguladı:

 “Avrupa topluluğundan almamız gereken dersler var. Avrupa topluluğu, kıtayı binlerce yıllık savaş ve mahrumiyetten kurtarmış, genç insanların, atalarının nefretini dayanışma hissine çevirmelerini mümkün kılmıştır. Bu deneyimden öğrenebilecek çok şey var. Tüm ülkelerin, ebeveynlerinin çatışmalarını gelecek nesiller için barışa dönüştürme arzusunda olduğu bir Ortadoğu'yu hayal edebilmek istiyorum.”

Peres, konuşmasında İran meselesine de değindi ve uluslararası topluluğu İran’ın nükleer programına karşı harekete geçmeye çağırdı.  İsrail’in BM Şartı’nı hiçe sayan ‘fanatik’ bir rejimi reddettiğini belirten Peres, “Nükleer santraller ve nükleer füzelere sahip olan ve bunlarla kendi ülkesini ve başkalarını terörize eden bir rejim dünya için bir tehdittir” diye konuştu.

Tarihçi Tych'in konuşması

Yahudi Soykırımı’ndan hayatta kalan Polonyalı tarihçi Feliks Tych de Federal Mecilis'teki anma töreninde bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:

 “Nasyonal Sosyalist Almanlar’ın, Yahudilerin kökünün kazınması projesini hayata geçirdiği hemen her Avrupa ülkesinde yerli halkın bir bölümü o ya da bu şekilde katliama bulaşmıştır. Bu artık sır değil.” 27/01/2010

 
Frankfurt yakınlarındaki Oder Nehri,

-24 dereceye düşen sıcaklıkların etkisiyle dondu.

27/010/2010

AKPM'de tarihi gün

 

Avrupa Konseyi

 

Avrupa Konseyi bugün tarihi bir güne tanıklık etti. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne (AKPM), kurulduğu 1949 yılından bu yana ilk defa bir Türk parlamenter başkan seçildi.

2003 yılından bu yana AKPM üyesi olan ve 2007 yılından bu yana da AKPM'deki Türk heyetine başkanlık eden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Antalya milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu bugün iki yıllığına AKPM'nin yeni başkanı ilan edildi. Geçen yıl Ekim ayında bu göreve aday gösterilen Çavuşoğlu'na karşı başka bir adaylık başvurusu kaydedilmemiş olduğundan, seçim öğle saatlerinde AKPM'deki gelenek gereği sembolik olarak alkışla yapıldı.  

Türkiye açısından ilk

Çavuşoğlu'nun başkanlığı, bu makama getirilen ilk Türk parlamenter olması bakımından önemli. 1949 yılında kurulan ve Türkiye'nimnde aynı yıl üyesi olduğu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin başına bugüne kadar bir Türk parlamenter seçilememişti. Hatta bugüne kadar bu göreve kimlerin seçildiğine bakılırsa, başkanlık koltuğunun Batı Avrupalı parlamenterlerin tekelinde olduğu görülüyor. Başkanlık koltuğuna bugüne kadar 5 Fransız, 4 İngiliz, 3 İspanyol, 2 Alman, 2 Hollandalı, 2 Belçikalı, 2 Avusturyalı, 1 Danimarkalı, 1 İsveçli ve 1 de İsviçreli oturmuş.

Avrupa'nın İslâm'ı sorguladığı bir dönemde Çavuşoğlu'nun Müslüman kimliği de kaydedilmeye değer bir nokta. Avrupa Konseyi, 11 Eylül olayları sonrasında kültürler ve dinler arası diyaloğun Avrupa'daki düşünsel merkezi işlevi görüyor. Çavuşoğlu'nun başkanlığı bu nedenle Strasbourg kulislerinde Avrupa'nın İslâm dünyasına gönderdiği bir diyalog mesajı olarak algılanmakta. Avrupa Konseyi bu bağlamda Çavuşoğlu sayesinde Avrupa sınırları ötesinde görünürlük kazanmanın hesaplarını da yapıyor. 1968 doğumlu Çavuşoğlu bugüne kadar AKPM başkanı seçilmiş en genç Avrupalı parlamenter olarak da tarihe geçecek.

Çavuşoğlu'nun portresi

Çavuşoğlu, genç yaşta olsa da siyasi gündemi dopdolu bir politikacı. Yurt içinde AKP Dış İlişkiler Koordinatör Başkan vekilliği ve Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığı görevlerini yürütüyor. AKPM'de ise Siyasi İşler ve Denetim Komisyonu üyelikleri, Belarus Alt Komitesi üyeliği, Göç Komisyonu Alt Komite Başkanlığı, “1932-1933 Yılları Arasında Ukrayna’da Kıtlığın Sebep Olduğu Kitlesel Ölümlerin Uluslararası Düzeyde Kınanması (Holodomor) ve Eski SSCB’de kitlesel kıtlığın 75. yıldönümü” başlıklı raporun raportörlüğü ve AKPM’de en büyük üçüncü grup olan Avrupa Demokratlar Grubu başkan yardımcısı ve sözcülüğü yapıyor. Daha önce AKPM Göç, Mülteciler ve Nüfus Komisyonu Başkanlığı yaptı, halen de Bosna-Hersek eş raportörlüğünü yürütüyor. Batı Avrupa Birliği Asamblesi (BAB)  Türk heyeti başkanlğı ve BAB Daimi ve Siyasi Komisyonları'nın üyeliği görevleri de devam etmekte.

Çavuşoğlu'nu yoğun bir dönem bekliyor

Çavuşoğlu, AKPM başkanı olarak, Avrupa Konseyi'nin en görünür ve medyatik isimlerinden biri haline gelecek. Protokol gereği, devlet ve hükümet liderleri düzeyinde AKPM'yi temsil edecek. Bu çerçevede ilk resmi görüşmelerini bu hafta Strasbourg'da, sırasıyla, İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey, İsrail yardımcı dışişleri bakanı Daniel Ayalon, Yunanistan başbakanı Yorgo Papandreu ve İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini ile yapacak. BM, OECD, AGIT, AB gibi uluslararası teşkilatlar düzeyinde AKPM'yi temsil edecek. AKPM adına Avrupa'da ve dünyada meydana gelen önemli olaylar hakkında basın açıklamaları yapacak.

Çavuşoğlu'nun başkanlığını yapacağı AKPM, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da siyasal ve hukuksal standartların oluşmasında oynadığı öncü rolle tanınıyor. Bugün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi Avrupa kıtasının siyasal ve hukuksal yaşamının temel belgeleri AKPM'nin öncülük ve katkılarıyla oluşturuldu. AKPM Avrupa'nın siyasi ve hukuksal kriterlerini hazırlayan makam olarak da anılıyor. Avrupa Konseyi'nde hazırlanan tüm Avrupa sözleşmelerinin AKPM'nin onayını alması gerekiyor.

AKPM'nin görev alanı

AİHM yargıçlarını, Avrupa İnsan Hakları Komiseri'ni ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ni AKPM seçiyor. AKPM, Avrupa ülkelerinin demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti normlarını ölçüyor. Bir ülkenin Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alınmasına karar verebiliyor. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerdeki seçimleri denetliyor. Çok sayıda siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal konuda raporlar hazırlayıp, kararlar alıyor. Bu kararlar temelinde Avrupa Konseyi üyesi devletlerde ortak Avrupa kriterleri uygulamaya konuluyor. Bugün kısaca Kopenhag siyasi kriterleri olarak anılan kriterler, sanıldığı gibi AB'nin değil, Türkiye'nin de 1949 yılından bu yana üyesi olduğu ve oluşumuna katkı sağladığı Avrupa Konseyi'nin ürünü.

AKPM bu işlevi gereği, demokrasi ve insan hakları alanlarında eksikleri olan Avrupa ülkelerini siyasi denetim mekanizmasından geçiriyor. Bugün AB üyesi olan eski Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri de büyük ölçüde AKPM'nin siyasi mekanizması içinde Kopenhag siyasi kriterlerini yakalayabildiler. Türkiye de 1996-2004 yılları arasında bu mekanizmada tutulduktan sonra AB ile katılım müzakerelerine başlayabildi.

AKPM'de irili ufaklı 47 Avrupa ülkesinden 318 asil, 318 de yedek parlamenter görev yapıyor. Bu parlamenterler ülkelerinin ulusal parlamentoları tarafından tayin ediliyor. Türkiye AKPM'de 12'si asil (8 AKP, 2 CHP, 2 MHP), 12 de yedek parlamenterle temsil edilmekte.

Bugüne kadar AKPM üyeliği yapmış ünlü Türk politikacıları arasında Abdullah Gül, Bülent Ecevit, İsmail Cem, Turhan Feyzioğlu, Nadir Nadi, Kasım Gülek, Turan Güneş, Hikmet Çetin, Erdal İnönü, Zülfü Livaneli ve Murat Mercan gibi ismler de bulunuyor. 26/01/2010 dw

hazer.tv - ana sayfa©2005

 

Son Güncelleme:01/09/10