©2006

 

Son Güncelleme:22/08/11

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya

Dünya Basını-5

Financial Times : Mısır, Türkiye modeli için hazır mı?

 

İngiliz Financial Times gazetesi, bugünkü başyazılarından birinde, Mısır'daki en büyük ve örgütlü muhalif grup olarak tanımlanan Müslüman Kardeşler'e eğiliyor.

Gazeteye göre, Müslüman Kardeşler'in radikal İslama kaymasını önlemek için yapılması gereken, grubu yasal çerçevedeki bir siyasi rekabetin içine sokmak.

Başyazıda Türkiye'de yaşanan AKP modeli de, bir alternatif olarak sunuluyor.

Financial Times başyazısında öne çıkan bazı satırlar şöyle:

"Şu anda yapılması gereken, oyunun kurallarını belirleyecek anayasal bir süreç başlatmak. Eski Ürdün Kralı Hasan, bunu 1989'da yapmıştı.

Müslüman Kardeşler'i İslam'ı evrensel haklarla birlikte yasa ve meşruiyet kaynağı olarak tanımlayan bir ulusal uzlaşmaya bağlamıştı. Müslüman Kardeşler'in seçim kazanıp hükümete girmesine, bundan sonra izin verdi.

 

Kral Hüseyin daha sonra cesaretini kaybetti.

Ama başta Türkiye'deki AKP olmak üzere, başka modeller de var. AKP seçim sandığına bağlı, seküler bir anayasa dahilinde hareket ediyor.

Ancak Mısır'ın kurumsal anlamdaki zayıflığı, Türk örneğini tekrar etmeyi zorlaştırıyor.

Müslüman Kardeşler, otoriter bir yönetimin bahanesi olarak kullanılmamalı. Grubun uzun yürüyüşüne devam etmesine de izin verilmemeli.

Mısır'daki İslamcılar önceden belirlenen kurallar çerçevesinde, açıkça rekabet etmeli."

Financial Times'daki başyazının sonunda, Wikileaks belgeleriyle ortaya çıkan, 2005 yılında Kahire'deki ABD büyükelçiliğince hazırlanan tavsiyeye dikkat çekiliyor:

"Mısırlılar bizi uzun süredir Müslüman Kardeşler tehdidiyle korkuttu.

Ancak dar görüşlü İslami siyasete karşı yapılacak en iyi hamle, onları sisteme dahil etmektir."

09/02/2011

28.12.2009 - Avrupa basınından özetler

28 Aralık 2009 tarihli Avrupa gazetelerinden derlediğimiz basın özetleri arasında,
İran’daki kanlı olaylar ve uçuş güvenliğini tehdit eden terör tehlikesinin önlenemeyişi göze çarpıyor.

 

Sağ liberal Danimarka gazetesi Jyllands-Posten,

 

Türkiye – AB ilişkilerini konu alan yorumunda, Türkiye’nin giderek artan önemine işaret ediyor: 

“Batı’nın Türkiye’den aldığı sinyaller şimdilik maalesef, tam üyelik müzakerelerinin ağır aksak ilerlemesinden dolayı AB’ne duyulan kızgınlık yüzünden bu ülkenin AB, ABD ve NATO’dan uzaklaşarak kendine doğu sınırlarının ötesinde yeni dostlar aradığını gösteriyor. Türkiye’nin yeni müttefik arayışları enerji ve güvenlik politikaları açısından önümüzdeki yılların gündemini belirleyecek. AB’nin demokratik Türkiye ile Kıbrıs ve Kürt meseleleriyle ilgili taleplerinde ısrar etmesi yerindedir. Ama bunun bedeli çok yüksek olabilir. Çünkü Türkiye’nin Avrupa açısından taşıdığı önem giderek artmaktadır.

 

Roma’da yayımlanan İtalyan gazetesi Corriere della Sera, ‘usulca ilerleyen devrim’ başlığıyla yayınladığı yorumunda İran’daki protesto gösterilerini ele alıyor:

 “Tahran yönetimini hedef alan protestolar kitle hareketine dönüştü. Ama, bu kitle farklı bir kitle. Sansürden kaçırılarak bize ulaştırılan resimler, protesto eylemlerine katılanları, gençlerin oluşturduğunu gösteriyor. 33 yaşın altındaki İranlıların sayısı 48 milyonu aşıyor. Bununla da bitmiyor. Taşkınlıklar diğer şehirlerle de yayılmaya başladı. Göstericilerin daha önce girmeye cesaret edemediği Şii iktidar sahiplerinin semtleri de artık olaylara sahne oluyor. İktidara meydan okumanın vardığı nokta, İran’ın usulca bir devrim geçirmekte olduğunun kanıtıdır.”

 

Yine İtalyan gazetelerinden La Stampa da, İran’da değişimin başladığı sonucuna varıyor:

 “Tahran rejimi şimdilik güçlü ve geniş halk kesimlerinden destek alıyor. Ama bir şeylerin değişmekte olduğu da gözden kaçmıyor. Verilen kayıplara rağmen muhalefet büyük bir zafer kazandı. Son ayların kanlı baskı yöntemlerinin başarısızlığa uğramış olması, muhalefetin toplumda kök saldığını gösterir. İktidardakiler ise iç çelişkilerini aşamadılar. Ruhban sınıf kısmen muhalefeti desteklerken bir kısım mollalar ise dini lider Ali Hamaney’in sözünden çıkmıyor. Geleneksel sağ da, silah endüstrisiyle bütünleşmiş neo muhafazakarlara cephe alıyor.”

 

 Fransız Le Figaro gazetesi, İran’ın halk ayaklanmasının eşiğine geldiğini yazdığı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

 “Gösterilerde ölenlerin resimleri halk ayaklanmasını daha da kızıştıracaktır. Ölülere aşırı sevgi göstermenin adet olduğu İran’daki her cenaze töreni hükümeti protesto gösterisine dönüşecektir. Bundan 30 yıl önce Şah’ın devrilmesine yol açan ve yeniden hissedilmeye başlayan bu fenomen şimdi de Humeyni’nin varislerini hedef alıyor. ABD’nin uranyum zenginleştirme programıyla ilgili ültimatomunun dolacağı gün yaklaştıkça halk ayaklanması da hesaba katılması gereken bir faktör olmaktadır. Mollaları hedef alan devrimin, İran atom bombasına kavuşmadan başarıya ulaşması artık ihtimal dışı değildir.”

 

Dernieres Nouvelles d'Alsace adlı Fransız gazetesinin yorumuna geçiyoruz. Yorumda, bir Amerikan yolcu uçağını havada patlatma teşebbüsünün İslam’a gölge düşürdüğü dile getiriliyor:

 “Suikast teşebbüsü Amerikan hava limanlarındaki kontrollerin ve bütün Amerikan güvenlik sisteminin sorgulanmasını gerektirir. ABD’nin bütün dünyaya yaydığı güvenlik mekanizması delindi. Ama son büyük korku her şeyden önce yine İslam’ın yerilmesine yol açacak. Fransa haftalardır burka yasağını tartışıyor. Burkalı kadınlar radikal dincilerle özdeşleştirilme tehlikesiyle karşı karşıya. Radikal dinciliğin neyle sonuçlanabileceği maalesef biliniyor. Bu tür önyargılı kısaltmalar son derece tehlikelidir.” 28/12/2009 DW

24.12.2009 - Avrupa basınından özetler

Bugünkü Avrupa gazetelerinde birbirinden farklı konular dikkat çekiyor. İran'daki rejime eleştiriler, ABD-AB ilişkisi ve Çin'de muhalifler hakkında açılan davalar, yorum konularından bazıları.

Strazburg'da yayımlanan Fransız Dernieres Nouvelles d'Alsace gazetesi, şu günlerde muhalefetin tekrar protestolara başladığı İran'ı mercek altına alıyor. Gazete, İran'da Fransız üniversite hocası Clotilde Reiss hakkında dava açılmasını yorumluyor ve bu bağlamda İran rejimini eleştiriyor:

"Özgürlüğü seven her insan, Reiss'le ilgili hukuk komedisi karşısında ancak iğrençlik ve sonsuz bir üzüntü hisseder. Clotilde Reiss'in kaderi, İran rejiminin rehini olmasından daha çok diplomatik bir labirentin tutuklusu haline gelmesi açısından iç karartıcı. Diktatör bir rejimin ilk şantaj denemesi karşısında zayıflık gösterirsek, Fransa'nın genel olarak Ortadoğu sorunuyla, özellikle de İran'ın nükleer faaliyetleriyle ilgili açıklamaları dikkate alınmaz, değer görmez."

Hollanda'nın Trouw gazetesi ise bugünkü sayısında, ABD Başkanı Barack Obama'nın AB'ye yaklaşımını inceliyor. Gazete, Obama'nın AB'yi icra yeteneği ve azmine göre değerlendirdiğini belirtiyor. Yorum şöyle:

"Obama dünya üzerinde değişen güç ilişkilerini ve dengeleri, kendi gözünde ABD için en iyi olanı yapabilmek amacıyla dikkate alıyor. Bu bağlamda AB'nin bir kenara itilmesi tehlikesi var. AB Kopenhag'daki İklim Zirvesi'nde çevre politikası konusunda uzun süreden beri başı çekmesine rağmen gözardı edildi. ABD, Çin ve gelişmekte olan üç ülke arasındaki pazarlık bunun rengini verdi. AB, yeni yüzleri, AB Konsey Daimi Başkanı olarak Belçikalı von Rompuy ile Birliğin Dışişleri Bakanı hükmündeki Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi İngiliz Catherine Ashton ile uluslararası arenada kozunu oynayamaz. AB Obama'nın Başkan olmasını memnuniyetle karşılamıştı. Ancak Obama, Avrupa'yı sergilediği azme göre yargılıyor."

Luxemburger Wort gazetesi ise Çinli yazar ve insan hakları savunucusu Liu Xiaobo'nun yargılanmasını analiz ediyor:

"Çinli ünlü aydın Liu, dünden bu yana yargı önünde. Suçu, Çin Halk Cumhuriyeti'nde demokrasiyi savunan 'Charta 08' adındaki bildiriyi hazırlayanlardan biri olarak, düşünce ve inanç özgürlüğü ile özgür seçimler yapılmasını talep etmek. Çin'de iktidarda olan Komünist Parti bir milyar nüfuslu ülkede istikrar ve düzenin, vatandaşların haklarından önce geldiğini belirterek insan haklarını kısıtladı. Peki Liu'nun talepleri şimdi bunun önünde tehdit mi oluşturuyor? Demokrasi ve insan hakları hedefiyle hazırlanan 'Charta 08' başlıklı çağrıya sadece Liu değil 10 bin kişi imza attı. Bu rakam az görünse de Çin'de gözaltına alınma ya da izlenme tehlikesine rağmen giderek daha fazla insanın, iktidarla karşı karşıya gelmeyi göze aldığını gösteriyor."

Federal Yargıtay'ın, kısa adı RAF olan eski Kızılordu Frarksiyonu adlı terör örgütü üyelerinden Verena Becker hakkında, 32 yıl önce Başsavcı Siegfried Buback cinayetine adının karışması nedeniyle çıkarılan tutuklama kararını kaldırması, basında geniş yer buluyor. Fraktfurter Rundschau gazetesi kararı şöyle değerlendiriyor: 

"Görünen o ki, hâkimler suç işleyen zanlılar hakkında çok ağır ya da çok hafif kararlar verebiliyor. Mahkeme, Becker'i serbest bırakma kararıyla, RAF ile devlet arasındaki anlamsız savaşın geçmişte kaldığını ve bunun için özellikle sert muameleye gerek olmadığını göstermiş oldu. Bunun bize verdiği mesaj şu: Hukuk devleti, eski düşmanlarına karşı normal yöntemleri kullanıyor. Bu, onlara yapılabilecek en büyük jest, kompliman." 24/12/2009

22.12.2009 - Alman basınından özetler

İran’da dini lider Muntazeri’nin cenaze töreni sırasında yaşanan rejim karşıtı kitlesel protesto gösterileri ve Almanya'da Kunduz bombardımanı tartışması, Alman basınının öne çıkan konuları arasında yer alıyor.

Die Welt gazetesi, dini lider Hüseyin Ali Muntazeri'nin cenaze törenine atıfla bulunduğu yorumda “Direniş ölmüyor” başlığını atmış. Yorumda özetle şu görüşlere yer veriliyor.

“ … İran’daki İslam devrimi liderleri Muntazeri’nin yeteneklerini biliyor, ancak O’nun esnek aydınlık kişiliğinden çekiniyorlardı. Başkent Tahran’dan çok uzaktaki Kum kentine bir anlamda sürgüne gönderilmiş olan ve ev hapsinde tutulan Büyük Ayetullah Muntazeri, o şartlarda bile, -gittikçe baskıcı bir rejim haline gelen- İran Yönetimi’ne karşı dini direnişi şekillendirebilmişti. Ancak Muntazeri’nin ölümüyle birlikte direniş de ölmüyor. Cenaze törenindeki kitlesel protestolara güvenlik güçlerinin yeniden şiddetle karşılık vermesi, tam tersine direnişini yaşadığını gösteriyor. Şiiler bir hafta boyunca matem tutuyor. Hafta sonunda da Aşure Günü idrak edilecek. Bu günde dini dikta rejimine karşı duyulan nefret ve acılar öfkeye dönüşebilir. Rejimin korku içinde olması için her türlü sebep mevcut.”

Süddeutsche Zeitung gazetesi de aynı konuda “Devrimci Yas” başlıklı yorumunda,  İran’daki rejimin Muntazeri’nin ölümünden sonra da ondan korkmaya devam edeceğini belirtiyor. Yorumu kısaltarak aktarıyoruz:

“ … Muntazeri, kendisini de, İran İslam devriminin lideri Humeyni’yi de yanılmaz kişiler olarak görmüyordu. Rejimin önde gelen dini liderlerinin hiç yapmayacağını yapıp, hataları büyük bir geniş yüreklilikle itiraf etmesini bildi. Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği’nin işgalinin 30.cu yıldönümü konuşmasında, ‘o zamanlar işgal yönünde görüş bildirmiştim, şimdi aynı şeyi düşünmüyorum, o girişim bir hataydı’ diyebiliyordu. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın politikalarını yorumlarken de, ‘evet, nükleer enerji kullanma hakkımız var, ama başka haklarımızın da olması gerekmez mi’ diye soruyordu. Birkaç yıl önce bir gazetecinin ‘İslam Devrimi’ni bir kez daha destekler miydiniz’ sorusu üzerine Muntazeri uzunca düşünüp ve “Hayır” yanıtını vermişti.”   

Kölnische Rundschau gazetesi de İran’da dini lider Ali Muntazeri’nin dünkü cenaze törenindeki kitlesel protestolara atıfta bulunduğu yorumunda, İran’daki muhalif güçlerin direniş hareketini analiz ediyor. Yorumda şu şatırları okuyoruz:

“ … Devlet terörü, muhaliflerin öldürülmesi, hapishanelerde işkence uygulamaları… Tüm bunlar İranlıların özgürlük arzusunu bastıramıyor. Öte yandan İran’daki muhalif güçler -akılcı davranarak- açıktan direniş göstermiyorlar. Devletin şiddet kullanma tekeline karşı böyle bir direniş girişiminin başarısız kalacağı aşikar. Açıktan bir direniş eylemi nihayetinde kan gölüyle sonuçlanır ve muhalefet güçleri yıllar sürecek bir sarsıntı geçirirdi. İran’da rejim sallanıyor, ama henüz gidici değil. Sabır gerekiyor. Zaman, iktidardakilerin aleyhine işliyor.”    22/12/2009

15.12.2009 - Avrupa basınından özetler

Torino’da yayımlanan liberal İtalyan gazetesi La Stampa, Başbakan Silvio Berlusconi’nin saldırıya uğramasını ele aldığı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Silvio Berlusconi’ye fizikî şiddet kullanılması, siyasi senaryoyu değiştirmişe benziyor. Düne kadar kimsenin hayal edemeyeceği mucizevî şeyler oluyor. Berlusconi, en çok eleştirildiği meclis başkanı Gianfranco Fini ile iki göz iki çeşme kucaklaşıyor. Muhalefet lideri Pierluigi Bersani, geçmiş olsuna gelerek elini sıkıyor. Boşanma davası açan eşi, Berlusconi’nin doktorlarını arayarak yaralı başbakan hakkında bilgi alıyor. Siyasi iklimin son derece kritik olduğu mesajı İtalyan siyaset sahnesine ulaşmışa benziyor. Umalım etkisi başbakan hasta yatağından kalktıktan sonra da devam etsin.”

Varşova’da yayımlanan Rzeczpospolita adlı Polonya gazetesi ise Berlusconi’nin sol kampanyanın kurbanı olduğunu öne sürüyor:

“Facebook’daki ‘Berlusconi’yi öldürülelim’ sayfası popülarite rekorları kırmıştı. İnternet kullanıcıları, bu sitede Berlusconi’yi kiralık katile öldürtmek için para toplamayı öneriyordu. İtalya’nın solcu sanatçıları sağcı politikacılarla alay etmeyi çok severler. Ama sevmedikleri politikacıları öldürtme çağrısında bulunmakla ‘sanatçı özgürlüğünün’ sınırlarını aşmış oldular. Böyle kötü şakalar çok kötü sonuçlar doğurabilir. Sanatçılar ve internet şaklabanları marifetleriyle gerçek hayat arasında bağlantı kursalar iyi olur. Radikal sağcılığa hep büyük tepki veren sol, kendi hatalarının bilincine varmalıdır.”

Sıra Fransız gazetelerinden Le Monde'nin yorumunda. ‘Blair’in günah çıkarışı’ başlıklı yorumda, eski İngiltere Başbakanı’nın, ‘Irak’a her halükarda savaş açardım’, şeklindeki sözleri ele alınıyor:

“Bağdat’ın elinde kitle imha silahı olmuş, olmamış fark etmez. İngiltere, 2003 yılının Mart ayında Amerikalılarla birlikte Irak’ı işgal etmeye mecburdu. Tony Blair’in Pazar günü BBC’ye söylemek istediği buydu. Oysa 1997 – 2007 yılları arasında başbakanlık yapan Tony Blair, parlamentoya ve kamuoyuna, kitle imha silahları bulundurduğu için Irak ile savaşmak zorunda olduklarını anlatıyordu. Hatta Blair, Saddam yönetiminin bu silahları 45 dakika zarfında devreye sokabileceğini de iddia etmişti. Peki şimdi neden günah çıkarıyor? Araştırma komisyonunda bilgisine başvurulana kadar bekleyebilirdi. Herhalde komisyondan önce davranıp inisiyatifi ele almak istiyor. Çünkü komisyonun araştırmalarına göre, Tony Blair, savaştan on bir ay önce Teksas’taki çiftliğinde ziyaret ettiği Başkan Bush’a Irak savaşı için askerî destek sözü vermişti.”

Paris-Normandie adlı Fransız gazetesinden aktaracağımız yorum ise ‘Tony Blair ve Irak Savaşı’ başlığını taşıyor:

“Tony Blair ‘Irak’ın kitle imha silahları bulundurmadığına dair kanıt da olsa, George Bush’un yanına İngiliz birlikleri verirdim’, diyor. Eski başbakanın itirafı, herkesin düşünebileceği bir şeyi teyit ediyor:

Bu savaşın tek hedefi, Saddam Hüseyin’i alaşağı etmek ve ABD’nin haçlı seferi hayallerine askerî gerçeklik kazandırmaktı.”

14/12/2009

AB ve ABD’nin DTP kaygısı

Avrupa Birliği, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılmasından dolayı “kaygılı olunduğunu” duyururken, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye, tüm yurttaşlarının siyasi özgürlüklerini geliştirme çağrısı yaptı.

Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılması uluslararası alanda da yankı buldu. 

Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı yürüten İsveç'in DTP'nin kapatılması üzerine yaptığı yazılı açıklamada Anayasa Mahkemesi kararı “kaygıyla karşılanan gelişme” olarak nitelendirildi. Açıklamada ayrıca, “Türkiye'nin üye olmak istediği Avrupa Birliği Ankara'yı, AB normlarıyla uyumlaştırmak amacıyla siyasi partiler kanununda değişiklik yapmaya davet etmektedir” denildi.

Gelişmeler yakından izlenecek

Daha önce DTP'nin kapatılması yönünde atılacak bir adımın Kürtlerin haklarını ihlal edeceği yönünde uyarıda bulanan AB'nin açıklamasında, "Başkanlık, şiddet ve terörizmi şiddetle kınarken; siyasal partilerin feshedilmesinin, azami kısıtlamayla başvurulması gereken istisnai bir önlem olduğunu anımsatır" denildi. İsveç ayrıca konuya ilişkin gelişmelerin "yakından izleneceğini" duyurdu.

Ab yetkilisinden 'sabotaj' iddiası

Kapatma kararına Avrupa Parlamentosu'ndan da tepki geldi. Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) eş Başkanı Helene Flautre, DTP'nin kapatılması kararının "demokratik açılıma sabotaj" anlamına geldiğini savundu. Flautre, yaptığı yazılı açıklamada, "Bu karar çok ciddi ve Türkiye'de demokratik açılıma sabotaj olarak değerlendirilebilir" görüşüne yer verdi ve DTP liderlerinin karara karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dâhil tüm yasal yolları kullanmalarını istedi. Flautre ayrıca hükümete siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili yasal düzenlemelerin reformunda hızlı davranılması ve anayasa reformu yapılması çağrısını yaptı.

ABD'den temkinli çağrı 

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı ise konunun Türkiye'nin içişlerine giren bir mesele olduğuna dikkat çekerek kararın ayrıntılarına ilişkin bir değerlendirme yapılmayacağını vurguladı. Sözcü İan Kelly tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'den tüm yurttaşlarının siyasi özgürlüklerini geliştirecek reformlar yapması istendi. ABD, özgürlüklerin kısıtlanmasında azami dikkat gösterilmesi gerektiğinin altını çizerken, Türk Hükümeti'ne tüm Türk vatandaşlarının yurttaşlık hak ve sorumluluklarını yerine getirebilmesini sağlamaya dönük çabalarını sürdürme çağrısı yaptı.

12/12/2009

7.12.2009 - Avrupa basınından özetler

Bugünkü Avrupa basınında Kopenhag'daki iklim zirvesiyle ilgili yorumlar ağırlıkta. Ayrıca Erdoğan'ın ABD ziyareti de büyüteç altına alınan konular arasında yer alıyor.

Avusturya’dan Die Presse gazetesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyaretini konu alıyor ve ‘Ankara yeni bir yol tuttu’ yorumunda bulunuyor.

“Erdoğan ile ABD Başkanı Obama, 'müttefiklerarası' bir buluşma yapacak. Ancak Amerika’daki bazı yorumcular, Türkiye’den gelen konuğun gerçekten de hâlâ bir müttefik olup olmadığı konusunda kuşkularını dile getiriyor. Erdoğan, geçtiğimiz aylarda ABD’yi incitecek hemen herşeyi yaptı: İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı ‘dost’ olarak nitelendirerek, ortak doğalgaz anlaşması imzaladı. Tam da Washington’ın Tahran yönetimine karşı ambargoyu sertleştirmek için bastırdığı bir dönemde… Ankara, dış politikada yeni bir yol izliyor. Bundan Amerikalılar ve Avrupalılar da yararlanabilir. Eğer Türkiye’yi bölgede bir arabulucu olarak kullanırlarsa. Türkiye, herşeye rağmen Batı’nın ortağı olarak kalması gereken bir ülke.”  07/12/2009 DW

30.11.2009 - Avrupa basınından özetler

İsviçre'de yapılan referandumda halkın büyük çoğunluğunun yeni minare yapımının yasaklanması yönünde oy kullanması Avrupa basınında geniş yer buldu ve yorum sütunlarının ağırlıklı konusunu oluşturuyor.

Fransız, “La Croix” gazetesi aynı referandumun başka bir ülkede düzenlenmesi halinde benzer sonuçlar elde edileceğine dikkat çekerken şu yorumu aktarıyor:

“Yüksek işsizlik dönemlerinde içe kapanma yaşanır ve yabancılar tehdit olarak algılanır. Referandumun gözler önüne serdiği güvensizlik bir çok Müslüman ve Hristiyan'a acı veriyor. Anlaşılan o ki İsviçre'de minare yerine anlayışsızlığı simgeleyen yüksek duvarlar inşa edilecek.”

Hollanda'nın “Trouw” gazetesi minare yapımının yasaklanmasının olası sonuçlarına odaklanıyor:

“İsviçre hükümeti, çok sayıda siyasi parti ve kilise toplulukları ısrarla bu tür bir yasağın radikal kesimlerin işine yaracağını vurguladı. Ancak bu uyarı işe yaramadı. Bern Yönetimi şimdi Arap ülkelerinin ekonomik, uluslararası örgütlerin ise siyasi yaptırımlarından endişe ediyor.  Üstüne üstelik İsviçre toplumunda kutuplaşma kaygısı da doğdu. İsviçreli piskoposlar şimdiden toplumsal barışın zedelendiğinden söz ediyorlar.”

Lüksemburglu, “Lüksemburger Wort” adlı gazete ise “İsviçre siyasi bir depremle sarsılıyor” başlığıyla yer verdiği yorumda şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Bu kararla birlikte çok sayıda kişinin ölümüne yol açan  karikatür krizine benzer yeni bir krizin yaşanma tehlikesi var mı? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi er ya da geç bu kararı bozacaktır. Ancak önemli bir nokta gözden kaçırılmamalı. Avrupa'da dini özgürlükler var ve olmaya da devam edecek. Aynı hoşgörünün bir çok İslam ülkesinde de hakim olmasını arzu ederdik.”

Fransız, “Est Republicain” gazetesinin “irrasyonel korku” başlığıyla yer verdiği yorumda referandumdan korkunun galip çıktığı belirtiliyor:

“Referandumda, toplumun İslamlaşması üzerine inşa edilmiş tümüyle manasız bir korku kazandı. Özellikle Balkanlar ve Türkiye'den gelen ve nüfusun ancak yüzde 5'ini oluşturan Müslümanların yaşadığı bir ülkede bu tür korkular hayal ürünü olmaktan öteye geçmiyor.”

İtalyan, “La Repubblica” gazetesindeki yorumdaysa İsviçre'de ortaya çıkan tablonun Avrupa'da siyasi bir değişimin gerekli olduğuna işaret ettiği belirtiliyor:

“Popülist ve yabancı düşmanı sağ avantajı ele aldı. İslamın Avrupa toplumlarına entegrasyonunu dini ve kültürel çeşitlilik bakımından önemli bulan herkes bu referandum sonucunu dikkate almalı. Diyalog ve çeşitliliğin kabulü yönündeki çağrılar yaygınlaşan yabancı düşmanlığı ile mücadele etmeye artık yetmiyor. Avrupa'da birlik, güvenlik ve özgürlüğün temin edilebilmesi için kamuoyunda pragmatik bir siyasete ihtiyaç var.” 30/11/2009 DW

30.11.2009 - Alman basınından özetler

İsviçre'de yapılan referandumda halkın büyük çoğunluğunun minare yapımının yasaklanması yönünde oy kullanması Alman basınında da yankı buldu. Gelişme manşetlerden verildi,

konu yorum sütunlarında ağırlıkla yer buldu.

“Die Welt”  gazetesinde “İslam korkusu” başlığıyla kaleme alınan yazıda şu yorum yapılıyor:

“İsviçre'de minare yapmanın yasaklanması yönündeki karar, doğru soruya yanlış cevap veriyor. Avrupa'da cami yapımına karşı çıkanlar, bazı Müslüman ülkelerde kilise inşa etmenin yasak ya da çok zor olduğuna dikkat çekiyor. AB haklı olarak Türkiye'nin bu tutumunu AB üyeliği açısında bir engel olarak görüyor. Bununla birlikte Batı  ancak din özgürlüğünü ciddiye aldığını ortaya koyduğu takdirde inandırıcı olabilir. Referandum sonucu Avrupa'da İslam korkusunun ne denli kökleştiğini ve bunun siyasi elitler tarafından yeterli düzeyde ciddiye alınmadığını gözler önüne seriyor.”

Yine Almanya'nın önde gelen gazetelerinden “Süddeutsche Zeitung” gazetesi de İsviçre'deki referandum sonucuna ışık tutuyor ve “İsviçre için feci sonuç” başlığıyla şu değerlendirmeyi aktarıyor:  

“Bu yasak Avrupa'nın başka hiçbir ülkesinde yok. ‘Minare yapımı yasaktır' ifadesi artık Anayasa'da yer alacaksa bu sadece Anayasa'ya aykırılık teşkil etmeyecektir. Aynı zamanda din özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı da ihlal edilmiş olacaktır. İsviçre aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal etmiş olacak ve İsviçre'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayet edilmesi de gecikmeyecektir. Ve orada da İsviçre açısında utanç verici bir karar çıkacak hatta bu ülkenin Avrupa Konseyi'nden atılması tehdidini içeren kararlar da bunu izleyecektir. Şimdi özellikle İslam dünyası yoğun tepki gösterecektir. En büyük hata İsviçre'nin bu tepkiler üzerine daha da sertleşmesi olacaktır. Çünkü aslında İsviçre, kalbinin derinliklerinde dünyaya açık ve liberal bir ülkedir.”

“Frankfurter Allgemeine” gazetesinin “İsviçre bilmecesi” başlığıyla yer alan yorumundaysa, hoşgörülü olmakla övünen İsviçrelilerin minare yapmanın yasaklanması yönünde neden oy vermiş olabileceği irdeleniyor:

“Minare karşıtlarının bu denli başarı sağlamasının bir nedeni, taraftarlarını daha etkin bir şekilde harekete geçirmiş olabilmelerinde yatıyor. Özellikle İsviçre'nin kırsal bölgelerinde yasaktan yana oy kullananlar oldu. İsviçre'de nüfusun yüzde beşine tekabül eden Müslümanlar ülkeye gayet iyi bir şekilde entegre olmuş durumda. Müslümanlarla yaşanan sorunların minarelerin yasaklanması yoluyla çözümlenmesi de mümkün değil. Kosova'dan gelen göçmenlerle yaşanan sorunlar doğrudan din konusuyla ilişkilendirildi. Bu referandum sonucu Almanya'da referandumun popülist yönünü küçümseyen herkesi bir kez daha düşünmeye zorlamalı.”

Berlin'de yayımlanan “Tagesspiegel” gazetesi de yorum sütununda referandum sonucunu ağır ifadelerle eleştiriyor:    

“Sonuç, şok ve siyasi depreme yol açtı. Aydınlanmanın gerisine düşülmüş ve akıl ve bilgiye büyük bir darbe indirilmiştir. Danimarkalı ve Hollandalı İslam düşmanları İsviçre'de kendi tezlerine destek bulmuştur. Bu kararla birlikte, İsviçre'nin uluslararası alandaki imajı büyük zarar görürken, ülke içinde de ciddi bir zehirlenme yaşandığı gözlemlenmektedir.”

“Neue Osnabrücker Zeitung” gazetesi ise referandumun demokrasilerde oynadığı role odaklanıyor:

“İsviçreliler bu kadar güçlü bir demokraside “popülizmin” nasıl büyük bir tehlike olabileceğini ortaya koydular. Minarelerin yasaklanması öngören referandum sonucu bir şeyi çok açıkça gösteriyor. Aydınlanma ve hoşgörü her gün yeniden savunulması gereken değerlerdir. İsviçre ve hatta Almanya gibi ülkelerde bile bu böyledir.” 30/11/2009 DW

Başbuğ savunma pozisyonuna geçti

The Economist, 'AKP hükümetini devirmeye yönelik gizli planlarını ortaya çıkartan bir dizi skandal, Başbuğ’un savunma pozisyonuna geçmesine neden oldu' diye yazdı.

 

Türk hükümetinin Kürt sorununu çözmek için bildiğinden şaşmayarak, muhalefetin “ihanet” ithamlarına kulaklarını kapatarak “cesur hamleleri” sürdürdüğünü belirten İngiliz dergisi, “Türkiye ile isyancı Kürtleri arasındaki barış her zamankinden daha yakın gibi görünüyor” yorumunu da yaptı.

Buna karşın dergi, “Gerçekten, hükümetin Kürt politikası risklerle dolu” diyerek PKK’nın kentsel teröre dönmesi olasılığının bulunduğunu, bunun da “generallere, azalan nüfuzlarını yeniden güçlendirmek için bir bahane sağlayabileceği” görüşünü de dile getirdi.

The Economist dergisi son sayısında Türk hükümetinin “Kürt Açılımı”na ilişkin analizinde hükümetin bildiğinden şaşmayarak Kürt sorununun çözümüne yönelik çabalarını sürdürdüğünü kaydetti.

Dergi “Muhalefetin ‘ihanet’ ithamlarına kulaklarını kapatarak Türkiye’nin iktidarındaki Adalet ve Kalkınma Partisi, uzun bir süreden beri devam eden Kürt sorununa son vermek amacıyla cesur hamleleri sürdürüyor” yorumunu yaptı.

Böylece, “Türkiye ile isyancı Kürtleri arasındaki barış, her zamankinden daha yakın gibi görünüyor” diyen dergi, AKP’nin, taş atan çocukları ile ilgili olarak hazırladığı yasal düzenlemelerin, PKK’nın kolayca saflarına dahil ettiği, genç işsiz Kürtlerin radikalleşmesini önlemeye katkı yapabileceği dile getirildi.

IRAKLI KÜRTLERLE İLİŞKİLERDE “DRAMATİK” DÖNÜŞÜM
Bu adımın, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Erbil ziyaretinin ardından atıldığına dikkat çekilen analizde Davutoğlu’nun Erbil’de bir konsolosluğun açılacağını duyurduğu, “dramatik” bir dönüşüm yaşandığı kaydedilerek “Daha kısa bir süre önce Türk generalleri, Kürt bölgesini işgal etmekle tehdit ediyorlardı ve Sayın Barzani, karşı koymaya yemin ediyordu” denildi.

İngiliz dergisi, Kuzey Irak’taki 3-5 bin kadar PPK’lının, bölgedeki üstlerinden çıkarılması için “hayati” önem taşıdığını belirttiği yazıda “barış grubu”nun Türkiye’ye gelişine ve buna gösterilen tepkilere de dikkat çekti.

ERGENEKON NEDENİYLE BAŞBUĞ SAVUNMA POZİSYONUNA GEÇTİ
İnsan hakları savunucusu avukat Sezgin Tanrıkulu’nun “Türkler ile Kürtler arasında büyüyen duygusal ayrışma, bir coğrafi bölünmeye yol açmasının gerçek riski var” sözlerini de aktaran dergi, Ergenekon davasında bazı generallerin de yargılandığına dikkat çekerek şu yorumu da yaptı:

“Gerçekten, hükümetin Kürt politikası risklerle dolu çünkü PKK, kentsel teröre dönebilir. Bu da, generallere, azalan nüfuzunun yeniden güçlendirmek için bahane sağlayabilir. Ancak Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, hükümetin, daha yumuşak Kürt politikasına genel olarak destek veriyor. Ordunun, AK hükümetini devirmeye yönelik gizli planlarını ortaya çıkartan bir dizi skandal, onu (Başbuğ’u) savunma pozisyonuna geçmesine neden oldu.

PKK LİDERLERİ İÇİN NORVEÇ VE AVUSTRALYA GİBİ SEÇENEKLER
The Economist, Abdullah Öcalan’ın da yapılan çabaları desteklediği gibi göründüğünü kaydederken de, “Türk yetkilileri ile işbirliğinin Öcalan’a, bulunduğu cezaevinden PKK’ya komuta etmeye devam etmesi olanağını sağladığı” iddiasına da yer verdi. Öcalan’ın talimat vermesi halinde PKK’lıların silahlarını bırakacakları da öne sürülen yazıda Iraklı Kürtlerin, Kuzey Irak’da doğan PKK’lılar için af sağlamaktan söz ettikleri, Suriye’nin de benzer bir adım atabileceği belirtildi.

Üst düzey PKK kadrolarının nereye gönderileceği düşünüldüğü, seçeneklerin arasında Norveç ve Avustralya’nın da bulunduğu kaydedildi.

“ŞİKAYETLER GİDİRİLMEZSE YENİ SİLAHLI GRUPLAR ORTAYA ÇIKAR”
The Economist, PKK’nın dağılması halinde bile hükümetin yürüttüğü kampanyanın arkasındaki şikayetleri de ele alması gerektiğini aksine yeni silahlı grupların ortaya çıkacağını vurgularken de hükümetin üzerinde durduğu, Kürt köylerinin adlarının iadesi ve özel Kürtçe tv kanalları gibi bir takım adımlara dikkat çektikten sonra “Hükümet için en zor iş belki, bu girişimlerin, sadece Kürtler için değil, tüm etnik köken ve inançlardan Türk vatandaşları için de tasarlandığını göstermek olacak” görüşünü de yerine getirdi.
(Vatan) 13/11/2009

13 Kasım 2009 Basın Özeti

Haftalık Economist dergisi,

Türkiye'de hükümetin büyük tartışma yaratan

Kürt açılımınını irdeleyen bir makaleye yer veriyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin muhalefetin ''ihanet'' suçlamalarına kulağını tıkamış bir şekilde, Kürt sorununu çözmek için cesur hamleler yaptığını kaydeden dergi, yaşanan sarsıcı tartışmalara karşın Türklerle Kürtler arasında barışa hiç olunmadığı kadar yaklaşıldığı görüşünde.

Economist açıklanan ilk adımlardan birinin PKK'yla ilintili suçlardan haklarında dava açılan ya da mahkum olan çocukların cezalarının azaltılmasını ya da ertelenmesini öngörecek bir düzenleme olduğunu kaydediyor.

Bu düzenlemenin işsiz Kürt gençlerin radikalleşmesini önlemesi ya da PKK'ya katılmalarının önünü kesmesinin amaçlandığına işaret ediyor.

Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu'nun geçtiğimiz haftalarda Iraklı Kürtlerin yarı-bağımsız devletlerini ziyaret ettiğini hatırlatan Economist, daha kısa süre öncesine kadar Türkiye'de generallerin Kuzey Irak'ta Kürtlerin kontrolündeki bölgeyi işgal etme tehdidi; Barzani'nin ise ''biz de kendilerine karşı savaşırız'' sözlerinin ardından bu ziyaretle yaşanan dönüşümün çarpıcı olduğuna dikkat çekiyor.

Ancak bu açılım politikasının ülke genelinde tepki yarattığını, bu tepkinin son örneğinin de Diyarbakırspor'un bazı maçlarında görüldüğünü kaydeden Economist, şöyle devam ediyor:

''Diyarbakır'dan insan hakları avukatı Sezgin Tanrıkulu'na göre, duygusal ayrışmanın coğrafi bölünmeye yol açma riski, ciddi. Gerçekten de hükümetin Kürt politikası risklerle dolu. Örneğin PKK'nın kent terörüne geri dönmesi, generallere zayıflamakta olan nüfuzlarını yeniden öne çıkarma bahanesi verecektir.''

''Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, halihazırda yumuşak Kürt politikasına genel çerçevesiyle destek veriyor. Ordunun hükümeti devirme planları yaptığını ortaya çıkaran skandallar kendisini savuna pozisyonunda kalmaya itti.''

Economist makalesinin sonunda da, hükümetin önündeki zorlu görevin, Kürt açılımının yalnızca Kürtler için değil, bütün etnik kökenlerden ve her mezhepten Türk yurttaşları için tasarlandığını göstermek olacağını vurguluyor.

Afgan stratejisi savaşı

Gazetelerde Amerikan Başkanı Barack Obama'nın haftalardır beklenen Afganistan stratejisini açıklayamadan dokuz gün sürecek Asya turuna çıkmış olması geniş şekilde irdelenen başlıklardan birisi.

Independent, Obama'nın danışmanlarının Afgan stratejisi konusundaki uzlaşmazlıklarını bir savaşa benzetmiş.

Yeni stratejinin gecikmesinin en önemli nedenlerinden birinin de, Afganistan'daki Amerikan Büyükelçisi Karl Eikenberry'nin ''son dakikada Beyaz Saray'a 'Afganistan'a ek asker göndermenin iyi fikir olmadığı' mesajı göndermesi ve bu uyarının da basına sızması'' olduğuna dikkat çeken Independent, üst düzey diplomatın bu müdahalesiyle Afganistan'daki uluslararası gücün komutanı General Stanley McChyrstal'la doğrudan çatışma riski aldığına işaret ediyor.

Gazetenin aktardığı ayrıntılara göre McChrystal'ın yardımcıları, büyükelçiyi kendilerine pusu kurmakla ve arkalarından dolap çevirmekle suçlamış. Peki Obama'ya önerilen planın ayrıntıları ne?

Bu sorunun yanıtı Guardian'ın manşetinden duyurduğu haberde:

Guardian ''dört alternatif plan var Obama'nın masasında'' diyor.

''10, 20, 30 ya da general McChrystal'ın istediği gibi 40 bin asker sevkedilmesi seçeneklerinden birini tercih edecek Obama.''

Ancak bu konuda kararın gecikmesi ulusal güvenlik bürokrasisinde tepkiyle karşılanıyor.

Bu tepkileri yüksek sesle getirenlerden biri de, isyancı hareketlerle mücadele konularında Amerikan ve İngiliz hükümetlerine danışmanlık yapmış olan David Kilcullen. Kilcullen Guardian'a yaptığı açıklamada, ''Zaman kaybediyoruz, ya bölgeyi kontrol etmek için yeterli sayıda askeri sevkederiz ya da çekilmeye niyetli olduğumuz mesajını uygun bir şekilde veririz'' diyor.

Havayollarının dev evliliği

Financial Times'ın manşetinde ise, iki dev havayolu şirketinin birleşme kararına ilişkin ayrıntılar var.

İngiliz Havayolları British Airways ile İspanyol devi Iberia, 16 aydır süren pazarlıkların sonunda anlaşarak, Avrupa'nın en büyük üçüncü havayolu şirketini yaratmaya karar verdiler.

Avrupa'nın en büyük iki havayolu şirketi ise, Lufthansa ile AirFrance-KLM ortaklığı.

Yeni grubun uçak sayısı 419, uçuş noktası sayısı ise 205'e çıkacak.

Her iki şirket de mali krizden ağır darbe yemiş durumda.

Financial Times hem British Airways'in hem de Iberia'nın bu yıl içinde zarar beyan etmelerinin beklendiğini; şirketlerin ikisinin de çalışanlarıyla sorunlu günler geçirmekte olduklarını anımsatıyor.

Iberia çalışanları geçtiğimiz günlerde greve çıkmıştı, British Airways çalışanları ise büyük olasılıkla Aralık ayında iş bırakacak.
Brown'dan daha çok maaş alan BBC yöneticileri

BBC'nin üst düzey yöneticilerinin maaş ve fatura ettikleri masraf listesi, kurumun ''şeffaflık politikası'' çerçevesinde dün açıklanmıştı.

Times, BBC yöneticilerinden 37'sinin maaşının Başbakan Gordon Brown'dan daha yüksek olduğu manşetiyle çıkmış bu sabah.

İngiltere Başbakanı'nın maaşı yılda 190 bin sterlinin, yaklaşık 300 bin doların biraz üzerinde.

Ancak Times, 300'e yakın daha alt düzeydeki yöneticinin maaşlarının açıklanmadığını, bunun ise 'şeffaflık söylemi'ni gölgelediğini kaydediyor.

6 Kasım 2009 Basın Özeti

ABD’de askeri üste 13 askerin ölümüyle sonuçlanan saldırı, AİHM’nin dinî özgürlükler konusundaki kararı ve General Motors’un Opel’i satmaktan vazgeçmesi Avrupa basınında göze çarpan konuların başında geliyor.

Roma’da yayımlanan sol liberal La Repubblica gazetesi, ABD’nin Teksas Eyaleti’ndeki Fort Hood Askeri Üssü’nde cinnet geçiren, yakında Irak’a gönderilmesi planlanan Müslüman kökenli asker psikiyatrın, 13 askeri öldürmesini, 30’unu ise yaralamasını yorum sütunlarına taşıyor:

“Terörizmin ve ABD’ne duyulan öfkenin gölgesinde dünkü saldırı hemen bir terör saldırısına benzetildi ancak saatler geçtikçe bu ihtimal azaldı. Ülkeyi bir dehşet sardı. Federal Soruşturma Dairesi FBI saldırının terörist nedenlerle işlenmediğini dile getirse de, Arap kökenli asker psikiyatr, soruşturmanın ve polemiklerin bu yöne kayması için gerekli malzemeyi sağladı.

Saldırı önemli bir gerçeği gösteriyor: Irak Savaşı’nın başladığı tarihten bu yana yedinci kez bir Amerikan askeri, bir başka Amerikan askeri ya da askerlerini öldürüyor. Bu neredeyse gündelik hayatın bir parçası oldu.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin dinî özgürlükler konusunda aldığı son karar, Avrupa basınında konu olmaya devam ediyor. Mahkeme, okul dersliklerinde haç işaretleri bulunmasının "öğrencilerin din özgürlüğünü ihlal" niteliği taşıdığına hükmetti. İspanyol El Pais gazetesinin konuyla ilgili yorumu şöyle:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin İtalya ve Almanya’daki Katolik bölgelerinde tepki çeken kararının çok büyük bir anlamı var. Bu karar Avrupa’daki hükümetlere, yasaları yapanlar olarak, insan haklarıyla ilgili konularda nasıl hareket etmeleri gerektiğini gösteriyor. Yasalar yapılırken, bunların politik ve ideolojik olarak farklı biçimde yorumlanması mümkün olamaz. İtalyan hükümeti, haçın dini anlamını önemsemeyerek, bunun hümanizm yönünü göstermeyi denedi. Bu onların işine yaramadı. Hakimler haçın dini bir sembol olduğuna dikkat çekerek, okullarda çoğulcu ve çok yönlü eğitimin önünde engel, devletin din ya da mezheplerle ilgili konularda tarafsız olmasını öngören prensibi de ihlal ettiğine hükmetti.”

06/11/2009

Guardian manşetindeki özel haberde Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na ait gizli bir belgeye dayanarak İran'ın gelişmiş bir nükleer savaş başlığı modelini denediğini yazıyor. Haberde bu yönde kanıtlar bulunması ardından kurumun Tahran'dan açıklama istediği belirtiliyor.

Habere göre, ABD ve İngiltere'de böyle bir teknolojinin varlığı bile devlet sırrı kapsamında. Ancak Atom Enerjisi Kurumu'nun elindeki bir dosya, İranlı bilim adamlarının bu tasarım üzerinde deneyler yapmış olabileceğine işaret ediyor. Bu gelişmenin, İran'ın nükleer programıyla ilgili gerilimin bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirten Guardian şöyle devam ediyor:

"Bu gelişmiş teknoloji, eski modellere kıyasla daha küçük ve basit savaş başlıkları geliştirilmesini sağlıyor. Bu teknoloji, savaş başlıklarının çapını küçültüyor ve füzelere başlık yerleştirilmesini kolaylaştırıyor.

Batılı bir nükleer uzman, bu aşamada İran'a bu teknolojiyi kimin sağladığı sorusunun önem kazandığına dikkat çekiyor."

06/11/2009

03.11.2009 - Avrupa basınından özetler

Avrupa gazetelerinde bugün ön plana çıkan konu, Afganistan’da ikinci tur seçimlerin iptal edilmesi ve Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin seçim zaferinin onaylanması.

Basın özetlerimize İspanyol basını ile başlıyoruz. Sol liberal eğilimli El Pais gazetesi, Afganistan’da yaşanan gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:

“Hamid Karzai’nin devlet başkanlığının onaylanması, Afganistan’da siyasetin çok daha fazla saçma bir durumda olduğu anlamına geliyor. Karzai, eksik bir meşruiyetle seçim zaferi elde etmesi sonucunda ise siyasi çizgisinde radikal değişiklikler yaparak kadrosunu değiştirmeli ve aynı zamanda yolsuzluklara da son vermeli. Ancak bununla birlikte tüm olumsuzlukları yedi yıldır görmezlikten gelen Karzai’nin reform yapmak için harekete geçeceği konusuda kuşkular var. El Kaide ve Taliban için ise Karzai’nin devlet başkanlığının onaylanması birinci sınıf bir propaganda silahı. Zira İslamcı fanatiklerin gözünde, kararlılıkla karşı koydukları demokratikleşme süreci pratikte başarısızlığa uğradı."

İsviçre’nin Zürih kentinde yayımlanan Tages-Anzeiger gazetesi de ABD’nin Afganistan’daki tutumunu eleştirerek şu analize yer veriyor:

“Afganistan’ın artık eskimiş yeni bir devlet başkanı var. Ancak Karzai, meşruiyeti tartışmalı bir devlet başkanı. Seçimlerin ilk turunda halkın sadece altıda biri Karzai için oy kullandı. Ancak seçim günü Afgan halkının büyük bir çoğunluğu Taliban’ın olası saldırılarından korktuğu için sandık başına gitmedi. Bu, başka ülkelerde hükümetin izole edilmesi için yeterli olabilirdi. Ancak Afganistan’da öyle olmadı. Zira orada başka bir alternatif yok. Afganistan’da Amerikan kriterlerine göre bir demokrasi geliştirilemeyecek, çünkü Washington zaten bunu istemiyordu. Bu durum, Bush hükümetinin sonunu getirmişti, ancak Barack Obama yönetimi de Afganistan’da hiçbir şey yapmıyor.”

Fransa’nın günlük gazetelerinden Le Monde ise uluslararası toplumun Afganistan’ı yalnız bırakmaması gerektiği görüşünde. Gazetede şu satırları okuyoruz: “Bu dokunaklı tiyatro gösterisi karşısında Afganlar derin bir hayal kırıklığı içinde. Siyasetin felce uğraması, ülkenin daha kötü bir başlangıç yapmaya razı olmasına neden oldu. Ancak şimdi, Taliban’a kapılar ardına kadar açılmadan önce, acilen birşeyler yapmak gerekiyor. Afganistan’ın terk edilmesine ve artan hayal kırıklıklarının umutsuzluğa kapılmak için bir bahane olarak kullanılmasına izin vermeyeceğimizi tekrar tekrar vurgulamamız gerekli. Afganların kaderlerine terk edilmeleri ve bağnazlıkla bağdaştırılmalarına karşı sesimizi daha güçlü çıkarmalıyız. Uluslararası toplum, sivil güçlerle birlikte zengin yeteneklere sahip olan Afgan toplumuna yeniden yapılanma için destek olmalı. Afganistan’ın umutsuzluğa düşmesine izin vermemeliyiz.”

'Türkiye ve Orta Doğu'

the economist logo

Economist, Türkiye'nin son yıllarda özellikle Orta Doğu ülkelerinde etkin rol oynama çabasını 'Türkiye ve Orta Doğu' başlıklı bir makalede irdeliyor.

Economist, Türkiye'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleriyle ticaret hacminin son yedi yılda yedi kart artıp 31 milyar dolar düzeyine geldiğini yazıyor. Ayrıca kuru incirden televizyon dizilerine kadar Türk mallarının on yıl öncesine kadar gözükmedikleri Cezayir'den Tahran'a uzanan bir coğrafyada, her yerde görülmeye başlandığını belirtiyor.

Türkiye'deki değişiklikler

Bu pragmatik diplomasinin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından şevkle izlendiğini belirten dergi, bu değişimin Türkiye'deki önemli değişikliklerden ayrı düşünülemeyeceğini yazıyor.

Dergi, 'Kısmen Avrupa Birliği'nin taleplerini karşılamak için yapılan reformlar, iktidari tehdit saplantılı generallerden sivil kurumlara ve Türkiye'nin Batı'ya bakan ticari ve entellektüel başkenti İstanbul yerine Anadolu'da yerleşik Müslüman seçkinlere bıraktı.' diyor.

Bölgedeki güç boşluğu

Economist, bölgedeki güç boşluğunun da Türkiye'nin daha yumuşak yaklaşımının başarılı olmasındaki bir diğer neden olduğunu belirtiyor.

Dergiye göre önde gelen Arap ülkeleri Mısır ve Irak artık eskisi kadar etkili değil ve Amerika'nın nüfuzu da Irak'ta yaşananlar nedeniyle azaldı.

Economist, çoğu Arap'ın da İran'a karşı ılımlı bir denge unsuru ve Batı'ya açılan bir pencere olarak görmeleri nedeniyle, Türkiye'yi olumlu karşıladığını belirtiyor.

Türk yetkililerin Türkiye'yi kullanışlı bir köprü, bölgesel bir barış gücü ve İslam'la birlikte yaşayabilecek bir demokrasi modeli olarak sunduğunu belirten dergi, Batılı ülkelerin de genel olarak bu görüşe katıldığını ve Türkiye'nin doğu'ya kayışına karşı çıkmadıklarını söylüyor.

'Batı'nın tavrı değişebilir'

Ancak dergi, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olma umudu ölür ve Ankara İran'a baskı girişimlerinin önünde bir engel gibi görünürse, bu yumuşak tavrın değişebileceğini kaydediyor.

Türkiye'nin doğuya yönelmesi nedeniyle şimdiden bazı bedeller ödemeye başladığını söyleyen dergi bunun en açık örneğinin İsrail'le ilişkiler olduğunu ifade ediyor.

Türk yetkililerin İsrail'le ilişkileri koparma niyetinde olmadıklarını söylediğini vurgulayan Economist, buna karşın Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bir danışmanının 'Biz İsrail'le ilişkilerimizi Orta Doğu sorunundaki ilerlemeye bağlıyoruz. Batı da bunu yapmalı.' dediğini yazıyor.

30/10/2009

Economist’in PKK yorumu 23/10/2009

Economist dergisi, bu haftaki sayısında PKK'nın cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla Kandil ve Mahmur mülteci kamplarından 34 kişinin Türkiye'ye gelmesini konu alıyor:

“Bu adım, Türkiye, Amerika, örgüt üyelerinin üslendiği dağlık bölgenin kontrolünü elinde tutan Iraklı Kürtler ve büyük olasılıkla PKK arasında bir yıldır süren gizli görüşmelerin ardından geldi.

“Türkler ve Iraklı Kürtler, aralarındaki anlaşmazlığı bir kenara bırakıyorlar. Türkiye, bugünlerde Iraklı Kürtlerin petrol yataklarından petrol ihraç ediyor. Erbil'de ilk konsolosluğunu açmaya hazırlanıyor. Bunun karşılığında Iraklı Kürtler de PKK'yı sıkıştırıyorlar.

"Hatta Iraklı Kürt uydu kanalı Kurd Sat, Türkçe haberlere bile yer vermeye başladı.

“PKK giderek daha fazla tecrit edilmiş hissediyor kendisini. Bu koşullar altında bir fırsat doğduğunu gören hapisteki PKK lideri Öcalan da daha fazla taraftarına geri dönme çağrısı yaptı.

“Tüm bunlar, Erdoğan'ın Kürt açılımıyla ahenk içinde: Türkiyeli Kürtlerin daha fazla siyasi ve kültürel özgürlük talebini tatmin etme niyetinde önlemler bütünü.

“Türklerin çoğu, hükümetin girişimini desteklese de, aynı zamanda çoğu muhalefetin PKK'ya ilişkin şüphelerini de paylaşıyor.

“Ama güvensizlik karşılıklı. Bazı Kürtler de isyancıları dağdan indirdikten sonra, Türkiye'nin eski baskıcı yollara geri dönebileceğinden endişe ediyor. Bu mümkün görünmüyor.

“Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, defalarca askeri yöntemlerin, Kürt sorununu tek başına çözemeyeceğini söyledi. Ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu'da hizmet vermiş birisi olarak, bilerek konuşuyor olmalı.” 23/10/2009

18 Ekim 2009 Basın Özeti

Observer gazetesi, Pakistan'ın Taliban güçlerine karşı başlattığı operasyonu manşetinden duyuruyor okurlarına.

Operasyonun 30 bin askerle yürütüldüğüne dikkat çeken gazete, ilerlemekte olan askerlerin ''sert Taliban direnişi''yle karşı karşıya kaldıklarını aktarıyor.

Pakistan ordusunun 2001'den bu yana Taliban'a karşı 3 başarısız operasyon gerçekleştirdiğine dikkat çeken Observer, hedef alınan Güney Veziristan bölgesinin Amerikan ve NATO güçlerine saldırılar düzenleyen yabancı militanların en önemli üssü olduğunu vurguluyor.

Gazetenin iç sayfalarında yer alan ve iki tam sayfada işlenen konu ise, eski Sovyet ordusu ile Amerikan ordusunun Afganistan harekatlarına ilişkin bir karşılaştırma.

Araştırma özetle, Rus askerlerin Afganistan'a girişinden 30 yıl sonra, NATO'nun da Sovyet ordusu gibi etnik bölünmeler, yolsuzluk, zayıf hükümetler, yabancı müdahaleye, modernleştirme çabaları ve devleti merkezileştirme girişimlerine düşmanca bakan halk kesimleriyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekiyor.

Blair'in AB Başkanlığı'na karşı kampanya

Independent On Sunday gazetesinin manşetinde ise, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Avrupa Birliği'nin başkanlığı fikrine ilişkin tartışmalar var.

Blair'in Avrupa Birliği konularındaki eski başdanışmanı Stephen Wall, eski başbakanın Avrupa Birliği başkanlığının pek de iyi bir fikir olmayabileceği sözlerine yer veren gazete, ''Wall'ın Blair'in Avrupa Birliği liderleri arasında uzlaşma yaratmakta yetersiz kalabileceği'' uyarısında bulunduğunu aktarıyor.

Avrupa Birliği Başkanlığı, Lizbon anlaşmasının yürürülüğe girmesiyle oluşturulacak bir makam.

Independent on Sunday, Avrupa Birliği genelinde Blair'in olası AB başkanlığını durdurma kampanyasının da ivme kazandığını vurguluyor.

Şu ana kadar kampanyaya imza verenlerin sayısının 38 bine ulaştığını aktaran gazete, ama Blair'in başkanlığı fikrinin bahis şirketleriyle Avrupa Birliği'ndeki bazı liderlerin favorisi olduğuna dikkat çekiyor.

Eski danışmanı Stephen Wall'a göreyse, başkanın daha küçük bir ülkeden seçilmesi birleştirici bir mesaj olarak algılanabilir.

Ama ''eğer Blair atanırsa'' diyor Wall, ''yetkileri sınırlı bir makam. Sözgelimi Amerikan Başkanı Obama kendisini arayıp bir şey istese, verebileceği tek yanıt, '27 ülkenin lideriyle görüşüp ne yapabileceğimize bir bakalım' demekten ibaret olacaktır'' uyarısında bulunuyor.

Independent on Sunday'in haberinde aktardığı son ayrıntı da, İngiltere kamuoyunun yüzde 47'sinin de Blair'in adaylığına karşı olduğuna işaret ediyor. 18/10/2009

16 Ekim 2009 Basın Özeti

Times gazetesi, manşetinde, Birleşmiş Milletler'in Ortadoğu barış planının tehlikede olduğunu yazıyor.

Habere göre, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri Birleşmiş Milletler'deki kritik bir oylamada İsrail'i desteklemeyeceği anlaşılınca ortalık karıştı.

Öfkeli İsrail, Gazze'de geçen yılın sonunda yürüttüğü operasyonu kınayan raporun Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nde bugün yapılacak oylamada onaylanması halinde barış görüşmelerinden çekileceğini bildirdi.

Bugünkü oylamada İngiltere'nin çekimser kalmasının beklendiğini bildiren Times, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun önceki gece İngiltere Başbakanı Gordon Brown'u bizzat telefonla arayarak, rapora karşı çıkmasını istediğini, Brown'un ise cevaben "İsrail kendisi soruşturma açsaydı şimdi bu şekilde eleştirilerle karşı karşıya kalmazdı" dediğini yazıyor.

'Gerilla savaşı'

Guardian Pakistan'da onlarca kişinin öldüğü son saldırılar ardından, İçişleri Bakanı Rahman Malik'in "Düşman gerilla savaşı başlattı" dediğini öne çıkarıyor.

Gazetenin dış haber yorumcusu Simon Tisdall ise "Beyaz Saray Afganistan konusunda bir türlü ne yapacağına karar veremezken, komşu Pakistan Amerika ile ittifakının bedelini çok ağır ödüyor" demiş.

Tisdall, Pakistan'daki Taleban lideri Hekimullah Mesud'un yakında yayınlanan video mesajında, "hükümet Amerikan uşağı gibi davranmaktan vazgeçerse, saldırıları derhal durduracağız" dediğini hatırlatıyor.

Guardian yazarı Pakistan'da hükümeti Taleban'a karşı sertleşmeye zorlamanın, bu ülkede kanlı bir içsavaşı körüklemeye başladığını Amerika Birleşik Devletlerinin Afganistan ve Pakistan 'daki çatışmaları birbirine bağlama stratejisinin iki ülkede de durumu kötüye götürdüğünü kaydediyor.

'İsrail öfkeli'

Independent gazetesi, Türkiye ile İsrail arasında, İsrail askerlerini savaş suçları işlerken gösteren sahneler içeren bir Türk televizyon dizisi yüzünden çıkan son diplomatik krizi yorumsuz olarak aktarmış.

Haberde İsrail'in geçen yılki Gazze operasyonundan bu yana, eski iki müttefikin ilişkilerinin çeşitli vesilelerle aşırı gerildiği belirtilerek, Başbakan Erdoğan'ın İsviçre'de İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez'le tartışması ve son olarak bu hafta yapılması planlanan NATO hava tatbikatının yine bu gerginlik nedeniyle iptal edilmesi hatırlatılıyor.

Galbraith suçlanıyor

Financial Times gazetesine göre, eski Amerikalı diplomat ve Irak'ın Kürdistan bölgesinin özerkliğinin güçlendirilmesinin ateşli savunucularından, aynı zamanda da "Irak'ın Sonu" kitabının yazarı Peter Galbraith, Kuzey Irak'da petrol sektörüyle iş ilişkileri olduğunu kabul etti.

Peter Galbraith "Irak'ın Sonu" adlı kitabında Kürdistan bölgesi liderlerine, bölgenin doğal kaynaklarının denetimi üzerinde pazarlıkların yürütüldüğü 2005 yılındaki Irak anayasası müzakerelerinde nasıl danışmanlık yaptığını anlatıyor.

Geçtiğimiz hafta Galbraith'in bölgede ticari faaliyetlere karıştığı haberi bir Norveç gazetesi tarafından ortaya atılmış ve Galbraith'in kurduğu şirketin bölgede faaliyet gösteren Norveç DNO şirketiyle anlaşmazlık içinde olduğu yazılmıştı.

Bu haberler Galbraith'in kendisine kişisel menfaat sağlayacak siyasi tezleri savununken, ne tür iş ilişkileri içinde olduğunu kamuoyundan gizlediği yolunda suçlamaları da beraberinde getirmişti.

Galbraith'in şirketiyle, Norveç DNO petrol şirketinin arasındaki anlaşmazlığın niteliği açıklanmış değil.

Ama Financial Times'ın adını vermeden aktardığı kaynaklar, Galbraith'in 2003 yılında Norveç DNO şirketine, Kürdistan'a girebilmesini sağlayan müzakerelerde yardımcı olduğunu, bu sayede Tawke sahasındaki petrollerin işletilmesi için oluşturulan konsorsiyumda küçük bir hisseyle yer aldığını, ancak yüzde 55 hisse sahibi Norveç şirketinin, geçen yıl Kürdistan hükümetiyle yeni bir anlaşma yapmasıyla dışlandığını söylüyorlar.

Financial Times Peter Galbraith'ten gelen açıklamayı da aktarıyor.

Galbraith, Porcupine LP adındaki şirketinin faaliyetlerinin ayrıntısını tartışamayacağını ama o yıllarda Kürdistan'da resmi bir kapasiteyle bulunmadığını ve bölgesel hükümete danışmanlık hizmetlerini de ücretsiz olarak yürütmüş olduğunu söylüyor.

15 Ekim 2009 Basın Özeti

Bugünkü Avrupa basınında dün açıklanan iki rapor,

AB İlerleme Raporu’na geniş yer ayrılıyor.

Viyana’da yayımlanan muhafazakar Die Presse gazetesi 2009 İlerleme Raporu’nu ve Birliğe aday ülkelerden Türkiye’yi mercek altına alıyor: 

„Türkiye hem hukuk sisteminde yaptığı değişiklikler, hem de toplumun bakış açısındaki değişiklikle Batı Avrupa’ya giderek yaklaşıyor. Günümüzde birçok kurum vatandaşların hakları için çalışıyor, düşünce özgürlüğünün önünde engel oluşturan Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi artık uygulanmıyor, asi generallerin gücü de bastırıldı. Türkiye bunları kendi başına yapar mıydı? Yoksa AB üyelik perspektifi mi buna etki etti? Ne Brüksel'de, ne de Ankara’da Türkiye’nin yakın bir tarihte AB’ne gireceğine inanılıyor. Ancak Türkiye’de reformlar devam ettiği sürece, AB de müzakereleri sürdürmelidir. AB bunu hem kendi, hem de politik ve ekonomik olarak önemli bir partneri olan Türkiye’deki vatandaşların çıkarı için yapmalıdır.“

Danimarka’nın sağ liberal Jyllands-Posten gazetesinin aynı konuyla yorumunda ise şu satırları okuyoruz:

„AB’nin yıllık raporunda Türkiye’nin üyeliği konusunda yeni bir ayrıntı yok. Bu süreç 1999 yılından beri devam ediyor. (…) AB ve Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmayan Almanya ve Fransa, Türkiye’nin üye adayı olarak gerekli talepleri yerine getirmediğini açık ve net biçimde ortaya koymalı. Türkiye’nin üyeliği konusunda burada sözkonusu olan bir başka nokta ise Avrupa için çok büyük önem taşıyan güvenlik ve enerji politikalarındaki sorunlardır.“

Münih’te yayımlanan Alman Süddeutsche Zeitung birinci sayfadan verdiği haberine „Türkiye AB üyeliğine daha çok uzak başlığını“ atmış. İç sayfalarda gazetenin Türkiye muhabiri Kai Strittmatter imzalı yorumda ise şu satırlar göze çarpıyor:

„Türkiye AB üyeliğine henüz hazır değil. Bu cümle şu günlerde sık sık duyuluyor. Doğru da. Bunun nedenlerini AB Komisyonu’nun İlerleme Raporu’nda okumak mümkün. Türkiye’nin AB’ne üyeliği 15, 20 yıl sürecek. Türkiye'ye sadece bu süre içinde AB yasa, yönetmelik ve değerlerine uygun biçimde değişime uğraması şansı verildi. Birlik onu ancak o zaman içine alacak. Türkiye bu şansı haketti. Bu AB’nin de kazancına olur. (...) Türkiye 15 yıl sonra 2009’un Türkiyesi’nden çok farklı olacak. Ekonomisi AB üyesi ülkelerden çok daha hızlı büyüyor. Gerçek demokrasiye giden yolda büyük adım atacağına güvenilebilir. Hristiyan Demokrat bir milletvekili dün ‚Türkiye’nin yapısının AB üyeliğine uygun olmadığını’ söyledi. Bu son derece saçma. Başbakan Erdoğan ve Türk demokratların desteğe ihtiyacı var. Avrupa onlardan bu desteği esirgememeli.“  

Avrupa basınında yer bulan bir başka önemli konu ise BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün dün , dünya genelinde açlığın geldiği boyutu sergileyen rapor. Luxemburger Wort raporu şöyle değerlendiriyor:

„BM üyesi ülkeler dünya genelinde açların sayısını 2015 yılına kadar yarıya indirme hedefini belirlemişti. Bu hedefi 2000 yılında belirlediler. Ancak dünya genelinde açların sayısı azalmıyor, tam tersine artıyor. Dünya üzerinde bir milyar insan, yani her altı kişiden biri açlık çekiyor ya da sağlıklı beslenemiyor. Birçok neden açlığa gerekçe olarak gösterilebilir: Afetler, savaşlar, iklim değişikliği, doğum oranının artması, ekonomik durumun kötüleşmesi, yanlış yönetim vs. Ancak açlık mukadderat olmamalı. Siyasi irade olursa, ekonomik krizde görüldüğü gibi, bu soruna da çözüm yolu bulunabilir. Açlıkla mücadele de en önemli sorun para değildir. Açlık gibi küresel sorunların, ortak hareket edilerek hazırlanmış, uygun çözümleri zorunlu kıldığı giderek daha belirgin biçimde ortaya çıkıyor.“  15/10/2009

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya