|
Son Güncelleme:04/02/12 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
|
ABD'den Türkiye için şok iddia! |
||||||
Amerikan medyası bugünlerde öyle bir iddiayı tartışıyor ki... Amerikan medyası, Ortadoğu’da artan Sünni-Şii geriliminin yakın zamanda savaşa dönüşebileceğini böyle bir durumda Türkiye’nin İran’a karşı Körfez ülkelerinin yanında yer alacağını iddia etti. Ortadoğu’nun Sünniler ile Şiiler arasında bir savaşa doğru ilerlediği yolundaki istihbarat değerlendirmeleri dikkat çekici bir biçimde artıyor. Buna göre, İran, Suriye rejimi ve Hizbullah’ın yaşanması olası bir savaşın bir yanında; Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkelerinin ise savaşın diğer tarafında yer alacağı ileri sürülüyor. Son olarak, istihbarat sitesi “G2 Bulletin” bu iddiayı ortaya atarken, gelmekte olan savaşın “7 sinyalini” şöyle sıraladı: 1-Suudi Arabistan’ın petrol üretimini artırma sözü vermesinden sonra, AB İran’a yaptırım kararı aldı. Bunun ardından, İran tehditler savurdu. 2-Suudi Arabistan ve Katar’ın, Esad rejimine karşı savaşan ve merkezi Türkiye’de bulunan Özgür Suriye Ordusu için silah almaya karar verdiği iddia edildi. 3-İran ve Hizbullah, Esad rejimine her türlü desteği vermeyi sürdürüyor. Hizbullah militanlarının Suriye ordusuna çatışmalarda destek verdiği öne sürülüyor. 4-Katar, Suriye’ye bir Arap askeri gücünün gönderilmesini istedi. 5-Suudiler, “ülkenin temsilcisi” olarak muhalif Suriye Ulusal Konseyi’ni tanıdı. 6-Suriye lideri Beşar Esad’ın eşi Esma ülkeden kaçmaya çalıştı. 7-Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Bölgesel soğuk savaş çıkarmak isteyenler var. Bunu engellemeye kararlıyız” dedi. 'TÜRKİYE DE NÜKLEER İSTER' ABD Başkanı Barack Obama’nın eski Ortadoğu danışmanı Dennis Ross, BBC’ye yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer bomba üretmesi halinde, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da nükleer silahlara sahip olacağını ve bunun bölgede “nükleer bir savaş riskini artıracağını” söyledi. 03 Şubat 2012 |
||||||
|
"Washington Türkiye ve Brezilya'nın Barış Girişimini Kabul Etmeliydi" |
||||||
|
|
||||||
Başta Amerika olmak üzere Batılı ülkeler, nükleer programından vazgeçmeyen İran’ı petrol sanayisi üzerinden vurmaya çalışıyor. Öte yandan, Amerika ve İsrail'in bu baharda İran’ın nükleer tesislerine operasyon düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bölge yeni bir gerginliğe doğru ilerlerken Obama yönetimi yetkililerinin, iki yıl önce Türkiye ve Brezilya’nın başlattığı diplomasi girişimini sürdürmeme kararından pişmanlık duymaya başladığı iddia ediliyor. Bu iddiaların sahibi İran uzmanı Trita Parsi, Amerika'nın Sesi'ne konuştu Washington nükleer silah üretmeye çalıştığını savunduğu İran’ı uranyum zenginleştirme programından vazgeçirmek için ekonomik darboğaza sürükleme yolunu seçti. İran ekonomisi arka arkaya gelen petrol ambargoları yüzünden ağır yara aldı. Ancak tüm bu yaptırımlar İran’ı nükleer emellerinden vazgeçirecek mi? Vazgeçirse bile ortaya çıkan sonuç kimseyi memnun edecek mi? Ulusal İran Amerikan Konseyi Başkanı Trita Parsi, Washington’da bilgisine sıkça başvurulan bir İran uzmanı. Parsi, Obama yönetiminin diplomasiyi reddederek büyük bir fırsat kaçırdığı görüşünde: TRITA PARSI: "Amerikan yönetimi diplomatik çözüme ulaşma konusunda başarısız oldu, çünkü diplomasi girişimlerine çok erken son verdi. Gerek yönetimin kendi içinden gelen, gerekse İsrail ve Suudi Arabistan gibi müttefiklerinden gelen baskılar ve maalesef Tahran hükümetinin kendi tavırları, Obama yönetiminin diplomasiye devam etmesini güçleştirdi. Sonuçta diplomasiye yatırım yapılması konusunda isteksizdiler. Hızla sonuç almak istediler. Sonuç alsalardı ne ala. Ama bekledikleri sürede sonuç alamayınca yaptırım sürecine girildi. Ama benim kaygım, eğer bu süreç devam ederse belki savaşla sonuçlanmayabilir, ama olabilecek en kötü şekilde sonuçlanabilir. Sonuçta ortaya daha baskıcı, insan haklarını daha fazla ihlal eden, daha az demokratik, daha tecrit edilmiş, daha öfkeli, daha intikamcı, daha da istikrarsızlaştırıcı bir İran çıkar. Üstelik gerçekten de nükleer silah sahibi olurlar."
2010 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olan Türkiye ve Brezilya, İran’ı az zenginleştirilmiş uranyum karşılığında kendi nükleer yakıtını takas etmeye ikna etmişti. Ancak bu girişim, Obama yönetiminin reddetmesi yüzünden sonuç vermedi: TP: "Gerçekte girişim başarılı oldu. İranlıları Amerikalıların istediği çizgiye çekmesi açısından başarılı oldu. Yani İran’ın ürettiği BİN 200 kilogram az zenginleştirilmiş uranyum ülke dışına çıkarılacaktı. Türk ve Brezilya hükümetleri müthiş çaba gösterdi. Çok sayıda ülkenin başaramadığı şeyi başardılar. Ancak başarıya ulaşıncaya kadar Obama yönetimi, artık ne olursa olsun yaptırımlara karar vermişti. Sonuçta Beyaz Saray Türkiye ve Brezilya’nın planını kabul etmiş olsaydı bile, geri adım atabilecek durumda değildi. Kongre kendi yaptırım planını devreye sokmuştu, bu da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde sorun çıkaracaktı. Bana sorarsanız, bir gün geriye bakıp sorgulayacağız, ‘Türklerin ve Brezilyalıların planı büyük başarıydı, bu şansı değerlendirmemekse büyük bir hataydı,’ diye. Üstelik İranlılar da aynı şansı değerlendirmeyerek büyük fırsat kaçırdı." Süreci daha da kritikleştiren durum, bu yıl yeniden seçilmeye çalışan Başkan Obama’nın, hem rakibi Cumhuriyetçi Parti, hem müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan, hem de kendi yönetiminin baskısı altında kalması: TP: "Unutmayın şu anda Amerika’da seçim dönemindeyiz. İran’la diplomatik girişim başlatmak için çok erken. Özel ortamlarda pişman olduklarını, hata yaptıklarını söylüyorlar. Ama bu pişmanlığı resmi olarak dile getirmeleri daha uzun zaman alacak. Bu siyasetin doğası. Belki on, onbeş, yirmi yıl sonra bir fırsat kaçırdıklarını ifade edecekler. Ama Washington zamanında diplomasiye yatırım yapsaydı, yaşadığımız ve belki de yaşayacağımız çok kötü olayları yaşamamış olacaktık."
Peki diplomasiye hala şans verilebilir mi? TP: "Tabi ki veriyorum, ama diplomasiye her politikaya yaptığınız gibi yatırım yapmak zorundasınız. Çabuk sonuç beklediğiniz, gerçek müzakere içermeyen diplomasi, ültimatom gibidir. Sonuç vermez. İranlılar da aynı şekilde davranmalı. Müzakere konusunda istekli olmalı, bugünkü statükoyu korumak için risk almak yerine, barış için risk almalılar." Trita Parsi de diğer uzmanlar gibi, İran’ın nükleer silah yapması durumunda bunun, bölgede bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyeceği görüşünde: TP: "İran’ın nükleer silah yapması durumunda bölgedeki diğer ülkelerin de aynı çizgiyi izleme riski yüksek. Bu da İran’ın neden nükleer silah edinmesini önlemek gerektiğini daha iyi ortaya koyuyor. Yalnız biz şimdiye kadar İran’ın nükleer silah edinmesini değil, nükleer silah yapmasını sağlayacak olanakları engellemek için çalıştık. Sorun burada. İşte burada uluslararası hukuk Amerika’nın arkasında değil. Sonuçta İran’ı başka ülkelerin sahip olduğu nükleer teknolojiden yoksun bırakmaya çalışıyoruz. Yalnızca nükleer silah yapımını engellemek istesek, Birleşmiş Milletler incelemeleri, ek protokoller gibi çok sayıda başka tedbir var. Fakat bu tedbirler de İsrail, Suudi Arabistan, hatta Fransa ve İngiltere tarafından yeterli görülmüyor. Bu ülkeler İran’ın nükleer silah yapabilecek kapasiteye gelmesini önlemeye çalışıyor. Ama bu şekilde devam ederlerse İran’ın gerçekten nükleer silah sahibi olmasına yol açacaklar." Bölgede durum gerginleşiyor. Amerika ve Avrupa ülkelerinin petrol ambargosunun ardından İran artık Hürmüz boğazını kapatmakla tehdit ediyor. Bunun da yeni bir enerji krizine yol açma tehlikesi var: TP: "İran’ın Hürmüz boğazını hemen kapatmasını beklemem, ama ileriki aşamalarda düşünebilir. İran’ın ayrıca enerji piyasalarında istikrarsızlık yaratmak işine gelir, çünkü petrol fiyatları artınca ambargodan dolayı yaşadığı kayıpları kapatmaya çalışır. Aynı zamanda da Batı’ya uygulayabileceği tek baskı aracı petrol. Ama bu oyun herkesin zararına. İki taraf da yapıcı önlemlerle bu süreçten çıkmanın yolunu aramak yerine, birbirine zarar vermeye çalışıyor." İran asıllı Amerikalı uzman, Obama yönetimine yakın yetkililerin perde arkası itiraflarını “Tek Atımlık Zar: Obama’nın İran Diplomasisi” adlı kitabında topluyor ve zamanında Türkiye ve Brezilya’nın başlattığı süreci devam ettirmediği için Washington’un büyük bir fırsat kaçırdığını savunuyor. 04 Şubat 2012 - Voanews.com |
||||||
|
Pamuk'u yargılayan Türkiye Fransa'ya kızamaz |
||||||
İngiltere'nin Daily Telegraph gazetesi Fransız Senatosu'nda kabul edilen Ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılmasına ilişkin yasa teklifini başyazısında değerlendiriyor. Gazete, Türkiye'yi çifte standartlı davranmakla eleştiriyor. Yazıda özetle söyle deniliyor: "Türkiye'nin görüşlerine sempatiyle bakıyoruz. Ne kadar nahoş olursa olsun bir fikrin dile getirilmesinin yasaklanması ifade özgürlüğüne aykırıdır. Ama bu konuda Türkiye de aynı derecede kusurludur. Türkiye, katliamlardan bahsettiği için Nobel ödüllü Orhan Pamuk'u Türklüğe hakaretten yargılamıştır. Bu yüzden aynı şeyi yaptığı için Fransa'yı kınayamaz." "Bu gazete geleneksel olarak Türkiye'yi desteklemektedir. Rus yayılmacılığına karşı Osmanlının mücadelesini destekledik. 1878'de Balkan politikası yüzünden Gladstone'la ters düştük. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasını savunduk. Bir dost tavsiyesinde bulunarak Türkiye'ye mezalimin nasıl tanımlandığı konusunda daha az hassas olmasını, bunun yerine, olanların ne kadar korkunç olduğunu kabul etmeye daha fazla gönüllü olmasını öneriyoruz." Independent gazetesi de, teklifin Senato'da onaylanmasından sonra Türkiye'nin misillemede bulunmaya hazırlandığını, bu çerçevede Fransız şirketlerinin ihalelerden dışlanmasına, Fransız savaş uçakları ve gemilerinin Türk hava sahası ve karasularına girmesinin yasaklanmasına kadar bir dizi adımın değerlendirildiğini aktarıyor. Ancak gazete, "Türkiye'nin kendine zarar vermeden Fransa'ya yapabilecekleri sınırlı. Fransa, Türkiye'nin beşinci en büyük ihraç pazarı ve iki ülke arasındaki ticaretin geçen yılın ilk 10 ayındaki büyüklüğü 13,5 milyar dolar" diye yazıyor. 25 Ocak 2012 |
||||||
|
Rus sömürgesi: Kıbrıs |
||||||
Guardian gazetesi Kıbrıs’la Rusya arasındaki ilişkileri ele aldığı bir yazıda binlerce Rus'un yaşadığı Limasol'un Rus okulları, Rus radyo istasyonları, kürk manto, kefir ve Baltika satılan dükkanlarıyla Rusya Federasyonu'nun bir parçası haline geldiğini kentin ‘Limasolgrad’ olarak anıldığını aktarıyor. Yazıda fırtınada Limasol limanına sığınan bir Rus yük gemisinde 60 ton cephane bulunmasına rağmen Suriye'ye gitmesine izin verildiği anımsatılarak şöyle deniyor: "2004'ten beri Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs'ın bu gemiye el koyması gerekirdi. Çünkü bu açıkça Avrupa Birliği'nin Esad rejimine getirdiği ambargonun ihlaliydi. Ama Kıbrıslı yetkililer, rotasını değiştireceği konusunda muğlak bir söz aldıktan sonra gemiyi saldılar. Gemi Suriye'nin Tartus limanına demirledi ve yükünü boşalttı."
"Kıbrıs'ın Vladimir Putin'i kırmamaya çalışması anlaşılır bir durum. Zira Kremlin ekonomik krizden kurtulmaları için 2,5 milyar Euro kredi sözü verdi. Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs'ı hararetle destekliyor ve Kıbrıs Türk devletinin karşısında yer alıyor." 'Rus mafyası çok faal' Yazıda Ada'nın güneyindeki off-shore şirketlerde büyük miktarda Rus parasının dolaştığı belirtilerek şöyle deniyor: "Bankalardaki mevduatların dörtte biri, yabancı yatırımların da üçte biri Rus kaynaklı. Rus yatırımcılar tabela şirketleriyle yüzde 10 oranındaki düşük kurumlar vergisinden yararlanıyorlar. Bu paralar Rusya'ya vergi ödenmeden daha sonra Rusya'ya dönüyor. Kıbrıslı yetkililer, ülkelerinin para aklama cenneti olduğunu reddediyorlar ve Rusların Avusturya ve İngiltere'ye daha fazla para yatırdığını söylüyorlar." "Ama birçok uzman buna şüpheyle yaklaşıyor, Rus mafyasının Kıbrıs'ta çok faal olduğunu söylüyor. Kıbrıs Üniversitesi'nden Hubert Faustmann, 'Rusya bu yüzden Kıbrıs'ın ekonomik olarak iflas etmesini istemiyor' diyor. Kıbrıs Dışişleri Bakanı Ada'nın fiilen Rusya'nın sömürgesi haline geldiğini reddediyor. Moskova'da eğitim gören, Komünist Parti AKEL'in lideri ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas, 2008'de Rusya ziyareti sırasında kendisini 'Avrupa'nın kızıl koyunu' olarak tanımlamıştı." 27 Ocak 2012 |
||||||
|
"Sadece Türkiye Somali'ye duyarlı" |
||||||
The Guardian'da Somali makalesi: ABD ve AB'nin Türkiye'den öğreneceği çok şey var İngiliz Guardian gazetesinin yer verdiği makalede, ABD ve AB'nin Türkiye'nin Somali'de ihtiyacı olanlara yaptığı doğrudan yardımdan öğrenebileceği çok şey olduğu kaydedildi. Gazetenin internet sitesinde yayımlanan, "Sadece Türkiye, Somali halkına dayanışma gösteriyor" başlıklı makaleyi, Somali'nin eski Başbakan Yardımcısı ve "Diyalog ve Demokrasi için Somali İnisiyatifi" isimli kuruluşun başkanı Osman Jama Ali ile aynı kuruluşun başkan yardımcısı Muhammed Şerif Mahmud kaleme aldı. İngiliz hükümetinin gelecek ay Somali'ye ilişkin uluslararası bir konferans düzenleyeceğinin hatırlatıldığı makalede, Somali'nin içinde bulunduğu insani, ekonomik ve siyasi krize dikkati çekildi.
Somali'deki krizi çözmek için farklı ülkelerin yaptığı yardımların uzun vadede başarısız olduğunun bildirildiği yazıda, "Bir ülke, Türkiye, farklı bir şekilde karşılık vererek, Somali halkına zor zamanlarında dayanışma gösterdi" denildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın beraberinde eşi, çocukları ve kalabalık bir heyetle birlikte geçen Ağustos ayında Mogadişu'yu ziyaret ettiği anımsatılarak, "Erdoğan, bu şehri 20 yıldan beri ziyaret eden ilk yabancı başbakan oldu" ifadesine yer verildi. Erdoğan'ın bu "cesaret ve asaletinin" Somali halkı tarafından takdirle karşılandığının, birçok Somalilinin yeni doğan çocuklarına "Erdoğan" ya da "İstanbul" isimlerini verdiğinin belirtildiği makalede, Erdoğan'ın Somali ziyaretinin ayrıca Suudi Arabistan Prensinin ve İran Dışişleri Bakanının da bu ülkeye gitmesine yol açtığını kaydetti. Makalede, Erdoğan'ın Somali ziyaretinden önce İslam İşbirliği Teşkilatını topladığını ve bu konferansta Somali için üye ülkelerin 500 milyon dolar, ayrıca Türk halkının da 280 milyon dolar yardım topladığı bildirildi. Erdoğan'ın Somali'nin uluslararası toplum tarafından yalnız bırakıldığını ve bunun barış ile istikrara katkısının olumsuz olduğunu söylediği belirtilen yazıda, Erdoğan'ın ayrıca Nairobi'de bulunan BM ajanslarının Mogadişu'ya taşınmasının gerektiğini ifade ettiği kaydedildi. Başbakan Erdoğan'ın bu çağrısı için "Doğru zamanda doğru bir çağrı" yorumu yapılan yazıda, Mogadişu'daki güvenlik probleminin ortadan kalktığı vurgulandı. Türkiye'nin Somali'ye yaptığı yatırımlara da dikkati çekilen makalede, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın son olarak Mogadişu Havaalanının açılışı için Somali'ye gittiği kaydedildi. ABD ve AB'nin Somali'ye yaptığı yardımların Afrika Birliği güçlerine yönelik olduğunun ve halkın temel ihtiyaçları dikkate alınmadan yapıldığının ifade edildiği yazıda, "Türk inisiyatifinden öğrenebilecek şey; samimi bir yardım acil bir şekilde sağlanırsa insanların kalpleri ve zihinleri kazanılabilir" denildi. İngiltere'nin başkenti Londra'da 23 Şubat'ta uluslararası Somali konferansı yapılacak. 26 Ocak 2012 |
||||||
|
Türkiye'nin Suriye'yi vurma planı |
||||||
Times gazetesine konuşan Suriyeli bir muhalif Türkiye'nin, çatışmaların büyümesi halinde Suriye'nin hava üsleri ve cephaneliklerini vurabileceğini söyledi. Gazeteye göre adının açıklanmasını istemeyen bir muhalif, Türkiye'nin bu yönde planları olduğunu belirtti. Haberde özetle şöyle deniliyor: "Suudi Arabistan ve Katar Suriyeli muhaliflere silah almaları için para yardımı yapmayı kabul etti. Bazı muhaliflerin Arap Birliği'nin Kahire'deki toplantısından sonra Suudi Arabistan ve Katarlı yetkililerle görüşüp yardım sözü aldıkları belirtiliyor. Muhalifler daha çok ülke dışındaki Suriyelilerin gönderdiği yardımla Lübnan'dan karaborsada hafif silahlar alabiliyor." "Muhalefet şimdi Libya'da yapıldığı gibi Suriye üzerinde de uçuşa yasak bölge ilan edilmesini, Türkiye ve Ürdün sınırlarında tampon bölge oluşturulmasını istiyor. Adının açıklanmasını istemeyen bir muhalif, Türkiye'nin tampon bölge planlarını gördüğünü, tampon bölgenin sınırdan silah geçirilmesine izin verdiğini böylece direnişin güçleneceğini söyledi. Söz konusu muhalife göre Türkiye'nin planları çatışmaların büyümesi halinde sivillerin korunması için hava üslerinin ve cephaneliklerin bombalanmasını da içeriyor." 'İran'dan keskin nişancılar' Yine Times'ta yer alan bir başka Suriye haberinde de Esad yönetiminin protestoculara karşı İran ve Hizbullah'tan çok sayıda keskin nişancı getirdiği belirtiliyor. Gazete haberini geçen aya kadar Savunma Bakanlığı'nda mali müfettiş olarak görev yapan Mahmud Hamad adlı bir muhalife dayandırıyor. Hamad, keskin nişancıların ücretlerinin İran'ın sağladığı gizli bir fondan ödendiğini belirtiyor. Hamad'a göre, güvenlik güçlerine katılan ve protestocuların öldürülmesinden sorumlu tutulan milislerin parası da aynı fondan karşılanıyor. 26 Ocak 2012 |
||||||
|
Uluslararası Basında ''İnkar Yasası'' |
||||||
|
Fransa'da Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasa teklifinin Senato'dan da geçmesi, uluslararası basında da geniş yankı buldu. Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle, Komisyon'un üye ülkelerin milli meclislerinde yapılan oylamalarla ilgili yorum yapmadığı belirtildi.Açıklamada, Türkiye ile üye ülkeler arasında itidalin hâkim olması temennisi dile getirildi.
Uluslararası basın ise Türkiye'nin tepkisini öne çıkarıyor. New York Tımes: ''Fransa Senatosu’nun yasayı geçirmesi, Türkleri öfkelendirdi.'' New York Times gazetesi, haberi " Yasa Fransa Senatosundan geçti, Türkleri Öfkelendirdi" başlığı ile duyurdu. Haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Fransa'ya karşı önlem alacağız" sözlerine yer verildi, Fransa ile Türkiye arasındaki askeri işbirliğinin, ekonomik anlaşmaların bir süredir askıda olduğuna dikkat çekildi. New York Times, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun yasayı Fransa tarihinde kara bir leke olarak gördüğünü de kaydetti. BBC: ''Türkler Öfkeli'' İngiliz yayın kuruluşu BBC, Türkiye'nin tepkisine geniş yer verdi. BBC, Türk Dışişleri Bakanlığı'nın yasayı "sorumsuzluk" şeklinde nitelendirdiğini belirtiyor, Türkiye'nin Paris'teki büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu'nun Fransa ile ilişkilerde bir yırtılma yaşandığı şeklindeki sözlerini aktarıyor. BBC, yasanın, ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ile Fransa arasında ciddi bir çatlağa yol açabileceği şeklindeki görüşlere yer veriyor. Yasada "Ermeni" ifadesine yer verilmemesinin de Türkiye'yi yatıştırmadığına dikkat çeken BBC, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan'ın ise yasanın kabulünü "tarihe altın harflerle yazılacak gün" olarak tanımladığının altını çiziyor. The Guardıan: ''Türkiye Kalıcı Sonuçlar Konusunda Fransa'yı Uyardı'' İngiliz Guardian gazetesi de, Fransa'da Senatodaki tartışmaların öğleden sonra başlayıp, bütün akşam sürdüğünü aktardı. Sarkozy'nin yasayı Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçiminden önce onaylayacağı tahmininde bulunan Guardian, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye'den aşırı tepki vermemesini istediğini de yazdı. Rianovosti: "Fransa Ermeni İddialarının Reddini Yasakladı" Rusya'da yayımlanan Rianovosti gazetesi, Fransa Senatosu tarafından da kabul edilen yasanın, Türkiye ile Fransa'yı karşı karşıya getirdiğini yazdı. Japan Today:'' Türkiye Fransa'nın Kararını Sorumsuzluk Olarak Nitelendirdi'' Japan Today gazetesi de, Türkiye'nin yasaya sert tepki verdiğini, Dışişleri Bakanlığı'nın Fransa'ya karşı kalıcı yaptırım uyarısını sayfalarına taşıdı. Jerusalem Post: ''Ankara İlişkileri Maslahatgüzar Seviyesine İndirebilir'' İsrail'de yayımlanan Jerusalem Post gazetesi, Türkiye'nin Fransa'ya misillemede bulunacağını, ilişkileri maslahatgüzar seviyesine indirebileceğini yazdı. Türkiye Hakarete uğradı Yeni Zelanda televizyonu, Fransa'daki yasayla Türkiye'nin hakarete uğradığı flaşını attı, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin bir üyesine karşı ekonomik ambargo kararı alamayacağını, ancak kamu ihalelerinden Fransa'nın dışlanabileceğini, diplomatik krizin de büyüyebileceğini kaydetti. Irısh Tımes: ''Türkiye Öfkeli'' IrishTimes gazetesi de Türkiye'nin tepkisine yer verdi, Fransa Türkiye ilişkilerinde ciddi bir diplomatik gerilim yaşanacağını kaydetti. The News: ''Türkiye Konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Taşıyabilir'' Pakistan'da yayımlanan The News gazetesi ise, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın, konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınabileceği yolundaki sözlerini aktardı, Türkiye'nin Euronews'tan çekilebileceği yolundaki haberlere de yer verdi. PRESS TV: "Fransa Senatosu Tartışmalı Yasayı Kabul Etti" İran'ın Press Televizyonu ise, Fransa'nın tartışmalı yasayı kabul ettiğini, Türkiye'nin sert tepki gösterdiğini, Fransa'ya karşı önlemlerin kalıcı hale geleceği uyarısında bulunduğunu duyurdu. 24 Ocak 2012 |
||||||
|
Obama'ya Suikast yapılmasını teklif etti ! |
||||||
ABD'de Musevi bir gazetecinin köşesinde, İsrail Başbakanı Netanyahu'ya; "Mossad'a talimat ver Başkan Obama'yı vursun" yazması şok etti..! Sahibi olduğu Atlanta Jewish Times Gazetesi'nde bir makale yayımlayan Andrew Adler, İsrail'in İran'ın nükleer tehdidine karşı koyabilmesi için üç öneride bulundu. İsrail'in ilk önce Hizbullah ve Hamas'a saldırmasını öneren Andrew, ikinci olarak İran'ın nükleer tesislerinin vurulması gerektiğini belirtti. Andrew, son olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan İsrail gizli servisi Mossad ajanlarına "İsrail dostu olmayan" Başkan Obama'ya suikast emri vermesini önerdi. Andrew ayrıca Obama öldürüldükten sonra yerine gelecek başkan yardımcısının da "zorla" İsrail düşmanlarını ortadan kaldıracak politikalar izlemesinin sağlanması gerektiğini yazdı. Andrew Adler, uçuk olarak nitelendirdiği tavsiyelerinin İsrail derin devleti içinde de tartışıldığını öne sürdü. Andrew'un akıllara durgunluk veren bu önerilerine, Amerikan Musevi Cemaati başta olmak üzere Amerikan toplumunun bir çok kesiminden çok sert tepkiler geldi. Tepkiler karşısında özür dilemek zorunda kalan Andrew, böyle bir suikastı savunmadığını öne sürdü. 22 Ocak 2012 |
||||||
|
Guardian yazarı Türkiye'yi Honduras'a benzetti |
||||||
Guardian yazarı Jonathan Steele, Türkiye'nin Suriye politikasını, geçmişte Nikaragua'daki solcu Sandinista rejimini devirmek için saldırılar düzenleyen Kontralara topraklarını açan Honduras'a benzetti. Jonathan Steele makalesinde genel olarak Suriye'deki gelişmelerle ilgili bir propaganda savaşı yaşandığını ve Batı medyasının bu savaşın ön saflarında yer aldığını savunuyor. Steele, "Saygın bir kamuoyu araştırması, çoğu Suriyeli'nin Beşar Esad'ın Cumhurbaşkanı olarak kalmasını desteklediğini gösteriyor. Sizce bu büyük bir haber olmaz mı? Özellikle de, Suriye'deki krizle ilgili egemen anlatımdan farklı bir şey söyleniyorsa ve medya için beklenmeyen bir olgu, açıkça görülenden daha çok haber değeri taşıyorsa." diye soruyor. Steele, "Ama ne yazık ki, her durumda böyle olmuyor. Süre giden bir krizin anlatımı adil olmaktan çıkıp, bir propaganda silahına dönüşürse, rahatsız eden gerçekler gizleniyor." diyor. Görmezden gelinen' Suriye araştırması Guardian yazarı, Yougov adlı kuruluşun yaptığı araştırmaya göre, Suriyeliler'in yüzde 55'inin Esad'ın görevde kalmasını istediğini söylüyor. Ancak, Steele bu araştırmanın Esad'ın gitmesini isteyen bütün Batı ülkelerinin medyalarında yer bulmadığını belirtiyor. Steele, taraflı yayınların Arap Birliği'nin gözlem misyonuna da zarar verdiğini belirtiyor ve "Misyonun 165 üyesinden birinin eleştirileri manşetlere taşındı. Misyona karşı çıkanlar büyük olasılıkla, gözlemcilerin şiddetin artık sadece rejim güçlerinden kaynaklanmadığını, barışçıl gösterilerin ordu ve polis tarafından acımasızca bastırıldığı imajının aslında yanlış olduğunu rapor etmesinden kaygılandılar." diyor. Honduras-Türkiye benzetmesi Jonathan Steele, Suriye'ye yabancı askeri müdahaleninse çoktan başladığı görüşünde. Steele, müdahalenin Libya örneğindeki gibi değil, soğuk savaş dönemindeki gibi yapıldığını anlatıyor ve şöyle devam ediyor; "Ronald Reagan'ın, Kontralara verdiği desteği hatırlayın. Reagan, Honduras'taki üslerinden, Nikaragua'daki Sandistalar'a saldırılar düzenleyip devirmeleri için Kontraları eğitip, silahlandırmıştı. Şimdi Honduras'ın yerine Türkiye'yi, sözde Özgür Suriye Ordusu'nun kurulduğu güvenli bölgeyi koyun. Batı medyasının bu konudaki sessizliği de dramatik. Hiçbir haberci, Eski CIA Ajanı Philip Giraldi'nin geçtiğimiz günlerde yazdığı önemli makaleyi takip etmedi. Giraldi, NATO üyesi Türkiye'nin Washington'ın aracısı haline geldiğini ve işaretsiz NATO uçaklarının İskenderun'a Libyalı gönüllüleri ve Kaddafi'nin cephaneliğinden alınan silahları taşıdığını yazdı. Giraldi ayrıca Fransız ve İngiliz özel güçlerinin bölgede olduğunu, CIA ve Amerikalı özel güçlerin de muhabere ve istihbarat malzemesi verdiğini söyledi." 18 Ocak 2012 |
||||||
|
Foreign Policy'den Gülen hareketi değerlendirmesi |
||||||
Foreign Policy dergisinde yayımlanan bir analizde, Türkiye'de Gülen hareketinin nüfuzu ve AK Parti hükümetiyle ilişkisi değerlendiriliyor. Justin Vela imzalı yazıda, yakın zamana değin Türkiye'de ''derin devlet'' tabiri darbeci bir geçmişten gelen orduyu ve orduya yakın çevreleri akla getirirken, son Ergenekon tutuklamalarında farklı bir derin devletin harekete geçtiği savunuluyor. Gazeteci Ahmet Şık'ın sözlerini alıntılayan yazar, ''Ergenekon soruşturmaları Gülen cemaatinin Türkiye'de iktidar sağlamasında en önemli adımı oluşturuyor.'' görüşüne yer veriyor. Foreign Policy yazarı, ılımlı bir İslami çizgide gördüğü Fethullah Gülen'e yönelik eleştirilerin din üzerinde değil, lideri olduğu hareketin şeffaf olmayışında odaklandığını belirtiyor. Amerikan Foreign Policy dergisi 2008 yılında yılın entelektüelini seçmek için internet üzerinden herkese açık bir oylama başlattığında, Fethullah Gülen birinci gelmişti. Altın çağın sonu mu? Justin Vela, Gülen hareketinin nüfuzunun tam olarak nereye kadar uzandığını tahmin etmenin zor olduğunu ancak AK Parti'nin kilit önemde bir seçmen kitlesini oluşturan Gülencilerin, ülkede bürokrasi, polis gücü ve yargıda en üst düzey pozisyonlara yerleştiklerini yazıyor. AKP iktidara geldiğinden bu yana Türkiye'nin son on yılda hem siyasi hem de ekonomik planda muazzam derecede başarılı bir dönem geçirmesine karşın, bunun Ahmet Şık davasının gölgesi altında kaldığını düşünen Foreign Policy yazarı Justin Vela, son tutuklamaları ''Türkiye'nin ifade özgürlüğünde yaşadığı altın çağın belki de artık kapandığının'' olası bir işareti olarak değerlendiriyor. Yazıda, Johns Hopkins Üniversitesi Orta Asya ve Kafkaslar Enstitüsü'nden Türkiye uzmanı Gareth Jenkins'ın şu görüşü aktarılıyor: ''Gülenciler ve Erdoğan, Kemalist rejimi sona erdirme hedefinde birleşmişlerdi. Her iki tarafın da çıkarına uyan bu evlilik artık neredeyse amacına ulaşırken, aralarındaki ilişkinin bozulmaya yüz tuttuğu anlaşılıyor.'' Gülenciler ve Erdoğan'ın boşanma yolunda ilerlediğine işaret eden son gelişmelerden birine örnek olarak, 35 Kürt sivilin ölümüne yol açan hava saldırısına verdikleri farklı tepkilere dikkat çekiliyor. Erdoğan-Gül ayrımı iddiası Türkiye'nin üst tabaka iş çevrelerini içine alan şike skandalıyla ilgili olarak da Gülen hareketi ile Erdoğan arasında anlaşmazlık çıktığını yazan Justin Vela, ''Gülencilere daha yakın olmasıyla bilinen'' Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu konuda Başbakan Erdoğan'dan farklı bir çizgide hareket ettiğine işaret ediyor. Ordunun nüfuzunu devre dışı bırakan Erdoğan ve Gülen ittifakı, şimdi Türkiye'de iktidar için kendi aralarında bir mücadeleye girmiş görünüyorlar. Türkiye uzmanı Gareth Jenkins'a göre, sözkonusu mücadelenin önümüzdeki yıl yeni bir anayasa için çalışmalar başlarken daha da gerginleşeceği anlaşılıyor. 12 Ocak 2012 |
||||||
|
Çin medyası: Soğuk Savaş zihniyeti istemiyoruz |
||||||
Çin devlet medyasında, ABD'nin bundan böyle Pasifik bölgesinde askeri varlığını büyüteceğini açıklayan Barack Obama'ya uyarıda bulunuldu. Resmi haber ajansı Xinhua, Washington'un açıkladığı yeni savunma stratejisi istikrarı artırmayı hedefliyorsa memnuniyetle karşılanacağını, fakat yeni bir Soğuk Savaş zihniyetinin istenmediğini yazdı. Obama, Amerikan ordusunu küçülterek ağırlık merkezini Doğu Asya'ya kaydırmaya karar verdiklerini açıklamıştı. ABD'nin yeni stratejisi konusunda Çinli hükümet yetkililerinin ağzından henüz resmi bir yorum gelmedi. Çin'in milliyetçi çizgideki gazetesi Global Times, ABD'nin stratejisinin Çin'i kontrol altında tutmak olduğunu bildirdi. Gazete, Pekin hükümetine çağrıda bulunarak, Çin ordusunun uzun menzilli hedefleri vurma kapasitesinin güçlendirilmesini talep ediyor. Dün Pentagon'da Savunma Bakanı Leon Panetta'yla bir basın toplantısı düzenleyen Barack Obama, ABD'nin 10 yıldır devam eden savaş döneminin ardından, artık yeni bir sayfa açtığını ve bir geçiş dönemiyle karşı karşıya olduklarını söyledi. Obama, artık Pentagon'un ''daha küçük, konvansiyonel kara güçlerine dayalı'' bir ulusal güvenlik stratejisi izleyeceğini kaydetti. ABD Başkanı, ''Ama dünya şunu bilmeli. ABD, daha çevik, daha esnek ve her türlü duruma ve tehdide karşı hazır ordusuyla askeri üstünlüğe sahip olmaya devam edecektir'' dedi. Uzmanlara göre, yeni strateji Amerikan ordusunun aynı anda iki savaş icra edebilme kapasitesinden vazgeçmesi anlamına gelecek. Pentagon önümüzdeki 10 yılda savunma bütçesinde 450 milyar dolarlık tasarruf yapmayı planlıyor.
Kongre'nin geçen yıl bütçe kesintileri konusunda uzlaşmaya varamaması nedeniyle 500 milyar dolarlık bir kesinti de 2013'te gündeme gelecek. Çin odaklı strateji BBC Diplomasi Editörü Jonathan Marcus, ABD'yi yeni stratejiye yönelten üç faktör olduğunu söylüyor. Bunlardan birincisi kemer sıkma önlemleri baskısı altındaki hükümetin savunma bütçesinde kesintiye yönelmesi. İkincisi, Irak'taki muharip güçlerin ayrılması ve Afganistan'da asker sayısında azalmaya gidilmesinin yarattığı fırsat. Üçüncüsü de, Amerika Birleşik Devletleri'nin savunma politikasını Orta Doğu'dan Asya'ya yönlendirme planı. Pentagon'un hava ve deniz savaşları üzerine odaklanacağına işaret eden Jonathan Marcus, ''Hedef Asya-Pasifik bölgesinde güçlenen askeri bir oyuncuyu kuşatma kapasitesine sahip bir ordu yaratmak. Kimse açık bir şekilde ifade etmiyor, ama akıllardaki ülke Çin'' diyor. 6 OCAK 2012 |
||||||
|
2012 İran'ın Savaş yılı mı? |
||||||
|
Metin Güneş - CNN TÜRK Londra Temsilcisi Son 8 yıldır, her Ocak ayı geldiğinde aynı tahmin yapılır; "Bu yıl İran'ın yılı olacak" Yani artık İran ile savaş zamanı gelmiş ve bu savaş o yıla damgasını vuracaktır diye tahminler yapılır. Her seferinde de o yıl İran ile savaş olasılık dahilinde görünmüştür, ama beni asla ikna edememiştir. Bu yıl da ikna olmuş değilim. Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki bu kez durum ciddi. Bu yılın İran yılı olması için gerekli nedenler doruk noktasına ulaşmış bulunuyor. Bu sadece İran'ın artık nükleer silah yapma yeteneğinin çok daha ilerlemiş olmasından kaynaklanmıyor. Başka bir dizi neden var. Diplomasi başarısız oldu. Kırmızı hatlar geçildi. İran en hassas araç gereç ve donanımını sağlamlaştırılmış sığınaklara taşıyor. Diğer taraftan sığınak patlatan füze siparişleri veriliyor. Savaş oyunları oynanıyor. ABD askerlerinin büyük bir bölümü bölgeden ayrıldı. ABD yaptırımları daha da sıkı hale getirdi, AB de bu ayın sonunda aynı şeyi yapacak. Yani savaş tamtamları çalıyor.
İran'a saldırmayı savunanlar da var, karşı olanlar da; ama her iki seçeneğin de sonuçları olacak. İran'a saldırılırsa şayet, hava savunma sistemlerini, deniz kuvvetlerini tarumar edebilir, nükleer silah kabiliyetini imha edebilir, Tahran'ın Ortadoğu'daki etkisini azaltabilirler. Hava saldırıları sayesinde İran'dan korkan ülkeler, kendi nükleer silahlarına sahip olmalarına gerek kalmadığına ikna edebilir. Askeri saldırı Molla teokrasisinin sonunu hızlandırabilir. İran'a saldırmazlarsa şayet, teoriye göre Tahran bombayı yapar, Ortadoğu'da hakimiyetini kurar, bölgesel bir nükleer silah yarış başlatır ve muhtemelen İsrail'e saldırır. Askeri harekata karşı olanlar böyle bir harekatın başarılı olamayacağını ve en iyi çözümün nükleer projeyi geciktirmek olduğunu söylüyorlar. İran'ın misillemesi muazzam olacaktır. Hamas ve Hizbullah gibi askeri oluşumları kullanacaktır. Konvansiyonel silahları İsrail'e kadar uzanabiliyor. Savaş sırasında Körfez'in kapanma olasılığı yüksek ve bu durumda petrol fiyatları iki katına çıkacak ve küresel resesyon kaçınılmaz olacaktır. Saldırıya karşı olanlar, hava saldırılarının aslında İranlıların liderleriyle birlik olmalarına ve rejimin daha da güçlü hale gelmesine neden olacağını savunuyorlar. İranlılar daha yeni Körfez'de on gün süren bir askeri tatbikat yaptılar. Körfez sularında seyreden her İran gemisi, döşenen her mayın, fırlatılan her füzenin amacı aynı mesajı vermekti. Bu mesaj, İran dış politikasının batıya vermek istediği mesajdır. Tahran'ın mesajı ve benimsediği ilke çok açık; "Körfez İran için güvenli değilse, başka hiç kimse için de güvenli olmayacaktır." İran savaş oyunlarını isterse Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceğini dünyaya göstermek amacıyla yaptı. Dünya petrol ihtiyacının yüzde 20'si bu boğazdan geçiyor. İranlılar, Amerikan gemilerini ve petrol tankerlerini batırma pratiği yaparken, ABD de uçak gemisi USS John C. Stennis'i Hürmüz Boğazı'na göndermeye karar verdi. İran ordusunun başındaki isim olan Tuğgeneral Ataollah Salihi, "Biz bu savaş gemisinin Basra Körfezi'nde daha önceki yerine dönmesini tavsiye etmiyor ve bu konuda ısrar ediyoruz. Uyarımızı tekrarlamak gibi bir niyetimiz de yok ve sadece bir kez uyarıyoruz" dedi. Şimdi, eğer Stennis ABD'nin Bahreyn'deki 5. filo üssüne dönmeye karar verirse, ne yapması gerekecek? Hürmüz Boğazı'ndan geçmesi gerekecek. Ya vaz geçerse? O zaman da Başkan Obama seçim yılında Amerika'nın zayıf görünmesine neden olacak. Eğer Stennis dönerse, bu durumda İranlıların seçeneği var; ya "harekete" geçecekler ya da geri adım atacaklar. "Hareket" çeşitli biçimlerde olabilir. Uçak gemisine saldırı düzenlenmesi şart değil. Provokatif bir girişim de olabilir. Her iki taraf da tehlikeli bir yerde, tehlikeli bir zamanda ateşle oynuyor. İran ile başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler arasında patlak verecek ve sonuçları tüm bölge için tam bir yıkım olabilecek bu savaşı önleyebilecek tek bir ülke var; Türkiye. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu gerginliğin tam ortasında Tahran'a gitti. Şimdi başta Washington, Tel Aviv, Londra ve Riyad olmak üzere dünya Davutoğlu'nun bu ziyarette nasıl bir pozisyon alacağını dikkatle izliyor ve Türkiye'nin arabuluculuk rolü oynamasını istiyor. Çünkü Batılı ülkeler gerginliği azaltmaktan yana ve umutlarını da Türkiye'ye bağlamış bulunuyorlar. Mutlu yıllar... 6 Ocak 2012 |
||||||
|
"Arap Baharının Galibi Türkiye" |
||||||
ABD'de yayımlanan New York Times Gazetesi, Arap Baharı'nın gerçek galibinin "Türkiye" olduğunu yazdı. New York Times'ın internet sayfasında yer alan yorum haberin başlığı; ''Arap Baharı'nda Türkiye'yi İzle''.. Haberde, Arap Baharı'nın bölgedeki Arap devletlerini zayıflatarak parçalara böldüğü yorumu yapılıyor. Gazete, ''Arap Baharı'nın gerçek galibinin ise kesinlikle güç kazanan Türkiye olduğunu" vurguluyor. Haberde, Washington ile Tahran arasında soğuk savaş yaşandığı bir dönemde, bölgede yükselen Türkiye'nin, Amerika Birleşik Devletleri ve İran'a üstün geldiği ifade ediliyor. Haberde, Washington'un bölgedeki nüfuzunun azaldığı, Arap devletlerinin, Türkiye ve İran tarafından ''yumuşak bir şekilde paylaşıldığı'' görüşüne yer veriliyor. Habere göre, Irak'ın kuzeyindeki bölgesel yönetim, Türkiye'yi bölgesel hami olarak görüyor.. Erbil'de Türkiye'nin son derece önemli olduğu, Irak'ın güneyinde ise İran'ın etkisinin bulunduğu belirtiliyor. Gazete, Türkiye ve İran'ın birbirlerinin nüfuzları altında olan bölgelerde karşı karşıya gelmedikleri yorumunu da yapıyor. Türkiye ve İran'ın İsrail-Filistin sorununa yaklaşımlarının da uyum içinde olduğu görüşünü savunan gazete, sadece Suriye konusunda İran'ın Esed rejimine destek verdiği, Türkiye'nin ise muhalefeti desteklediği görüşünde. Haberde yerli Şii nüfusu bulunmayan Kuzey Afrika'da yine Türkiye'nin Katar'la birlikte yükselen siyasi ve ticari güç olduğu vurgulanıyor. 5 Ocak 2012 |
||||||
|
İsrail'de Göktürk Uydusu Endişesi... |
||||||
|
Russia Today TV: İsrail, Göktürk Uydusu'nun topraklarını görüntülemesinden korkuyor. Russia Today'de yayınlanan habere göre, yüksek çözünürlüklü görüntü alma yeteneğine sahip Göktürk uydusu, topraklarının ayrıntılı bir şekilde görüntülenip düşman ülkelere verilmesinden endişe duyan İsrail'in korkulu rüyası oldu. Habere göre, bugüne kadar sadece Amerikan uyduları pixel başına 2 metreden daha büyük görüntü alabiliyordu. Amerikan yasalarına göre Amerikan şirketlerİ bu görüntüleri başka ülkelere veremiyor. Bu çerçevede Washington, İsrail topraklarıyla ilgili görüntüleri de başka ülkelerle paylaşmıyor. Bu yüzden, internet üzerinden kullanılan Google Earth de İsrail topraklarının görüntülerini yüksek çözünürlükle veremiyor. Ancak Russia Today'e göre, Türkiye'nin yapımını tamamlamak üzere olduğu Göktürk uydusu, İsrail'in güvenlik endişesiyle sır gibi saklamaya çalıştığı görüntülerini en ince ayrıntılarına kadar tespit edebilecek. İsrailli Ortadoğu uzmanı Nimrod Goren , Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de sadece İsrail'in oyun alanı olmadığını göstermek için elindeki bütün imkanları kullanacağını belirterek, Göktürk uydusunun da bu siyasetin bir parçası olmasından korkulduğunu söyledi. 3 Ocak 2012 |
||||||
|
Barak: Esadlar'ın birkaç hafta ömrü kaldı |
||||||
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve ailesinin “birkaç hafta içinde” ülkenin kontrolünü yitireceğini öne sürdü. İsrail parlamentosu dış ilişkiler ve savunma komitesinde, milletvekillerine bir konuşma yapan Barak, “Esad ailesinin Suriye’nin kontrolünde geçireceği birkaç haftadan fazla zamanı kalmadı” dedi. Komite başkanının, basın mensuplarına aktardığına göre Barak, Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’de nasıl bir durum ortaya çıkacağını tahmin etmenin mümkün olmadığını da sözlerine ekledi. Esad ailesinin iktidarının sona ermesinin, İsrail’in işgali altındaki Golan Tepeleri’nin durumunu da etkileyeceğini savunan Barak, “İktidarın kaybedilmesi dolayısıyla, kuzeyde Golan Tepeleri ve daha geniş bir alanla ilgili gelişmeler yaşanabilir” dedi. SON YAKIN AMA MÜDAHALE YOK Barak, Esad rejiminin durumunun, iç ve dış baskılar dolayısıyla gittikçe kötüye gittiğini belirterek, “Rejimin ne zaman devrileceğini net bir şekilde görmek zor olsa da bu yönde bir eğilim olduğu ortada. Her geçen gün rejimi sonuna yaklaştırıyor, Şam’ın gücü azalıyor” dedi. Ancak an itibarıyla Suriye’ye yönelik uluslararası bir müdahalenin söz konusu olmadığını da belirten Barak, “Çünkü dünya henüz şu anki rejimin bir alternatifi olmadığının farkında” dedi. Barak, Esad rejimin devrilmesinin “radikaller eksenine ağır bir darbe” olacağını, özellikle de Tahran üzerinde büyük bir etki yapacağını belirtti. Barak daha önce de Esad'ın devrilmesinin Ortadoğu için büyük bir şans olacağını söylemişti. 2 Ocak 2012 |
||||||
|
Türkiye ve İsrail Akdeniz'de koordinasyon mekanizmasını kuruyor |
||||||
Türkiye ile İsrail arasında ilk yakınlaşma Türkiye ve İsrail'in Akdeniz'de olası bir çatışmanın önüne geçmek ve hava trafiğinin sağlıklı işlemesi için koordinasyon mekanizmasını yeniden kurduğu iddia edildi. İsrail gazetesi Jerusalem Post'un haberine göre, Türk Hava Kuvvetleri ve İsrail Hava Kuvvetleri, Akdeniz'de hava trafiğinin sağlıklı işlemesi için kurulan koordinasyon mekanizmasını Mavi Marmara raporunun yayınlanmasından sonra askıya almıştı. İsrail Hava Kuvvetleri'nden bir yetkili dün yaptığı açıklamada, 9 Türk'ün ölümüyle sonuçlanan Mavi Marmara saldırısı sonrası bozulan iki ülke ilişkilerinin yeniden düzelmesi için ilk adımın atıldığını iddia etti. Yetkili, Türkiye ve İsrail'in Akdeniz'de olası bir kazayı önlemek için yeniden hava koordinasyon mekanizmasını devreye aldıklarını söyledi. Haberde ayrıca Türkiye'nin İsrail askeri ataşesinin iki hafta önce Uvda Askeri Üssü'nde bir toplantıya katıldığı iddia edildi. TÜRKİYE TATBİKATA DAVET EDİLECEK İsrailli yetkili, Uvda askeri üssünde 2013 yılında yapılacak askeri tatbikata Türkiye'nin davet edilmesinin de olasılıklar arasında bulunduğunu söyledi. İsrail son dönemde, diğer ülkelerle daha sık askeri tatbikatlar yapmaya başladı. 22 Aralık 2011 |
||||||
|
"Türkiye öfkesiyle Fransa’yı tehdit ediyor" |
||||||
Fransa’da yayınlanan Le Monde gazetesi yarınki sayısının birinci sayfa manşetini, Fransız meclisinde yarın oylanacak yasa teklifine ayırdı. ’Türkiye öfkesiyle Fransa’yı tehdit ediyor" başlığıyla verilen haberde, meclis gündemine getirilen yasa teklifinin, ’Paris’in Ankara ile Ortadoğu’da işbirliği yapmayı planladığı bir dönemde ikili ilişkilerde kriz yarattığı" yorumunu yaptı. Yasa teklifinin Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin de onayıyla meclis gündemine geldiğini hatırlatan Le Monde, "siyasi hesaplarla yapılan bu girişimin, Paris ve Ankara arasında son dönemde gelişen işbirliğine darbe vurma riski taşıdığı" görüşünü dile getirdi. Gazete, ilişkilerin bozulmasının özellikle Suriye ve İran gibi önemli konularda yapılacak işbirliğine önemli zarar vereceği uyarısını yaptı. "İç politika hesaplar, jeopolitik çıkarlara üstün geldi" yorumunu yapan Le Monde, bu konuda Sarkozy ve Dışişleri Bakanı Alain Juppe arasında görüş ayrılığı olduğuna da dikkat çekti. 21 Aralık 2011 |
||||||
|
WSJ: Türkiye Avrasya'nın kaplanı |
||||||
ABD'li Wall Street Journal gazetesi, Türkiye'nin üçüncü çeyrekteki yüzde 8.2'lik büyüme oranıyla Avrasya'nın kaplanı olduğunu bir kez daha gösterdiğini belirtti. NEW YORK - ABD'nin ekonomi çevrelerinin önemli gazetesi Wall Street Journal (WSJ), Türkiye ekonomisinin büyümeye devam ettiğini, bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 8,2 oranında büyüyerek ''Avrasya'nın kaplanı'' olduğunu bir kez daha gösterdiğini yazdı. Gazetenin internet sayfasında çıkan haberde, Türkiye'nin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) 2011 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 8.2 oranında arttığı, bu oranın ekonomistlerin ve piyasanın yüzde 6.6 olarak tahmin ettikleri büyüme oranının çok üzerinde olduğu kaydedildi. Haberde Türkiye'nin hızlı ekonomik büyüme ivmesinin, Ankara'nın Ortadoğu'daki ve Avrupa'daki komşuları siyasi çalkantılarla ve ekonomik kurtarma planlarıyla boğuşurken görüldüğü vurgulandı. Gazeteye konuşan ekonomistler, ''Türk ekonomisinin durdurulamaz olduğunu, Türkiye'nin büyüme hızının ekonomistler için sürpriz olduğunu, kendilerinin bu kez biraz daha yavaş bir büyüme beklediklerini ve Türkiye'nin Asya türü büyüme dinamikleri göstermeye devam ettiğini'' söylediklerini yazdı. Ancak haberde aynı ekonomistlerin, Türkiye'nin bu sene sonunda cari açığının, GSYH'nın yüzde 10'u civarına çıkmasının beklendiğini vurguladıkları da belirtildi. 13 Aralık 2011 |
||||||
|
Sunday Times: Türkiye AB'den uzaklaşıyor |
||||||
Sunday Times gazetesi Türkiye'nin bir zamanlar üye olmaya bir hayli istekli olduğu AB'den bölgesel bir güç olmak üzere, giderek uzaklaşmakta olduğu yorumunu yapıyor. Matthew Campbell imzalı haberde Türkiye'nin, "sürüncemedeki AB üyelik hedefinin İngiltere'den destek bulduğu; ancak Avrupa'yla Asya arasındaki kavşakta, 79 milyonluk nüfusuyla bu ülkeyi çok büyük, yoksul ve Müslüman bulan Fransa tarafından hor görüldüğü" belirtiliyor. Ancak Campbell'a göre "işler artık öyle bir noktaya vardı ki, kimileri artık AB'nin Türkiye'ye, onun kendisine olduğundan çok daha muhtaç durumda olduğunu düşünüyor." Makalede "rakip Çin'le yarışan büyüme oranları ve modern Türk devletinin kurucusu Atatürk'ten bu yana en güçlü lideriyle Türkiye, karada güvenli bir yerden Avrupa gemisinin enkazını gözlemliyor ve terk edip etmemesi gerektiğini düşünüyor." yorumu yapılıyor. Yıllar yılı AB'nin Türkiye'ye, uygar dünyada yer edinebilmek için yapması gereken değişiklikler konusunda ders verdiğini savunan makalede, "şimdi Avrupa'ya ders veren ise Türk yetkililer" deniyor:
Türkiye'de eğilimler "Artık Türkiye'nin Avrupa'yı aşağı çekmesi şöyle dursun, İstanbul'da, ülke ekonomisine Avrupa'daki sıkıntılar bulaşır mı, endişesi hakim." Makaleye göre "bir zamanlar AB üyelik hedefinin ardında sağlam şekilde duran ülkede kamuoyunun eğilimi de değişti, son altı yılda AB üyeliğine destek, yüzde 73'ten yüzde 38'e düştü." Yazar Campbell ayrıca "Türklerin doğudaki köklerini de yeniden keşfettiklerine" dikkat çekiyor: İnsanlar, Giyecek Fotoğraf Stüdyosu'nda sultan ya da paşa kılığına girip fotoğraflar çektiriyor, nostaljinin tadını çıkarıyor. "2002'den bu yana iktidarda olan Başbakan Erdoğan'ın da Osmanlı modeline yönelmiş göründüğü" görüşüne yer veren makalede "kimileri Erdoğan'ın Avrupa'nın büyük bölümü, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da 14 ila 18'inci yüzyıllarda varlık gösteren Türk önderliğindeki Müslüman imparatorluğunu yeniden canlandırmak istediğinden şüpheleniyor." deniyor. Sunday Times'daki makaleye göre "Erdoğan, Irak Savaşı ve Arap Baharı'nın yarattığı bölgesel iktidar boşluğunu doldurmak ister görünüyor." Bununla beraber makalede siyaset uzmanı Cengiz Aktar'ın "ifade ve basın özgürlüğü söz konusu olduğunda Türkiye'nin Rusya'dan kötü durumda olduğu" sözleri de yer buluyor. Campbell, Aktar'ın, "Türkiye'nin AB'ye ihtiyacı olmadığını düşünerek yanlış yaptığı" yolundaki görüşlerini aktarıyor: "Türkiye'nin ana ticaret ortağı olan Avrupa, doğrudan yabancı yatırımların yüzde 85'inin de kaynağı. Kendine güven sağlıklıdır ama aşırı güven değildir." Makalede Kıbrıs'ın AB dönem başkanlığını devralmasıyla Türkiye'nin üyelik görüşmelerinde fazla ilerleme kaydetmesinin beklenmeyeceği görüşü de yer buluyor. Sunday Times makalenin sonlarında AB baş müzakerecisi Egemen Bağış'ın "Dayan Avrupa, Türkiye seni kurtarmaya geliyor." şeklindeki ifadesini hatırlatırken resmi anlamda ise Türkiye'nin hala AB üyesi olmak istediğini vurguluyor. 11 Aralık 2011 |
||||||
|
Avrupa'da Merkel korkusu |
||||||
|
Belçika'nın başkenti Brüksel'de yarın yapılacak Avrupa Birliği Zirvesi öncesi Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Paris'te biraraya gelerek 'yeni bir AB" konusunda anlaşmışlardı.
Avrupa'da Almanya korkusu Avrupa basını, Euro Bölgesi'nin krize girmesi sonrasında Merkel'in Sarkozy'yi yanına alarak Avrupa'yı güdümü altına aldığını iddia ediyor. Avrupa basını, Euro Bölgesi'nin krize girmesi sonrasında Merkel'in Sarkozy'yi yanına alarak Avrupa'yı güdümü altına aldığını iddia ediyor. Fransa dahil birçok ülke basınında Almanya Başbakanı Merkel'in bu tutumunu eleştiren karikatürler yayınlanıyor. Merkel'i sadece basın eleştirmiyor. Avrupalı bazı politikacılar da Almanya Başbakanı Merkel'i "diktatör" gibi davranmakla suçluyor. FRANSA: Fransa'da yayınlanan bir karikatürün başlığı "Yaltakçı Nikolas ile sahibesi Angela." Kırmızı bir iç çamaşırı giyen Angela Merkel'in ayağında ise çizme var. Çizmeli ayağını, tasmalı Sarkozy'nin sırtına koyan Angela Merkel, "Euro tahvillerine hayır, Avrupa Merkez Bankası'na müdahaleye hayır" diyor. Sarkozy'nin Merkel'e cevabı ise, "Tabii, sahibe Angela" şeklinde cevap veriyor. Fransız CanalPlus televizyonunda gösterilen bir komedi programında da Merkel, Fransa devlet başkanı olarak gösteriliyor. Merkel Almanca "Çalışın!" şeklinde bağırırken görülüyor. İNGİLTERE: İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan bir yorumda ise, Hitler'in asker kullanarak yapamadığını, modern Almanya'nın ticaret ve mali disiplinini kullanarak yaptığı belirtilerek, "Dördüncü Reich'a hoş geldiniz" deniyor. POLONYA: Euro krizi nedeniyle Polonya Dışişleri Bakanı Radoslav Sikorski, Alman politikacıları övdüğü için suç duyurusunda bulunuldu. YUNANİSTAN: Yunan basınında Almanya'nın Atina'ya karşı tutumu, Nazi Almanyası'na benzetiliyor. Yunan milletvekili Yannis Dimaras, "Nazi terörünün İkinci Dünya Savaşı'nda yaptığını şimdi Yunanistan'a Alman politikacılar yapıyor" dedi. İTALYA: İtalyan gazetesi Libero, Merkel'i Nazi üniforması ve Hitler bıyığıyla çizdi. Karikatürün başlığı ise "Heil Merkel (Yaşasın Merkel)" 07 Aralık 2011 |
||||||
|
Esad: Suçluluk hissetmiyorum |
||||||
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, yönetim karşıtlarının öldürülmesi için herhangi bir emir vermediğini söyledi. Esad, Amerikan ABC News televizyonuna verdiği ve kanalın bugün yayımladığı mülakatında, rejim karşıtı göstericilerin öldürülmesi emri vermediğini, bunu ancak "bir delinin" yapabileceğini söyledi. Güvenlik güçlerinin kendisine bağlı olmadığını ve onları komuta etmediğini iddia eden Suriye Lideri, "göstericilerin öldürülmesi veya şiddet kullanılması için emir yoktu" dedi. Olup bitenler konusunda suçluluk hissetmediğini kaydeden Esad, "halkımı korumak için elimden geleni yaptım. O yüzden suçluluk hissetmiyorum. Kaybedilen yaşamlar için üzülüyorsunuz ama insanları siz öldürmediğiniz için kendinizi suçlu hissetmiyorsunuz" ifadesini kullandı. Ölenlerin çoğunun yönetim yanlıları olduğunu savunan Esad, Birleşmiş Milletler'in kayıplara ilişkin verdiği rakamların doğru olmadığını savundu. 'YAPTIRIMLAR HEP VARDI' Suriye'ye yönelik yaptırımlar konusunda da Esad, "bunun yeni bir şey olmadığını" söyledi ve "30-35 yıldır yaptırımların hedefi oluyoruz. Tecrit edilmedik. İnsanlar geliyor ve gidiyor, ticari anlaşmalar var, ne isterseniz var" diye konuştu. 07 Aralık 2011 Beşşar Esad Amerikan halkına seslenecek! Suriye Devlet Başkanı, ülkesindeki rejim karşıtı olayların patlak vermesinden bu yana ilk kez Amerikan basınına mülakat verdi. 82 yaşındaki Barbara Walters'ın yaptığı röportaj yarın yayınlanacak. WASHINGTON - CENEVRE - Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın, Amerikan ABC News televizyonuna mülakat verdiği kaydedildi. ABC'den bugün yapılan açıklamada, röportajın, kanalın 82 yaşındaki ünlü muhabiri Barbara Walters tarafından Şam'da yapıldığı belirtildi. Kanal tarafından yarın yayınlanacak röportaj, Suriye'de 9 ay önce başlayan olaylardan bu yana Beşşar Esad'ın bir Amerikan medyasına verdiği ilk mülakat olması nedeniyle önemli. Esad'a son BM raporuyla ilgili sorular sorulduğu belirtilen açıklamada, Esad'ın cevapları konusunda bir bilgi verilmedi. 06 Aralık 2011 |
||||||
|
Rolandis: Rumlar treni kaçırdı' |
||||||
Rum kesiminin eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Türkiye’nin stratejik gücü ve ekonomisinden övgüyle bahsederek, Rum kesminin Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde 'treni kaçırdığını' söyledi. LEFKOŞA - Rum yönetiminin eski Dışişleri ve Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanlarından Nikos Rolandis, Kıbrıs sorunu konusunda Rum yönetimini eleştirerek, ''Kötü haber vermek istemem, ama treni kaçırdık'' dedi. 'TÜRKİYE DEDİĞİNİ YAPAR' Daha önce de Rum yönetimini petrol aramaları konusunda Türkiye'nin uyarılarını dikkate alması yönünde uyararak, ''Türkiye dediğini yapar'' diyen Rolandis, Rum Alithia gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönündeki çabaların ''çok da ümit verici olmadığı'' görüşünü belirtti. Kıbrıs müzakerelerinde ''takvime'' karşı çıkılmasını eleştiren ve ''Maalesef bu ülkede her şeyde bir takvim olduğunu anlamadık'' diyen Rolandis, bu konuda şunları söyledi: ''Yıllardır takvimlerle ilgili bu saçma tezi benimsemekle aslında Kıbrıs sorununu mahvettik. Böylece kesin taksimin eşiğine geldik. Birileri takvimler için 'rahat zaman istiyoruz' dediler ve bu rahatlık da hareketsizliğe ve bugün karşı karşıya bulunduğumuz çıkmaza sürükledi. Kıbrıs Türk tarafı çok daha katı oldu ve toprakta olgular aleyhimize olacak şekilde değişti. 'Yerleşiklerin' sayısındaki artış, mülkiyet ve 'işgal' altındaki mülklerin kullanılması çözüm olanaklarını uzaklaştırıyor. Geçen zaman içinde, her iki toplumun çıkarına olacak çözüm olanakları tanındı. Hristofyas diyaloğa devam etmek istiyor, ancak karşısında ılımlı lider (KKTC'nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali) Talat'ın bulunduğu ilk iki yıl boyunca çözümü ileri götürebilirdi, ancak zaman, bu fırsat kullanılmadan geçti.'' 'TÜRKİYE YUNANİSTAN’LA KIYAS EDİLEMEZ' Rum siyasileri, çağdaş dünyada çıkarların ilkeler aleyhine egemen olduğunu anlamamakla suçlayan Rolandis, ''bir yanda ciddi ekonomik sorunlarla boğuşan bir Avrupa, öte yanda da bölgede sahip olduğu devasa stratejik önem dışında ekonomisi çok iyi giden ve artık Rum ve Yunan ekonomileri ile kıyas kabul etmeyecek kadar güçlü Türkiye'nin bulunduğuna'' dikkati çekti.
Türkiye'nin on yıllardır Orta Asya ile bağlantılı olduğunu, petrolü ve 80-90 milyon dolayında büyük bir nüfusa sahip olduğunu belirten Rolandis, ''Avrupa bu çıkarları göz ardı edemez'' dedi. Rum siyasileri, Kıbrıs sorununun çözüm çabalarında, ''iki yüzlülük ve aptallıkla'' suçlayan Rolandis, şöyle devam etti: ''BM Güvenlik Konseyi kararları temelinde çözüm istediğimizi söylememiz, bizi saran ikiyüzlülüğün ve aptallığın karakteristiğidir. Maalesef, 37 yıl geçti ve biz bazı temel şeyleri fark etmedik. Olguların kötüden daha kötüye gitmesine izin vererek kesin taksimin eşiğine ulaştık. Kara haber vermek istemem, ancak treni kaçırdığımıza inanıyorum. Kıbrıs sorununun çözümü ve var olan sorunları geri püskürtmek için Yunanistan'ı, Türkiye'yi ve İngiltere'yi çağırmalıydık. Çünkü Hristofyas'ın müzakerelerin yapıldığı yere gidip gelmeleriyle bir asırda bile çözüm bulunmaz.'' Rum yönetiminin ekonomi konusundaki kararlarını de eleştiren Rolandis, Rum yönetimini, ''ekonomi konusunda son sürat uçuruma doğru gittiği halde zamanında frene basmamakla'' suçladı ve kamu sektöründeki şişkinliğe dikkati çekti. 5 Aralık 2011-Rum Alithia gazetesi |
||||||
|
Konuyla ilgili 2007 Tarihli bir makale: RUM ESKİ DIŞİŞLERİ BAKANI PAPADOPULOS'A SERT ÇIKTI
Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin eski Dışişleri Bakanlarından Nicos Rolandis, Rumların 'aziz, masum ve günahsız' olmadığını, 1974'te darbe yaptıklarını ve dört BM Genel Sekreteri'nin inisiyatiflerini reddettiklerini vurguladı. Nicos Rolandis, Rum Kesiminde İngilizce olarak yayınlanan Cyprus Mail gazetesinde yer alan makalesinde Papadopulos yönetiminin Türkiye'nin itirazlarına karşın Doğu Akdeniz'de petrol arama girişimleri ve bu konudaki başarısızlığı ile Kıbrıs sorununa ilişkin tutumunu sert dille eleştirdi. Kıbrıslı Türkleri Petrolden Yoksun Bırakmak İstediler... Rum Yönetiminin, esasen Kıbrıslı Türkleri petrolden yoksun bırakmak istediğini belirten Rolandis, Rum Yönetiminin dünyanın dev petrol şirketlerinin büyük bir ilgi göstereceğini sandığını, halbuki bu şirketlerin hiçbir zaman Kıbrıs Rum Kesimi için 'Türkiye ile bir çatışma riski'ne girmeyeceklerini yazdı. Rolandis, Rumların karşı karşıya kaldıkları duruma, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk 14 yılında yapılan birçok hata, ihmal ve günahın katkısı bulunduğunu' vurgularken Rumların, 1960 yıllarında 'aziz, masum ve günahsız' olmadığına, 1974 yılındaki darbenin "uzaylılarca" gerçekleştirilmediğine dikkat çekti. Rumların son 33 yılda dört BM Genel Sekreterince yapılan ve BM Güvenlik Konseyince görüş birliği ile onaylanan her girişimini reddettiklerine dikkat çeken Rolandis, 'Bu zihniyet ile biz hiçbir zaman petrolümüzü, eğer gerçekten varsa, çıkartamayacağız. Bu zihniyet ile Kıbrıs sorunu da hiçbir zaman çözümlenmeyecek' ifadesini kullandı. Nicos Rolandis, adada bölünmenin halkın büyük bir kesim tarafından desteklendiğini de belirterek Yunanistan'daki seçim öncesi TV'de altı başbakan adayının katılımıyla düzenlenen tartışma sırasında Kıbrıs sorununa ilişkin bir tek kelimenin söylenmediğini de belirtti. 18.09.2007 |
||||||
|
29 Kasım 2011 Avrupa Basını |
||||||
İsveç'in muhafazakar gazetesi Svenska Dagbladet Mısır'da başlayan seçimleri şöyle değerlendiriyor: "Mısır'daki parlamento seçimlerine ilişkin mutlu mesut değerlendirmeleri anlamak kolay. Tahrir Meydanı'ndaki halk, diktatör Mübarek'i istifaya mecbur etmişti. Ve şimdi Mısırlılar sandık başına gidebiliyor. Bu ülkede daha önce hiç bu kadar özgür bir seçim yapılmamıştı... Mübarek'ten kurtulmak 18 gün sürdü. Ancak diktatörün gitmesi, sadece demokrasiye giden yolda atılan ilk adımdı. Bu seçimler de ülkeyi hemen demokratik hale getirmeyecek. Mısır'da tam anlamıyla herşeye sıfırdan başlanıyor, ama aynı zamanda insanların daha iyi bir hayata sahip olma umutları var, hem de bir an önce.... Bu da patlayıcı bir karışım.." Fransız gazetesi Le Monde ise hafta sonu Fas'da yapılan seçimleri değerlendiriyor: "Siyasi İslam, Fas'da hafta sonu yapılan seçimlerin galibi oldu. Ülkenin yakın tarihinde, başbakanlık görevi ilk kez İslamî akımın bir numaralı ismine, Abdilillah Benkirane'ye veriliyor. Bu hem Mağrip ülkeleri hem de Avrupa ülkeleri tarafından işaretlenmesi gereken bir tarih. Hükümeti kurmak için solcularla koalisyona gitmek zorunda olan Benkirane tarihi bir sorumluluk üstlenecek. İslamcıların, 2011'in Fası gibi farklı katmanların bulunduğu karmaşık bir ülkeyi yönetme becerisine sahip olduğunu kanıtlaması gerekiyor." . 29 Kasım 2011 |
||||||
|
Erdoğan Time'a kapak oldu |
||||||
|
|
||||||
Başbakan Erdoğan, Time dergisinin 28 Kasım'da yayınlanacak olan sayısına kapak oldu. Amerikan dergisi Tıme'ın 28 kasım'da yayınlanacak olan sayısına kapak konusu olarak Başbakan Erdoğan seçildi. Kapakta Erdoğan'ın bobby goş tarafından çekilen resmi yer aldı. Ayrıca kapakta, "Erdoğan ülkesini bölgesel lider haline getirdi. Peki Türkiye örneği Arap ülkelerini de kurtaracak mı?" ifadesi yer aldı. Time'a Kapak Olan 4. Türk Lider Erdoğan Time Dergisi'ne kapak olan dördüncü Türk lider oldu. Daha önce Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Adnan Menderes Time'a kapak olmuştu.
17 Kasım 2011 |
||||||
|
Guardian: Ankara Suriye krizinde liderliği alıyor |
||||||
İngiliz Guardian gazetesi Türkiye'nin Suriye konusunda liderliği ele almak üzere olduğunu yazdı. İSTANBUL - Dün Fas'ta yapılan Arap Birliği dışişleri bakanları zirvesine Ahmet Davutoğlu'nun katılmış olmasına dikkat çeken bugünkü Guardian Simon Tisdall yorum haberinde, Suriye'nin gittikçe gerilen bölge ülkelerle ilişkilerinin son dönemde geçirdiği evreleri özetledikten sonra, Ankara'nın bundan sonra yaşanacaklar konusunda liderlik rolüne soyunmakta olduğunu söylüyor. Tisdall, iki ülke arasındaki ilişkilerin doksanlardan bu yana izlediği inişli çıkışlı seyri özetlemiş ve Türkiye'nin Şam'a karşı duruşunu sertleştirmesinin sebeplerine değiniyor. Başbakan Erdoğan ve dışişleri bakanı Davutoğlu'nun bölgesel liderlik konusunda uzun zamandır istekli olduklarını anlatan yazar, ikilinin şimdilerde Esad sonrası döneme dair hazırlık yapmakta olduklarını söylüyor. Simon Tisdall, Ankara'nın Şam'a karşı sertleşen tavrının Washington tarafından, Rusya gibi Esad yanlısı bölge güçlerine karşı desteklendiğine dikkat çekiyor. 'TÜRKİYE ALTERNATİF BİR MODEL' Yaşanacak gelişmelerin Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesini ya da sınır hattında bir güvenli bölge ilan etmesini doğurabileceğini iddia eden yazar, makalesini şöyle sonlandırıyor: "Batıya yüzü dönük ve NATO'nun müttefiki olan Türkiye, çoğunluğu oluşturan Sünni nüfusuyla, ülkedeki rejimden usanmış Suriyeli Sünnilere bir model sunuyor. Bu yalnızca Ankara'nın Şam'da devrim istemesiyle ilgili değil, Esad'ın korku politikasının işlememesiyle de alakalı. Çünkü Suriyeliler'in önünde, Esad'ın devrilmesi ardından, laiklerin, Müslümanların ve farklı mezheplerin bir arada yaşayabilecekleri Türkiye'deki gibi alternatif bir model var." 17 Kasım 2011 |
||||||
|
Erdoğan'ın Suriye çıkışı dünya basınında |
||||||
İngiliz Guardian gazetesi birinci sayfasında verdiği haberde Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'a dün sarfettiği öfkeli sözlere yer verdi. Suriye lideri ''kanla besleniyor'', diye yazan Guardian, Başbakan Erdoğan'ın dünkü şu sözlerine atıfta bulundu. Erdoğan, ''Mazlumun kanı üzerine, gelecek inşa edilmez. Aksi takdirde tarih bu tür liderleri kanla beslenen liderler olarak anar. Esad, sen de şu anda, o sayfayı açmaya doğru gidiyorsun.'' demişti. Guardian, insan hakları savunucularının verdiği bilgilere göre, pazartesi günü Suriye'deki çatışmalarda 70 kişinin öldüğünü ve haftasonu Arap Birliği'nin Suriye'nin üyeliğini askıya almasından bu yana ölenlerin toplam bilançosunun 140'a ulaştığını bildiriyor. Başbakan Erdoğan'ın Suriye liderine ''ucu uçurum olan yoldan bir an evvel dönmesi'' için çağrıda bulunduğunu yazan Guardian, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de ''Suriye maalesef çıkmaz bir sokağa girdi.'' uyarısına yer veriyor. Guardian ayrıca, Türkiye ile Suriye arasındaki ortak petrol arama çalışmalarının da Ankara tarafından durdurulduğunun altını çiziyor. TÜRKİYE ESKİ MÜTTEFİKİNİ UYARDI İngiliz Daily Telegraph gazetesi de manşetlerinden birinde, Başbakan Erdoğan'ın Suriye hükümetine dün yaptığı çıkışa yer verdi. ''Türkiye eski müttefikini uyardı:'' diye yazan gazete, ''Esad, bıçak sırtında'' olduğunu belirtti. Erdoğan, dünkü konuşmasında, ''Suriye yönetimi, bıçak sırtı gibi ince ve tehlikeli bir çizgi üzerindedir.'' demişti. Ortak petrol arama projesinin rafa kaldırılmasının yanı sıra Türkiye'nin Suriye'yi ihraç ettiği elektriği durdurmakla da tehdit ettiğini yazan Telegraph, Ankara'nın kısa bir süre içinde Suriye'yi eleştiren çevrelerde en ön sıraya yerleştiğini belirtti. Gazete, ilk kez üst düzey bir Türk yetkilinin basına açıkça sınırın Suriye tarafında mülteciler için bir tampon bölge oluşturma olasılığını gündeme getirmiş olmasına da dikkat çekti. TAMPON BÖLGE TARTIŞMASI Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün danışmanı Erşad Hürmüzlü'nün ortaya attığı olasılık, Telegraph'ın ifadesiyle, ''Doğrudan askeri müdahale anlamını taşıyor'' denildi. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Arap Birliği toplantısına katılmak için Fas'a hareket ettiğini bildiren Daily Telegraph, Davutoğlu'nun ''Suriye halkına zarar vermeyecek yaptırımlar uygulanması'' çağrısına yer veriyor. Gazete, Türkiye'nin şu ana kadar açıkladığı önlemlerin Suriye hükümeti üzerinde kısa vadede etkin bir sonuç vermektense, sembolik önemi açısından dikkate değer olduğunu belirtiyor. Telegraph, Suriye'nin tükettiğinden daha çok elektrik üreten bir ülke olduğunun altını çizmiş. Aynı haberi dış haber sayfalarında işleyen Times gazetesi de, elektriği kesme tehdidinin sembolik olduğu görüşünde. Times, Türkiye'den gelen elektriğin zaten Suriye'nin ihtiyacının sadece yüzde 6,7'sini karşıladığını belirtiyor. SURİYE'YE BASKININ BAŞINI ÇEKİYOR Konuyla ilgili bir yorum yazısına da yer veren Daily Telegraph, ''Yakın zamana değin komşularıyla sıfır sorun politikası vaadeden Türkiye'nin şu an Suriye'ye karşı uluslararası baskıların başını çekiyor olacağını kimse tahmin edemezdi. Ama doğrusu, Arap Birliği'nin kendi üyelerinden birisine, Libya'ya karşı askeri müdahaleyi destekleyeceğini de yakın zamana değin hiç kimse tahayyül edemezdi. Şu an ise, herşey mümkün.'' denildi. TÜRKİYE SURİYE'YE ELEKTRİĞİ KESİYOR Alman Der Spiegel dergisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'a karşı sert çıkışına yer verdi. Dergi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "Esad son şansını iyi kullanamadı" açıklamasını hatırlatarak, Türkiye'nin Suriye'yi elektrik vermemekle tehdit ettiğini belirtti. Dergideki haberde ayrıca Arap Birliği'nin Suriye'de iktidar değişikliği için muhalifler görüştüğünü savundu. 16 Kasım 2011 |
||||||
|
Financial Times: Ankara bölgedeki etkinliğinin keyfini sürüyor |
||||||
''Ankara bölgedeki etkinliğinin keyfini sürüyor.'' Financial Times'ın Türkiye muhabiri Daniel Dombey'in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le mülakatının ayrıntılarını aktardığı haberin başlığı bu. ''Türk lider, ülkesinin dünya sahnesindeki rolüne vurgu yapıyor'' diyen Dombey, Gül'le mülakatı, cumhurbaşkanının Türkiye'nin Orta Doğu ve ötesindeki diplomatik hamlesini ve Amerika Birleşik Devletleri'yle yeni yakınlığını anlattığı bir ''ufuk turu'' olarak niteliyor. İki ülke arasında geride kalan uzlaşmazlıkların iki başkentin Arap baharına tepkilerindeki farklılıklarından kaynaklandığını hatırlatan Financial Times muhabiri, daha ölçülü tavır sergileyen Gül'le daha zorlayıcı bir tutum izleyen Başbakan Erdoğan arasındaki yaklaşım farklılıklarına da dikkat çekiyor, ''Ama iki lider de, Türkiye'nin değişim geçiren rolünün altını çiziyor'' diyor. Gül, Türkiye'nin son 10 yılda kaydettiği başarının Arap dünyasını etkilediğini belirtirken, özellikle nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan, laik, demokratik ve serbest piyasa modelini izleyen bir ülke olmasına işaret ediyor. ''Bu nedenle, Arap dünyasının Türkiye'yi yakından izlediği, Türkiye'nin de dolaylı bir nüfuza sahip olduğu'' görüşünde Gül. Suriye'deki gelişmeleri irdelerken, Şam'ın geçmişte olduğu gibi PKK'ya destek vermek gibi tehlikeli bir oyuna girişeceğini zannetmediğini kaydeden Gül, ama yine de gelişmeleri yakından izlediklerinin de altını çiziyor. Avrupa Birliği'yle ilişkileri değerlendirirken, birliğin olumsuz tavrının Türkiye kamuoyunda yabancılaşmaya neden olduğuna işaret eden Gül, ülkenin düşük bütçe açığı ve kamu borçlarına gönderme yaparak, ''Şu anda Maastricht kriterleri konusunda çok sayıda AB üyesinden daha iyi durumdayız'' diyor. Financial Times muhabiri, Gül'ün Washington'la ilişkileri hiç olmadığı kadar sağlıklı sözleriyle tarif ettiğini aktarırken, geçen yıl İran'a yaptırım kararını veto eden Türk dış politikasındaki değişime ve Türkiye'nin füze kalkanı projesi kapsamında NATO radarlarına ev sahipliği yapmayı kabul etmiş olmasına dikkat çekiyor. Gül de, füze kalkanının Tahran'ı değil, füzeleri hedef aldığını vurguluyor. Türkiye'yle İsrail arasındaki gerilim de haberdeki ayrıntılar arasında. Financial Times muhabiri Dombey, Amerikalı üst düzey yetkililerin sorunlar konusunda Türk liderleri değil, İsrail başbakanı Binyamin Netenyahu'yu suçlama eğiliminde olduklarını aktarıyor. 8 Kasım 2011 |
||||||
|
'Esad karşıtı ordu Türkiye'den yönetiliyor' |
||||||
Esad muhaliflerinden oluşan ve ona karşı mücadeleye geçmeye hazırlanan silahlı kuvvetin Türkiye'den kontrol edildiği iddia edildi. İngiliz gazetesi Daily Telegraph'ın bugünkü sayısında yer alan Türkiye'yle ilgili haber, "Özgür Suriye Ordusu" isimli Beşar Esad muhaliflerinden oluşan silahlı kuvvet hakkında. Haberde yaklaşık 15 bin kişiden oluşan ve Esad'a karşı mücadeleye geçmeye hazırlanan ordunun Türkiye'den kontrol edildiği söyleniyor. Türkiye'nin doğusunda sıkı güvenlik önlemleriyle korunan bir kampta görüşülen komutan Albay Riyad el Esad "Yeni Suriye'nin ordusu biz olacağız" diyor ve Ankara'nın harekete üstü örtük bir şekilde onay verdiğini anlatıyor. Özgür Suriye Ordusu'nun Türkiye'de bulunan komutanlarına Türk dışişleri bakanlığı üzerinden ulaşıldığı ve komutanların Türk güvenlik birimi tarafından korunduğunu da sözlerine ekliyor. Türkiye'nin Suriye'yle kısa bir zaman önce sıkı olan ilişkilerinin an itibariyle bir hayli gergin olduğunun hatırlatıldığı haberde, Özgür Suriye Ordusu'nun Türkiye-Suriye sınırı aşıp saldırılar düzenleyip düzenlemediğini görüşülen komutanlarca açıklığa kavuşturulmadığı dile getiriliyor. Suriye'nin farklı noktalarında örgütlü olan ordunun geçen hafta dokuz kişinin ölümüne yol açan saldırıyı üstlendiği belirtilmiş ve İstanbul'da ilan edilen muhaliflerden oluşan Suriye Ulusal Konseyi'nin silahlı gücü olma teklifini bekledikleri söylenmiş. Geçtiğimiz hafta İsrail'de yayınlanan Haaretz gazetesinde de Türkiye'nin Suriye Özgür Ordusu'na destek sağladığı iddia edilmişti. 4 Kasım 2011 |
||||||
|
Basında, İsrail'den İran'a operasyon hazırlığı |
||||||
İsrail'in dün uzun menzilli füze denemesi yapması ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun kabinesini İran'a operasyon konusunda iknaya çalışması İngiliz basınında geniş yer buldu. İngiliz basını, İsrail ve ABD'nin İran'a operasyon hazırlığında olduğunu ve İngiltere'nin de bu konuda hazırlıklara başladığını yazdı. Times gazetesi Ortadoğu dengelerini doğrudan ilgilendiren bu gelişmelerle ilgili haberi, "İsrail'in uzun menzilli füze denemesi, Tahran'da harareti yükseltti" başlığıyla verdi. TIMES: TAHRAN'DAN SERT UYARI Haberleştirilen gelişme İsrail'in dün gerçekleştirdiği İran'ı hedef alma ihtimali bulunan, uzun menzilli füze denemesine dair. Dün Jerico füzeleriyle yapılan denemenin, geçen hafta İtalya'da gerçekleşen tatbikatta, uzun mesafeli bomba atabilen uçakların kullanılması ardından geldiğine dikkat çekilen Times'ın haberinde, bu durumun uzmanlar tarafından İsrail'in İran'a yönelik bir saldırı hazırlığında olabileceği şeklinde yorumlandığı belirtilmiş. Haberde ayrıca, İsrail'in gündeminde, İran'ın silah üretiminde kullanmayı planladığından şüphelenilen nükleer programa karşı önceleyici bir saldırı olabileceğine dair haber ve yorumların İsrail medyasında geçen hafta boyunca yer aldığına dikkat çekilmiş. Bu gelişmeler karşısında Tahran'dan yapılan "ABD ve İsrail'e saldırdıkları halde ciddi zarar veririz" açıklamasının harareti yükseldiği eklenmiş. Öte yandan Times'ın haberinde, geçtiğimiz aylarda İsrail istihbaratından üst düzey bir yetkilinin, İran'ın nükleer silah üretecek kapasiteden bir hayli uzak olduğu yorumu hatırlatılmış ve İran'la çatışma halinde İsrail'in Lübnan'daki Hizbullah ve Gazze'deki Hamas'ın şiddetine maruz kalmaktan kaçınamayacağına dikkat çekilmiş. TELEGRAPH: İRAN NÜKLEER SİLAH ÜRETİYOR İngiliz Daily Telegraph gazetesi Ortadoğu'daki bu önemli gelişmeyi "İran nükleer silah üretiyor" başlığıyla duyurmuş. Önümüzdeki hafta açıklanması beklenen Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Kurumu raporundan sızan veriler üzerine kurulan haberde, İran'ın Kum şehri yakınlarındaki bir dağlık bölgede uranyum zenginleştirme faaliyetlerine hız vermiş olduğunu söyleniyor. İran'ın nükleer enerji çalışmalarının orta doğudaki nükleer silahlanma yarışını kızıştırabileceği söylenen haberde, süreç içinde başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, batılı güçlerin müdahalesinin kaçınılmaz hale gelebileceği iddia edilmiş. GUARDIAN: İRAN'A OPERASYON HAZIRLIĞI Guardian'ın özel haberinde ise İngiliz Savunma Bakanlığı'nın, İran'a düzenlenmesi gündemde olan Amerikan hava operasyonuna destek vermeye hazırlandığı duyurulmuş ve gazetenin ilk sayfasında geniş biçimde verilmiş. Londra siyasi kulislerinde Libya'nın ardından İran'ın bir keza daha uluslararası politik gündemin merkezine oturmakta olduğu yorumlarının yapıldığının belirtildiği haberde, başkan Obama'nın bir yıl kalan başkanlık seçimleri öncesinde istekli olmasa da, İsrail talebini artması halinde İran'a müdahaleye onay vermek durumunda kalabileceği belirtilmiş. Batılı istihbarat servislerinin İran'ın nükleer faaliyetleri konusundaki gelişmeleri endişeyle aktarmakta olduklarını belirten Guardian, önümüzdeki hafta yayımlanacak Birleşmiş Milletler raporunun da bu doğrultuda olacağına dair öngörüde bulunmuş. Haberde, bu tablo içinde İngiliz Savunma Bakanlığı'nın olası bir acil durum senaryoları hakkında ciddi biçimde çalışmalarda bulunduğu söylenmiş. INDEPENDENT: SAVAŞTAN BAHSETMEK ÇOK TEHLİKELİ Bu gelişmelerden hareketle yazılmış olan Independent gazetesinin başyazısının başlığı "İsrailli liderler hızla değişen dünyaya ayak uyduramıyor, sürükleniyorlar". Yaşanmakta olan gelişmelerin İsrail ve ABD'nin İran'a saldırma ihtimalini bir kez daha gündeme getirdiğinin belirtildiği yazıda, Ortadoğu'da Arap Baharı'nın estirdiği olumlu havaya rağmen, İsrail'in güvenlik endişesinin artmış olduğu söylenmiş. Yazı şöyle sürmüş: "Bu durumun en önemli sebebi, İsrailli liderlerin çevre ülkelerde yaşanan gelişmelere daha olumlu yaklaşabilecekken bunu yapmamış olmaları. Örneğin, Filistin'le görüşmelerin bir arpa boyu ilerlememesinin tek sebebi Filistin tarafı olamaz. Arap dünyasında yaşananlar, kurulu düzeni sarsmakta olsa da, diyaloga daha fazla fırsat tanıyan demokratikleşme süreci işliyor. Tüm bunların ortasında, gerçek de olsa farazi de, savaştan bahsetmek, hiç olmadığı kadar tehlikeli." 03 Kasım 2011 |
||||||
|
Times: İmparatorluk günlerine dönüş |
||||||
İngiliz Times gazetesinde yer alan analiz, Türkiye'nin eskinden Osmanlı toprağı olan coğrafyalara yönelmesine dikkat çekiyor. Times gazetesinin dünya sayfalarında yer alan kapsamlı incelemenin başlığı "Akdeniz altında yatan servet diplomatik tansiyonu yükseltiyor". Haberde Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de artan petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinin, İsrail ve Kıbrıs'la gerilim yarattığı belirtilmiş, Kıbrıs'lı diplomat Andreas Mavroyianis'in şu iddiasına yer verilmiş: Ankara Doğu Akdeniz'in ortasından bir çizgi çekip kuzeyini kendisi, güneyini de Mısır'ın kontrol etmesini arzuluyor. Times'ın haberinde söz konusu doğal gaz araştırmaların henüz sonuçlanmadığı ancak olumlu sonuç alınması halinde orta doğunun dengelerinin değişebileceği ve Türkiye'nin yeni güç paylaşımında rol kapmaya hayli istekli olduğu söylenmiş. Haberle birlikte sunulan, James Hider imzalı analiz yazısının başlığı ise "İmparatorluk günlerine dönüş". Türkiye'nin AB üyeliğini başaramayarak eskinden Osmanlı İmparatorluğu toprakları olan coğrafyalara yöneldiği söylenen yazıda, Mısır'da devrim sonrası kurulan yeni idarenin Ankara'nın kanatları altına girebileceği belirtilmiş. Hider, bu gelişmelerden tedirgin olan ve ilişkilerin kopma noktasına geldiği İsrail'in, Ankara'nın tarihi rakipleri olan Atina ve Sofya'ya yöneldiğine dikkat çekmiş. 02 Kasım 2011 |
||||||
|
Alman basınından Erdoğan'a ağır suçlama |
||||||
Türkiye'den iş gücü göçünün 50’nci yılı vesilesiyle Almanya’da bulunan Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, uyum konusunda Alman hükümetine yüklendi. Alman Die Welt gazetesi, "Erdoğan Almanya'nın uyum politikasını zehirliyor" başlığıyla haber yaptı. Alman basını, Erdoğan'ın birçok konuda Almanya'ya sert eleştiriler yönelttiğini, bugün Almanya Başbakanı Angela Merkel'le görüşmesinde gerginlik yaşanabileceğini yazdı. 'YARI YOLDA BIRAKILDIK' BILD: Başbakan Erdoğan ziyareti öncesi Almanya'nın en yüksek trajlı gazetesi Bild'le bir röportaj yaptı. Avrupa'nın Türkiye'yi Avrupa Birliği sürecinde yarı yolda bıraktığını belirten Erdoğan, "Almanya'da izlenen siyaset bu ülkede yaşayan 3 milyon Türk'ün haklarına gerektiği ölçüde önem vermiyor. Biz Türkler Almanya için her zaman olumlu düşünceler içindeyiz. Ancak özellikle AB sürecinde Almanya tarafından yarı yolda bırakıldık. Almanya'da yaklaşık 3 milyon Türk yaşıyor bunların 700 bini Alman vatandaşı. AB üyesi Fransa'da çifte vatandaşlık var ve sorun olmuyor, aynı şey niçin Almanya'da da olmasın?" 'İNSAN HAKLARI İHLALİYLE SUÇLADI' DIE WELT: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Berlin ziyaretinde, Almanya'nın uyum politikasını sert biçimde eleştiridiğini belirten gazete, "Erdoğan Almanya'nın uyum politikasını zehirliyor" dedi. Die Welt gazetesi, Erdoğan'ın Almanya'yı insan haklarını ihlal etmekle de suçladığını belirtti. 'ERDOĞAN ELEŞTİRİ DOZUNU ARTTIRDI' DER SPIEGEL: Alman Der Spiegel dergisi "Erdoğan Almanya'ya eleştiri dozunu arttırdı" başlığıyla verdiği haberde, Türkiye'den iş gücü göçünün 50'inci yılı dolayısıyla Almanya'yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan'ın kendisine güveninin had safhada olduğu belirtildi. Haberde Erdoğan'ın bugün Merkel'le yapacağı görüşmede tartışma yaşanabiliceğine dikkat çekilerek, Türk Başbakanı'nın Almanya'yı Türkiye'yi AB yolunda yarı yolda bırakmakla suçladığı vurgulandı. 02 Kasım 2011 |
||||||
|
ABD ve İran Esad sonrasını görüştü |
||||||
İran ve ABD'nin gizlice Esad sonrasını görüştüğü iddia edildi. Fransız Le Figaro gazetesi, ABD ve İran'ın Suriye'de Devlet Başkanı Beşar Esad rejiminin yıkılması halinde ülkenin kanlı kargaşaya sürüklenmesini engellemenin yollarını görüştüğünü yazdı. Fransız gazetesinin sürgündeki bir Suriyeli muhalife dayandırdığı haberde, ABD'li ve İranlı yetkililerin perde arkasında iki kez bir araya geldiği, bu görüşmelerden birinin Ağustos'ta, diğerinin Eylül'de yapıldığı belirtildi. Haberde görüşmelerin nerede gerçekleştiği konusunda ise bilgi verilmedi. Le Figaro'nun haberinde, yetkililerin Suriye'de Mısır örneğindeki gibi bir yüksek askeri konsey oluşturulması fikrini ele aldığı belirtildi. Gazetenin haberinde, Suriye kriziyle yakından ilgili bir Fransız diplomatın da İranlı yetkililerin Şam'da yeni bir hükümet kurulması, "hatta rejimin başında da değişiklik" fikrini benimsediğini söylediği vurgulandı. İRAN SURİYE'DE İÇ SAVAŞ İSTEMİYOR Fransız diplomat, İran'ın, sınır ötesine yayılabileceği endişesiyle Suriye'de iç savaştan kaçınmaya kararlı olduğunu belirtti. Gazetenin haberinde, Tahran ile Şam arasındaki ilişkilerin dengeli olmadığı da ifade edildi. Görüşmelerde Amerikalı diplomatların İran'dan, Amerikalı askerlerin bu yılın sonuna kadar tamamen çekilmesinden önce Irak'ın istikrarını bozmamasını ve Hamas'la Hizbullah'a desteği kesmesini istediği, İran'ın da ABD'den Suriye'de Esad sonrasında İran'a düşman bir rejimi desteklememesini talep ettiği iddia edildi. Gazete, tarafların, Suriye'de gelecekteki herhangi bir rejimin "bölgesel" çapta olması ve Ortadoğu'daki farklı güçlerle dostane ilişkileri bulunması gerektiğinde birleştiğini de yazdı. 01 Kasım 2011 |
||||||
|
Haaretz: Esad'ın kaderi Erdoğan'ın ellerinde |
||||||
İsrail gazetesi Haaretz, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın kaderinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ellerinde olduğunu iddia etti. Yorumda, Suriyeli muhaliflerin Türkiye'nin desteğiyle ülkenin kuzeybatısındaki bazı kentleri ele geçirmeleri halinde, Esad'ı ayakta tutan dengelerin alt üst olacağı görüşü savunuldu. Anshel Pfeffer imzalı yorumda, askerleri her gün onlarca sivili katletse de Beşar Esad'ın iktidarını koruduğu, çünkü NATO'nun, Arap Birliği ile Birleşmiş Milletler'in, yanına İran ve Hizbullah'ı almış olan ve Rusya ve Çin'in diplomatik desteğine sahip olan Esad'a müdahaleden kaçındıkları belirtildi. ALEVİ LİDERLER ALTERNATİF BULAMIYOR
Muhalif saflarına geçen askerlerin ve ordu içindeki ayaklanmaların bile Esad'ın ülke üzerinde demir yumrukla yürüttüğü iktidarına ancak ufak tefek hasarlar verebildiğini ve Alevi toplumun ileri gelenlerinin Esad'a bağlılığı sürdükçe başarısızlığa mahkum olduğu kaydedilen yorumda, Alevi liderlerin de şimdilik destek verecek başka bir alternatif göremediklerine işaret edildi. Yorumda, şu görüşlere yer verildi: "Ancak Esad'ın, muhaliflerinin sivri bir hançer doğrulttukları zayıf bir tarafı var. Esad'ın geleceğini ellerinde tutan kişi, askerleri son dört ay boyunca sessiz ve kararlı bir biçimde iki ülke arasında bir tampon bölge oluşturmuş bulunan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'dır." TÜRK DIŞİŞLERİ MUHALİFLERE SÖYLEŞİ AYARLADI Geçtiğimiz hafta Türk Dışişleri Bakanlığı'nın dünyadaki belli başlı medya kuruluşlarını, Özgür Suriye Ordusu'nun lideri olan Albay Riyad el-Esad'la söyleşi yapmaya çağırdığı ifade edilen yorumda, içinde Suriye Ordusu'ndan kaçmış birçok askerin de bulunduğu özgür Suriye ordusunun daha şimdiden sınırın güneyindeki Suriye birliklerine karşı operasyonlar düzenlemeye başlamış bulunduğu ifade edildi. 31 Ekim 2011 |