Hazer Tv, Ana sayfa©2006

Ana sayfaKapak

 

 

Son Güncelleme:21/04/12

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar

FARKLI YARATIKLAR

Ülkeler ve BM

Eğitim

Doğal Yaşam

Yaratan'ın İmzaları

Yunusun Doğumu

Farklı Yaratıklar

Bilim Zenginleri

Solucanlar köyü istila etti

 
Solucanlar köyü istila etti

Batman’ın Gercüş ilçesinde iki köy solucanlar tarafından istila edildi.

Yetkililerden yardım isteyen köylüler, sorun çözülmezse evlerini terk edecek.

Gercüş ilçesine bağlı Kutlu ve Ulaş köyleri henüz türü belirlenemeyen bir çeşit solucan istilasına uğradı.

Üç yıldır solucanlar nedeniyle kâbus dolu günler yaşayan köylüler yetkililerden yardım istedi.

Kaymakamlık ve İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’ne başvuruda bulunduklarını söyleyen Ulaş Köyü muhtarı Hüseyin Kardaş, ''İnsanlar evlerinde kalamıyor.

Çare bulunmazsa köylüler köyü terk edecek” diye konuştu.

Gercüş Ziraat Odası Başkanı Şefik Öner de ''İlaç kullanıyoruz ama yetersiz kalıyor. Batman Üniversitesi’nden yardım istendi” dedi.

20 Nisan 2012

En Büyük Tüylü Etobur

En Büyük Tüylü Etobur
 

Şimdiye kadarki en büyük tüylü etobur tespit edildi.

Yutirannus'un anlamı "güzel tüylü".

Bu türe ait fosillerin keşfiyle, aslında dinozorlar âleminde yeni bir sayfa da açıldı.

Çin'in kuzeydoğusunda bulunan Yutirannus'lar, kısaca T-Rex olarak bilinen ve 65 milyon yıl öncesine kadar yeryüzünde var oldukları varsayılan dinozorların akrabaları.

Ve bu keşif T-Rex'lere ilişkin doğru bilinenleri sorguluyor.

Öncelikle, dev bir göktaşının dünyaya çarpmasıyla yok oldukları sanılan T-Rex'lerin akrabalarının daha küçük oldukları sanılıyordu.

Ancak bulunan fosiller bu tezin yanlışlığını ortaya koyuyor.

Fosillerden yetişkin bir dinozora ait olanı bir buçuk ton ağırlığında.

"Yutirannus"'lar T-Rexler ile benzer özellikler taşıyor.

Ancak farklılıklar da bulunuyor. Örneğin T-Rex'lerin 2 tırnağı olmasına karşın "Yutirannus" lar, 3 tırnaklı.

Fosillerin ortaya çıkardığı en ilginç unsur ise, Yutirannus'ların tüylü olması.

Bilim insanları, bu iplik benzeri tüylerin dinozorların vücut ısısını korumada etkili olduğunu düşünüyor.

5 Nisan 2012

3,5 Milyon Yıllık İskelet Bulundu

 
3,5 Milyon Yıllık İskelet

3,5 Milyon Yıllık İskelet Bulundu

Etiyopya'da bulunan kemiklerin en eski hominide ait olduğu belirtiliyor.

Etiyopya bulunan 3 buçuk milyon yıllık kemiklerin dik yürüyen en eski hominide ait olduğu belirtiliyor.

Tek ayak üzerinde durarak denge sağlamayabildiği düşünülen türün omuz kemiği ve kaburgaları farklı.

En önemlisi de ağaçlara tırmanmaya elverişli bir başparmak görülmüyor.

Araştırmacılara göre diz altındaki ayak kemiğinin yapısı, bu iskeletin sahibinin iki ayağı üzerinde yürüme yeteneğine sahip olduğunu gösteriyor.

Bu yeteneği gösteren, bugüne kadarki en eski kalıntılar, Lucy adı verilen aynı bölgede bulunan yaklaşık 3 milyon yıllık iskelete ait.

Uzmanlar, düz yürüyen türlerin Doğu Afrika'da 3-4 milyon yıl önce ortaya çıkmaya başladığını belirtiyorlar.

30 Mart 2012
3.4 milyon yıllık fosil
 

İnsandan 3 milyon yıl önce yürüyorlardı

Afrika’da keşfedilen yeni bir fosil, insana benzeyen, iki ayağı üzerinde yürüyen canlılara ait birden fazla türün yaşamış olduğunu ve tahmin edilenden daha eski tarihlerde var oldukları düşüncesini doğurdu.

 Afrika'da 3.4 milyon yıl önce yaşamış iki ayaklı insan benzeri hayvanın ayak kemikleri bulundu.

İki ayağı üzerinde yürüyen en eski canlının Australopithecus afarensis olduğu düşünülüyordu. 1974 yılında bulunan ve Lucy adı verilen fosil, Australopithecus afarensis’ten günümüze kalan en büyük delil olarak biliniyor. Yüzde 40’ı bulunan fosilin, en az 2.9 milyon yıl öncesine ait olduğu düşünülüyor.

Etiyopya’da yapılan kazılarda bulunan 3.4 milyon yıllık ayak kemiği ise Lucy’nin hayatta olduğu dönemde Australopithecus afarensis’ten farklı türlerinden de hayatta olabileceğini gösterdi. Bilim insanları, ayak kemiklerinin, Doğu Afrika’da yaşamış olan Ardipithecus ramidus türüne ait olabileceğini belirtti.

Nature dergisinde bugün yayımlanan araştırma, Lucy ve türüne ait iki ayaklı canlıların ağaçlarda ve yerde yaşadıkları dönemde, kendilerine benzeyen başka türlerinde var olabileceği düşüncesini destekliyor.

Araştırmada yer alan Case Western Reserve Üniversitesi’nden Bruce Latimer, “kazılarda ortaya çıkarılan ayak kemiklerinin bütün halde bulunmalarının çok zor olduğunu, çünkü zor şartlar altında genelde dağıldıklarını” belirtti. Latimer, “bazıları hala parmakla birleşik halde bulunan sağ ayağa ait sekiz kemik bulduklarını, ayağın nasıl çalıştığını anlamaları konusunda ellerinde önemli miktarda kemik bulunduğunu” söyledi.

MODERN İNSANLA BENZERLİKLER

 
Lucy'den geriye kalanlar

Araştırmacılar, ayak fosilinin modern insan ayağıyla arasında önemli benzerlikler olabileceğine dikkat çekti. Modern insanın ayak baş parmağı, diğer dört parmakla paralel ve beş parmağın hepsi yüzey üzerinde kıvrılma ve yüzeyi itme özelliğine sahip. Bu özellik, aynı zamanda Homo sapiens’e mükemmel yürüme yeteneği kazandırıyor.

Etiyopya’da bulunan fosil ise daha çok şempanzelerin özelliklerini barındırıyor ve Ardipithecus ramidus’a benzerlik gösteriyor. Bu türün en ünlü fosili ise Ardi. Ayak yapıları yerde yürümeye değil ancak ağaca tırmanmaya daha yatkın olan A. Ramidus, yüzeyi kavrayabilen büyük bir baş parmağa sahipti. Bilim insanları, A. ramidus’un vücut ağırlıklarını diğer dört parmağına dağıtarak, aksak bir yürüme şekli benimsemiş olabileceğini düşünüyor. Lucy’nin türü Australopithecus afarensis ise çok daha muntazam yürüyebiliyordu.

ÇOK ÇEŞİTLİ İNSAN BENZERİ CANLI

Latimer, “Ayak kemiklerini ilk gördüğümde şok geçirdim.

Eski Çağ’larda insan benzeri canlılar olduğu biliniyor. Ancak ilk modern insanın ortaya çıkmasından üç milyon yıl önce insan benzeri canlılar arasında bu kadar çeşitlilik olması çok şaşırtıcı” dedi.

Latimer, farklı insan türlerinin kendilerine uygun yaşam alanlarını farklı seçtiklerini, yürüme ve ağaca tırmanma kabiliyetlerinin bu yüzden farklı olabileceğini ifade etti. Kısaca, Lucy yerde yaşamayı tercih ettiyse, Ardi ağaçlarda yaşama uyum sağladı.

DAHA FAZLA KEMİK LAZIM

Bilim insanları, bulguların öne sürdüğü olasılıkları değerlendirmek için daha fazla kemik bulmaları gerektiğini belirtti.

 

Araştırma ekibinden Harvard Üniversitesi akademisyeni Daniel Lieberman, “Ayağın geri kalanı elimizde olsa iyi olurdu... Bu türlerin arasındaki farklılığın yaşamlarında ne gibi sonuçları olduğunu, nasıl yürüdüklerini anlamak için daha fazla çalışmamız gerekecek” dedi.

Bilim insanları, bulunan ayak kemiklerinin A.radimus’a ait olabileceği konusunda kesin bir ifade kullanamayacaklarını, çünkü fosillerin hangi kemiğe ait olduğunun kafatasıyla anlaşıldığını belirtti.

Case Western Reserve Üniversitesi’nde jeolog olan Beverly Saylor, daha fazla kemik bulunacağı konusunda iyimser. Saylor, ayak kemiğinin bulunduğu alanın jeolojik yapısının kazı çalışmaları için çok ideal olduğunu ve yeni kemikler bulunmasının sadece bir zaman meselesi olduğunu ifade etti.

KEMİKLER DERİNLERE GÖMÜLDÜ

Milyonlarca yıl boyunca yaşanan tektonik hareketler, tortul tabakaları ilk önce Etiyopya’nın Afar bölgesine sürükledi ve kemiklerin çok derinlere gömülmesine neden oldu. Ardından, bölgedeki Ardi'nin parmak kemikleri.

Yukarı hareket eden tektonik güçler, yer katmanlarını ortadan kaldırdı ve kemikler ince bir toprak örtüsünün altına yerleşti.

Bilim insanlarının amacı, en kısa zamanda daha fazla ‘ayak’ bulmak. Hatta, kafatası bulabileceklerine de inanıyorlar. Latimer, “Daha fazla fosil bulmalıyız... Bir kafatası, bir çene kemiği, kalça veya diz parçası, bu hayvanlar hakkında çok daha fazla şey öğrenmemizi sağlayacak” dedi.

29 Mart 2012

5300 Yıllık Buz Adamın Özellikleri Belli Oldu 

Gözleri kahverengi, kan grubu sıfır, genetik olarak kalp hastalıklarına yatkın..

Beş bin 300 yaşındaki donmuş vücudu, bundan 11 yıl önce İtalyan Alpler'inde bulunan buz adam Oetzi'nin bu özellikleri taşıdığı ortaya çıktı.

Buz adam Oetzi neredeyse 20 yıldır inceleme altında...

 
5300 Yıllık Buz Adam

Beş bin 300 yaşındaki donmuş vücudunun İtalyan Alpler'inde bulunmasından sonra koruma altına alınan Oetzi'nin son olarak nükleer DNA incelemesi yapıldı.

Nerede yaşadığı ya da nasıl öldüğü konusunda daha önce yapılan araştırmalar sonucunda bilgi edinilen Oetzi'nin, son çalışmayla bir anlamda genetik tablosu çıkarıldı.

Bu çalışmaya göre, Oetzi, kahverengi gözlü, kan grubu ise sıfır...

Kalp hastalıklarına genetik olarak yatkın...

Diğer bir özelliği ise laktozu sindirememesi...

Bunların yanı sıra Oetzi'nin, donmuş vücudunun bulunduğu Alpler'den çok, Korsika ve Sardinya adalarında yaşayan haklarla aynı soydan geldiği ortayı çıktı.

29 Şubat 2012

 
Buz adam Ötzi
Buz adam Ötzi
 

İNSANLIK TARİHİNİN GİZLİ ANAHTARI

Buz adam Ötzi, Ötztal Alpleri'nde yolunu kaybeden iki turist, tarafından, tesadüfen bulundu.

Kayaların arasındaki bir çatlağın içinde tamamen buz kaplı olarak bulunan Ötzi'nin bedeni, ikinci dünya savaşı kayıplarından biri sanılıp, Avusturya polisi tarafından teslim alındı ve Innsbruck'a götürüldü.

Buradan yapılan ilk tetkikler Ötzi'nin gerçek yaşını ortaya çıkardı. Bilim dünyası O'na bulunduğu bölgenin adından esinlenerek Ötzi ismini verdi. Vücudu 5300 yıl boyunca içinde kaldığı buzul sayesinde çok iyi korunan Ötzi'nin tomografi kayıtlarını 2000 yılında inceleyen Radyoloji Uzmanı Paul Gostner, 'Buz adam'ın sol omzuna saplı, arkadan girdiği belli olan bir ok ucu tespit etti.

 Bu yönde yapılan detaylı araştırma sonucu, okun Ötzi'nin sol omuz arkasından girip, kemiğin içinden geçtiğini ve ana damarı parçaladığını belirlediklerini söyleyen Prof.Zink, 'Okla vurulmasını takip eden çok kısa zamanda çok kan kaybetmiş olmalı.

Bu nedenle de bulunduğu yerde öldüğünden eminiz' dedi.

29 Kasım 2011 - Eda BERKBAYRAK Hürriyet

Denizin 7 km altında dev karides

 
Denizin 7 km altında dev karides

Yeni Zelanda açıklarında Pasifik Okyanusu'nun en derin yerlerinden olan Kermadec Çukuru'nda devasa bir karides türü keşfedildi.

ANKARA - Yeni Zelanda Su ve Atmosferik Araştırmalar Kurumu (NIWA) bilim adamları, deniz yüzeyinin yaklaşık 7 kilometre altında keşfedilen 34 santimetrelik devasa kabuklunun, 2-3 santimetre uzunluğundaki normal karideslerden 10 kat büyük olduğunu söyledi.

İskoçya'daki Aberdeen Üniversitesi ve NIWA işbirliğinde yapılan araştırmada, deniz derinliklerindeki basınçtan korumak için safir cam kullanılarak yapılmış kameranın takılı olduğu büyük metal bir aletle deniz dibi tarandı.

Araştırmada 7 farklı türün tuzağa yakalandığı ve 9 türün de kamerayla tespit edildiği, tuzağa yakalanan en büyük karidesin 28 santimetre uzunluğunda olduğu, 34 santimetrelik karidesin ise kamerayla görüntülendiği bildirildi.

YAŞAMA UYGUN OLMADIĞI SANILIYORDU

Deniz kabukluları, yaklaşık 11 kilometreye kadar deniz tabanındaki dar vadilerle sürüler halinde yaşıyor.

NIWA'dan Ashley Rowden, "Bu kadar büyük bir hayvanın şimdiye kadar keşfedilmemiş olması, okyanus dibindeki hayat konusunda çok az bilgimiz olduğunu kanıtlıyor" dedi.

Daha önce okyanus çukurlarının çok karanlık ve soğuk olduğu için yaşama uygun olmadığı düşünülüyordu, ancak son yapılan araştırmalar okyanus çukurlarının benzersiz yaşam biçimlerine ev sahipliği yaptığını ortaya çıkardı.

4 Şubat 2012

Antarktika'da ‘Kayıp Dünya’ Bulundu!

farklı ahtapotlar
 

Antarktika'da denizin yaklaşık 2 bin 500 metre altına robot kamera indiren bilim adamları bugüne dek bilinmeyen türlerin yaşadığı bir “kayıp dünya”ya ulaştıklarını açıkladı.

Uzmanlar keşfi, “adeta başka bir gezegen bulmak gibi” diye niteledi.

İngiliz bilim adamlarının yürüttüğü araştırmada Antarktika'da kara seviyesinin binlerce metre altındaki denizaltı volkanlarının etrafında yaşayan canlı türleri incelendi. Public Library of Science Biology dergisinde yayınlanan sonuçlara göre, araştırmacılar robot araç indirilen hidrotermal delikte birçok “adlandırılmamış” türde deniz organizması buldu.

Delikte yeti yengeçlerinden, 7 kollu, yırtıcı denizyıldızlarına, deniz anemonları ve ahtapotlara kadar birçok deniz canlısına rastlandı.

Uzaktan kontrol edilen ve üzerine yüksek çözünürlüklü kamera ve ışık eklenen bir robot kol sayesinde denizin binlerce metre altına inebilen araştırmacılar,

Güneş ışığı olmaksızın yaşayabilen canlı türlerini inceledi.

Uzmanlar, denizaltı volkanları olarak adlandırılan oluşumlar nedeniyle sıcaklıkların 380 santigrat dereceyi bulabildiği okyanus deliklerindeki bu henüz çoğu adlandırılmamış canlıların, enerjilerini güneşten değil, sudaki bazı kimyasalları ayrıştırarak elde ettiğini söylüyor.

 

 
7 Kollu, Yırtıcı Denizyıldızı!

Oxford Üniversitesi’nden Profesör Alex Rogers, “Bu canlılar hidrojen sülfat gibi kimyasallar sayesinde hayatta kalıyor” diyor.

7 Kollu, Yırtıcı Denizyıldızı!

Yayınlanan fotoğraf ve videolarda bu kayıp dünyada yaşayan yeti yengeçleri, yedi kolu olan yırtıcı denizyıldızları ve bir hayaleti andıran beyaz, üzerine vuran ışığı belli ölçüde yansıtabilen ahtapotlar, anemonlar, süngersi canlılar görülüyor.

Oxford Üniversitesi’nden Rogers keşfin önemini, “Burada bulduğumuz canlı türlerinin çokluğu bizi şaşırttı. Daha önceki hiçbir hidrotermal delikte rastlamadığımız canlılar gördük” diye anlatıyor. Örneğin deniz altında tıpkı birer baca gibi görünen volkanik oluşumların etrafında gezen yengeçlerle beslenen, yırtıcı, 7 kollu denizyıldızları gibi…

Daha önce diğer okyanuslarda da yapılan benzer araştırmalar, hem deniz altında canlı yaşamı, bu yaşamın nasıl dağıldığı, hem de küresel ısınma ve beraberindeki tehditler karşısında deniz canlılarının hayatta kalabilme olasılıklarıyla ilgili bilgiler sağlıyor.

04 Ocak 2012

 

Antarktika'da farklı dünyayeti yengeçlerifarklı süngersi canlılar

İngiltere'de 'yaratılışçılık' tartışması

 
İngiltere'de 'yaratılışçılık' tartışması

Bilimciler ortak açıklama yaparak okullarda 'bilimsel' tanımlamasıyla yaratılışçılık inancını anlatan dini grupların yasaklanmasını istedi.

LONDRA - İngiltere'de aralarında Sir David Attenborough ve Richard Dawkins'in de bulunduğu önde gelen bilim adamları, hükümeti okullarda "yaratılışçılık" görüşünün öğretilmesine ilişkin kuralları sıkılaştırmaya çağırdı.

Guardian gazetesine göre bilim adamları "dini anlamda aşırı tutucu" çevreleri kamu fonlarıyla desteklenen okullarda bu görüşü bilimsel teoriymiş gibi tanıtmakla suçluyor. 30 kadar bilim adamının açıklamasında, "yaratılışçılık" ve "akıllı tasarım" gibi öğretilerin bilim dersi kapsamında olsun, olmasın öğretilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtiliyor.

Açıklamada "Truth in Science" ve "Creation Ministries International" adlı iki kuruluşun İngiltere'yi dolaşarak kendilerini bilim adamı gibi tanıtıp yaratılışçı görüşlerini bilim diye anlattıkları" söyleniyor. Bu anlayışlar, Dünya'daki canlıların evrim süreciyle değil zeki ve bilinçli bir varlık tarafından yaratıldığını savunuyor.

Richard Dawkins ay başında evrim teorisinin çocuklara beş yaşından itibaren öğretilmesi gerektiğini savunmuş, hatta evrimin bir olgu olduğunu teori olarak adlandırılmaması gerektiğini dile getirmişti.

İngiltere'de ne kadar okulda yaratılışçılığın öğretildiğine ilişkin belli bir veri bulunmuyor.

Ancak Eğitim Bakanlığı, tüm okulların geniş ve dengeli bir eğitim öğretim müfredatı izlemesi gerektiğini, ancak yaratılışçılığın bilimsel bir olgu gibi öğretilemeyeceğini bildirdi.

2009 yılında Ipsos Mori şirketinin yaptığı bir araştırma İngiltere'de yetişkinlerin yarıdan fazlasının "akıllı tasarım" ve "yaratılışçılık" kavramlarının bilim derslerinde evrimle yan yana öğretilmesi gerektiğine inandığını göstermişti.

Guardian aktardığına göre bu oran, ABD'dekilerden dahi yüksek.

19 Eylül 2011

Sivrisinekler 'cibinliğe direnç geliştiriyor'

Sivrisineklerin dirençliği
 

Senegal'de yapılan yeni bir araştırmaya göre, sivrisinekler ilaçlı cibinliklere karşı oldukça hızlı direnç geliştiriyor.

Son yıllarda, cibinlik özellikle de Afrika'da sıtmayı önlemenin önde gelen yöntemlerinden biri haline geldi.

Sağlık Araştırmacılar, cibinliklerin özellikle de daha büyük çocuklar ve yetişkinlerin sıtmaya olan bağışıklığını azalttığını söylüyor.

Ancak araştırmanın, cibinliklerin etkinliğine ilişkin uzun dönemli sonuçlara varmak için yeterince kapsamlı olmadığını söyleyen uzmanlar da var.

Sıtmayla mücadelede şimdiye kadar geliştirilen en ucuz ve etkin yöntem, ilaçlı cibinlikler.

Son yıllarda cibinlikler Afrika ve sıtmanın görüldüğü başka yerlerde yayın olarak dağıtıldı.

Dünya Sağlık Örgütü de, olması gerektiği gibi kullanıldığında cibinliklerin sıtma oranlarını yarıya indirebileceğini söylüyor.

Senegal'de son beş yılda yaklaşık yarım milyon cibinlik dağıtıldı.

Araştırma çerçevesinde ise Senegal'de bir köyde cibinlikler dağıtılmadan önce ve dağıtıldıktan sonraki sıtma vakaları izlendi.

Araştırmacılar, cibinliklerin dağıtılmasından sonraki üç hafta içerisinde, hastalığın görülme oranının azaldığını tespit etti.

Ancak 2007 ile 2010 yılları arasında belli bir tür ilaca karşı dirençli olan sıtma hastalığı taşıyan sivrisineklerin oranı yüzde 8'den 48'e yükseldi.

Araştırmanın son dört ayında ise, sıtma oranlarının tekrar eski yüksek seviyeye ulaştığı, hastalığın büyük yaştaki çocuklar ve yetişkinlerde cibinlik kullanımından öncekinden daha fazla görüldüğü tespit edildi.

18 Ağustos 2011

'Yaşayan fosil' bulundu

 
yaşayan fosil

Büyük Okyanus'taki bir sualtı mağarasında yeni keşfedilen bir yılan balığı türüne ilkel özellikleri nedeniyle 'yaşayan fosil' adı takıldı.

Türün 200 milyon yıldır bağımsız bir evrim geçirdiği belirtiliyor.

Yeni keşfedilen yılan balığı o kadar farklı ki, bili madamları türün diğer yılan balıklarıyla ilişkisini tanımlamak için yeni bir cins ismi bulmak zorunda kaldı.

ABD, Palau ve Japonya'dan gelen bilim adamlarından oluşan ekip, türün 200 milyon yıla uzanan, bağımsız bir evrim sürecinden geçtiğine inanıyor.

Araştırmada kullanılan 18 santimetre uzunluğundaki dişi yılanbalığı Palau açıklarındaki bir dalışta, 35 metre derinlikte bulundu.

Uzmanlar, önce türün tam olarak nasıl bir yılan balığı olduğunu belirleyemedi.

Ama sonra türün son derece ilkel bir üyesi olduğuna karar verdiler.

Çalışma sonucunda hazırlanan raporda, 'Bazı açılardan bildiğimiz yılan balıklarından daha ilkel bir tür, bazı açılardansa bilinen en eski yılanbalığı fosillerinden bile daha ilkel bir yapıda. Yaşayan bir fosil gibi' denildi.

Türü diğerlerinden ayırmak içinse Latince Protonanguilla Palau diye yeni bir isim verildi.

Çalışmada türün, 200 milyon yıl önceki erken mesozoik dönemden, bu yana bağımsız bir şekilde evrimleştiği kaydedildi.

Erken mesozoik dönem dinozorların dünya üzerinde hakimiyet kurmaya başladığı zamana denk düşüyor.

17 Ağustos 2011-BBC Türkçe

Küresel ısınmanın ilk mucizesi

 
mavi kelebek

Küresel ısınmanın ilk mucizesini mavi renkli bir kelebek gerçekleştirdi.

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan kelebek, türünün devamı için evrim geçirdi. Ancak soğuk bölgelerde yaşayabilen kelebek göç etmek için göğüs kafesi ve kanatlarını büyütmeyi başardı.

Küresel ısınmaya karşı verilen ölüm kalım savaşında insanlara nazaran çok çabuk uyum sağlayan canlılar da bulunuyor. Bunların ilk örneği İngiltere’deki canlı türü Adonis kelebeği. 

Bu kelebeğin yaşam alanının daralması ve son dönemde nüfusundaki azalış iklim değişikliği ile güçlü bir bağlantı gösteriyor. Avrupa’da bulunan kelebek türlerinin yaşam alanlarının genişliği iklimin elverişli olmasına bakıyor. Bilim insanları kelebeklerin eskiden görüldüğü ancak artık rastlanmadıkları bölgelerde küresel ısınmanın etkilerini gözlemleyebiliyorlar.

MAVİ ADONİS KELEBEĞİNİN DOĞAYA UYUMU

İngiltere’nin güney kesimlerinde yaşayan mavi Adonis kelebeğinin nüfusu küresel ısınmanın etkileri ve yerleşim birimlerinin genişlemesi ile 1950’lerden bu yana yüzde 90 oranında azalma gösterdi. Son yıllarda sayısı 250’ye kadar düşen kelebek türü için özel koruma önlemleri alınmaya başlandı.

Bilim insanları kelebeklerin hayatta kalabilmeleri için kuzeydeki soğuk bölgelere göç etmeleri gerektiğini belirtmişlerdi. Ancak mavi Adonis kelebeği biyolojik yapısı nedeniyle bunu başaramıyordu.
mavi kelebek
 

Ancak küresel ısınmanın belki de ilk mucizesi kendini gösterdi ve mavi Adonis kelebeği iklim değişikliğine karşı verdiği mücadelede hayatta kalabilmek için gerekli olan evrimi geçirdi. İngiltere’nin kuzeyindeki soğuk bölgelere göç edebilmek için göğüs kafesi ve kanatlarını büyüten mavi Adonis, gerekli mesafeyi uçabilecek yapıya erişmiş oldu.

İNSANLIK BENZER DEĞİŞİMLERİ GÖSTERMELİ

ABD’nin Teksas eyaletindeki A&M Üniversitesi biyologu Camille Parmesan, “Toplumların da vahşi hayat nasıl değişime ayak uyduruyorsa o derecede küresel ısınmaya ayak uydurması lazım” dedi.

Bilim insanları küresel ısınmanın en vahim sonuçlarını doğuracak 4 derece ve üzerindeki sıcaklık artışını engellemek için küresel enerji teknolojilerinin geliştirilmesini zorunlu olarak belirtiyorlar.

21/12/2009 mynet

Dünyanın en güzel sineği

 
Dünyanın en güzel sineği

Holcocephala fusca, yani "haydut sinek"... Kocaman kocaman gözleri ile dünyaya bakan bu sinekler böcekler dünyasında önemli bir yer tutuyorlar.

Çünkü bu sinekler çekirgeden, eşek arısına bir çok böceği yiyebiliyor. Çevre bilimciler bu durumun doğanın dengesi için önemli bir rol oynadığını söylüyorlar.

Fotoğraf ise Thomas Shahan'a ait. Onun için fotoğraftaki haydut sineği "dünyanın en güzel sineği."

Böcekler dünyasında makro fotoğraflar çekmeyi çok seven Shahan, bu kareyi çekerken hayli zorlandığını da itiraf ediyor.

Bu zorluğun nedenini ise şöyle anlatıyor: "Normal koşullarda haydut sinekler en zorlu rüzgarda bile üzerine tünedikleri yapraktan uçmazlar. Siz de bundan cesaret alıp kameranızı elinize almaya kalkarsanız yanılırsınız, çünkü bu sinekler kamerayı kıpırdatır kıpırdatmaz uçuveriyorlar. Nihayet fotoğraftaki bu tatlı sine onu çekmeme izin verdi. Gerçi bu da pek kolay olmadı. Gördüğünüz kareyi ancak 66 boş çekimden sonra elde edebildim."

24/12/2009

Rusya'yı korkutan yaratık

 
Rusya'yı farklı yaratık

 

Rusya'nın Chelyabinsk kentinde bulunan ve ne olduğu bilinmeyen canlı türü ülkede tartışma konusu oldu.

 

Terk edilmiş bir inşaat alanındaki kazı bölgesinde birden çok garip yaratık bulunduğu iddiası ortaya atılırken, bir tanesinin fotoğrafları basına verildi.

Uzmanlar, keşfedilen garip yaratığın bilinen hiçbir canlı türüne ait olmadığını belirtti. Bulunan yaratık laboratuar ortamında incelenecek.

13/11/2009

Etle beslenen bitki bulundu!

Çin'de ayaklı yılan bulundu

Önce içeri düşürüyor sonra da asite benzer bir enzim salgılayarak canlı canlı yiyor!

Etle beslenen bitki

 

İngiliz bilim insanları fare yiyen bir bitki buldu. Bilim insanları yeni keşfedilen bitkinin en çok etle beslenen bitki türü olabileceğini belirtiyor. İlginç bir ağız yapısına sahip olan bitki, fareyi önce içeri düşürüyor, sonra da asite benzer bir enzim salgılayarak canlı canlı yiyor. 

Canlı canlı fare yiyen bitkiye, ünlü İngiliz belgeselci David Attenborough'un adı verildi. Fare yiyen bitki, Filipinler'in Victoria Dağı'nda yetişiyor. İngiliz bilim insanları Steawart McPherson ve Alastair Robinson, ilk defa koca bir fareyi yutan bir bitkiye rastladıklarını açıkladı. 

17/08/2009

Çin'de tek ayaklı bir yılan bulundu. Yılan uzmanı Long Şuai, yılanın tek ayağı için, "Bu gerçekten şoke edici, ancak otopsi yapana kadar nedenini bilemeyeceğiz" dedi.

Çin'de ayaklı yılan

İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberinde, ülkenin güneybatısındaki Suining'de yaşayan 66 yaşındaki Duan Çiongziu'nun, tek ayaklı yılanı geceyarısı yatak odasında duvara tırmanırken bulduğu belirtildi.

"Geceyarısı garip bir tırmalama sesiyle uyandım. Işığı yaktım ve bu canavarı duvara pençesiyle tırmanırken gördüm" diyen Duan, ayakkabısıyla vurarak öldürdüğü yılanı alkol dolu bir şişede sakladığını kaydetti.

Yılanın, şu anda Nançhang'daki bir üniversitede bilim adamlarınca incelendiği belirtilirken, yılan uzmanı Long Şuai, yılanın tek ayağı için, "Bu gerçekten şoke edici, ancak otopsi yapana kadar nedenini bilemeyeceğiz" dedi. 15/09/2009

Dünya bu yaratığı konuşuyor

 

Meksika'da 2007'de bir çiftçi tarafından bulundu ve öldürüldü. Cansız bedeni incelendikçe tuhaflıklar birbirini izledi.

Kimine göre uzaylı, kimine göre henüz keşfedilmemiş bir hayvan türü.

Bilim adamları ise "DNA'sı yok" diye şaşkın.

Kimine göre ise her şey tartışmalı.

Ne var ki şimdilerde bir ikinci "yaratıktan" daha söz ediliyor.

Meksika'da ikinci bir uzaydan geldiği düşünülen yaratığın görüldüğü konuşuluyor.

İşçi Francisco Garcia:"Yaşayan ikinci bir yaratık gördüm. Gördüğüm 70 cm. boyunda bir insancıktı.

Onu çiftlik kapısından çıkarken gördüm, sonra hızlıca oradan uzaklaştı" dedi.

İlk yaratık, Meksika'da 2007 yılında bulunduğunda büyük bir şok yaşanmıştı.

Çeşitli incelemeler sonunda bazı UFO uzmanları bu yaratığı 'uzaylı' olarak nitelendirirken, bazı uzmanlarsa yaratığın henüz keşfedilmemiş bir hayvan türü olabileceğini savunuyor:

Yakalanan ilk yaratık üzerine yapılan DNA testlerinden herhangi bir sonuç çıkmadı.
 

Orijinal-Bild.de

'Bild am SONNTAG' gazetesi muhabiri Michael Remke, yaratığı görmek için Meksika'daki Metepec kentine gitti. İzlenimlerini aktarırken, "Göz çukurları, insan üzerinde korkutucu bir etki yaratıyor" ifadesini kullandı.

Veteriner Marco Salazar, yaratığı bulan çiftçinin, bir anlık korkuyla onu boğarak öldürmesinin hemen ardından inceleme fırsatına sahip olduğunu anlatırken "Şu ana kadar her türden hayvanı görme imkanım oldu, ama böyle bir şey daha önce hiç görmemiştim" dedi.

Etobur bir hayvanın diş yapısına sahip bu yaratığın; aynı zamanda kafatasının yapısı itibariyle de diğer hayvanlara göre daha zeka seviyesine sahip olduğu düşünülüyor. Diş yapısı, kertenkeleye benzeyen yaratık; eklem ve iç kulakları yapısıyla insana benzediği söyleniyor.

Dört ayrı laboratuarda en modern tekniklerle DNA yapısı çözülmeye çalışıldı ancek bir sonuç alınamadı. Uzmanlar "DNA'sı yok. Ya da var ama bu tekniklerle biz inceleyemiyoruz" diyor.

Bulunan yaratığın hücre testlerinde, bedenini ince bir deri tabakasının kapladığı ve daha önce tanımlanmamış, ilkel yaratıklara göre çok daha gelişmiş gözlere ve iç kulağa sahip olan bir canlı olduğu kaydedildi.

01 Eylül 2009

Yaratılış müzesinde ne sergileniyor?

 

Kocaman silahlarını özellikle göstererek park yerinde dolaşan Kentucky polislerinin arasından geçip, güzel, modern bir mimariye sahip müze binasına yöneliyorum.

 

Müzeyi daha ziyade dini bütün aileler ziyaret ediyor

Müze demek ne kadar doğru, bilemiyorum.

Çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin en yoğun trafikli otoyollarından birinin hemen yanıbaşında ve Uluslararası Cincinnati Havaalanı'na birkaç kilometre mesafedeki Yaratılış Müzesi'nde sergilenen tek doğal parça, devasa boyutlarda bir dinozor iskeleti.

Gerisi, yer yer teknoloji yardımıyla kendiliğinden hareket eden plastik figürler.

Giriş kapısının yanında ziyaretçileri, üzerinde "inanmaya hazır olun!" yazan bir levha karşılıyor.

Bu müzede, inanmaktan başka çare yok zaten.

Çünkü müzenin kurucularına göre, burada pazarlanan tek bir şey var, o da gerçek.

Bu gerçeğe ulaşmak da çok kolay.

Çünkü sadece bir kitabın kapağını açmak yeterli:

İncil'in.

Müze, ziyaretçileri, Tanrı'nın dünyayı bundan sadece 6 bin yıl önce yarattığına ve İngiliz bilim adamı Charles Darwin'in evrim teorisinin, insanları yanıltmak için kasıtlı oluşturulan, hatalar ve çelişkilerle dolu bir yalan olduğuna inandırmayı görev ediniyor.

Müzenin versiyonuna göre, bizim bilim dediğimiz insan aklının ürünü, dolayısıyla doğru olma şansı yok.

Ve her şey çıkış noktasına bağlı.

Müzeye göre, eğer evrim teorisinin doğruluğunu sorgulamaya hazır olur ve İncil'in gerçekleri yazan kitap olduğunu baştan kabul ederseniz, yaratılış teorisinden başka her şeyin yanlış olduğunu da kolaylıkla kavrarsınız.

Yaratılış Müzesi'nin bu basit yaklaşımla büyük başarı elde ettiğini kabul etmek lazım.

Milyonlar ziyaret etmiş

Daha iki yıl önce açılan Yaratılış Müzesi'ni şimdiden milyonlarca Amerikalı gezmiş.

Bu müzede çalışan herkes gibi aşırı dostça davranan basın sözcüsü Mark Looy, sadece bu hafta 824 bin kişiye giriş bileti sattıklarını anlatıyor.

Bu başarının sırrı, İncil'de yazanların birebir inşa edilip, arka arkaya dizilmesinden ibaret olan serginin yaratılış teorisini çok iyi açıklaması değil.

Anketler, Amerikan halkının neredeyse yakınının zaten yaratılış teorisini doğru kabul ettiğini gösteriyor.

Kentucky eyaletinin Petersburg kentinde kurulan müzeyi gezenlerin çoğu dini bütün aileler.

Örneğin, benim yanımda sergiyi gezen aileler, teknolojiye dinsel nedenlerle tamamen karşı çıkan Amish tarikatı üyeleri.

Önce, teknolojinin ulaştığı son aşamayı ustalıkla kullanan bu müzede Amish'lerin ne işi olduğunu düşünüyorum.

Ve yanıtı kısa sürede buluyorum.

 

Yaradılış semineri

İncil hikayeleri arasında dolaşırken, Nuh'un gemisini daha yeni geçmişken, karşıma bir satış büfesi çıkıyor.

Anlıyorum ki, Yaratılış Müzesi sadece Tanrı'yı ve dini inançları pazarlamıyor.

Bunları, coca cola, patates kızartması, çocukların oynamasına çok elverişli büyük bir park ve bir hayvanat bahçesiyle birlikte sunuyor.

Müzede teknolojinin yardımıyla hareket eden figürler kullanılarak İncil'den sahneler canlandırılıyor

Yani her Amerikan ailesinin çocuklarını götürmek isteyeceği bir yer.

Belli ki, Yaratılış Müzesi çocukları kazanmayı hedefliyor.

Ama sadece çocuklara değil, yetişkinlere yönelik seminerler de var.

Ben, "Tanrı insanları maymundan yaratmadı" başlıklı seminere katılıyorum.

Semineri veren David Menton, 71 yaşında, emekli bir bilim adamı.

Hücre biyolojisi uzmanı.

Darwin'le, Einstein'la, Mendel'le ve Obama'yla alay ediyor.

İnsanların maymunlardan gelmediğini kanıtlamak için, bir insan kafatasının üzerinden aldığı bir gözlüğü, bir maymun kafatasının üzerine yerleştiriyor.

Gözlük kayıp düşünce, "sizce neden düştü?" diye soruyor.

Amishlerin çocukları sevinçle, "çünkü maymun kafatasının biçimi farklı!" diye bağrışıyor.

Menton, keyifleniyor:

"Görüyor musunuz" diyor, "çocuklar bile hemen anlıyor, ama bilim adamları anlayamıyor."

Daha sonra müzenin bahçesinde benimle konuşurken, Yaratılış Müzesi'nin hem yaratılış, hem de evrim teorilerini açıkladığını iddia ediyor Menton.

"Bu Londra'daki Bilim Müzesi'nin sunduğundan daha fazla."

Uzun yıllar süren bilim adamı yaşamı boyunca inançlarını, baskı göreceği için açıklamadığını öne sürüyor.

Genellikle gülen yüzü birden kasılıyor ve, "maalesef Amerika'da Avrupa'nın yolunda" diyerek şikayete başlıyor, "Amerika da dinsizleşiyor."

"Ama", diye kalkıyor masadan, "Tanrı bugüne kadar tüm saldırılara göğüs germeyi başardı."

BBC Turkish-28/08/2009-Cem Sey-Petersburg, Kentucky

Reenkarnasyon tartışmasını yeniden başladı

 

ABD’de üç yaşındaki bir çocuğun İkinci Dünya Savaşı’nda ölen bir pilotun yeniden dünyaya gelmiş hali olduğunu söylemesi, reenkarnasyonun en gerçek kanıtı olarak gösteriliyor.

ABD’nin Louisiana eyaletinde dünyaya gelen James Leininger 2 yaşına kadar normal bir çocuktan farksızdı. Ancak 3 yaşına basmasına birkaç hafta kala kâbuslar görmeye ve “Uçak alev aldı! Düşüyorum” diye çığlıklar atarak uyanmaya başladı.

Rüyasında James Huston isimli bir pilot olduğunu gören James, uyurken “Jack Larsen, Natoma, Corsair, küçük adam” gibi isimler sayıklıyor ve çırpınıyordu. Küçük çocuk, bir gün oyuncakçıda gördüğü uçak için “Bu bir Corsair” dediğinde annesi Andrea büyük bir şok geçirdi.

James’in kâbuslarında uçağının Japonlar tarafından vurulduğunu, alev aldığını ve düştüğünü anlatması üzerine annesi oğlunun 2’nci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden bir pilotun reenkarnasyonu olduğuna inanmaya başladı. Ancak babası Bruce ikna olmadı ve ona uçağının nereden kalktığını sordu. James, tereddüt bile etmeden “Natoma” diye cevap verdi.

Natoma, 2’nci Dünya Savaşı’nda kullanılan bir uçak gemilerinden birinin ismiydi. Küçük çocuk birkaç hafta sonra bir kitapta Japonya’da Japon ve ABD’li askerlerin karşı karşıya geldiği Iwo Jima adasının resmini gördü ve babasına “İşte uçağım burada düştü” dedi. Jack Larsen ise onun en yakın arkadaşı olan bir başka pilottu.

Bruce, oğlunun hikayeyi uydurduğunu kanıtlamak için Jack Larsen’i bulmaya karar verdi. Natoma gazilerinin toplantılarına katıldı ve nihayet Larsen’i buldu. Ancak acı gerçeği ondan öğrendi. 1945’teki Iwo Jima Savaşı’nda yalnızca bir ABD’li pilot ölmüştü ve o da terhis olmadan önce son görevine giden 21 yaşındaki James Huston’du.

Huston’un uçağı Japonlar tarafından vurulmuş ve aynı oğlunun anlattığı gibi alev alarak okyanusa çakılmıştı. Bruce James’in yaşayan son akrabası 84 yaşındaki kardeşi Anne’i buldu ve oğluyla bir araya getirdi. Anne 2 yaşındaki çocuğun anlattıklarını dinledikten sonra büyük bir şok geçirdi ancak onun kardeşinin reenkarnasyonu olduğuna inandığını söyledi. Leininger ailesinin yazdığı ve James’in hikayesini anlatan “Soul Survivor” adlı kitap ABD’de satış rekorları kırıyor.

30/08/2009-Vatan

DNA profili sistemi 25 yaşında

 

Bundan 25 yıl önce, İngiltere'de, Profesör Alec Jeffreys, 10 Eylül 1984 sabahı laboratuarında çalışmaya başladığında, bilim dünyasında önemli bir buluşa imza atacağını düşünmüyordu...

Bazı DNA örneklerini incelerken, her örnekte çok belirgin farklılıklar bulunduğunu, bunların, bireylere ait karakteristik özellikler taşıdığını fark etti...

Yani her birey, genetik bir parmak izine sahipti.

Profesör Jeffreys, bugün suçla mücadelenin, suçluların tanımlanması ve yakalanmasının başlıca araçlarından birisi haline gelen DNA taraması ve DNA profili yönteminin önemini başlangıçta kavrayamadıklarını itiraf ediyor.

 

The model was displayed with default settings on the Ribbon Panel for everything except:
Sequence Color = 'chain'
Chain Color = '11' ( bdna_1 )
Chain Color = '16' ( bdna_2 )
Ribbon Style = 'Circle'
Ribbon Samples = '11'

İnsan vücudunda bulunan yaklaşık 100 trilyon hücreden her birinde 3 milyar baz bulunmaktadır. Eğer vücudumuzda bulunana her bir hücredeki DNA art arda eklense dünya ile ay arasındaki mesafeyi 600 defa kat edilirdi.

Bir insanın sahip olduğu DNA içindeki bilgi yazdırılacak olsa 61 metre kalınlığında bir kitap oluşurdu.

Yeryüzünde yaşayan insanların tümünde DNA %98,8 oranında benzerlik göstermektedir, yani insanlar arasındaki farklılık DNA’nın sadece %0,2′lik kısmı tarafından sağlanmaktadır.

11/09/2009

Peru'da, 10 milyon yıllık kuş fosili bulundu !

 

Peru’da 10 milyon yıllık dev kuş fosili bulundu. Güney Amerika’da Peru’nun kurak güney kesimindeki önemli buluş hakkında bilgi veren Kuzey Carolina Devlet Üniversitesi’nden paleontolog Dan Kepska, 6 metre kanat açıklığına sahip büyük kuşun kafatasının bugüne dek bulunanlar arasında en mükemmel durumda olduğunu söyledi.

Peru Doğa Tarihi Müzesi Omurgalılar Bölümü’nün başkanı paleontolog Rodolfo Salas, “pelagornithid” sınıfından bu kuşun soyunun 3 milyon yıl önce tükendiğini anlattı.

Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi omurgalılar bölümü müdürü Ken Camlpbell de, bu soyları tükenen esrarengiz kuşların insanın dünyada hızlı gelişiminden önce yok olduklarını belirtti. Taşıl bilimcilerin bazıları, üçüncü jeolojik zamanın “son demlerinde” yok olan bu dev kuşların pelikanların hatta sümsük kuşlarının akrabası olabileceğini belirtti.

Türkçe sitelerde 10 milyon yıllık kuş fosili bulunduğu söylenmekteyse de aslında bulunan parçalar dev bir kuşa ait olduğu düşünülen bir parça baş ve  iki adet üzerinde keskin dişler bulunan çene kemiğinden ibarettir.

Orijinal Haberi

08/03/2009

Güney Afrika'da İlginç yaratık

 

 

Bu yaratık Güney Afrika'da bir ormanda ölü olarak bulunmuş

ve ne olduğu halen araştırılmakta...
 

Yıldız yiyerek büyüyen galaksi

Yeni bir araştırma, dev Andromeda galaksisinin daha küçük galaksilerin yıldızlarını yutarak büyüdüğünü gösteriyor.

Andromeda'nın çevresindeki galaksileri yiyerek büyüdüğü anlaşılıyor.

Uluslararası bir ekip Andromeda'nın haritasını çıkarırken "cüce galaksilere" ait yıldızların kalıntılarına rastladı.

Gök bilimciler bulgularını bilim dergisi Nature'daki makalelerinde sundular.
Yıldızların başka galaksiler tarafından yutulması daha önce de dile getirilen bir teoriydi.
Fakat bu kez uzmanların Andromeda'nın derinliklerine kadar giren gözlemleri, bunu kanıtlayan ayrıntılı görüntülere ulaşılmasını sağladı.

Bu da "hiyerarşik model" diye tanımlanan galaksi oluşum teorisinin kanıtını oluşturuyor.
Bu teori, büyük galaksilerin çevresinin yuttukları daha küçük galaksilerin kalıntılarıyla çevrili olduğunu söylüyordu.

İlk Anromeda haritası

Gök bilimciler bu çalışmayla Andromeda'nın çevresinin haritasını ilk kez çıkarmış oldu.

 

Gariptir ki bir yandan galaksiler oluşurken, bir yandan da diğer galaksilerin yok olması gerekiyor.

Dr Scott Chapman, Cambridge Üniversitesi

Bunu yaparken de galaksinin kendisi tarafından oluşturulmayan yıldızlara rastladılar.

Çalışmaya katılan uzmanlardan Western Ontario Üniversitesi'nden gök bilimci Pauline Barmby, BBC'ye bulunan yıldız kalıntılarının yörünge rotasına bakılarak aslında hangi galaksiye ait olduğunun anlaşılabildiğini söylüyor.

Barmby, "Andromeda o kadar yakın ki bütün yıldızlarının haritasını çıkarabiliyoruz ve galaksinin çeperlerinde aynı yörüngede seyreden bir grup yıldız fark ettiğinizde, onların daha önce başka bir yere ait olduğunu anlıyorsunuz." diyor.

Dünyadan aşağı yukarı 2,5 milyon ışık yılı uzaklıktaki Andromeda uzmanlara göre hala büyüyor.

Gök bilimciler ayrıca yakındaki Triangulum galaksisinin bir grup yıldızının Andromeda'ya doğru yaklaştığını da saptamış.

Cambridge Üniversitesi Gök Bilim Enstitüsü'nden Dr Scott Chapman "Sonunda bu iki galaksi tamamen birleşebilir." diyor ve devam ediyor: "Gariptir ki bir yandan galaksiler oluşurken, bir yandan da diğer galaksilerin yok olması gerekiyor."

03/09/2009 BBC Türkçe

En büyük gezegen bulundu

Gökbilimciler, güneş sisteminin dışındaki bilinen en büyük gezegeni keşfettiklerini açıkladı.

Gezegen

 

Yeni gezegen Jüpiter'den yüzde
70 daha büyük

 

Bu gezegenin, Jüpiter'den yüzde 70 oranında daha büyük olduğu söyleniyor.

TrES-4 adı verilen ve Hercules takımyıldızında bulunan yeni gezegenin yoğunluğunun Jüpiter'inkinden çok daha düşük olduğu belirtiliyor.

Yeni gezegen, Arizona, Kaliforniya ve Kanarya Adaları'nda kurulu TrES teleskop ağı tarafından keşfedildi.

TrES-4, dünyadan 1435 ışık yılı uzaklıkta bulunan GSC02620-00648 yıldızının çevresinde dönüyor.

Ana yıldızdan 7 milyon kilometre uzakta olmasına rağmen gezegenin yüzeyinin sıcaklığının 1327 derece olduğu tespit edildi.

TrES-4, ana yıldız çevresindeki turunu 3.55 günde tamamlıyor. Bu da yeni gezegende bir yılın bir haftadan daha az olması anlamına geliyor.

Yeni gezegen dünyayla yıldızı arasından geçerken yıldızın ışınlarının yüzde birini engelliyor. Bu da parlaklığını azaltıyor.

Gökbilimciler, yeni keşifleriyle işgili ayrıntıları Astrophysical Journal dergisinde yayımlayacaklar.

Bilimadamları, dev gezegenler için kullanılan mevcut bilimsel yöntemlerle yeni gezegenin büyüklüğünü açıklamanın mümkün olmadığını söylüyorlar.

07/08/2009

Panama'da Değişik Yaratık

 

 

Geçtiğimiz yıl New York sahillerinde ortaya çıkan ve 'Montauk Canavarı' ismi verilen yaratığa benzeyen bir başka 'varlık' bu defa Panama'da hortladı.

Panama kentinin kuzey Cero Azul bölgesinde bir mağarada bir grup genç tarafından bulunan bu yaratık, şimdilik gizemin koruyor. Tüysüz bedeniyle yarı insan yarı hayvanı andıran ürkütücü yaratığı görünce gençlerin korkarak 'canavar'a saldırdığı belirtiliyor. Cansız bedeniyle göl kenarında bulunan yaratık, şimdi 'Yeni Montauk Canavarı' olarak adlandırılıyor.

Yaratık bilimiyle uğraşan bilim adamlarının tespitlerine göre cinsi bilinmeyen bir köpek olma ihtimali var.

18/09/2009

Yarı insan yarı keçi

 

Buna benzer bir yaratığı ancak Yunan mitolojisinde veya efsanelerde görebileceğinizi zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Zimbabve'deki Lower Gweru'da yarı insan yarı keçi görünümlü olarak dünyaya gelen bu canlıyı köylüler gözleriyle gördü. İnsan ve keçi karışımı bu yaratık görenleri şaşkına çevirdi.

 Bild gazetesinin haberine göre, doğduktan sadece birkaç saat sonra ölen keçinin uzun bir kafası ve insana benzeyen bir yüzü; keçiye benzeyen ayakları ve kuyruğu var.

Köyün yerlilerini adeta şaşkına çeviren bu canlı, köydeki köpekleri bile korkuttu. Yeni doğan hayvanı gören köpekler, hayvanla göz göze gelince ürküp kaçtılar. Zimbabve halkı arasında hayvanın şeytanın bir izi olabileceği düşüncesi yayıldı. Bu olayın mucizevi bir durum olduğuna inanan keçinin sahibi doğum sonrasında polise haber verdi.

15 keçisi olduğunu söyleyen garip görünümlü hayvanın sahibi, sürüdeki birçok keçiyi de bu hayvanın doğurduğunu ifade etti.

'Zimbabwe Guardian' gazetesinde yer alan bir haberde, hayvanın insanla keçinin çiftleşmesinden meydana gelebileceği iddia edildi. Köy yöneticisi Jason Machaya, gazeteye verdiği demeçte durumdan bir yetişkini sorumlu tuttuğunu ve bu olayın yüz kızartıcı bir durum olay olduğunu belirtti.

Keçiye tecavüz eden kişinin bir an önce bulunacağını belirten Machaya, böyle bir şeyi sadece şeytanın yönlendirdiği kişilerin yapabileceğini söyledi.

29 Eylül 2009

Hazer Tv, Ana sayfa©2006

Ana sayfaKapak

 

 

 

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar