Son Güncelleme:01/09/11

Ekonomi Haberleri-18

Ülkeler

KURLAR

Otomobil Haberleri

Dünyanın en zenginleri

Ekonomik Yorumlar

Önceki Sayfalar

Badra Petrolü İşletmeciliğinde Türkiye de Var

Irak'ın kuzeyinde petrol rafinerisi  

Irak’ta Badra petrol sahasının işletmesini Gazprom’un öncülüğündeki şirketler birliği üstlendi.

Gazprom’la birlikte grupta, Türkiye’den Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Güney Kore’den Korea Gas ve Malezya’den Petronas şirketleri bulunuyor.

Badra sahasından günde ortalama 170 bin varil petrol çıkaracak olan konsorsiyum, varil başına 5 buçuk dolar kazanacak.

Irak Petrol Bakanı Hüseyin el Şehristani, istediği fiyatı, varil başına 6 dolardan 5 buçuk dolara indirmesi üzerine, ihalenin grubu verildiğini açıkladı.

Bağdat'ın 160 kilometre güneydoğusunda, İran sınırına yakın bir bölgedeki sahada en az 109 milyon varil petrol rezervi bulunduğu tahmin ediliyor.

Yeni petrol sahalarının devreye girmesiyle Irak'ın günlük üretiminin, önümüzdekion yıl içinde günde 10 milyon varile çıkması bekleniyor.

28/01/2010

Stiglitz'den Obama'ya Türkiye modeli tavsiyesi

 

Joseph E. Stiglitz

Dev bankaları uyaran Amerikan Başkanı Obama’nın yeni önerileri, Nobel ödüllü iktisatçı Stiglitz’ten izler taşıyor. Stiglitz son çıkışında ‘zombi bankaları’ eleştirdi, Türkiye’yi övdü. 

Ne zaman, “küresel finans krizinden hangi derslerin alınması gerektiği” tartışılsa, Nobel iktisat ödülü sahibi Joseph Stiglitz de söyleyecek bir şeyler bulur.

Eski ABD başkanlarından Bill Clinton’un ekonomik danışmanlığını da yapmış olan tartışmalı iktisat profesörü finans sektörüne veryansın ediyor. Ünlü ekonomistin tezleri, Başkan Barack Obama’nın, mali krizi konu alan son konuşmasında sıraladığı taleplere tıpa tıp uyuyor. Joseph Stiglitz, Başkan Obama’nın bankacılık branşıyla ilgili olarak açıkladığı reform planını son derece isabetli buluyor.

Joseph Stiglitz’e göre hiçbir bankanın, “iflas etmesinin felaket anlamına gelebileceği” ölçüde büyümesine izin verilmemeli. Stiglitz, devletin bankalara can simidi atmasının, yüksek riskli işlerle dünya ekonomisini uçurumun kenarına sürükleyen bankerlere verilmiş yanlış bir sinyal olacağı görüşünde.

Stiglitz, “Zombi bankalara akıtılan milyarlar, on yıllardır vergi mükellefinin parasıyla şişirilmiş bir ekonomik sektörü teşvik etmekten başka bir şey değildir” görüşünü savunuyor.

Finans sektöründe suni büyüme

New York’un Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Stiglitz, devletin hatalı sübvansiyonlardan kaçınması gerektiğini söylüyor:

“Kredi ticaretinde büyük hatalar yapan bankaları bol parayla besledik. Bu, sübvansiyondan başka bir şey değildir. Sübvanse etmekle, finans branşını suni şekilde şişirmiş olduk.”

Stiglitz, krizden önce Amerikan özel sektöründeki kârların yüzde 40’ının banka ve yatırım şirketi bilançolarına işlendiğini hatırlatıyor ve bunun son derece hatalı olduğunu söylerken sadece iktisatçı sıfatıyla konuşmuyor:

“Rakamların çığırından çıkmasıyla, bizi biz yapan değerleri kaybettik. Bir gecede Amerikan bankalarına 700 milyar dolar havale ettik. Bütün dünyanın yıllık kalkınma yardımları 60 ila 70 milyar dolar tutuyor. Yani bütün sanayi ülkelerinin on yılda yaptığı kalkınma yardımlarını bir saat zarfında elden çıkardık. Daha muhtaç durumda olan kim? Amerikan bankaları mı, yoksa kalkınma halindeki ülkeler mi? Bu durumda ahlaki değerlerimizi gözden çıkardığımızı söylemek, doğru olmaz mı?”

Mali işlemlere vergi önerisi

Stiglitz'e göre, büyük bankaların bundan böyle son derece riskli işler yapıp, daha karmaşık ve anlaşılması imkânsız yatırım ürünleri icat etmek yerine reel ekonomiye kredi vermesi için yapılabilecek tek şey var; O da, bütün dünyada mali işlemlerin vergilendirilmesi. Stiglitz şöyle konuşuyor:

“İktisatçıların temel çevre kuralı, ‘madem çevreyi kirlettin, öyleyse temizle!’dir. Finans branşı dünya ekonomisini bozuk yatırımlarla zehirledi. Şimdi bunun temizlenmesi gerekiyor. Sebebiyet verdikleri maliyeti kalkınma halindeki ülkelerin masum işçisinin ve mesken sahibinin sırtına yüklediler. Muazzam meblağlardan söz ediyoruz. Ama, astronomik rakamlar değil, ekonominin işleyebilirliği ön planda olmalıdır.”

ABD'ye eleştiri, Türkiye'ye övgü

Joseph Stiglitz uluslar arası mali işlemlerin vergilendirilmesi kadar, sanayi ülkelerindeki mali denetleme mekanizmasının revizyondan geçirilmesinin de kaçınılmaz olduğu görüşünde. Nobel ödüllü iktisatçı Batılı sanayi ülkelerinin Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerden çok şey öğrenebileceklerini söylüyor:

“Kalkınma halindeki ülkelerde bankalar ve tanzim kurumları ABD’dekinden çok daha iyi denetlendi. Brezilya, Hindistan veya Türkiye'nin ABD'ye ekonomik politika ve mali denetleme alanlarında teknik yardım yapmasını öneririm.”

29/01/2010 - Thomas Kohlmann-DW

Obama Hızlı Tren Projesini Açıkladı

  President Barack Obama announces economic initiatives for struggling middle class families, at the White House in Washington, D.C. 25 Jan 2010

Başkan Barack Obama, iç politikada bir numaralı önceliğinin Amerikalılar’ın ekonomik durgunluğun etkilerinden kurtarılması olduğunu söyledi.

“İşsizlere iş bulunması bu önceliğin en önemli parçası” diyen Obama, ülke çapında hızlı tren projeleriyle istihdam yaratarak ekonomiyi canlandırma planının ayrıntılarını da açıkladı.

Florida eyaletinde bir konuşma yapan Obama, 13 hızlı tren hattının inşası için 8 milyar dolar ayrıldığını belirtti. Bu plan dahilinde 10 binlerce kişiye istihdam yaratılması öngörülüyor.

Başkan Barack Obama, hızlı tren hatlarından birinin Florida’nın Orlando ve Tampa kentleri arasında inşa edileceğini söyledi. Yeni demiryollarında saatte 350 kilometre hız yapan trenler kullanılacak.

Ulaştırma yetkilileri, demiryollarının inşasındaki uzmanlık ve ekipman gereksiniminin büyük ölçüde yabancı şirketlerden sağlanacağını söylüyor.

28/01/2010

Bernanke yeniden FED Başkanı

Amerikan Merkez Bankası FED'in Başkanı Ben Bernanke, aynı göreve ikinci dönem için seçildi.

Bernanke, Senato’da aldığı 30’a karşı 70 oyla gereken çoğunluğu sağlamış oldu.

Para politikaları uzmanı Bernanke, başarısız bir kriz yönetimi sergilediği gerekçisiyle eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD Başkanı Barack Obama ise Bernanke’yi desteklemiş ve dört yıllık ikinci dönem için FED başkanlığına aday göstermişti.

29/01/2010

Dünyayı krizden çıkaracak ülkeler

 

Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu toplantısına katılan birçok uzman, Hindistan ve Çin gibi kalkınmanın eşiğindeki ülkelerin, dünyanın krizden çıkmasını sağlayacak güçler olduğu görüşünde.

Azim Premji ismini hiç duydunuz mu? Öyle görünüyor ki Davos’taki en tecrübeli ekonomi gazetecileri dahi bu ismi daha önce duymamış. Azim Premji, Hindistan’ın ikinci büyük bilgi teknolojileri firması Wipro’nun kurucusu ve başkanı. Firmanın 100 bin elemanı var. Yıllık cirosu da 2 milyar eurodan fazla.

Ancak ekonomi muhabirlerinin Premji gibi isimleri ezberlemeleri şart olacak. Çünkü Hindistan, Brezilya ve Malezya gibi ülkeler sürekli önem kazanıyor. Özellikle de ekonomik krizden sonra. Nedenini Premji'nin ağzından öğreniyoruz:

“Kalkınmanın eşiğindeki ülkelerde 14 yaşın altındaki nüfus 14 yaşın üzerindekilerden fazla. Bu durum, bu ülkelerin ekonomisi ve doğal olarak toplumun tamamı için büyük bir şans oluşturuyor.“

Bu yılki forumun organizatörlerinden olan Premji, Davos’un açılışındaki basın konferansına da katıldı. Hintli işadamının yanında oturan Deutsche Bank Yönetim Kurulu Başkanı Joseph Ackermann, kalkınmanın eşiğindeki ülkeleri hafife almadığını açıkça belirtti:

“Dünyaya yapacakları katkı konusunda çok iyimserim. Kalkınmanın eşiğindeki ülkelerde güçlü bir büyüme kaydedileceğine inanıyorum ve bu, sanayi ülkelerindeki bizlere de yardımcı olacak.“

IMF'nin büyüme tahminleri

Uluslararası Para Fonu (IMF) da dünya ekonomisini krizden kalkınmanın eşiğindeki ülkelerin çıkaracağı görüşünde.  Fon, bu ve önümüzdeki yıllarda, Çin'in yüzde 11, Hindistan'ın ise yüzde 8 oranında büyüyeceğini tahmin ediyor. Almanya için 2010 yılı büyüme tahmini ise yüzde 2’nin altında.

Daha önceki krizlerde kalkınmanın eşiğindeki ülkelerin ekonomisi büyük sıkıntı çekmişti. Şimdi durum farklı. Bunun çeşitli nedenleri var. İlki, Hindistan ve Malezya gibi ülkelerde, bankacılık sektörünün ABD ya da İngiltere’de olduğu gibi büyük bir öneme sahip olmaması. Ayrıca bu ülkelerin hükümetleri artık krize daha dayanıklı olduklarının da bilincindeler.

Kalkınmanın eşiğindeki ülkeler daha önce Batı’ya ihraç ettikleri ucuz mallarla ayakta durabiliyorlardı. Şimdi ise, iç talep de artıyor. Chicago Üniversitesi’nden maliye profesörü Raghuram Rajan, buna Hindistan’ı örnek gösteriyor:

"Hindistan, güçlü bir ekonomik büyümenin arifesinde. Krizde biraz zorlandı, ama iç talep sayesinde büyüme hızını arttırdı.  Otomobil ve emlak piyasası açılıyor. Devlet programlarıyla desteklendiğinden bu yana kırsal bölgeler de talep artışında rol oynamaya başladı.“

Parlak bir gelecek şansı

Peki, tüm bunlar, kalkınmanın eşiğindeki ülkeleri parlak bir geleceğin beklediği anlamına gelir mi? Muhtemelen öyle, ancak bazı temel sorunların çözülmesi şartıyla. Rajan, Hindistan'ın en büyük sorununun işsizlik olduğunu kaydediyor:

"İstihdam yaratabilmek için, Hindistan’ın altyapısını yeniden oluşturması lazım. Ayrıca tarımdaki istihdamın sanayi ve hizmetler sektörlerindeki istihdama dönüştürülmesi gerekiyor.“

28/01/2010 DW

Dünya Sosyal Forumu 10 yaşında

2005 yılında Porto Alegre'de düzenlenen forumda Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva ateşli bir konuşma yapmıştı  

 2005 yılında Porto Alegre'de düzenlenen forumda Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva ateşli bir konuşma yapmıştı

Davos’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’na tepki olarak doğan Dünya Sosyal Forumu son on yılda dünya genelinde yüzbinlerce küreselleşme karşıtını harekete geçirmeyi başardı.

Brezilya'nın güneyindeki Porto Alegre'de bugün başlayan, 29 Ocak'a kadar sürecek Dünya Sosyal Forumu, 10. yıldönümünü kutlayacak. Dünya Sosyal Forumu 10 yıl önce, "Bir başka dünya inşa etmek mümkün, istememiz yeterli” sloganıyla,  toprak sahibi olmayanların, yoksulların ve sendikaların da bir sesi olduğuna dikkat çekme hedefiyle yola çıktı. Forumu düzenleyenler, “küreselleşmeye yön verme hakkına, sadece gücü elinde bulunduran siyasetçilerle iş dünyasının önde gelenleri sahip olmamalı” diyor…

İlki 2001 yılında düzenlenen Dünya Sosyal Forumu'nun, Davos'da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na karşı bir hareket olması hedefleniyordu. Ne benzerlik taşıyan ismi, ne de aynı tarihlerde düzenlenmesi bir tesadüf.

Forumun merkezi Brezilya

Bu hareket, Sao Paulo'da hükümet dışı örgütler ve sendikalar öncülüğünde geliştirildi ve bu nedenle forumun merkezi halen Brezilya'da. Ancak forum, ticaretin merkezi olan Sao Paulo'da değil, solcuların kalesi olarak görülen Porto Alegre'de düzenleniyor. Zira bu kent foruma mali katkı sağlamayı kabul etmişti. Zaten 2003 yılında para meselesi ciddi bir soruna dönüştü. Forumun mali sıkıntısını Alman Protestan Kalkınma Derneği çalışanı ve Dünya Sosyal Forumu'nun üyesi Jürgen Reichel şu sözlerle aktarıyor:

"Forum organize edilemez hale geldi. Mali kaynak sağlayan örgütlerden biri olarak artık bu forumun harcamalarını karşılayamayacak noktada olduğumuzu söylemek isterim. Bu forumu gerçekleştirmek için gerekli kaynakları biraraya getiremiyoruz.”

Katılımcı sayısı arttı

Bunun nedeniyse aslında çok basit. Zira ilk toplantıya 20 bin kişi katılırken, 2005 yılında katılımcı sayısı 155 bine çıktı. Katılımcı sayısındaki artış maliyetlerin artmasına ve dolayısıyla forumun düzenlenmesini zora sokuyor.

Amerikalı Ford ya da Rockefeller Vakıfları'nın desteği olmaksızın organizatörler çoktan iflas etmişti. İşin ilginç tarafı forumu, küreselleşme ve dünya ticaretinde önemli bir yere sahip iki şirket vakfının kurtarmış olması. Dahası 2005 yılında forumun 8 milyon dolarlık finansmanının bir kısmını Brezilyalı petrol şirketi Petrobras karşıladı. Katılımcıların birçoğu bununla forumun ilkelerine ihanet edildiğini savundu.

Foruma eleştiri

Dünya Sosyal Forumu'na yönelik bir diğer eleştiri de somut sonuçların ortaya çıkmaması. Forumun sonunda ortak bir açıklama bile yapılmıyor. Ancak forumun kurucularında Brezilyalı insan hakları savunucusu Francisco Chico Whitaker buna olumlu bakıyor. Whitaker, "Asıl birilerinin yukardan yönetmiyor oluşu, forumun hareket kabiliyeti ve gücünü oluşturuyor. Bu daha çok yatay bir hareket, herkes fikir ve tecrübeleriyle sürece katkı sağlıyor” diyor. 

2011'de Senegal evsahipliği yapacak

Foruma Mumbai ve Nairobi de evsahipliği yaptı. Bu yıl 10'ncu yıl kutlamaları nedeniyle Porto Alegre'de yapılacak forumun 2011'de Senegal'de düzenlenmesi öngörülüyor.  Forumları sözkonusu bölgelerde düzenleyerek Asya ve Afrika'dakilerin katılımını sağlamak isteyen organizatörler yüklü seyahat masraflarını dikkate alıyor.

25/01/2010 DW

Kuzey Kore’nin “Noko Jeans” i İsveç Pazarında izolasyonu deldi

NoKo Jeans'i İsveç'e pazarlayan Jakob Ohlsson, Tor Rauden Kallstigen ve Jacob Astrom (soldan sağa).  

 NoKo Jeans'i İsveç'e pazarlayan Jakob Ohlsson, Tor Rauden Kallstigen ve Jacob Astrom (soldan sağa)

Noko Jeans
 

 

Noko Jeans

Kuzey Kore’de “Noko Jeans” markasını taşıyan kot pantolonlar üretiliyor ve İsveç pazarında satılıyor. Peki üç İsveçli genç neden diktatörlükle yönetilen bir ülkeyle ticaret yapıyor?

Kot pantolonları, 60'lı yıllarda burjuvazinin köhneleşen değerlerine karşı bir protesto hareketinin parçası olurken, ünlü Amerikalı aktör James Dean tarafında giyilmesiyle dünya genelinde büyük üne kavuştu.

Eski Doğu Bloku ülke liderlerinin “Amerikan yapımı” olması nedeniyle soğuk baktıkları kot pantolonları soğuk savaşın bitmesinden 20 yıl sonra Kuzey Kore gibi sosyalist ülkelerde de üretilmeye başlandı.

Üretilen Noko marka kot pantolonları İsveç'te satılıyor. Bu işi başlatan İsveçli üç genç, Noko Jeans'lerin dünyanın en korkunç iktatörlüklerinden birinde üretildiğinin farkında. Firmanın kurucularından Tor Rauden Källstigen, Noko marka kot pantolonlarının üretim sürecinin güçlüklerle dolu olduğunu anlatıyor.

İnternet ilanıyla başladılar

İş ortağı Jacob Åström ise bu işe 2007 yılında Kuzey Koreli internet sayfalarında rastladıkları bir ilanla başladıklarını söyleyerek, “Kuzey Kore'de üretilen bir kot pantolonun nasıl olabileceği hakkında hiç fikrimiz yoktu. Başlarda hep ‘acaba bu işi becerir miyiz yapabilir miyiz'diye düşündük. Yol aldıkça gerçekleşmekte olduğunu fark ettik” diye konuştu.

Kuzey Kore günümüzde, uluslararası toplumdan izole olmuş diktatörlükle yönetilen bir ülke. Halk yoksulluk içersinde yaşarken ülkenin lideri kendini nükleer bomba üretimine adamış durumda.

Karşı olanlar da var

İşveç Sendikalar Birliği çatı örgütünden Ulf Edström ise Kuzey Kore ile iş yapılmaması gerektiği görüşünde. Edström, "Kuzey Kore'deki tüm ticari faaliyetler rejim tarafından denetleniyor. Sözkonusu olan ülkeye para gelmesi için her yolu deneyen bir diktatörlük. Bu oyuna gelirsen onun kurallarına uyman lazım. Uluslararası alandaki faaliyetlerinin ne denli büyük olduğunu göstermek için yaptığı propagandada sen de yer alıyorsun" diye konuştu.  

Paranın büyük kısmı cebe

İsveç'te Kuzey Kore'de üretilen kotları satan Källstigen ise bu yolla ülkenin izole olmasını engellemeye çalıştıklarını söylüyor. Ancak üretimdeki düşük maliyetler nedeniyle ucuza aldıkları kotları 150 Euro'ya satıyorlar. Paranın büyük kısmıysa kendi ceplerine giriyor. Kotların peynir ekmek gibi satılıdığını belirten Jacob Aström yaptıkları işi şu sözlerle savunuyor: “Dilerseniz kotu heyecan verici olduğu için alabilirsiniz, ya da konuyla ilgilendiğinizi göstermek için. İnsanlar bu kotları aldıkça bizler de işimize devam edip bu sorunun başka yönlerine ışık tutabiliriz.”

Yirmili yaşlardaki üç genç İsveçlinin Asya üretimi kotları satmaktaki hedefi izole edilmiş bir ülkenin dışa açılımını sağlamak ve oraya seyahat etmek. Ancak “Noko” marka bir kot alan herkes bu yolla gerçekten de ülkenin dışa açılımını sağlayıp sağlamayacağını iyice bir düşünmeli. 

24/01/2010

Obama: 'Büyük Bankalar Daha Sıkı Denetlenmeli'

 

Başkan Barack Obama, sorumsuz riskler alarak Amerika’yı mali krize sokan büyük banka ve kredi kuruluşlarının daha sıkı denetlenmesi gerektiğini açıkladı.

Obama dünkü konuşmasında, bazı banka ve mali kurumların ülke ekonomisini yıkan hatalarının tekrarlanmasını istemediğini kaydetti. Başkan, Amerikalı vergi mükelleflerinin, sürekli büyük bir bankanın batarak tüm mali sisteme zarar vermesinden kaygılanması durumuna son verilmesi gerektiğini söyledi. Obama, mali piyasalarda daha fazla konsolidasyona gidilmemesi ve mali kuruluşların daha fazla büyümesinin önlenmesi gerektiğini belirti. 

Amerikan borsaları, Başkan Obama’nın açıklamalarının ardından dün sert bir düşüş yaşadı. Obama’nın mali reform çabalarına, hem finans kuruluşları, hem de bazı Kongre üyeleri karşı çıkıyor. 22/01/2010 Voa

Adil ticaret sistemi yaygınlaşıyor

 

Son dönemde pek çok tanınmış sima, müzisyen ya da oyuncunun üzerindeki tişörtlerde "Fairtrade" yani "adil ticaret" amblemi görülüyor. Bu yeni bir moda ya da marka değil !

Adil koşullarda üretilen ürünlere vurulan "Fairtrade-adil ticaret" kalite belgesiyle üretim aşamasında çalışan işçilerin sömürülmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Bilinçli tüketici felsefesini temsil eden "adil ticaret"in kriterleri arasında çevrenin tahrip edilmemesi ve tüketici sağlığının korunması da var. Giderek yayılan bu tüketici felsefesi tekstilde de kendini gösteriyor. Adil koşullarda organik pamuklarla üretilen kıyafetler pazarda büyük bir yer edinmeye başladı.

Kıyafetler zehir saçıyor

Çoğumuz kendimize kıyafet alırken nasıl ve hangi şartlarda üretildiğini pek düşünmeyiz. Oysa her yıl dünya genelinde kullanılan tarım ilaçlarının neredeyse dörtte biri pamuk tarlalarına atılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre (WHO) kimyasal içerikli haşarat ilaçları yüzünden her yıl 28 bin çiftçi ölüyor. Haşarat ilaçlarına bir de tarlalardan toplanan pamuğun işlenmesi ve boyanması sırasında kullanılan sağlığa zararlı başka kimyasal maddeler eklenince, üzerimize giydiğimiz kıyafet tam anlamıyla zehir saçıyor.

Ancak bilinçli tüketici olmak için üretilen kıyafetlerin sadece sağlığa zarar verip vermediğine dikkat etmek de yetmiyor. Birçok ülkede üretim aşamasında çalışan kişiler zor şartlarda, emeklerinin karşılığını almadan çalıştırılıyor. Örneğin fabrikalarda dikiş - nakış işlerini yapan kadınlar haftada 100 saat ter döküyor, üstelik ayda sadece birkaç euro karşılığında. Ya da bazı ülkelerde çocuk işçiler kullanılıyor.

Bu tür adaletsizliklerin önüne geçmek için alternatif üretim yapanlardan biri de Thorsten Lehmkühler:

"Bu ‘Jumble’ adında küçük bir İngiliz markası. Eski kıyafetlerden üretim yapıyor. Örneğin, eski bir gömlekten etek dikiliyor ya da organik bir tişörtün üzerine aksesuarlar dikilerek, göz alıcı hale getiriliyor ve sunuluyor.”

Thorsten Lehmkühler mağazasında geriye dönüşümlü, organik, çevre dostu üretilmiş tişört, pantolon ve kazaklar satıyor. Asya’daki ucuz üretim fabrikalarında işçilerin istismar edilmesinin ortaya çıkmasından bu yana, Avrupa ülkelerinde "adil ticaret" koşularında üretilmiş mallar satan mağazaların sayısı arttı. Thorsten Lehmkühler, adil ticaret sisteminin nasıl işlediğini şöyle anlatıyor:

“Bunların farkı giysilerin hangi şartlarda nasıl üretildiğini kesin olarak anlayabilmemiz. Örneğin kıyafetlerin bir kısmı kooperatiflerde üretiliyor. Bu kooperatifin sahibi çalışanların bizzat kendisi ve maaşlarını, çalışma sürelerini kendileri belirliyorlar. Tabiî ki bu yöntem ile bir fabrikanın dışarıdan denetlenmesi arasında çok fark var. Bu işletme içinden yapılan bir kontrol, bir nevi otokontrol. Yani kişinin kendini istismar etmeyeceğinden yola çıkılıyor.”

İşçiler istismar ediliyor

Bangladeş’te terzilerin ayda 15 euro kazandığı, Alman marketi Metro grubuna üretim yapan fabrikada işçilerin haftada 97 saat çalıştırıldığı ve bazen maaşlarını dahi almadığına ilişkin medyada çıkan haberler etkili oldu. Ve giderek bilinçlenen tüketiciler artık herhangi bir ürün satın alırken çok daha dikkatli davranıyor:

“Bence on çift ayakkabıya ihtiyacımız yok. Her hafta sinemaya gitmek şart değil. Benim için böyle değerlere dikkat etmek daha önemli. İnanıyorum ki eğer gerçekten istenirse pek çoğumuz için bu mümkün.”  

22/01/2010 DW

Çin çift haneli büyümeye döndü

 

Çin çift haneli büyümeye geri döndüğünü açıkladı.

Çin'deki büyüme hükümetin tahminlerinin de üzerinde

Çin ekonomisinin 2009'un son çeyreğinde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,7 büyüdüğü duyuruldu.

Böylece 2009 yılında yüzde 8,7 büyüyen Çin, beklentilerin üzerinde bir performans gösterdi.

Küresel ekonomik krizden etkilenen, ancak diğer ülkeler kadar yara almayan Çin ekonomisi, hükümetin devasa ekonomiyi canlandırma paketi sayesinde kısa sürede toparlanmıştı.

Japonya'da küçülme

Uzmanlar bu son verilerle Çin'in, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi unvanını Japonya'dan devrabileceğini belirtiyor.

Ancak bunun Japonya gelecek ay büyüme rakamlarını açıklayana kadar resmiyet kazanmayacağına da dikkat çekiliyor.

Tahminlerse Japonya ekonomisinin 2009'da yüzde 6 küçüldüğü yolunda.

Çin ise Japonya'nın önüne geçme beklentisine mesafeli yaklaşıyor.

Büyüme rakamlarını açıklayan Ulusal İstatistik Bürosu Başkanı Ma Jiantang, "Birleşmiş Milletler'in günde 1 dolar standardını temel aldığımızda, Çin'de hala 150 milyon yoksul insan var. Bu Çin'in gerçeği" diye konuştu.

Ma ülkede enflasyonun da artış gösterdiğini, tüketici fiyatlarının Aralık ayında bir yıl öncesine göre yüzde 1,9 yükseldiğini söyledi.

21/01/2010

ABD'nin yerini Türkiye alacak

ABD'nin yerini Türkiye alacak  

Rusya: Sorun çözülmezse tavuk ithalatında ABD'nin yerini Türkiye alacak

Rusya'nın ABD ile yaşadığı tavuk ithalatında sağlık kurallarına uymadığı ile ilgili tartışma Türk tavuk ihracatçılarına yarayacak. Rusya Bitki ve Hayvan Sağlığı Kontrol Merkezi'nden yapılan açıklamada ABD'nin gerekli tedbirleri almaması durumunda bu ülkenin yerini Türkiye'nin alacağını açıkladı.

Sözcü Aleksey Alekseyenko İnterfax'a yaptığı açıklamada Türkiye'ye alınacak önlemler ve Rusya'nın standartları ile ilgili gerekli belgelerin ulaştırıldığını ifade ederek, "Türk tarafı ihracat öncesi tam kontrolün sağlandığı mekanizmanın kurulmasının ardından ihracata başlayabilecek." dedi.

Türkiye'nin yaş meyve ve sebze ihracatında 2008 Haziran'ında sorunlar yaşadığını, ancak bunların daha sonra çözüldüğünü hatırlatan Alekseyenko, "Türkiye gerekli denetim ve laboratuar ortamlarını kurarak sorunu çözdü. Benzer çalışmaların beyaz ette de yapılması durumunda herhangi bir sorun bulunmuyor." dedi.

Alekseyenko Türkiye'nin ihraç edeceği rakamla iligili herhangi bir açıklamada bulunmazken, Tarım Bakanı Mehdi Eker Türk basınına yaptığı açıklamada bu rakamın 500 bin metrik tona ulaşabileceği bilgisini verdi. Rusya 2010 yılında ABD'den 600 bin metrik ton tavuk ithal etmeyi planlıyordu. Ancak ABD'li firmaların uzun yola dayanabilmesi için kullandıkları klor miktarı Rusya açısından sağlıksız bulunması nedeni ile, 19 Ocak'tan itibaren ABD'li firmalardan yapılan ithalatın durdurulması gündemde.

Toplamda 2010 yılında 780 bin metrik ton tavuk ithal etmeyi planlayan Rusya aşamalı olarak iç üretime yönelecek. 2012'de kotaları 550 bine çekecek hükümet 2015'de de ithalatı tamamı ile sınırlandırmayı planlıyor.

Rusya Kümes Hayvanları Birliği Başkanı Galina Bobileva da The Moscow Times'a yaptığı açıklamada hükümetin Türkiye'den tavuk ithalatını başlatacağı ile ilgili kendilerine herhangi bir bilgi gelmediğini, alternatif komşu ülkelerin gündemde olduğunu söyledi.

Rusya Başbakanı Vladimir Putin de konu ile ilgili yaptığı değerlendirmede ABD'li firmaların sağlık kurallarına uymadıkları için ithalatın kesilme noktasına geldiğini, bunda siyasi hiç bir gerekçe olmadığını ifade etmişti. Putin de yerli üretimin artırılması ve Ortadoğu ülkelerini işaret etmişti.

(CİHAN) 19/01/2010

Japon havayolu şirketinden iflas başvurusu

 

 

Japonya havayolu şirketi Japan Airlines (JAL), iflas başvurusunda bulundu.

Şirketn yeniden yapılanma çalışmaları ve faaliyetlerini sürdürmek amacıyla kredi verenlerden korunmak için iflas başvurusunda bulunduğu belirtildi.

Plan çerçevesinde şirket bünyesinde çalışanların işten çıkartılması ve uçuşların sınırlandırılması gibi bir dizi önlem öngörülüyor.

Japon Airlines'ı şubat ayından itibaren yeni bir yönetim devralacak. 19/01/2010

AB, Yunanistan'ı iflasın eşiğine getiren nedenleri belgeledi

AB, Yunanistan'ı iflasın eşiğine getiren nedenleri belgeledi  

AB, Yunanistan'ı iflasın eşiğine getiren nedenleri belgeledi

Yunanistan, 300 milyar Euro dış borç yükü nedeniyle zor günler geçirirken, ülke kaynaklarının nasıl kötü kullanıldığı belgelendi. Avrupa'da en pahalı otoyol inşası için kilometre başına ortalama 20 milyon Euro harcanırken, Yunanistan'da aynı mesafe otoyol için 65 milyon Euro ödeme yapılmış.

2000-2006 yılları arasında Avrupa Birliği (AB) tarafından sağlanan "3. Komite Destek Çerçevesi" adlı mali yardım paketinin nasıl değerlendirildiğine ilişkin AB raporu yayınlandı. Raporda Yunanistan, ülkenin kalkınmasına harcanan altyapı yatırımlarının maliyeti ile projelerin pahalıya bitirilmesi konusunda Avrupa'daki ülkeler arasında bir rekora imza attı.

"Büyük İnşaatların Maliyeti ve Verimliliği" başlıklı rapor, Yunanistan'da yapılan altyapı çalışmalarında ülke kaynaklarının kötü kullanılarak adeta çarçur edildiğini örneklerle belgeliyor. Uluslararası krizin etkisi ve uzun yıllardan bu yana ötelenen reformlar nedeniyle tarihinin en büyük borç yükü altında ezilen ülke, AB fonları ile hibe yardım paketlerini adeta 'yollara' saçmış.

AVRUPA'DA 20 YUNANİSTAN'DA 65 MİLYON EURO

2000-2006 yıllarını kapsayan ve AB'den alınan en büyük maddi destek paketini oluşturan "3. Komite Destek Çerçevesi"nde Yunanistan, 26 milyar Euro mali yardım kullandı. Aynı zaman diliminde kamu kaynaklarıyla birlikte ülkenin kalkınması ve gelişmesi için yapılan projelerin toplam maliyeti ise 51 milyar Euro'yu geçti.

Raporda Yunanistan'da bitirilen ve kaynağın tüketilmesi yüzünden durma noktasına gelen altyapı çalışmalarında müteahhit, şirket ve diğer kuruluşların devletin kaynaklarını nasıl tüketme yoluna gittiklerini 'ilk defa' örnekleriyle açıklıyor.

Avrupa'da en pahalı proje için devlet her bir kilometre otoyolu 20 milyon Euro'ya inşa ederken, Yunanistan'da aynı yol için 65 milyon Euro harcama yapılıyor. Yani Avrupa'da ödenen miktarın en az 2,5 katı kadar para ödeniyor. AB'de buna benzer yatırımların çoğu için kilometre başına ortalama 5 milyon Euro harcandığının altı çiziliyor. Yunanistan'da 2000'li yıllarda inşa edilen binlerce kilometre otoyol nedeniyle ülke kaynaklarının büyük oranda heba edildiği vurgulanıyor.

Raporu hazırlayan yetkililere göre, kamu kaynaklarının kötü değerlendirilmesi sonucu sadece yüzde 25 ila yüzde 50'si bu tip harcamalara giden devlet bütçesindeki maliyet artmakla kalmıyor, aynı zamanda ülkenin ihtiyacı olan daha başka projelerden yoksun bırakılması ile bunların kağıt üzerinde kalmasına neden oldu. Kaynakların israfı sonucu yerine getirilemeyen 6 milyar Euro değerindeki proje, 2007-2013 yıllarını kapsayan AB'nin 4. destek paketine kaydırılmak zorunda kaldı.

PROJE MALİYETLERİ GİZLENDİ

Yunanistan'ı bir baştan bir başa bağlayan ve AB'nin ülkeye en büyük armağanlarından biri olarak değerlendirilen Egnatia Otobanı'nın her kilometresinin maliyeti 65 milyon Euro'ya mal oldu. Bu süreçte çoğu projenin değerlendirilmesine ilişkin kurumlar gerekli bilgileri vermekten kaçındı. Aynı zaman diliminde 173 projeden 28'i ise yarım kalan projeler oldu. Bunlar da AB'den sağlanacak 4. destek paketindeki fonlarla tamamlanacak. Rapora göre, bir projenin ise hiç hayata geçirilmediği ancak inşası için sağlanan kaynakların diğer otoyol 'açıklar'ının kapatılması için oluşturulduğu tespit edildi.

Bir başka altyapı yatırımı için de değerinin çok üzerinde harcama yapıldığı belirlendi. Kifisos otoyolunun yapımı için kilometre başına 26-27 milyon Euro harcama yapılması hesaplandı. Ancak bu projenin sadece inşa maliyeti (vergi vs. gibi diğer harcamalar hariç) 36 milyon Euro'ya ulaştı. Attika otobanı da 9 milyon Euro hesaplandı, sadece inşa maliyeti yüzde 100'ü geçerek 20 milyon Euro'ya bitirildi. Diğer projelerde de hesaplamaların üzerinde küçük çaplı fazlalıklar tespit edilirken, az sayıda proje ise hesaplanan maliyetin altında bir bütçeyle tamamlandı.

PROJELER ZAMANINDA BİTİRİLEMEDİ

Bir diğer ilginç sonuç ise gerçek değerinin yaklaşık 3 katına bitirilen altyapı projelerinin zamanında bitirilememesi oldu. Demiryolu ağı inşa çalışmalarının yüzde 24,4'ü, otoyolun yüzde 17,8'i, tramvay ve metronun yüzde 13,2'si ve enerji yatırımlarının ise yüzde 12,6'sının bitirilmesinde gecikmeler yaşandı.

(CİHAN) 23/12/2009

Irak Shell ile Malezyalı Petronas'ın İşletme İznini Onayladı

 

Irak Hollanda’nın Royal Dutch Shell ile Malezya’nın Petronas şirketinin ülkenin en büyük petrol sahasını ortaklaşa işletme iznini onayladı.

 

Sözleşme, bu şirketlere, güneydeki Mejnun petrol sahasını 20 yıl süreyle işletme izni veriyor.

Shell kardan yüzde 60, Petronas ise yüzde 40 pay alacak.

Mejnun sahasının 12 buçuk milyar varilden fazla rezerve sahip olduğu bildiriliyor.

18/01/2010 VOA

Milli geliri nasıl hesaplayalım?

Alman Federal İstatistik Kurumu Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın geçen yıl %5 oranında azaldığını duyurdu.

Ancak ekonomik karşılaştırmalarda GSYH yerine Refah Endeksi’nin esas alınmasını savunanların sayısı artıyor.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla rakamları, bir önceki yılın rakamlarıyla kıyaslandığında kimini sevindirir, kimini ise üzer. İktisat ilminde GSYH’nin karşılığı, ‘ekonomide yerleşik olan üretici birimlerin, yurtiçi faaliyetleri sonucu yaratmış oldukları bütün mal ve hizmetlerin değerleri toplamından bu mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan girdiler toplamının düşülmesi sonucu elde edilen değerdir’. Yani bir ülke ekonomisinin bir yılda ürettiği mal ve hizmetlerin toplam değeri, o ülkenin ekonomik gücünü gösterir.

Milli ekonomilerin gerçek durumu

Bu rakam nüfusa bölündüğünde, Lüksemburg’un, kişi başına 102 bin Dolarla, dünyanın en zengin ülkesi olduğu ortaya çıkıyor. Almanya açık arayla ve kişi başına 40 bin Dolar’la milli gelir sıralaması 18.’si. Dünyanın en fakir ülkesi Burundi yılda kişi başına 109 Dolar’lık yurtiçi gelir yarattığı için sıralamanın sonunda yer alıyor.

Bu rakamlar acaba milli ekonomilerin gerçek durumunu yansıtmaya yetiyor mu? Hesaplamaya dahil edilen ya da edilmeyen bazı faktörler yüzünden GSYH sık, sık eleştiriliyor.

Dünya ekonomik krizinden önce Amerikan ekonomisi çoğu Avrupa ülkesinden daha hızlı büyüyordu. Hem büyümenin hem de ekonomik krizin nedeni, davranışlarıyla tüketimi körükleyen ama tükettiğini ödeyemeyen hanelerin aşırı derece borçlanmasıydı.

Trafik tıkandığında yolda duran otomobiller daha fazla yakıt tükettikleri için verimi arttırır. Bir tankerin kaza sonucu denize sızdırdığı petrolün temizlenmesi de milli geliri arttırır. Grip salgını, aşı talebini arttırmak suretiyle yurtiçi hasılanın artmasına yardımcı olur.

 Almanya’nın Kiel kentindeki dünya ekonomik araştırmalar enstitüsünün konjonktür uzmanı Alfred Boss şimdiye kadarki yurtiçi hasılanın diğer zayıf noktalarını şöyle sıralıyor:

 “Nüfus, son derece önemli bir faktör. Sonra, ‘kendin yap’ var, kaçak çalışma var. Ve bir de zaman faktörü var. Yurtiçi hasılanın kaç saatlik çalışmayla yaratıldığı, son derece önemli. Milli geliri yaratan insanların kendilerine ne kadar boş zaman ayırabildikleri ya da belli bir bölgede çevrenin ne kadar kirletildiği de hesaba katılmalı.”

Sarkozy’nin teklifi

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bütün Avrupa'da geçerli olacak bir refah göstergesi hazırlanmasını önerdi. Bu göstergenin halkın, huzur, mutluluk ve sıhhatini dikkate alması ve ayrıca üretimin çevreyle ne kadar uyumlu olduğunu göstermesi gerektiğini belirten Sarkozy, fahri çalışma, ev işi ve kamu hizmetlerinin iyi verilip verilmediği gibi faktörleri de refah göstergesine aldırmak istiyor. Fransa cumhurbaşkanı refah endeksinin gerçeği, klasik gayri safi yurtiçi hasıladan daha iyi yansıtacağı görüşünde.

Alman konjonktür uzmanı Alfred Boss Nicolas Sarkozy’nin görüşlerine katılıyor. Boss, GSYH’nin uygun bir gösterge olma özelliğini kaybetmediğini ama eksiklerinin giderilmesi gerektiğini söylüyor:

“Örneğin bir ülkedeki sağlık hizmetlerinin genel halk sağlığı üzerindeki etkisi, ya da belli bir bölgede çevre sağlığının korunup korunmadığı hakkında bilgi toplanabilir. Bir ülkede çalışmaktan yaşamaya ne kadar zaman ayrılabildiği de önemli. Bütün bunlar hesaplara dahil edilebilse, ortaya çok daha gerçekçi ve arzulanan bir tablo çıkar.” 

Milli gelir hesaplamalarının yeni bir niteliğe kavuşması zaman alacak. O gün gelene kadar da GSYH’nin gösterdiği gelişmeye kimi zaman üzülecek, kimi zaman sevineceğiz.

14/01/2010

Çin'deki Yabancı Yatırımlar İki Katına Çıktı

çin export  

Çin ekonomisinin düzeleceğine inanan yabancı şirketler bu ülkedeki yatırımlarını geçen ay iki katına çıkardı.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü Yao Jian, Çin’e yabancı yatırımın Aralık ayında yüzde 103 oranında artarak 12 milyar 100 milyon dolara çıktığını söyledi.

Sözcü, son beş ay içinde giderek artan yabancı yatırımın büyük oranda üretim ve hizmet sektörüne yapıldığını bildirdi.

Son aylardaki artışa rağmen, 2009 yılı genelinde, Çin’deki yabancı yatırım oranı yüzde 2 virgül 6 oranında düşüş kaydetti.

Çin bu aybaşında otomobil pazarında Amerika’nın, ihracatta ise dünya şampiyonu Almanya’nın önüne geçmişti.

Rekor düzeyde yabancı kur rezervine sahip olan Çin, 2 trilyon 200 milyar dolarlık rezervin 800 milyar dolarını Amerikan devlet tahvillerine yatırmış bulunuyor.

15/01/2010 voa

Venezuela'da en az 200 şirkete el kondu

Hugo Chavez  

Chavez zam yapan şirketlere el konulacağını söylüyor

Venezuela hükümeti, ülkenin para birimi bolivar'ın altı gün önce devalüe edilmesinden bu yana, kar sağlamaya çalıştığı düşünülen 200'den fazla şirkete el koydu.

Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, ayrıca fiyatları aşırı biçimde artırmakla suçlanan şirketleri kamulaştırma tehdidinde bulundu.

Bu durumdan şimdiye kadar en fazla etkilenen şirket Fransız süpermarket zinciri Exito oldu, şirketin bir çok kentte bulunan süpermarketleri, geçici olarak kapatıldı.

BBC muhabiri, yeni sistemin nasıl işlediğinin henüz yeterince anlaşılamadığı yorumunu yaptı.

Venezuelalılar, devalüasyon öncesi dükkânlara akın ederek başta elektronik eşyalar olmak üzere ithal malları stoklamaya başlamıştı.

Chavez, para birimleri bolivar'ın değerini en az yüzde 17 oranında düşürerek rekabeti artırmayı ve ithal mallara bağımlılığı azaltmayı umduklarını söylüyor.

Ancak bazı ekonomi çevrelerine göre bu durum, zaten yüzde 25'lere fırlamış olan enflasyonu daha da körükleyecek.

Zamlara karşı önlem

Venezuela Bolivarı'nın hükümetçe belirlenen değeri, 2005 yılının Mart ayındaki son devalüasyondan bu yana, 2,45 ABD Doları civarında.

Chavez'in açıklamasına göre bundan böyle iki farklı döviz kuru kullanılacak.

Venezuala Bolivarı, öncelikli ithal mallar için 2,60 dolardan, diğer önceliği olmayan ve lüks tüketim malları için ise 4,30 dolardan işlem görecek.

Bu da, neredeyse yüzde 50 oranında devalüasyon anlamına geliyor.

Chavez, iki döviz kurunun "çok gerekli olmayan ithal malları sınırlayarak ihracat politikasını canlandıracağını" savundu.

Venezuela'da ekonomi alanında çalışan düşünce kuruluşlarından Cendas'ın direktörü Oscar Meza ise bunun yıllık enflasyon oranlarını yüzde 33'ün üzerine taşıyacağı görüşünde. 14/01/2010

EMEKLİ MAAŞLARINDA Kİ ARTIŞLAR

Zam, kanun değişikliği gerçekleşmediği için bu ayki emekli maaşlarına yansımadı.

Dün zamlı maaşını çekmek için gittiği bankada sadece ocak ayındaki yüzde 4,6'lık enflasyon oranındaki artışla yetinmek zorunda kalan emekli, iki aylık maaş farkını şubat ayında alacak. Emekli maaşlarında seyyanen artış getirecek olan yasa değişikliği ise dün Meclis'e sevk edildi.

Komisyonda görüşülebilmesi için gerekli 48 saatlik süre geçmesinin ardından düzenleme süratle yasalaştırılacak. Zamlı maaş beklentisiyle dün bankaya giden emekliler, sürprizle karşılaştı. Yasa çıkmadığı için maaş zammının sadece enflasyon oranındaki bölümü maaşlarına yansıdı. Aksaklığın sebebi, emekli maaşlarını düzenleyen 5510 sayılı yasa. 5510 sayılı yasaya göre emekli maaşlarına enflasyon oranında zam yapılması gerekiyor. Bu oranın üzerindeki bir artış için yeni yasal düzenleme şart. Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı zamlar enflasyon üzerinde olduğu için yeni yasal düzenleme yapılmadan maaş zamları hesaplara yatırılamadı.

7,3 milyon SSK ve Bağ-Kur emeklisi, maaş zammının yaklaşık yarısını alabildi. Örneğin 608 lira emekli maaşı alan işçi emeklisi 63 TL zam bekliyordu. Ancak bankaya gittiğinde bu zammın sadece 4,6'lık enflasyona denk gelen 27 lirasının hesabındaydı. Kalan kısmı şubatta fark olarak alacak. Yeni bir gecikmeye yol açmamak için yasanın en geç 5 Şubat'a kadar Resmî Gazete'de yayımlanması gerekiyor. Emekli maaşlarıyla ilgili yasanın hafta sonuna kadar Meclis'ten geçmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı maaş düzenlemesine göre emeklinin aylığı ocak itibarıyla 63 ile 101 lira arasında arttı. Temmuzda enflasyon oranında yeni bir artış daha yapılacak. Böylece en düşük işçi emeklisi maaşı 601 liradan 663 liraya, en düşük esnaf emeklisi maaşı 476 liradan 538 liraya yükseldi. Zamla en düşük tarım SSK'lının maaşı 403 liradan 480 liraya çıktı. En düşük Tarım Bağ-Kur emeklisinin aylığı da 306 liradan 380 liraya yükseldi.

MEMUR EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ ARTIŞ

Diğer memur emeklileri ise Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı olarak maaş zammı alacak.
Buna göre, memur emekli maaşlarına yılın ilk 6 aylık döneminde yüzde 4, ikinci 6 aylık döneminde de yüzde 4,5 oranında artış yapılacak.

14/01/2010

işçi emeklilerinin ise,

T.C.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
BASIN DUYURUSU

05/01/2010

Yapılacak olan bu artışlarla, dosya bazında emeklilerimizin aylık dilimleri itibariyle
ek ödeme dâhil ellerine geçecek tutarlar aşağıda gösterilmiştir.

Obama kurtarma paralarını geri istiyor

 

 

ABD Başkanı Barack Obama, finansal krizin zirve yaptığı dönemde finansal şirketlerin batmasını önlemek amacıyla kullanılan kamu kaynaklarını geri almak için bu şirketlere vergi koymak istediklerini söyledi.

Obama, Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı'nda (TARP) ortaya çıkacağı tahmin edilen zararları karşılamak için finansal şirketlerden vergi alınmasıyla ilgili dün Beyaz Saray'da yaptığı açıklamada, ''Paramızı geri istiyoruz ve onu alacağız'' dedi.

15/01/2010

 

Türkiye ve Rusya enerjide işbirliğini derinleştiriyor

Rusya ile Türkiye enerji alanında işbirliğini derinleştirme adımları atıyor. Rusya'nın başkenti Moskova'da bir araya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Başbakanı Vladimir Putin, ''Türkiye'de Nükleer Santral Tesisi Konusunda İşbirliği Ortak Beyannamesi'' metnini imzaladı.

Putin, Orta Asya ve Hazar havzası petrollerini Türkiye üzerinden dünyaya piyasalarına ulaştırmayı hedefleyen Trans Anadolu Ham Petrol Boru Hattı Projesi'nin İtalya'nın da katılımıyla ilerleyebileceğini belirtirken, bu amaçla üçlü bir devletlerarası anlaşma imzalanmasını önerdi. Putin, Rus doğalgazını Karadeniz altından Avrupa'ya ulaştıracak Güney Akım konusunda da Türkiye'nin gösterdiği kolaylığa teşekkür etti.

Rusya Başbakanı, Karadeniz'in dibi ile ilgili çevre değerlendirme raporunun yüzde 100, jeolojik sismik çalışmaların da yüzde 80-85 oranında tamamlandığını kaydetti.

Bu çalışmaların tamamlanmasının ardından rapor haline getirilerek Türk tarafına sunulacağını ifade eden Putin, öngörülen süre olan 10 Kasım 2010'a kadar Türkiye'nin değerlendirmesini yapıp, çalışmalar için müsaadelerini vereceğini söyledi. 13/01/2010 DW

Japon Havayolları hisselerinde sert düşüş

  Japon Havayolları

 

JAL hisselerinde şirket tarihinin en büyük düşüşü görüldü

Japon Havayolları'nın (JAL) hisselerinin bugün yüzde 45 oranında
sert şekilde düşmesi, şirketin iflasa doğru ilerlediği kaygılarını güçlendirdi.

Hisse senetlerinin şirket tarihinin en büyük düşüşünü sergilediği, bu duruma Amerikan Havayolları'nın yatırım teklifini artırma önerisinin de engel olamadığı belirtiliyor.

Amerikan Havayolları, yatırım teklifini 1 milyar ABD dolarından 1,3 milyar dolara çıkardığını açıklamıştı.

Amerikan havayolu şirketi, hayli kar getiren Asya pazarında en büyük havayolu şirketi konumundaki JAL ile işbirliğine istekli.

Amerikan Havayolları, JAL'in, British Airways ve Qantas'ın da parçası olduğu Oneworld ittifakı içinde kalmasını istiyor.

İşten çıkarmalar

Bu arada JAL'ın mevcut ve eski çalışanları, şirketin emeklilik fonu ödemelerinde kesintiye gitme planlarını kabul etti.

Fonda 3,6 milyar dolarlık açık bulunduğu belirtiliyor.

Bu kesintilerin, şirketin hükümet desteği alabilmesi için kritik önem taşıdığı biliniyor.

BBC Asya uzmanı Roland Buerk'in aktardığına göre Japon hükümeti bir süredir Japon Havayolları'nın ayakta kalması için mücadele ediyor ve dev borçlarını kimin ödeyeceği konusunda anlaşmazlık yaşıyordu.

Buerk nihayetinde vergi mükellefleri, hissedarlar, çalışanlar ve emekliler de dahil olmak üzere herkesin bu süreçte rol oynamasına karar verildiği yorumunu yaptı.

Japon Havayolları'nın hükümet desteği alıp alamayacağı Ocak ayının sonlarında belli olacak, ancak bu kapsamda 49 bin kişilik personelin üçte birinin işine son verilebileceği konuşuluyor.

12/01/2010

Sahte Euro banknotlara dikkat

 

Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da sahte banknot hacmi, bir önceki yıla göre yüzde 30 arttı. Piyasada en fazla 50 euroluk sahte banknotlara rastlanılıyor.

Dolandırıcıların Almanya’da piyasaya sürdükleri sahte para miktarı 2009’da bir yıl öncesine kıyasla daha fazlaydı. Almanya Merkez Bankası artış oranının yüzde otuzu aştığını ve sahte Euro banknotlarının adet olarak 41 binden, 52 bin 500’e çıktığını bildiriyor. 2004 yılında ise piyasaya 80 binin üzerinde sahte banknot sürülmüştü.

Sahte banknotların yol açtığı maddi zarar 400 bin azalarak 3,1 milyon euroya düştü. Merkez Bankası 100 ve 200’lük sahte banknot miktarının azaldığını ve piyasaya en çok 50’lik banknotların sürüldüğünü saptamış.

Kalpazanların yeni numarası

Cüzdanında sahte banknota rastlayanın bu parayı Merkez Bankası’na götürüp gerçeğiyle değiştirme imkânı yok. Çoğunluğunu 50’lik banknotların oluşturduğu sahte para miktarının artmasına rağmen, piyasadaki kalp paranın yol açtığı zarar 2009’da üç milyon euroya düştü. Merkez Bankası para analizleri uzmanı Rainer Elm bunun nedenini şöyle açıklıyor:

“Bunun başlıca nedeni, kalpazanların son zamanlarda 100 ve 200 yerine 20 ve 50’lik banknot basmaya başlaması. Bu durumda aynı kârı, daha fazla sahte banknot çıkararak yapabiliyorlar. Banknotların küçülmesi, sahte paranın yol açtığı zararı azalttı. Piyasaya tek bir yüzlük banknot sürerek verilen zararın aynısını vermek için iki ellilik basmak gerektiğinden, miktar artarken zarar hemen, hemen değişmiyor.”

Kriz dönemlerinde artıyor mu?

2009 yılında Almanya’da piyasaya sürülen sahte banknotların yaklaşık yarısı ellilik. %28’i ise yirmilik Euro idi. Sahte madeni paranın %81’i ise iki Euro’luklardı. Merkez Bankası bundan beş yıl önce 81 bin sahte banknota el koymuş, ileriki yıllarda azalan banknot adedi son zamanlarda yeniden artmaya başlamıştı. Merkez Bankası uzmanı Elm, “ekonomik canlanma dönemlerine yavaşlayan sahte banknot matbaalarının kötü dönemlerde hızlandığı” tezinin doğru olmadığını ve sahtekârlıktaki dalgalanmaların aslında polisin kalpazanlıkla mücadeledeki başarısıyla ilgili olduğunu belirtiyor:

“Geçen yıllarda ve özellikle de 2004’de Baltık ülkelerindeki kalpazanlar son derece faaldiler ve Almanya’da örgütlenmişlerdi. 2005 yılında polis bu çeteleri dağıttıktan ve yurt dışında da sahte para atölyeleri ortaya çıkarıldıktan sonra Almanya bu bakımdan rahat birkaç yıl geçirdi. Sahte para miktarı yarıya indikten sonra yeniden artmaya başladı.”

Almanya dışından getiriliyor

Almanya’da piyasaya sürülen sahte paranın büyük bölümü yabancı ülkelerde basılıyor. İtalya, İspanya, Sırbistan ve Bulgaristan’daki kalpazanların pazarı Almanya’ydı. Almanya’da geçen yıl 10 bin kişiye 6 sahte banknot düşüyordu. Euro bölgesinin toplamında ise bu oran 27’i bulmaktaydı. Merkez Bankası Almanya’daki gerilemenin aydınlatma kampanyasıyla ve paranın sahte olup olmadığının anlaşılması için esnafın bilgilendirilmesiyle de ilgili olduğunu tahmin ediyor:

“Merkez Bankası ticari kuruluşlara ve öncelikle de bankalara kalp parayı teşhis eğitimi veriyor. İki saatlik kursun sonunda hangi banknotun sahte olduğunu anlamak kolaylaşıyor. Geçen yıl banka şubelerinde düzenlediğimiz kurslarla 25 bin veznedar katıldı.”

Rainer Elm bu rakamın daha da arttırılabileceğini belirtirken, kalpazanlığın verdiği ticari zararın kredi ve banka kartı sahtekârlığının yol açtığı zarardan çok daha az olduğunu da sözlerine ekliyor.

12/01/2010 DW

Çin, nasıl ihracat şampiyonu oldu?

  Çin, ilk kez dünya ihracat şampiyonu oldu

 

Çin, ilk kez dünya ihracat şampiyonu oldu

Almanya, ihracat şampiyonluğunun yedinci yılında artık bu sıfatı taşıyamaz hale geldi. Wiesbaden’deki Federal İstatistik Bürosu, Çin’in dünya ihracat sıralamasında ilk kez birinci sırada yer aldığını açıkladı.

 Çin, 2009’da ilk kez ihracat şampiyonu oldu. 746 milyar euroluk ihracat toplamıyla, bu yıl 734 milyar euroluk ihracat yapan Almanya’yı da geçti. Şangay’daki Alman Ticaret Odası’nın yönetim kurulu üyesi Ulrich Maeder, sıralamanın çok önemli olmadığını düşünüyor:

"Kesinlikle o kadar önemli değil. Çin’in 1 milyar 300 milyonluk nüfusu var.  Bizim nüfusumuz ise 80 milyon. Almanya en istikrarlı ekonomi politikasına sahip ve benim görüşümce dünyanın da en istikrarlı ülkesi. Almanya’nın herhangi bir şekilde kötümser bir tablo çizmesi için hiçbir neden yok. Sayısal olarak birinci ya da ikinci sırada olması aslında hiç rol oynamıyor.“

Pek çok Alman işadamı aynı görüşü paylaşıyor. Maeder, 30 yıldan uzun bir süredir Çin’de bir tekstil fabrikası işletiyor. Bu işadamı Almanların dünya ihracat birinciliğini Çin'e kaptırmasını bu kadar sakin karşılamalarında Çin'in ihracat istatistiğine Çin’de üretim yapan yabancı firmaların da dâhil edilmesinin rol oynadığını söylüyor.

Çin'de iç ekonomiyi canlandırma çabaları

Ancak ihracat şampiyonu olmak ya da olmamak Çin’de Almanya’daki kadar soğukkanlılıkla karşılanmıyor. Orada ihracata bağımlılığı azaltmak ve zayıf olan iç ekonomiyi güçlendirmek konuları daha çok gündemde. Çin’deki Avrupa Ticaret Odası Başkanı Jörg Wuttke, bunun uzun süreli ve önemli bir proje olduğunu belirtti:

"Çin’de bunu tarif eden çok güzel bir resim var: Biri kaplanın sırtında oturur ve bunun çok sağlıklı olmadığını bilse de nasıl inmesi gerektiğini kestiremez. Oluşturulan bu sistem, ihracatı destekliyor ve pek çok iş fırsatı da mevcut. Ancak bu tabii Avrupa ile aşırı ticaret fazlasına da yol açıyor. Saat başı 17 milyon euro. Bu tabii ki parayla ne yapacağınıza dair bir sorun. Bu nedenle Çin, özel tüketimi artırmaya başlamalı. Çünkü sonunda Çin para biriminin değerini artırmaktan başka çareleri kalmayacak.“

Krizde yüzde 18 kayıp yaşandı

Çin ve Almanya, ekonomik krizde ihracat güçlerini yaklaşık yüzde 18 oranında yitirdi. Alman İhracatçılar Birliği, bir kaç gün önce, rekabete rağmen, Çin’i çok dinamik bir müşteri olarak tanımladı. Kimya firması BASF’ın Asya Müdürü Martin Brudermüller, kimyacılığı bu dinamizme örnek gösteriyor:

"Bizim için en önemli pazar Çin. Bugün kimya pazarının yaklaşık yüzde 50’si Asya’da bulunuyor. Bu oran gelecek yıllarda daha da artacak. Ayrıca geçen yıllardaki en yüksek büyüme oranları da Çin’deydi. Bu açıdan bakınca, Hindistan ile Çin arasındaki makas kapanmak yerine açılıyor.“

Çin'deki otomotiv şirketleri

İkinci örnek ise otomotiv sektörü. Volkswagen, Çin’de satılan 1 milyon 400 bin otomobilinin çoğunu bu ülkede üretiyor. Ancak Çin'deki Volkswagen şirketinin genel müdürü Winfried Vahland, 2009’da Almanya’dan yapılan ithalatın da büyük artış kaydettiğini söylüyor:

"Şu çok aşikâr ki, bu yıl 30 binden daha fazla araç ithal edeceğiz. Bunlar sıradan araçlar değil tam tersine Avrupa’dan özellikle Almanya’daki merkezden ithal ettiğimiz lüks araçlardan oluşuyor. Bizim büyümemiz Alman işletmelerinin de büyümesi demektir. Alman firmaları, Çengdu’daki ortaklığımıza milyonlarca sipariş gönderiyor.“ 10/01/2010 DW

Dünyanın en büyük ihracatçısı Çin

  Çinli tekstil işçisi

Çin, Alman ulusal istatistik bürosunun açıkladığı son verilerin ardından Almanya'yı geçerek dünyanın en büyük ihracatçısı konumuna ulaştı.

Çin'in bu yıl Japonya'yı geçerek dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline geleceği tahmin ediliyor

Geçen yılın ilk 11 ayında, Çin'in ihracat değeri 1,07 trilyon doları bulurken; Avrupa'nın en büyük ekonomisine sahip ülkesi olan Almanya'nın ihracatı, 1,05 trilyon dolarda kaldı.

Çin'in ihracat şampiyonluğu, Almanya'nın 9 Şubat'ta, 2009'un tamamı için ticaret rakamlarını açıklamasıyla kesinleşecek.

Ancak uzmanlar Aralık ayı rakamlarının, bu sıralamayı değiştirecek kadar farklı olmasını beklemiyorlar.

Bu gelişmenin, başka kurumlarca da doğrulanması halinde, Çin'in küresel konumunu daha da güçlendirmesi bekleniyor.

Alman ekonomisinde tablo

Zira Çin'in bu yıl, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumundaki Japonya'nın yerini alması bekleniyor.

Ekonomi uzmanları, hükümetin Çin ekonomisine aktardığı büyük ölçekteki kaynakların, Çin'in küresel resesyondan çıkmasına yardımcı olduğu görüşünde.

Gerek Almanya gerekse Çin'de ekonomik büyüme ihracata dayanıyor.

Bazı çevreler bu durumun küresel bazda yaşanan dengesizliklere de katkısı olduğunu savunarak Almanları daha fazla tüketmeye, Çinli yetkilileri de para birimi Yuan'ın dolar karşısında serbestçe hareket etmesine izin vermeye çağırıyor.

Öte yandan Almanya'nın Kasım ayı ihracatı, art arda üç ay boyunca yükseldikten sonra, Ekim ayına kıyasla yüzde 1,6 artarak, 70,6 milyar Euro’ya; bir başka deyişle 101 milyar ABD dolarına ulaştı.

Bu artış, Almanya'da inişli çıkışlı bir tablo sergileyen ekonomik iyileşme sürecine ilişkin kaygıları da hafifletmişe benziyor.

Aynı zamanda ithalat rakamları yüzde 5,9 düşerek 53,4 milyar Euro'ya geriledi.

Bu durum Almanya'nın dış ticaret fazlasını son 17 ayın en yüksek seviyesine taşıdı.

Çin yurtdışına elektronik araçlar ve tekstil ürünleri; Almanya ise otomobil, kimyasal ürünler ve özel makine parçaları ihraç ediyor.

Avrupa'nın en büyük ekonomisi konumunda olan Almanya, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşadığı en büyük resesyondan çıkmaya başlarken, ekonomisinin 2009 yılında yüzde 5 oranında küçüldüğü tahmin ediliyor.

Almanya Merkez Bankası, 2010 yılı için büyüme rakamlarını yüzde 1,6 olarak öngörüyor.

Geçen yıl yüzde 8'in üzerinde büyüme kaydettiği düşünülen Çin ise 2010 için yüzde 9,5 büyüme bekliyor.

08/01/2010

Enerjide Norveç mucizesinin sırrı

 

 

Norveç'de Enerji örnek oluyor

Nomeland'da türbinler uzaktan kumanda ile kısa sürede devreye sokuluyor yada kapatılabiliyor.  

Nomeland'da türbinler uzaktan kumanda ile kısa sürede devreye sokuluyor yada kapatılabiliyor

Norveç, modern sanayi ülkeleri arasına girmesini öncelikle barajlardan elde ettiği ucuz hidrolik elektrik enerjisine borçlu. İskandinav ülkesi, geliştirdiği yeni projelerle diğer Avrupa ülkelerine örnek oluyor.

Dağlar ve fiyortlar ülkesi ilkbaharda eriyen kar sularıyla sonbaharda aralıksız yağan yağmurunu yüzlerce baraj gölünde topluyor. Norveç elektrik ihtiyacının yüzde 98’ini hidroelektrik santrallerinden karşılıyor. Almanya’nın ihtiyaç fazlası rüzgâr enerjisini Norveç’e taşıyıp ihtiyaç halinde Norveç barajlarından elde edilen elektriği Almanya’ya getirecek olan deniz dibi kablosunun döşenmesiyle bu oran yüzde 100’ün de üzerine çıkacak.

Kuzey denizi açıklarında dikilmekte olan yüzlerce rüzgâr türbininin randıman vermesi, rüzgârın esmesine bağlı. Elektrik şebekesinde de dalgalanma olmaması ve hatlardan hep aynı miktarda elektrik geçmesi gerektiği için, ihtiyacın üzerinde elektrik üretilmesi problem doğurabiliyor. Bu nedenle Norveçli elektrik şirketleri ek barajlar inşa ediyor, mevcut barajları yüksek randımanlı türbin ve jeneratörlerle donatıyor. Çevre dostu elektrik ticareti, Norveç'teki çevre örgütleri tarafından da destekleniyor.

245 kilometrede 8 baraj

Roald Tjorteland Otra Nehri üzerindeki barajın duvarından vadiyi süzüyor. Nomeland hidroelektrik santralı, daire şeklindeki pencereleri, gotik tarzındaki cephesi ve dik duvarlarıyla bir katedrali andırıyor.

“Eskiden estetik güzellik için paraya kıyılırdı. Norveç ucuz elektrik sayesinde sanayileşti. Elektriğimizin yüzde 98’ini barajlardan kazanıyoruz. Su biz Norveçliler için çok önemlidir.”

Nomeland santrali 1920'de inşa edildi.
 

Nomeland santrali
1920'de inşa edildi

Dağlardaki kaynağından Kuzey Denizi’ne döküldüğü Kristiansand’a kadar, 245 kilometre uzunluğundaki nehrin üzerinde sekiz baraj inşa edilmiş. Tjorteland ve teknisyen arkadaşları jeneratörleri çeviren su türbinlerini uzaktan kumanda ile ihtiyaca göre birkaç dakikada devreye sokabiliyor ya da kapatabiliyor.

Tjorteland 1920 yılında inşa edilen Nomeland santralının Norveç’in en eski ve en dayanıklı barajlarından biri olduğunu anlatıyor.

 “Bu, 1920 yılından beri arızasız çalışan Francis türbinlerinin kumanda kürsüsü. Düşüş yüksekliği 20 metre ve saniyede 180 metreküp su veriyor. Yılda 170 gigavat saat, yani 15 bin hanenin ihtiyacını karşılayacak kadar elektrik üretiyor.”

 Enerji piyasasının liberalleştirilmesinden sonra bir zamanlar elektrik tekelini elinde bulunduran şirketler elektrik ticaretine başladı. Agder Energi adlı elektrik şirketinin analiz uzmanı Siw Skogestad önündeki ekranları kaplayan tüketim, üretim, rüzgâr elektriği, dalga yüksekliği, büyük müşterilerin sipariş miktarı ve teknik arızalarla ilgili rakamları dikkatle inceliyor.

 “Fiyat çeşitli faktörler tarafından belirleniyor. Danimarka’daki rüzgâr parklarının kapasitesi, barajların su seviyesi ve hava tahminleri gibi. Üretimi son derece esnek yönlendirme lüksümüz var. Rüzgâr sert estiğinde, hidrolik elektriği düşürüyoruz.”

Almanya’da durum

Almanya ise çevre dostu enerjiye geçişin henüz başlarında. Almanya toplam enerji ihtiyacının yüzde 15’ini rüzgâr, güneş ve biyo kütleyle karşılıyor. 2020 yılında bu oranın yüzde 50’ye çıkarılması hedefleniyor. Öncelikle rüzgâr enerjisine ağırlık veren Alman şirketleri açık denizlerde dev rüzgâr türbinlerinden oluşan enerji parkları kuruyor. Ama rüzgâr enerjisinin fazlası problem olabiliyor. Rüzgârın artmasıyla yel değirmenleri birkaç dakika içinde yüzlerce megavatlık ihtiyaç fazlası elektrik üretiyor. Elektrik şebekesinin zarar görmemesi için rüzgâr türbinlerini kısmen kapatmak gerekiyor. Nor-Ger adlı uluslararası enerji konsorsiyumu, Norveç’in güneyini 600 kilometre uzunluğundaki deniz dibi kablolarıyla Almanya’nın Wilhelmshaven limanına bağlayacak. Bu projenin fikir babalarından Edvard Lauen bir milyar Euro’luk enerji hattının ne işe yarayacağını şöyle anlatıyor:

 “Rüzgâr enerjisi hava durumuna bağımlı. Ama elektrik akımının da aynı kalması gerekiyor. Almanya’da rüzgâr sert esince ihtiyaç fazlası yeşil elektriği Norveç’e nakledeceğiz.”

 Böyle durumlarda Norveç’in barajları üretime ara verecek ve bu ülkeye Almanya’dan elektrik verilecek. Almanya’da rüzgâr dindiğinde de, elektrik ihtiyacı Norveç’teki hidro elektrik santrallarından karşılanacak.

09/01/2010 DW

Dev Binaya Dev Şenlik

Dünyanın en yüksek gökdeleni açılıyor

  800 metreyi aşan Burj Dubai'nin gerçek yüksekliği açılış töreninde açıklanacak.

 

800 metreyi aşan Burj Dubai'nin gerçek yüksekliği
açılış töreninde açıklanacak.

Dünyanın en yüksek binası Dubai Kulesi (Burj Dubai) geniş güvenlik önlemleri altında bugün açılıyor.

En yakın rakibi Taipei 101'den 300 metre daha yüksek olan kulenin açılışı Dubai Emiri el Maktum tarafından yapılıyor.

800 metreden daha fazla bir yüksekliğe sahip olan binanın tam olarak ne kadar yüksek olduğu açılış sırasında açıklanacak. Binanın yapı mühendisi William Baker, açılış töreni için bulunduğu Dubai'de yaptığı açıklamada, inşaat sürecinde ne kadar yükseğe çıkabileceklerinden emin olmadıklarını, nihai yüksekliğin kendileri için bir keşif ve öğrenme deneyimi olduğunu söyledi.

Dubai Kulesi'nin inanılmaz boyuttaki yüksekliğine sıra dışı tasarımı sayesinde ulaşıldı. Projenin yapı mühendisi Baker, Dubai Kulesi'nin ilk tasarımlarında binanın 508 metre yüksekliğindeki Taipei 101'den 10 metre daha yüksek olmasının planlandığını vurguladı.

Açılış için sıkı güvenlik önlemleri  
 

Dünyanın en yüksek binasının açılışı için emirlikteki güvenlik önlemleri de en üst düzeye çıkarıldı. Dubai polis müdürü Tümgeneral Muhammed Eid El Mansuri, açılışta aralarında keskin nişancılarla sivil polislerin bulunduğu 1000'den fazla polisin görev yapacağını ifade etti.    

Rakamlarla Burj Dubai

Yapımında 12 bin işçinin çalıştığı 160 katlı Dubai Kulesi'nin inşaatına 2004'te başlandı ve ortalama 3 günde bir kat bitirildi.

Dünyanın en yüksek binası yaklaşık 3 milyar euroya mal oldu. Dubai Emiri Şeyh Muhammed Raşid el Maktum’un şirketi Emaar Properties'in en iddialı projesi Dubai Kulesi'nin 150. katından sonrası çelik konstrüksiyona sahip. Bu da gökdelene, betonarme kütle üzerine çelik konstrüksiyonla devam edilen ilk bina özelliğini kazandırıyor. 

 

Anten kulesiyle yaklaşık 820 metreye ulaşacağı tahmin edilen Dubai Kulesi'nin en dikkat çeken özellikleri ise şöyle:

- 95 kilometreden bile görülüyor.

- Gökdelenin 124. katı, dünyanın halka açık, en yüksek ve dışarıda terası bulunan gözlem katı.
- 160 lüks otel odası ve suite sahip.

- Binada 57 asansör, 1044 daire, 3000 araçlık yer altı park yeri var.

- Dış cephesini ve iki kanadını oluşturan cepheyi kaplayan cam panellerin sayısı 28 bin 261.

- Dubai Kulesi için 330 bin ton metre küp beton döküldü, 39 bin ton çelik kullanıldı, 22 milyon saat çalışıldı.

 

 

Kriz zamanında “gösteriş" iddiası

Dünya'nın en yüksek yapısı Dubai Kulesi'nin açılışı Dubai Emirliği'nin mali sıkıntılar içinde olduğu bir döneme denk geldi. Uluslararası basın da Dubai'nin mali sıkıntılar için de olduğu bir dönemde bu türlü görkemli açılışların gösterişten başka bir anlam ifade etmediği eleştirilerini getiriyor.

Ancak Dubai'deki yayın organlarındaysa Dubai Kulesi'ne yönelik eleştirilerin “kıskançlıktan” kaynaklandığı görüşü hâkim. Dubai Kulesi'nin internet sitesindeyse “ Burj Dubai ile bugünden itibaren dünya tarihinde yeni bir sayfa açılacağı” yer alıyor.

Dubai resmi haber ajansı ise Kule'nin Dubai Emirliği'nin her zaman dile getirdiği, “Başkaları konuşur, biz yaparız” sözünün gerçeği yansıttığı ifadesini kullanıyor.

04/01/2010 DW

Clinton: Kalkınma da Diplomasi Kadar Önemli

 

 

Hillary Clinton

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton dünya sorunlarını çözmede, kalkınmanın diplomasi ve savunma kadar büyük önem taşıdığını söyledi.

Washington’daki Global Gelişme Merkezi’nde yaptığı konuşmada Clinton, kalkınmanın önemini anlattı. Bakan, daha zengin, adil, güvenlik içinde bir dünya özleminin, dünya nüfusunun üçte biri daha iyi bir hayat kurma imkanına sahip olmadığı sürece gerçekleşemeyeceğini belirtti.

Bakan, Obama yönetiminin kalkınma yardımı politikasında yapacağı değişiklikleri de anlattı. Yeni politikalar, ülkelere uzaktan politikalar dikte ettirmek yerine, ortaklıklara dayalı bir yaklaşıma dayanıyor.

Dışişleri Bakanı ayrıca, Amerikan kalkınma yardımının bundan böyle, yeni teknolojilere yatırım ve kadının güçlendirilmesine ağırlık vereceğini de kaydetti. 

07/01/2010

Almanya’da banka kartları kilitlendi

  Bankamatiklere yerleştirilen çiplerdeki hatalı programlama sorun yarattı

 

Bankamatiklere yerleştirilen çiplerdeki hatalı programlama sorun yarattı

Hatalı bilgisayar programlaması Almanya’da 30 milyon civarında kredi ve bankamatik kartı sahibini perişan etti. Vatandaş parasını çekemedi, marketlerde ödeme yapamadı. Çalışmalar şimdilik sonuç vermedi.

Kredi ve bankamatik kartlarındaki hatanın sorumluluğunu Fransız Gemalto firması üstlendi.

Dijital güvenlik piyasasının önde gelen kuruluşlarından Gemalto'nun yönetim kurulu başkanı Olivier Piou, soruna, kredi ve bankamatik kartlarındaki çipte hatalı bir bilgisayar kodunun neden olduğunu belirtti.

Piou, “Sorunu gidermek için bankalarla birlikte çalışıyoruz” dedi.

Merkezden müdahale

Almanya'daki Kredi Komisyon Merkezi (ZKA) sözcüsü Michaela Roth, bankamatik çiplerinin hatasını merkezden yapılacak müdahaleyle gidermeye çalıştıklarını söyledi.

Roth, “Bankamatik ve kredi kartlarının toplatılmasını son ihtimal olarak görüyoruz” dedi.

Bankalararası çatı örgütü ise “kapsamlı uzun vadeli seçeneklerin gözden geçirildiğini” duyurdu.

POS cihazlarında ödeme yapılamadı

Tüketici Koruma Bakanı Ilse Aigner, bankaları müşterilerinin zararını karşılamaya çağırdı.

Güvenlik ve kullanım rahatlığı için daha fazla özen talebinde bulunan Aigner, “Arızadan ötürü banka gişelerine yönelen vatandaştan ek masraf alınmamalıdır” uyarısında bulundu.

Alman Perakendeciler Birliği genel müdürü Stefan Genth, yaklaşık 1 milyon POS cihazından 200 bininde sorun görüldüğünü duyurdu.

Genth, işyerlerinin zararı için henüz bir tahmin yürütemeyeceğini söyledi.

06/01/2010

İzlanda'da halkoylamasına gidilecek

 

İzlanda Devlet Başkanı Olafur Ragnar Grimsson, öncesinde parlamentodan geçen ve iflas eden İzlanda bankalarında hesabı bulunan yabancı yatırımcılara tazminat ödenmesini öngören yasa tasarısını veto etti.

Veto kararının büyük tartışmalara yol açtığı İzlanda'da söz konusu tasarı şimdi halkoyuna sunulacak.

06/01/2010

Ekonomik beklentiler iyimser değil

 

Küresel ekonomik krizle özdeşleşen 2009 yılı geride kaldı,

ancak ekonomik beklentiler iyileşmedi.

Uzmanlar 2010 yılında işsizlerin sayısının artabileceği uyarısında bulunuyor.

Ekonomiyi teşvik paketleri, devlet yardımları ve banka iflaslarıyla geçen 2009 yılının sona ermesiyle ekonomide düzelme umutları 2010’a kaldı. Ne var ki 2010 yılının 'belirsizlikler yılı' olması bekleniyor. Uzmanlar, ekonomiyi yeniden bunalıma sürükleyecek yeni bir bankacılık krizinin baş göstermesinden endişe ediyor. Mali krizden ağır darbe alan bankaların devlet yardımlarına rağmen henüz düzelme sürecine girmediğini belirten uzmanlar, bunun da kredi sıkışıklığına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Olası bir kredi sıkışıklığının ise yatırımların azalmasına ve nihayetinde de ekonominin küçülmesine neden olabileceği kaydediliyor.

Uluslararası Para Fonu IMF’nin Başkanı Dominique Strauss-Kahn, kayıpların yarısının banka bilançolarında gizli kaldığına ve bunun ekonomiler açısından öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Strauss-Kahn, 2010 yılında hükümetlerin, bankalara geçen yıl olduğu gibi milyarlarca euro tutarında devlet yardımı yapmayacağının da altını çiziyor.

İşsizlik artacak

Finans branşına ilişkin endişeler sürerken, küresel krizin istihdam piyasası üzerindeki etkilerinin de 2010 yılında geçen yıla kıyasla daha yoğun hissedilmesi bekleniyor. Köln’deki Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü (IW) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Almanya’da pek çok branşın temsilcisi 2010 yılının işten çıkarmaların yılı olacağı görüşünde. Araştırmaya katılan 44 derneğin 22'si, ciro ve üretimde artış beklerken, 27 dernek ya da birlik ise işten çıkarmaların önlenemeyeceği görüşünü dile getirdi. Enstitü'nün Başkanı Michael Hüther, “Küresel mali ve ekonomik kriz henüz aşılmadı ve bu sene de pek çok branşı derinden etkileyecek” dedi.

Kriz tam aşılmış değil  

Alman Deutsche Bank’ın eski baş iktisatçısı ve halihazırda konjonktür araştırmaları uzmanı olan Norbert Walter de “Güvenin sağlanması bir iki yıldan daha uzun sürecek” dedi. Finans branşını sert şekilde eleştiren Walter, “finans çalışanları yapısal bir değişikliğin zaruri olduğunu gerçekten kavradı mı, bilmiyorum” diye konuştu. Üstün körü düzenlemelerden daha fazlasına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Walter, henüz krizin geride kalmadığını söyleyerek, gemi inşaatı başta olmak üzere bazı alanlarda talebin ciddi şekilde düştüğüne dikkat çekti. Walter, “Mevcut istihdam düzeyi korunamayacak, 2010 yılında işsizlik büyük oranda artacak” açıklamasını yaptı.

02/01/2010 DW

Son Güncelleme:01/09/11