Son Güncelleme:09/08/11

Ekonomi Haberleri-3

Ülkeler

KURLAR

Otomobil Haberleri

Dünyanın en zenginleri

Ekonomik Yorumlar

Önceki Sayfalar

Altın baronları Yeni üretim yapan ülkeler üzerinde baskı oluşturuyor.

 

Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Aydal, dünya altın sektörü ve Türkiye`nin durumuyla ilgili dikkat çekici açıklamalar yaptı. TOBB Ekonomik Forum Dergisi`nde değerlendirmeler yapan Aydal`ın, dikkat çektiği konular özetle şöyle:

Türkiye altın üretimine 2001`de 1,4 tonla başladı. Bugün yılda 10-11 tona ulaştık.

200 MİLYAR DOLAR

Ancak yılda 303 ton altın ithal ediyoruz. Son 13 yılda 2 bin 247 ton altın ithalatı için 67 milyar dolar para harcadık.

Oysa altın konusunda çalışan 7 bin firma bu sürede sadece 7,5 milyar dolarlık ihracat yaptı.

Bir başka deyişle son 13 yılda yastık altına giden altın bugün için 60 milyar dolar değerinde.

Önceki yılları da dikkate alırsak, yastık altında yatan altının tahmini değeri 200 milyar dolar.

İLLEGAL KUŞKUSU

Ancak bu paranın yastık altına gidip gitmediği de şüpheli. Devletin bu paranın gittiği adreslerin kontrolünde faydalar olabilir.

Bu paranın Doğu-Güneydoğu Anadolu`da süre gelen illegal çalışmalara kaynak olup olmadığını araştırmak ülke adına faydalı olur.

Ayrıca, yurtdışında altın baronları tarafından Türkiye gibi ülkeler üzerinde oyunlar oynanıyor.

Zaten oyunlar oynanmamış olsaydı, 1980`de 612 dolara çıkan ons altın değeri, 2001`e kadar 271 dolara iner miydi?

Dünya altın stokunun yüzde 48,5`inin ABD, Almanya ve IMF elinde olması tesadüf müdür? Oysa Merkez Bankamızın altın stokları sadece 116 ton.

Yine altının ons maliyeti 171 dolar iken, 1990`lı yıllarda Güney Afrika`da 442 dolara, ABD`de 210 dolara, Avustralya`da da 250 dolara çıktı.

BERGAMA ÖRNEĞİ

Bu sebeple altın baronları devreye girdi. Mevcut üretim ile fiyatları yükseltmek veya hükümetlerden destek almak için çeşitli organizasyonlar oluşturuldu.

Öncelikle Türkiye gibi yeni altın üretimi yapmaya başlayan ülkeler üzerinde baskı oluşturuldu. Üretimleri engellenip, piyasaya ekstra altın girişi önlendi.

Örneğin yabancı şirketler, Türkiye`de potansiyel altın bölgelerinin neredeyse tamamını kapattı.

Bergama`daki olaylara bir bütün içinde bakıldığı zaman, oynanan bu oyunun küçük bir aktörü olduğumuz görülecektir.

ALTIN ARAMADA SİYANÜR OLMAZ

Altın sektöründe aramada siyanür kullanılmaz. İşletme esnasında kullanılan siyanürün yüz mislisi başka sektörlerde kullanılır ama kimsenin umurunda olmaz. Her maden çevreyi belli ölçüde tahrip eder kimse umursamaz ama sıra altın madenciliğine gelince herkes çevreci kesilir.

Esas mesele bizim gibi ülkelere altın ürettirmeyerek fiyatların düşmesini engellemektir. Türkiye`de altın üretilmemesi hangi yurtiçi ve yurtdışı kurumların işine geliyor? İşte bu soru, altın madenciliğine farklı sebeplerle karşı çıkan bütün kurumlarca iyi düşünülmeli.

MADENCİLİĞE YATIRIM YAPIN

Ülkemizde sadece altın madenciliğine değil diğer madenlerimize de yatırım yapılmıyor. Bugün maden aranması için verilen ruhsat sayısı yaklaşık 37 bin. Her bir ruhsat alanı için sadece 100 bin dolar risk sermayesi yatırılarak arama masrafı yapılmış olsa toplam yatırım 3.7 milyar dolar olurdu.

Bu yatırım yapılsa açıkta işsiz dolaşan 12 bin jeoloji mühendisi olmazdı. Bugün için yapılan yatırımların toplamı bütün madenler için 70 milyon doları geçmiyorsa bu işte bir yanlışlık var. Maden Kanunu yeniden gözden geçirilmeli.

General Motors Saab'ı satıyor

 

Yılda sadece 18 tane özel üretim araç yapan Koenigsegg, Saab'ın yeni sahibi olmaya aday

GM İsveçli lüks spor araba üreticisi Koenigsegg'le Saab'ın satışı için prensipte anlaşmaya vardı.

Firma anlaşmanın parçası olarak EIB'den (Avrupa Yatırım Fonu) $600 milyon yatırım desteği alacaklarını bunun da İsveç hükümetisinin garantörlüğünde olacağını açıkladı.

Koenigsegg yılda 18 araba üretiyor ve 45 çalışanı barındırıyor. Bu durum firmanın geçen yıl 93 bin araç satan Saab'ı nasıl yöneteceği konusunda spekülasyonlara yol açıyor.

Satış prosedürünün Eylül sonunda sonuçlanması planlanıyor.

Haberturk-16 Haziran 2009

Brezilya İMF'ye kredi açtı ( IMF'ye Çin de 50 milyar dolar kredi açacak)

 

Brezilya, Uluslararası Para Fonu IMF'ye 10 milyar dolar kredi vereceğini açıkladı.

Amaç, kuruluşun gelişmekte olan ülkelere kredi vermesini kolaylaştırmak.

Cumhurbaşkanı Luis Inacio Lula de Silva, bu sayede IMF'nin yapısının değişmesi taleplerinde ellerinin güçleneceğini vurguladı.

Brezilya bu adımı, Çin, Rusya ve Hindistan ile birlikte atıyor.

BBC Sao Paulo muhabiri Gary Duffy'nin haberine göre Brezilya geçmişte IMF'den yardım almış olan bir ülke.

Şimdi IMF'ye kredi verir hale gelmiş olması, katettiği mesafeyi çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Geçmişteki zor günlerinde, IMF Brezilyalılar, özellikle de sol için, Washington’un Latin Amerika ülkelerine müdahalesinin bir aracı olarak görülüyor ve öfkeli protestolara neden oluyordu. Şimdiyse durum değişti.

Aslında Güney Amerika'nın en büyük ekonomisi olan Brezilya da, şu anda resesyonda.

Ancak uzmanlar bunun çok sürmeyeceği görüşünde.

Zira ülkenin döviz rezervi 200 milyar dolar civarında.

Bu paranın bir kısmını da, tahvil satın alma yoluyla, IMF'ye kredi olarak vermeyi planlıyor. Brezilya Maliye Bakanı, bu adımı Rusya, Çin ve Hindistan ile ortak attıklarını söyledi.

Bu çerçevede IMF'ye Çin'in 50 milyar, Rusya'nın da 10 milyar dolar kredi açması planlanıyor.

Dünyada gelişmekte olan ekonomiler deyince ilk akla gelen bu dört ülke, birlikte hareket etmenin yollarını arıyor.

Bu arayışın başını da Brezilya çekiyor.

Bu amaçla gelecek hafta Rusya'da bir araya gelecekler ve küresel mali sistemde reform için neler yapabileceklerini değerlendirecekler.

BBC Turkish 11/06/2009

Shell'den dev tazminat anlaşması

 

Dev petrol şirketi Shell'in dahil olduğu, on üç yıldır süren tartışmalı bir dava New York'ta mahkeme dışı bir anlaşmayla sonuçlandı.

Nijerya'da insan hakları ihlallerine karışmakla suçlanan Shell, iddiaları yalanlasa da 15,5 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti.

On üç yıl önce açılan davanın duruşmaları gelecek hafta başlayacaktı.

Nijerya'nın petrol karşıtı önde gelen çevreci isimlerinden Ken Saro Wiva ve sekiz eylemci, 1995'te askerî hükümet tarafından suçlu bulunarak asılmıştı.

Wiva, Shell'in Nijer Deltası'ndaki faaliyetlerinin yöre Ogoni halkına zarar verdiğini savunmuş ve şiddetten uzak gösteriler düzenlemişti.

Ölenlerin yakınları Shell şirketinin kampanyacıların cezalandırılması için hükümete yardımcı olduğunu savunuyor.

Ancak şirket, yapılan ödemenin "uzlaşma sürecinin" parçası olduğu yolunda görüş belirtti.

Shell yetkilisi Malcolm Brinded, şirketin yaşanan şiddet olayıyla bir bağının bulunmadığını söylerken, bu jestle davacı ve yakınlarının acısının paylaşıldığına vurgu yaptı.

Ken Saro Wiwa'nın şimdi 40 yaşında olan oğlu, "Babam sonucu duysaydı memnun olurdu." dedi.

Dava ilk kez 1996 yılında gündeme gelmişti.

ABD'de 1789 yılında çıkarılan federal bir yasa, insan hakları ihlalleri hakkındaki davaların yabancılar tarafından Amerikan mahkemelerine getirilmesine imkân tanıyor.

Shell, Nijerya'da 1995'te askerî hükümetin idam ettiği çevrecilerin yakınları tarafından "cinayet, işkence ve diğer insan hakları ihlallerine yardımcı olmakla" suçlanıyordu.

09/06/2009 BBC Turkish

Dünya dolar kriziyle burun buruna

 

ABD'li ünlü yatırımcı

Jim Rogers:

''Fed o kadar çok para basıyor ki, borsalar 20 bin 30 bin seviyelerine kadar çıkabilir.''

ABD'li ünlü yatırımcı Jim Rogers dünyanın bir dolar kriziyle burun buruna geldiğini belirterek, ''Fed o kadar çok para basıyor ki, bunun sonucunda borsalar 20 bin 30 bin seviyelerine kadar çıkabilir'' dedi.

Rogers, CNBC'ye verdiği röprtajda doları son derece kusurlu bir para birimi olarak tanımladı ve bir sonraki krizin başlıca sorumlusunun dolar olacağını iddia etti.

Emtia fiyatlarının küresel krizden çıkışın lokomotifi olacağını iddia eden Rogers, toparlanma olsa da olmasa da enflasyon nedeniyle emtianın getirisinin yüksek kalmaya devam edeceğini düşünüyor.

msn yaşam/08/06/2009

Chrysler'ın satışı için engel kalktı

 

Amerikan Temyiz Mahkemesi, müflis otomobil üreticisi Chrysler'in, İtalyan Fiat şirketine satışı önündeki yolunu açtı.

Mahkeme, Pazartesi günü tüketici grupları ve emekli fonlarının anlaşmayı tartışmaya açmaları üzerine, satışı askıya almıştı.

Satışı kuvvetle destekleyen Beyaz Saray, kararın olumlu karşılandığını bildirdi.

Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, "Chrysler-Fiat ittifakı, artık gerçekleşebilir. Chrysler böylece, rekabet ortamına uyabilecek ve ayakta kalabilecek bir otomotiv üreticisi olarak, yeniden piyasada yerini alacak." denildi.

Anlaşmaya göre Fiat, Chrysler'in yüzde 35'lik hissesini alacak ve bunun karşılığında, Amerikan şirketiyle, daha küçük ve yakıt açısından tasarruflu otomobil üretme teknolojisini paylaşacak.

Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası da Chrysler'ın yüzde 55'lik hissesini alacak. ABD ve Kanada hükümetleri ise, yüzde 10'luk hisseyi paylaşacak.

Anlaşma 15 Haziran'a dek tamamlanmazsa Fiat, yasal olarak bu satıştan çekilebilir.

Chrysler, küresel mali kriz yüzünden satışların büyük ölçüde düşmesiyle 30 Nisan'da iflas koruma talebinde bulunmuştu.

Şirketin Fiat önderliğindeki konsorsiyuma satılması, Chrysler'ı iflastan kurtaracak.

Ancak Chrysler'dan alacaklı olan bazı emeklilik fonları, bu satışa karşı çıkmaya devam ediyor.

Chrysler'ın Fiat önderliğindeki konsorsiyuma satılmasına muhalefet edenlerin başını çeken Indiana eyaletinin Cumhuriyetçi Hazine yetkilisi Richard Mourdock, temyiz mahkemesinin kararından düşkırıklığına uğradığını açıkladı.

Chrysler olayı, 1 Haziran'da iflas koruma talebinde bulunan General Motors şirketi için de bir örnek oluşturacak.

BBC Turkish-10/06/2009

Askeri harcamalarda yeni rekor  (Adı Savunma(!) harcamaları)

 

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü Sipri'ye göre geçen yıl dünyada askeri harcamalar %4 artarak 1 trilyon 464 milyar dolara ulaştı.

Yeni bir rekor olan bu rakam, askeri harcamalarda 1999'dan beri %45'lik bir artış olduğu anlamına geliyor.

Ayrıca ekonomik kriz yüzünden sivil havacılık sektöründe yaşanan sorunların, savunma sanayisini etkilemediğini gösteriyor.

Sipri'nin raporunda "Küresel kriz, büyük silah üreticilerinin satışlarını, kârlarını ve geleceğe yönelik siparişlerini etkilemedi." deniliyor.

Örgüte göre silah şirketlerini besleyen unsurlardan biri olan barışgücü operasyonları, 2008 yılında %11 arttı.

Örneğin Darfur ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi bölgelerde yeni operasyonlar başladı.

Raporda "Uluslararası barışgücü operasyonlarına katılan personel sayısı 187.586'ya vararak yeni bir rekor kırdı." deniyor.

Eldeki son verilere göre 2007 yılında dünyanın önde gelen 100 silah şirketi toplam 347 milyar dolarlık silah sattı.

Bu satışların %61'i Amerikalı, %31'i Avrupalı şirketlere aitti.

Diğerleri ise Rus, Japon, İsrailli ve Hint şirketlerin satışlarıydı.

Bunlar arasında Amerikan havacılık ve savunma devi Boeing, 30,5 milyar dolarlık satışla birinci sırayı alıyor.

Onu az bir arayla İngiliz şirket BAE Systems ve Lockheed Martin izliyor.

Sipri raporuna göre "2002'den beri dünyanın en büyük 100 silah ihalesinin değeri, reel olarak %37 arttı."

Silah devleri

Savunma harcamaları

  • Boeing 30,5 milyar dolar

  • BAE Systems 29,9 milyar dolar

  • Lockheed Martin 29,4 milyar dolar

  • Northrop Grumman 24,6 milyar dolar

  • General Dynamics 21,5 milyar dolar

  • Raytheon 19,5 milyar dolar

  • EADS (Batı Avrupa) 13,1 milyar dolar

  • L-3 Communications 11,2 milyar dolar

  • Finmeccanica 9,9 milyar dolar

  • Thales 9,4 milyar dolar

  • Kaynak: Sipri, 2007 yılı satış rakamları

  • ABD 607 milyar dolar

  • Çin 84,9 milyar dolar

  • Fransa 65,74 milyar dolar

  • İngiltere 65,35 milyar dolar

  • Rusya 58,6 milyar dolar

  • Almanya 46,87 milyar dolar

  • Japonya 46,38 milyar dolar

  • İtalya 40,69 milyar dolar

  • Suudi Arabistan 38,2 milyar dolar

  • Hindistan 30 milyar dolar

Birinci ABD

ABD savunma harcamalarında birinci sırayı yine kimseye kaptırmadı.

Son 10 yıldaki harcama artışlarının %58'inden ABD sorumlu.

Ancak Çin ve Rusya'nın da son 10 yılda harcamalarını üçe katladığı gözlendi.

Raporda Rusya için "çok ciddi düzeyde olan ekonomik sorunlarına rağmen harcamalarını daha da artırma planlarından vazgeçmedi" deniyor.

Buna karşılık 2008'de Orta Doğu'daki askeri harcamalar azaldı.

Ancak Sipri bunun geçici bir durum olduğu görüşünde.

Örgüte göre bölgedeki pekçok ülke, büyük silah alımları yapmayı planlıyor.

Irak'ta 2008 savunma bütçesi, bir önceki yıla oranla %133 arttı.

Sipri raporunda "Irak silah alımlarında ABD'ye son derece bağımlı; pekçok sipariş vermeye hazırlanıyor" deniyor.

Afganistan ve Irak savaşlarının ABD'ye maliyeti ise 903 milyar dolar olarak veriliyor.

Sipri'nin askeri harcamalar projesi müdürü Sam Perlo-Freeman, "Terörle savaş fikri, pekçok ülkeyi sorunlarına askeri bir mercekle bakmaya teşvik etti. Bunu kullanarak yüksek askeri harcamaları haklı gösterdiler." dedi.

Ancak örgütün raporunda büyük askeri harcamaların, en güçlü ülkeyi bile zora sokabileceğine dikkat çekiliyor.

Buna göre George W Bush'un sekiz yıllık başkanlığı döneminde Irak ve Afganistan savaşlarının büyük ölçüde normal askeri bütçenin dışından gelen acil paketlerle desteklenmesi, bütçe açığının astronomik rakamlara ulaşmasına katkıda bulundu.

Örgüte göre gelecekte hükümetler bu tür bütçe açıklarını dizginlemek amacıyla askeri harcamaları kısarsa, silah şirketleri de zor durumda kalabilir.

BBC Turkish-08/06/2009

AB'ye doğal gaz tehdidi

 

Rusların Ukrayna'dan geçen boru hattına alternatif bulmak için yarış sürüyor.

Rusya'nın devlet kontrolündeki enerji devi Gazprom, Avrupa Birliği ile arasındaki enerji satrancında yeni bir hamle yaptı.

Şirketin Başkan Yardımcısı Aleksander Medvedev, BBC'ye yaptığı açıklamada Rusya'dan doğal gaz almaya devam edip etmeyeceği konusunda Avrupa Birliği'nin derhal karar vermesi gerektiğini söyledi.

Yetkili aksi takdirde doğal gaz için başka alıcı bulacakları tehdidinde bulundu.

Doğal gaz gereksiniminin dörtte birini Rusya'dan karşılayan AB, bir süredir bu bağımlılığa son verecek alternatifler peşinde.

Bunlardan en önemlisi de Hazar Havzası'ndaki doğal gazı Türkiye üzerinden doğrudan Avrupa'ya taşıması planlanan Nabucco projesi.

Ancak beş senedir gündemde olan Nabucco'da doğal gazın temini ve güzergah gibi temel sorunlar aşılabilmiş değil.

Gazprom'dan gelen "Artık karar verin" uyarısı, AB'nin daha fazla zaman kaybedemeyeceğini gösteriyor.

Moskova'nın kartları

Şu anda Moskova'nın elindeki kartlar daha güçlü.

Rusya'nın doğal gazını doğrudan Kuzey Avrupa'ya taşıyacak Kuzey Akımı hattının inşaatı başladı bile.

Hat Baltık Denizi'nin altından Almanya'ya ulaşacak.

Böylece Rusya'nın sık sık sorunlar yaşadığı, bu nedenle vanaları kapatıp güzergahın ötesinde kalan Avrupa'yı da gazsız bıraktığı Ukrayna'ya gereksinimi kalmayacak.

Gazprom'un Avrupa pazarında elini güçlendirme amaçlı ikinci atağı ise Güney Akımı projesi.

Bu da Rusya'nın güney kıyılarından, Karadeniz altından geçerek, doğrudan Bulgaristan'a ulaşacak.

Henüz inşaata başlanmadı ancak Rusya projeyi 2015'te tamamlamayı hedefliyor.

Uzmanlara göre başarıya ulaşırsa AB destekli Nabucco projesinin sonu olabilir Güney Akımı.

Gazprom Başkan Yardımcısı Alexander Medvedev'in BBC'ye yaptığı açıklama, Brüksel'i bir an önce karar vermeye itiyor.

Medvedev, "Dünyada boru hatlarına uzun süre doğal gaz pompalayabilecek sadece üç ülke var: Rusya, İran ve Katar." diyor ve devam ediyor:

"Avrupa Birliği'nin kavşak konumu devam ediyor. Bu oyuna katılıp katılmayacaklarına karar vermeleri gerekiyor. Eğer Rus doğal gazına ihtiyaçları yoksa başka alıcılar bulabiliriz."

Gazprom'dan gelen bu açıklama Rusya'nın, Nabucco Projesi ile mücadelede ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor.

'Doğal gaz=bağımlılık'

Harward Üniversitesi'nden, enerji uzmanı Profesör Marshall Goldman, Gazprom'un enerji kartını siyasi amaçlarla kullanan Kremlin yönetiminin güdümünde olduğunu hatırlatıyor.

"Artık enerji silahına sahip olan Rusya, caydırıcılığının nükleer silahlara dayandığı Soğuk Savaş döneminden daha güçlü." diyor Goldman, "Ve bu silahı çok zekice kullanıyorlar. Rusya'ya doğal gaz boru hatlarıyla bağlı olan her ülke, Moskova'ya siyasi olarak da bağlıdır artık."

Doğal gaz konusunda Rusya'ya bağlı olmanın risklerini gayet iyi bilen ülkelerden biri, Bulgaristan.

Moskova Ocak ayında, Ukrayna'dan geçen boru hattına gaz vermeyi kestiğinde insanlar soğukta kaldı, fabrikalar üretimi durdurdu.

Bulgarlar Rusya'ya kızgın bu nedenle. Ancak Rusya'ya bağımlılığı azaltacak Nabucco projesine yeterince sahip çıkmadığı için Avrupa Birliği'ne de tepkililer.

Bulgaristan Enerji Bakanı Rumen Ovçarov "Eğer AB, Nabucco'nun gerçekten kendisi için önemli olduğunu düşünüyorsa, ekonomik ve siyasi bir çaba harcasın. Avrupalı bakanların konferanslarda yaptıkları konuşmalardan ibaret olmasın bu çabalar. Beş yıldır tek yapılan bu ve sonuç getirmediği ortada." diyor.

Bulgaristan Enerji Bakanı'na kulak verince, Rusların kendilerine neden bu kadar güvendiklerini anlıyor insan.

Kremlin, AB'nin kendi içindeki fikir ayrılıklarını kolay kolay aşamayacağını ve enerji konusunda Moskova'ya bağlı olmaya devam edeceğini öngörüyor.

 Rusya'ya doğal gaz boru hatlarıyla bağlı olan her ülke, Moskova'ya siyasi olarak da bağlıdır artık

Profesör Marshall Goldman

Eğer AB, Nabucco'nun gerçekten kendisi için önemli olduğunu düşünüyorsa, ekonomik ve siyasi bir çaba harcasın.

Bulgaristan Enerji Bakanı Rumen Ovçarov

Opel'in geleceği belirsiz

 

Amerikan otomotiv devi General Motors'un Avrupa biriminin satışı için Berlin'de sabaha kadar süren müzakereler sonuç vermedi.

Alman hükümeti Opel işçilerinin GM'in iflasından etkilenmemesi için devreye girdi.

GM Avrupa'nın markaları Alman Opel ile İngiliz Vauxhall'un geleceği merak konusu.

Alman hükümeti, General Motors'un iflasının gündeme gelmesiyle, GM Avrupa'nın bundan fazla etkilenmemesi için harekete geçti.

Opel'i almak isteyen şirketlere milyarlarca dolarlık hazine garantisi verileceği, karşılığında da fazla işçi çıkarmama garantisi isteneceği açıklandı.

Ancak teklif veren üç şirketle dün gece boyunca yürütülen müzakereler tıkandı.

Tıkanmaya, Opel'in kısa vadede 300 milyon euro kaynağa ihtiyaç duyacağının açıklanmasının neden olduğu belirtiliyor.

Alman hükümeti bunun üzerine, General Motors ve Amerikan Hazine Bakanlığı'ndan daha fazla bilgi almak için müzakerelere ara verdi.

Amerikalı yatırımcı Ripplewood Holdings'in çekilmesiyle, geriye İtalyan Fiat ve Kanadalı Magna şirketleri kaldı.

Alman hükümetinin Amerika'dan beklediği haberin yarın gelebileceği belirtiliyor. Ancak uzmanlar her dakikanın değerli olduğunu, zira hükümetin zamana karşı yarıştığını belirtiyor.

Zira GM Europe'un satışı, iflastan kurtulması için son dakika çözümleri aranan General Motors'un yeniden yapılanması için hayati önemde.

Amerikan hükümetinin bu kapsamda General Motors'a verdiği süre Pazartesi günü doluyor.

Şirket yeniden yapılanmasını bu tarihe kadar tamamlayamazsa, iflasını açıklamak zorunda kalacak.

GM'e alacaklıları ile anlaşması için tanınan süre de dün dolmuştu. General Motors'un 27 milyar dolarlık borcunu %10 hisse vererek kapatma teklifi kabul görmedi.

Birçok yatırımcı, bu oranın şirkete verdikleri borcu karşılamayacağını bildirdi.

Vauxhall da beklemede

Opel, İngiltere'deki Vauxhall'un da sahibi. Opel'in tüm modelleri İngiltere'de Vauxhall markasıyla satılıyor.

Dolayısıyla İngiltere'deki 5.500 Vauxhall çalışanı da işlerinin geleceğinden kaygılı.

Almanya'nın kabul ettiği teklifin, İngiliz işçiler için garanti içermesi beklenmiyor.

BBC Turkish, 28/05/2009

Opel müzakerelerinde 'uzlaşma

Otomobil parçaları üreten Magna İnternational adlı şirketle, Opel ve Vauxhall'un sahibi olan, General Motors'un Avrupa kanadını kurtarmak için prensip anlaşmasına varıldığı açıklandı.

General Motors'la varılan anlaşmayı Alman hükümetinin de onaylaması gerekiyor.

Çünkü hükümet şirketin yeni sahibine fon sağlayacak.

Diğer potansiyel alıcı Fiat, Alman hükümetiyle bugünkü görüşmelere katılmayacağını açıklamıştı.

General Motors Amerika'nın ise pazartesi günü iflasını açıklaması bekleniyor.

Şu dakikalarda Almanya Başbakanı Angela Merkel, ilgiil bakanlar ve General Motors fabrikalarının bulunduğu eyalet yetkilileri bir araya geldi. Toplantıda anlaşmanın onaylanıp onaylanmaması ele alınıyor.

Magna ve GM'in toplantıya bu aşamada çağrılması bekleniyor. Ancak daha sonra davet edilebilecekleri belirtiliyor.

Alman medyasında, GM Avrupa'nın batmasına izin vermenin Alman hükümetine daha ucuza mal olacağı yönünde haberler çıkmıştı.

Alman hükümeti de, GM Avrupa'nın 415 milyon dolar daha kısa vadeli fona ihtiyacı olduğunu son dakikada açıklayan ABD hazinesi ve General Motors'u eleştirmişti.

Alman hükümeti, şu ana dek 1,4 milyar euro kredi garantisi vermiş durumda.

Almanya'yı sürece dahil olmaya iten ise, GM Europe'un Almanya'daki 50 bin işçisini korumak.

Alman hükümeti bu çerçevede yürüttüğü müzakereleri aslında Çarşamba günü sona erdirmeyi umuyordu.

Ancak Detroit'teki GM merkezinden gelen yeni talepler nedeniyle, Alman hükümeti Amerikan makamları ile görüşmek için süreyi uzattı.

General Motors da diken üstünde

GM'in yeniden yapılanmasının en önemli parçası ise, borçların ödenmesi. Şirket bu hafta alacaklılarına, 27 milyar dolarlık borcunu %10 hisse vererek kapatma teklifi götürdü.

Ancak birçok yatırımcı, bu oranın şirkete verdikleri borcu karşılamayacağını bildirdi.

Şimdiyse GM borca karşılık vereceği hisse oranını yüzde 25'e çıkardı.

29/05/2009

Kürt petrolü yeniden

 

Financial Times'da bugün Irak Kürdistan Özerk Yönetiminin petrol gelirlerine ilişkin bir analiz yer alıyor.

Carola Hoyos ve Roula Khalaf imzalı yorumun başlığı: "Irak'taki gelir paylaşımı anlaşmazlığına rağmen Kürtlerin ihracatı yeniden başladı." Özetle aktaralım:

"İki yıldır Kürdistan'daki yabancı petrol şirketlerinin elleri kolları bağlıydı. Petrollerini ihraç edemiyorlardı. Bu durum bu haftasonu değişiyor. Kürt petrolünün şimdi Kürdistan ve Türkiye üzerinden geniş pazarlara ulaşması bekleniyor."

"Başlangıçta pompalanacak olan miktar günde 10 bin varil. Ancak Kürt yönetimi ve Bağdat arasında bu konuda buzlar çözülmüş değil."

"Eğer herşey planlandığı gibi giderse İsviçreli ve Norveçli bir şirketin sahalarından çıkan petrol Haziran başında piyasaya ulaşacak ve gelirler de Bağdat'taki maliye bakanlığınca kontrol edilecek."

"Uzmanlar Kürdistan'tan yapılan ihracatın kısa sürede günde 100 bin ve zaman içinde de 1 milyon varile ulaşabileceğini söylüyor."

"Ancak Bağdat yönetiminin Kürdistan petrolünden kazanacağı günlük yaklaşık 5 milyon dolarla ne yapacağı ve yabancı şirketlerin payını kimin ödeyeceği hala belirsizliğini koruyor."

BBC Turkish-Analiz, 28/05/2009

General Motors iflasın eşiğinde

 

Şirketin dünya çapında 250 bin çalışanı var.

Amerikan otomotiv devi GM'e alacaklıları ile anlaşması için tanınan süre doldu.

Görüşmelerde uzlaşma sağlayamadığını açıklayan şirketin iflası gündeme geldi.

General Motors'un 27 milyar dolarlık borcunu %10 hisse vererek kapatma teklifi kabul görmedi.

Birçok yatırımcı, bu oranın şirkete verdikleri borcu karşılamayacağını bildirdi.

%10 hissenin toplam şu anda 88 milyon dolar değerinde olduğu bildiriliyor.

Şimdi GM Yönetim Kurulu toplanarak önündeki seçenekleri görüşecek.

Amerikan hükümeti şimdiye kadar General Motors'a 17 milyar dolar yardımda bulundu.

Şirket bir kez daha yardım istediğinde ise, yeniden yapılanma şartı getirdi.

Yatırımcılarla anlaşma da bu yeniden yapılanma planının hayati bir parçasıydı.

Ancak küçük bir ihtimal de olsa, Başkan Barack Obama'nın son dakikada araya girerek hisse senedi sahiplerine General Motors'da daha büyük bir hisse vaat edebileceği belirtiliyor.

General Motors ile yatırımcılar arasındaki müzakereleri de Obama'nın oluşturduğu otomotiv endüstrisi çalışma grubu yürütüyordu.

Opel kararı ertelendi

General Motors'un Avrupa birimini satın almak için teklif veren dört şirketten hangisini desteklediğini açıklaması beklenen Alman hükümeti ise kararını erteledi.

Sözkonusu şirketler İtalyan Fiat, Kanadalı yedek parça üreticisi Magna, Belçika'dan RHJ International ve son anda teklif sunan Çin'den BAIC.

İhalede son sözü General Motors söyleyecek, ancak Alman hükümetinin desteği hayati önemde.

Zira Alman hükümeti seçeceği şirkete yaklaşık sekiz milyar dolar kredi garantisi verecek.

Ancak bunun için şirketin mümkün olduğunca az kişiyi işten çıkarma sözü vermesi gerekiyor.

Opel İngiltere'deki Vauxhall'un da sahibi. Opel'in tüm modelleri İngiltere'de Vauxhall markasıyla satılıyor.

Dolayısıyla İngiltere'deki Vauxhall çalışanları da işlerinin geleceğinden kaygılı.

Almanya'nın kabul ettiği teklifin, İngiliz işçiler için garanti içermesi beklenmiyor.

Petrolün varil başına fiyatı geçen yıl 32 dolara kadar inmişti. - '2009'da petrole talep artıyor.

 

BM'ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), bu yıl petrole talebin beklenenden daha fazla olacağını söylüyor.

UAEK'nın aylık raporuna göre petrol tüketimi, %2,9 azalarak günde 83,3 milyon varile inecek.

Örgütün bundan önceki tahminlerinde bu rakam %3 olarak veriliyordu.

UAEK bu ayki raporuyla 10 aydır ilk defa beklentilerini yükseltmiş oluyor.

Bu da küresel krizde en kötü dönemin atlatıldığına dair bir işaret olarak yorumlanabilir.

UAEK de "Bu değişikliğin küresel ekonomide iyileşmenin başlangıcı olarak yorumlanması gerekmiyor, yalnızca resesyonun dibe vurduğunun bir işareti olabilir." dedi.

Petrol fiyatları şu anda son sekiz ayın en yüksek seviyesinde, varil başına 72 dolar civarında seyrediyor.

Geçen Aralık'ta varil başına 32 dolar ile en düşük seviyesine inen fiyatlar, bu yıl %100'den fazla arttı.

Geçen Temmuz'da ise varil başına fiyatlar 147 dolar dolayında seyrediyordu.

ABD Enerji Bakanlığı'na bağlı Enerji Enformasyon Dairesi bu hafta yayımladığı tahminlerde petrolün fiyatının 2009'un ikinci yarısında varil başına 67 dolar olacağı öngörüsünde bulundu.

Bu tahmin bir ay önce 55 dolardı.

BBC Turkish-11/06/2009

Petrolün varil fiyatı 60 doları aştı.

 

Yükselişte Amerikan ekonomisinde iyileşme sinyallerinin etkili olduğu düşünülüyor.

Dün Amerikan şirketlerinin hisse senetleri dünya piyasalarında yükselmişti.

Artışta Nijerya'daki petrol kaynaklarının güvenliğine yönelik kaygıların da payı olduğu tahmin ediliyor.

Dün de Nijerya'daki petrol yataklarına saldırı olacağı endişesiyle petrol fiyatları yükselmişti.

Amerikan ham petrolünün varili 1,02 dolar yükselişle 60,05 dolara çıktı.

Petrolün varil fiyatı Ocak ayında 32 dolar civarındaydı. Geçen Temmuz'da ise 147 dolar civarındaki rekor seviyelere ulaşılmıştı.

19/05/2009

"IMF anlaşmasında Türkiye koşulları dikkate alınmalı"

 

Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kemal Derviş, olası bir IMF anlaşmasının, Türkiye'nin koşulları düşünülerek yapılması gerektiğini söyledi.

Forum İstanbul'un "Küresel Mali ve Ekonomik Kriz" konulu oturumuna katılan Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kemal Derviş, ekonomik krizden cari açığı yüksek ülkelerin daha fazla etkilendiğini vurgulayarak, Türkiye'nin de 2004'ten sonra yüksek cari işlem açığı ile yoluna devam ettiğine işaret etti. Derviş, bugünkü aşırı daralma ve büyüme hızının düşmesini ise yüksek cari açığa bağladı.

"ABD'de bu kadar büyük cari açık olmasaydı, bu kadar likidite ABD'ye akmasaydı, o zaman ABD'deki finansal kriz de bu ölçüde olmayacaktı" diyen Derviş, bu yıl dünya ticaretinin yüzde 11 oranında küçülmesinin beklendiğini, en zor durumda kalan ülkelerin de en fazla ihracat yapan ve ihracata dayalı strateji izleyen ülkeler olduğuna dikkat çekti. Derviş krizden çıkışta yine dünya ticaretinin etkili olabileceğini kaydetti.

Krizin coğrafyasında ayrışma var

Ekonomik krizden dünyadaki tüm ülkelerin etkilendiğini, bu açıdan bir ayrışma olmadığını vurgulayan Derviş, "Öbür taraftan krizin coğrafyasına baktığımız zaman bir ayrışma var. Japonya yüzde 6 küçülürken, Çin yüzde 7 büyüyor. Güney Amerika küçülme yüzde 1.5 civarında olurken, Doğu Asya her şeye rağmen yüzde 3-4 arasında büyümeyi gerçekleştirecek. Bu ayrışma kavramında dikkatli olmak lazım. Herkesin etkilendiği doğru ama dünya büyümesinin yapısında da çok ciddi ve sürekli olacağını sandığım ayrışmalar var" diye konuştu.

İstikrar garanti edilirse mali politikalar genişletilebilir

Derviş, kısa vadede maliye politikalarında bir genişleme gerektiğini, ancak uzun vadede bunu yeniden istikrara getirecek önlemlerin de şimdiden ortaya konulması zorunluluğu bulunduğunu belirtti. Türkiye'de iç tasarrufların yetersiz olduğuna dikkat çeken Derviş, "Yüzde 25-30 tasarrufla sürdürülebilir ve istikrarlı yüzde 7-8 büyüme yakalanır" dedi.

Hindistan örneği veren Derviş, bu ülkenin yüzde 20 tasarruf oranıyla başladığını, bugün tasarruf seviyesini yüzde 35'e çıkardığını, yüzde 8 büyüme oranı yakaladığını hatırlattı.

Toplantı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kemal Derviş, Türkiye'nin olası IMF anlaşması ile ilgili sorulara yanıt verdi. IMF'de finansman açısından çok kaynak bulunduğuna dikkat çeken Derviş, Türkiye'nin de bu kaynağı kullanmak istediğini belirtti. Derviş, "Bugünkü şartlarda daha uygun kaynak bulmak zor. Hatta şu anda IMF'de ciddi bir kaynak var" dedi.

"Türkiye, IMF ile anlaşma yapmalı mı?" sorusuna ise Derviş, "Türkiye'nin koşulları düşünülerek yapılmalı" cevabını verdi.

Cumhuriyet, 28 Mayıs 2009

Merkez Bankası'ndan uyarı

 

Merkez Bankası, krizin etkilerinin kolay geçmeyeceği, bu nedenle kişilerin kredi kartı borçlarına, şirketlerin döviz borçlarına dikkat etmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Banka, hükümete de mali disiplini koruma mesajı gönderdi.

Ankara- Merkez Bankası, yılda iki kez yayınlanan Finansal İstikrar Raporu'nun 2009 ilk sayısını açıkladı. Raporda, özetle şu değerlendirmelerde bulunuldu:

-Geçmiş tecrübelerimiz ışığında güçlendirilmiş finansal sistemimiz 2007 yılının ikinci yarısından bu yana sürmekte olan küresel krizin ülkemiz finansal piyasalarına yansımalarının sınırlı kalmasını sağlamıştır. Ancak, bu dönemde daralan küresel ticaret hacmi ve kredi kanallarındaki aksaklıklar ülkemizde de ekonomik aktiviteyi olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Bozulan büyüme performansı ve artan işsizliğe karşı dengeleyici para ve maliye politikalarının uyum içinde uygulanması sonucunda, son aylarda ekonomik göstergelerde kısmi de olsa iyileşmeler gözlenmeye başlanmıştır.

Kriz kolay bitmez, mali disipline dikkat

-Birikmiş sorunlar ve dengesizlikler nedeniyle küresel krizin başlaması ve yayılması hızlı olmuşsa da, krizden çıkışın aynı çabuklukta ve dolayısıyla kolay olmayacağı anlaşılmaktadır.

-Cari açığın kısa vadede aşağı yönlü eğilimini sürdürmesi beklenmektedir.

-Küresel toparlanmanın sağlıklı ve kalıcı olabilmesi için krize karşı uygulanan politikalardan çıkış stratejisinin iyi tasarlanması gerektiği uluslararası platformlarda tartışılmaktadır. Bu sorun ülkemiz açısından da geçerli olup, orta ve uzun vadede mali disiplinin sürdürülmesi ve yapısal formlara hız kazandırılması önem arz etmektedir.

Hanehalkını zor dönem bekliyor

-Hanehalkının borç yükünün birçok ülkeye kıyasla düşük olması ve yükümlülüklerinin değişken faizli ve dövize endeksli kısmının sınırlı olması, göreli olarak hanehalkının ekonomik konjonktürdeki olumsuz gelişmelerden daha az etkilenmesini sağlamaktadır. Birçok gelişmekte olan ülkeden farklı olarak ülkemizde hanehalkı borçluluğunun bu olumlu yapısı, krizin ülkemiz üzerindeki olumsuz etkilerini de sınırlandırmıştır. Öte yandan, ekonomik aktivitedeki yavaşlama ve artan işsizlik oranına bağlı olarak, önümüzdeki dönemde hanehalkının yükümlülüklerini geri ödemede zorluklar yaşaması olasıdır.

Kredi kartı borçları kırılganlık yaratıyor

-Kredi kartı bakiyelerinin faize tabi kısmı artmaktadır. Kredi kartı faizlerinin tüketici kredilerine göre daha yüksek olduğu göz önüne alındığında, bu durum hanehalkının kırılganlığını arttırmaktadır. Çeşitlenen ve karmaşıklaşan finansal hizmet ve ürünlerin amacına uygun kullanılması ve bireylerin yatırım ve tasarruf kararlarını bilgi sahibi olarak vermelerini sağlamanın önemi giderek artmaktadır. Bu çerçevede, finansal farkındalık oluşturulmasını teminen finansal eğitim konusuna özel önem ve öncelik verilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Kur riski uyarımızı dikkate alın

-Firmaların satış gelirleri artarken karlılıkları düşmüştür. Bu durum kambiyo zararlarından kaynaklanmaktadır. Bu gelişme, Bankamızca çeşitli defalar ifade edildiği gibi, uygulanan dalgalı kur rejiminde döviz kurunda oluşabilecek yukarı yönlü hareketlerin, döviz geliri olmadığı halde yabancı para cinsinden borçlanan firmaların taşıdığı kur riskinin mali bünyelerini bozacağının somut bir göstergesidir.

Krizin KOBİ'ler üzerindeki etkisi daha fazla

-2008 yılı son çeyreğinden itibaren azalma gösteren krediler portföyünde sınırlı da olsa bir toparlanma görülmektedir. Firmalar içinde KOBİ'lerin tahsili gecikmiş alacaklarının (TGA) artışının diğerlerine göre daha hızlı olması, krizin KOBİ'ler üzerindeki etkilerinin daha derin olduğuna işaret etmektedir. Firmaların borç ödeme kapasitesindeki düşüş ve işsizlik oranındaki yükselişin önümüzdeki dönemde de TGA'larda artışa neden olabileceği, ancak, sektörün mali bünyesinin bu artışları karşılayacak seviyede olduğu görülmektedir.

-Ekonomik aktivitenin finansmanının sağlanmasında hayati öneme sahip olan bankacılık sektörünün, artan karlılık sayesinde özkaynak yapısının güçlenmesinin, aracılık fonksiyonunu etkin bir şekilde yerine getirmesine katkı sağlayacaktır.

-Yapılan senaryo analizleri, bankacılık sektörünün sermaye yapısının çeşitli şoklar sonucunda oluşabilecek zararları karşılayabilecek düzeyde olduğunu göstermektedir.

Cumhuriyet, 28/05/2009

AYDIN DOĞAN'A DEV DARBE

 

600 MİLYON DOLARLIK CEZADAN SONRA 1 MİLYAR DOLARLIK MATRAH FARKINDAN GELECEK DARBE KONUŞULUYOR

Aydın Doğan'a Dev Darbe/ ÖZEL

Aydın Doğan'a 600 milyon dolarlık EPDK darbesini biliyorsunuz. Peki, 1 milyar dolarlık matrah farkından gelecek darbeyi? Fatih Altaylı'nın yazamadığını AKTİFHABER yazıyor...

İşte yolsuzluk uzmanı Aktifhaber yazarı Kaşif Doğru'nun olay yazısı:

Aydın Doğan'a İkinci Büyük Darbe!

Bu köşede 23.02.2006 tarihinde yayımlanan “POAŞ’ın Lisanssız Bayilere Akaryakıt Sevkiyatı ve EPDK’nın Kıyak Gayreti” başlıklı yazımız ile ilk kez gündeme getirdiğimiz kaçak akaryakıt sevkiyatı üzerine, EPDK başta Petrol Ofisi olmak üzere bir çok akaryakıt dağıtım şirketine beklentimizin altında kalan cezaları kesmiş, buna rağmen şirketlerin bir çoğu yargı sürecine başvurmuştu.

Bu cezalar üzerine, başta Doğan Medya Grubu gazeteleri olmak üzere hükümeti zor durumda bırakmak için yıllar önce yaşanmış ve halen devam eden YİMPAŞ dosyasını günlerce gündeme taşıdılar.

Bu süreçte ilginç olan ve bir çok kişinin gözünden kaçan bir detay Sabah Gazetesi yazarı Fatih ALTAYLI’nın 5 Kasım 2006 tarihinde yayımlanan “Kesilene mi, kesilmesi muhtemel olana mı (!)” başlıklı yazısında yer aldı. Yazıda Altaylı özetle; “Yimpaş olayının bugünün mevzusu olmamasına rağmen neden Doğan Medya Grubu Gazeteleri tarafından bu kadar gündeme taşındığı sorusuna cevap aranıyor. Olayın EPDK tarafından POAŞ’a kesilen ceza ile ilgisi olmadığı, ancak aylar öncesi bir vergi denetçisi tarafından “İş Doğan ile Petrol Ofisi birleşmesi” ile ilgili vergi kaybı nedeni ile bir tutanak düzenlendiği ve bu raporun hazır hale geldiğinden bunu engellemeye yönelik olabileceği” bu nedenle bu haberlerin gazetelerde yer aldığı.

Aslında Fatih ALTAYLI her ne kadar “akıl yürütüyorum” diyor ise de, elinde bir bilgi olmadan böyle bir yazı kaleme alma ihtimali zor.

Biz Sn. ALTAYLI’nın merakını bize ulaşan bir bilgi ile gidermeye çalışalım.

Olayın aslı kısaca şöyle: “Doğan Grubu POAŞ’ı satın alırken ödemek zorunda olduğu bedeli kredi kullanmak suretiyle temin ediyor. Bu kredi için ödenmesi gereken bedeli hiç ilgisi olmayacak şekilde Holding’in gideri imiş gibi gösteriyor ve bunu da yurtdışından borçlanmış gibi göstererek vergi kaybına neden oluyor. Konu ile ilgili olarak Gelirler Kontrolörü tarafından rapor yazıldığı, düzenlenen rapor neticesinde 1 Milyar YTL civarında matrah farkının ortaya çıktığı, bu matrah farkı sonucunda Doğan Holding’in 300 Milyon YTL vergi ve ceza ödemek zorunda kalacağı, ancak Doğan Grubunun baskılarıyla bu raporun işleme konulmasını engellemeye çalıştığı ve şu ana kadar da bunda başarılı olduğu görülüyor.”

Sn. ALTAYLI’nın söylemeye çalıştığı, ancak herhalde eski patronu olması nedeni ile yazamadığı olay böyle.

Şimdi Gelir İdaresi’nin ve Maliye Bakanı’nın bu baskıya ne kadar boyun eğeceği ve hazırlanmış olan raporun Gelirler Kontrolörü tarafından işleme konmaması için daha ne kadar baskı yapacağı merak konusu.

Presstürk-20/11/2006

Son Güncelleme:09/08/11