|
Son Güncelleme:02/01/12 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
|
Fransız Basını: Türkiye'yi tahrik nedeni, Erdoğan kıskançlığı |
||||||||||
Fransız basını, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı kıskandığı için kasıtlı olarak Türkiye'yi tahrik ettiğini yazdı. Fransız basınına göre, Sarkozy Türkiye'yi kasıtlı tahrik ediyor ve Arap Baharı liderliği için Erdoğan’la yarışıyor Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin geçtiğimiz hafta Ermenistan ziyaretinde 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlayarak, Türkiye’ye cephe alması Fransız basınında tartışma konusu oldu. Le Figaro Gazetesi, Sarkozy’nin Başbakan Tayyip Erdoğan’la çekişmeye girdiğini yazdı. Gazete şu değerlendirmede bulundu: “İkisi de Arap Baharı’nın lideri olmak istedikleri için ilişkileri bozuldu. Sarkozy, Erdoğan ile güç oyununa girdi, bu hareketiyle Türkiye’nin AB üyeliğini reddeden Fransızların gözündeki popülaritesini artırıyor.” 'ORTADOĞU'NUN KAHRAMANI ERDOĞAN' Sarkozy’nin “Türkiye tarihiyle yüzleşmeli” şeklindeki sözleri Cezayir asıllı Fransızların tepkisini çekti. Slate.fr haber sitesine konuşan Cezayirliler, Sarkozy’nin sözlerini seçim hamlesi olarak değerlendirdi. Bir Cezayirli, “Sarkozy Türkiye’yle uğraşacağına 17 Ekim 1961’de, Paris’te Fransızların katlettiği Cezayirliler için özür dilesin, tazminat ödesin” diye konuştu. Bir Cezayirli gazeteci de “Sarkozy kendini dünyanın kralı mı sanıyor? Libya’daki ‘zaferi’ nedeniyle burnu mu kalktı? Türkiye’ye ders vermeyi bıraksın” diye konuştu. Cezayir’in Paris Büyükelçiliği’nde görevli Cezayirli bir diplomat da “Fransa belki Libya’daki Kaddafi rejiminin düşmesinde önemli rol oynadı; ancak Ortadoğu’daki her ülkede kahraman olan Erdoğan’dır” dedi. 10 Ekim 2011 |
||||||||||
|
FT yazarı: Erdoğan'ın kusurlarını görmezden gelmeyin |
||||||||||
Financial Times gazetesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidardaki başarılarının, kusurlarını görmeyi engellememesi gerektiğini vurguluyan bir makale yayımladı. Rachman, Erdoğan'ın Libya'daki konuşmasını eleştirdi "Erdoğan'ın kusurlarını görmezden gelmeyin" başlığını taşıyan, Gideon Rachman imzalı makaleye eşlik eden karikatürde Erdoğan, Boğaz'a konulmuş bir tahtta oturmuş halde görülüyor. Üzerinde Türk bayrağı bulunan tahtın üst kenarlarında minareler bulunuyor. Tahtın oturağının altında da demir parmaklıklardan elini uzatan bir kişi var. Rachman, Erdoğan'ın Orta Doğu'da Filistin davasının cesur savunucusu olarak görüldüğünü söylüyor. Yazar, çok sayıda Batılı entelektüelin de, Türkiye'yi kaos içindeki Arap dünyasına model olarak gösterilebilecek bir ülkeye dönüştürdüğüne inandıkları için Erdoğan'a hayranlık duyduğunu belirtiyor. Rachman, Türkiye'de gazetecilerin korku ikliminde çalıştıklarını söylüyor. Rachman, Erdoğan'ın üst üste üç seçim kazandığını, ekonominin geliştiğini, özellikle de sağlık alanında önemli sosyal reformlar yapıldığını ve 'fazla Batı odaklı' Türk dış politikasını değiştirip Türkiye'yi bölgesinde önemli bir oyuncuya dönüştürdüğünü vurguluyor. Gideon Rachman şöyle devam ediyor;
"Günümüz Türkiyesi heyecan ve hayranlık uyandırıyor. Çünkü dindarlıkla, çağdaşlığı ve refahla, demokrasiyi birleştirmenin mümkün olduğunu gösteriyor gibi görünüyor. Ama sorun şu ki, tüm bu göz kamaştırıcı başarılar, Erdoğan hayranlarının kahramanlarının kusurlarını görememesi riskini yaratıyor. Erdoğan'ın iktidardaki onuncu yılı yaklaşırken daha da aşikârlaşan kusurlar bunlar. Başbakan ülkesinde daha otokratik, ülke dışında da daha pervasız davranıyor. Bu kusurlar daha da ileri giderse, Türkiye'nin demokrasisi ve güvenliği tehlikeye girebilir" Erdoğan'ın pek çok açıdan demokrasiyi geliştirdiğini söyleyen Rahcman, azınlıkların, özellikle de Kürtler'in haklarının genişletildiğini, üst düzey generallerin darbe iddiaları nedeniyle gözaltına alındığını vurguluyor. Ordunun da asık bir yüzle olsa da, seçilmiş hükümete itaat ediyor gibi göründüğünü belirtiyor. Ancak Rachman, darbe iddiaları nedeniyle muhtemelen masum olan çok sayıda kişinin de gözaltına alındığını söylüyor ve şöyle devam ediyor; "Bu kişiler şimdi yargılanmayı ve hatta kendilerine herhangi bir suç yöneltilmesini beklerken hapiste çürüyor. Tutuklananlar sadece askerler de değil. Uluslararası Basın Enstitüsü'ne göre Türkiye'de Çin'den daha fazla sayıda gazeteci hapiste. Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da hapisteki arkadaşlarına destek olmak için yürüyen gazetecileri izledim. Bu Pekin'de hoş görülecek bir şey değil ama konuştuğum Türk gazeteciler, bir korku ikliminde çalıştıklarını söylediler"
Türkiye'nin bölgesindeki rolünün hep olumlu olmadığı görüşünü savunan Rachman, Erdoğan'ın kendine güveni arttıkça daha çatışmacı bir görüntü sergilediğini söylüyor. Rahcman, işler çok kötü giderse, Türkiye'nin bu yıl sona ermeden kendisini üç farklı çatışmanın içinde bulabileceğini belirtiyor. Yazar bu çatışmaları Kıbrıs, İsrail ve PKK olarak sıralıyor. Gideon Rachman, Erdoğan'ın son Orta Doğu gezisindeki tavrını da şöyle eleştiriyor; "Erdoğan Kahire'de Türkiye'nin laik modelinin Mısır'a örnek olabileceğini söyledi. Ancak Libya'daki konuşmasında Arap sokağının komplocu içgüdülerine seslendi. Libya devrimini alkışlarken, İngiltere ve Fransa'nın ticari nedenlerle müdahale ettiğini belirtti. Bu baş döndürücü bir ikiyüzlülük. Erdoğan bir yıldan kısa bir süre önce Muammer Kaddafi'den insan hakları ödülü aldı. Ayrıca kısmen, Türk ticari çıkarlarını korumak için, başta Nato müdahalesine karşı çıktı."
Erdoğan- Da Silva benzetmesi Rachman yine de Erdoğan'ın hala çok olumlu bir miras bırakabileceğini ve işler iyi giderse eski Brezilya Cumhurbaşkanı Lula Da Silva'nın Türkiye'deki benzeri olabileceğini belirtiyor. İki liderin yaşam öyküsü ve başarıları arasında benzerlikler bulunduğunu söyleyen Rachman yazısına şöyle son veriyor; "Ama önemli farklar da var. Lula da Silva hep Brezilya'nın komşularına güven veren bir dış politika izledi. Brezilya lideri, anayasayı değiştirip görev süresini uzatmanın cazibesine kapılmadan, iktidardaki on yılı dolmadan kenara çekildi. Nelson Mandela gibi ne zaman gideceğini bildi. Maalesef Erdoğan'ın aynı şekilde kendini tutacağını ve alçakgönüllü olacağını gösteren çok az işaret var" 11 Ekim 2011 |
||||||||||
|
FT: AB ve Ankara gerilimin kontrolden çıkmasına izin vermemeli |
||||||||||
İngiliz Financial Times gazetesinin bugünkü başyazısında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecine eğilinmiş. "AB ve Ankara gerilimin kontrolden çıkmasına izin vermemeli" denilen yazıda; "Türkiye'nin AB'ye üye olmasının giderek uzaklaşan bir ihtimal haline gelmesi üzüntü verici" olarak niteleniyor. Avrupa Ancak bu durumun "büyük değer taşıyan siyasi ve ekonomik ilişkileri riske atmaması gerektiği" kaydediliyor. Yazı şöyle devam etmiş: "Avusturya, Kıbrıs, Fransa, Almanya ve üyelik fikrine ısınamayanların, Türkiye'nin müzakerelerinin felç olmasında payı büyük. Ancak Ankara'nın yaptıkları da İsveç ve İngiltere gibi istekli destekçilerinin Türkiye'nin lehinde konuşmasını zorlaştırabilir." "Bunun bir örneği Türkiye'nin Kıbrıs gelecek Temmuz'da Birliğin dönüşümlü başkanlığını üstlenirse AB ile ilişkileri dondurma tehdidi. Türkiye'nin başkanlığı kimin yapıp yapmayacağı konusunda AB'ye nutuk çekmeye hakkı yok." Akdeniz'de doğal gaz arama konusu "Rahatsız edici bir diğer gelişme ise Türkiye'nin Akdeniz'in doğusunda doğal gaz arama hakları için Kıbrıs ve İsrail'e karşı askeri baskı uygulama tehdidi." "Taraflar arasında yıllık ticaret hacmi 100 milyar euro'yu geçerken gerilimin kontrolden çıkmasına izin verilmesi anlamsız olur" diyen Financial Times, "İlişkilerin sürüklendiği nokta, ne AB ne Türkiye'ye yarar. Her iki taraftaki liderlerin de bunu tersine çevirme zamanı geldi" diye noktalıyor başyazısını. 6 EKİM 2011 |
||||||||||
|
The Economist uyardı: Korkun! |
||||||||||
The Economıst dergisi dünya ekonomisinin geleceğiyle ilgili oldukça karamsar. Dergiye göre, ekonominin gidişatı nedeniyle 'korkmamız' gerekiyor. The Economist son sayısına bu kapakla çıktı. Kapakta; "Politikacılar dünya ekonomisi için bir şey yapana kadar... Korkun!" ifadesi yer alıyor. The Economıst dergisi, dünya ekonomisinin bir kara deliğe doğru ilerlediğini iddia etti. Derginin 'korkun' başlığı taşıyan makalesinde, politikacıların daha cesur adımlar atmaması halinde, felaketin kaçınılmaz olduğu belirtiliyor. Economist'e göre bu kadar karamsar ve umutsuz olmak için üç neden var. İlki, Avrupalı liderlerin Euro'yu kurtarmak için varmaları gereken anlaşmadan çok uzak olmaları. İkinci neden, zengin ülkelerdeki kemer sıkma ve gelişen ekonomilerdeki yavaşlama nedeniyle dünya ekonomisi için beklentilerin kötümserleşmesi. Son neden ise, Amerikalı politikacıların mali konulardaki sorumsuzluğu ve riskli adımlarının iyileşmeyi tehdit etmesi.
Dergiye göre, bu karamsar tablonun en büyük sorumlusu Euro Bölgesi liderleri. Avrupalı politika belirleyiciler şu an krizi aşmak için daha fazlasının yapılması gerektiğini bilseler de, bunu nasıl yapacakları konusunda büyük bir fikir ayrılığı içindeler. Yunanistan'ın borcunun yeniden yapılandırılması ve İtalya'nın etrafına koruyucu bir bariyer örülmesi gibi en acil konuların çözümü Merkel ve Sarkozy'nin şu ana kadar sergilediği siyasi cesaretin çok daha fazlasını gerektiriyor. ABD'de ise mali politika ekonomide durgunluk riski yaratıyor. ABD halen 2012'de büyük ekonomiler arasındaki en katı mali sıkılaştırma yolunda ilerliyor. Ancak eğer kongre mantıklı davranarak Obama'nın istihdam planını onaylar ve Kasım'a kadar orta vadeli bir bütçe kısıntısı planı üzerinde anlaşabilirse, durum değişebilir. Diğer yandan, gelişen ekonomiler olması gerektiği gibi yavaşlıyor. Ancak bu durum gelişen ekonomilerin dünya ekonomisine sağladığı desteğin azalmasına yol açıyor. 30 Eylül 2011 |
||||||||||
|
'Erdoğan sevildiği kadar korkulan bir lider' |
||||||||||
Yol kenarlarındaki dev ilan panolarında, Türkiye baş bakanının elini kalbine götürmüş, ortak bir gelecek vaat ederken gösteren fotoğrafları vardı. Kendisi, Kahire'nin neresine giderse gitsin, kendisini yakından görmek isteyen coşkulu kalabalıklarca karşılandı. Recep Tayyip Erdoğan'ın adeta bir popüler müzik yıldızı gibi muamele görmesi, siyasetçilerin Orta Doğu'da uzun zamandır karşılaşmadıkları bir tablo. Batı Şeria'da duvarlara yapıştırılmış Erdoğan posterlerini görmek mümkün. Filistin'de bazı çocuklara onun isminin verildiği biliniyor.
"Arapların, dünya üzerindeki hapisteki
gazetecilerin birçoğunun Türkiye'de bulunmasını sorgulaması çok uzun
zaman almayacaktır"
Donmuş ilişkiler canlandı Erdoğan neredeyse hiç Arapça konuşamıyor ve Kahire'de Türkçe konuşan birine rastlamak çok güç. Artık Mısır'da dört yüzyıl sürmüş Osmanlı hükümdarlığının izleri oldukça azalmış durumda. Modern Türkiye Cumhuriyeti eski kolonilerinden sancılı bir şekilde ayrıldı: Arabistanlı Lawrence tarafından kışkırtılan Arapların kendisini "sırtından bıçakladığını" düşündü. Birkaç yıl öncesine kadar da Arap komşularla olan ilişkileri dondurulmuş vaziyetteydi. İsrail karşıtlığı etkeni Erdoğan'ın yüksek popülaritesini, İsrail'e açık bir dille saldırmasına bağlamak zor değil. İki buçuk yıl önceki Davos zirvesinde, İsrail cumhurbaşkanı Şimon Perez'e "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" demesinin ardından, anında kahraman ilan edildi. İsrail tarafından on yıllardır aşağılanmakta olduğunu düşünen Arap toplumunun sempatisini kazanmak için yapılması gereken, daha doğru bir şey yoktu. Ancak Erdoğan’a duyulan sempatinin sebepleri bununla sınırlı değil. Samimiyet algısı Kahire'de, “Türk ilahlarını” yakından görebilme şansını bekleyen Mısırlı genç eylemciler, onun samimiyetine dikkat çekiyorlar. "Başbakan Erdoğan ülkesinde ihtilaf yaratan; sevildiği kadar korku duyulan bir lider." Erdoğan'ın kalbinden yani içten konuştuğunu söylüyorlar, ve bunu kendi liderlerinde asla görmediklerinden bahsediyorlar. Aslında haklılar. Recep Tayyip Erdoğan, kurnaz ve ihtiyatlı bir siyasetçi ama aynı zamanda duygusal, bazen gözyaşlarına hâkim olamayan birisi. Çoğu zaman yaptığı sert çıkışlar birdenbire, düşünülmeden ortaya çıkıyor ve danışmanlarını zor durumda bırakabiliyor. Gazze'de acı çeken Filistinliler hakkındaki öfkesi sahici görünüyor. Ancak Erdoğan öfkelenirken seçici davranıyor. Mesela, şahsi dostluğu bulunan Ahmedinecad'ın İran'da sebep olduğu acılara o kadar da öfkelenmiyor. Yine de Arap gençliği için, Erdoğan ile kendi boynu bükük liderleri arasındaki bu tezadın canlandırıcı bir etkisi var. Bu fark, enerji dolu Erdoğan ile Mısır'ı yönetmesine rağmen halkı tarafından ender olarak görülen, duyulan Mareşal Tantavi yan yana geldiklerinde açıkça ortadaydı.
Türk olmak "havalı" oldu Bu durum, NATO'nun doğu ucundaki bu gergin coğrafyada, uzun zamandır tek başlarına kalmış oldukları hissiyle yaşamış olan Türkler için memnuniyet verici. Türk olmak birden bire havalı bir şey haline geldi. Her ne kadar kimse sizin dilinizi konuşmasa da. Türk yapımı televizyon dizileri tüm Orta Doğu'da en çok izlenenler arasında. Türk şirketleri, Avrupa'yla ticaret yapmanın verdiği tecrübeyle, yeni Arap ve Afrika pazarlarına yayılıyorlar. Bazıları, daha da ileriye giderek, bu süreci Yeni-Osmanlıcılık olarak adlandırıyorlar. Herşey yolunda mı? Öyle görünüyor ki Türkiye için her şey, gerçek olamayacak kadar, yolunda gidiyor. Tüm İsrail karşıtı tehditlerine rağmen Erdoğan hükümeti, Amerikan füze kalkanı sisteminin bir kısmının Türkiye'nin doğusuna kurulmasını kabul etti. Füze kalkanının tahmin edilen amacı, İsrail'i İran füzelerinden korumak. İran'la olan dostluk ise bir anda serin rüzgârların etkisinde kaldı. Bu arada, demokratik Türkiye modelini huşuyla izleyen Arapların, ülkenin Kürt bölgelerinde süren savaş ya da dünya üzerindeki hapisteki gazetecilerin birçoğunun Türkiye'de bulunması hakkında sorular sorması çok zaman almayacaktır. Tüm seçim zaferlerine rağmen, Başbakan Erdoğan ülkesinde ihtilaf yaratan; sevildiği kadar korku duyulan bir lider. 23 Eylül 2011, Jonathan Head, BBC - İstanbul |
||||||||||
|
'Osmanlı Türkiyesi dünyaya meydan okuyor' |
||||||||||
İtalyan ''La Repubblica'' gazetesi, üç sayfalık özel Türkiye dosyası yayımladı. Marco Ansaldo imzalı makalede, "Osmanlı Türkiyesi dünyaya meydan okuyor" değerlendirmesi yapıldı. ROMA - Gazete yazarlarından Marco Ansaldo'nun kaleme aldığı makale, Türkiye'nin neden önemli olduğu sorusuna, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "Basit. Çünkü; her şeyin merkezinde" cevabıyla başlıyor. Yazar Ansaldo, Türkiye ile AB sürecine değindiği yazısında, Türkiye ile AB arasındaki mesafenin açıldığını belirtirken buna neden olarak da Türkiye'nin AB kapısında beklemekten yorgun düşmesini gösteriyor. Yazar bu görüşünü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Almanya temasları sırasında yaptığı, "Müzakere süreci bittikten sonra, eğer Avrupa halkları bizi istemezse, bunu o zaman kabul ederiz" açıklamasıyla desteklemiş. "Osmanlı Türkiye'si dünyaya meydan okuyor" ifadesi de kullanılan yazıda, "yeni Türkiye'nin Avrupa defterini kapadığı, dünya ile yeni ve birçok sorun bulunan bir kapı açtığı" ileri sürülüyor. Yazıda, Türkiye'nin şimdi Avrupa yolunda zaman kaybetmektense, kendisini çevreleyen Afrika'nın da dahil olduğu bölgede mücadeleye başladığı dile getiriliyor. Türkiye'nin bugün ekonomik olarak son derecede iyi bir yerde olduğu, en zengin 17. ülke olduğu ve işsizliğin düştüğü ifade edilen yazıda, Türkiye'nin ABD ve İngiltere'den sonra NATO'nun üçüncü büyük ordusuna sahip olduğu aktarılıyor. Almanya'ya giden işçilerin ülkelerine dönüş yapmaya başladığını aktaran makalede, Türk üniversitelerinin burslarla dünyanın pek çok yerinden başarılı öğrencileri çektiği belirtiliyor. Türkiye özel dosyasında Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın bir demeci de yer alıyor. ANKARA'DAKİ PATLAMANIN YANSIMASI Ankara'da gerçekleşen patlamanın ardından İtalyan gazeteleri saldırıya geniş yer verdi. ''La Stampa'' gazetesi, haberi "Ankara'nın kalbinde bomba: 3 ölü" başlığıyla duyurdu. ''Corriere della Sera'' gazetesi de saldırının arkasında El-Kaide'nin olmadığını kaydetti. Gazete, patlamanın başbakanlık ve bakanlık binalarına çok yakın bir yerde gerçekleştiğini belirtti. ''La Repubblica'' da başkentte bir otomobile yerleştiren bombanın patlaması sonucu 3 kişinin yaşamını yitirdiği, 34 kişinin yaralandığı olayın terör örgütü tarafından yapıldığından şüphelenildiğini kaydetti. 21 Eylül 2011 |
||||||||||
|
'Erdoğan Araplar ve Batı için çok değerli bir marka' |
||||||||||
David Gardner "Erdoğan Araplar ve Batı için çok değerli bir marka" diye yazdı. Yazıda özetle şu görüşlere yer verildi: Türkiye "Arap uyanışında despot liderlerini deviren Mısır, Tunus ve Libya zafer turunu sürdüren Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Arap dünyasındaki en popüler siyasetçi olma unvanını hak ediyor. Bazıları, Erdoğan'ın, 1187'de Kudüs'ü Haçlılardan geri alan Mezopatamyalı Kürt hükümdar Selahattin'den sonra Arapların en fazla hayranlık duyduğu Arap olmayan lider olduğunu söylüyor." "Erdoğan Batı başkentlerinde İsrail'i hedef alan açıklamaları nedeniyle eleştiriliyor. Popülizm ve Araplara oynamakla suçlanıyor. Ama Türk liderin bu popülaritesi Araplar ve Batı için çok değerli bir sermayedir. Başarılı, yeni İslamcı AKP siyasi markasını satıyor. Şimdiye kadar tehlikeli bir rakip olan, İranlı mollaların agresif ve mezhep ayrılığı güden İslamcılığını zorlanmadan yendi. Türkiye ile İran arasındaki bu bölgesel çekişme Arapların despotlardan arınmış, yeni bir demokratik düzen kurmaya çalıştığı bir dönemde Orta Doğu'nun kaderinin belirlenmesine katkıda bulunacak. 'AKP İran'ın pazar payını bitiriyor''“Kim, Hıristiyan Demokratların Müslüman muadillerinin canlı bir demokrasi ve dinamik bir ekonomiden oluşan reçetesinin Tahran'ın göğsünü yumruklayan bağnaz teokratlarınkinden daha iyi olduğundan şüphe edebilir ki. “ "Arap Amerikan Enstitüsü tarafından yapılan yıllık araştırmaya göre Erdoğan'ın desteği o kadar yüksek ki düşmanlarının fısıldadığı gibi, Osmanlı saltanatını yeniden yaratabileceğini düşündüğü için bağışlanabilir." Yazıda aynı araştırmaya dayanılarak Fas'tan Suudi Arabistan'a Türkiye'nin izlediği politikaların çok büyük destek bulduğu belirtiliyor. Örneğin, Suudi Arabistan'da Türkiye'nin politikalarını onaylayanların oranının yüzde 98, İran'ın politikalarını doğru bulanların oranının yüzde altı olduğu kaydediliyor. Suudi Arabistan dışındaki diğer ülkelerde Amerika'nın notunun İran'ınkinden de kötü olduğu vurgulanıyor. Yazı şöyle devam ediyor: "Mısır, en kalabalık ve stratejik açıdan en kritik Arap ülkesi ve yeni devrimlerin kokpiti. Amerika Mısır ordusuna senede 1 milyar 300 milyon dolar yardım ediyor. Obama 2009'da Kahire'de ABD'nin Orta Doğu ve İslam dünyasıyla ilişkilerine dair cesur bir vizyon açıklamıştı. Arada geçen iki yıl ve ABD'nin Filistin üzerinden İsrail'e verdiği kapitülasyonlardan sonra Mısır'da Erdoğan'ın politikalarını onaylayanların yüzde 62, İran lideri Ahmedinejad'ınki 31, Obama'nınki yüzde 3. Bu koşullarda Batı için de NATO üyesi ve Avrupa Birliği adayı Türkiye en iyi seçenek. AKP modeli Arka arkaya oylarını artırarak üç seçim kazanan AKP zamanında Türk ekonomisi üç kat, kişi başına milli gelir iki kat büyüdü. Erdoğan, şimdiye kadar hep son sözü söyleyen orduyu dize getirdi. Bu başarı birçok İslamcı Arap'ın yanı sıra liberallere de çekici geliyor. İslamcılık Yeni Arap düzeninin bileşenlerinden biri olacak. Daha önceki rejimlerin baskısı, muhaliflere camiden başka platform bırakmadı. Ama Türk modeli, İslamcılığın çoğulcu bir düzenle sentezini mümkün kılıyor. Türkiye'nin çoğulcu ve modernleştirici Sünni markası AKP başka bir düzene resmen tehdit oluşturuyor ve İran'ın pazar payını yeyip bitiriyor." 16 EYLÜL 2011-Financial Times yazarı David Gardner |
||||||||||
|
'Türkiye'nin popülaritesi yükseliyor' |
||||||||||
İngiltere'de yayımlanan Financial Times gazetesi, İran'ın Suriye konusunda söylemini değiştirerek, Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a reform çağrısında bulunmasını değerlendirdi ve bölgede Türkiye'nin öne çıktığına işaret etti. İran'ın, Suriye'nin Orta Doğu'daki baş müttefiki olduğunu hatırlatan gazetenin değerlendirmesinde şu satırlar öne çıkıyor: "Siyasi gözlemcilere göre söylem değişikliği, İran'ın Şam'ın krizi yönetme biçiminden duyduğu rahatsızlığı yansıtıyor. Bu aynı zamanda, kendini ezilmişlerin savunucusu olarak sunan İran'ın kendi imajına gelebilecek zararı hafifletmeye yönelik taktik bir adım. 2009'da seçimlere hile karıştırmakla suçlanan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, şimdi reform zaruretinden bahsediyor." 'İRAN HAYATİ ÖNEMDEKİ BİR MÜTTEFİKTEN MAHRUM KALACAK' "Tahran'daki uzmanlar, İran'ın son gününe kadar Beşar Esad'ı desteklemeye devam edeceğini, ancak Suriye liderinin giderek zayıflamasından rahatsızlık duyduğunu söylüyor. Şam rejiminin çökmesi, bölgede tarihsel bir değişimin yaşandığı bir dönemde nüfuzunu artırma çabası içindeki İran'ı hayati önemdeki bir müttefikten mahrum bırakacak." Financial Times, Arap coğrafyasındaki ayaklanmaların İran'ın çelişkilerini de su yüzüne çıkardığını savunarak şöyle sürdürüyor: "Tahran, Arap baharını 1979'daki kendi devriminden ilham alan İslami bir uyanış olarak selamladı. Ancak Tahran Suriye'deki olayları, Esad'ın söylediği gibi, İsrail'in çıkarlarına hizmet edecek bir dış komplo olarak niteledi. Ama, Suriye'deki otokratik yönetime karşı ayaklananların, İran'da bastırılmış muhalefetle, mevcut liderlerinkinden daha fazla ortak noktası var. Ayaklanmaların çıkış noktası Amerika ya da İsrail karşıtlığı değil, kendi iç sorunları." "Suriyeli eylemciler zaman zaman protestolarında İran ve Hizbullah'a da tepki gösteriyorlar. Göstericiler, Esad'ın müttefiki olmasına rağmen, Şam rejimine karşı sesini yükselten Türkiye'yi onaylıyorlar. Eski bir İranlı diplomat, 'İran, artık, Suriye kamuoyunu daha fazla karşısına alamaz' diyor. Altı Arap ülkesinde yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, İran'ın popülaritesi hızla düşerken, Türkiye'ninki yükseliyor." 15 Eylül 2011 |
||||||||||
|
Başbakan Erdoğan'ın ziyareti, dış basında geniş yankı buluyor |
||||||||||
|
Başbakan Erdoğan'ın Arap Baharı ziyareti, dış basında geniş yankı buluyor. Batı medyası, Erdoğan'ın karşılaştığı sevgi selini, Türkiye'nin bölgedeki prestijinin artması olarak yorumladı. Başkaldıran lider, medyatik yıldız, kahraman, İslam dünyasının yeni sesi... Başbakan Erdoğan'ın Mısır'da karşılaştığı sevgi seli, dünya basınına bu ifadeler ile yansıdı. Batı medyası, son dönemdeki olayların, Türkiye'nin bölgedeki prestijini artırdığı konusunda hemfikir. "Erdoğan Mısır'da alkışlar ile karşılandı" ifadelerini kullanan Amerikan Wall Street Journal gazetesi, Arap Baharı gezisinin 1'nci ayağında, bölgedeki yerini iyice güçlendirdiğini vurguladı. İngiliz Guardian gazetesinde yer alan bir makalede, Mısır halkının Erdoğan'a gösterdiği yoğun ilginin Arap liderleri zor duruma düşürdüğü savunuluyor. Başbakan Erdoğan'ın Arap liderleri kendi ülkelerinde eleştirebildiğine değinen makalede, Erdoğan'ın bu gücü Gazze konusunda İsrail'e karşı tutumundan ve ülkesindeki başarılarından aldığı vurgulanıyor. Financial Times gazetesi de, Kahire'de açılan "Erdoğan liderimiz olsa idi Kudüs'ü kurtarırdı" gibi dövizleri örnek göstererek, bu görüşü destekliyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Afrika ziyareti, bazı analizlerde, "Avrupa Birliği'ne katılma çabaları fiilen engellenen Türkiye'nin İslam dünyasında alternatif bir birlik arayışı" olarak değerlendirildi. Batı medyasının üzerinde durduğu bir başka konu ise, ziyaretin ardından Türkiye'nin İsrail karşısında kazandığı güç idi. Bazı kaynaklar ise, Tayyip Erdoğan'ın Kahire'de yaptığı konuşmaların, İsrail'i alarma geçirdiğini ve Washington'ın kaygılarını artırdığını ifade etti. İngiliz Financial Times gazetesinde yer alan bir makalede, "Amerika Birleşik Devletleri, iki ülke arasında seçim yapmak zorunda kalsa İsrail'i seçer" ifadelerine yer verildi. Daily Telegraph gazetesi ise, Erdoğan'ın, Birleşmiş Milletler'e yaptığı Filistin'i tanıma çağrısı ile, bu konuda İsrail'i destekleyen Obama yönetimini karşısına aldığını yazdı. Tarihi ziyarete Mısır medyasının tepkisi ise "Erdoğan'ın konuşması Mısır'ı heyecanlandırdı, İsrail'i korkuttu" şeklinde oldu.+ Erdoğan için "yeni Selahaddin Eyyubî" yakıştırmasını yapan İsrail medyası ise "Erdoğan'ın söyledikleri kadar söylemediklerinin' de önemli olduğunu kaydetti. Başbakan Erdoğan'ın İsrail büyükelçisini geri göndermesi ile övünmediğini satırlarına taşıyan Haaretz gazetesi, Erdoğan'ın İsrail ile ilişkilerin iyileştirilmesine dair kapıları kapamadığını savundu. 14 Eylül 2011 |
||||||||||
|
'Türkiye'nin stratejik güç çağı geliyor' |
||||||||||
İngiliz Guardian gazetesinde Türkiye'nin dış politikasını ele alan bir yorumda "Türkiye'nin çağı geliyor" denildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Afrika gezisi dolayısıyla Guardian'a yazan Michigan State University'den uluslararası ilişkiler profesörü Muhammed Eyub, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmasıyla Orta Doğu'nun artık eskisi gibi olmayacağını belirtti. Yazar özetle şöyle dedi: "Türkiye'nin İsrail Büyükelçisi'ni sınır dışı etmesi, diplomatik ilişkilerini asgari seviyeye indirmesi ve Erdoğan'ın tavrını giderek sertleştirmesi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde gelip-geçici bir sorun değil. Bunlar, Türkiye'nin İsrail'in özür ve tazminat konusunda ayak sürümesinden artık usandığının işareti." "Obama yönetimi, Türkiye ile İsrail arasındaki sürtüşmenin Amerika'nın stratejik çıkarlarına zarar verebileceğinden endişe etmesine karşın, iç siyasi nedenlerle İsrail üzerinde baskı kuramadı. Washington, bu tavrıyla NATO'nun çok önemli bir üyesi olan Türkiye'yi yabancılaştırabilir." 'İsrail artık rakipsiz değil' "Bölgede şu anda yaşananların, Orta Doğu'nun geleceğinde önemli etkileri olacak. Bu, İsrail'in Doğu Akdeniz'deki hakimiyetinin rakipsiz olmadığını gösteriyor. Erdoğan, Türk donanmasının bölgede artık daha aktif bir rol oynayacağını söylüyor. İsrail'in uluslararası hukuka meydan okuması ve özellikle işgal topraklarına yönelik politikaları uluslararası forumlarda bundan böyle ciddi sınavlarla karşılaşacak." "Bölgedeki demokratik ayaklanmalar sonrasında, Türkiye'nin pozisyonu, Filistin ve İsrail işgali konusundaki ana akım Arap görüşüne daha da yakınlaşacak. Bu durum, Türkiye'nin Arap dünyasındaki konumunu güçlendirecek ve Filistin konusunda daha aktif bir rol üstlenmeleri için Arap hükümetleri üzerindeki baskıyı artıracak. Demokratik geçiş sürecindeki ülkelerde İsrail'e karşı daha sert bir tutum izlenmesi isteniyor. Türkiye örneği ardından Mısır ve Ürdün'ün elçilerini çekebileceğinden söz ediliyor." 'Asker korkusu olmadan' Yazar şöyle devam etti: "Türk demokrasisi güçlenmeseydi, Türkiye şimdiki pozisyonuna gelemezdi. Şimdi hükümet askerin müdahale korkusu olmadan politika yürütebiliyor. Birkaç yıl önce İsrail'e karşı sert tavır alınması düşünülemezdi bile." "Şu anda bölgede tanık olduklarımız, Orta Doğu'yu Avrupa'ya bağlayan stratejik bir güç olarak Türkiye'nin çağının gelişine işaret ediyor. Bu Ankara'nın dış politikada bağımsızlık ilanıdır. Orta Doğu bundan böyle asla aynı olmayacak." Prof. Muhammed Eyub, ABD’nin Orta Doğu politikasında önemli bir değişikliğe gitmesi gerektiğini belirterek yazısını şöyle noktaladı: "Eğer Amerika, Orta Doğu'daki stratejik çıkarlarını muhafaza etmek istiyorsa, İsrail-Filistin meselesine hızlı ve adil bir çözüm bulunmalıdır. Washington, İsrail'e koşulsuz destek politikasını yeniden değerlendirmeli ve tarafsız bir siyaset izlemeli. Buna Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki Filistin tasarısı da dahildir. Her şeyden önemlisi Amerika bölgede yükselen üstün bir güç ve Batı'yla Müslümanlar arasındaki köprü olarak Türkiye'nin stratejik önemini hafife almamalı." 13 EYLÜL 2011 |
||||||||||
|
Guardian: İsrail hatasını derhal düzeltmeli |
||||||||||
İngiltere'de yayımlanan Guardian gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün Mısır'a yapacağı ziyareti değerlendirdiği başyazısında, İsrail'in bölgede iyice yalnızlaşabileceğini yazdı: Yazıda özetle şöyle deniyor: "Erdoğan'ın ziyareti, binlerce Mısırlının İsrail elçiliğine gerçekleştirdiği saldırının üç gün sonrasına rastlıyor." "Mısırlılar, üç hafta önce İsrail sınırında beş askerlerinin öldürülmesi nedeniyle öfkeliydi. Altıncı asker de hafta sonunda öldü. Erdoğan, geçen sene Gazze filosunda dokuz vatandaşı İsrail askerlerince öldürülmüş bölgesel bir güç ve NATO üyesi olarak Mısır'a desteklerini götürecek." "Erdoğan, bundan sonra yardım gemilerine Türk savaş gemilerinin eşlik edeceği tehdidinde bulunuyor. Eğer devrim sonrası Mısır ve ekonomisi atağa kalkan Türkiye, eski müttefiklerine karşı birleşirse - ki böyle yapacaklarına dair birçok işaret var - İsrail bölgede derin bir yalnızlığa düşer." ‘Yakınlaşmanın bedeli arttı’Guardian'ın yazısı söyle devam ediyor: "İsrail Başbakanı Netanyahu şimdi seçim yapmak zorunda. Mavi Marmara'daki ölümler için özür dilemeyi reddederek Türkiye'yi aşağılamanın büyük bir hata olduğunu anlamalı. Düşmanca bir Türkiye-Mısır ittifakının etkisi yıllarca sürebilecek stratejik sonuçları olabilir. Bunun sonuçları, Birleşmiş Milletler'deki Mavi Marmara soruşturmasında kazanılan ve etkisi sadece birkaç gün süren taktik zaferi gölgede bırakır."
"İsrail'in Türkiye'yle ilişkilerini düzeltmesi ve bunu derhal yapması gerekiyor. Böyle bir yakınlaşmanın bedeli son bir hafta içinde çok artmış olabilir ama bunu ödemeye değer. İsrail Başbakanı'nın Cumartesi günü Kahire'deki olaylara tepkisi ılımlı ve ölçülüydü. Belki bunun şimdiden farkında." Netanyahu'nun seçeneklerinin açık olduğunu vurgulayan Guardian, başyazısını şöyle noktalıyor: "Ya yeni bir savaşa hazırlanır ya da İsrail'in zayıf ve düşman komşularına artık iradesini dayatamayacağını kabul eder. Ama İsrail'in komşuları güçleniyor. Ha'aretz gazetesi İsrailli yolcuların havaalanında, Türklerin gördüğü benzer muameleye misilleme olarak taciz edilmesine atıfla İsrail'in başkalarına saygı göstermesi için küçük düşürülmesi gerektiğini söylüyor. Artık kimsenin daha fazla aşağılanması gerekmiyor ama komşularının saygısı azaldı." 12 Eylül 2011 |
||||||||||
|
Le Monde: 'Türkiye'nin yaptırımları popülarite için' |
||||||||||
Son dönemde yaşanan gelişmelerle Davutoğlu'nun dış politikasının zora girdiği, İsrail'e karşı yaptırımlarla Arap ülkelerindeki popülariteyi yeniden canlandırmanın amaçlanmış olabileceği kaydedildi.
PARİS - Fransa'da yayımlanan Le Monde gazetesinin yarınki sayısında, ''Türkiye'nin İsrail'e yönelik politikasını sertleştirdiği'' belirtildi. Haber yorumda, ''Arap baharıyla ilgili gelişmelerin, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun yeni dış politikalarını zora soktuğu'' iddia edildi. Yorumda, ''Türkiye'nin, Suriye rejiminin halkına baskı yapmasını engelleyemediği, Libya'da ise Türkiye'nin Fransa'nın gölgesinde kaldığı'' ileri sürülerek, ''Türk hükümeti, Arap ülkelerindeki popülaritesini canlandırmak için İsrail'e sert yaptırım kararı almış olabilir'' ifadesi kullanıldı. Le Monde, Türkiye'nin yine aynı gün NATO füze kalkanı sisteminin kendi topraklarında kurulmasına izin verdiğini ve büyük olasılıkla İran'a karşı kullanılması beklenen bu sistemlerle ilgili Arap ülkelerinin tepkisini azaltmak için de Türkiye'nin yine İsrail'e yönelik bu sert kararları almış olabileceği değerlendirilmesinde bulundu. Gazete, Türkiye'nin İsrail'e yönelik yaptırım kararlarını almasında çok ecele etmesini de 'garip' olarak değerlendirdi. İSRAİL DE ZORDA Yine Le Monde gazetesinde İsrail'den kaleme alınan diğer bir haberde, ''İsrail'in de diplomatik açıdan zor günler yaşadığı'' yorumu yapıldı. İsrail'in son olarak Mısır ve Ürdün ile ilişkilerinin kötüleştiği belirtilen haberde, Ankara ve Tel Aviv arasındaki son gerginliğin ne Türkiye ne de İsrail'in çıkarına olduğu ifade edildi. İsrail'in son dönemde Türkiye'den uzaklaştıkça Rum Kesimi, Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan'a, Orta Asya'da Azerbaycan ve Kazakistan'a yaklaştığı kaydedilen haberde, ''bununla birlikte İsrailli uzmanların bu ülkelerin hiç birinin jeopolitik olarak Türkiye ve Mısır'ın yerini tutamadığı'' görüşünde olduğu bildirildi. 03 Eylül 2011 |
||||||||||
|
Economist: Kuzey Irak harekatı sonuç getirmeyebilir |
||||||||||
Economist dergisi, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki PKK kamplarını hedef alan hava saldırılarından fazla sonuç alamayacağını öne sürdü. Derginin analizinde özetle şöyle deniyor: "Bölgede yaklaşık 3 bin Kürt köyünün boşaltılıp yıkıldığı, muhaliflerin işkence gördüğü ve yargısız infaz kurbanı olduğu 1990'lı yıllarınkini hatırlatan bir manzara var. Ama o tarihten beri, Erdoğan iktidarı altında Türkiye'deki 14 milyon Kürt'ün koşulları daha iyi oldu." "Devletin Kürtlerle ilişkisinde yaptığı "hataları" ilk kabul eden lider olan Erdoğan, bir dizi önemli reformla, Kürtlerin yasaklı ana dilleri üzerindeki sınırlamaları hafifletti, yoksul bölgelere para döktü ve PKK'nın hapisteki lideri Öcalan'la gizli görüşmeler başlattı. 2009'da PKK'nın silah bırakmasını sağlayacak bir anlaşma, olasılık dahilindeydi." "Ancak bir dizi PKK saldırısından sonra bu çöktü. Ama hükümet, 12 yıldır hapiste olmasına rağmen PKK üzerindeki hakimiyeti büyük ölçüde koruyan Öcalan'la konuşmaya devam etti. Geçtiğimiz ay militanlar şiddeti tırmandırıp 40'dan fazla asker ve polisi öldürünce her şey değişti." 'ABD rahatsız'Türkiye'nin operasyonlarda 100 kadar militanın öldürüldüğü açıklamasını PKK'nın reddettiğini, Türkiye'nin de operasyonlarda Kuzey Iraklı sivillerin öldüğü yolundaki haberleri örgüt propagandası olarak nitelediğini hatırlatan Economist, şöyle devam ediyor: "PKK'ya karşı savaşında Ankara'yı destekleyen ABD'nin rahatsızlığı da artıyor. Türkiye ile Iraklı Kürtler arasındaki ilişkilerin iyi olması ABD'nin Irak'ta istikrarı sağlama çabaları açısından hayati önem taşıyor. Ama Türkiye, saldırıları sürdürmekte ısrar edeceğini söylüyor. Türkiye, bu operasyonlardan ne elde etmeyi umabilir. Muhtemelen çok fazla bir şey değil. Daha önceki sınır ötesi operasyonlarda PKK'nın kamplarına zarar verildi, birçok militan öldürüldü. Ama militanlar, daha kalabalık olarak gelmeye devam ediyorlar." "Orduyla polis arasındaki koordinasyon eksikliği ve iletişim de işleri kolaylaştırmıyor. Kürt sorunun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini kabul eden Erdoğan, reformlara devam edeceğini açıklamıştı. Ama Başbakan'a yakın kişiler, Kürtlerin ısrarlı taleplerinden usandığını söylüyor." BDP'nin talepleri BDP'nin talep listesi bölgesel özerklik, Kürtçe eğitim, PKK savaşçıları için af ve sadece PKK'lıları değil tüm muhalifleri hapse gönderen yasaların kaldırılmasını da içeriyor. Erdoğan, yeni anayasada bu taleplerin bazılarına yer vermek zorunda kalacak. Ancak üst düzey bir güvenlik yetkilisi, Erdoğan bu taleplerin tümünü karşılasa bile şiddetin durmayacağını söylüyor." "Bölgedeki gerçek sıkıntılardan güç alarak ortaya çıkan PKK, o zamandan bu yana Avrupa ve Orta Doğu'ya yayılan, örgütlü suçla ve Türk güvenlik güçleri içindeki yozlaşmış unsurlarla bağlantısı olan karmaşık bir şebekeye dönüştü. Suriye ve İran da PKK'yı Türkiye'ye karşı koz olarak kullandı." "Türk istihbaratı Çukurca saldırısını Suriyeli bir PKK komutanının planladığını söylüyor. Ilımlı bir isim görülen ve Türkiye'yle sonuçsuz kalan anlaşma için çaba harcayan Karayılan da kayıp. Karayılan'ın İranlıların elinde olduğu söyleniyor. Ama tüm bu spekülasyonlar içinde bir gerçek öne çıkıyor: Kürtler ve sorunları daha uzun süre gündemde olacak." 26 Ağustos 2011 |
||||||||||
|
Times: 'Uluslararası ihtiraslarıyla bölgesel dev' |
||||||||||
Times: Esad'ın devrilmesini ancak Türkiye sağlayabilir Times gazetesi, Türkiye'nin ''ölüm makinesi''ni durdurması için Esad rejimine iki hafta mühlet verdiğini, açıklanmasa da, alternatifin ''Türk ordusunun 'Türkiye'nin çıkarlarını korumak için bir askeri harekâtı'' olduğunu yazdı. ABD Başkanı Barack Obama'nın Esad'ın görevden uzaklaştırılması için çağrı yapmaya hazır olduğunu, bunu ise ancak ''Türklerin gerçekleştirebileceğini'' savunan Times, Türkiye'ye ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a övgüler sıraladığı başyazısına ''Ankara kavşakta'' başlığını atmış. Gazete, ''Avrupa'nın yeni 'güçlü adamı' Türkiye, Orta Doğu'da da büyüyen bir güç'' saptamasıyla başladığı başyazısında Türkiye'nin Suriye krizinin çözümünde oynayabileceği kilit rolü irdeliyor. Beşar Esad'ın baskılara ve ülkesindeki felakete duyarsız tavrıyla Orta Doğu'nun siyasi gerçeklerini bile anlayamaz hale geldiğini savunan gazete, Suriye liderinin Batı'nın eleştirilerini ve tedirgin Arap komşularının değişim çağrılarını dikkate almamasını da ''aptalca'' olarak niteliyor. ''Ama Türk Dışişleri Bakanı kendisini Ankara'nın dökülen kana ilişkin öfkesi konusunda uyarırken, ordusunu katliama göndererek Esad bizzat baskıcı rejiminin hayatta kalmasını riske atmış oluyor'' Times'a göre.
'Uluslararası ihtiraslarıyla bölgesel dev' Batı'nın, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış döneminde nitelendiği şekliyle ''hasta adamlığı'', yakın tarihteki darbeler, istikrarsızlık ve aşırı yüksek enflasyon sorununa ilişkin akılda kalanlar nedeniyle Türkiye'yi çoğunlukla hafife aldığını kaydeden gazete, ''Türkiye bugün ise 74 milyonluk nüfusu, yüzde 9'luk yıllık büyüme oranı, taşmış durumdaki yabancı yatırımcısı, iddialı özgüveni ve uluslararası ihtiraslarıyla bölgesel bir dev'' diyor. Başbakan Erdoğan'ın üçüncü kez seçildiği son seçim zaferiyle Atatürk'ten sonra en fazla iktidarda kalan devlet adamı haline geldiğini belirten gazete, bir yandan izlemekte olduğu serbest piyasa modeli ve Avrupa Birliği üyeliği peşinde koşarken, diğer yandan da İslamcı ideolojisiyle Türkiye'nin çıkarlarını, 90 yıldır ilk kez eski Osmanlı coğrafyasına, Arap dünyasına yeniden odakladığını belirterek, Arapların da Türkiye'nin başarılarını gıptayla takip ettiklerini aktarıyor. Gazete, Türkiye'nin çıkarlarını korumak için ordusunu kullanmaktan pek geri durmadığını da Kuzey Irak operasyonları ve 1999'da Suriye'yle yaşanan Öcalan krizi sırasında sınıra askeri yığınak yaptığına gönderme yaparak hatırlatıyor. Times, Erdoğan'ın iktidarının ilk dönemindeki en önemli başarılarından birinin Suriye'yle sorunlu ilişkileri geliştirmesi olduğunu, Öcalan sorunu nedeniyle yaşanan krizin aşılmasıyla ticaret ve dostluğun geliştiğini, Suriye'nin kendi mütevazi kalkınması için Türkiye'ye bağımlı hale geldiğini de söylüyor. Erdoğan'ın hem Doğu'da hem de Batı'da demokrasiyle ılımlı İslam'ı bağdaştırma yeteneği nedeniyle de güçlü bir itibara sahip olduğunu kaydeden Times, Suriye'deki isyanların ise Türkiye'yi iki şekilde tehdit ettiğine dikkat çekerek, bunları da ''mülteci akını'' ve ''Erdoğan'ın benimsediği Müslüman demokrasisine pek de ilgi duymayan Müslüman Kardeşler ve diğer radikal İslamcı unsurları cesaretlendirmesi ihtimali'' olarak sıralıyor. 'İki hafta mühlet' Türkiye Başbakanı'nın, Esad'la yaptığı görüşmelerde Suriye liderine ''reform sözlerinin'' bir şey ifade etmediğini, aslolanın ''reformun kendisi'' olduğunu söylediğini kaydeden gazete, değerlendirmesini şöyle noktalıyor: ''Bu mesajlar, Esad'ın artık kimsenin ciddiye almadığı terör çetelerine ilişkin klişeleriyle reddedildi. Bu Erdoğan'a da bir hakaret anlamına geliyor. Erdoğan, ferasetini ve ihtiraslarını hafife almanın pek de akıllıca olmadığını orduyla karşı karşıya geldiğinde kanıtlamış olan, çabuk sinirlenebilen bir kişi. Türkiye, şimdi Şam'a ölüm makinesini durdurması için iki hafta mühlet vermiş durumda.'' ''Sonra ne olacağı açıklanmış değil. Ancak açık olan, 'Türkiye'nin çıkarlarını korumak üzere' bir askeri harekât. Bu, Esad konusunda elinden pek fazla bir şey gelmeyen Batı ve belki de Suriye'nin komşuları tarafından da alkışlanacaktır. Suriye ordusunun da alelacele sınıra doğru hamle yaptığı dikkate alındığında kimin kazanacağı konusunda herhangi bir tereddüt yok. Suriyeli muhalifler ve saldırı altındaki Suriye kentleri. Başkan Obama, Esad'ın devrilmesi için çağrı yapmaya hazır. Ancak sadece Türkler bunu sağlayabilir. Ankara, şimdi güçlü bir konumda konuşuyor.'' 11 Ağustos 2011 |
||||||||||
|
'Belçika da kriz riski altında' |
||||||||||
Guardian'ın başyazısı, Avrupa Komisyonu başkanı Jose Manuel Barroso'nun Avrupa Komisyonu başkanı Barroso'nun "euro bölgesinin çeper kısmının genişliyor olması kaygı verici" tespitini hatırlatıyor, İtalya ve İspanya'dan sonra Belçika'nın da bu gruba dahil olabileceğini söylüyor. Belçika'nın bir hükümeti olmadığının hatırlatıldığı yazı, bu nedenle kimsenin acil durum uygulamalarını yürürlüğe koyacak meşruiyete sahip olmadığını da ekliyor. Avrupa, Avrupa Birliği Başyazı, piyasaları etkisi altına alan paniğin iki nedenini ise şöyle tespit ediyor: "2008–2009 yılındaki teşvik uygulamalarından bu yana piyasaları en çok kaygılandıran ekonominin benzinin bittiği ve hala ivme kazanamadığı. "Daha aciliyetli olan kaygı ise İspanya ve İtalya'nın sürdürülebilir olmayan faiz oranlarıyla borçlanıyor olduğu ve Yunanistan'ın karşı karşıya kaldığı yavaş çekim temerrüde doğru ilerledikleri. "Borsalarda yaşanan düşüşler ve faiz oranlarındaki ani artışlar da büyük ölçüde yatırımcı risklerinin yeniden hesaplanmasının sonucu." Kriz karşısında yapılması gerekenlerin ise Avrupa bankalarının desteklenmesi, İspanya ve İtalya için düşük faizli acil durum kredisi oluşturulması ve piyasaya para sürülmesi olduğu tespitiyle sona eriyor Guardian'ın başyazısı. 5 Ağustos 2011 |
||||||||||
|
TSK'daki gelişmelere Alman basının yorumu |
||||||||||
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının emekliliklerini istemesi, Alman basınında geniş yankı buldu. Peki Alman basını gelişmeleri nasıl yorumladı? Haftalık Der Spiegel dergisi Jürgen Gottschlich imzalı haber-analizinde gelişmeleri, 'Türk Ordusu Erdoğan'a teslim oldu' başlığıyla duyurdu. Yazıda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu gelişmelerin ardından 'konumunu daha da güçlendirdiği' ifadesine yer verilerek, şu görüşlere yer verildi: "Başbakan gelişmeleri soğukkanlı karşıladı. Erdoğan, 'Ne yaptıklarını biliyor olmalılar' dedi. Genelkurmay Başkanı Koşaner, Erdoğan'ın, komutanların ortak olarak aldıkları istifa tehdidi kararından etkilenmesini umut ediyordu. Yanlış bir beklenti! Başbakan, 'Gidene dur demek olmaz' sözünü slogan edinircesine, Genelkurmay Başkanı'nı amansızca geri çevirdi. Bunun üzerine üst düzey komutanlar, tehditlerini gerçekleştirmek zorunda kaldı. Sadece Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel, görevinde kaldı ve bunun için de derhal ödüllendirildi. Terfi ettirilerek, Kara Kuvveteri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Vekilliği görevine atandı. Özel, hemen akabinde Genelkurmay Başkanı olacak. Bütün bu gelişmeler, Türkiye'de bir dönemin sona erdiğini gösteriyor. Erdoğan, ordunun omurgasını kırmayı başardı. Ordu, iktidardaki AKP'ye teslim oldu. Artık cuma akşamından sonra TSK’nin konumu, yaklaşık 100 yıllık bir sürede olduğu gibi kalmayacak. Recep Tayyip Erdoğan altı hafta önce üçüncü kez seçilmesinden ve kendisine eleştirel yaklaşan ordu yönetiminin gitmesinden sonra, gücünün doruğuna ulaşmış oldu. Ancak demokrasinin kazanıp kazanmadığı, daha sonra anlaşılacak." Focus dergisi ise aynı konuyla ilgili haberinde, 'Erdoğan'ın büyük şansı' başlığını kullandı. Haber-analizde, komutanların emekliliklerini istemesiyle, hükümetle ordu arasındaki mücadelenin yeni bir boyut kazandığı belirtildi. Erdoğan'ın ordu yönetimindeki krizi çok hızlı biçimde sona erdirdiği ve Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel'i Genelkurmay Başkan Vekili olarak atadığı vurgulandı. Haberde uzmanların değerlendirmelerine yer verilerek, 'Erdoğan'ın artık kendi partisine yakınlık duyan komutanları belirli kademelere yerleştirme şansını yakaladığı' ifade edildi. Almanya'nın saygın gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung, 'Ordudaki üst düzey komutanlar geri çekiliyor' başlıklı haberinde, hükümetle ordu arasında yeni bir 'güç denemesi' yaşandığını savundu ve "Komutanların, hükümet karşıtı 250 ordu personelinin gözaltında olmasını protesto etmek için emekliliklerini istediği" kaydedildi. Die Welt gazetesi, gelişmeleri internet sayfasında, 'TSK yönetimi topyekün geri çekildi' başlığı ile duyurdu. Komutanların, TSK mensuplarına yönelik tutuklamaları protesto için böyle bir karar aldığı değerlendirmesine yer verdi. Haberde Koşaner'in pazartesi günü toplanacak Yüksek Askerî Şûra öncesinde Başbakan Erdoğan'la sık sık biraraya gelerek, tutuklu ordu personelinin terfileri sorununa bir çözüm bulmaya çalıştığı kaydedildi. 30 Temmuz 2011 |
||||||||||
|
AP: Türkiye'de demokrasi güçleniyor |
||||||||||
Orgeneral Koşaner ile kuvvet komutanlarının emekliliklerini istemelerine Avrupa Parlamentosu’ndan değerlendirme geldi. YAŞ’a sayılı günler kala Orgeneral Işık Koşaner ile kuvvet komutanları emeklilklerini istedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olarak değerlendirilen bu duruma, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten’den bir değerlendirme geldi. Oomen-Ruijten, “Türkiye’de demokrasi güçleniyor” dedi. Oomen-Ruijten, kısa açıklamasında "Türkiye, demokratik kurumların askeri kararlar üzerinde denetim sahibi olduğu daha demokratik bir ülke haline geliyor" dedi. Raportör Oomen-Ruijten'in kaleme aldığı son AP Türkiye raporunda, sivil-asker ilişkileri bağlamında Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeler övülmüştü. Raporda bu kapsamda, askeri yargının yetkisinin daraltılması, YAŞ kararlarının yargı denetimine açılması ve üst düzey askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasına yer verilmişti. AP raporunda, ordu üzerinde tam sivil denetim sağlanması için Türkiye'den yeni çabalar talep edilmiş ve özellikle savunma harcamalarının TBMM denetimine alınması istenmişti. ABD: İÇ MESELE ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner'dan da bir açıklama geldi. Günlük basın toplantısında konuyla ilgili soruları yanıtlayan Toner, bunun Türkiye'nin iç meselesi gibi göründüğünü belirterek, "Türk kurumlarının gücüne güvenlerinin tam olduğunu" kaydetti. Toner, ayrıntıları şu an bilmediğini, konuya göz atana kadar yorum yapmamayı tercih ettiğini ifade etti. 29 Temmuz 2011 |
||||||||||
|
FT: Euro gerçekten tehlikede |
||||||||||
Financial Times gazetesi, "Avrupa'nın para birliğinin şimdiki haliyle tehlikede olmadığı yanılması içinde olmak kimseye fayda getirmez" yorumunu yaptı. Avrupa'nın giderek derinleşen borç krizinin yarattığı endişelerin yatırımcıları güvenli yatırım araçlarına yönelirken, en güvenli yatırım aracı olarak görülen altının onsu da 1600 doları aştı. İngiliz Financial Times gazetesi Euro Bölgesi krizinin, Amerika'nın borçlarını ödeyememe riskiyle birleştiğinde tedirginliği arttırdığına işaret ederek, Euro'yu korumanın Avrupa'yı korumak anlamına geldiğini savundu. Euro için mücadelenin en tehlikeli aşamaya girdiğini belirten Financial Times, İtalya ve İspanya'nın bu hafta gerçekleştirecekleri tahvil satışlarının önemli sınavlar olduğunu kaydetti. Gazetede şu ifadelere yer verildi: ''İtalya ve İspanya, 17 üyeli Euro Bölgesi'nin en büyük üçüncü ve dördüncü ekonomileri. Her iki ülkenin Euro Bölgesi'nin gayrı safi hasılasındaki payı yüzde 28. Buna yüzde 6'sını oluşturan Yunanistan, İrlanda ve Portekiz'i de ekleyin. Mali piyasaların Euro Bölgesi'nin üçte birinin kredi güvenilirliği konusunda kaygılı olduğu ortaya çıkar. Avrupa bankacılık sisteminin sınırötesi riskleri de yüksek anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla, Avrupa'nın para birliğinin şimdiki haliyle tehlikede olmadığı yanılması içinde olmak kimseye fayda getirmez. Krizin etkileri göründüğünden daha derin olacaktır. Euro, savaş sonrası Avrupası'nın siyasi ve ekonomik entegrasyonu projesini taçlandıran bir kazanım olarak görülüyordu. Bu dayanağın ortana kaldırılması, ne birlikten geri kalacak olan hakkında ne de Avrupa'nın dünyadaki nüfuzu konusunda söyleyecek bir şey kalmaması anlamına gelecektir.'' 19/07/2011 |
||||||||||
|
NEW YORK TİMES: BAŞBAKAN ERDOĞAN'I ALKIŞLIYORUZ! |
||||||||||
New York Times gazetesi son günlerde yaşanan gelişmeler üzerine "Başbakan Tayyip Erdoğan'ı alkışlıyoruz" ifadesini kullandı. Amerikan New York Times gazetesi, Suriye rejiminin kendi halkına karşı giriştiği şiddet eylemlerini kınadığı ve muhaliflerin Türkiye'de buluşmalarına izin verdiği için "Başbakan Tayyip Erdoğan'ı alkışlıyoruz" ifadesini kullandı. Gazete, başyazısında Beşşar Esad rejiminin son iki haftada on binden fazla Suriyeliyi üzerilerine tanklar göndererek Türkiye'ye sığınmaya mecbur ettiğinin hatırlattı. Ayrıca son 3 ayda bin 400 kişinin öldürüldüğü, on bin kişinin de tutuklandığı belirtildi. Türkiye'nin bir süre öncesine kadar İran'la birlikte Suriye'nin bölgedeki en önemli müttefiki ve ticari ortağı olduğu ifade edilen başyazıda, Başbakan Erdoğan'ın ABD Başkanı Barack Obama'nın da cesaretlendirmesiyle, Suriye'nin baskıcı tutumunu kınama noktasına geldiği, Suriyeli sığınmacılara güvenli bir ortam sağladığı ve muhaliflerin Türkiye'de buluşmasına müsaade ettiği kaydedildi. Gazete, "Başbakan Erdoğan'ı doğru şeyi yaptığı için alkışlıyor, onu ve uluslararası toplumu baskıyı arttırması için teşvik ediyoruz. Suriye'nin kâbustan kurtulmasının tek yolu Beşşar Esad'ın gitmesidir." ifadesini kullandı. 18/06/2011 |
||||||||||
|
'Yunanistan'ın iflası kaçınılmaz' |
||||||||||
Financial Times, Yunanistan'da muhalefetin hükümetin kemer sıkma önlemlerine destek vermeyeceği yolundaki görüşlerini aktarıyor ve borç krizinin aşılması için, ikinci bir uluslararası mali destekte siyasi uzlaşma ortamının yeterli olup olmadığı konusunda şüphelerin doğduğunu aktarıyor. AB ve IMF, ikinci kurtarma paketi ve bir önceki paketin 12 milyar euroluk son dilimini serbest bırakmak için önkoşul olarak daha fazla tasarruf önleminin uygulanmasını şart koşmuştu. Yunan hükümeti parlamentodan güvenoyu alsa da gelecek hafta bu planlara yine parlamentoda destek arayacak. İlgili KonularEkonomi, Avrupa Financial Times, bono yatırımcılarının şimdiden borçlarını ödeyemez hale gelmiş gibi hareket ederek Yunan hükümetinin borçlarını hesaplamaya başladığını yazıyor. Harvard Üniversitesi profesörlerinden Martin Feldstein gazetede bugün yayımlanan makalesinde "Yunanistan'ın iflasının kaçınılmaz olduğunu yazarken" Financial Times da bu görüşün büyük destek gördüğünü aktarıyor. Feldstein şöyle diyor yazısında: "Yunan parlamentosu Salı günü güvenoyu ile hükümete biraz nefes aldırmış olsa da, Yunanistan'ın iflası kaçınılmazdır. Gayrı safi milli hasılaya oranı yüzde 150'yi aşan kamu borcu, dev yıllık açıkları ve faiz oranlarının yüzde 25'i aştığı ülkede tek soru, iflasın ne zaman yaşanacağıdır. Mevcut müzakereler, aslında kaçınılmaz iflası ertelemeye yöneliktir." "Yunanistan borcunu ödeyemeyen tek Avrupa ülkesi olsaydı, şimdi iflas etmesi en iyisi olacaktı. Ama yalnız değil ve Atina'nın iflası, Portekiz, İrlanda ve büyük olasılıkla İspanya'nın da iflasını tetikleyebilir. Oluşan kayıplar Almanya, Fransa ve diğer ülkelerdeki bankalar ve diğer alacaklıların sermayelerini büyük miktarda yok edecektir. Avrupa'daki işletmeler için mevcut kredi kuruyabilir ve büyük Avrupa bankalarının çöküşü söz konusu olabilir." Martin Feldstein, Avrupa Merkez Bankası'nın şu aşamada Yunanistan'ın iflasını önlemeye çalışmasının sebebini de bu kaçınılmaz salgın ve Avrupa mali sistemi üzerindeki olası sonuçları olarak açıklıyor. Feldstein'a göre "bu nedenle asıl zorluk, Yunanistan, Portekiz ve İrlanda'nın aynı anda borçlarını ödeyemez hale gelirse, alacaklıların dayanabilmeleri için iflasları yeterince uzun süre erteleyecek bir yol bulmakta" yatıyor. 23 Haziran 2011 |
||||||||||
|
Observer: Türkiye'nin kaderini çizecek adam |
||||||||||
Observer gazetesi yazarlarından Peter Beaumont, Türkiye'de 12 Haziran'da yapılacak genel seçimlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yeniden seçilme arzusu içinde olduğunu aktarırken, ülkenin tarihinde kritik önem taşıyan bir kavşağa yaklaştığı yorumunu yapıyor.
Gazetenin internet sitesinde ise "Erdoğan Türkler için hala, baba figürü mü?" başlığı tercih edilirken "Türkiye Başbakanı yeniden iktidar arayışına girişirken, bir zamanlar onu destekleyen liberaller, neden modern İslamcılardan korkuyorlar" sorusu yöneltiliyor. Observer yazarı Peter Beaumont, yazısına Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ın Erdoğan'a yönelik eleştirileriyle başlıyor ve Altan'ın 'İnsanlar zamanında sizi dürüst ve cesur olduğunuz için destekledi. Partiniz, Türkiye'yi daha özgür ve daha kalkınmış bir ülke haline getiriyordu. O dürüst ve cesur hâlinizi özleyeceğiz. İzlediğiniz politikalar sizi, baskı görenin tarafından uzaklaştırdıkça, siz de bir gün eski halinizi özleyeceksiniz. " dediğini aktarıyor. Başbakan Erdoğan'ın seçimi yeni bir dönem daha kazanmasının beklendiğini aktaran Beaumont, Erdoğan ile Altan arasında yaşananları ise "öğretici" olarak değerlendiriyor. Beaumont, Türkiye'nin onlarca yıldır olduğundan da fazla önem taşıdığını, nüfuzunun Ortadoğu'da ABD'yi dahi gölgeleme tehdidi yarattığını, ancak ülkede dümeni yöneten kişinin karakteri ve hırslarına ilişkin soruların giderek daha da açığa çıktığı yorumunu yapıyor. Yazar, Türkiye'nin bugün dünyanın 17'inci en büyük ekonomisi olduğunu, jeopolitik ve kilit önem taşıyan bir enerji boru hattı olması açısından Avrupa ile doğu arasında bir kavşakta yer aldığına dikkat çekiyor. Beaumont, Erdoğan'ın Türkiye'nin ekonomide canlı ve güvenli bir uluslararası oyuncuya dönüşmesinde öncülük eden kişi olarak görülse de, kendisinin ve partisinin gücünü arttırma isteğinin bazı kesimleri huzursuz ettiğini, Altan'ın yorumlarının da bunu yansıttığını kaydediyor. "Erdoğan'ın destekçilerince bilindiği adıyla 'Tayyip Baba'nın neden o kadar popüler olduğunu anlamak pek zor değil." diyen yazar şöyle devam ediyor: "Erdoğan, milliyetçilik, popülizm ve halkın yüzde 95'inin Müslüman, ama devletin laik olduğu Türkiye'de, çoğunluğun kabulünü gören, orta halli muhafazakar ahlaka dayalı ve akıllıca bir sentez sayesinde büyük destek kitlesi topladı." Peter Beaumont, yazısının bu bölümünde Erdoğan'ın ekonomi, AB üyelik süreci ve uluslararası politikalarda elde ettiği başarılara dikkat çektikten sonra, Türkiye'nin bağımsız bir dış politika oluşturduğunu belirtiyor ve bu politikanın İran'a daha yakın, ama bölgede bir zamanlar en yakın müttefiki olan İsrail'den uzaklaşan bir yapıda olduğunu vurguluyor. Peter Beaumont, "Bununla beraber Erdoğan'ın bir sorunu varsa, bu, devamlı kendisine muhalefet eden, kendisini kabadayı gibi gören Kemalist sekülerleri, daha da soğutması değil. Asıl mesele, bir zamanlar Erdoğan'ı desteklemiş olsalar da şimdilerde onu alıngan, baskıcı ve giderek daha da otoriterleşen bir lider olarak gören liberal aydınların sayısının artmasında yatıyor" diyor. Yazar, "Erdoğan'ın izlediği istikamete ilişkin giderek artan telaşı" da onlarca yıl, siyasete ordu desteğindeki seküler elitin hakim olduğu bir ülkede, Erdoğan ve partisinin, aynı sekülerlerin gücünü kırmaya yönelik çabalarıyla" açıklıyor. Observer yazarı, yazısının sonunda Erdoğan'ın "Beyoğlu'nun hayatını yaşamasam da Beyoğlu'nu iyi bilirim" sözlerini hatırlatırken şu yorumu yapıyor: "Mesele ise şu: Art arda üçüncü zaferini kazandıktan sonra, hazır muhalifleri de çekilme halindeyken, bunu hatırlamaya istekli olacak mı? Veyahut, eski, sadık sağ kolu Ahmet Altan'ın hayranlık duyduğu "eski kendisini" mi hatırlayacak?" 05/06/2011 |
||||||||||
|
The Economist: 'Erdoğan Fransız sistemini istiyor' |
||||||||||
Türkiye'deki genel seçimlere geniş yer veren Economist dergisi Türk seçmenleri, AKP'nin seçimden sonra tek başına anayasa yapmasını önlemek için CHP'ye oy vermeye çağırdı. Dergi, AKP'nin ekonomi, dış politika ve ordunun siyasetin dışına itilmesi gibi alanlarda başarılı bir performans sergilediğini söylüyor. Economist bu sayede Türkiye'nin bölgesinde ve dünyada ekonomik ve siyasi bir güç haline geldiğini belirtiyor. Dergi, bu portrenin AKP'nin 2002'de devraldığı enkazdan çok farklı olduğuna dikkat çekiyor. 'Erdoğan'a destek kaygı verici
Economist, bu durum karşısında Türk seçmenlerin yine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelmesinin şaşırtıcı olmadığını söylemekle birlikte, bunun kaygı verici olduğunu da vurguluyor ve şöyle devam ediyor; "Erdoğan kamuoyu yoklamalarında çok istediği üçte iki meclis çoğunluğuna yakın gözüküyor. Çünkü bu tek başına anayasa yapmasına izin verecek. Bu Türkiye için kötü olur. Bu yargının nedeni, Türkiye'yi bir teokrasiye dönüştürmeye çalıştığı gibi asılsız bir temele dayanmıyor. Ordu, çok sayıda İsrailli ve Amerikalının fısıldadıklarının tersine, AKP'nin genel anlamda hoşgörülü Türkiye'yi, bir sonraki hoşgörüsüz İran'a çevirmek istediğine dair çok az kanıt var" 'Kaygı din devleti değil, demokrasi' AKP'nin kısıtlanmayan yönetimiyle ilgili asıl kaygının din değil, demokrasiyle ilgili olduğunu söyleyen dergi, Erdoğan'ın ordu ve yargıya karşı mücadelelerini kazandıktan sonra, çok az sınırlandırmayla karşılaştığını söylüyor. Dergi şöyle devam ediyor;
"Bu durum Erdoğan'ın doğasından gelen
eleştiriye karşı hoşgörüsüz tutumunu şımartmasına izin verdi ve
otokratik içgüdülerini besledi. Yolsuzluk artıyor gibi görünüyor. Basın
özgürlüğü saldırı altında. Türkiye'de Çin'dekinden daha fazla sayıda
gazeteci hapiste. Erdoğan'ın kaygı verecek kadar çok sayıdaki karşıtı ve
düşmanı, ki bunlara çok sayıda emekli subay da dahil, soruşturma
altında. Bazı vakalarda da abartılı komplo suçlamalarıyla" 'Erdoğan Fransız sistemini istiyor' Dergi ayrıca, Erdoğan'ın seçimde üçte iki meclis çoğunluğu kazanırsa Fransa'dakine benzer bir başkanlık sistemi kuracağına ve kendisinin başkan olacağına dair ipuçları verdiğini belirtiyor.
Economist'e göre zaten fazlasıyla merkeziyetçi bir yapıya sahip olan Türkiye'de bu bir hata olur. Bu noktada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na işaret eden dergi, Kılıçdaroğlu'nun partide Deniz Baykal döneminden kalan isimleri tasfiye ettiğini ve partinin ordunun siyasete müdahalesine sempatiyle bakan tavrını değiştirdiğini söylüyor. 'CHP'ye oy verin'
Ayrıca, CHP'nin daha önce zayıf olduğu
Güneydoğu illerindeki seçim mitinglerinde, AKP'den daha büyük
kalabalıklar topladığını belirtiyor. Yazı şu tavsiyeyle sona eriyor; 03/06/2011 |
||||||||||
|
27.05.2011- Avrupa basınından özetler |
||||||||||
|
‘Balkan kasabı’ olarak anılan eski Sırp general Ratko Mladiç’in 16 yılın ardından tutuklanması, ve Fransa’da düzenlenen G8 Zirvesi, bugünkü Avrupa basınının ağırlıklı yorum konularını oluşturuyor. İsviçre’den Neue Zürcher Zeitung, Mladiç'in tutuklanmasını şöyle değerlendiriyor: “Belgrad’ın hâlâ soykırım olarak tanımadığı Srebreniça katliamının baş sorumlularından ikisinin de yakalanıp mahkemeye çıkarılması tüm bölge açısından önemli. Sırp birliklerinin 1995 Temmuzunda Srebreniça'ya girişi sırasında Mladiç kameraların önünde açıkça şunu söylemişti: Bu bölgedeki Türkler’den öç alma zamanı sonunda geldi. Sırp milliyetçiler, Osmanlı hakimiyeti dönemine atıfla Boşnak Müslümanları Türk diye adlandırıyordu. Mladiç katliamı kamuoyuna açıkça duyurmuştu. Sadece Batı oraya kulak vermedi.” Viyana'dan Kurier gazetesinin yorumunda ise şu satırları okuyoruz: “Arananlar listesinin en başındaki savaş suçlusunun şimdi Lahey’deki BM Savaş Suçluları Mahkemesi önüne çıkacak olması sadece toplu katliam suçlusu için adil bir ceza değil, aynı zamanda sevdiklerini, en yakınlarını savaşta kaybeden yüz binlerce Boşnak Müslüman için gecikmiş bir kefaret. Ama her şeyden önce, Sırbistan için bir özgürleşme adımı. Mladiç ve diğerleriyle hiçbir ilgisi olmayan milyonlarca genç Sırp başka dertler içindeyken, ülke eski savaş generallerinin geçmişteki utanç verici eylemlerinin gölgesinde kaldı. Mladiç’in tutuklanması, Sırbistan’ın savaşın zulmündeki sorumluluğunu tam anlamıyla sorguladığı anlamına gelmiyor henüz. Ancak çok önemle bir adım atıldı ve Sırbistan AB ve geleceğe uzanan yolda çok önemli bir engeli aşmış oldu.” Fransız DNA gazetesi ise şu yorumda bulunuyor:
“Mladiç’in yakalanmasının 16 yıl sürmesi, iç savaşın derin şebekesinin hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Kaldı ki, Mladiç aslında Sırbistan’da daha 2008 yılından beri aranıyor. Ve bu, Balkanlar’daki tüm yeni devletler için geçerli. Zanlılar Sırp olsun, Bosnalı Sırp, Hırvat ya da Boşnak olsun. Her yerde suç ortaklığı görülüyor. Yüzü tanınmayacak durumdaki Mladiç, çok yukarılardan bir yerden, muhtemelen ordu tarafından korunuyordu.” Sekizler Grubu Zirvesi Fransa'nın Deauville kasabasında sürüyor. Fransız Le Monde gazetesi, G8'in ‘Arap Baharı' diye nitelendirilen demokrasi hareketine karşı tutumunu irdeliyor: “G8 Zirvesi için Arap Baharı'na eşlik etmek ve destek vermek kadar güzel bir hedef olabilir mi? Ancak reforma duyulan susamışlık ile muhafazakarlığın kurşundan tabutu arasındaki büyük mücadelede sivil topluma duyulan sempatinin geri planda kaldığı endişesi mevcut. G8 ülkelerinin elinde kapsamlı bir dış politika yürütecek para artık yok. Gerekli para, Afganistan ve Irak'taki askeri harcamalarla kıyaslandığında gülünç görünmesine rağmen. Üstelik Batılı ülkeler hiçbir şekilde birleşik ve kararlı bir blok oluşturamıyor. Demokrasi yolundaki Arap ülkeleri muhtemelen kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalacak.” Paris'te yayımlanan Le Figaro gazetesi de G8'in Kuzey Afrika ülkelerine yardım planlarını ele alıyor: “İki aydır Libya'da Kaddafi rejimine karşı savaşılıyor ve Suriye'de halka zalimce baskı uygulanıyor. Tunus ve Mısır ise, genel demokrasi hareketini kurtarma deneyinde laboratuar konumunu sürdürüyor. Yürüyen demokrasi sürecinin yenilgiye uğraması, stratejik denge, terör tehdidi ve göç akınının yarattığı baskı açısından bir felaket anlamına gelir.”
Son olarak İtalyan Corriera della Sera gazetesinde, Dominique Strauss-Kahn'dan boşalan IMF başkanlığı koltuğunun stratejik önemini konu alan yoruma yer veriyoruz. “ABD için yenilgi, tek süper güç olma konumunu kaybetmektir. Başkan Barack Obama da iyimser görünme çabasına rağmen, dünyanın nasıl hızla değiştiğinin bilincinde. Avrupa içinse yenilgi, hiçbir zaman ulaşamadığı hedeflerinden temelli vazgeçmek ve şimdiden belirmeye başlayan ‘anlamsızlığını' resmen tasdik etmek zorunda kalmak demek. Bu nedenle IMF başkanlığı makamının kaybedilmesi büyük bir endişe. Başkanlık koltuğu Avrupa'ya verilmezse Avrupa sadece 1945 yılından bu yana sahip olduğu IMF yönetimini değil, aynı zamanda kendisine tanınan ve her şeye rağmen hâlâ elinde bulundurduğu statüyü kaybetmiş olacak. Yani uluslararası alandaki inanılırlığı ve çöküşü hala geri çevirebilecek güce sahip olduğu düşüncesini. |
||||||||||
|
Economist: Türkiye seks skandallarında birinci ligde |
||||||||||
İngiliz Economist dergisi, MHP'deki kaset skandalının, 12 Haziran'da yapılacak genel seçimlerde önemli etkisi olabileceğini yazdı. Derginin son sayısındaki değerlendirmede özetle şöyle deniyor: "Seks skandallarında Türkiye birinci ligde. Son haftalarda internette yayımlanan görüntü kayıtları sonrasında MHP'den 10 üst düzey yetkili istifa etti. "Skandalın seçimler üzerinde önemli bir etkisi olabilir. Birçok MHP yetkilisi skandalın arkasında AKP'nin olduğunu savunuyor. Onlara göre, AKP'nin amacı MHP'yi yüzde 10 barajının altına düşürmek. Şu anda MHP'nin Meclis'te 70 sandalyesi var. MHP'nin barajı geçememesi AKP'ye daha fazla milletvekili kazandıracak ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığı şansını güçlendirecek bir anayasa yapabilecek." "Erdoğan seçimler öncesinde gözü kara bir şekilde milliyetçi kesimlere oynuyor. Avrupa Birliği konusunda giderek kabalaşıyor ve Türkiye'nin Kürt sorunu olmadığını söyleyebiliyor. Ana muhafelet lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Aleviliğine saldırıyor ve CHP Başkanı'nın gerçek Müslüman olmadığını ima ediyor. " 'MHP'lilerin işi' "Ama sızan görüntü kayıtlarında AKP'yi suçlamayanlar da var. Emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, kayıtların Bahçeli'den rahatsız olan MHP'lilerin işi olduğunda ısrarlı. Geçen yıl yapılan referandumda Bahçeli'nin anayasa değişikliği paketini reddetme çağrısında bulunmasından bu yana partiye destek azalmaya başladı. Diğer şeylerin yanında, müdahaleci generallerin sivil mahkemelerde yargılanmasına izin veren paket, birçoğunu dindar MHP'lilerin oluşturduğu yüzde 58'lik bir kesim tarafından onaylandı. Bahçeli, kasetlerin arkasında Fethullah Gülen cemaatinin olduğunu söyleyerek öfkeyi daha da artırdı. Cemaat üyelerinin polise sızdığı öne sürülüyor ama bu iddiayı kanıtlamak imkansız." Sempati oyları "Fakat kasetlerin arkasında kim varsa, şansını zorluyor da olabilir. Zira bazı anketlere göre, başına gelenlerden sonra MHP'ye sempati artmaya başladı. Bahçeli de birçok kişi tarafından ülkücüleri sokaktan çekerek, Kürtlerle Türkler arasında çatışma çıkmasını önleyen lider olarak değerlendiriliyor.” “Seks kasetleriyle şantaj Türk siyaseti için yeni bir şey değil. Partinin eski lideri Deniz Baykal da böyle bir skandal sonrasında istifa etmişti. CHP milletvekili Çetin Soysal, son yıllarda aralarında AKP'lilerin olduğu 3 bin kişinin" dinlendiğini, hükümetin bunları durdurmak için hiçbir şey yapmadığını söylüyor. Türkler, son skandalla ilgili kafa yorarken, görüntüleri izleyen Oray Eğin, "Birşey kesin. Türk erkekleri yatakta başarısız" diyor." 27 Mayıs 2011 |
||||||||||
|
Die Welt Gazetesinden Derviş'e Destek |
||||||||||
Alman "Die Welt" gazetesi, IMF'ye Başkan olabilecek kişiler hakkında yayınladığı bir haberde, 8 aday arasında, Türkiye'nin ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakanı Kemal Derviş'e de yer verdi. Alman "Die Welt" gazetesi, cinsel saldırıda bulunduğu suçlamasıyla tutuklanan IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın yerine başkan olabilecek kişiler hakkında yayınladığı bir haberde, 8 aday arasında, Türkiye'nin ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakanı Kemal Derviş'e de yer verdi. "Kim IMF Başkanı olacak?" başlığıyla verilen haberde, Fransa Ekonomi Bakanı Christine Lagarde'nin yeni IMF Başkanı olma şansının çok yüksek olduğu belirtilmekle birlikte Derviş'in de, Strauss-Kahn'ın yerini doldurabilecek güçlü bir aday olabileceği ifade edildi. Haberde Derviş ile ilgili olarak, "Türkiye'nin ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakanı Kemal Derviş, Dominique Strauss-Kahn'ın yerini doldurabilecek güçlü bir aday olabilir. Eğer isterse. ve eğer Angela Merkel (Almanya Başbakanı) bir Türk'ü Avrupa'lı olarak kabul etmeye razı olursa, çünkü kendisi bir Avrupalı'yı istedi" denildi. Derviş'in babasının Türk olduğu, annesinin de Hollanda'lı ve Alman bir aileden geldiği belirtilen haberde, Derviş'in, London School of Economics'i bitirdikten sonra ABD'deki Princeton College'de doktorasını yaptığı ve 1977 yılından itibaren 22 yıl boyunca Dünya Bankası'nda görev yaptığı anlatıldı. Türkiye'de bakanlık yaptığı 2001 ve 2002 yıllarında ülkedeki ağır ekonomik krizin aşılmasında başarılı bir strateji geliştirerek, Türkiye'nin AB üyeliği yolunu düzlediği, bu strateji sayesinde Türkiye'nin 2008 ve 2009 yıllarındaki ekonomik krizden de büyük ölçüde korunduğu ifade edildi. Derviş'in günümüzde Türk hükümetinin bir üyesi olmadığına ve kalkınmakta olan bir ülkeden de gelmediğine işaret edilen haberde, "Ancak o ideal bir uzlaşma adayı olabilir: Yeteri kadar Batılı, kalkınmakta olan ülkelere uygun. ve Türk hükümeti de kendisini destekler" şeklinde ifade kullandı. Haberde, Strauss-Kahn'ın yerine seçilebilecek en güçlü aday olarak gösterilen Lagarde'nin ise, İtalya ve Almanya tarafından da desteklenebileceği görüşüne yer verilerek, diğer adaylar arasında gösterilen eski Almanya Maliye Bakanı Peer Steinbrück'ün ise, diplomatik olmadığı ve aklına geleni söyleyen bir kişi olduğu için ABD, İngiltere, Fransa ve İsviçre'de sevilmediği belirtildi. IMF Başkanı seçilebilecek diğer kişilerin de, İsviçre'li Josef Ackermann, Brezilya'lı Arminio Fraga, İsrail'li Stanley Fischer, Meksika'lı Agustin Carstens ve Hindistan'dan Montek Singh Ahluwlia olduğu kaydedildi. 18.05.2011 |
||||||||||
|
'Arap isyanları bin Ladin'i akımını anlamsızlaştırdı' |
||||||||||
Financial Times gazetesi muhabirlerinden Roula Khalaf, El Kaide lideri Usame bin Ladin'in ölümünün Arap isyanlarının olduğu bir ortamda fazla bir etkisinin olmayacağı yorumunu yapıyor. ''10 yıl önce bin Ladin, Arap dünyasında bir kahraman olarak görülüyordu'' diyor Financial Times muhabiri Roula Khalaf haberinde. Habere göre, El Kaide liderinin diktatörlere ve diktatörlerin hamisi ABD'ye karşı şiddete dayalı mücadelesi, özgürlüğe ulaşmak için tek yol olarak görülüyordu. "Ancak bin Ladin ve yardımcıları, Arap dünyasını sarsan ve rejimlerin barışçı yollarla devrilebileceğini ortaya koyan eylemler boyunca ortada görünmedi." ''Bu isyanlarda genç Araplar kendi seslerini bulup, kendi kendilerinin kahramanları haline gelerek, kendi geleceklerini, 'cihat'tan tamamen farklı bir yolla daha barışçı, çoğulcu bir şekilde şekillendirme arayışına girmişlerdi. Küresel sorunlara değil, kendi ülkelerindeki meselelere sahip odaklanıyorlardı'' diyor Khalaf. Haberde görüşlerine yer verilen, bölge uzmanı Emile Hokayem, ''Bin Ladin'i kahraman yapan öfkeydi. Ama insanlar, başka yerde umutlarını görünce Arap toplumunda bir anda anlamsız bir varlık haline dönüştü'' diyor. Financial Times muhabiri, Arap dünyasında Usame bin Ladin'in yasını tutanların bulunduğu, intikam saldırısı riskinin de ihmal edilemez olduğu, Arap toplumundaki isyanların ve çatışmaların uzamasının El Kaide militanlarına kısa vadede kazanım sağlayabileceği ihtimallerine işaret ediyor. Ancak Roula Khalaf'a göre El Kaide ilham verici özelliğini yitirdi. Khalaf, ''Ama El Kaide ilham verici bir kavram olarak Arap isyanlarıyla yenilgiye uğratılmış, Obama yönetiminin Müslüman dünyayla uzlaşma arayışıyla da zayıflamıştır'' diyor. 03/05/2011 |