|
Son Güncelleme:22/08/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
|
6 Ekim 2009 Basın Özeti |
|||
|
Independent gazetesinin bugünkü manşeti, "Doların ölümü".
Independent'ın ilk sayfasında bu manşetin üstünde, ortasından yırtılmış bir banknotun resmi var. Banknot, bir Amerikan doları. Independent'a bu manşeti attıransa, Arap ülkelerinin Çin, Rusya ve Fransa'yla birlikte gizli pazarlıklar yapmaları. Gazetenin tecrübeli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, tüm bu ülkeler, petrol satışını dolar üzerinden yapılmasını durdurmayı planlıyor. Bunun yerine Japon Yeni, Çin Yuanı, Euro ve altından oluşacak yeni bir para biriminden söz ediliyor. Robert Fisk'e bu gelişme, dünya ekonomisinde güç dengesinin doğuya kaydığını gösteriyor. Independent başyazısında ise doların sonunun yeni bir düzenin doğuşu anlamına geldiğini vurguluyor. Gazetenin ekonomi editörü Sean O'Gready'e göre de, resesyon sonrası Wall Street'in burnunun sürtülmesi, Amerikan sisteminin karşı konulmaz olmadığını gösteriyor. "Çin Amerika'yı sollayacak. Cevabı bilinmeyen soru, bunun ne zaman olacağı" diyor Sean O'Gready... 'Papandreu belki Rumlara baskı yapar'İngiliz gazeteleri, Yunanistan'da önceki gün PASOK'un zaferiyle sonuçlanan genel seçimle ilgili haber ve yorumlara yer vermeyi bugün de sürdürüyor. Financial Times, ülkenin yeni başbakanı olacak PASOK lideri Yorgo Papandreu'nun şimdiden mali krizin baskısı altında olduğunu belirtiyor. Yunanistan'ın Euro bölgesine dahil olmasını sağlayan eski maliye bakanı Yannos Papantoniou gazeteye şunları söylemiş: "Mali kriz giderek kötüleşiyor ve yeni hükümet derhal bu sorunla ilgilenmeli. Kamu yatırımını artıracak ve gençler arasında işziliğin hızla artmasını engelleyecek politikalara ihtiyacımız var." Financial Times ayrıca birkaç istisna dışında, Yorgo Papandreu'nun, çoğu ülke dışında eğitim görmüş dış politika ekibinin de hükümet tecrübesi olmadığına da dikkat çekiyor. Gazete başyazısında ise Papandreu'ya çabuk işe koyulma çağrısı yapmış. Financial Times ilk etapta ekonomiden çok dış politikada umutlu görünüyor Papandreu'dan. "Papandreu, İstanbul ve Atina'daki ortak deprem trajedilerini Türkiye'yle ilişkileri geliştirmek için kullandı. Belki şimdi, Kıbrıs'ın Türk toplumu için daha kabul edilebilir koşullarda birleşmesini kabul etmesi için Kıbrıs Rum toplumuna baskı uygulayabilir." diyor gazete...Ancak Financial Times, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyesi olması sonrası, Rumlara atfen, Lefkoşa üzerinde kurulabilecek baskının önemli oranda azaldığını da kabul ediyor. Guardian da başyazılarından birini, Yunanistan'daki gelişmelere ayırmış. Gazete sağa kayan Avrupa Birliği'nde görülen trendin aksine, Yunanistan'ın iktidar için sosyalist bir partiyi seçtiğini belirtiyor. Burada bir iyi bir de kötü haberden bahsetmiş Guardian. Gazeteye göre iyi haber, Yorgo Papandreu'nun nezih kişiliğinin yanı sıra, ülkesine yönelik vizyonu olan bir siyasetçi olması. Kötü haberse, Papandreu'yu çok büyük sorunların beklemesi. "Papandreu hükümeti Brüksel'de, bütçe açığını yarı yarıya azaltmak için verilen süreyi 2 yıl uzatmaya çalışacak. Brüksel ise emeklilik sisteminde kapsamlı reform isteyecek ve reform için kamu sendikalarıyla anlaşma sağlanması gerek" diyor Guardian... 06/10/2009 |
|||
|
04/10/2009 |
Bu keyfi ceza... |
||
|
Yunanistan'da erken genel seçimi, ana muhalefetteki sosyalist PASOK kazandı.
Times ise Başbakan Kostas Karamanlis'in, "seçim kumarının" başarı getirmemesi sonrası Yeni Demokrasi Partisi genel başkanlığını bırakma kararı aldığına dikkat çekiyor. Gazeteye göre seçimin sonucu Karamanlis için siyasi olduğu kadar şahsi de bir yenilgi. Financial Times, Karamanlis'in ücretleri iki yıl dondurma, vergileri artırma ve ekonomiyi daha da liberalleştirme vaatleriyle seçime gittiğini hatırlatıyor. Gazeteye bakılırsa, bu vaatler seçmenleri sosyalistlerin kollarına itmiş gibi görünüyor. |
Financial Times bugünkü başyazılarından birini, Doğan Medya Grubu'na kesilen vergi cezasına ayırmış.
"Erdoğan, Doğan Medya Grubu'na kesilen 3,2 milyar dolarlık cezayı iptel etmelidir" başlığını kullanan Financial Times şöyle devam ediyor: "Bu keyfi ceza, AKP hükümetinin en sert muhaliflerine Tanrı'nın bir lütfu adeta. İçerdeki darbeci Kemalistler ve Avrupa Birliği'ndeki yabancı düşmanları şimdi, kısmen de haklı olarak, Erdoğan'ın Türkiye'sini Putin'in Rusya'sına benzetecek." "Doğru, Türkiye'de birçok holding, bünyelerindeki medya organlarını çıkarları doğrultusunda kullandı. Doğan da öyle. Özellikle, ordu ve yargının AKP'nin altını oyma girişimlerini görmezden geldiği izlenimi yaratarak hükümeti kızdırdı." "Erdoğan da hafif kurnaz bir ifadeyle, kimsenin hukukun üzerinde olmadığını dile getiriyor. Ancak bu ceza, Doğan Grubu'nu iflasa götürecek kadar orantısız." "Ayrıca Türkiye'nin Erdoğan yönetiminde gerçekleştirdiği demokratik ilerlemeye gölge düşürüyor. Erdoğan 2007'deki seçim zaferini, askerler yerine demokrasiye oy veren Türklere borçlu olduğunu hatırlamalı." 01/10/2009 |
||
|
'Kürt açılımını ABD'nin Irak'tan çekilmesi tetikledi' |
|||
Barkey, Türkiye'de bazıları için Paris, Güneydoğu'dan daha yakın, diyor.
Kürt sorunu üzerine
kitaplarıyla da tanınan Amerika'daki Carnegie Vakfı Ortadoğu Uzmanı Henri
Barkey Türkiye’deki “demokratik açılım” sürecinin başlamasında Amerika’nın
Irak’tan çekilmesinin önemli bir etken olduğunu söyledi. Henri Barkey: Bu çok nazik bir konu olduğu için, hükümetin, aniden ortaya bir program koyması doğru olmazdı bence. Hükümet bir diyalog başlatmak istiyordu toplumda, ve bunda bence başarılı oldu. Şimdiye kadar buna karşı çıkanlar oldu, ama aynı zamanda, hükümete destek olmaya çalışanlar da oldu. Şimdi toplumda bu konu tartışılıyor. Dolayısıyla, hükümet bu konuda programını açıkladığı zaman bu büyük bir şok olarak gelmeyecek. Güney Yıldız: Hükümet henüz somut önerilerle 'açılım'ın çerçevesini çizmedi fakat konu yine de yoğun bir şekilde tartışıldı. Bu tartışmada hükümet sıkışıyor diyenler de var, muhalefet bu tartışmaları şimdiden başlatarak kendisini tüketiyor diyenler de... Sizin görüşünüz nedir? ‘Somut öneri olsa danışılmaması eleştirilirdi’Henri Barkey: Bence, hükümet somut bir öneri ortaya atmış olsaydı, bu defa, muhalefet, “hiç kimseyle tartışmadan konuşmadan, ortaya bu önerileri atıyorsunuz” diyecekti. Muhalefet, hükümet ne yapsa karşı çıkacaktı. Aslında, muhalefet bir dereceye kadar tükeniyor, çünkü, kendisi de somut bir öneride bulunamıyor. Giderek de daha sert bir tutum takınmaya başladı, dolayısıyla, hükümetin, bir yerde elini güçlendiriyor. Çünkü, hükümet, daha ilerde, uyumlu bir plan ortaya atarsa, insanlar, “muhalefet niye bu kadar yaygara yaptı” diyecekler. Dolayısıyla, bence, muhalefetin taktiği başarılı olmadı diye düşünüyorum.
Ortaya somut öneriler konmamış olsa da, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, son açıklamasında, "Anayasa değişikliği ve anadilde eğitim gibi konular yok." dedi. Sizce, açılımın çerçevesi giderek daralıyor mu? Henri Barkey: Ben, bunu bir süreç olarak görüyorum. Sürecin başlangıcı ile sonu arasında büyük farklar olacaktır. Başlangıçta insanlar temkinli davranmak isteyecekler. Dolayısıyla, İçişleri Bakanı Anayasa değişikliği yapılmayacak diyebilir. Ama, geçenlerde Sayın Özbudun’un dediği gibi, 1982 yasasının değişmesi lazım. Askerlerin hazırladığı bir Anayasa demokratik bir toplumun anayasası olamaz. Anayasa, Kürt açılımı konusunda olmazsa bile başka bir mesele için değiştirilecek. Zaten, hükümet de Kürt kelimesini kullanmayarak, sürece "Demokratik Açılım" diyor ve eğer demokratik açılım ise bu Anayasa değişmeden yapılabilir mi? Bence yapılamaz. Bunu belki ilk aşamada söylemezler ama bence Anayasa değişmeden bu konu çözülemez. ‘Açılımın başarısız olması hükümeti büyük zora sokar’Sizce peki açılımda vadedilenlerin yerine getirilmez de başarısız olursa, bunun hükümet açısından ne gibi sonuçları olur? Henri Barkey: Bu kez muazzam bir beklenti var ve bu beklenti yüzünden ben, hükümetin çok daha ciddi olduğuna inanıyorum. Çünkü, bu kadar beklentiden sonra, bu kadar konuşulduktan sonra, reform paketi ciddi olmazsa bence insanlar büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaklar. Zaten bunu sırf Güneydoğu’da ya da Doğu’daki insanlar değil, Türkiye’nin her tarafında yaşayan insanlar istiyor bunu. Bence bu açılıma olumlu bakan büyük bir kitle var. Çünkü, önünde sonunda, insanların ölmesini istemiyorlar ve muhalefetin dışında insanlarda ciddi bir bölünme korkusu da yok. Yani bu açılımı gerçekleştiremezse hükümet, bence kendisini çok zor bir durumda bulacak. Hem Avrupa konusunda, hem de iç politikada. Bu nedenle bence artık ok yaydan çıktı, bir şekilde yapılacak bu.
Peki sizce, hükümeti de kapsayan bir şekilde, Türkiye’de egemen yapı, Kürt sorununu çözme iradesine kavuşmuş durumda mı? Henri Barkey: Farklı insanlar, bu konuya farklı bir şekilde bakacaktır. Diyelim ki, Istanbul’daki işadamları zümresi, bu Avrupa ile ilişkilerimizi kolaylaştıracaksa yapalım diyeceklerdir. Nasıl olsa onlar pek Güneydoğu’ya gitmiyorlar, ya da çocukları Güneydoğu’da tatil yapmıyor. Dolayısıyla, Güneydoğu onlar için çok uzak bir yer. Paris onlar için çok daha yakın. Onlar öyle bakacak. Yani her zümre kendi açısından bunu tartacak ve genel olarak bu müspet bir olay olduğu için, hem Türkiye’nin ekonomisini açmak açısından, hem Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde gücünü artıracak bir olay olduğu için ve Türkiye’yi Orta Doğu ile olan ilişkilerinde güçlendirecek bir olay olduğu için genellikle Türkiye’de değişik zümreler buna olumlu bakacaktır. CHP’nin de buna olumsuz bakması, kendi politik hesaplarından dolayıdır. Çünkü CHP şimdiye kadar ortaya bir plan atmış olsaydı, o zaman konumu çok daha değişik olacaktı. Nitekim seneler önce böyle bir plan ortaya atmıştı ama şimdi unuttu o planı. Şimdi tek yapabileceği şey amansız muhalefet. Bence, herkes, Kürt sorununun çözümünü, “bu benim yararıma olur mu” diye düşünerek değerlendiriyor. ‘Açılımın zamanlamasında en önemli unsur, ABD’nin Irak’tan çekilmesi'Türkiye’deki açılım, dünyadaki etnik sorunların çoğunda olduğunun aksine, taraflardan en az birinin savaşma iradesinin zayıfladığı ya da yenildiği bir zamana denk gelmiyor gibi görünüyor. Böylesi bir durum, çözüm şansını nasıl etkiler? Henri Barkey: Şimdi bakın, Amerika’da dedikleri gibi, “bardağın yarısı dolu mu, yarısı boş mu” durumu gibi. Ben, her iki tarafın da güç kaybettiğini iddia alabilirim, şu şekilde: PKK’nın başlangıcından bu yana 25 sene geçti, hala PKK sorunu devam ediyor, yani artık bir bıkkınlık geldi. Hem Türkiye’nin doğusunda, hem de batısında artık değişik bir yöntem aranıyor. İkincisi, bence burada en önemli husus, Amerika’nın Irak’tan çekiliyor olması, ve bu çekilme sonucunda Irak’ta ne olacağını düşünmeye başladı insanlar. Irak’ın geleceği bence hala belirsiz ve Türkiye için en önemli husus, Kuzey Irak’ın PKK’dan ayrılarak, Irak’ın gerisiyle bir tampon görevi görmesi. Kuzey Irak’taki Kürtlere baktığımız zaman, onlar Türkiye’ye çok daha yakın bir grup.
Bu Türkmenler için de bir garanti, yani çünkü Türkiye’de yaşayanların, ne aşırı Şiilerle ne de Sunilerle pek iyi ilişkisi olmamıştır. Fakat Kürtlerle olmuştur. Kürtler sınırın iki tarafında da yaşıyor, bir nevi köprü vazifesi görüyor. Aynı zamanda da Türkiye’yi aşırı Şii ve Sunilerden koruyacak bir tampon görevi de görecek. Fakat, Kuzey Irak’ın Türkiye ile iyi ilişkilerinin olması için bu Kürt sorununun çözülmesi lazım. Bu bence, büyük bir fırsat Türkiye için ve Türkiye’de bu fırsatı kullanmaya karar verdi. Bence, yalnızca hükümet değil, askerler de böyle düşünüyor. ABD Kuzey Irak'ı Türkiye'ye mi emanet etmek istiyor?Sizce, ABD Irak’tan çekilirken, Kuzey Irak’ın güvenliğini Türkiye’ye mi emanet etmek istiyor? Bu nedenle mi iyi ilişkiler gerekli? Henri Barkey: Size bunun cevabını veremeyeceğim, çünkü Amerika bunu bu kadar ayrıntılı bir şekilde düşündü mü düşünmedi mi bilemiyorum. Bana normal olarak gelen şey, bu soruya müspet bir cevap vermek. Evet, Amerika Kuzey Irak’ın güvenliğini Türkiye’ye havale etmek istiyor, ama emin değilim, bunu bu kadar net bir şekilde düşündüklerini. Ben hükümet olmadığım için bilemiyorum tabii. Gördüğüm kadarıyla, bunu daha henüz düşünmüyorlardır ama belki de düşünmüşlerdir. Cevabını bilemiyorum. Örneğin, İran’ın Kuzey Irak’ta açtığı temsilcilikler ve kurduğu ilişkiler ile belirli bir nüfuz oluşturduğunu görüyoruz. Bu bir unsur olabilir mi Amerika’nın Kuzey Irak’ın geleceğiyle ilgili endişelerinde? Henri Barkey: Şüphesiz. Yani, denge açısından düşünürseniz İran’ın sadece Kuzey Irak’ta değil Irak’ın bütününde nüfuzu var. Hatta Suni kesiminde bile İran’ın nüfuzu var. İran Değişik şekillerde kendi nüfuzunu Irak’ın her yerinde kurmuş. Dolayısıyla, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bir güç olması, denge açısından çok önemli. Aynı zamanda, Kürtlerin kendilerinin de 2003’ten bugüne dek, Bağdat’ta yürüttükleri politika ile bir nevi bir denge unsuru oluşturduklarını görüyoruz. Suni ve Şiiler arasında ve o denge bence çok önemli. Bu denge olmadan belki de Irak şimdiye kadar bölünürdü. PKK'nın tasfiyesi Amerikan çıkarına mı?Peki yine İran üzerinden düşünürsek, PKK’nın bir kanadının, İran’da PJAK’ın silahlı saldırılarda bulunduğunu biliyoruz. Bu anlamda, PKK’nın silahlı kanadının tümüyle tasfiyesini tümüyle Amerikan çıkarlarına uygun olarak mı görüyorsunuz? Henri Barkey: PJAK’ı çok büyük bir güç olarak görmemek lazım. Evet, PJAK İranlı askerlere saldırabildi ve biraz zayiat verdirebildi. Ama eninde sonunda, PJAK o kadar büyük bir güç değil. İkincisi, Amerika bugün İran üzerine politika yapacaksa azınlıklar üzerinden yapması hata olur. Bunu anlamış durumdalar zaten, hele de Obama hükümeti bunu anlıyor. Zaten İran’da bugün demokrat olanlar ve olmayanlar arasında büyük bir mücadele var. Bence, önemli olan bu.
Eğer Amerika bu sefer
azınlıklar üzerine politika izlerse, merkezde, şu anda birbirine karşı
olan güçleri, kendisine karşı birleştirme tehlikesiyle karşı karşıya
gelir. Dolayısıyla bunu yapması pek akıllıca bir politika olmaz. Üstelik
de, şuna bakmamız lazım, Amerika için önemli ülke hangisi, Türkiye. Eğer
Türkiye PJAK’ı istemiyorsa, Amerika PJAK’a olumlu bakamaz. Peki sizce PKK açılımla birlikte gelişecek bu plana dahil olmak istiyor mu? Henri Barkey: Tabi burada herkes kendisine bir fiyat biçecek. PKK tabi ki bu planın içinde olmak istiyor. PKK 25 senenin meyvelerini toplamak istiyor. Bu meyveler arasında en önemlisi de bir nevi meşruiyet kazanmaktır. Ama bence bu olmayacak. Türk hükümeti ve Türk halkını bu aşamada PKK’yı dahil etmesi imkansız. Dolayısıyla değişik yöntemlerle bunu geçiştirmek lazım. Öcalan’da yakın vadede serbest kalmayacağını iyi biliyor. 29/09/2009-Güney Yıldız-BBC Türkçe |
|||
|
"Türkiye için asıl tehlike İslamcı Kürt örgütü olur" |
|||
Kürt muhalefetine, Güneydoğu'da güçlü olan İslam ve Kürtçülük akımlarını birleştiren bir örgütün öncülük yapmamasının, Türkiye devleti için bir şans olduğunu da belirten Jenkins’e göre, hükümetin başlattığı demokratik açılım sürecinin sonuçlarını görmek uzun zaman alacak: İlk kez bir hükümet halkın açılımı destekleyeceğini düşünüyor’ Gareth Jenkins: Hükümetin şiddeti gerçekten durdurmak istediğine inanıyorum. Fakat bir siyasi parti olarak oy almak da isteyecektir. Benim, Türkiye'de bulunduğum 20 yıllık süre içinde ilk kez bir hükümet, halkın Kürt sorununa barışçıl çözümü destekleyeceğine inanıyor. "Belki bu açılımdan dolayı biraz oy kaybederiz ama kaybettiğimizden fazlasını kazanabiliriz." diyor. Bence, en önemli şey, insanların şu an konuşuyor olması ve kamuoyunun büyük kısmının bir çözümden yana olması. Fakat, tüm bunlara rağmen, sonuçlar görmek uzun zaman alacak. Güney Yıldız: Bazıları 1993 yılında Turgut Özal’ın başbakanlığı sırasında da girişimlerde bulunulduğunu söylüyorlar. Fakat her iki dönemde de, Kürt sorununu çözme girişimleri, taraflardan birinin yenildiği ya da oldukça zayıfladığı bir durumda yapılmıyor. Sizce açılımları böylesi durumlarda yapmak başarısını hangi ölçüde etkiler? Gareth Jenkins: Bence PKK'nın şu anda geçmişe göre çok daha zayıf olduğu konusunda bir kuşku yok. Bugün PKK'nın kendisi bile askeri olarak kazanamayacağının farkında.
Eski tarzlarından farklı olarak bugün çok daha küçük birimler halinde hareket edebiliyorlar ve eskisi gibi ordunun kolay kolay giremediği alanlar yaratamıyorlar. PKK artık Suriye gibi bir devletin desteğine sahip değil ve bu nedenle de helikopterlere karşı kullanabilecekleri nitelikli silahlar elde edemiyor. “PKK dışında Kürt örgütleri çıkabilir” Bence, böylesi bir açılımın başarıya ulaşması için, Türkiye'nin Kürt milliyetçilerini PKK'dan ayırmanın bir yolunu bulmasında gerekiyor. Bunun için de DTP ile ilişkiler geliştirilmeli. Bazı DTP üyeleri PKK ile yakından ilişkiliyken, bazıları değil. Türkiye devleti, PKK dışındaki Kürt örgütlerin var olabilecekleri bir alan yaratmalı. 1993 ile bugünün farkı belki de burada yatıyor. Şimdi PKK dışında bir Kürt örgütünün çıkma olasılığı daha güçlü. DTP’nin de katıldığı son mitinglerde, DTP’yi destekleyen kitlelerin, “müzakereler PKK ile yapılsın” yönünde slogan attıklarını takip ettik. Tabandaki bu tavrı göz önüne aldığınızda, PKK dışında bir örgütün ortaya çıkma ihtimali yine de güçlü görünüyor mu? Gareth Jenkins: Sanırım bu biraz zaman alacaktır. Türkiye devletinin şimdiye kadar yaptığı en büyük hata, Kürt milliyetçisi olan her kişinin aynı zamanda PKK’yı da desteklediğini varsaymasıydı. Bu da pek çok kişiyi PKK’ya yönelmeye zorladı. PKK’nın güçlü bir desteğe sahip olduğu konusunda bir kuşku olduğunu düşünmüyorum. Fakat, eğer Türkiye PKK dışında, barışçıl bir Kürt siyasi partilerine izin verirse, PKK’ya yönelen desteğin bir kısmı, şiddet yanlısı olmayan partilere gidecektir. Şu anda özellikle pek çok genç insan için PKK dışında bir alternatif yok. Daha önce Ergenekon soruşturması nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin toplumdaki imajının zayıfladığını bunun da PKK ile mücadeleyi etkileyeceğini söylemiştiniz. Gareth Jenkins: Evet, bu soruşturma üzerinden şimdi, Ergenekon PKK da dahil olmak üzere her şeyi yönetiyor sonucu çıkarılıyor. Bu özellikle ilk iki iddianamede böyle ele alınıyor. Öyle bir durum söz konusu ki, artık PKK herhangi bir eylem yapabilir ve sorumluluğu Ergenekon’a atabilir. Dolayısıyla, bilinçli olarak yapılmamış olsa da, Ergenekon iddianamesi PKK’yı daha güçlü bir konuma getiriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri ise, artık ülke içinde siyasi olarak on yıl öncesindeki kadar nüfuza sahip olmasa bile askeri olarak daha güçlü bir konumda çünkü eski hatalarından dersler aldılar. Taktiklerini, silahlarını değiştirdiler. PKK’nın ise eskisi gibi iyi eğitilmiş silahlı militanı yok. PKK militanlarının standartlarında 10-15 yıl öncesine göre önemli bir düşüş var. Türk ordusu ise askeri olarak çok daha güçlü bir konumda. Türk Silahlı Kuvvetleri, artık ülke içinde siyasi olarak on yıl öncesindeki kadar nüfuza sahip olmasa bile askeri olarak daha güçlü bir konumda çünkü eski hatalarından dersler aldılar. PKK’nın militanlarını eskisi kadar uzun süre eğitemediğini söylediniz fakat PKK Türkiye topraklarında saldırılar gerçekleştirmediği yıllar boyunca daha uzun silahlı eğitim yapma fırsatı kazanmadı mı? Basına yansıyan çatışma bilançolarında da, geçmişe oranla daha az kayıp veriyor gibi görünüyorlar. Gareth Jenkins: Ben böyle yorumlamıyorum. Birincisi PKK eskisine oranla, uluslararası arenada fazlasıyla izole edilmiş durumda. Daha güçsüz oldukları için taktiklerini değiştirdiler, eskisine göre çok daha küçük birimler halinde hareket edip daha az risk alıyorlar.
Geçmişte ise 30-40 militanın bir arada olduğu gruplar halinde hareket ediyorlardı. Arada sırada büyük baskınlar yapıyorlar. Çatışmanın başında bir üstünlük gösterebilseler de Türk ordusu Kobra ve Süper Kobra helikopterlerini devreye sokarak büyük kayıp verdirebiliyor. 1990’larda ise Türk ordusunun pratikte giremediği geniş alanları kontrol edebiliyorlardı. Artık bunu yapamıyorlar. Bunun da nedeni Suriye gibi bir devletin desteğinden mahrum kalmış olmaları. Önceleri devletler sayesinde, helikopterlere karşı kullandıkları px; margin: 5px 20px"> PKK bu şekilde 10 yıl dahi çatışsa da aynı pozisyonda olacak. Ama bu PKK'nın şiddeti düşük düzeyde daha uzun süre sürdüremeyeceği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, PKK’yı da askeri olarak bitirmek mümkün değil. Fakat, PKK bu şekilde 10 yıl dahi çatışsa da aynı pozisyonda olacak. Bence, PKK’nın şu anki amacı, şiddete başvurarak kazandıklarını düşündükleri üzerinden kendisini siyasi bir harekete çevirmek. Eğer söz edildiği gibi kapsamlı bir açılım yapılacaksa, bu devletin, çözüm iradesine sahip olduğu anlamına mı geliyor, yoksa çatışmaları sürdürme iradesinin zayıfladığı anlamına mı? Gareth Jenkins: Bence her iki anlama da geliyor. 20 yıldır Türkiye’de yaşıyorum ve bu açılımın kısa zaman içinde somut sonuçlar doğuracağı konusunda iyimser olmasam da, sözünün edilmiş olması bile çok önemli bir gelişme diye düşünüyorum. Türkiye’ye ilk geldiğimde, resmi olarak ülkede Kürtler yoktu bile. Bazı köylerde insanlar başka bir dil konuşamıyor olsalar da, Kürtçe konuşmak yasaktı. Ayağa kalkıp da ben Kürt'üm dediğinizde, hapse götürülebiliyordunuz. Hükümetin bu inisiyatifi başlatmış olması dahi, işlerin ne kadar değiştiğine işaret ediyor. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Sorun eğer askeri yöntemlerle çözülebilseydi, şimdiye kadar çözülürdü. Aynı taktiklerle savaşı on yıl daha da sürdürseniz, sorunu çözemezsiniz. Bence, ordu bunu herkesten daha iyi biliyor. Uluslararası düzeyde izole olmak, PKK’yı yüzünü Türkiye’ye dönmeye daha mı çok mahkum ediyor? Gareth Jenkins: Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da terör örgütleri listesinde olmak PKK’nın mali kaynaklarını ve silah edinmesini önemli ölçüde daraltıyor. PKK’yı bastırması için Iraklı Kürtler üzerinde ciddi bir Amerikan baskısı var. Iraklı Kürtler tabii ki, PKK’yı dağlarda izleyip yok etmeye yönelemezler, ama örgütün Kuzey Irak içindeki hareket etmesini sınırlayabilirler. Yalnız Türkiye’deki Kürt sorunu devam ettiği ve bu nedenle PKK’ya katılmaya hevesli gençler olduğu sürece, PKK’yı bitirmek mümkün olmaz. Fakat, PKK da, silahlı faaliyetlerini bir üst aşamaya taşıyamaz.
PKK dışında bölgede başka silahlı grupların çıkma olasılığı görünüyor mu bugün? Gareth Jenkins: Bence, PKK gibi kurulduğunda Marksist olan ve şimdi de oldukça laik olan bir örgütün, Güneydoğu gibi Türkiye’nin en muhafazakâr bölgelerinden birinde bu derece destek bulabilmesi için Türkiye devletinin bir şeyleri çok yanlış yapıyor olması gerek. PKK gibi kurulduğunda Marxist olan ve şimdi de oldukça laik olan bir örgütün, Güneydoğu gibi Türkiye’nin en muhafazakâr bölgelerinden birinde bu derece destek bulabilmesi için Türkiye devletinin bir şeyleri çok yanlış yapıyor olması gerek. Buradan, PKK’nın zayıflamasıyla birlikte İslamcı Kürt grupların ortaya çıkabileceği gibi bir sonuç mu çıkarıyorsunuz? Gareth Jenkins: Bence, sorun çözülmediği müddetçe farklı örgütler çıkabilir. Ben, Türkiye devletinin belli açılardan çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Bu şans da, Kürt milliyetçiliğinin öncülüğünü yapan örgütün laik bir örgüt olmasında yatıyor. Çünkü, eğer, 1920 ve 1930’lardaki Kürt muhalefetine baktığınızda, bu muhalefetin, Kürt kimliği ile bazı unsurları birleştirdiklerini görürsünüz. Türkiye devletinin önündeki bir tehlike de burada yatıyor. Eğer PKK giderek zayıflar ve bu sırada Türkiye güneydoğu’daki sorunu çözmüş olmazsa, o zaman, Kürt muhalefeti, radikal İslamcılık, muhafazakarlık ve Kürt milliyetçiliğini birleştiren bir örgütün öncülüğüne geçebilir. Türkiye’de Hizbullah diye anılan örgüt buna bir örnek. Türk Hizbullah’ı bugün tekrar şiddete dönmüş değil, ama tabanda bir desteğe sahip ve kontrol ettiği medya kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarıyla da oldukça güçlü. Bence, Türkiye’nin PKK’nın güçsüzleşmesinden önce sorunları çözmek için önünde sınırlı bir zaman var. Türk devletinin kabusu, Kürt muhalefetin, güneydoğudaki iki hakim unsuru, İslamı ve Kürt milliyetçiliğini birleştiren bir örgütün öncülüğüne geçmesi olmalı. Güneydoğuda etkinliği olan bir başka gücün de Gülen cemaati olduğu söyleniyor. Gareth Jenkis: Kesinlikle. Burada, üçlü bir iktidar savaşı yaşanıyor. Tabi ki, Gülen cemaatinin şiddete bulaşmışlığı yok ve şiddet kullanıma karşı. Fakat, güneydoğuda nüfuzu sağlamak için üç yönlü bir mücadele var. Son yıllarda bölgede oldukça aktif olan Gülen cemaati, Hizbullah ve PKK. Burada olması gereken ise, mücadelenin devlet dışı üç grup arasında geçmesindense, devletin devreye girip beklentilere cevap olabilmesi. 23/09/2009 |
|||
|
Guardian: Atatürk'ün mirasına darbe |
|||
Guardian yazarı Simon Tisdall, Türkiye'deki Kürt açılımı tartışmalarını ele aldığı yazısında, kendi ifadesiyle, Atatürk'ün aşınmakta olan aşırı milliyetçi mirasına Başbakan Erdoğan'ın en büyük darbeyi vurmak üzere olabileceğini öne sürüyor. Guardian'a göre son açılımlar 'Atatürk'ün mirasına darbe vurabilir' Ancak yazara göre, olayın tezat oluşturan yönü ise, son dönemdeki tartışmalar dikkate alındığında, bu adımın hükümetin sözde İslamcı gündemini yaşama geçirmesi değil; Türkiye'nin 12 milyonu bulan, Atatürk döneminde baskı altında tutulan güçlü etnik Kürt azınlığın haklarıyla ilgili olması. Guardian yazarı Erdoğan'ın bu girişimi konusunda; kendisini ve lideri olduğu partiyi gizli dinci gündemi yaşama geçirmeye çalışmakla suçlayan asker ve sivil laik muhafazakâr çevrelerce durdurulabileceğine de dikkat çekiyor. Tisdall, MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin ''İmralı kasabının rehberliğinde Türkiye'yi bölmeye hazırlanmakla suçladığı başbakanın Türkiye için ciddi bir risk haline geldiği'' iddialarına yer veriyor yazısında. Tisdall, Erdoğan'ın planının ayrıntılarının bilinmediğinin altını çizerken, Türk basınında yer alan haberlere atfen, ''PKK'lılar için genel af, siyasi, ekonomik, dil ve eğitim hakları, Güneydoğu'da Kürtçe isim yasağının kaldırılması'' gibi adımlardan söz edildiğini aktarıyor. Guardian yazarı, PKK'nın cezaevinde bulunan liderinin de bir ''yol haritası'' hazırlığında olduğu yönündeki haberlere atıfla da, Öcalan'ın ''silahsızlanma, PKK üyelerinin siyasi entegrasyonu, yerel yönetimlerin özerkliğinin arttırılması ve ulusal diyalog süreci başlatılması'' çağrısında bulunmasının beklendiğini yazıyor. Tisdall öte yandan da iki emekli orgeneralin de sanıkları arasında olduğu Ergenekon davası, geçen yıl türbanın üniversitelerde serbest bırakılması düzenlemesi gibi örneklerde ortaya çıkan ve bir süredir yaşanan iç gerilimlerin, Erdoğan'ın Kürt açılımını rayından çıkarma riski taşıdığını, ama söz konusu barış sürecinin kökleşmesinin ise, bazı çevrelerde, Atatürk'ün milliyetçi ideallerinin baltalanması olarak görüleceğini savunuyor. Tisdall, ''Zaman değişiyor, Türkiye'nin tutuculukta direnen devletçileri de değişmek zorunda kalabilirler.'' diyor. Tarihçi Andrew Mango'nun, ''Sultan'dan Atatürk'e'' adlı yeni kitabında, Atatürk'ün o dönemde kendini ''ulus-devlet'' kavramına adadığı ve bu nedenle ne din, ne ayrılıkçılar, ne de azınlıklara ayıracak zamanı olmadığı, 1925'teki Kürt isyanını acımasızca bastırdığı ve kültür devriminin de ivme kazandığı tespitlerini aktaran Tisdall, ama Türkiye'yi kuran Lozan Anlaşması'nın üzerinden 86 yıl geçtikten sonra Atatürk'ün biçtiği dar gömleğin gevşetilmesi yönünde direnmesi zor baskılar bulunduğunu savunuyor. 29/07/2009 |
|||
|
Economist: Kürt açılımı cesaret verici |
|||
Economist dergisinin bugün çıkan sayısında yer alan Türkiye'ye ilişkin bir değerlendirmede Türkiye’deki ‘Kürt açılımı’nın cesaret verici olduğu yorumu yapıldı. Dergiye göre 'risk altında olan sadece Erdoğan'ın kariyeri değil' "Barış zamanı mı?" başlığını taşıyan analizde, “hükümetin Kürt açılımının, sadece AB istediği için yapılmıyor olmasının cesaret verici olduğu" yazılıyor. Yorumdan bazı bölümler şöyle: “Türk hükümeti, Kürt sorununu çözmek için ciddi bir plan hazırlıyor.” “Planın Kürtçe yayın alanında geride kalan mevcut yasakları gevşetmesi, isimleri Türkçeleştirilmiş köylere Kürtçe isimlerinin geri verilmesi, üniversiterde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri kurulması ve genellikle PKK sloganları atmak ve polise taş fırlatmaktan fazlasını yapmayan, ama PKK yanlısı faaliyette bulunmakla suçlanan binlerce genç Kürdün hapse atılmasına yol açan yasaların kaldırılmasını içerdiği söyleniyor.” “Erdoğan'ın Kürt açılımının en hassas yönü ise hapisteki liderleri Abdullah Öcalan ile görüşmeden, PKK'nın silahlı faaliyetinin nasıl durdurulacağı.” “İngiltere'nin IRA ile başa çıkmak için Sinn Fein'i kullanmasına oldukça benzer bir şekilde, DTP'nin bir aracı olarak kullanılması en aşikar yöntem olacak.” Ergenekon etkisiHükümetin önünde Abdullah Öcalan'ın benmerkezci yapısı, muhalefetin baskısı ve yüzde 45 civarında olan kamuoyu desteğininin tersine dönmesi riski gibi güçlüklerin bulunduğunu belirten Economist şöyle devam ediyor: “En azından bu sefer ordu hükümetin arkasında. Kürtler konusundaki bir anlaşmayı engelleyebilecek pek çok general Ergenekon davasında yargılanıyor.” “Orgeneral İlker Başbuğ da uzun süredir Kürt sorununun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini söylüyordu.” “Risk altında olan sadece Erdoğan'ın kariyeri değil, Türkiye'nin geleceği de öyle. Hoşnutsuz ve radikal Kürtlerden oluşan yeni bir nesil, PKK'nın bile kontrol edemeyebileceği bir şiddet döngüsünü rahatlıkla beraberinde getirebilir.” “Burada en cesaret verici nokta ise Kürt inisiyatifinin sadece Avrupa Birliği'nin baskısı sonucunda yapılmıyor oluşu. Bu, ülke içinde gelişen bir girişim. Başarıya ulaşması için de hükümet kadar PKK ve yandaşlarına da görev düşüyor.” 28/08/2009 |
|||
|
31 Ağustos 2009 Basın Özeti |
|||
|
Lockerbie bombalamasından hüküm giyen Libyalı Abdülbasit el Megrahi'nin İskoçya hükümetince serbest bırakılmasıyla ilgili tartışmalar, İngiliz basınında geniş yer bulmaya devam ediyor. Tartışmanın son halkası, Adalet Bakanı Jack Straw'un açıklamaları. Straw, el Megrahi'nin bir petrol anlaşması uyarınca serbest bırakıldığı iddialarını reddetmişti. Times ise manşetinde, el Megrahi'yi iki yıl önce Libya'yla yapılan suçluların iadesi anlaşmasından yararlandırmanın, Straw'un kişisel kararı değil, hükümetin müdahalesiyle atılmış bir adım olduğunu yazıyor. Times'ın haberine kaynaklık eden Straw'un yakın bir arkadaşı da, "Buna karar veren Jack değildi. Hükümetin kararıydı. Jack bunu tek başına yapmadı." diyor. Daily Telegraph, başyazılarından birinde özellikle bu yaza dair yanlış hava tahminleriyle tepki çeken İngiliz Meteoroloji Dairesi'ni esprili bir dille eleştiriyor. "Meteoroloji kurumu bu yaz yaptığı yanlış tahminlerden pek yılmamış olacak ki, şimdi yüzyılın geri kalanı için hava tahmini yapmaya niyetleniyor. Cenevre'de bugün başlayacak Üçüncü Dünya İklim Konferansı'nda 2100 yılında sel, kuraklık ve sıcaklık değişimleri anlamında ne beklememiz gerektiğini tahmin edecek bir 'Dünya İklim Servisi' kurmak gibi cesur bir plan ele alınacak. "Bizim Meteoroloji Dairesi de bu çabaya liderlik ediyor. Hatta kendi tahminlerini yapmışlar bile. Tabii hevesleri teşvik edilmeli. Ama torunumuzun torunu terleyecek mi, yoksa titreceyecek mi bilmek yerine, bu haftasonundaki hava durumuyla ilgili doğru bir tahmini büyük bir mutlulukla kabul ederdik." 'Günde bir aspirin aslında zararlı'Avrupa Kardiyoloji Kongresi'ne sunulan araştırmaya göre, sağlıklı insanların kalp krizi ihtimaline karşı her gün bir aspirin alması, sanılanın aksine yarardan çok zarar getiriyor. Habere göre aspirin ile ilgili araştırma Edinburgh Üniversitesi'nde yapılmış. Sekiz yıl boyunca her gün bir aspirin alan denekler arasında görülen kalp krizi ve felç vakalarında, almayan deneklere göre kayda değer bir düşüş görülmemiş. Hatta aspirin alanların bir kısmı, bu ilacın yan etkisi olarak bilinen mide kanamasından hastaneye kaldırılmış. |
'Kralların Kralı Kaddafi' Independent, bu haberinin hemen altında da Kaddafi'nin kariyerini özetleyen "Albay'dan Kralların Kralı"na başlıklı bir yorum yazısına yer veriyor. Daniel Howden imzalı makalede, Kaddafi'nin Arap Birliği konusunda hayal kırıklığına uğradıktan sonra, dikkatini Afrika'ya yönelttiği belirtiliyor. Yazar şöyle devam ediyor: "İlk kez Afrika Ulusları Örgütü'nün toplantısında Afrika Birleşik Devletleri fikrini öne sürdü. Bunu, Libya'nın petrol gelirleriyle Afrika'da nüfuz satın almak için girişilen bir kampanya izledi. Sonuçlar müthişti. Geçen yıl Ağustos'ta Afrika'da 'Kralların kralı' ilan edildi. Bu yıl Ocak ayında da sonunda, gıptayla arzulanan Afrika Birliği Başkanlığı'nı elde etti. Libya'nın enerji gelirlerinin böyle boşa harcanması, sokaklarda sessiz bir kızgınlık yarattı. Bir diplomat, 'Sağlık sistemi burada çok kötü olduğu için, hastalandıklarında Tunus'a gitmek zorunda kalan insanlar, paranın Afrika'ya harcanmasından bıktı' diyor. 31/08/2009 BP anlaşması ve el Megrahi Independent ise suçluların iadesi anlaşması görüşüldüğü sırada British Petroleum'un Libya'daki büyük bir petrol sahası için Trablus yönetiminden onay beklediğini hatırlatıyor. Gazete anlaşmaya el Megrahi'nin de dahil edilmesinden sadece birkaç hafta sonra Trablus yönetiminin BP'ye yeşil ışık yaktığını belirtiyor.
Independent, İngiltere-Libya ilişkilerinde
sorun çıkarabilecek bir başka konuya da dış haberler sayfalarında yer
vermiş. Gazete, el Megrahi'nin bir petrol anlaşması karşılığında salıverildiği iddiaları sürerken, daha fazla sıkıntı yaşamak istemeyen Londra'nın bir hafta devam edecek görkemli kutlamalara kimin katılacağını belirleyemediğini belirtiyor. |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||