|
Son Güncelleme:01/09/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Ekonomi Haberleri-18 |
||||
|
Önceki Sayfalar |
||||
|
AB, Yunanistan'ı iflasın eşiğine getiren nedenleri belgeledi |
||||||||||
AB, Yunanistan'ı iflasın eşiğine getiren nedenleri belgeledi Yunanistan, 300 milyar Euro dış borç yükü nedeniyle zor günler geçirirken, ülke kaynaklarının nasıl kötü kullanıldığı belgelendi. Avrupa'da en pahalı otoyol inşası için kilometre başına ortalama 20 milyon Euro harcanırken, Yunanistan'da aynı mesafe otoyol için 65 milyon Euro ödeme yapılmış. 2000-2006 yılları arasında Avrupa Birliği (AB) tarafından sağlanan "3. Komite Destek Çerçevesi" adlı mali yardım paketinin nasıl değerlendirildiğine ilişkin AB raporu yayınlandı. Raporda Yunanistan, ülkenin kalkınmasına harcanan altyapı yatırımlarının maliyeti ile projelerin pahalıya bitirilmesi konusunda Avrupa'daki ülkeler arasında bir rekora imza attı. "Büyük İnşaatların Maliyeti ve Verimliliği" başlıklı rapor, Yunanistan'da yapılan altyapı çalışmalarında ülke kaynaklarının kötü kullanılarak adeta çarçur edildiğini örneklerle belgeliyor. Uluslararası krizin etkisi ve uzun yıllardan bu yana ötelenen reformlar nedeniyle tarihinin en büyük borç yükü altında ezilen ülke, AB fonları ile hibe yardım paketlerini adeta 'yollara' saçmış. AVRUPA'DA 20 YUNANİSTAN'DA 65 MİLYON EURO 2000-2006 yıllarını kapsayan ve AB'den alınan en büyük maddi destek paketini oluşturan "3. Komite Destek Çerçevesi"nde Yunanistan, 26 milyar Euro mali yardım kullandı. Aynı zaman diliminde kamu kaynaklarıyla birlikte ülkenin kalkınması ve gelişmesi için yapılan projelerin toplam maliyeti ise 51 milyar Euro'yu geçti. Raporda Yunanistan'da bitirilen ve kaynağın tüketilmesi yüzünden durma noktasına gelen altyapı çalışmalarında müteahhit, şirket ve diğer kuruluşların devletin kaynaklarını nasıl tüketme yoluna gittiklerini 'ilk defa' örnekleriyle açıklıyor. Avrupa'da en pahalı proje için devlet her bir kilometre otoyolu 20 milyon Euro'ya inşa ederken, Yunanistan'da aynı yol için 65 milyon Euro harcama yapılıyor. Yani Avrupa'da ödenen miktarın en az 2,5 katı kadar para ödeniyor. AB'de buna benzer yatırımların çoğu için kilometre başına ortalama 5 milyon Euro harcandığının altı çiziliyor. Yunanistan'da 2000'li yıllarda inşa edilen binlerce kilometre otoyol nedeniyle ülke kaynaklarının büyük oranda heba edildiği vurgulanıyor. Raporu hazırlayan yetkililere göre, kamu kaynaklarının kötü değerlendirilmesi sonucu sadece yüzde 25 ila yüzde 50'si bu tip harcamalara giden devlet bütçesindeki maliyet artmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin ihtiyacı olan daha başka projelerden yoksun bırakılması ile bunların kağıt üzerinde kalmasına neden oldu. Kaynakların israfı sonucu yerine getirilemeyen 6 milyar Euro değerindeki proje, 2007-2013 yıllarını kapsayan AB'nin 4. destek paketine kaydırılmak zorunda kaldı. PROJE MALİYETLERİ GİZLENDİ Yunanistan'ı bir baştan bir başa bağlayan ve AB'nin ülkeye en büyük armağanlarından biri olarak değerlendirilen Egnatia Otobanı'nın her kilometresinin maliyeti 65 milyon Euro'ya mal oldu. Bu süreçte çoğu projenin değerlendirilmesine ilişkin kurumlar gerekli bilgileri vermekten kaçındı. Aynı zaman diliminde 173 projeden 28'i ise yarım kalan projeler oldu. Bunlar da AB'den sağlanacak 4. destek paketindeki fonlarla tamamlanacak. Rapora göre, bir projenin ise hiç hayata geçirilmediği ancak inşası için sağlanan kaynakların diğer otoyol 'açıklar'ının kapatılması için oluşturulduğu tespit edildi. Bir başka altyapı yatırımı için de değerinin çok üzerinde harcama yapıldığı belirlendi. Kifisos otoyolunun yapımı için kilometre başına 26-27 milyon Euro harcama yapılması hesaplandı. Ancak bu projenin sadece inşa maliyeti (vergi vs. gibi diğer harcamalar hariç) 36 milyon Euro'ya ulaştı. Attika otobanı da 9 milyon Euro hesaplandı, sadece inşa maliyeti yüzde 100'ü geçerek 20 milyon Euro'ya bitirildi. Diğer projelerde de hesaplamaların üzerinde küçük çaplı fazlalıklar tespit edilirken, az sayıda proje ise hesaplanan maliyetin altında bir bütçeyle tamamlandı. PROJELER ZAMANINDA BİTİRİLEMEDİ Bir diğer ilginç sonuç ise gerçek değerinin yaklaşık 3 katına bitirilen altyapı projelerinin zamanında bitirilememesi oldu. Demiryolu ağı inşa çalışmalarının yüzde 24,4'ü, otoyolun yüzde 17,8'i, tramvay ve metronun yüzde 13,2'si ve enerji yatırımlarının ise yüzde 12,6'sının bitirilmesinde gecikmeler yaşandı. (CİHAN) 23/12/2009 |
||||||||||
|
Irak Shell ile Malezyalı Petronas'ın İşletme İznini Onayladı |
||||||||||
Irak Hollanda’nın Royal Dutch Shell ile Malezya’nın Petronas şirketinin ülkenin en büyük petrol sahasını ortaklaşa işletme iznini onayladı.
Sözleşme, bu şirketlere, güneydeki Mejnun petrol sahasını 20 yıl süreyle işletme izni veriyor. Shell kardan yüzde 60, Petronas ise yüzde 40 pay alacak. Mejnun sahasının 12 buçuk milyar varilden fazla rezerve sahip olduğu bildiriliyor. 18/01/2010 VOA |
||||||||||
|
Milli geliri nasıl hesaplayalım? |
||||||||||
|
Alman Federal İstatistik Kurumu Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın geçen yıl %5 oranında azaldığını duyurdu. Ancak ekonomik karşılaştırmalarda GSYH yerine Refah Endeksi’nin esas alınmasını savunanların sayısı artıyor. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla rakamları, bir önceki yılın rakamlarıyla kıyaslandığında kimini sevindirir, kimini ise üzer. İktisat ilminde GSYH’nin karşılığı, ‘ekonomide yerleşik olan üretici birimlerin, yurtiçi faaliyetleri sonucu yaratmış oldukları bütün mal ve hizmetlerin değerleri toplamından bu mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan girdiler toplamının düşülmesi sonucu elde edilen değerdir’. Yani bir ülke ekonomisinin bir yılda ürettiği mal ve hizmetlerin toplam değeri, o ülkenin ekonomik gücünü gösterir. Milli ekonomilerin gerçek durumu Bu rakam nüfusa bölündüğünde, Lüksemburg’un, kişi başına 102 bin Dolarla, dünyanın en zengin ülkesi olduğu ortaya çıkıyor. Almanya açık arayla ve kişi başına 40 bin Dolar’la milli gelir sıralaması 18.’si. Dünyanın en fakir ülkesi Burundi yılda kişi başına 109 Dolar’lık yurtiçi gelir yarattığı için sıralamanın sonunda yer alıyor. Bu rakamlar acaba milli ekonomilerin gerçek durumunu yansıtmaya yetiyor mu? Hesaplamaya dahil edilen ya da edilmeyen bazı faktörler yüzünden GSYH sık, sık eleştiriliyor. Dünya ekonomik krizinden önce Amerikan ekonomisi çoğu Avrupa ülkesinden daha hızlı büyüyordu. Hem büyümenin hem de ekonomik krizin nedeni, davranışlarıyla tüketimi körükleyen ama tükettiğini ödeyemeyen hanelerin aşırı derece borçlanmasıydı. Trafik tıkandığında yolda duran otomobiller daha fazla yakıt tükettikleri için verimi arttırır. Bir tankerin kaza sonucu denize sızdırdığı petrolün temizlenmesi de milli geliri arttırır. Grip salgını, aşı talebini arttırmak suretiyle yurtiçi hasılanın artmasına yardımcı olur. Almanya’nın Kiel kentindeki dünya ekonomik araştırmalar enstitüsünün konjonktür uzmanı Alfred Boss şimdiye kadarki yurtiçi hasılanın diğer zayıf noktalarını şöyle sıralıyor: “Nüfus, son derece önemli bir faktör. Sonra, ‘kendin yap’ var, kaçak çalışma var. Ve bir de zaman faktörü var. Yurtiçi hasılanın kaç saatlik çalışmayla yaratıldığı, son derece önemli. Milli geliri yaratan insanların kendilerine ne kadar boş zaman ayırabildikleri ya da belli bir bölgede çevrenin ne kadar kirletildiği de hesaba katılmalı.” Sarkozy’nin teklifi Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bütün Avrupa'da geçerli olacak bir refah göstergesi hazırlanmasını önerdi. Bu göstergenin halkın, huzur, mutluluk ve sıhhatini dikkate alması ve ayrıca üretimin çevreyle ne kadar uyumlu olduğunu göstermesi gerektiğini belirten Sarkozy, fahri çalışma, ev işi ve kamu hizmetlerinin iyi verilip verilmediği gibi faktörleri de refah göstergesine aldırmak istiyor. Fransa cumhurbaşkanı refah endeksinin gerçeği, klasik gayri safi yurtiçi hasıladan daha iyi yansıtacağı görüşünde. Alman konjonktür uzmanı Alfred Boss Nicolas Sarkozy’nin görüşlerine katılıyor. Boss, GSYH’nin uygun bir gösterge olma özelliğini kaybetmediğini ama eksiklerinin giderilmesi gerektiğini söylüyor: “Örneğin bir ülkedeki sağlık hizmetlerinin genel halk sağlığı üzerindeki etkisi, ya da belli bir bölgede çevre sağlığının korunup korunmadığı hakkında bilgi toplanabilir. Bir ülkede çalışmaktan yaşamaya ne kadar zaman ayrılabildiği de önemli. Bütün bunlar hesaplara dahil edilebilse, ortaya çok daha gerçekçi ve arzulanan bir tablo çıkar.” Milli gelir hesaplamalarının yeni bir niteliğe kavuşması zaman alacak. O gün gelene kadar da GSYH’nin gösterdiği gelişmeye kimi zaman üzülecek, kimi zaman sevineceğiz. 14/01/2010 |
||||||||||
|
Çin'deki Yabancı Yatırımlar İki Katına Çıktı |
||||||||||
Çin ekonomisinin düzeleceğine inanan yabancı şirketler bu ülkedeki yatırımlarını geçen ay iki katına çıkardı. Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü Yao Jian, Çin’e yabancı yatırımın Aralık ayında yüzde 103 oranında artarak 12 milyar 100 milyon dolara çıktığını söyledi. Sözcü, son beş ay içinde giderek artan yabancı yatırımın büyük oranda üretim ve hizmet sektörüne yapıldığını bildirdi. Son aylardaki artışa rağmen, 2009 yılı genelinde, Çin’deki yabancı yatırım oranı yüzde 2 virgül 6 oranında düşüş kaydetti. Çin bu aybaşında otomobil pazarında Amerika’nın, ihracatta ise dünya şampiyonu Almanya’nın önüne geçmişti. Rekor düzeyde yabancı kur rezervine sahip olan Çin, 2 trilyon 200 milyar dolarlık rezervin 800 milyar dolarını Amerikan devlet tahvillerine yatırmış bulunuyor. 15/01/2010 voa |
||||||||||
|
Venezuela'da en az 200 şirkete el kondu |
||||||||||
Venezuela hükümeti, ülkenin para birimi bolivar'ın altı gün önce devalüe edilmesinden bu yana, kar sağlamaya çalıştığı düşünülen 200'den fazla şirkete el koydu. Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, ayrıca fiyatları aşırı biçimde artırmakla suçlanan şirketleri kamulaştırma tehdidinde bulundu. Bu durumdan şimdiye kadar en fazla etkilenen şirket Fransız süpermarket zinciri Exito oldu, şirketin bir çok kentte bulunan süpermarketleri, geçici olarak kapatıldı. BBC muhabiri, yeni sistemin nasıl işlediğinin henüz yeterince anlaşılamadığı yorumunu yaptı. Venezuelalılar, devalüasyon öncesi dükkânlara akın ederek başta elektronik eşyalar olmak üzere ithal malları stoklamaya başlamıştı. Chavez, para birimleri bolivar'ın değerini en az yüzde 17 oranında düşürerek rekabeti artırmayı ve ithal mallara bağımlılığı azaltmayı umduklarını söylüyor. Ancak bazı ekonomi çevrelerine göre bu durum, zaten yüzde 25'lere fırlamış olan enflasyonu daha da körükleyecek. Zamlara karşı önlem Venezuela Bolivarı'nın hükümetçe belirlenen değeri, 2005 yılının Mart ayındaki son devalüasyondan bu yana, 2,45 ABD Doları civarında. Chavez'in açıklamasına göre bundan böyle iki farklı döviz kuru kullanılacak. Venezuala Bolivarı, öncelikli ithal mallar için 2,60 dolardan, diğer önceliği olmayan ve lüks tüketim malları için ise 4,30 dolardan işlem görecek. Bu da, neredeyse yüzde 50 oranında devalüasyon anlamına geliyor. Chavez, iki döviz kurunun "çok gerekli olmayan ithal malları sınırlayarak ihracat politikasını canlandıracağını" savundu. Venezuela'da ekonomi alanında çalışan düşünce kuruluşlarından Cendas'ın direktörü Oscar Meza ise bunun yıllık enflasyon oranlarını yüzde 33'ün üzerine taşıyacağı görüşünde. 14/01/2010 |
||||||||||
|
EMEKLİ MAAŞLARINDA Kİ ARTIŞLAR |
||||||||||
|
Zam, kanun değişikliği gerçekleşmediği için bu ayki emekli maaşlarına yansımadı. Dün zamlı maaşını çekmek için gittiği bankada sadece ocak ayındaki yüzde 4,6'lık enflasyon oranındaki artışla yetinmek zorunda kalan emekli, iki aylık maaş farkını şubat ayında alacak. Emekli maaşlarında seyyanen artış getirecek olan yasa değişikliği ise dün Meclis'e sevk edildi. Komisyonda görüşülebilmesi için gerekli 48 saatlik süre geçmesinin ardından düzenleme süratle yasalaştırılacak. Zamlı maaş beklentisiyle dün bankaya giden emekliler, sürprizle karşılaştı. Yasa çıkmadığı için maaş zammının sadece enflasyon oranındaki bölümü maaşlarına yansıdı. Aksaklığın sebebi, emekli maaşlarını düzenleyen 5510 sayılı yasa. 5510 sayılı yasaya göre emekli maaşlarına enflasyon oranında zam yapılması gerekiyor. Bu oranın üzerindeki bir artış için yeni yasal düzenleme şart. Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı zamlar enflasyon üzerinde olduğu için yeni yasal düzenleme yapılmadan maaş zamları hesaplara yatırılamadı. 7,3 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisi, maaş zammının yaklaşık yarısını alabildi. Örneğin 608 lira emekli maaşı alan işçi emeklisi 63 TL zam bekliyordu. Ancak bankaya gittiğinde bu zammın sadece 4,6'lık enflasyona denk gelen 27 lirasının hesabındaydı. Kalan kısmı şubatta fark olarak alacak. Yeni bir gecikmeye yol açmamak için yasanın en geç 5 Şubat'a kadar Resmî Gazete'de yayımlanması gerekiyor. Emekli maaşlarıyla ilgili yasanın hafta sonuna kadar Meclis'ten geçmesine kesin gözüyle bakılıyor. Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı maaş düzenlemesine göre emeklinin aylığı ocak itibarıyla 63 ile 101 lira arasında arttı. Temmuzda enflasyon oranında yeni bir artış daha yapılacak. Böylece en düşük işçi emeklisi maaşı 601 liradan 663 liraya, en düşük esnaf emeklisi maaşı 476 liradan 538 liraya yükseldi. Zamla en düşük tarım SSK'lının maaşı 403 liradan 480 liraya çıktı. En düşük Tarım Bağ-Kur emeklisinin aylığı da 306 liradan 380 liraya yükseldi. |
||||||||||
|
MEMUR EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ARTIŞ
Diğer memur emeklileri ise Merkezi
Yönetim Bütçe Kanununa bağlı olarak maaş zammı alacak. 14/01/2010 |
||||||||||
|
işçi emeklilerinin ise,
T.C. 05/01/2010
Yapılacak olan bu
artışlarla, dosya bazında emeklilerimizin aylık dilimleri itibariyle
|
||||||||||
|
Obama kurtarma paralarını geri istiyor |
||||||||||
ABD Başkanı Barack Obama, finansal krizin zirve yaptığı dönemde finansal şirketlerin batmasını önlemek amacıyla kullanılan kamu kaynaklarını geri almak için bu şirketlere vergi koymak istediklerini söyledi. Obama, Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı'nda (TARP) ortaya çıkacağı tahmin edilen zararları karşılamak için finansal şirketlerden vergi alınmasıyla ilgili dün Beyaz Saray'da yaptığı açıklamada, ''Paramızı geri istiyoruz ve onu alacağız'' dedi. 15/01/2010
|
||||||||||
|
Türkiye ve Rusya enerjide işbirliğini derinleştiriyor |
||||||||||
|
Rusya ile Türkiye enerji alanında işbirliğini derinleştirme adımları atıyor. Rusya'nın başkenti Moskova'da bir araya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Başbakanı Vladimir Putin, ''Türkiye'de Nükleer Santral Tesisi Konusunda İşbirliği Ortak Beyannamesi'' metnini imzaladı. Putin, Orta Asya ve Hazar havzası petrollerini Türkiye üzerinden dünyaya piyasalarına ulaştırmayı hedefleyen Trans Anadolu Ham Petrol Boru Hattı Projesi'nin İtalya'nın da katılımıyla ilerleyebileceğini belirtirken, bu amaçla üçlü bir devletlerarası anlaşma imzalanmasını önerdi. Putin, Rus doğalgazını Karadeniz altından Avrupa'ya ulaştıracak Güney Akım konusunda da Türkiye'nin gösterdiği kolaylığa teşekkür etti. Rusya Başbakanı, Karadeniz'in dibi ile ilgili çevre değerlendirme raporunun yüzde 100, jeolojik sismik çalışmaların da yüzde 80-85 oranında tamamlandığını kaydetti. Bu çalışmaların tamamlanmasının ardından rapor haline getirilerek Türk tarafına sunulacağını ifade eden Putin, öngörülen süre olan 10 Kasım 2010'a kadar Türkiye'nin değerlendirmesini yapıp, çalışmalar için müsaadelerini vereceğini söyledi. 13/01/2010 DW |
||||||||||
|
Japon Havayolları hisselerinde sert düşüş |
||||||||||
Japon
Havayolları'nın (JAL) hisselerinin bugün yüzde 45 oranında Hisse senetlerinin şirket tarihinin en büyük düşüşünü sergilediği, bu duruma Amerikan Havayolları'nın yatırım teklifini artırma önerisinin de engel olamadığı belirtiliyor. Amerikan Havayolları, yatırım teklifini 1 milyar ABD dolarından 1,3 milyar dolara çıkardığını açıklamıştı. Amerikan havayolu şirketi, hayli kar getiren Asya pazarında en büyük havayolu şirketi konumundaki JAL ile işbirliğine istekli. Amerikan Havayolları, JAL'in, British Airways ve Qantas'ın da parçası olduğu Oneworld ittifakı içinde kalmasını istiyor. İşten çıkarmalar Bu arada JAL'ın mevcut ve eski çalışanları, şirketin emeklilik fonu ödemelerinde kesintiye gitme planlarını kabul etti. Fonda 3,6 milyar dolarlık açık bulunduğu belirtiliyor. Bu kesintilerin, şirketin hükümet desteği alabilmesi için kritik önem taşıdığı biliniyor. BBC Asya uzmanı Roland Buerk'in aktardığına göre Japon hükümeti bir süredir Japon Havayolları'nın ayakta kalması için mücadele ediyor ve dev borçlarını kimin ödeyeceği konusunda anlaşmazlık yaşıyordu. Buerk nihayetinde vergi mükellefleri, hissedarlar, çalışanlar ve emekliler de dahil olmak üzere herkesin bu süreçte rol oynamasına karar verildiği yorumunu yaptı. Japon Havayolları'nın hükümet desteği alıp alamayacağı Ocak ayının sonlarında belli olacak, ancak bu kapsamda 49 bin kişilik personelin üçte birinin işine son verilebileceği konuşuluyor. 12/01/2010 |
||||||||||
|
Sahte Euro banknotlara dikkat |
||||||||||
Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da sahte banknot hacmi, bir önceki yıla göre yüzde 30 arttı. Piyasada en fazla 50 euroluk sahte banknotlara rastlanılıyor. Dolandırıcıların Almanya’da piyasaya sürdükleri sahte para miktarı 2009’da bir yıl öncesine kıyasla daha fazlaydı. Almanya Merkez Bankası artış oranının yüzde otuzu aştığını ve sahte Euro banknotlarının adet olarak 41 binden, 52 bin 500’e çıktığını bildiriyor. 2004 yılında ise piyasaya 80 binin üzerinde sahte banknot sürülmüştü. Sahte banknotların yol açtığı maddi zarar 400 bin azalarak 3,1 milyon euroya düştü. Merkez Bankası 100 ve 200’lük sahte banknot miktarının azaldığını ve piyasaya en çok 50’lik banknotların sürüldüğünü saptamış. Kalpazanların yeni numarası Cüzdanında sahte banknota rastlayanın bu parayı Merkez Bankası’na götürüp gerçeğiyle değiştirme imkânı yok. Çoğunluğunu 50’lik banknotların oluşturduğu sahte para miktarının artmasına rağmen, piyasadaki kalp paranın yol açtığı zarar 2009’da üç milyon euroya düştü. Merkez Bankası para analizleri uzmanı Rainer Elm bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Bunun başlıca nedeni, kalpazanların son zamanlarda 100 ve 200 yerine 20 ve 50’lik banknot basmaya başlaması. Bu durumda aynı kârı, daha fazla sahte banknot çıkararak yapabiliyorlar. Banknotların küçülmesi, sahte paranın yol açtığı zararı azalttı. Piyasaya tek bir yüzlük banknot sürerek verilen zararın aynısını vermek için iki ellilik basmak gerektiğinden, miktar artarken zarar hemen, hemen değişmiyor.” Kriz dönemlerinde artıyor mu? 2009 yılında Almanya’da piyasaya sürülen sahte banknotların yaklaşık yarısı ellilik. %28’i ise yirmilik Euro idi. Sahte madeni paranın %81’i ise iki Euro’luklardı. Merkez Bankası bundan beş yıl önce 81 bin sahte banknota el koymuş, ileriki yıllarda azalan banknot adedi son zamanlarda yeniden artmaya başlamıştı. Merkez Bankası uzmanı Elm, “ekonomik canlanma dönemlerine yavaşlayan sahte banknot matbaalarının kötü dönemlerde hızlandığı” tezinin doğru olmadığını ve sahtekârlıktaki dalgalanmaların aslında polisin kalpazanlıkla mücadeledeki başarısıyla ilgili olduğunu belirtiyor: “Geçen yıllarda ve özellikle de 2004’de Baltık ülkelerindeki kalpazanlar son derece faaldiler ve Almanya’da örgütlenmişlerdi. 2005 yılında polis bu çeteleri dağıttıktan ve yurt dışında da sahte para atölyeleri ortaya çıkarıldıktan sonra Almanya bu bakımdan rahat birkaç yıl geçirdi. Sahte para miktarı yarıya indikten sonra yeniden artmaya başladı.” Almanya dışından getiriliyor Almanya’da piyasaya sürülen sahte paranın büyük bölümü yabancı ülkelerde basılıyor. İtalya, İspanya, Sırbistan ve Bulgaristan’daki kalpazanların pazarı Almanya’ydı. Almanya’da geçen yıl 10 bin kişiye 6 sahte banknot düşüyordu. Euro bölgesinin toplamında ise bu oran 27’i bulmaktaydı. Merkez Bankası Almanya’daki gerilemenin aydınlatma kampanyasıyla ve paranın sahte olup olmadığının anlaşılması için esnafın bilgilendirilmesiyle de ilgili olduğunu tahmin ediyor: “Merkez Bankası ticari kuruluşlara ve öncelikle de bankalara kalp parayı teşhis eğitimi veriyor. İki saatlik kursun sonunda hangi banknotun sahte olduğunu anlamak kolaylaşıyor. Geçen yıl banka şubelerinde düzenlediğimiz kurslarla 25 bin veznedar katıldı.” Rainer Elm bu rakamın daha da arttırılabileceğini belirtirken, kalpazanlığın verdiği ticari zararın kredi ve banka kartı sahtekârlığının yol açtığı zarardan çok daha az olduğunu da sözlerine ekliyor. 12/01/2010 DW |
||||||||||
|
Çin, nasıl ihracat şampiyonu oldu? |
||||||||||
Almanya, ihracat şampiyonluğunun yedinci yılında artık bu sıfatı taşıyamaz hale geldi. Wiesbaden’deki Federal İstatistik Bürosu, Çin’in dünya ihracat sıralamasında ilk kez birinci sırada yer aldığını açıkladı. Çin, 2009’da ilk kez ihracat şampiyonu oldu. 746 milyar euroluk ihracat toplamıyla, bu yıl 734 milyar euroluk ihracat yapan Almanya’yı da geçti. Şangay’daki Alman Ticaret Odası’nın yönetim kurulu üyesi Ulrich Maeder, sıralamanın çok önemli olmadığını düşünüyor: "Kesinlikle o kadar önemli değil. Çin’in 1 milyar 300 milyonluk nüfusu var. Bizim nüfusumuz ise 80 milyon. Almanya en istikrarlı ekonomi politikasına sahip ve benim görüşümce dünyanın da en istikrarlı ülkesi. Almanya’nın herhangi bir şekilde kötümser bir tablo çizmesi için hiçbir neden yok. Sayısal olarak birinci ya da ikinci sırada olması aslında hiç rol oynamıyor.“ Pek çok Alman işadamı aynı görüşü paylaşıyor. Maeder, 30 yıldan uzun bir süredir Çin’de bir tekstil fabrikası işletiyor. Bu işadamı Almanların dünya ihracat birinciliğini Çin'e kaptırmasını bu kadar sakin karşılamalarında Çin'in ihracat istatistiğine Çin’de üretim yapan yabancı firmaların da dâhil edilmesinin rol oynadığını söylüyor. Çin'de iç ekonomiyi canlandırma çabaları Ancak ihracat şampiyonu olmak ya da olmamak Çin’de Almanya’daki kadar soğukkanlılıkla karşılanmıyor. Orada ihracata bağımlılığı azaltmak ve zayıf olan iç ekonomiyi güçlendirmek konuları daha çok gündemde. Çin’deki Avrupa Ticaret Odası Başkanı Jörg Wuttke, bunun uzun süreli ve önemli bir proje olduğunu belirtti: "Çin’de bunu tarif eden çok güzel bir resim var: Biri kaplanın sırtında oturur ve bunun çok sağlıklı olmadığını bilse de nasıl inmesi gerektiğini kestiremez. Oluşturulan bu sistem, ihracatı destekliyor ve pek çok iş fırsatı da mevcut. Ancak bu tabii Avrupa ile aşırı ticaret fazlasına da yol açıyor. Saat başı 17 milyon euro. Bu tabii ki parayla ne yapacağınıza dair bir sorun. Bu nedenle Çin, özel tüketimi artırmaya başlamalı. Çünkü sonunda Çin para biriminin değerini artırmaktan başka çareleri kalmayacak.“ Krizde yüzde 18 kayıp yaşandı Çin ve Almanya, ekonomik krizde ihracat güçlerini yaklaşık yüzde 18 oranında yitirdi. Alman İhracatçılar Birliği, bir kaç gün önce, rekabete rağmen, Çin’i çok dinamik bir müşteri olarak tanımladı. Kimya firması BASF’ın Asya Müdürü Martin Brudermüller, kimyacılığı bu dinamizme örnek gösteriyor: "Bizim için en önemli pazar Çin. Bugün kimya pazarının yaklaşık yüzde 50’si Asya’da bulunuyor. Bu oran gelecek yıllarda daha da artacak. Ayrıca geçen yıllardaki en yüksek büyüme oranları da Çin’deydi. Bu açıdan bakınca, Hindistan ile Çin arasındaki makas kapanmak yerine açılıyor.“ Çin'deki otomotiv şirketleri İkinci örnek ise otomotiv sektörü. Volkswagen, Çin’de satılan 1 milyon 400 bin otomobilinin çoğunu bu ülkede üretiyor. Ancak Çin'deki Volkswagen şirketinin genel müdürü Winfried Vahland, 2009’da Almanya’dan yapılan ithalatın da büyük artış kaydettiğini söylüyor: "Şu çok aşikâr ki, bu yıl 30 binden daha fazla araç ithal edeceğiz. Bunlar sıradan araçlar değil tam tersine Avrupa’dan özellikle Almanya’daki merkezden ithal ettiğimiz lüks araçlardan oluşuyor. Bizim büyümemiz Alman işletmelerinin de büyümesi demektir. Alman firmaları, Çengdu’daki ortaklığımıza milyonlarca sipariş gönderiyor.“ 10/01/2010 DW |
||||||||||
|
Dünyanın en büyük ihracatçısı Çin |
||||||||||
Çin, Alman ulusal istatistik bürosunun açıkladığı son verilerin ardından Almanya'yı geçerek dünyanın en büyük ihracatçısı konumuna ulaştı. Çin'in bu yıl Japonya'yı geçerek dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geleceği tahmin ediliyor Geçen yılın ilk 11 ayında, Çin'in ihracat değeri 1,07 trilyon doları bulurken; Avrupa'nın en büyük ekonomisine sahip ülkesi olan Almanya'nın ihracatı, 1,05 trilyon dolarda kaldı. Çin'in ihracat şampiyonluğu, Almanya'nın 9 Şubat'ta, 2009'un tamamı için ticaret rakamlarını açıklamasıyla kesinleşecek. Ancak uzmanlar Aralık ayı rakamlarının, bu sıralamayı değiştirecek kadar farklı olmasını beklemiyorlar. Bu gelişmenin, başka kurumlarca da doğrulanması halinde, Çin'in küresel konumunu daha da güçlendirmesi bekleniyor. Alman ekonomisinde tablo Zira Çin'in bu yıl, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumundaki Japonya'nın yerini alması bekleniyor. Ekonomi uzmanları, hükümetin Çin ekonomisine aktardığı büyük ölçekteki kaynakların, Çin'in küresel resesyondan çıkmasına yardımcı olduğu görüşünde. Gerek Almanya gerekse Çin'de ekonomik büyüme ihracata dayanıyor. Bazı çevreler bu durumun küresel bazda yaşanan dengesizliklere de katkısı olduğunu savunarak Almanları daha fazla tüketmeye, Çinli yetkilileri de para birimi Yuan'ın dolar karşısında serbestçe hareket etmesine izin vermeye çağırıyor. Öte yandan Almanya'nın Kasım ayı ihracatı, art arda üç ay boyunca yükseldikten sonra, Ekim ayına kıyasla yüzde 1,6 artarak, 70,6 milyar Euro’ya; bir başka deyişle 101 milyar ABD dolarına ulaştı. Bu artış, Almanya'da inişli çıkışlı bir tablo sergileyen ekonomik iyileşme sürecine ilişkin kaygıları da hafifletmişe benziyor. Aynı zamanda ithalat rakamları yüzde 5,9 düşerek 53,4 milyar Euro'ya geriledi. Bu durum Almanya'nın dış ticaret fazlasını son 17 ayın en yüksek seviyesine taşıdı. Çin yurtdışına elektronik araçlar ve tekstil ürünleri; Almanya ise otomobil, kimyasal ürünler ve özel makine parçaları ihraç ediyor. Avrupa'nın en büyük ekonomisi konumunda olan Almanya, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşadığı en büyük resesyondan çıkmaya başlarken, ekonomisinin 2009 yılında yüzde 5 oranında küçüldüğü tahmin ediliyor. Almanya Merkez Bankası, 2010 yılı için büyüme rakamlarını yüzde 1,6 olarak öngörüyor. Geçen yıl yüzde 8'in üzerinde büyüme kaydettiği düşünülen Çin ise 2010 için yüzde 9,5 büyüme bekliyor. 08/01/2010 |
||||||||||
|
Enerjide Norveç mucizesinin sırrı |
||||||||||
Norveç, modern sanayi ülkeleri arasına girmesini öncelikle barajlardan elde ettiği ucuz hidrolik elektrik enerjisine borçlu. İskandinav ülkesi, geliştirdiği yeni projelerle diğer Avrupa ülkelerine örnek oluyor. Dağlar ve fiyortlar ülkesi ilkbaharda eriyen kar sularıyla sonbaharda aralıksız yağan yağmurunu yüzlerce baraj gölünde topluyor. Norveç elektrik ihtiyacının yüzde 98’ini hidroelektrik santrallerinden karşılıyor. Almanya’nın ihtiyaç fazlası rüzgâr enerjisini Norveç’e taşıyıp ihtiyaç halinde Norveç barajlarından elde edilen elektriği Almanya’ya getirecek olan deniz dibi kablosunun döşenmesiyle bu oran yüzde 100’ün de üzerine çıkacak. Kuzey denizi açıklarında dikilmekte olan yüzlerce rüzgâr türbininin randıman vermesi, rüzgârın esmesine bağlı. Elektrik şebekesinde de dalgalanma olmaması ve hatlardan hep aynı miktarda elektrik geçmesi gerektiği için, ihtiyacın üzerinde elektrik üretilmesi problem doğurabiliyor. Bu nedenle Norveçli elektrik şirketleri ek barajlar inşa ediyor, mevcut barajları yüksek randımanlı türbin ve jeneratörlerle donatıyor. Çevre dostu elektrik ticareti, Norveç'teki çevre örgütleri tarafından da destekleniyor. 245 kilometrede 8 baraj Roald Tjorteland Otra Nehri üzerindeki barajın duvarından vadiyi süzüyor. Nomeland hidroelektrik santralı, daire şeklindeki pencereleri, gotik tarzındaki cephesi ve dik duvarlarıyla bir katedrali andırıyor. “Eskiden estetik güzellik için paraya kıyılırdı. Norveç ucuz elektrik sayesinde sanayileşti. Elektriğimizin yüzde 98’ini barajlardan kazanıyoruz. Su biz Norveçliler için çok önemlidir.”
Dağlardaki kaynağından Kuzey Denizi’ne döküldüğü Kristiansand’a kadar, 245 kilometre uzunluğundaki nehrin üzerinde sekiz baraj inşa edilmiş. Tjorteland ve teknisyen arkadaşları jeneratörleri çeviren su türbinlerini uzaktan kumanda ile ihtiyaca göre birkaç dakikada devreye sokabiliyor ya da kapatabiliyor. Tjorteland 1920 yılında inşa edilen Nomeland santralının Norveç’in en eski ve en dayanıklı barajlarından biri olduğunu anlatıyor. “Bu, 1920 yılından beri arızasız çalışan Francis türbinlerinin kumanda kürsüsü. Düşüş yüksekliği 20 metre ve saniyede 180 metreküp su veriyor. Yılda 170 gigavat saat, yani 15 bin hanenin ihtiyacını karşılayacak kadar elektrik üretiyor.” Enerji piyasasının liberalleştirilmesinden sonra bir zamanlar elektrik tekelini elinde bulunduran şirketler elektrik ticaretine başladı. Agder Energi adlı elektrik şirketinin analiz uzmanı Siw Skogestad önündeki ekranları kaplayan tüketim, üretim, rüzgâr elektriği, dalga yüksekliği, büyük müşterilerin sipariş miktarı ve teknik arızalarla ilgili rakamları dikkatle inceliyor. “Fiyat çeşitli faktörler tarafından belirleniyor. Danimarka’daki rüzgâr parklarının kapasitesi, barajların su seviyesi ve hava tahminleri gibi. Üretimi son derece esnek yönlendirme lüksümüz var. Rüzgâr sert estiğinde, hidrolik elektriği düşürüyoruz.” Almanya’da durum Almanya ise çevre dostu enerjiye geçişin henüz başlarında. Almanya toplam enerji ihtiyacının yüzde 15’ini rüzgâr, güneş ve biyo kütleyle karşılıyor. 2020 yılında bu oranın yüzde 50’ye çıkarılması hedefleniyor. Öncelikle rüzgâr enerjisine ağırlık veren Alman şirketleri açık denizlerde dev rüzgâr türbinlerinden oluşan enerji parkları kuruyor. Ama rüzgâr enerjisinin fazlası problem olabiliyor. Rüzgârın artmasıyla yel değirmenleri birkaç dakika içinde yüzlerce megavatlık ihtiyaç fazlası elektrik üretiyor. Elektrik şebekesinin zarar görmemesi için rüzgâr türbinlerini kısmen kapatmak gerekiyor. Nor-Ger adlı uluslararası enerji konsorsiyumu, Norveç’in güneyini 600 kilometre uzunluğundaki deniz dibi kablolarıyla Almanya’nın Wilhelmshaven limanına bağlayacak. Bu projenin fikir babalarından Edvard Lauen bir milyar Euro’luk enerji hattının ne işe yarayacağını şöyle anlatıyor: “Rüzgâr enerjisi hava durumuna bağımlı. Ama elektrik akımının da aynı kalması gerekiyor. Almanya’da rüzgâr sert esince ihtiyaç fazlası yeşil elektriği Norveç’e nakledeceğiz.” Böyle durumlarda Norveç’in barajları üretime ara verecek ve bu ülkeye Almanya’dan elektrik verilecek. Almanya’da rüzgâr dindiğinde de, elektrik ihtiyacı Norveç’teki hidro elektrik santrallarından karşılanacak. 09/01/2010 DW |
|
Dev Binaya Dev Şenlik |
||||
|
|
||||
|
Dünyanın en yüksek gökdeleni açılıyor |
||||
Dünyanın en yüksek binası Dubai Kulesi (Burj Dubai) geniş güvenlik önlemleri altında bugün açılıyor. En yakın rakibi Taipei 101'den 300 metre daha yüksek olan kulenin açılışı Dubai Emiri el Maktum tarafından yapılıyor. 800 metreden daha fazla bir yüksekliğe sahip olan binanın tam olarak ne kadar yüksek olduğu açılış sırasında açıklanacak. Binanın yapı mühendisi William Baker, açılış töreni için bulunduğu Dubai'de yaptığı açıklamada, inşaat sürecinde ne kadar yükseğe çıkabileceklerinden emin olmadıklarını, nihai yüksekliğin kendileri için bir keşif ve öğrenme deneyimi olduğunu söyledi. Dubai Kulesi'nin inanılmaz boyuttaki yüksekliğine sıra dışı tasarımı sayesinde ulaşıldı. Projenin yapı mühendisi Baker, Dubai Kulesi'nin ilk tasarımlarında binanın 508 metre yüksekliğindeki Taipei 101'den 10 metre daha yüksek olmasının planlandığını vurguladı.
Açılış için sıkı
güvenlik önlemleri Dünyanın en yüksek binasının açılışı için emirlikteki güvenlik önlemleri de en üst düzeye çıkarıldı. Dubai polis müdürü Tümgeneral Muhammed Eid El Mansuri, açılışta aralarında keskin nişancılarla sivil polislerin bulunduğu 1000'den fazla polisin görev yapacağını ifade etti. Rakamlarla Burj Dubai Yapımında 12 bin işçinin çalıştığı 160 katlı Dubai Kulesi'nin inşaatına 2004'te başlandı ve ortalama 3 günde bir kat bitirildi. Dünyanın en yüksek binası yaklaşık 3 milyar euroya mal oldu. Dubai Emiri Şeyh Muhammed Raşid el Maktum’un şirketi Emaar Properties'in en iddialı projesi Dubai Kulesi'nin 150. katından sonrası çelik konstrüksiyona sahip. Bu da gökdelene, betonarme kütle üzerine çelik konstrüksiyonla devam edilen ilk bina özelliğini kazandırıyor.
Anten kulesiyle yaklaşık 820 metreye ulaşacağı tahmin edilen Dubai Kulesi'nin en dikkat çeken özellikleri ise şöyle: - 95 kilometreden bile görülüyor.
- Gökdelenin 124. katı,
dünyanın halka açık, en yüksek ve dışarıda terası bulunan gözlem
katı. - Binada 57 asansör, 1044 daire, 3000 araçlık yer altı park yeri var. - Dış cephesini ve iki kanadını oluşturan cepheyi kaplayan cam panellerin sayısı 28 bin 261. - Dubai Kulesi için 330 bin ton metre küp beton döküldü, 39 bin ton çelik kullanıldı, 22 milyon saat çalışıldı.
Kriz zamanında “gösteriş" iddiası Dünya'nın en yüksek yapısı Dubai Kulesi'nin açılışı Dubai Emirliği'nin mali sıkıntılar içinde olduğu bir döneme denk geldi. Uluslararası basın da Dubai'nin mali sıkıntılar için de olduğu bir dönemde bu türlü görkemli açılışların gösterişten başka bir anlam ifade etmediği eleştirilerini getiriyor. Ancak Dubai'deki yayın organlarındaysa Dubai Kulesi'ne yönelik eleştirilerin “kıskançlıktan” kaynaklandığı görüşü hâkim. Dubai Kulesi'nin internet sitesindeyse “ Burj Dubai ile bugünden itibaren dünya tarihinde yeni bir sayfa açılacağı” yer alıyor. Dubai resmi haber ajansı ise Kule'nin Dubai Emirliği'nin her zaman dile getirdiği, “Başkaları konuşur, biz yaparız” sözünün gerçeği yansıttığı ifadesini kullanıyor. 04/01/2010 DW |
|
Clinton: Kalkınma da Diplomasi Kadar Önemli |
||||
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton dünya sorunlarını çözmede, kalkınmanın diplomasi ve savunma kadar büyük önem taşıdığını söyledi. Washington’daki Global Gelişme Merkezi’nde yaptığı konuşmada Clinton, kalkınmanın önemini anlattı. Bakan, daha zengin, adil, güvenlik içinde bir dünya özleminin, dünya nüfusunun üçte biri daha iyi bir hayat kurma imkanına sahip olmadığı sürece gerçekleşemeyeceğini belirtti. Bakan, Obama yönetiminin kalkınma yardımı politikasında yapacağı değişiklikleri de anlattı. Yeni politikalar, ülkelere uzaktan politikalar dikte ettirmek yerine, ortaklıklara dayalı bir yaklaşıma dayanıyor. Dışişleri Bakanı ayrıca, Amerikan kalkınma yardımının bundan böyle, yeni teknolojilere yatırım ve kadının güçlendirilmesine ağırlık vereceğini de kaydetti. 07/01/2010 |
||||
|
Almanya’da banka kartları kilitlendi |
||||
Hatalı bilgisayar programlaması Almanya’da 30 milyon civarında kredi ve bankamatik kartı sahibini perişan etti. Vatandaş parasını çekemedi, marketlerde ödeme yapamadı. Çalışmalar şimdilik sonuç vermedi. Kredi ve bankamatik kartlarındaki hatanın sorumluluğunu Fransız Gemalto firması üstlendi. Dijital güvenlik piyasasının önde gelen kuruluşlarından Gemalto'nun yönetim kurulu başkanı Olivier Piou, soruna, kredi ve bankamatik kartlarındaki çipte hatalı bir bilgisayar kodunun neden olduğunu belirtti. Piou, “Sorunu gidermek için bankalarla birlikte çalışıyoruz” dedi. Merkezden müdahale Almanya'daki Kredi Komisyon Merkezi (ZKA) sözcüsü Michaela Roth, bankamatik çiplerinin hatasını merkezden yapılacak müdahaleyle gidermeye çalıştıklarını söyledi. Roth, “Bankamatik ve kredi kartlarının toplatılmasını son ihtimal olarak görüyoruz” dedi. Bankalararası çatı örgütü ise “kapsamlı uzun vadeli seçeneklerin gözden geçirildiğini” duyurdu. POS cihazlarında ödeme yapılamadı Tüketici Koruma Bakanı Ilse Aigner, bankaları müşterilerinin zararını karşılamaya çağırdı. Güvenlik ve kullanım rahatlığı için daha fazla özen talebinde bulunan Aigner, “Arızadan ötürü banka gişelerine yönelen vatandaştan ek masraf alınmamalıdır” uyarısında bulundu. Alman Perakendeciler Birliği genel müdürü Stefan Genth, yaklaşık 1 milyon POS cihazından 200 bininde sorun görüldüğünü duyurdu. Genth, işyerlerinin zararı için henüz bir tahmin yürütemeyeceğini söyledi. 06/01/2010 |
||||
|
İzlanda'da halkoylamasına gidilecek |
||||
|
İzlanda Devlet Başkanı Olafur Ragnar Grimsson, öncesinde parlamentodan geçen ve iflas eden İzlanda bankalarında hesabı bulunan yabancı yatırımcılara tazminat ödenmesini öngören yasa tasarısını veto etti. Veto kararının büyük tartışmalara yol açtığı İzlanda'da söz konusu tasarı şimdi halkoyuna sunulacak. 06/01/2010 |
||||
|
Ekonomik beklentiler iyimser değil |
||||
Küresel ekonomik krizle özdeşleşen 2009 yılı geride kaldı, ancak ekonomik beklentiler iyileşmedi. Uzmanlar 2010 yılında işsizlerin sayısının artabileceği uyarısında bulunuyor. Ekonomiyi teşvik paketleri, devlet yardımları ve banka iflaslarıyla geçen 2009 yılının sona ermesiyle ekonomide düzelme umutları 2010’a kaldı. Ne var ki 2010 yılının 'belirsizlikler yılı' olması bekleniyor. Uzmanlar, ekonomiyi yeniden bunalıma sürükleyecek yeni bir bankacılık krizinin baş göstermesinden endişe ediyor. Mali krizden ağır darbe alan bankaların devlet yardımlarına rağmen henüz düzelme sürecine girmediğini belirten uzmanlar, bunun da kredi sıkışıklığına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Olası bir kredi sıkışıklığının ise yatırımların azalmasına ve nihayetinde de ekonominin küçülmesine neden olabileceği kaydediliyor. Uluslararası Para Fonu IMF’nin Başkanı Dominique Strauss-Kahn, kayıpların yarısının banka bilançolarında gizli kaldığına ve bunun ekonomiler açısından öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Strauss-Kahn, 2010 yılında hükümetlerin, bankalara geçen yıl olduğu gibi milyarlarca euro tutarında devlet yardımı yapmayacağının da altını çiziyor. İşsizlik artacak Finans branşına ilişkin endişeler sürerken, küresel krizin istihdam piyasası üzerindeki etkilerinin de 2010 yılında geçen yıla kıyasla daha yoğun hissedilmesi bekleniyor. Köln’deki Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü (IW) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Almanya’da pek çok branşın temsilcisi 2010 yılının işten çıkarmaların yılı olacağı görüşünde. Araştırmaya katılan 44 derneğin 22'si, ciro ve üretimde artış beklerken, 27 dernek ya da birlik ise işten çıkarmaların önlenemeyeceği görüşünü dile getirdi. Enstitü'nün Başkanı Michael Hüther, “Küresel mali ve ekonomik kriz henüz aşılmadı ve bu sene de pek çok branşı derinden etkileyecek” dedi. Kriz tam aşılmış değil Alman Deutsche Bank’ın eski baş iktisatçısı ve halihazırda konjonktür araştırmaları uzmanı olan Norbert Walter de “Güvenin sağlanması bir iki yıldan daha uzun sürecek” dedi. Finans branşını sert şekilde eleştiren Walter, “finans çalışanları yapısal bir değişikliğin zaruri olduğunu gerçekten kavradı mı, bilmiyorum” diye konuştu. Üstün körü düzenlemelerden daha fazlasına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Walter, henüz krizin geride kalmadığını söyleyerek, gemi inşaatı başta olmak üzere bazı alanlarda talebin ciddi şekilde düştüğüne dikkat çekti. Walter, “Mevcut istihdam düzeyi korunamayacak, 2010 yılında işsizlik büyük oranda artacak” açıklamasını yaptı. 02/01/2010 DW |