Son Güncelleme:22/08/11

Ekonomi Haberleri-4

Ülkeler

KURLAR

Otomobil Haberleri

Dünyanın en zenginleri

Ekonomik Yorumlar

Önceki Sayfalar

Nabucco'da yeni dönem

 

Ankara'daki imza törenine ilgi büyüktü

Hazar doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıyacak Nabucco Projesi'yle ilgili hükümetlerarası anlaşma Ankara'da imzalandı.

Rixos Otel'de düzenlenen törende ilk olarak projeye yönelik bir tanıtım filmi gösterildi.

Daha sonra da Nabucco Projesi'nin geçiş ülkeleri olan Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya'nın başbakanları hükümetlerarası anlaşmaya imza attı.

Böylece, projenin inşasını uluslararası anlaşma avantajlarını sağlayarak kolaylaştırmak, hızlandırmak ve işletme safhasında uygulanacak vergilendirme gibi belli esasları karara bağlamak amaçlanıyor.

Daha sonra bir konuşma yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bazı çevreler Nabucco Projesi'ni bir rüya olarak adlandırmaya devam ediyorlar. Ancak unutmayalım ki zamanında Bakü-Tiflis-Ceyhan projesi de rüya olarak yorumlanmıştı'' dedi.

Toplam 3300 kilometre uzunluğundaki Nabucco hattı, Orta Doğu ve Osta Asya doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya, Avusturya topraklarına kadar taşıyacak.

Proje kapsamında topraklarından boru hattı geçen ülkeler geçiş ücreti almayacaklar ama vergi gelirlerini topraklarındaki boru hattı uzunluğuyla orantılı olarak paylaşacaklar.

Boru hattının yaklaşık yüzde 60'ı Türkiye topraklarından geçecek.

Nabucco boru hattı, enerji konusunda Rusya'ya bağımlı olmaktan rahatsızlık duyan Avrupa Birliği açısından da önemli.

Projenin gelişimi

5-13 Şubat 2002 tarihlerinde BOTAŞ'ın Bulgargaz, Transgaz, MOL ve OMV Şirketleri ile yaptığı görüşmeler doğrultusunda taraflara sunduğu öneri neticesinde başlatılan Nabucco Projesi, Avrupa doğal gaz açığının bir miktarının Türkiye üzerinden geçecek bir boru hattı yoluyla karşılanması amacıyla yürütülen ve Bulgaristan üzerinden Romanya ve Macaristan'ı izleyerek Avusturya'ya ulaşacak bir proje.

 

 

Nabucco Projesi'yle ilgili çalışmalara
7 yıl önce başlanmıştı

Taşıma kapasitesi yılda 31 milyar metreküp olacak doğal gaz boru hattının inşasının 2011'de başlaması ve 2014 yılında devreye alınması planlanıyor.

İlk hesaplara göre, boru hattının uzunluğu, 2000 kilometresi Türkiye sınırlarında olmak üzere yaklaşık 3300 kilometre olacak.

Ortak Girişim Anlaşması'nın 28 Haziran 2005 tarihinde Proje Katılımcısı Şirketler tarafından imzalanmasının ardından 2005 yılı sonunda Nabucco Uluslararası Şirketi kuruldu.

Ortakların eşit katılımıyla kurulan Nabucco Uluslararası Şirketi bu yıl çalışmalarını hızlandırıldı.

Ayrıca güzergah ülkelerinde inşaat işlerini gerçekleştirip işletmeden sorumlu olacak Nabucco Milli Şirketleri kuruldu.

26 Haziran 2006 tarihinde Viyana'da imzalanan Bakanlar Beyanatı ile Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'ne ülkelerin desteği ilk olarak güçlü bir şekilde dile getirildi. 5 Şubat 2008 tarihinde ise RWE firması Nabucco Şirketi'nin altıncı ortağı oldu.

Projeyle ilgili belirsizlikler

Türkiye, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Avusturya'nın Nabucco Projesi'yle ilgili olarak Avrupa Birliği'yle yaklaşık yedi yıldır çalışmalarına karşın, hükümetlerarası anlaşmanın bugün Ankara'da imzalanması birçok kesim için sürpriz oldu.

Zira öncelikle imzacı ülkelerin ne üzerinde anlaştıkları netleşmedi.

Türkiye'nin hattan Nabucco Hattı'ndan ne kadar doğalgaz alacağı hala Ankara'yla Avrupa Komisyonu arasında ihtilaflı bir konu.

Ankara, bu konuda nihai bir anlaşmaya varılmasının altı ay daha alabileceğini iddia ediyor.

Nabucco Projesi'yle ilgili daha kaygı verici bir sorun ise hatta yeterli gaz verileceği yönünde bir garanti olmaması.

İran, Irak, Kazakistan, Türkmenistan ve Mısır uzun vadede projeye gaz verebilecek potansiyel ülkeler olarak görülüyor.

Halen sadece Azerbaycan, Nabucco Hattı'na yılda 15 milyar metreküp gaz verebilecek konumda.

Ancak Bakü Yönetimi iki hafta önce bu gazın bir kısmını Rusya'ya satma yolunda Moskova'yla anlaşmaya vardı.

Anlaşma birçok kesimce, Nabucco Projesi'nin ortağı olan ülkelere, aralarındaki sorunları çözmeleri ya da gazı başka bir yerden temin etmeleri yolunda bir uyarı olarak algılanmıştı.

Yine aynı şekilde birçok kesim Ankara'daki imza törenini, Nabucco Projesi'nin ortağı olan ülkelerin en azından bazı konularda anlaşmaya varabilecekleri yolunda Azerbaycan'ı ikna etmeye yönelik bir girişim olarak görüyor.

Öte yandan Rusya da, biri Baltık Denizi altından Almanya'ya, diğeri Karadeniz altından ve Balkan ülkeleri üzerinden Avrupa'ya ulaşacak şekilde, Kuzay Hattı ve Güney Hattı diye bilinen, hem kendi doğal gazını hem de Hazar bölgesindeki doğal gazı taşımayı amaçlayan, iki boru hattı projesi tasarlıyor.

13/07/2009

Nabucco'nun AB için önemi

 

 

Nabucco Projesi'nin Avrupa Birliği'nin Rusya'ya enerji bağımlılığını azaltması umuluyor.

Nabucco boru hattı, enerji konusunda Rusya'ya bağımlı olmaktan rahatsızlık duyan Avrupa Birliği açısından da önemli.

Nabucco boru hattı projesinin Avrupa Birliği'nin çeşitli defalar enerji konusunda karşı karşıya geldiği Rusya'ya enerji bağımlılığını azaltması umuluyor.

Nabucco'nun AB açısından neyi ifade ettiğini, Londra merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Reform Merkezi'nin başkan yardımcısı Katinka Barış ile konuştuk.

BBC Türkçe: Bu proje Avrupa Birliği açısından ne kadar önemli?

Katinka Barış: Avrupa Birliği şu anda doğal gaz dış alımının yüzde kırk kadarını Rusya'dan karşılıyor. Ama orta ve doğu Avrupa'daki bazı Avrupa Birliği üyesi ülkeler doğal gaz bakımından yüzde yüz Rusya'ya bağımlı.

Bu yılın başında Rusya ve Ukrayna arasında fiyat konusunda anlaşmazlık yaşandığında neler olduğunu gördük. Rusya gazı kesti. Slovakya, Bulgaristan ve diğer bazı ülkelerde insanlar soğuktan titreşti, fabrikalar kapandı. Bir kez daha doğal gaz kaynaklarını çeşitlendirmemiz gerektiğini gördük.

 

Şimdi bu yeni doğal gaz boru hattıyla, Azerbaycan, Türkmenistan gibi ülkelerin, belki bir gün İran'ın, yakın bir gelecekte muhtemelen Irak'ın doğal gazını, Avrupa Birliği'ne doğalgaz taşımamız mümkün olabilecek. Hem de Rusya topraklarından geçmeden. Böylelikle Rusya'ya bağımlılığımız biraz da olsa azalmış olacak.

Hissedilir etki

BBC Türkçe: Peki Nabucco boru hattının varlığı Avrupa Birliği açısından hemen, hissedilir bir etki yaratacak mı?

Katinka Barış: Nabucco boru hattı, aslında Avrupa Birliği genelinde doğalgaz dış alımı bakımından büyük bir değişiklik getirmeyecek. Çok büyük bir hat değil, Avrupa'nın ihtiyacının çok küçük bir yüzdesi buradan gelecek. Ama Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini hemen büyük ölçüde rahatlatacak.

Tabii atmamız gereken başka adımlar da var. Birleşik bir Avrupa doğalgaz pazarı yaratmamız lazım. Dolayısıyla Bulgaristan'da bir sıkıntı olduğu zaman, Almanya'dan İtalya'dan oraya doğal gaz aktarabilmeliyiz. İşte bu, doğal gaz kaynaklarını çeşitlendirme stratejimizin çok önemli bir boyutunu oluşturuyor.

 

Boru hattının uzunluğu 3300 kilometre olacak

Türkiye'ye etkisi

BBC Türkçe: Biraz da Türkiye'ye bakalım. Sizce, bu anlaşma Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği sürecine bir ivme kazandırabilir mi? Bu açıdan Ankara'nın elini güçlendirecek bir gelişme mi?

Katinka Barış: Bu anlaşma, Türkiye'nin bir Avrasya enerji merkezi olma çabaları açısından büyük bir adım olacak. Türkiye'nin harita üzerindeki yerine baktığınız zaman, bu ülkenin, dünyanın en büyük doğalgaz pazarı olan Avrupa Birliği ile, dünyanın en büyük doğal gaz üreticilerinin, tam ortasında olduğunu görüyorsunuz.

Dünyanın en büyük üreticisi Rusya'dan halihazırda Türkiye'ye giden bir boru hattı zaten var. Sonra, Azerbaycan, İran, Irak, ve Türkmenistan gibi Orta Asya ülkeleri. Hepsinin ürettiği gaz Türkiye'den geçebilir. Ama Türkiye yalnızca bu doğal gazın taşındığı boruların geçtiği bir ülke olmakla kalmak istemiyor. Aynı zamanda rafinerilerinde petrol ürünlerini işlemek, ticarete aracı olmak da istiyor.

Ama bunun ötesinde, "Bu anlaşma Avrupa Birliği üyeliği yolunda Türkiye için bir adım mıdır" sorusunun yanıtı daha farklı.

Kuşkusuz, bu anlaşma, bir kez daha bize, enerji güvenliği söz konusu olduğunda Türkiye'nin ne kadar önemli bir ortak olduğunu bir kez daha göstermiş oluyor. Fakat, diğer yandan bu süreçte Türkiye ile pazarlığın ne kadar zor olduğunu da görmüş olduk. Çünkü bu anlaşmaya varabilmek, yıllarımızı aldı.

 

 

General Motors: İflastan kurtulduk

 

Yeni firmanın yüzde 61'i ABD hükümetine ait olacak

Yeniden yapılanan Amerikan otomobil üreticisi General Motors (GM) iflas korumadan çıktığını açıkladı.

GM İcra Kurulu Başkanı Fritz Henderson, "bugünün GM için yeni bir başlangıç" olduğunu söyledi.

"Yeni GM" bundan böyle sadece dört markada üretime devam edecek. Bunlar, Chevrolet, GMC, Cadillac ve Buick.

Saturn, Saab, Hummer ve Opel/Vauxhall satılacak. Pontiac ise kapatılacak.

Yüzde 61'i Amerikan devletine geçen şirket yeni dönemde 27 bin kişi daha az çalıştıracak. 13 tesis de kapanacak.

GM, Ocak ayında dünyanın en büyük otomotiv şirketi ünvanını kaybetmişti.

2008'de 8,97 milyon otomobil satan Japon Toyota şirketi, 8,35 milyon araçta kalan GM'i geçmişti.

GM hükümetten aldığı borçları 2015'e kadar kapatmayı planladığını açıkladı.

Şirket, Amerikan Hazine Bakanlığı'ndan 60 milyar dolar kredi alıyor.

Şirkette Birleşik Otomotiv İşçileri Sendikası'nın yüzde 17,5 Kanada Hükümeti'nin de yüzde 12 payı olacak.

GM hissedarlarının şirketteki payı yüzde 10 civarında.

Şirket yetkilileri GM hisselerinin yakında yeniden borsada işlem görmesini umduklarını söylüyor.

Amerikan Hükümeti, GM'in günlük işleyişine karışmak niyetinde olmadığını açıklamıştı.

GM, 1 Haziran'da iflas koruma başvurusunda bulunmuştu.

Gözlemciler, GM'in yeniden yapılanma sürecinin beklenenden erken tamamlandığına dikkat çekiyor.

BBC Turkish-10 Temmuz 2009

Özel hastaneler en fazla yüzde 30 katılım payı alabilecek

 

 

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, özel hastanelerin sağlık hizmetleri bedelinin en fazla yüzde 30'una kadar ek ücret alabilmesini öngören Bakanlar Kurulu kararının yürütmesinin durdurulması istemini reddetti.

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği, 4 Haziran 2008'de Resmi Gazete'de yayımlanan ''kamu hastaneleri dışındaki vakıf üniversiteleri dahil sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu'nca belirlenen sağlık hizmetleri bedelinin en fazla yüzde 30'una kadar ilave ücret alabileceği'' yönündeki Bakanlar Kurulu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açtı.

Davayla ilgili ilk incelemesini yapan Danıştay 10. Dairesi yürütmenin durdurulması istemini reddetti.

Davacı dernek, dairenin bu kararına itiraz ederek yürütmenin durdurulmasını istedi.

Talebi görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da, yürütmenin durdurulması istemini reddetti.

03.07.2009

Kaliforniya senet dağıtıyor ;

 

Resesyonun vurduğu Kaliforniya'da "iş fuarlarına" ilgi büyük.

Dünyanın sekizinci büyük ekonomisine sahip olan Kaliforniya,
ödeyemediği borçlar için milyarlarca dolarlık senet dağıtmaya başladı.

Vali Arnold Schwarzenegger, eyalet bütçesindeki 24,3 milyar dolar açıkla baş edebilmek için "bütçede sıkıyönetim" ilan etmişti.

Schwarzenegger senetler sayesinde ödemeleri ileri bir tarihe atarak, nakit çıkışını azaltmayı umuyor.

Ekim tarihi konan senetler, bu tarihte faiziyle birlikte tahsil edilebilecek.

Ya da bunları almayı kabul eden bazı bankalara giderek derhal nakde çevrilebilecek.

Ertelenen borçlar arasında vergi iadeleri gibi doğrudan vatandaşa yapılan ödemeler olduğu gibi; yaşlılara, özürlülere ve öğrencilere yardım dağıtan yerel kuruluşlara giden fonlar da var.

Vali Schwarzenegger dün de pekçok resmi dairenin ayda üç gün kapatılacağını ve bu günlerde personele maaş ödenmeyeceğini duyurmuştu.

ABD'nin en kalabalık eyaleti olan Kaliforniya, resesyondan en fazla etkilenen bölgelerden biri oldu.

Kaliforniya Eyalet Meclisi üyeleri, 1 Temmuz'a kadar geçirmeleri gereken yeni bütçeyi onaylamamıştı.

Demokratlar hayati öneme sahip sosyal programların aksamamasını isterken, Vali Schwarzenegger'ın da dahil olduğu Cumhuriyetçiler bütçeyi dengelemek için çok daha kapsamlı kesintiler gerektiğini savunuyor.

Kaliforniya'nın ekonomisi, ABD'nin gayrısafi yurtiçi hasılasının %13'ünü oluşturuyor.

Kaliforniya ayrıca Hollywood ve Silikon Vadisi gibi ülkenin ekonomi ve prestiji açısından önemli sektörlere de evsahipliği yapıyor.

Beyaz Saray, Kaliforniya'daki durumu yakından izlediğini belirtiyor.

BBC Turkish-06/07/2009

Irak petrolü yabancılara açılıyor

 

*35 uluslararası şirket katılıyor

*Altı petrol ve iki doğal gaz sahasını kapsıyor

*Irak'ın 115 milyar varil ham petrol

  rezervinden 43 milyarı bu sahalarda

*İhaleler Irak meclisinin onayına açılmıyor.

Irak hükümeti, 1972'den beri ilk kez uluslararası şirketlerin girmesine izin verilen petrol ve doğal gaz ihalelerinin sonucunu açıklamaya başladı.

Ancak çekişmeli geçen pazarlıklarda, önemli kontratlar üzerinde karara varılabilmiş değil. Irak'ta en fazla şiddetin yaşandığı Diyala eyaletinde bir ihale için, hiçbir teklif verilmedi.

Diğer dört ihale için de hükümetin koyduğu mali kurallar reddedildi.

Ülkenin en büyük petrol yataklarının bulunduğu güneydeki Rumeyle sahasıysa, İngiliz BP ve Çin CNPC'nin de dahil olduğu bir konsorsiyuma verildi.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) dahil 35 yabancı şirketin katıldığı ihaleler, altı petrol ve iki doğal gaz sahasının işletilmesini kapsıyor.

Irak hükümeti amacının, ülkenin savaş sonrasında bir türlü artamayan petrol üretimini birkaç yılda ikiye katlamak ve bu parayla ülkeyi yeniden inşa etmek olduğunu söylüyor.

Hükümet, bunu petrol fiyatlarının düştüğü bir dönemde yapabilmek için de yabancı sermayeye ve yabancı uzmanlara ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Buna karşılık Irak meclisi, Petrol Bakanlığı ve kamuoyunda geniş bir kesim, yabancı şirketlerin devreye girmesine şiddetle karşı çıkıyor ve Irak'ın kendi imkanlarını kullanmasını istiyor.

Yabancı petrol şirketleri, 1972'de Irak enerji sektörünün kamulaştırılması ile ülkeden çıkarılmışlardı.

Yavaş ilerliyor

Associated Press ajansı, bu sabah başlayan ve bir şeffaflık işareti olarak Irak televizyonunda canlı yayımlanan ihale sürecinde fiyatta anlaşmazlıklar çıktığını bildirdi.

İhalelerde şirketlere pay değil, asgari hedeflere ek olarak çıkarılacak her varil için şirketlere belli bir ücret ödenmesi öngörülüyor.

Ajansa bilgi veren Irak Petrol Bakanı Hüseyin el Şehristani, Rumeyle sahası için BP-CNPC'nin ek varil başına 3,99 dolar, Amerikan Exxon Mobil-Malezyalı Petronas konsorsiyumunun ise 4,8 dolar istediğini söyledi.

Bakana göre Irak hükümetinin 2 dolar teklifini, BP-CNPC kabul etti.

İkinci sırada ihaleye çıkarılan, sorunlu Diyala bölgesindeki Mansuriye doğal gaz sahasına teklif veren çıkmadı.

Üçüncü sırada ise Kerkük'teki Beyhasan sahası vardı.

Buraya da yalnızca bir konsorsiyum, Amerikan ConocoPhillips ile Çin'in CNOOC şirketi teklif verdi.

Şirketler ek varil başına 26,7 dolar isterken Irak hükümeti 4 dolar önerince, anlaşma sağlanamadı.

Misan'daki üç sahaya Çin'in CNOOC şirketinin teklif ettiği ek varil başına 21,4 dolar fiyatını da beğenmeyen hükümet, 2 dolar teklif etti.

Kerkük petrol sahasına da Shell, Sinopec, CNPC ve İhaleye, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'ndan oluşan bir konsorsiyum talip oldu.

Bu konsorsiyum işletmeyi ek varil başına 7,89 dolara yapacağını söylerken, Irak hükümeti yalnızca 2 dolar vereceğini söyledi.

Zubeyr sahası için dört konsorsiyumun verdiği tekliflerde de henüz anlaşma sağlanamadı.

Petrol Bakanı el Şehristani, Missan ve Beyhasan tekliflerini bakanlar kuruluna sunacağını söyledi.

Şartlar

Ekonomi muhabirimiz Mark Gregory, bugünün "uluslararası petrol şirketlerinin Irak'a dönmesine izin verildiği gün" olarak hatırlanacağını söylüyor.

Gregory'ye göre yabancı şirketlere olan muhalefeti azaltmak için işletme ruhsatlarının süresi kısıldı, çıkaracakları varil başına ödenecek ücret sabitlendi.

Muhabirimiz aslında bu şartların enerji şirketleri için fazla cazip olmadığını, ancak gelecekte daha kârlı işler almak umuduyla yine de ihaleye gireceklerini söylüyor.

Irak petrolünü işletmeye talip şirketler arasında Shell ve Exxon gibi şirketlerin yanı sıra, Rusya'dan Lukoil ve Çin'den Sinopec de var.

Bu şirketler Irak'ta çalışabilmek için hala süren güvenlik risklerini göze alacak.

Ancak uzun vadede önemli bir piyasaya da adım atmış olacaklar çünkü Irak, dünyanın bilinen en büyük üçüncü petrol rezervlerine sahip.

Ayrıca henüz keşfedilmemiş yataklarda büyük miktarda petrol ve doğal gaza sahip olduğu sanılıyor.

Irak'ın bir diğer avantajı da burada petrol çıkarmanın pekçok ülkeye oranla çok daha kolay ve ucuz olması.

Ülkede işgal öncesinde BM yaptırımları yüzünden düşen üretim, 2003'ten bu yana da isyan ve şiddet olayları nedeniyle bir türlü artırılamadı.

Bugüne dek kuzeydeki Kürt yönetimi bazı yabancı şirketlere ihaleler vermiş, merkezi yönetim buna şiddetle karşı çıkmıştı.

Ekonomik krizin ABD'ye etkisi

 

"Bath Junkie", New York kentinin merkezi sayılan Manhattan'daki bir cilt ve vücut bakım mağazası.

Amerika'nın, tarihindeki en büyük ekonomik durgunluk dönemlerinden birini yaşadığı bugünlerde pek çok dükkan, kapanmaya yüz tutarken, bu mağaza müşterilerle dolup taşıyor.

Merkezi Brooklyn'de bulunan giyim ve aksesuar butiği "Fred Flare" ile İsveç'li ünlü mobilya mağazası "Ikea" da öyle.

Üçünün de ortak tarafı, son 10 ay içinde New York'ta yeni şube açmış olmaları.

Daha önce Brooklyn'de açılmış olan ucuz giyim mağazası "Buffalo Êxchange" ile ikinci el çanta satışlarında yoğunlaşan "RoundAbout" da, Manhattan şubelerini geçen yıl açtılar.

Ekonomik sıkıntı nedeniyle kemer sıkma yoluna giden pek çok New York'lu, artık pahalı alışveriş merkezlerine ucuz alternatifler sunan ya da ikinci el ürün pazarlayan bu mağazalara yöneliyor.

 

Alışveriş ve Amerikalılar

Zagat araştırma şirketinin alışveriş konusunda yayınladığı son kamuoyu yoklaması da, bu eğilimi doğrular nitelikte.

Ankete göre, Amerika'dan başlayıp dünyaya yayılan küresel krizle birlikte, New Yorklular da alışverişlerinde büyük kısıntıya gittiler. Alışveriş için para harcadıkları zaman da, bunu ucuzluk dönemlerinde yapmayı tercih ediyorlar.

Ankete katılan 7600 kişiden yüzde 30'u, geçen yıla göre alışveriş harcamalarını yüzde 30 oranında azaltırken, yüzde 27'si, herhangi bir harcama yapmadan önce ucuzluğun başlamasını beklediklerini bildirdiler.

İsmi Türkçeye "banyo ıvır zıvırı" diye çevrilebilen "Bath Junkie" mağazasının yöneticisi Trish Rubin de, mağazanın popülerliğini, ekonomik sıkıntı nedeniyle ürünleri kişiselleştirme stratejisine bağlıyor.

"Zorluk dönemlerinde müşteriler, paralarını harcamaya değecek, benzersiz ürünler arıyorlar" diyor ve ekliyor:

"Etrafta bir sürü banyo ve güzellik mağazası var, ama biz, onlara kendi imzalarını taşıyan kokular yaratmalarını sağlıyoruz. Kullanmaya alıştıkları banyo sabunu ve losyon kokularını arzu ettikleri biçimde karıştırabilir ve bunu 8 dolar gibi az bir fiyata yapabiliriz. Sekiz milyonluk bir kentte cüzdanınızın yettiği fiyata, kendi kokunuza sahip olmak, az bir şey değil."

Ekonomik bunalım, sadece işini kaybeden kişileri değil, maaşında kesinti yapılan ya da haftanın bir kaç günü evde kalmaya zorlanan iş sahiplerini de sıkıntıya sokuyor.

 

İş İstatistikleri Bürosu'nun rakamlarına göre, Nisan ayında yaklaşık 6,7 milyon kişi, durgun iş ya da çalışma koşulları nedeniyle haftada 35 saatten daha az sıklıkta çalışıyor. Hewitt Associates adlı bir insan kaynakları danışmanlık şirketinin 518 büyük şirket üzerinde yaptığı araştırma, bu şirketlerden yüzde 16'sının maaş kesintisi, yüzde 20'sinin de çalışma saatlerinde kesinti yaptığını ortaya koydu.

California'da yaşayan Ferrell çifti de, ücret ve çalışma saatlerindeki kesinti nedeniyle, eski harcama alışkanlıklarını tümüyle değiştirenlerden...

Aysonunu zor getiren çift için, artık saç kestirmek bile lüks olmuş. İkiz kızlarına aldırdıkları dans dersleri ve kedileri ve köpeklerine yaptırdıkları aşılar da öyle. Haftalık mutfak alışverişlerini ayda bire çıkarmışlar ve her zaman gittikleri market yerine, şehir dışında ucuzluğuyla ünlü bir süpermarkete gitmek zorunda kalıyorlar.

Giderek küçülen maaş çeklerinin yarattığı sıkıntı, kendisini sadece maddi açıdan değil, insanların giderek gerileyen sosyal ilişkilerinde de gösteriyor.

İnternette yayınlanan Slate dergisi, "ekonomik durgunluk ülke çapında dostlukları nasıl köreltiyor" başlıklı bir yazısında, mali sıkıntı nedeniyle işlerini, paralarını ya da evlerini kaybeden kişilerin dostluk ilişkilerinin nasıl bozulduğunu ortaya çıkardı.
Dergiye gerçek ismini saklı tutarak mektup gönderen bir kadın, Michigan'ı vuran ekonomik krizin ardından işini kaybeden bir kız arkadaşıyla ilişkisinin nasıl yara aldığını anlatıyor.

Kendisi, boşanmanın yol açtığı mali zorlukların ardından, nihayet ucuzlayan emlak piyasasından yararlanıp ev satın alırken, işini kaybeden arkadaşı bundan rahatsızlık duymuş. "Artık birbirimizi çok az görüyoruz, çünkü ben kendi yaşamımdan bahsederken, onun yaralarına tuz basmış gibi oluyorum" diyor.

New York dergisi de Mayıs ayında kapak konusu yaptığı "Durgunluk Kültürü" başlıklı araştırma haberinde, ekonomik durgunluğun New Yorkluların günlük alışkanlıkları ve genel olarak kent yaşamı üzerindeki etkisini inceledi.

Bundan çıkan manzara ise, mali krizin sonuçlarının çok da olumsuz bir tablo yaratmadığı, hatta olumlu alışkanlıklar ve yaşanması daha da kolaylaşan bir kent ortaya çıkardığı yönünde.

Gönüllülerde artış

Örneğin, işsizlik rakamlarının artmasıyla birlikte, boş vakitlerini kentin hayır kurumlarında geçirmeye gönüllü olan kişilerin sayısında da önemli bir artış oldu. İşsiz kalan babaların, her gün çocuklarına ayırdıkları zaman, 3,5 dakika arttı. Darboğaz nedeniyle pahalı eğlence yerlerine gidemeyen aileler, müze ve parasız konferanslarla film etkinliklerine yönelir oldular. Guggenheim müzesine katılım, yüzde 2 oranında artış gösterdi.

Derginin araştırmasına göre, ekonomik sıkıntı, insanları dine de yöneltti. Musevi İlahiyat Fakültesi'nin doktora programına kayıtlar yüzde 100 artarken, Birlik İlahiyat Fakültesi'nin kayıtları geçen yıla göre iki kat artış gösterdi.

Banka tasarruflarında görülen azalmaya paralel olarak, kentte işlenen suç oranlarında, beklenenin aksine önemli ölçüde azalma görülürken, New York, oturulması daha kolay bir kent haline geldi. Emlakçıların tahminlerine göre, ev kiraları ve satış fiyatlarında yüzde 20'ye varan düşüşler yaşanıyor.
Daha da ilginci, işsizlik oranındaki yüzde 1 artış için, ölüm oranında yüzde 0,5 oranında azalma görüldüğü belirtiliyor.

Üstelik 1930 ve 40'larda yaşanan Büyük Bunalım döneminde olduğu gibi, bugünkü mali krizin de insanları borsalarda daha muhafazakâr yatırımlar yapmaya yönelttiği ve devlet memurluğu, öğretmenlik ve polislik gibi işlere yönelerek, güvenli meslekleri riskli olanlara tercih ettiği yönünde işaretler var.

Tüm bunların, ekonomik bunalımı en azından New York kenti için tümüyle olumlu bir gelişme haline getirdiği sonucuna varmak, fazla iyimserlik olur.

Ama New Yorkluların çoğunluğu, bu sıkıntılı dönemi de atlatacaklarına ve mali krizin, sonuçta kent kültürüne yeni bir boyut katacağına inanıyor.

BBC Turkish-06/07/2009

Çin'in İlk Airbus'ları Tanıtıma Çıktı

 

Airbus, Çin'de imal ettiği ilk uçağı bir törenle gazetecilere tanıttı. Şirketin orta menzilli A320 tip uçağı Çin'in kuzeyinde yer alan Tianjin kentinde bir fabrikada üretiliyor.

Uçak, Çin havayolları Sichuan Airlines'ın filosunda kullanılacak.

BBC'in Pekin muhabiri, Amerikan şirketi Boeing'le rekabet eden Airbus şirketinin Çin'deki fabrikaya büyük umutlar bağladığını söylüyor.

Boeing şirketinin Çin'de bulunan yedek parça tesisleri var.

Ancak dünyanın iki büyük uçak üreticisi arasında Çin'de tam kapsamlı uçak imalatına başlayan şirket Airbus oldu.

Airbus, Çin'in giderek artan ticari uçuş talebinden istifade etmeyi planlıyor.

Çin'in uçağa talebi giderek artıyor

Airbus yöneticisi Thomas Enders, ''Çin havacılık endüstrisi ile birlikte sağlam bir gelecek kuracağız'' diyor.

Tianjin kentinin valisi Huang Xingguo, fabrikadan çıkan ilk Çin üretimi Airbus uçağının ''Çin-Avrupa ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktası'' olduğunu söyledi.

Vali Huang, Çin ile Avrupa arasında işbirliğini daha da güçlendirmek için çalışacaklarını kaydetti.

Airbus'ın Çin'deki fabrikasında bu yıl sonuna kadar dokuz uçak daha imal edilecek.

2011 yılı sona ermeden fabrikanın ayda dört uçak üretecek şekilde çalışması bekleniyor.

Tianjin'deki tesisin yüzde 51'i Airbus şirketinin elinde; kalan yüzde 49 ise Çin'in havacılık konsorsiyumuna ait.

Çin halihazırda dünyanın ikinci en büyük ticari uçak pazarına sahip.

Çin'in önümüzdeki 20 yıl boyunca satın alacağı yolcu uçağı sayısının 2 bin 800'ü bulması bekleniyor.

BBC Turkish, 23/06/2009

Bankaya para var yoksula yok

 

'Yoksulluğu yok etme konusunda verilen sözler yerine getirilmiyor'

Küresel ekonomik kriz bugün New York'taki Birleşmiş Milletler genel merkezinde düzenlenecek bir toplantının gündeminde.

Toplantı, yaklaşık bir yıldır dünyayı etkilemekte olan küresel resesyonun zengin ve yoksul ülkelerin katılımıyla ele alındığı ilk zirve niteliği taşıyor.

Zirve öncesinde, Birleşmiş Milletler'in bin yıl kalkınma hedeflerinin yaşama geçirilmesi çalışmaları yürüten grubun yaptığı bir çalışma ise, zengin dünyanın yoksullukla mücadeleye bakışındaki çelişkileri de ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler'in bin yıl hedefleri kampanyası, dünya çapında mali kuruluşlara, sadece geçen yıl içinde hükümetler tarafından verilen yardımların, yoksul ülkelere yaklaşık elli yıldır verilen uluslararası yardımların neredeyse on misline ulaştığını açıkladı.

Bin yıl hedefleri kampanyası yoksul ülkelere, uluslararası yardım mekanizmasının başladığı yaklaşık elli yıl öncesinden bu yana toplam iki trilyon dolar yardım yapıldığını oysa son bir yılda, dünyanın zor durumda ya da batmakta olan bankaları için, 18 trilyon dolar harcandığını hatırlattı.

Birleşmiş Milletler Bin Yıl Hedefleri Kampanyası'nın direktörü Salil Shetty'ye göre, aslında sorun hükümetlerin sözlerini tutmamalarından kaynaklanıyor.

2000 yılında dünya liderleri Birleşmiş Milletler zirvesi için biraraya geldiklerinde, yoksullukla mücadele için kendilerine 2015 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere hedefler belirlemişlerdi.

Çocuk ölümlerinin üçte iki oranında, doğum sırasında hayatını kaybeden kadınların sayısının da dörtte üç oranında azaltılması, kız ve erkek çocukların tamamının temel eğitim hizmetlerinden yararlanması ve AIDS başta olmak üzere ölümcül hastalıkların yayılmasının durdurulması gibi.

Yine yoksul ülkelere sağlanan yardımların arttırılması; dünya ticaretinde yoksulların lehine olacak serbestleştirme kararlarının alınması ve yoksulluğun yarı yarıya azaltılması bu hedeflerden bazılarıydı.

Birleşmiş Milletler yetkilisi Salil Shetty ise; "yoksullukla mücadele adımlarından en önemlisi, yoksul ülkelerin, küresel ekonomik krize ilişkin tartışmalarda söz sahibi kılınması olacaktır" diyor.

Shetty, "Şu anda, önde gelen uluslararası mali kuruluşlarda ve mali konularda karar alma mekanizmalarında yoksul ülkelerin neredeyse hiç söz hakkı yok. Dolayısıyla, yoksullar da, karar alma mekanizmalarının parçası olamadığı sürece, herhangi bir şey değişmeyecektir." diye ekliyor. 

BBC Turkish-24/06/2009

Çin ve Rusya, dolara meydan okuyor

 

Çin ve Rusya doların egemenliğine son vermek istiyor

Amerikan dolarının uluslararası egemenliğinden duydukları rahatsızlığı sıkça dile getiren Rusya ve Çin liderleri, bugün dünya ticaretinde ve uluslararası ilişkilerde önemli etkileri olabilecek bir adım attı.

Bundan sonra iki ülke arasında yapılacak ticarette, her iki ülkenin para birimleri, Rus rublesi ve Çin yuanı kullanılacak.

Moskova'da biraraya gelen Rusya lideri Dimitri Medvedev ile Çin lideri Hu Jintao, hedeflerini yinelediler: Doların egemenliğine son vermek.

Moskova ile Pekin'in aldıkları karar çok önemli bir gelişme. Zira dünya ticaretinde kullanılan para birimi büyük ölçüde Amerikan doları.

İki dev ekonomi arasındaki ticaret istikrarlı bir şekilde artıyor. Rusya ekonomi bakanlığının verilerine göre, Çin geçen yıl Rusya'nın en büyük ticaret ortağı listesinde Almanya'nın yerini alarak ilk sıraya yerleşti.

İki ülke arasındaki ticaretin Rusya'dan Çin'e uzanan petrol boru hattının tamamlanıp devreye girmesiyle daha da artacağı vurgulanıyor.

Ancak iki ülke arasında yeni bir stratejik ittifaktan söz etmek, şu andaki durumun abartılması olur.

Zira, Rusya Çin'in dünyada giderek artan gücüne kuşkuyla bakıyor.

Çok sayıda Rus, Pekin'in bir gün Sibirya'nın doğusunda, bir zamanlar Çin İmparatorluğuna ait olan toprakları geri almak isteyebileceğinden sözediyor.

İki ülke arasında göçmenlere ilişkin sorunlar da var.

İki ülke liderinin Moskova'da buluştuğu gün, güvenlik birimleri, Uralların güneyinde bulunan bölgelerde, yasadışı Çinli göçmenlere karşı yeni bir operasyon başlattı.

BBC Turkish 17/06/2009

İngiltere'de Elektrikli arabaya teşvik

 

Amaç karbon emisyonlarını yüzde 30 azaltmak.

İngiltere'de hükümet, önümüzdeki beş yıl içinde ulaşımdan kaynaklanan karbon emisyonlarını azaltmak üzere 250 milyon sterlinlik bir plan açıkladı.

Planın en dikkat çeken yönü, elektrikli ya da şarj edilebilen hibrid otomobilleri satın alacak sürücülere 5 bin sterline dek varan teşvikler verilecek olması.

Bu şekilde özendirilecek yeni nesil elektrikli otomobillerin, 2011'de satışa sunulması umuluyor.

Halihazırda İngiltere'deki 26 milyon otomobilin sadece binde biri elektrikli.

Ulaştırma Bakanı Geoff Hoon, bu alanda emisyonları düşürmek için büyük bir potansiyel bulunduğunu söylüyor.

Çünkü İngiltere'deki emisyonların dörtte biri ulaşımdan, bunun yarısı da otomobillerden kaynaklanıyor.

Ve elektrikli araçların egzoslarından, normal bir motora göre çok daha az zehirli gaz çıkıyor.

İngiltere'nin zehirli gaz emisyonlarını 2020'ye dek yüzde 30 oranında azaltmak gibi iddialı bir hedefi var.

Söz konusu plan elektrikli araçların satışının teşvik edilmesinin yanısıra, şarj noktaları gibi gerekli altyapının kurulması için de 20 milyon sterlin ayırıyor.

İngiltere bir kaç yıldır hibrid denilen, nispeten daha tasarruflu ve temiz araçların kullanımını özendiriyor.

Devlet makamları için alımlarda bu araçlara yönelmek ya da örneğin Londra'nın merkezinde trafiğe çıkmak için ödenen ücretten muaf tutmak gibi adımlar atıldı.

Ancak yeni finansman planı, şimdilerde rağbet gören ve örneğin Toyota Prius'un aralarında olduğu hibrid araçlara değil, bir sonraki nesle yönelik...

 En büyük sorun, yeni nesil elektrikli otomobilleri üretmenin ilk aşamada çok pahalı olması

Jay Nagley, Spyder Automotive

Bu kapsamda üretilecek yeni araçların 2011'de satışa sunulması hedefleniyor.

Spyder Automotive adlı kuruluşun uzmanlarından Jay Nagley, kararın otomobil sektörü için çok önemli olduğunu söylüyor.

"En büyük sorun, yeni nesil elektrikli otomobilleri üretmenin ilk aşamada çok pahalı olması. Üreticilere göre maliyet, benzinli bir otomobilin iki katı olacak" diyor.

"Bu durum satış fiyatına yansıyınca, kimse bunları almaz, dolayısıyla üretimi artırıp fiyatı düşürme amacına ulaşılamaz."

Obama da söz verdi

Elektrikli araçların teşvik edilmesi bir süredir hükümetlerin gündeminde.

 

Obama yeni elektrikli hibridlere 7 bin dolar teşvik vaadini henüz 'hatırlamadı.'

ABD Başkanı Barack Obama kampanyası sırasında ülkede 2015'e dek 1 milyon elektrikli hibrid araç olacağını vadetmişti.

Bu alandaki araştırmalara neredeyse 2,5 milyar dolar ayırdığını duyuran Obama'nın, yine kampanyasında vadettiği, yeni üretilecek araçlar için 7 bin dolarlık destek planı ise henüz gündeme gelmedi.

İngiliz hükümetinin öngördüğü 2-5 bin sterlinlik finansman sadece tamamen elektrikle çalışan araçları veya elektrikli hibridleri kapsıyor.  

Elektrikli bir otomobil ortalama 12 bin sterlinden başladığından, devletin bunun bir bölümünü karşılaması alıcıları rahatlatabilir.

Halihazırda ticari üretimi süren elektrikli araçların en büyük sıkıntısı ise uzun yol yapamamaları. Örneğin G-Wiz adlı bir model, yaklaşık 65 kilometre yol alabiliyor ve şarj edilmesi 7 saat sürüyor.

Üreticilerin şimdiki amacı yeni piller geliştirmek. Henüz prototip aşamasındaki lityum-ion pillerle 240 kilometreye kadar çıkılabiliyor.

Ama bunlar da henüz çok büyük olduğundan, araçlar beş değil, iki kişilik olabiliyor. Benzin-elektrik hibrid modelleri ise 5 kişilik; farkları, pil bitince normal bir motorun devreye girmesi.

Jay Nagley 2020 yılına gelindiğinde satılan yeni araçların dörtte birinin elektrikle çalışacağına inanıyor.

Gerçekten çevreci mi?

Çevreciler bu adımı genel olarak olumlu görseler de, gerçekten çevreci olmak için otomobilin kullandığı elektriğin de çevreci yollardan üretilmesi gerektiğini söylüyor ve daha temel unsurlara inilmesini istiyorlar.

Örneğin Friends of the Earth kuruluşu, hükümetten yenilenebilir enerji üretiminin desteklenmesi için de daha fazla adım atmasını istedi.

Muhalefetteki muhafazakarlar ise, planda bu şekilde artan enerji talebinin nasıl karşılanacağı üzerinde durulmadığı eleştirisinde bulundu.

Liberal Demokratlar ise tam bir çevre stratejesi için tren ve otobüs gibi toplu taşıma seçeneklerinin de özendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Yeni planın üreticiler açısından dolaylı bir teşvik olacağı düşünülüyor.

Buna ek olarak Maliye Bakanı Alistair Darling'in de gelecek hafta açıklayacağı bütçede, çevreci olsun olmasın, yeni otomobil alımlarına yönelik bir teşvik paketi açıklaması bekleniyor. Buna göre eski otomobillerini verip, yerine yenisini alanlara iki bin sterlin aktarılacak.

Benzer adımları atan ülkelerden Almanya'da bu plan Mart ayı otomobil satışlarının bir önceki yıla göre yüzde 40 artmasını sağlamıştı.

16/04/2009

Krize karşı kapsamlı bankacılık reformu

 

1930'lardan bu yana bankacılık sistemi bu kadar kapsamlı bir reform görmedi

Obama yönetimi, Amerikan mali sisteminde yeni krizleri önlemeye yönelik kapsamlı bir reform planı açıkladı.

Kongre'ye sunulacak yeni düzenleme büyük bankaların aşırı risk almasını önlemeyi hedefliyor. Bankalar yeni kurallara göre gelecekte zarar etme ihtimaline karşı daha fazla ihtiyat fonu ayırmak zorunda olacak.

ABD Merkez Bankası'nın büyük mali kuruluşları denetleme konusundaki yetkileri genişletilecek. Zarar eden şirketlerin aşamalı olarak tasfiyesi belirli kurallara bağlanacak.

Tüketicilerin çıkarlarını gözetmek, ipotek ve kredi kartı borçları konusunda onların haklarını korumak amacıyla yeni bir kurum oluşturulacak.

Başkan Obama reformları Amerikan mali sisteminde 1930'daki Büyük Bunalım'dan bu yana gerçekleşen en büyük değişim olarak tanımladı.

Amerikan başkanı geçen yıl yaşanan mali krize, sorumsuzluk kültürü, aşırı büyük ücretler ve vizyonsuzluğun yol açtığını söyledi.

Obama serbest piyasa ekonomisine kuvvetle inandığını fakat sistemin kötüye kullanılmasını önlemek için hükümetlerin ileri görüşlü olmasının hayati önem taşıdığını da kaydetti.

Son Güncelleme:22/08/11