Japonya'da giderek düşen, Hindistan'da
şahlanan ekonomi
Asya'nın iki ekonomik devinden birbirine taban tabana zıt ekonomik
veriler geldi. Hindistan'dan gelen son rakamlar güçlü bir ekonomik
büyümeye işaret ederken, Japonya borsasında keskin bir düşüş yaşandı.
Haziran
ayına kadar geçen son üç ay içerisinde Hindistan'ın bir yıl öncesine
kıyasla yüzde 9 oranında büyüdüğü görülüyor.
Buna
karşılık Japonya'da ise aynı veriler sadece yüzde 0,4'lük bir büyüme ile
sınırlı kaldı.
Hindistan'da
yeni bir tüketici sınıf doğdu
Hindistan'da güçlü ekonomik göstergelerin ardındaki önemli faktörlerden
biri yurtiçi pazardaki canlanma. Hindistan, giderek daha belirgin
biçimde bir tüketim toplumuna dönüşüyor.
Japonya'da ise ekonominin ters istikamete girdiği gözleniyor. Bu, diğer
gelişmiş ülke ekonomilerinde de gözlenen bir durum.
Yavaş bir
büyümenin gözlendiği sanayileşmiş ülkelerde ekonominin tekrar resesyona
gireceği korkusu hakim. Tüketiciler, tereddütlü davranıyor.
Hindistan
gibi gelişmekte olan ülkelerde ise, yerel firmaların ürettiği mal ve
hizmetlere para harcayan ve bu şekilde ekonomiyi canlı tutan yeni bir
tüketici grubu ortaya çıkmış bulunuyor.
Fakat
gelişmiş ülkelerin tekrar resesyona girmesi durumunda bundan gelişmekte
olan ülkeler de etkilenecek.
Zira
Hindistan gibi hızla büyüyen ülkelerin ekonomisinde, zengin ülkelere
ihracatın önemli bir payı var.
Hindistan'ın ekonomisi, henüz Çin kadar ihracat odaklı değil, fakat
sonuç itibariyle Hindistan'ın ihraç ettiği ürünlerin yarıdan fazlasının
alıcısı, zengin sanayileşmiş ülkelerde.
Buna
karşın küresel ekonomide artık değişen bir unsur var: Gelişmekte olan
ülkelerde ortaya çıkan tüketici sınıf, bu ülkelerin kendi aralarında
yaptığı ticareti ve ekonomik faaliyeti kayda değer biçimde artırdı.
Bu durum,
Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelere, ABD'nin, Avrupa'nın ya da
Japonya'nın ekonomilerini etkisi altına alan fırtınalardan bir dereceye
kadar korunma sağlıyor.
31/08/2010
Güçlü yen krizi'ne Japon Merkez Bankası
müdahale etti
Yenin
değerindeki yükselmeye karşı harekete geçmesi için baskı altında olan
Japon Merkez Bankası olağanüstü toplanarak alınacak bir dizi önlemi
açıkladı.
Güçlü yen Japonya'nın ihraç ürünlerini daha pahalı
hale getiriyor
Merkez
bankası, Japon iş çevrelerine daha fazla kredi sağlanabilmesi için, özel
bankalara daha büyük miktarda fon aktarılmasını kararlaştırdı.
Japon
para birimi yen, Ağustos ayı içinde Amerikan doları karşısında son 15
yılın en yüksek değerine ulaştı.
Yenin
dolar karşısında değerlenmesi, Japonya'nın ihraç ürünlerini daha pahalı
hale getiriyor.
Japonya
başbakanı Naota Kan bu konuda önlemler alma sözü vermişti. Birçok Japon
şirketi, yenin bu derece yüksek kalması durumunda, üretimi ülke dışına
kaydıracağını söylüyor.
Ekonomi
uzmanları, değerlenen yenin Japonya'nın hassas durumdaki ekonomik
iyileşmesini baltalamasından kaygı duyuyor.
BBC'nin Tokyo muhabiri Roland Buerk, Japon Merkez Bankası
Başkanı Masaaki Shirakawa'nın yen krizine bir çözüm bulmak amacıyla
Amerika Birleşik Devletleri gezisinden bir gün erken dödüğünü
kaydediyor.
Japonya'nın tam bir deflasyon batağı içinde oluğuna işaret edilerek,
alınan son önlemlerin etkili olup olmayacağı konusunda kuşkular
bulunduğu belirtilmekte.
30/08/2010
G-20 Krizden çıkış arayışlarında da
krizden çıkamadı
G-20
ülkeleri liderleri küresel ekonomik büyümenin sağlanması için yaşama
geçirilecek stratejileri ele almak üzere Toronto'daki zirvede
görüşmelerine devam ediyor.
Geithner,
ABD ile Avrupa arasındaki yaklaşım farklılıklarının çok
önemli olmadığını söyledi
Ancak
taraflar arasında istikrarın nasıl sağlanacağı konusunda görüş
ayrılıkları var.
Bazı
Avrupa ülkeleri kamu borçlarını azaltmak için harcamalarda kesintiye
gidilmesinde ısrar ederken, ABD Hazine Bakanı Timothy Geitner, kendi
ekonomilerini canlandırmak için yeterli çaba göstermedikleri
gerekçesiyle Avrupa ve Japonya'yı eleştirdi.
Liderlerin gündeminde ayrıca bankacılık sistemine ilişkin katı
önlemlerin ele alınması da var.
Toronto'da konuşan Geitner, küresel ekonominin krizden hala çıkmakta
olduğunu belirterek, '' Ama krizin hasarı hala duruyor'' dedi.
Zirvenin
tamamen büyüme üzerine odaklanması gerektiğini vurgulayan Geitnet,
''Ekonominin çöküşünün önlenmesinin üzerinden sadece bir yıl geçmiş
olduğunu akılda tutmamız gerek'' dedi.
Avrupa ve
Japonya'nın diğer ülkelerin kendilerine mal ve hizmet ihraç edebilmeleri
için iç talebi arttıracak önlemler alması gerekiyor.
Ancak
Yunanistan'ın borç krizinin euro üzerindeki hasarından kaygı duyan
Avrupa ekonomileri bütçe açıklarını azaltmak için kamu harcamalarında
kesintiye yöneldi.
Brezilya
da büyük ekonomilere ABD'yle benzer eleştirileri yöneltti.
Hazine
Bakanı Guido Mantega, gelişmiş ekonomilerdeki kesintilerin kötü olduğunu
belirterek, ''Zira büyümeyi teşvik etmek yerine mali ayarlamalar üzerine
odaklanıyorlar. Eğer ihraç eden ülkelerse bunlar o zaman reform
uygulamalarının bedeliniz bizler ödüyoruz'' dedi.
27/06/2010
G20 Zirvesi'ne protesto
Polis
otoları ateşe verildi, dükkânların vitrinleri kırıldı, en az 130 kişi
gözaltına alındı… Kanada’nın Toronto kentinde düzenlenen G20 Zirvesi
hararetli protestoların gölgesinde geçiyor.
Kanada yönetiminin zirvenin güvenliği için harcadığı
milyarlarca dolar da eylemcileri durduramadı.
Toronto Emniyet Müdürü Bil Blair eylemleri, “Şimdiye
kadar sokaklarımızda hiç bu denli şiddete ve
taşkınlığa şahit olmamıştık” sözleriyle
değerlendirdi. Cumartesi günü maskeli eylemciler
polis otolarını ateşe vermiş, dükkânların camlarını
kırmış ve sokaklarda ateşler yakarak, zirveyi
protesto etti. Polis protestoculara göz yaşartıcı
gaz ve coplarla müdahale etti. Eylemciler de
güvenlik güçlerine taş ve şişeler fırlatarak
karşılık verdi.
Eylemciler G-20 zirvesinin başlamasına saatler kala protestolarını
artırdı. Bugün eylemcilerle polis arasında çıkan arbedede de en az 3
kişi yaralandı.
Aralarında küreselleşme karşıtları, çevreciler, sendika ve kadın hakları
savunucularının da bulunduğu kalabalık bir eylemci grubu G20 Zirvesi
başlamadan önce Toronto Parlamento Binasına yürüdü. Yürüyüşe
ülkelerindeki çeşitli insan hakları ihlalleri ve adaletsizliği protesto
eden mülteciler de katıldı.
Eylemcilerin sayısı beklenenden azdı
Protesto
yürüyüşünden ayrılan yüzlerce eylemci daha sonra G20 Zirvesi'nin
yapıldığı güvenlik bölgesine yöneldi. Eylemciler tel örgülerle çevrili
güvenlik bölgesine yürüyüşleri sırasında özellikle uluslararası
markalara ait dükkânlara saldırdı. Eylemcilerin “kapitalizme geçit yok”
sloganları attığı gözlendi.
Zirve
öncesi protesto çağrısı yapan örgütler, eylemlere en az 10 bin kişinin
katılacağı tahmininde bulunuyordu. Ancak yoğun yağışın da etkisiyle
eylemlere 5 bin civarında kişi katıldı. G8 ve G20 Zirveleri'nde
güvenliği 19 bin polis sağlıyor.
Yüksek
güvenlik harcamaları
G20
Zirvesi cumartesi akşamı Toronto'da başladı. Yirmiler Grubu
toplantılarının ana gündemini mali piyasaları düzenlemeye ve ekonomik
büyümeye yönelik adımlar oluşturuyor. G20 Zirvesi öncesinde ABD, Kanada,
Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya ve Rusya'dan oluşan gelişmiş
sekizler grubunun (G8) liderleri bir araya geldi. Kanada G8 ve G20
Zirveleri'nin güvenliği için şimdiye kadarki en yüksek bütçeyi ayırarak,
yaklaşık 1 milyar dolar harcadı.
27/06/2010
Çin, kur politikasının daha esnek hale
getirecek
Çin
Merkez Bankası, daha esnek bir kur politikasına geçileceğini duyurdu.
Merkez Bankası’nın bu hamlesi piyasalarda olumlu bir etki yaratırken,
Yuan’ın değeri son beş yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
2008
yılının temmuz ayından bu yana sabit kur politikası izleyen Çin, ulusal
para birimi Yuan’ın değerini 6,8 dolar olarak belirlemişti. Çin’in
hedefi ihracatta rekabet üstünlüğü yaratarak, ülkedeki istihdamın
korunmasıydı. Ancak, Çin’in bu politikasını eleştiren batılı ülkelerin,
Yuan’ın değerinin yükseltilmesi yönündeki baskısı sonuç verdi.
Çin Merkez Bankası, kur politikasının daha esnek
hale getirileceğini duyurdu. Banka, bu açıklamayı
yaparken kur politikasında büyük değişiklikler
beklenmemesi gerektiğinin de altını çizdi. Bununla
birlikte Çin Hükümet Sözcüsü Qin Gang, yaklaşmakta
olan G-20 zirvesine atıfta bulunarak, uyguladıkları
kur politikasının kendilerine karşı baskı unsuru
olarak kullanılamayacağını söyledi. Qin, “Biz G-20
zirvesinde Yuan kuru hakkında konuşulmasını uygun
bulmuyoruz. Kur politikamızda reformlar yapmayı
sürdüreceğiz, ancak sadece bağımsız ve kontrollü
adımlarla. Biz, bu konunun siyasallaştırılmasına
karşıyız. Bu konuda bize baskı yapmak isteyen
herkese direneceğiz" dedi.
Çin'in döviz kuru politikasına eleştiri
Çin'in gözünde batılı ülkeler, özellikle de Amerika
Birleşik Devletleri Yuan'ın gerçek değerine
yaklaştırılması için baskı yapıyor. Amerikalı
politikacılar, devasa boyutlardaki dış ticaret
açığından ve istihdam kaybından, ülkeye akan ucuz
Çin mallarını sorumlu tutuyor. Onlara göre Çin
mallarının bu denli ucuz olmasının nedeni, Çin
hükümetinin Yuan’ın değerini kasıtlı olarak düşük
tutması.
Öte yandan, bu görüşün güçlü bir dayanağı olmadığını
düşünenler de var. Amerikalı Çin uzmanı David Zweig
sorunun esas kaynağının istatistikler olduğu
kanısında. Zweig, “Mali kriz yıllarında Çin,
Amerikan ihracatının en fazla artış gösterdiği tek
bölgeydi. Şirketler büyüme kaydeden bölge arayışına
geçtiğinde, Çin’i tercih ediyor. Ürünler orada son
haline getirildikten sonra deniz yoluyla
Amerika’daki müşteriye gönderiliyor. Çin'in
ihracatının yüzde 60-70 kadarı bu şekilde yapılıyor.
Bu nedenle, biz bunun istatistiklerden kaynaklanan
bir sorun olduğunu düşünüyoruz" şeklinde konuştu.
Değişim talebi
Çin, ulusal
para birimi Yuan
Şanghaylı gazeteci Ye Tan ise Yuan’ı Dolar'ın
değerine endeksleyen uygulamaya son verilmesinin
artık bir zorunluluk haline geldiği görüşünde.
Gazeteciye göre bu, hem mali krizi nedeniyle alınan
acil önlemlerin son bulduğunun hem de normale
dönüşün işareti olarak yorumlanabilir.
2005 ila 2008 yılları arasında Yuan’ın değeri dolar
karşısında yüzde 21 dolayında yükseldi. O dönemde
Yuan, Euro ile Japon Yen’inden oluşan döviz sepetine
endeksliydi. Yuan’ın Euro karşısındaki değeri ise
sadece bu yıl içinde yüzde 15 dolayında arttı.
Gazeteci Ye Tan, bunun sorunlu bir gelişme olduğunu
şu sözlerle açıklıyor: “İmalat sanayine bu kadar
bağımlı bir ülkede, şirket yöneticilerinin tek bir
isteği var: Döviz kuru istikrarı. Aksi takdirde,
spekülatör gibi hareket etmeye mecburlar. Yuan’ın
değerinin artması şirketlerin işini zorlaştırıyor.
İhracattan uzaklaşıp, yerli piyasa için üretim
yapmaya çalışıyorlar.”
Uzmanlar ise Yuan’ın hızlı ve yüksek oranda değer
kazanacağına ihtimal vermiyorlar. Washington’daki
Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'ne göre,
Yuan’ın resmi değeri ile gerçek değeri arasındaki
fark geçen yıl olduğu gibi yüzde 40 değil. Farkın
yüzde 24'e düştüğü belirtiliyor.
21/06/2010
AB Finans Piyasalarının Reyting Şirketlerini denetlemeye çalışıyor
AB
Komisyonu, reyting kuruluşlarının denetim altına alınmasıyla ilgili
planlarını açıkladı. Özel reyting şirketleri yeni kurulacak olan Avrupa
Tahvil ve Piyasalar Denetleme Kurulu (ESMA) tarafından denetlenecek.
AB, önümüzdeki yıldan itibaren finans piyasalarını daha sıkı denetleyecek
Finans
piyasasını kontrol edecek olan ve baş harflerinin kısaltması "ESMA" olan
Avrupa Tahvil ve Piyasalar Denetleme Kurulu özel reyting ajanslarının
değerlendirme metotlarını şeffaflaştırıp, müşterileriyle kendi mali
çıkarlarının örtüşmemesine özen göstermelerini sağlayacak.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Avrupa’nın kendi reyting
ajansını kurması yolundaki girişimi Almanya’da olumlu karşılandı.
Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble yabancı reyting oligopolünün
kırılması gerektiğini söyledi.
Reyting şirketleri ne yapıyor?
Dünya ekonomisinin krize sürüklenmesinden sorumlu tutulan ve ağır çıkar
çatışmasına yol açmakla suçlanan Standard and Poors, Moody’s ve Fitch
adlı reyting şirketleri devletlerin kredibilitesini hesaplıyor ve risk
durumlarına göre kredi notu dağıtıyor.
Ancak kendilerini bağımsız ve yanılmaz sayan bu kuruluşların hiçbiri
Lehman Brothers’in iflas edeceğini kestirememişti. Gayrı menkul krizine
yol açan ikinci ve üçüncü sınıf ipotek senetlerine de reyting ajansları
tarafından sağlam raporu verilmişti.
Piyasa aktörleriyle devletlerin kredi itibarını kontrol edip not
dağıtan kontrolörleri kimin kontrol ettiği sorusunu Baader Bankası’nın
hisse senedi analiz uzmanı Robert Halver, “Maalesef çok ender
denetleniyor. Aslında tamamen ayrı olmaları gerekir. Yüzde yüz egemen ve
bağımsız olmaları beklenir. Ama sanırım bu erişilmesi güç bir hedef”
şeklinde yanıtlıyor.
Hauck und Aufhaeuser bankasının hisse senedi ticaretini yöneten Fidel
Hemler reyting ajanslarının hiç de sanıldığı kadar yeterlilik avantajına
sahip olmadıklarını belirtiyor. Hemler, “Reyting kuruluşlarında oturan
birkaç kişinin piyasayı, özel bankalarda çalışan onlarca analiz
uzmanından daha iyi tanıdıklarını sanmıyorum” diyor.
Devletler yine de güveniyor
Ama yine de devletler ve özel şirketler üç büyük reyting kuruluşunun
tavsiyelerine güveniyor. Çünkü kredi ticaretinde faizler kredi notuna
göre belirleniyor. Ödeme kabiliyetine kötü not verilmesi devlet
bütçelerinde milyarlarca dolarlık oynamaya yol açabiliyor. Kredi
derecelendirme notu pek iyi yerine geçen AAA ile sıfır not anlamına
gelen D arasında değişiyor. Devletler, kredi notu değerlendirmesi için
para ödemiyor. Reyting kuruluşları başka işlerle para kazanıyor ve bunu
da bağımsızlıklarının referansı olarak tanıtıyorlar.
Analiz uzmanı Robert Halver şunları söylüyor: “Reyting kuruluşları
emekli sandıklarına, sigortalara ve bankalara hazırladıkları analiz ve
raporlarla para kazanıyorlar. Yabancı devletlerin hazine bonolarına para
yatırmak isteyen kurumsal yatırımcı reyting şirketlerinin risk
değerlendirmesindeki beceri ve tecrübesine güveniyor. Bankalar da kredi
faizlerine, bağımsız reyting kuruluşlarını kaynak gösteriyor.”
ABD’ye öncelik mi veriliyor?
Avrupa ülkelerinde reyting dünyasındaki üç büyüğün ABD’nin ekonomik
çıkarlarına öncelik verdiği izlenimi hakim. Nitekim, ABD’nin muazzam bir
borç problemi olmasına rağmen kredi notu pek iyinin altına hiç düşmüyor.
Çözümün üç büyüklere denk bir Avrupa kredi derecelendirme kuruluşunda
aranması gerektiğini belirten Robert Halver, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Avrupa Merkez Bankası’na ya da Avrupa Birliği Komisyonu’na bağlanmaması
şartıyla bu yanlış bir adım olmaz. Aksi takdirde Avrupa reyting
kuruluşu, derecelendirmede insaflı olması için baskıya maruz kalabilir.
Bina meydan verilmemelidir.”
02/06/2010
Fransızlar Emeklilik Yaşının
Yükseltilmesine Karşı
On binlerce Fransız, hükümetin,
şu anda 60 olan emeklilik yaşını yükseltme planını
protesto etmek için sokaklara döküldü.
Sendikalar, Paris’te ve diğer kentlerde düzenlenen grevin
uzun sürecek mücadelelerinin ilk adımı olacağını bildirdi.
Emeklilik reformu son olarak Fransa’nın eski Sosyalist
Cumhurbaşkanı Francois Mitterrand döneminde yapılmıştı.
Bununla birlikte greve katılım sendikaların beklediği kadar
olmadı ve toplu taşıma sistemi grevden fazla etkilendi.
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, emeklilik sisteminin
reformdan geçirilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.
Birçok Avrupa ülkesi gibi Fransa da dev bütçe açığını
kontrol altına almaya çalışıyor, ancak diğer ülkeler gibi
sert istikrar paketleri uygulamaktan kaçınıyor.
27/05/2010
Merkel: Euro tarihinin en büyük sınavında
750 milyar euroluk
kurtarma paketi için Federal Meclis’i ikna etmeye çalışan Almanya
Başbakanı Merkel,
Euro’nun geleceği konusunda önemli açıklamalarda bulundu.
Almanya
Başbakanı Angela Merkel, Federal Meclis genel kurulunda yaptığı hükümet
açıklamasında Euro'yu kurtarma tedbirlerini savundu ve Avrupa ortak para
biriminin “en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğunu” söyledi.
Euro ile
Avrupa ortak pazarının, büyüme ve refahın temel direkleri olduğunu
belirten Almanya Başbakanı, Euro'nun tehlikede olduğunu vurgularken,
“Önlenemediği takdirde, bu tehlike Avrupa açısından kestirilmesi
imkansız sonuçlara yol açar” uyarısını yaptı.
Muhalefetten ağır suçlama
Sosyal
Demokrat ana muhalefet partisinin meclis grup başkanı Frank-Walter
Steinmeier ise Almanya başbakanını krize çaresizlik ve atalet içinde
seyirci kalmakla suçladı. Steinmeier hükümet liderinin finans
piyasalarının elinde oyuncak olduğunu da öne sürerek, “Zamanında tepki
gösterilseydi, krizin komşu ülkelere sıçraması önlenebilirdi. Beş
haftadır hiçbir şey yapmadınız. Sadece inkâr ettiniz ve vakit geçirmeye
çalıştınız” dedi.
Muhalefet
partilerinden Yeşiller’in grup başkanı Jürgen Trittin Başbakan Merkel’e,
sürekli olarak Almanya’ya özel rol biçmekten vazgeçmesi ve finans
piyasalarına mali işlem vergisi uygulanmasını isteyen Avrupalı Hrıstiyan
Demokrat dostlarına kulak vermesi için çağrıda bulundu. Trittin“Avrupa
olarak harekete geçin ki, uluslararası alanda da ilerleme
kaydedilebilsin. Hamleler bu sırayla yapılmalı” dedi.
Almanya'nın ağır yükü
Almanya,
Meclis'in onay vermesi durumunda, aşırı borç altındaki Euro bölgesi
ülkeleri için kararlaştırılan kefalet fonunun 148 milyar euroluk
bölümünü üstlenecek. Avrupa Birliği bu amaçla 750 milyar euroluk bir
kurtarma paketi hazırlamıştı.
Euro
ülkelerinden bazılarının aşırı ölçüde borçlanması ve ortak para
biriminin değer kaybetmesinden kâr etmeyi amaçlayan uluslararası
spekülatörler euroyu krize sürüklemişlerdi.
Sol
Parti dayanışma istiyor
Muhalefetteki Sol Parti’nin çiçeği burnunda eş başkanı Gesine Lötzsch,
Almanya Başbakanı’nın ekonomi programını eleştirirken şöyle konuştu:
“Yunanistan’dan sonra Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya ve Almanya’ya da
sıra gelecek. Bu nedenle, iyi Avrupalılar olarak şunu söylüyoruz: Bu
ülkelerle dayanışma göstermek, Almanya’daki ücretli, emekli ve işsiz ile
de dayanışma göstermek olacaktır.”
2009
yılının ekim ayına kadar Merkel kabinesinde dışişleri bakanlığı yapan
Frank-Walter Steinmeier partisinin, euro istikrar fonuna Almanya’nın 148
milyarlık katkıda bulunmasına karşı olduğunu söyledi ve şöyle konuştu:
“Tasavvur
edilemez büyüklükteki rakamlardan söz edildiğinin bilincindeyiz. Ama
kredilendirme yetkisi ve paradan çok daha fazlasının, Avrupa’nın bundan
böyle izleyeceği yolun ve demokrasimizin geleceğinin söz konusu olduğunu
da biliyoruz.”
Alman
parlamentosunda tartışılan euro istikrar fonuyla ilgili tasarının, hafta
sonuna kadar federal ve eyalet temsilcileri meclislerinden geçerek
yasalaşmasına çalışılıyor.
19/05/2010
Euro son dört yılın en düşük seviyesinde
Avrupa ortak para birimi
Euro, Amerikan doları karşısında son dört yılın en düşün seviyesine
geriledi.
Euro son
haftalarda parlak günlerindeki performansından uzak
1.22 dolar
seviyesine yaklaşan para biriminin değer kaybı, Euro bölgesine dahil
olan ülkelerdeki ciddi borç ve bütçe açıklarıyla ilgili kaygılara
bağlanıyor.
Euro'nun
istikrarı konusundaki endişeler, Asya borsalarına da ciddi değer
kayıpları şeklinde yansıdı.
Tokyo'da
Nikkei endeksi yüzde ikiden fazla gerilerken, Hong Kong ve Avustralya'da
düşüşler yüzde 3'ü buldu.
Simsarlardan biri euro bölgesi için açıklanan 1 trilyon doları bulan
kurtarma paketine rağmen, Yunanistan'daki gibi bir ekonomik krizin başka
yerlerde de görüşmesi endişesinin sürdüğünü belirtti.
Sadece
Yunanistan değil, başta İspanya, Portekiz ve İrlanda olmak üzere pek çok
Avrupa ülkesi büyük bütçe açıklarını denetim altına alabilmek için ağır
kesintilere yöneliyor.
Gözlemcilerse, büyük kesintilerin euro bölgesinde ekonomik büyümeye
sekte vurmasından endişeli.
Cuma günü
de gerek Avrupa borsalarında endeksler önemli oranlarda düşüş göstermiş,
İspanya'da borsa endeksi yüzde 6,6, Fransa'da ise yüzde 4,6 düşmüştü.
Euro-Dolar paritesi, son 12 ayda dalgalı bir seyir izledi
Buna
karşılık İngiltere'de FTSE 100, Almanya'da DAX güne yüzde 1'in altında
da olsa ufak değer artışları ile başladı. 17/05/2010
Euro krizi altın talebini artırdı
Euro krizi Almanya’da yastık altındaki altınları yeniden akıllara getirdi.
Altın
kurları hareketlenirken, ziynet eşyalarının para karşılığı rehin bırakıldığı
şirketler yine dolup taşıyor.
“Güvenli
olan tek şey: Altın!”
Almanya'da
ziynet eşyalarının para karşılığı rehin bırakıldığı en büyük şirket olan
Exchange'in kapısının önünde bu afiş göze çarpıyor. Burada ziynet
eşyaları rehin bırakıldığı gibi satılabiliyor da. Şirket, altın satışı
konusunda da uzmanlaşmış. Bankaya gitmek istemeyenler soluğu burada
alıyor. Burada bürokrasi daha az, işler daha hızlı yürüyor. Euro
krizinin ardından altın kurları da hareketlendi.
Exchange
şirketinin Berlin'deki şubesinde altın kurlarından sorumlu Karin Mett,
panodaki kur göstergelerini on kez değiştirdikleri günler olduğunu
belirtiyor ve ekliyor: "Özellikle de son günlerde oldukça kötüydü. Şimdi
ortalık biraz daha duruldu, fiyatlar biraz düştü. Ama yine de her 2-3
saatte bir kontrol edip kuru güncelliyoruz."
Altının riskleri
Mağazanın
içindeki gişe önünde kuyruk var. Euro değer kaybederken altın fiyatları
yükseliyor, mağaza müşterilerle dolup taşıyor. Altın çılgınlığı öyle bir
noktaya geldi ki, bazı finans uzmanları, altın satın almanın risklerine
işaret etmeye başladı. Özellikle de küçük miktarlarda altın satın
alınması durumunda masrafları nedeniyle pahalıya mal olabiliyor. Öte
yandan bir hammadde olarak altın büyük fiyat dalgalanmaları riskini de
beraberinde getiriyor.
Exchange
şubesindeki müşteriler ise bu risklerden etkilenmişe benzemiyor. 24 ayar
altını kimi gramla, kimi külçe, kimi ise sikke şeklinde satın almak
istiyor. "Güven" duygusu, müşterilerin altını seçmesinde başlıca rolü
oynuyor.
Altın Grafik_2009-2010 Altın fiyatları son bir
yıl içinde sürekli yükseliş halinde
Enflasyon korkusu altın alımlarını tetikledi
Exchange
şirketi şube müdür yardımcısı Sabine Schulz, altına hücumda mevcut
ekonomik belirsizliğin ve enflasyon korkusunun rolüne dikkat çekiyor.
Schulz,
genci, yaşlısı her kesimden müşterileri olduğunu belirtiyor: "Yastık
altında biriktirdikleri eurolarını altına çeviriyorlar. Euronun yeniden
tepetaklak olmasından korkuyorlar. Dolayısıyla güvenilir bir yatırım
arıyorlar. Bazen kuyruğun dışarıya taştığı oluyor. Altın alabilmek için
sabırla bekliyorlar."
Sosyal
alışkanlık haline geldi
Altın
satın almak euro krizinin sembolü haline geldi. Her ne kadar daha
kitlelere yayılmasa da bir sosyal alışkanlık, devletin mali sistemine
bir isyan haline dönüştü.
Bütçe
açıkları, borçlar, bankalar, Yunanistan… Gündemden düşmeyen mali
sorunlar burada da ana konu. Gişede bekleyen yaşlıca bir müşteri mevcut
sistemle ilgili kızgınlığını şöyle dile getiriyor:
“En
doğrusu, biz Almanlar'ın yeniden Alman Markı'na geçmesi olur. Almanya
gibi borçları olan bir ülke nasıl olur da borçlu bir başka ülkeye borç
para verir? Burada yanlış birşeyler var, devletin yanlışı var. Ben böyle
düşünüyorum.”
Exchange
şubesine altın satın almak için gelen bir başka müşteri, Petra Lange de
tüm parasının dörtte birini 100 gram külçe altına yatırmaya karar
verdiğini belirtiyor:
“Bu bir
tür güvenlik hissi veriyor. Bu nedenle altına yatırım yaptım. Ne
olacağını kestirebilmek gerçekten zor. Bankacılık uzmanları ya da bilim
adamları da söylüyor: Sekiz yılda eldeki para yarıya inebilir.”
13/05/2010 DW
Kül kaosunun havayollarına maliyeti 1,7
milyar dolar
Havayolu
yetkilileri İzlanda'daki yanardağ patlamasının yarattığı aksamaların
havayolu şirketlerine maliyetinin yaklaşık 1,7 milyar dolar olduğunu
tahmin ediyor.
Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) kayıpların 'yıkıcı'
boyutta olduğunu kaydetti.
Yetkililer uçuş yasağı uygulamasından 'ders çıkarılmış' olmasını
umduklarını söylüyor.
Kuruluşun
temsilcileri Avrupa hava sahasının geniş bir kesiminin 'güvenilirliği
sorgulanır' tahminler üzerinden kapatıldığını söyleyerek karara tepki
gösterdi.
Havayolu
şirketleri ek maliyetler nedeniyle öfkeli
Birleşmiş
Milletler'in sivil havacılıktan sorumlu birimi ICAO, havadaki kül
yoğunluğu ve bunun uçuşa ne zaman risk oluşturduğu konusunda küresel
standartlar belirlenmesi için bir ağ oluşturulmasına çalışacağını
duyurdu.
IATA,
krizin en genişlediği dönemde, tüm dünyadaki uçuşların üçte birini
etkilediğini belirtiyor.
Altı
günlük sefer iptallerinin günde 1 milyon 200 bin yolcuyu etkilediği
tahmin ediliyor.
Hava sahası teorik modellere
dayanılarak kapatıldı, verilere değil.
Giovanni Bisignani, IATA Başkanı
Uçuşlar
yapılan testlerde düşük düzeyde külün motorları etkilemediğinin
belirlenmesi ardından Salı gününden itibaren yavaş yavaş başlamıştı.
Ekonomi
ve İş Araştırmaları Merkezi tarafından yapılan bir araştırma da uçuş
yasağının maliyetini 1,45 milyar dolar olarak hesaplıyor.
Şirketler tazminat talep ediyor
IATA
havayollarının uçakların havalanmaması nedeniyle yakıttan günde 110
milyon dolar kar ettiğini, ama mahsur kalan yolcularla ilgili
maliyetlerin ek bir yük yarattığını belirtti.
IATA
Başkanı Giovanni Bisignani, "Geçen yıl 9,4 milyar dolar kaybetmiş,
2010'da da 2,8 milyar daha kaybetmesi öngörülen bir sektör için bu kriz
yıkıcı bir etki yaptı." dedi.
Bisignani
hükümetleri hava sahalarını kapatmak konusunda aceleci davranmakla
suçladı ve havayolu şirketlerine tazminat ödenmesini istedi.
"Hava
sahası teorik modellere dayanılarak kapatıldı, verilere değil.
Üyelerimizce yapılan test uçuşları modellerin yanlış olduğunu gösterdi."
diyen Bisignani, "Bu, ulusal hükümetlerin yetersiz karar
mekanizmalarının daha da büyüttüğü olağanüstü durum, hükümetlerin
şirketlere bu aksamanın maliyetini karşılamasına yardım etmesi gerekir."
diye konuştu.
Hafta
başında da British Airways de her gün 15-20 milyon sterlin zarar
ettiğini söyleyerek İngiliz hükümetinden tazminat istemişti.
Avrupa'nın en büyük seyahat şirketi TUI de sorunun kendilerine günde 7-8
milyon dolar zarar verdiğini belirtti.
Uçuş
yasağı geçimleri için havayolları ve havalimanlarına bel bağlayanları da
zorda bıraktı.
Özellikle
yaş meyve sebze ve çiçek ihracatçıları güç durumda kaldı.
Heathrow
yakınlarındaki Mister P adlı çamaşırhanenin işletmecileri de, 33 yıldır
ilk kez haftasonunda kapılarını kapattığını söylüyor. İşletmeciler her
gün yıkadıkları malzemelerin yüzde 95'inin havayollarından geldiğini
söylüyor.
Binlerce
kişinin evlerine dönüp vaktinde işbaşı yapamaması da bir diğer unsur.
İngiliz
Ticaret Odası başkanı David Frost, BBC'ye açıklamasında, aksamaların
İngiliz ekonomiye maliyetini günde 100 milyon sterlin olarak tahmin
etti. 21/04/2010
,
İrlanda'da 'Altın Çağ'ın sonu
İrlanda'da mali kriz
etkilerini göstermeye başladı. İşsizlik ciddi oranlarda yükselirken,
krize gerekçe olarak yıllarca inşaat sektörüne ve emlak piyasasına bel
bağlanılması gösteriliyor.
Hızlı
büyüme, düşük giderler ve yoğun iş gücü İrlanda’yı en iyi tanımlayan
sözcükler olarak kabul ediliyor. Yıllarca, ekonomide yaşadığı canlanma
ve dilinin İngilizce olmasının da etkisiyle, İrlanda refah düzeyi yüksek
ülkeler arasında bulunuyordu. Bugün durum tersine döndü. Ekonomistler
İrlanda’nın 2008 yılından bu yana ciddi finansal problemlerle karşı
karşıya olduğunu belirtiyor. Günden güne daha fazla işletmenin kapandığı
ve işsizliğin arttığı İrlanda’da, altın çağın sona erdiği belirtiliyor.
Kriz
kamu sektörünü de vurdu
Mali kriz
İrlanda'da dengeleri alt üst etti. Ülkenin önemli kuruluşları iflas
bayrağını çekerken, kamu sektöründe de tasarrufa ve işten çıkarmalara
gidiliyor. Yıllardır inşaat sektöründeki yoğun iş gücü ve emlak
piyasasındaki gelişmeleriyle altın yıllar yaşayan İrlanda, krizin
etkisinden kurtulamıyor.
İrlanda’nın batısında yer alan Moycullen kentinde, ekonominin en parlak
döneminin yaşandığı yıllarda büyük yatırımlar yapıldı. Hastaneler,
alışveriş merkezleri ve kurulan yerleşim yerleriyle büyük gelişme
sağlandı. Aileler de kentin imkanlarından yararlanmak amacıyla bu
bölgede toplanmaya başladı. Peki işsizliğin %13’e ulaştığı ülkede,
insanlar ne durumda?
İşsizlik artıyor
Kriz
nedeniyle evlerin inşaatları tamamlanamıyor
Ekonominin
en parlak olduğu yıllarda okullara atanan öğretmenler şimdi işten
çıkarılıyor. 1000’e yakın öğretmenin işine son verildiği ülkede, bu
sayının daha da artacağı belirtiliyor. Moycullen’deki bir ilkokulda,
öğrenme zorluğu çeken engelli öğrencilere derslerde yardım eden Claire
Walsh da işini kaybetme riski taşıyor. Ekonomik daralmanın tüm
sektörleri etkilediği gözlemlenirken, Walsh, “ Benim konumumdaki
insanlar için durum kesinlikle çok belirsiz. Önümüzdeki aylarda bir
işimizin olup olmayacağı belli değil. Okullar, bizler olmadan,
öğretmenlerin engelli çocuklarla nasıl ilgileneceği konusunda kararsız.
Durumdan en fazla etkilenenler, öğrenme zorluğu çeken çocuklar”diyerek
endişelerini dile getirdi.
İrlanda’nın gündem başlığını, kamu sektörüne kadar sıçrayan tasarruf ve
işten çıkarmalar oluşturuyor. Emlak piyasasındaki hızlı değer kayıpları
da kafaları karıştırıyor. Çünkü uzmanlar, yaşanan mali krizin en
belirgin sebepleri olarak inşaat sektörüne odaklanmayı ve emlak
fiyatlarının değişkenliğini gösteriyor. Yaşanan hareketlilik, son
yıllarda emlak fiyatlarının artmasıyla sekteye uğramış. Şimdi insanlar
büyük ipotek borçlarıyla cebelleşiyor. İrlanda Sendikalar Birliği
Başkanı Jack O'Connor çalışanlar ve ailelerinin çok zor durumda olduğunu
belirterek, kriz ortamlarında, alternatif işyerleri bulmanın imkansız
olduğunu dile getiriyor. 24/04/2010
Hannover Sanayi Fuarı
Hannover Sanayi Fuarı
19-23 Nisan 2010
Geleceğin müziği
Hannover Sanayi Fuarı'nın
açılışında çalan çelliste bir robot eşlik etti. 23 Nisan'a kadar
devam edecek olan fuarda yaklaşık 4 bin 800 firma ürünlerini ve
yeni teknolojik çözümlerini sergiliyor.
İtalya
Fuarın bu yılki konuk ülkesi
İtalya... İtalyan Ekonomi Bakanı Claudio Scajola açılışta
Almanya ve İtalya arasındaki işbirliğinin önemini vurguladı.
Açılışa
gidemediler
Almanya Başbakanı Angela Merkel ve
İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi Avrupa hava sahasındaki uçuş
yasağı nedeniyle açılışa katılamadı. Merkel fuarı daha sonra
ziyaret ederek, teknolojinin son ürünü robotları inceledi.
İtalyan araçları
Konuk ülke İtalya özel bir stantta
İtalyan araçlarını tanıtıyor.Bildtitel 0 Elektronik
kolBildbeschreibung 0 Alman Festo firmasının ürettiği elektronik
kol aynı bir fil hortumu gibi çalışıyor.
Cam prizma
Jena Üniversitesi'nin yeni buluşu,
optik elemanların ışığı kırma derecesini ölçüyor.
Elektrikli
vasıtalar
Siemens firması fuarda elektrikle
çalışan motosikletini tanıtıyor.
Yeni çağın otomobilleri
Fuarın en önemli ürünleri çevre
dostu hibrit ve elektrikli otomobiller. Ancak bu araçların
yaygın olarak kullanılabilmesi için öncelikle şarj sorununun
çözülmesi gerekiyor.
Elektrik
istasyonu
Elektrikle çalışan otomobillerin en
büyük problemi sık şarj edilmeye ihtiyaç duymaları. Enerji
firması RWE bu sorunu ortadan kaldırmak için elektrikli şarj
istasyonları üzerinde çalışıyor.
Çevreci enerji
Rüzgâr enerjisi yenilenebilir
enerji alanında büyük bir öneme sahip. Fuhrlaender A.Ş. 1960
yılından bu yana enerji programında rüzgâr enerjisine de yer
veriyor.
Uçak türbini
Kül bulutu tehdidinden bu yana
sıkça adını duyduğumuz uçak türbinlerinden birini Hannover
Sanayi Fuarı'nda detaylı olarak incelemek mümkün.
Hidrojenle
çalışıyor
Alman Havacılık ve Uzay Merkezi'nin
standında dünyanın sadece hidrojenle çalışan ilk uçağı
sergileniyor. Antares DLR-H2 adlı uçak 750 kilometre mesafeyi
yaklaşık 5 saatte kat ediyor.
Sanayi robotu
Fuarın üzerinde önemle durulan bir
başka konusuysa çevreci otomasyon. IBG firmasının standında
dünyanın en güçlü altı akslı sanayi robotlarından birini görmek
mümkün.
Katılımcılar
ümitli
Alman makine sanayisindeki
istihdamda yılbaşından bu yana yaklaşık 12 bin kişilik azalma
kaydedildi. Şubat ayı sonuna kadar yapılan üretim de geçtiğimiz
yıl aynı döneme oranla yüzde 11,5 oranında azaldı. Yine de
firmalar yılın geri kalanından ümitli.
EXIMBANK Kredilerinde Büyük Artış
İhracatçılara verilen kredi miktarı 150 milyondan 1 milyar 450 milyon
dolara çıkarıldı.
Sanayi ve
Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ihracatçılara verilen kredi miktarı
150 milyondan 1 milyar
450 milyon dolara
çıkarıldığını açıkladı.
14/04/2010
Yabancılar DAHA ÇOK TV´ye ortak olacak
Yeni RTÜK Yasa
Taslağı´na göre
Yabancı oranı %50´ye çekilecek,
tüm yabancı kurum ve fonlar medya kuruluşlarına ortak olabilecek.
Radyo
Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından hazırlanan Radyo
Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri hakkındaki yasa tasarısı
taslağı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve RTÜK
Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun tarafından ortaklaşa düzenlenen basın
toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Yaklaşık 1 yıllık çalışmayla
hazırlanan ve geçtiğimiz günlerde TBMM'ye sunulan 52 maddelik tasarı
artık yasalaşmayı bekliyor. 07/04/2010
EN
FAZLA 4 KANAL
Yayın
kuruluşlarında yabancı sermaye oranının yüzde 25'ten yüzde 50'ye
yükseltiliyor.
Bir
yabancı gerçek veya tüzel kişinin iki yayın kuruluşuna doğrudan
ortak olabilmesinin önü de açılıyor.
Üretim, yatırım, ihracat, ithalat, pazarlama ve finans kurum ve
kuruluşlarının yayıncı şirketlere ortak olabiliyor. Ortaklıkta
sektörel gelir ve frekans tahsisi yönünden sınır getiriliyor. En
fazla 4 kanal ve sektörel gelirin yüzde 25'i geçilemiyor.
Medya
kuruluşlarının halka açılması kolaylaştırılıyor.
Yüzde
5 olan Üst Kurul reklam payı yüzde 3'e düşürülüyor.
Çin ve ABD arasında buzlar eriyor
Çin'in para politikasına
uzun zamandır tepki gösteren ABD yönetimi,
Pekin'i bu konuda eleştirdiği bir raporu yayımlamayı erteledi.
ABD
Maliye Bakanı Timothy Geithner, kısa bir süre önce, Pekin yönetimini
ihracat avantajı sağlamak için Çin para birimi Yuan'ı manipüle etmekle
suçlamıştı.
Washington'ın sert eleştirilerinin ardından raporu açıklamaktan
vazgeçmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştiği şeklinde
yorumlanıyor.
04/04/2010
Ham Petrol Fiyatları Artmaya Devam Ediyor
Ham petrol fiyatları artmaya devam ediyor.
Ham petrolün fiyatı 2008 yılından bu yana ilk kez
varil başına 84 doların üstüne çıktı.
Bir varil ham petrol, bugün, New York borsasında
84 dolar 62 sentten satıldı.
Fiyat artışı Çin ve Japon ekonomilerindeki
büyümeye, başka bir deyişle petrole talebin yüksek olacağı varsayımına
dayanıyor.
Japonya, Amerika’dan sonra dünyanın en büyük
ekonomisine sahip. Üçüncü sırada ise Çin bulunuyor.
01/04/2010
Türkiye resesyondan çıktı
2008 son çeyreğinden bu yana 4 dönemdir küçülen
Türkiye ekonomisi 2009 son çeyreğinde yüzde 6 büyüyerek resesyondan çıktı.
Bu
rakamla 2009'un tamamındaki küçülme tahminlerden iyi bir oranda, yüzde
4,7 oldu.
Veriler ekonomide toparlanmaya işaret ediyor
IMF
Türkiye'nin 2009'da yüzde 6,5 küçüleceğini öngörürken, yurt içindeki
uzmanların tahminleri de yüzde 5,5 civarındaydı.
Türkiye
2009'un birinci çeyreğinde yüzde 14,7, ikinci çeyrekte yüzde 7,9, üçüncü
çeryekte ise yüzde 3,3 küçülmüştü.
Türkiye
İstatistik Kurumu bu verileri de güncelleyerek, sırasıyla yüzde 14,5,
yüzde 7,7 ve yüzde 2,9 olarak düzeltti.
Türkiye
ekonomisinin 2009'un son çeyreğinde ise yüzde 6 büyüdüğü açıklandı.
Böylece
ekonomi, üst üste en az iki çeyrekte küçülme olarak tanımlanan
resesyondan çıkmış oldu.
Türkiye'nin bu rakamla tekrar güçlü büyümeye döndüğüne dikkat çeken
uzmanlar, 2010'un ilk çeyreğinde büyümenin daha da hızlanabileceği
görüşünde.
Finansbank ekonomisti İnan Demir, bu dönemde çift haneli büyümenin bile
mümkün göründüğünü dile getirdi.
Bu
dönemin ardından büyümenin yavaşlayacağı öngörüsünde bulunan Demir, 2010
için yüzde 5 ile 5,5 büyüme tahmininde bulundu.
Uzmanlar
büyümeye dönüşle birlikte, Merkez Bankası'nın faizleri yükseltebileceği
görüşünde.
Faizi
Aralık ayından bu yana yüzde 6,5'ta tutan Merkez Bankası, son günlerde
artışın sinyallerini veriyordu.
31/03/2010 BBC
Türk işadamlarına ve öğrencilere vize
kolaylığı
Almanya Başbakanı Angela Merkel,
Türkiye’nin gerekli adımları atması durumunda,
Türk işadamları, akademisyenler, öğrenci ve sanatçılar için vize
kolaylığı getirebileceklerini söyledi.
Almanya
Başbakanı Angela Merkel, Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulaması
konusunda değişikliğe gidilebileceği mesajını verdi.
İstanbul'da gerçekleştirilen Türk-Alman Ekonomi Forumu'nda konuşan
Merkel, özelilikle işadamları, akademisyenler, öğrenci ve sanatçılar
için vize kolaylığı getirilebileceğini, daha uzun süreli vizeler
verilebileceğini, ancak bunların Türkiye'nin atacağı adımlara bağlı
olduğunu kaydetti.
Merkel - Erdoğan
Türkiye'nin AB müzakere sürecindeki önemli konuların başında
sınırların güvenliğinin sağlanması ve kaçak göçün önlenmesinin
geldiğini belirten Merkel, Ankara'nın bu alanda “çok çok iyi bir
yolda” ilerlediğini, ancak kaçak göçmenlerin “geri kabul edilmesi”
konusunda da düzenlemelerin yaşama geçirilmesi gerektiğini
vurguladı. Başbakan, bu çerçevede vizelerde kolaylığın olabileceğini
kaydetti.
Türkiye,
AB üyeleri İtalya ve İspanya ile özellikle işadamlarına yönelik vize
uygulamasının kolaylaştırılması ve daha uzun süreli vizeler verilmesi
konusunda anlaşmaya varmıştı.
Çifte
vergilendirmeyi önleme anlaşması
Türk ve
Alman işadamları ile Almanya'da yaşayan Türkleri yakından ilgilendiren,
çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması konusunda da Merkel, süreci
çabuklaştırma sözü verdi.
Almanya
ile Türkiye arasında yürürlükte olan anlaşmanın süresi yakında doluyor.
Başbakan Merkel, Türk mevkidaşı Erdoğan ile birlikte konuyu ele
aldıklarını ve müzakereler konusunda maliye bakanları ile
konuşacaklarını kaydetti.
Almanya
Başbakanı Merkel, Türk-Alman Ekonomi Forumu toplantısının ardından,
temaslarını tamamlayarak Türkiye'den ayrıldı. 30/10/2010