|
Son Güncelleme:09/08/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Ekonomi Haberleri-16 |
||||
|
Önceki Sayfalar |
||||
|
Devleri ikna eden büyülü formül |
|||||||||
Muhammed Yunus, yoksullara mikro-kredi verdiği bankasıyla 2006 yılında
Muhammed Yunus, Grameen logosunu taşıyan çok sayıda şirket kurdu. Bu şirketler, çocukların yeterli düzeyde beslenmesi, hastalıkların önlenmesi, tedavi ve eğitim olanakları geliştirilmesine katkı sağlıyor. Yunus, “Ticaret mantığını yeniden şekillendirmek yeterli” derken, ticaret yaparken hem para kazanılabileceğini hem de salt kar amacı gütmeden sosyal sorunlara çözüm bulunabileceğine vurgu yapıyor. Yunus'un formülü ticarette gizli Yunus, "Bazıları ‘az, hatta çok az da kar yapamaz mısın?' diye soruyor. Biraz kar yapmak bize ters değil. Ama biz ticaret yoluyla sorunları nasıl çözebileceğimize odaklanıyoruz" diye konuştu. Grameen Danone'den çocuklara yoğurt Muhammed Yunus'un hissedarlara kar sağlamayan şirketler aracılığıyla toplumsal sorunları çözme konsepti, büyük şirketlerin yöneticilerini de ikna etmiş. "Çok mutluyuz, çünkü bu sürece çokuluslu tröstleri de dahil ettik" diyen Yunus, sözlerini şöyle sürdürdü: "Örneğin Bangladeş'te Grameen Danone şirketini kurduk. Danone'nin hiç tereddüt etmeden kabul ettiği önerimle Bangladeş'te yeterli düzeyde beslenemeyen çocuklar için yoğurt üretiyoruz." Bangladeş'teki başarıdan sonra Danone yirmi ülkede daha bu tür kar gütmeyen şirketler kurdu. Yunus, çevre teknolojileri alanında faaliyet gösteren Veolia firmasını da ikna etmiş ve artık yıllardır zehirli su içen yoksul Bangladeş halkı için çok ucuza temiz su üretiliyor. Muhammed Yunus dur durak bilmiyor. Yunus, tesadüfen Frankfurt Havalimanı'nda karşılaştığı Alman kimya devlerinden BASF'ın yönetim kurulu başkanı Jürgen Hambrecht'i de sıtma hastalığını önlemek amacıyla Bangladeş'te ilaç üretimi için ikna etmiş. Hambrecht oluşturdukları sistemi şöyle aktarıyor: "Şunu açıkça söylememe izin verin: Yeni sosyal ticaret anlayışımız da kar amaçlıyor. Ama bu kar hissedarlar arasında paylaşılmıyor. Kartopu mantığıyla çoğalması amaçlanıyor ve Bangladeş sadece bir başlangıç.” Adidas'ı nasıl ikna etti Bangladeş'te birçok hastalık, çıplak ayak dolaşmak sonucunda vücuda giren parazitlerle ortaya çıkıyor. Muhammed Yunus, Adidas firmasını da bunun önlenmesi için bir şirket kurmaya ikna etmiş bile. Yunus nasıl ikna ettiğini anlattı: "Bir ayakkabı firması küresel bir vizyon geliştirebilir. Bu vizyon ‘dünyada kimse ayakkabısız yürümemeli' üzerine inşa edilebilir. Adidas bu önerimi kabul etti. Bana 'ayakkabılar ne kadar ucuz olsun' diye sordular. Ben de hemen ‘1 doların altında olabilir' dedim. Ama ‘üzerine logonuzu mutlaka koymanız gerekiyor, böylelikle 1 dolarlık ayakkabının kimin tarafından üretildiği açıkça görülmeli' diye de ekledim.” Muhammed Yunus'a göre yoksulluk, ticaret yapanların sadece kar elde etmeyi düşünmeyerek sosyal sorunların çözümüne de ağırlık vermeleriyle aşılabilir. Görünen o ki, bu fikir büyük ölçüde kabul görmüş ve en azından denemeye değer görülüyor. 10/12/2009 DW |
|||||||||
|
İtalya'da makarnacılara baskın |
|||||||||
İtalya'da mali polis, ülkedeki beş makarna üreticisi firmanın yönetim binalarına baskın düzenledi. Yargı kaynakları, baskınların "ortak zam kararı" soruşturması kapsamında yapıldığını açıkladı. Ofislerinde arama yapılan markalar arasında Barilla, De Cecco ve Divella da yer alıyor. Üretici firmalar ise yetkililerle işbirliği yaptıklarını söylüyor. Mali polis, tüketici örgütlerinden gelen şikayetler üzerine makarna üreticileri ile ilgili soruşturmayı 2007 yılında başlatmıştı. Şubat 2009'da 26 firma, aralarında anlaşarak fiyatları yüzde 36'ya varan oranlarda artırmakla suçlanmıştı. Kartel iddiası İtalya'daki rekabet ortamını düzenleyici makamlar da, ilgili şirketlere 12,5 milyon euro ceza kesmişti. Rekabetten sorumlu yetkililer, oluşturulan "kartelin" Ekim 2006 ve Mart 2008 arasında aktif olduğunu açıkladı. Makarna üreticileri ise verilen cezaları yargıya taşımıştı. İtalya'daki son mali soruşturmada ise yetkililer, 2007 yılında yapıldığı iddia edilen bir ortak fiyat artırımına ilişkin kanıt arıyor. Makarna Üreticileri Birliği ise Salı günü yaptığı açıklamada, böyle bir kartelin varlığını reddetmişti. Bu arada sözkonusu birliğin ofisleri de mali polis tarafından arandı. Biyoyakıt faktörü İmalatçı firmalar, İtalyan makarnasının ana malzemesi olan durum buğdayındaki fiyat artışını, fiyatlarına yansıtmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Buğday fiyatları, kısmen bu tahılın biyoyakıt üretimi için de kullanılmaya başlaması nedeniyle artmıştı. İtalya'da ulusal yemek olan makarnanın tüketimi, yılda kişi başına ortalama 28 kilogramı buluyor. |
|||||||||
|
Irak: Dev Petrol ihalesi paylaşıldı |
|||||||||
Irak petrolüne 'sınırlı ilgi Aralarında Çin şirketi CNPC liderliğindeki bir konsorsiyumun da olduğu uluslararası şirketler, Irak'ta iki büyük petrol sahasının işletim hakkını kazandılar. Bu yöndeki açıklama, ülkede 10 petrol sahasının işletimi için gerçekleştirilen ve iki gün sürecek ihalenin ilk sonuçlarını duyuran Irak Petrol Bakanı Hüseyin el Şehristani'den geldi. Ancak Bağdat'taki ihale turunun ilk günü Irak hükümetinin beklentilerini yakalayamadı. 10 ihaleden sadece ikisi başarıyla sonuçlandı. İhaleye çıkarılan petrol sahalarından en büyüğü olan Mecnun'un işletim hakkını, İngiliz şirketi Shell'in liderliğindeki bir konsorsiyum kazandı. Halfaya petrol sahasının işletin hakkı ise Çin şirketi CNPC öncülüğündeki konsorsiyumun oldu. Güvenlik kaygıları Her iki saha da ülkenin nispeten daha istikrarlı olan güney kesimlerinde bulunuyor. Ancak daha kuzeydeki gergin bölgeler örneğin Diyala ve Selahaddin vilayetlerindeki sahalar hatta başkentin hemen dışında, Sadr semti yakınlarındaki Doğu Bağdat sahası için talep sunulmadı. Bu da dünyanın en tehlikeli ve istikrarsız bölgelerinde çalışmaya alışık şirketlerin hala güvenlik konusunda kaygıları olduğunun göstergesi olarak yorumlandı. Bağdat'ta 127 kişinin öldüğü saldırıları izleyen ihaleler öncesinde, Irak Başbakanı Nuri el Maliki yatırımcılara güven vermeye çalıştı. Maliki "asayişte kötüye gitme yok, asayişin ihlal edildiği bir vaka var" diye konuştu. Irak Petrol Bakanı Hüseyin Şehristani de ülkesinin diğer petrol sahalarını yabancı şirketlerle işbirliği yapmadan işleteceğini söyledi. Yarınki ihale turlarında da dikkatlerin 12 milyar varili aşkın rezerv bulunan Batı Kurna sahasına odaklanması bekleniyor. Kuzeydeki Kürt bölgelerinde bulunan diğer bazı sahalara ise teklif verilmeyebileceği konuşuluyor. Özerk Kürt yönetiminin buradaki bazı sahalar için yaptığı sözleşmeler Bağdat yönetimi ile arasında gerginlik unsuru yaratıyor. Üretim artacak Yabancı petrol şirketleri, bugün tamamlanan iki ihalede, petrol üretimini önemli oranda artırma sözü verdiler. 13 milyar dolar petrol rezervi olan Mecnun'da halen günde sadece 46 bin varil petrol üretiliyor. Shell ve konsorsiyum ortağı olan Malezya'nın Petronas şirketi, üretim kapasitesini günde 1 milyon 800 bin varile çıkarma sözü verdi. Bu şirketlere, çıkardıkları petrol için varil başına 1,39 dolar ödenecek. Total ve CNPC ise ihalede varil başına 1,75 dolar istedi. Haziran ayında yapılan bir ihale ise BP ve Çin şirketi CNPC'nin de dahil olduğu bir konsorsiyuma, çıkardıkları petrol için varil başına 2 dolar ödenmesini öngörüyordu. CNPC öncülüğündeki konsorsiyum ise, Halfaya petrol sahasında üretim kapasitesini günde 535 bin varile çıkarma sözü verdi. CNPC, Petronas ve Total üretim için varil başına 1,40 dolar alacak. Halfaya, Irak'ın güneyinde, İran sınırı yakınlarında bir petrol sahası. Bölgede 4 milyar 100 milyon varil petrol olduğu sanılıyor. Petrol sahalarının işletim hakkını elde etmek için toplam 44 şirket yarışıyor. Hedef, petrol üretimini 3 katına çıkarmak Irak, dünyada en büyük petrol rezervelerine sahip ülkeler arasında üçüncü sırada. Bugün başlayan ihale süreci, ülkede petrol sanayiinin canlandırılması açısından hayati önemde görülüyor. Yıllardır süren yaptırımlar, işgal, savaş, şiddet olayları ve yaptırımlar Irak'ın petrol sanayiini olumsuz ekilemişti. Irak halen günde 2 milyon 400 bin varil petrol üretebiliyor. Bu rakamın birkaç yıl içinde üç katına çıkarılması hedefleniyor. Ülke bütçesinin yüzde 90'lık bir bölümü petrol gelirleri ile karşılandığı için bu ihaleler Bağdat açısından hayati öneme sahip. Uzmanlar ise şiddet olayları kaynaklı kaygılara karşın, yeni petrol sahalarının işletmeye açılmasının ülkenin petrol üretim kapasitesini iki katına çıkarabileceğini belirtiyor. 01/12/2009 BBC |
|||||||||
|
Irak: Dev Petrol İhalesini Lukoil - Statoil Kazandı |
|||||||||
İhaleyi kazanan Lukoil ve Statoil günde 1,8 milyon varil petrol üretmeyi hedefliyor. İhaleye ortaklaşa giren şirketler varil başına 1.15 dolar kazanacak. Ülkenin güneyinde Basra'nın batısında bulunan Batı Kurna II petrol yatağının 12,9 milyar varil rezervi olduğu tahmin ediliyor. Petrol üretimini arttırmayı hedefleyen Irak hükümeti dün de Mecnun petrol yatağının geliştirilmesi ihalesini Royal Dutch Shell ve Malezya'nın Petronas şirketlerine verdi. Mecnun petrol yatağının 12,6 milyar varil rezervi olduğu sanılıyor. Irak'ta şiddet olaylarının yaygın olduğu bölgelerdeki petrol yataklarının geliştirilmesi ihalelerine talep olmadı. Bu arada, Petronas ve Japonya'nın Japex şirketleri ülkenin güneyinde daha küçük bir ihale kazanırken Musul yakınlarındaki bir petrol yatağını Angola'nın Sonangol şirketi geliştirecek. Öte yandan Petronas, Fransa'nın Total ve Çin Ulusal Petrol Şirketi tarafından oluşturulan konsorsiyum Halfaya petrol yatağının geliştirilmesi ihalesini kazandı. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) dahil olduğu konsorsiyum ise Badra petrol yatağı ihalesini kazandı. Rus Gazprom şirketinin başını çektiği konsorsiyuma Kore'den Kogas ve Petronas da dahil. Fiyatını düşürmek durumunda kalan konsorsiyum varil başına 5.50 dolar kazanacak. Irak'ın dünyanın üçüncü en büyük petrol rezervlerine sahip olduğu tahmin ediliyor. 12/12/2009 Voa |
|||||||||
|
ILO: İşsizlik riski sürüyor |
|||||||||
Uluslararası Çalışma Örgütü, işsizlik artışının sona ermediğini belirterek, bu alanda durumun daha da kötüleşebileceği uyarısında bulundu. İşsizlik konulu yeni bir rapor yayımlayan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), ekonomiyi canlandırma politikalarının hemen bitirilmemesinin önemli olduğunu belirtti. ILO, raporunda, bazı ümit verici gelişmelere de yer veriyor. Buna göre dünya ekonomisi iyileşme sinyalleri verirken, resesyon süresince işten çıkarılanların sayısı, daha önceki krizlere dayalı olarak yapılan tahminlere göre daha az oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü raporu, yeni bir Büyük Buhran'ın önüne geçildiği tahmininde de bulundu. İşsizlik artışı Ancak son bir yıl içinde verileri ILO tarafından derlenen 51 ülkede, 20 milyon kişi işlerini kaybetti. Örgüt, ekonomik iyileşmenin erken aşamalarında çok fazla istihdam artışı beklenmemesi gerektiğini de belirtiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü, hükümetlerin ekonomik iyileşmeyi desteklemek için kamu harcamalarına devam etmesi, ancak bunu yaparken de istihdam artışına odaklanması gerektiğini belirtiyor. Raporda, eğer bu yol izlenirse, ekonomik canlandırma politikalarının hemen terk edildiği olası bir duruma kıyasla, istihdamın yüzde 7 artacağı öngörülüyor. ILO, canlandırma politikalarının erken noktalanmasının, bu politikalar sayesinde işten çıkarılması önlenen kişilerin işlerini de tehlikeye atacağı öngörüsünde bulunuyor. İşsizlerin maliyeti Raporda, ekonomik canlandırma politikalarından "erken çıkışın", uzun dönemli işsizlik riskini de artıracağı belirtiliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü raporu ayrıca, uzun süre işsiz kalan kişilerin yeniden çalışma hayatına dönmesinin, zor ve pahalı bir süreç olduğunun kanıtlanmış bir gerçek olduğu da vurgulanıyor. Bu nedenle de işsizliğin ilk aşamada önlenmesi, ILO'ya göre, uzun vadede maliyetleri düşürücü bir etkiye sahip. 07/12/2009 BBC Turkish Andrew Walker |
|||||||||
|
Japonya'dan 81 milyar dolarlık ekonomi paketi |
|||||||||
|
Japonya hükümeti, ülke ekonomisinin yeniden resesyona girmesini önlemek için 81 milyar dolarlık yeni bir teşvik paketini uygulamaya koyacak.
Paket; küçük ve orta ölçekli işletmelere yardımın yanı sıra, daha az enerji tüketen araç ve konut sahiplerine teşvik verilmesini de öngörüyor. Hükümet ayrıca paketin finansmanı için satılacak hazine bonosu miktarını da mümkün olan an az düzeye indirmeye çalışıyor. Zira Japonya'da kamu kesiminin borcu, ülkenin Gayri Safiş Yurt İçi Hasılası'nın yaklaşık yüzde 200'ü. Bu, Demokrat Parti hükümetinin açıkladığı ilk teşvik paketi. Japonya'da Demokrat Parti, Ağustos ayında yapılan genel seçimde, 54 yıldır neredeyse kesintisiz iktidarda olan Liberal Demokrat Parti'yi iktidardan indirmişti. Ülkede daha önce de Nisan ayında Liberal Demokrat Parti yaklaşık 165 milyar dolarlık bir teşvik paketi açıklamıştı. Paketin başta geçen hafta açıklanması düşünülmüştü, ancak büyüklüğü üzerindeki tartışmalar nedeniyle açıklama gecikti. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Japonya, Amerika Birleşik Devletleri'nin ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip. Japon ekonomisi, bir yıl süren resesyon sonrası yılın ikinci ve üçüncü çeyreklerinde yeniden büyümeye başlamıştı. Ülke ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde yüzde 0,9, üçüncü çeyreğinde ise yüzde 1,2 büyümüştü. Ancak reel fiyatların düşmesi sonucu 2006'dan bu yana ilk kez gözlenen deflasyon, ekonomik büyümenin son bulabileceği yolunda kaygıları artırmıştı. Japonya özellikle 1990'lı yıllarda deflasyonun olumsuz etkilerini yaşamış bir ülke. Emlak piyasasının ve borsaların çökmesi sonrası Japon hükümetleri sürekli fiyatların düşmesinin yarattığı sorunla mücadele etmiş, 1990'lar, "Japonya'nın kayıp 10 yılı" olarak nitelendirilmişti. Deflasyon tehdidinin yanı sıra Japon Yeni'nin değerinin yüksek olması da, Japonya'nın ihracatını olumsuz etkiliyor. 08/12/2009 |
|||||||||
|
Yunanistan: İzlanda değiliz |
|||||||||
|
Dün kredi notu son 10 yıldır ilk kez A seviyesinden düşürülen Yunanistan hükümeti, krizle mücadele için gerekli adımları atacağı konusunda yatırımcıları ikna etmeye çalışıyor.
Maliye Bakanı Yorgos Papakonstantinu, "hükümetin kaybedilen kredibiliteyi geri kazanmak için gereken her şeyi yapacağı konusunda sizi temin ederim" diye konuştu. Bakan, "Biz kimsenin bizi kurtarmasını beklemiyoruz. Yeni bir İzlanda değiliz, yeni Dubai de değiliz" dedi. Endeks yüzde 6 geriledi Ülkenin borçlarını geri ödemesine biçilen risklerin artması ışığında, Yunan borsası bugün de değer kaybetti. Atina borsasında ana endeksin yüzde 6 daha gerilemesiyle, son beş gündeki değer kaybı yüzde 16'yı buldu. Ancak bakanın açıklamasından kısa süre sonra, dün ülkenin kredi notunu düşüren Fitch Ratings kuruluşundan yeni bir olumsuz haber geldi. Fitch, ülkeyle ilgili yapılandırılmış mali ürünleri de negatif izlemeye aldı. Daha önce de Standard & Poor's kuruluşu hükümetin kredi notunu düşürebileceği uyarısında bulunmuştu. AB yakından izliyor Yunanistan'ın durumu Avrupa Birliği'nde de dikkatle izleniyor. Fransa Maliye Bakanı Christine Lagarde Yunanistan'ın bir çöküş eşiğinde olmadığının altını çizdi, ancak Yunan hükümetinin AB üyelerine bazı sözler verdiğini ve bunları tutması gerektiğini söyledi. İsveç Maliye Bakanı Anders Borg ise Atina'ya "ciddi bütçe siyasetleri uygulama" çağrısı yaptı. Yunanistan AB Komisyonu'na alacakları önlemler konusunda Ocak ayında bilgi vereceklerini belirtiyor. Ülkenin bütçe açığının ise gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 12,7'sine tekabül ettiği düşünülüyor. Bu da AB'nin koyduğu yüzde 3'lük tavanın dört kat üzerinde. Tahminlere göre Yunanistan'ın kamu borcu gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 125'i. Yunan hükümeti içinde bulunulan durumun önceki muhafazakar hükümetin siyasetlerinin sonucu olduğunu savunuyor.
Yunanistan'ın kamu maliyesi konusundaki
kaygılar Ekim ayında seçilen PASOK hükümetinin bu yılki bütçe açığının
başta beklenenden iki kat fazla olacağını duyurması ile artmıştı. Dünyanın en önde gelen üç kredi derecelendirme kuruluşundan biri olan Fitch Ratings, dün Yunanistan'ın kredi notunu BBB+ olarak verdi. Karar öncesinde notu A- olan Yunanistan euro kullanan ülkeler arasında en düşük seviyeye düştü. Karar fiilen, Yunan hükümetinin borçlanmakta daha zorlanacağı ve daha yüksek oranlar vermesi gerekebileceği anlamına geliyor. 09/12/20029 |
|||||||||
|
Yunanistan'ın kredi notu düşürüldü |
|||||||||
Yunanistan'ın kredi notu düşürüldü ve görünümü negatife çevrildi. Dünyanın en önde gelen üç kredi derecelendirme kuruluşundan biri olan Fitch Ratings, Yunanistan'ın kredi notunu BBB+ olarak verdi. Görünümün negatif olarak verilmesi ise, bu notun daha da düşürülmesi olasılığına işaret ediyor. Fitch, konuyla ilgili açıklamasında kararın kurumların güvenilirliğinin zayıf olması ve kamu finansmanının kontrol altına alınmasına yönelik siyasetlerden kaynaklandığını bildirdi. Mali piyasalarda Yunanistan'ın borç ödemelerini gerçekleştirememesi olasılığı konusunda endişeler vardı. Yeni Sosyalist hükümetin kamu açığını düşürmek için attığı bazı adımlar da eleştiriliyordu. BBB+ notu Fitch'in borçların geri ödemesinin yapılamaması riskinin arttığına inandığı anlamına geliyor ama bu risk "çok olası" nitelikte değil". Karar öncesinde Yunanistan'ın notu A- idi. Böylece Yunanistan euro kullanan ülkeler arasında en düşük seviyeye düştü. Ayrıca 10 yıldır ilk kez büyük bir derecelendirme kuruluşu Yunanistan'ın notunu A seviyesinin altına indirdi.
Hükümet: Açığı devraldık Karar fiilen, Yunan hükümetinin borçlanmakta daha zorlanacağı ve daha yüksek oranlar vermesi gerekebileceği anlamına geliyor. Maliye Bakanı Yorgos Papakonstantinu kredi notunun düşürülmesinin önceki muhafazakar hükümetin siyasetlerinin sonucu olduğunu savundu. Bakan, kararın hükümetin yeni girişimlerini yansıtmadığını savundu ve orta vadede bütçe açığının düşürülmesi konusunda gereken her şeyi yapacaklarını belirtti. Papakonstantinu AB Komisyonu'na alacakları önlemler kousunda Ocak ayında bilgi vereceklerini, gerekirse, 2010 için ek bütçe yapılabileceğini söyledi. Yunanistan'ın kamu maliyesi konusundaki kaygılar Ekim ayında seçilen PASOK hükümetinin bu yılki bütçe açığının başta beklenenden iki kat fazla olacağını duyurması ile artmıştı. Tahminlere göre Yunanistan'ın kamu borcu gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 125'i. Ülkenin bütçe açığının ise gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 12.7'sine tekabül ettiği düşünülüyor. Bu da AB'nin koyduğu yüzde 3'lük tavanın dört kat üzerinde. Fitch Ratings de hükümetin bazı adımlar atmakta olduğunu belirterek, 2010'da bu oranın yüzde 9'a indirilmesi hedefinin başarılabilir olduğunu kaydetti. 08/12/2009 |
|||||||||
|
Tacikistan'da elektrik santrali için halktan para |
|||||||||
Orta Asya'nın fakir cumhuriyetlerinden Tacikistan'da hükümet hidro elektrik santral yaptırabilmek için halktan para istedi. Devlet Başkanı İmamali Rahman, yaptırılacak hidro elektrik santralin maliyetinin karşılanabilmesi için her bir Tacik ailenin yaklaşık 700 dolar katkıda bulunması gerektiğini söyledi. Rahman, en yoksulların muaf tutulacağını da kaydetti ama fakirliğin ölçüsü ve sınırının nasıl tespit edileceğini söylemedi. Tacikistan halkına ödedikleri paraların karşılığında enerji santralinden hisse verilmesi, toplanan parayla da santral inşasına başlamak için ilk aşamada gereken fonların oluşturulması düşünülüyor. Devlet Başkanı İmamali Rahman hükümetin, halkın yaptığı yatırımın meyvesini almasını güvence altına alacağını kaydediyor. Kim ödeyebilir? Ekonomisi 1990'lı yıllarda yaşanan iç savaşla tam bir çöküntüye uğrayan Tacikistan dünyanın en yoksul ülkelerinden biri. Bir Taciğin aylık ortalama geliri 50 dolar civarında ve bu nedenle nüfusun önemli bir kısmı ekmeğini başka yerlerde aramak üzere ülkeyi terketmiş ve çoğu da Rusya'ya gitmiş. Muhabirler, Tacikistan'da 700 çıkarıp verebilecek çok az aile bulunduğuna dikkat çekiyorlar. Hala eski Sovyetler Birliği döneminin yıpranmış elektrik şebekesini kullanan Tacikistan'da sık sık elektrik kesintileri yaşanıyor ve ülkede yaşam ve üretim özellikle kış aylarında felce uğruyor. Rogun baraj projesi 1970'li yıllarda, daha Tacikistan Sovyetler Birliği'nin parçası iken başlatılmış fakat 1991'de Sovyetler Birliği'nin çöküşü ardından yaşanan ekonomik karmaşa ortamında tamamlanamadan kalmıştı. Tacikistan 2004 yılında rusya'nın dev aluminyum şirketi Rusal ile projeyi tamamlaması için bir anlaşma yapmış fakat yapılacak barajın tasarımı üzerindeki anlaşmazlıklar yüzünden anlaşma üç yıl sonra suya düşmüştü. Barajın her biri 600 megavat kapasiteli altı jeneratörden oluşması planlanıyor. Rogun'un tamamlanması halinde Tacikistan hem enerji açığını kapatabilecek hem de üretimin artacağı kış aylarında bölgeye enerji ihraç eden önemli ülkeler arasına girebilecek. Fakat zorluk baraj inşaatına başlayacak parayı bulmakta. Yetkililer, ilk aşamada iki jeneratörün çalıştırabilmesi için 1 milyar 300 milyon dolar gerektiğini söylüyorlar. Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahman'ın halkı gönüllü olarak baraja katkı yapmaya çağırması yeni bir fikir değil. Geçen ay da Meclis Başkanı Mehmed Said Ubeydullayev, Tacikleri Rogun projesi için birer aylık maaşlarını bağışlamaya çağırmıştı. 02/12/2009 |
|||||||||
|
Ürdün ve Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması İmzaladı |
|||||||||
|
Ürdünlü
ve Türk yetkililer uzun zamandır beklenen serbest ticaret anlaşmasını
imzaladı. Ürdün kraliyet sarayından yapılan açıklamada, Kral Abdullah ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün anlaşmayı Amman’da imzaladıkları belirtildi. Ürdün ve Türkiye müzakerelere 2005 yılında başlamıştı. Türkiye ve Ürdün arasında bu yılın ilk yarısında 150 milyon dolarlık ticaret gerçekleşti. İki ülke karşılıklı vize uygulamasını kaldırma konusunda da anlaştı. 02/12/2009 VOA |
|||||||||
|
Bank of America borçlarını ödüyor |
|||||||||
Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük bankası Bank of America, geçen yıl mali krizde hükümetten aldığı 45 milyar dolarlık borcunun tamamını birkaç gün içinde ödeyeceğini açıkladı. Bank of America, borçlarını ödeyerek, hükümetin faaliyetlerini sınırlayıcı müdahalesinden kurtulacağını söylüyor. Banka'nın İcra Kurulu Başkanı Ken Lewis bu yılın sonunda emekliye ayrılıyor. Hükümet, bankalara kredi verirken üst düzey yöneticilerin alacağı paralara sınırlama getirmişti. Yeni İcra Kurulu Başkanı arayışında, bankanın bu baskıdan kurtulacağı belirtiliyor. Bank of America sözcüsü Bob Stickler borçlarını geri ödemelerinin imajlarını düzelteceğini ve bankayı yeni İcra Kurulu Başkanı adayları için çekici kılacağını söyledi. Lewis, 2009 için maaş ve ikramiye almayacak. Bank of America, borcunun 26,2 milyar dolarlık bölümünü nakit, kalan 18,8 milyar doları da yeni hisse arzıyla ödemeyi planladığını açıkladı. Uzmanlar, bankanın borçlarını beklenenden daha erken ödediğini söylüyor. Banka, Temmuz-Eylül dönemini kapsayan üçüncü çeyrekte bir milyar dolar zarar açıklamıştı. Bank of America, bir önceki çeyrekte 3,2 milyar dolar kar elde etmişti. Obama yönetiminin açıkladığı kurtarma paketinden 10 kadar banka yararlanmıştı. JPMorgan Chase ve U.S. Bancorp borçlarını kapattı. Ken Lewis, ilk aşamada ihtiyaçları olmamasına rağmen, ülkenin yararına olacağını düşünerek kredi aldıklarını söylemişti. Ancak Merrill Lynch'i satın aldıktan sonra banka krediye ihtiyaç duymuştu. 03/12/2009 |
|||||||||
|
Dubai ve Abu Dabi borsaları düşüşte |
|||||||||
|
Dubai ve Abu Dabi borsalarında hisse senetleri yüzde 7'yi aşan oranlarda değer kaybetti
Düşüş, Dubai'nin ünlü inşaat şirketi Nakheel'in, bazı İslami tahvillerinin borsada işlem görmesinin askıya alınması talebini izliyor. Dubai'de hükümete ait Dubai World adlı emlak yatırım şirketi de, geçen hafta alacaklılarından borç geri ödemelerini altı ay ertelemesini istemişti. Dün bu gelişmeleri takiben Birleşik Arap Emirlikleri Merkez Bankası, bankalara 31 milyar dolar civarında kredi sağlayacağını açıkladı. Buna rağmen endişeler tam olarak giderilememiş görünüyor. Dört günlük Kurban Bayramı tatili sonrasında açılan Dubai borsasında ana endeks, ilk işlem saatinde yüzde 7,3 oranında geriledi. Abu Dabi Borsası'nda ise hisseler ortalama yüzde 8,3'lük rekor düzeyde bir değer kaybına uğradı. Finans ve inşaat şirketlerinin hisseleri yüzde 10 civarında değer kaybederken, 59 milyar dolar borcu olduğu belirtilen Dubai World'ün değer kaybı yüzde 15'i buldu. El Fecr yatırım şirketinden Hamam eş Şamaa, bu durumun beklendiğini söylüyor; "Piyasalar batı medyasındaki abartılı yorumlar nedeniyle paniğe kapıldı" diyor. Dubai kaynaklı endişeler nedeniyle, Avrupa borsalarında hafif düşüşler yaşandı. İngiltere'de banka hisselerinde keskin düşüşler görüldü. RBS hisseleri yzüde 2,7, Loyds Bank'ın hisseleri ise yüzde 2,9 oranında değer kaybetti. Asya borsalarında durum Orta Doğu borsalarında keskin düşüşler görülürken, Birleşik Arap Emirlikleri Merkez Bankası'nın kararı sonrası, krizin diğer mali piyasalara sıçramayacağı beklentisiyle Asya borsalarında toparlanma başladı. Asya borsaları, Nakheel'in talebinden önce kapanmıştı. Tokyo'da Mizuho Financial ve Mirsubishi UFJ Financial Group ile Hong Kong'daki HSBC ve Standart Chartered bankalarının hisselerinin değerleri artı. Tokyo Nikkei 225 indeksi yüzde 2,9, Hong Kong Hang Seng endeksi ise yüzde 2,5 oranında yükseldi. Dubai World'ün yan kuruluşu olan Nakheel'in açıklamasından sonra Japon parası yen, ABD doları karşısında değer kazanarak, daha önceki kayıplarını dengeledi. Dubai World, küresel mali kriz ve ekonomik durgunluktan çok olumsuz etkilendi. Kriz, genel olarak Dubai'yi de olumsuz etkiledi. Altı yıllık hızlı kalkınmanın ardından ekonomi geçen yılın ikinci yarısından itibaren daralmaya başladı. Bu durum da Dubai'deki emlak fiyatlarının hızla düşmesine yol açtı. 30/11/2009 |
|||||||||
|
Dubai'nin Ödeme Krizi Dünya Borsalarını Etkiledi |
|||||||||
Avrupa borsaları, Dubai’nin borç ödeme zorluğu nedeniyle uğradığı kayıpları kapattı. Ancak Asya ve Amerikan borsalarındaki endeksler değer kaybıyla kapandı. New York borsasında Dow Jones endeksi gün ortasına kadar yüzde 1,5 oranında değer kaybetti. Şükran bayramı nedeniyle Amerika'da borsalar yarım gün açıktı. Tokyo borsası yüzde 3, Hong Kong Borsası yüzde 5 oranında düşüş kaydetti. Dubai’deki ana yatırım şirketlerinden Dubai World, 60 milyar dolara yaklaşan borcunu zamanında ödeyemeyeceğini bildirmişti. Bunun kredi veren çoğu Avrupa merkezli banka ve şirketlerin zarar etmesine yolaçmasından korkuluyor. Nitekim Hong Kong borsasında en büyük kaybı banka hisseleri yaşadı. Amerika’nın Sesi’ne konuşan Koreli bir borsa uzmanı, dünyanın geçen yılki gibi ikinci bir ekonomik kriz dalgasıyla karşı karşıya gelebileceği uyarısında bulundu. 27/11/2009 |
|||||||||
|
Yen'in değerlenmesi ekonomiye zarar |
Enflasyon Korkusu Altın Fiyatlarını Arttırdı |
||||||||
Japonya Maliye Bakanı Hirohisa Fuji, Yen'in değerindeki büyük artışın ülkenin ekonomik durgunluktan çıkma çabalarına zarar verdiğini söyledi. Yen'in Amerikan doları karşısındaki değeri son 14 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Fuji, hükümetin durumu yakından izlediğini söyledi; ancak acil bir müdahale sinyali vermedi. İşsizlik oranlarında düşüş Dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip olan Japonya, yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 1,2 büyüyerek beklentilerin üzerinde bir performans sergiledi. Japonya yılın ikinci çeyreğinde de yüzde 0,9 büyümüştü. Uzmanlara göre yıllık büyüme oranları bir kaç yıl daha düşük düzeylerde seyredebilir. Bununla beraber BBC Tokyo muhabiri Roland Buerk'ün aktardığına göre, Japonya İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yanaki en büyük ekonomik durgunluktan çıkmaya başlamış durumda. Japonya, ihracat düzeyindeki artış sayesinde ekonomik durgunluktan çıkıyor. Cuma günü açıklanan rakamlar, işsizlik oranlarındaki düşüşü gösteriyor. Ancak yen'in değerinin yüksek olması, Sony ve Toyota gibi büyük şirketlerin dünya piyasasındaki rekabet gücünü azaltıyor. 27/11/2009 BBC Türkçe
Amerikan Doları, Japon Yeni’ne karşı son 14 yılın en düşük düzeyine geriledi. Uzmanlar, bu duruma, Amerikan Merkez Bankası’nın faiz oranlarını bir süre daha düşük düzeyde tutacağı yönündeki beklentilerin yol açtığını savunuyor. Dolar bugün 86,51 Yen’den sattı. Uzmanlar ,yatırımcıların ellerindeki dolarları satarak, altına yöneldiğini söylüyor. Altın fiyatları da dün rekor düzeye ulaşmıştı. 26/11/2009 VOA |
Altın fiyatları dün yine rekor düzeye çıktı. Yatırımcılar bu durumun Amerikan dolarının değer kaybetmesi ve enflasyon korkusuna bağlı olduğunu belirtiyor. Bir onz altının fiyatı New York Borsası’nda 21 dolar artarak 1188 dolar 60 sente çıktı. Altının fiyatı da diğer ham maddeler gibi dolar üzerinden hesaplanıyor. Böylece doların değeri düştükçe altının fiyatı da artıyor. 26/11/2009 VOA
Altın fiyatında rekor artış Altının dünya piyasalarındaki fiyatı bütün zamanların en yüksek düzeyine ulaştı. Yatırım aracı olarak yönelik ilginin nedeni ise doların uluslararası piyasalardaki değerinin giderek zayıflaması. Altının ons başına fiyatı, cuma günkü kapanış fiyatından 15 dolar artarak 1,167.35 dolara yükseldi. Amerikan Merkez Bankası'nın faiz oranlarında herhangi bir değişime gitmeyeceği beklentisi dolar üzerinde baskıyı arttırken altını en cazip yatırım aracı haline getirdi. Gelişmekte olan ülkelerde özellikle Asya'da altına yönelik talepte yaşanan artış da fiyatları yükselten etkenlerden biri. Gözlemciler, kalkınmakta olan ülkelerin yabancı döviz rezervlerini çeşitlendirme arayışında olduklarını, bu nedenle de altın satınalmakta olduğunu kaydediyor. Credit Suisse'den Stefan Graber, iyimser bir havanın olduğuna ve altının giderek daha cazip görüldüğüne dikkat çekti. Uzmanlar, altının ons fiyatındaki artışın devam etmesini bekliyor. MKS Finance'den Afşin Nabavi, Ons başına 1,200 dolar civarına tahmin edilenden daha çabuk gelineceği görülüyor dedi. 24/11/2009 BBC Turkce
|
||||||||
|
Dubai'den borç erteleme talebi |
Çin'de rekor sarımsak fiyatları |
||||||||
Dubai'nin hızla
kalkınmasındaki itici güç olan, Dubai World adlı yatırım şirketinin 59 milyar dolar borcu bulunuyor ve şirket, bu borcun geri ödemelerinin gelecek yılın Mayıs ayına dek ertelenmesini istiyor. Şirket ayrıca, dünya çapındaki muhasebe şirketi Deloitte'tan mali anlamda yeniden yapılanması için yardım isteyecek. Dubai World, küresel mali kriz ve ekonomik durgunluktan çok olumsuz etkilendi. Kriz, genel olarak Dubai'yi de olumsuz etkiledi. Altı yıllık hızlı kalkınmanın ardından ekonomi geçen yılın ikinci yarısından itibaren daralmaya başladı. Bu durum da Dubai'deki emlak fiyatlarının hızla düşmesine yol açtı. Dubai hükümetinden yapılan bir açıklamada, borç geri ödemelerinde erteleme talebinin, Dubai World'ün yan kuruluşu olan emlak şirketi Nakheel için de geçerli olduğu belirtildi. 'Durum şoke edici' SICO Yatırım Bankası'ndan uzman Şakil Sarvar, "Bu şoke edici bir durum. Çünkü son birkaç aydır gelen haberler, Dubai'nin büyük olasılıkla borç taahütlerini karşılayacağı yönündeydi." dedi. Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri'ni oluşturan yedi özerk emirlikten biri. Uzmanlar, Dubai'nin yabancı sermaye ve dev inşaat projelerine dayanan gösterişli büyüme modelinin bedelini ödediğini söylüyor. Bazı uzmanlar da, Dubai'nin büyük ihtimalle durumunu düzeltmek için ekonomik anlamda daha muhafazakâr bir tutum benimseyen Abu Dabi'den yardım isteyeceğini kaydediyor. Küresel kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's, Dubai'den gelen bu son açıklama nedeniyle Dubai hükümetiyle bağlantılı şirketlerin kredi notunu düşüreceğini söyledi. Dubai World'le ilgili açıklama, ülkede kamu kuruluşları ve şirketlerin kapalı olacağı Kurban Bayramı arefesinde yapıldı. 26/11/2009 |
Çin'in büyük
kentlerindeki toptancılarda sarımsak fiyatları, Mart ayından bu yana
rekor düzeyde artarak
Hatta ülkenin sarımsak ambarı olarak görülen Şandong eyaletinde fiyatlar, daha da fazla arttı. Başta bu durumun ardında, halkın sarımsağı domuz gribine karşı koruyucu olarak görmesinin yattığı düşünülmüştü. Zira özellikle Çin'in kuzeyinde sarımsak, soğuk algınlığına karşı yaygın şekilde tüketiliyor; ancak hanımeli çiçeği gibi diğer doğal sağlık ürünlerinin fiyatlarının aynı şekilde artmadığı da biliniyor. Spekülatörlerin etkisi Bu nedenle şimdi uzmanlar, sarımsak fiyatlarındaki artışın ardında spekülatörlerin yattığını düşünüyor. Uzmanlara göre Çinli çiftçiler, geçen yıl küresel mali krizin başlangıcında talebin düşmesi sebebiyle daha az ekin ekti. Arz da düşünce, fiyatlar artmaya başladı. Ardından Çin'deki bankalar, krizin etkilerini yatıştırabilmek amacıyla rekor miktarlarda kredi dağıttı; kredi alanlardan bazıları da sermaye dönüşünü artıracak yöntem arayışına başladı. İşte ülkede nispeten küçük sarımsak pazarına giren bu şirketlerin şimdi arzı dizginleyerek fiyatların daha da artmasına yol açtıkları düşünülüyor. Bu durumun dünyanın geri kalanı üzerinde de etkilerinin olabileceği kaygısı hakim. Zira Çin, dünyanın sarımsak ihtiyacının dörtte üçünü karşılıyor. Sarımsak ticaretinin, hisse senedi ya da emlak piyasası gibi yatırımlardan çok daha iyi konumda olduğu belirtiliyor. 26/11/2009 |
||||||||
|
Katar'da Deutsche Bahn'a dev proje (17 Milyar Euro) |
|||||||||
Katar, Alman demir yolları işletmesi Deutsche Bahn ile büyük bir demir yolu inşaatı projesi imzaladı. Henüz devlet kurumu olan Deutsche Bahn’ın tarihinin en büyük projesi, 17 milyar euroya mal olacak. Deutsche Bahn, Alman inşaat şirketleriyle birlikte Katar Emirliği’nde hızlı tren ağları kuracak. Söz konusu dev projenin imzaları Katar’da Deutsche Bahn Genel Müdürü Rüdiger Grube, Almanya Ulaştırma Bakanı Peter Ramsauer ve Katar Başbakanı Şeyh El Tani’nin katıldığı törenle atıldı. Projeyi, Alman Deutsche Bahn’ın yüzde 49 ve Katar Emirliği’ne ait Qatari şirketinin yüzde 51 hissesiyle ortak olduğu, yeni kurulan; “Qatar Railways Development Company” adlı demiryolu şirketi yürütecek. Arap ülkelerindeki en geniş ağ 17 milyar euro değerindeki projeyle Arap ülkelerindeki en geniş demiryolu ağı oluşturulacak. Küresel ekonomideki krizle zor duruma giren Alman sanayi şirketleri de bu projeyle birlikte rahat bir nefes alacak. Körfez ülkeleri küresel krizin patlak vermesiyle, birçok Batılı şirketin kurtarıcısı olmuş, yabancı şirketlere yatırım desteği sağlamış ve yabancı yatırımlar için de kendi sınırlarını açmışlardı. Örneğin otomotiv sektörünün önemli şirketlerinden Daimler'e, Credit Suisse gibi bankalara ya da MAN Ferrostal gibi şirketlere ortak oldular.
Uzun vadeli yatırım anlayışı Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Kasım El Tani, “Biz uzun vadeli düşünüyoruz. Kurlar düştüğünde, şirketlerdeki payımızı artırıyoruz. Bunu Credit Suisse’te ve diğer şirketlerde de böyle yaptık” diyor. Katar şu sıralar emirlik içindeki hava ve deniz limanlarına büyük yatırımlar yapıyor. Zira ülkede hala insan ve yük taşımacılığı için gelişmiş hızlı bir ulaşım sistemi bulunmuyor. Mevcut çok sayıdaki otomobil ve kamyonlar yoğun trafiğe ve hava kirliliğine neden oluyor. Sorunun çözümünü inşa edilecek demiryolları ağında bulan Katar şeyhleri, hayata geçirilecek proje kapsamında saatte 350 kilometre hızla hareket edecek trenlerle, mesafeleri kısaltmayı hedefliyor. Yeni demiryolu sistemi Katar’la Bahreyn’i birbirine bağlayacak. Bunun için deniz üzerine 45 kilometrelik bir köprü de inşa edilecek. Ayrıca Katar’ın başkenti Doha’nın havaalanı ve kent merkezi arasında bağlantı kurulacak. Yeni yatırım anlayışı Körfez ülkeleri küresel kriz döneminde yatırımlar konusunda bir hayli cesur davranıyor. Bunun da nedenleri var. Petrol giderek azalıyor ve Basra Körfezi’ndeki ülkeler yeni rotalarını çoktan çizmiş durumdalar. Öyle ki, kendi finans sistemlerini ve bir yanda Avrupa ile Amerika, diğer yandan da Asya ile ticaret kapasitelerindeki dengeleri değiştirebilecek mekanizmalar geliştiriyorlar.
Dubai’de şirketlere danışmanlık hizmeti veren Birtta Hadler, bölgenin önemini “Burası adeta farklı dünyalara açılan bir kapı niteliği taşıyor. Eskiden beri buraya dünyanın dört bir tarafından yatırımcı ve işadamları geliyor” sözleriyle açıklıyor. Yatırımların sonu yok Bu yılın Eylül ayında Dubai’de dünyanın en modern metrosu hizmete açıldı. Dünya’nın en büyük havaalanının inşaatı da sürüyor. Ancak devasa projelerin yürütülüyor olması burada bir güç gösterisinin amaçlandığı şeklinde algılanmamalı. Havaalanı projesinin başındaki isim Şeyh Ahmed bin Saed El Maktum, bunun bir gövde gösterisi olmadığını belirtiyor. El Maktum, “Bizim burada yaptığımız hizmet sektörümüzü geliştirmektir. Zira bu alandan elde ettiklerimiz, gelirimizin büyük bir bölümünü oluşturuyor” diyor. Küresel mali kriz körfez ülkelerini de olumsuz etkiledi, büyük kayıplara neden oldu. Ancak petrol zengini küçük ülkeler, daha çok geleceğe yatırıma odaklanmış durumda. Bundan Alman Deutsche Bahn da istifade edecek. 23/11/2009 |
|||||||||
|
Yüzen kumarhaneyi Türk şirket satın aldı |
|||||||||
|
Yüzen kumarhaneyi Türk şirket satın aldı Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Andonis Pashalidis, İsraillilerin KKTC’ye yatırım yapmasına son verme yollarına ilişkin görüşmeler yapmak amacıyla İsrail’e gitti. Rum Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Pashalidis, İsrail’de ‘izolasyon’ girişimlerinde bulunuyor. Andonis Pashalidis, İsrail Turizm Bakanı Stas Misejnikov ile görüştü. Alithia gazetesinin haberine göre Pashalidis, Misejnikov’u turizm alanında Güney Kıbrıs ile İsrail arasındaki ikili ilişkilerin geliştirilmesi için daha ileri temaslarda bulunabilmeleri amacıyla Güney Kıbrıs’a davet etti. Habere göre Pashalidis ayrıca, Pazartesi günü Tel Aviv’de, Rum Ticaret ve Sanayi Odası (KEVE), Rum Ticaret Bakanlığı ve İsrail Ticaret Odası işbirliğiyle düzenlenen forumda konuşma yaptı. Pashalidis, konuşmasında Güney Kıbrıs’ın sunduğu fırsatlara değindi ve Rum şirketler ile İsrail şirketleri arasında işbirliği yapılması beklentisi içerisinde olduklarını belirtti. Habere göre foruma çok sayıda İsrailli işadamı katıldı. Kumarhane gemisi Öte yandan Rum Turizm Bakanı Andonis Pashalidis, İsrail’de İsraillilerin KKTC’ye yatırım yapmasına son verme yollarına ilişkin görüşmeler yaparken; İsraillilere hizmet edecek “Kıbrıs Türk çıkarlı yüzen kumarhanenin” hazırlanmış olduğu iddia edildi. Fileleftheros gazetesi, kumarhane olarak çalışacak olan geminin, tek amacı kumar oynamak olan kişileri ağırlayacağını ve İsrail açıklarına demir atacağını savundu. Gazete, şunları yazdı: “Rum güvenlik makamlarının aldığı bilgiye göre gemi yüzen otel-kumarhane olarak Mart ya da Nisan ayında Ruslara ve İsraillilere hizmet etmek üzere çalışmaya başlayacaktı. Ancak ortaya çıkan bazı zorluklardan dolayı geminin çalışması daha sonraya ertelendi. Şimdi her şey hazırdır ve Aralık ayı başlarında (gemi) ilk müdavimlerini kabul etmeye başlayacak. ‘Med Dream’ adlı bir gemi söz konusudur ve (gemi) 9-10 milyon Euro karşılığında bir Kıbrıslı Türk şirketi tarafından satın alınmıştır.”
Geminin şu anda “Mağusa Limanında” demirli
olduğunu ve son çalışmaların yapıldığını
yazan gazete, geminin İsrail kıyıları
dışarıda çalışmaya başlaması için izine
ihtiyaç olduğunu, bu izinin de uygulanan
çeşitli baskılar sonucu elde edildiğinin
görüldüğünü kaydetti. 25/11/2009 |
|||||||||
|
Amerikalılar Çin'i Ekonomik Tehdit Olarak Görüyor. |
|||||||||
Yeni bir kamuoyu yoklaması Amerikalıların büyük çoğunluğunun Çin’i ekonomik bir tehdit ve iş çevreleri için rakip olarak gördüğünü gösteriyor.
CNN’in bin kişi arasında hafta sonunda yaptırdığı araştırmaya katılanların yüzde 70’i, Çin’i ekonomik tehdit, üçte ikisi de, Amerikan şirketleri için adil davranmayan bir rakip olduğunu belirtti. Bin kişinin yüzde 25’i ise, Çin’in Amerikan ürünleri için büyük bir pazar imkanı yarattığını söyledi. Amerika ve Çin arasında ticari gerginlikler son aylarda arttı. Her iki ülke de karşılıklı olarak birbirlerinin farklı türdeki ürünlerine yeni gümrükler koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 51'i Çin'i askeri tehdit olarak gördüklerini belirtti. 17/11/2009 |
|||||||||
|
Almanya’da büyük kredi kartı operasyonu |
|||||||||
Kredi kartı piyasasının iki önemli kuruluşu Mastercard ve Visa’ya ait verilerin İspanya’da sızmış olma ihtimali, Alman bankalarını hareketlendirdi. Dolandırıcılığın önüne geçebilmek için on binlerce kart değiştiriliyor.
Karstadt-Quelle Bankası ekim ayında 15 bin kredi kartını dolaşımdan çekme kararı almıştı. Barclays binlerce kredi kartını değiştireceğini duyurmuş, Lufthansa da ödeme yapılabilen binlerce "Miles and More" kartını yenileyeceğini açıklamıştı. Deutsche Bank yönetimi de “alışılagelenden daha fazla kredi kartı yenilediklerini” belirtmişti. Dolandırıcılık kaygısı Kredi kartı operasyonuna son olarak Alman bankacılığının önde gelen kurumlarından BVR Bankalar Birliği de katıldı. BVR, şimdiye kadar toplam 2 milyon 400 bin kredi kartı dağıttı. “Financial Times Deutschland” gazetesinde konuyla ilgili yer alan haberde, BVR'nin 60 bin kredi kartını dolaşımdan çekme kararı aldığı belirtildi. Böylece Almanya'da son haftalarda dolandırıcılık kaygısıyla piyasadan geri çekilmesi kararlaştırılan kredi kartı sayısı 100 bini aşmış oldu. Alman Bankalararası Kredi Kuruluşu (STA) sözcüsü Steffen Steudel, kredi kartı firmaları Mastercard ve Visa'nın riskli kredi kartlarının listesini bankalara dağıttığını söyledi. Steudel, “riskin Alman bankalarının tamamını kapsadığını” kaydetti. 18/11/2009 |
|||||||||
|
Kriz Suudi Arabistan'ı 'teğet geçti' |
|||||||||
Dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan dünya krizinden etkilenmeyen ülkelerin başında geliyor. Kral Abdullah ülkesini dünyanın en zengin ülkelerinden birisi yapmakta kararlı. Ülkenin en modern, planlı ve ucuz şehirlerinden birisi olarak bilinen Cidde'yi görünce şaşırmamak elde değil. Kızıldenizin kış görmeyen şehri Cidde global krizden sonra özellikle Körfez ülkelerinden yatırım yapacak yer arayanlar için dikkat merkezi. "Compound" olarak adlandırılan ve bir dönem (özellikle Körfez savaşı sırasında) başta Amerikalılar olmak üzere tüm yabancıların kendi kültür ve geleneklerini serbestçe yaşadıkları, büyük yaşam sitelerinde şimdi kiralık daire veya villa bulmak neredeyse imkansız. Aylar öncesinden rezervasyon yaptırıp beklemeniz gerekiyor. Fiyatlar ise yıllık 15 bin dolardan başlayıp 200 bin dolara kadar yükseliyor. Yüzme havuzları, alışveriş merkezleri, spor kompleksleri gibi bir çok sosyal faaliyetin yer aldığı bu siteler Suudi Arabistan'ı dışa kapalı bir ülke olarak tanıyanları şaşkına çevriyor. Yani emlaka inanılmaz talep var. Suudi Arabistan'daki emlak sektörünün 2012 yılına kadar her yıl yüzde 5 ile 7 arası büyüyeceği bildiriliyor. Global Investment House tarafından yayınlanan rapora göre konuta olan talep doğrultusunda Krallık'taki emlak sektörüne yapılan yatırımların değeri bu yıl 300 milyar dolar, gelecek yıl ise 400 milyar dolara ulaşacak. Yetkililere göre talebin karşılanabilmesi için ülkede her yıl 250 bin konut ya da 2015 yılına kadar toplam 1,5 milyon yeni konut inşa edilmesi gerekiyor. Uzmanlar, El Hubar'da konuta olan talepte yüzde 25, Cidde'de yüzde 21 ve Riyad'da yüzde 17'lik artış gözlendiğini kaydediyor.
Kralın vizyonu Kral Abdullah ülkesini dünyanın en zengin ülkelerinden birisi yapmakta son derece kararlı. Ülke gelirlerinin yüzde 35'ini eğitime ayıran Kral Abdullah son çıkışını ise Cidde'de Kızıldeniz kenarında 36 km uzunluğunda bir alana yayılan KAUST (Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ) ile yaptı. Dünyanın bir çok devlet başkanının da açılışına katıldığı KAUST dünya çapında bir bilim merkezi olma yolunda planlar yapıyor. Üniversiteye yapılan yatırım ise tam 3,5 milyar dolar. Cidde'de yüzlerce dev alışveriş merkezlerinde dünyanın en yeni, en moda ürünlerini görmeniz sıradan. Cidde adeta elektronik bir cennet. Arabalar inanılmaz ucuz. Tabii ki bir depo petrolü 8 dolara doldurunca, büyük silindirli araçları almanızda hiç bir mahsur yok. Belki de dünyada toplu taşıma araçlarının bulunmadığı tek şehri Cidde olsa gerek. Metro, otobüs, tramvay, dolmuş gibi taşıma sistemleri yok. Böyle olunca her evde en az iki araç görmek mümkün. Ancak kadınlar henüz Suudi Arabistan'da araç kullanamıyor. Verginin yüzde 1,2 civarında olduğu Suudi Arabistan'da yabancılar için de inanılmaz fırsatlar var. Yeni bir iş yeri açanlar için en az 2 yıl vergi yok. Sonrasında ise son derece düşük. Ülkede toplam 7 milyona yakın yabancı bulunuyor. Ülkenin işçi altyapısını Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Orta Doğu Arap ülkeleri ve Uzak Doğu ülkeleri karşılıyor. Kral Abdullah ülkesinin petrol gelirlerini sürekli olarak yatırıma yönlendiriyor. Petrol geliri Körfez ülkelerinden petrol zengini Suudi Arabistan'ın önümüzdeki 10 yıl içinde petrolden 4 trilyon dolarlık gelir elde edeceğinin açıklanması, yabancı yatırımcılar için bu ülkeyi daha da cazip hale getiriyor. Deutsche Bank tarafından yayınlanan 'Servet Transferine Ulaşım' adlı rapora göre petrolün varili 2011'de 85 dolara ulaşacak ve sonraki 10 yıl boyunca da her yıl 5 dolar artacak. Suudi Arabistan'ın günde sabit 10 milyon varil petrol üretmesi durumunda da, bu tahminlere göre ülkenin kasasına 4 trilyon dolar gireceği hesaplanıyor. Raporda 2011'de 85 dolar olması tahmin edilen petrol fiyatına göre bu fiyat artışının Suudi ekonomisine 2011'de fazladan 60 milyar dolarlık gelir getireceği kaydediliyor. Raporun en ilginç yanlarından biri ise Suudi nüfusunun her yıl yüzde 3 arttığı ve nüfusun yüzde 70'inin 30 yaşın altında olduğu. Vizesi zor Suudi Arabistan ülkenin dört bir yanını otobanlar ile çeviriyor. Mekke ve Medine arası hızlı tren projesi ile 450 kmlik mesafe 2,5 saate iniyor. Ülkenin turizmde can damarı olarak bilinen kutsal şehir Mekke ve Medine'de dev iş merkezleri, oteller son hızla hayata geçirilmeye çalışılıyor. Evet hal böyle olunca bu ülkeye gelip, burada yatırım yapmak da bir o kadar zorlaşıyor. Vize almak bile başlı başına bir sorun haline gelebiliyor. İnanılmaz şekilde ince elenip sık dokunuluyor. Vize almak için sağlık raporları, kan tahlilleri isteniyor. Bu yetmiyor, bu kez Suudi Arabistan'a geldiğinizde yeniden yerel ve anlaşmalı hastanelerde sağlık raporları almanız gerekiyor. Bir de bu ülkede kefil olarak bilinen ilginç bir sistem var. Bu ülkeye gelen yabancı işçilerden sorumlu muhakkak bir kişi var. Bunun adına kefil deniliyor. Çalışma iznini ancak bir kefil aracılığı ile alabiliyorsunuz. Ve bu ülkede yaşadığınız sürece sizden o kefil sorumlu oluyor. Kendi adınıza bir iş yeri açmanız şimdilik imkansız görünüyor. Ancak kefil aracılığı ile bunu gerçekleştirebilirsiniz. Fakat Kral Abdullah'ın bu sistemin değiştirilmesi yönünde çalışmalar yaptığı da biliniyor. Herkesin kafasındaki esas soru ise şu: Suudi Arabistan nereye gidiyor? 20/11/2009 BBc Türkçe-İrfan Sapmaz Cidde |
|||||||||
|
Şirketler asıl krizden sonra batacak |
Medvedev'den 'Sovyet ekonomisine' eleştiri | ||||
|
2010 ve sonrasındaki 3 yılda şirketleri zorlu bir süreç beklediğini söyleyerek, Şirketler asıl krizden sonra batacak dedi. REFERANS GAZETESİ Önümüzdeki 3 yıl içinde bankaların kredi verme konusunda çok daha dikkatli davranacaklarını bunun da şirketlerin operasyonlarına ciddi şekilde yansıyacağını belirten Carter, Büyük soru ise şu: Şirketlerin bilançolarına bakan bankalar borç vermek isteyecekler mi? diye konuştu. Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafyada önemli bir konumda olduğunu söyleyen Carter, Ancak krizden çıkan şirketler kendilerini yeniden inşa etmek için nakit sıkıntısı çekecekler. Bu şirketlerin bu süreçte çok dikkatli olmaları gerekiyor, temel iş yapılanmaları yeniden gözden geçirmeli gerekirse finansal yapılarını yeniden temellendirmeliler dedi.
2050'de Türkiye Avrupa'nın en güçlüsü olabilir
Türk bankalarının kuzeydeki bankalara göre çok daha iyi bir durumda olduğunu belirten Carter, Bir zamanlar nakit hiç bitmeyen bir nehir gibiydi. Şimdi bankalar çok zor durumda. Türk bankaları ise bu problemi yaşamadı. Önceki kriz resmen şansınız oldu. Zor yoldan öğrendiniz ama çevre ülkelerle kıyaslandığında yasal yapılanma ve regülasyon konusunda probleminiz olmadı diye konuştu. Şirketlerin yaşanan süreci iyi değerlendirmesinin önemine vurgu yapan Carter, iş modellerini geliştirme konusunda destek vermenin burada önem kazandığını söyledi. Resesyondan çıkışın başladığını ama şu anda zamanın kendine dönme ve yakından bakma, yeniden konumlandırma zamanı olduğuna işaret eden Carter Pozisyonunuzu koruma zamanı. Güçlü ayakta kalacak ve güçlenecek, zayıf ise gözden kaybolacak. Önümüzdeki 3-4 yıl içinde herkes çok daha dikkatli olmak zorunda. Planlamaya ihtiyacımız var. Parayı bulmak eskisinden çok daha uzun zaman alacak dedi. Türkiye'nin bölge coğrafyasıyla kıyaslandığında çok gelişmiş bir ülke olduğunu belirten Carter, Çevre ülkelerin Türkiye'yi yakalamaları çok zor. Türkiye'nin 2050 yılında Avrupa'nın en güçlü ülkesi olması söz konusu dedi. 13/11/2009 |
Rusya Federasyonu Başkanı Dimitri Medvedev, ekonomide Sovyet döneminden beri uygulanan modelin artık işe yaramadığını söyledi.
Medvedev zeki, özgür ve sorumluluk sahibi insanlardan oluşan bir toplum istiyor. Yıllık ulusa sesleniş konuşmasında reform çağrısı yapan Medvedev, Rus ekonomisinin petrol, doğal gaz ve diğer hammadde ihracatına olan bağımlığını "utanç verici" diye niteledi. Medvedev bu bağımlılığın başarılı büyümeyi engellediğini kaydetti; yeni, modern sanayiler geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Rus lider, ekonomik krizin sorumluluğunu dış faktörlerde arayamayacaklarını söyledi. BBC'nin Moskova muhabiri Richard Galpin, Medvedev'in bu sözlerinin selefi ve şimdiki Başbakan Vladimir Putin'e yönelik bir eleştiri olduğunu söylüyor. Dimitri Medvedev'e göre Rusya'nın petrol ve doğal gaza dayalı bir ekonomiden uzaklaşması ve "yeni, daha yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşması" gerekiyor. Ve bu modernleşmenin de "demokratik kurumlara" dayanması lazım. Medvedev konuşmasında "Hammaddeye dayalı ilkel bir ekonomi yerine, akıllı bir ekonomi kuracağız. Bilgi, mal ve teknoloji üreteceğiz; insanlar için yararlı mal ve teknolojiler." dedi ve şöyle devam etti. "Liderlerin herkesin yerine düşünüp karar verdiği demode bir toplum yerine zeki, özgür ve sorumluluk sahibi insanlardan oluşan bir toplum olacağız." Yeni bir güç Bir milyondan fazla Rus'un işlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirten Medvedev, çözülmesi gereken acil sosyal meseleler olduğunu söyledi. Dimitri Medvedev, Rusya'nın "yepyeni bir sebeple dünya gücü olmasının" zamanının geldiğini kaydetti. Moskova muhabirimiz Richard Galpin, Medvedev'in benzer eleştirileri Eylül ayında bir internet sitesine yazdığı makalede de dile getirdiğini ve bu makalenin ülkede çok tartışıldığını bildiriyor. Muhabirimiz bu sözlerin de Putin'e eleştiri olarak yorumlandığını söylüyor. 16/11/2009 |
|
'Kapitalizm iyi işlemiyor' |
||
BBC Dünya Servisi'nin Berlin duvarının yıkılışının 20'nci yıldönümü dolayısıyla yaptırdığı bir anket, dünya genelinde serbest piyasa sistemine inancın zayıflamakta olduğuna işaret ediyor. Anket 27 ülkede 29,000 kişiyle görüşülerek yapıldı 27 ülkede 29 bin kişiyle görüşülerek yapılan ankete katılanların sadece yüzde 11'i kapitalizmin iyi işlediği görüşünde. Ankete katılanların büyük bölümü, kapitalist sistemin reforma ihtiyacı olduğu ve daha fazla denetim getirilmesi gerektiğine inanıyor. 'Sistem tıkandı'Anket, Sovyetler Birliği'nin yıkılmasına bakışta dünya genelinde keskin görüş bir ayrılığı olduğunu ortaya koyuyor. Birçok gözlemciye göre, Berlin Duvarı'nın yıkılması kapitalizm için ezici bir zafer olarak görülüyordu. Fakat BBC'nin anketi, yirmi yıl sonra, serbest piyasaya güveninin özellikle son 12 ay içindeki küresel mali ve ekonomik krizin etkisiyle azaldığını gösteriyor. Anketin yapıldığı ülkelerden sadece ikisinde; Amerika Birleşik Devletleri ve Pakistan'da, sistemin iyi çalıştığını düşünenlerin oranı yüzde 20'inin üzerinde çıktı. Tüm ülkeler bazında, ankete katılanların yüzde 23'ü kapitalizmin tıkandığı görüşünde. Bu oran, Fransa'da yüzde 43, Meksika'da yüzde 38, Brezilya'da ise yüzde 35. 27 ülkeden 22'sinde ankete katılanların çoğu, gelir dağılımının daha adaletli olması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Anket sonuçları, 27 ülkeden 26'sında, halkın daha fazla denetimden yana olduğuna işaret ediyor. Sadece Türkiye'de daha az devlet müdahalesi isteniyor. Araştırmaya göre, Avrupalıların çoğu, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının iyi olduğunu düşünüyor. Bu görüştekilerin oranı Amerika Birleşik Devletleri'nde yüzde 81, Almanya'da yüzde 79, İngiltere'de yüzde 76, Fransa'da ise yüzde 74. Ancak Avrupa dışındaki ülkelerde bu konuda tamamen zıt bir eğilim söz konusu. Mısır'da ankete katılan her 10 kişiden yedisi Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının iyi olmadığını söylüyor. Hindistan, Kenya Endonezya, Ukrayna ve Pakistan'da da benzer bir eğilim var. London School of Economics'ten Prof. Robert Wade, anket sonuçlarının şaşırtıcı olmadığını belirterek şunları söylüyor: "Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i, 1990'dan sonra gelir eşitsizliğinin önemli ölçüde arttığı ülkelerde yaşıyor. Bu ülkelerde birçok kişi ya işşiz ya da işini kaybetme korkusu içinde. Bu insanlar, belli bir zümrenin özellikle finans piyasasındakilerin çok fazla gelir elde ettiğini görüyor. Bu dengesizlik de huzursuzluğa neden oluyor." 09/11/2009 |