| Ana Haber |
|
Dünya |
|
Ortadoğu |
|
Siyaset |
|
|
|
Emlak Yatırım |
|
Araştırma |
|
Bilim |
|
Spor |
|
|
İnternet |
|
| Taklitçi Ahtapot | |||
|
Endonezya sahillerinde görülen bir ahtapot türü, aynı suları paylaştığı zehirli balık ya da deniz yılanı türlerini taklit etme yeteneğini neye borçlu? 1998 gibi çok yakın bir tarihte türü keşfedilen bu kurnaz ahtapot (Thaumoctopus mimicus) düşmanlarından saklanmak yerine kendini aynı sularda yaşayan başka canlılara benzetme yolunu seçiyor. Ahtapotun DNA'sını inceleyen bilimadamları, taklit yönteminin diğer deniz canlılarını korkutmayı amaçladığını söylüyor.
Başını ve kollarını yassılaştıran, renklerini koyu kahve ve beyaza dönüştürüp suda dalgalanarak yüzmeye başlayan ahtapot, bu şekilde çevresindekilere ''beni lezzetli bir öğün olarak düşünmeyin, ben aslında zehirli bir yassı balığım'' mesajını veriyor. Taklitçi ahtapotun gizlenmek yerine kendini bilhassa ortaya çıkaran bir yöntemle korunma sağlaması doğada çok nadir rastlanan bir durum. ABD ve Endonezya'dan bilimadamları, aynı sularda yaşayan akraba ahtapot türlerinin soluk renklere bürünerek deniz dibinde kamuflaj yöntemine başvurmasına karşın, taklitçi ahtapotun seçtiği görece daha riskli korunma yönteminin nasıl geliştiğini hayvanın genlerinde aradı. Araştırma ekibinden Dr. Christine Huffard, ''Diğer ahtapotlar kamuflaj yöntemini başarıyla kullanarak düşmanlarından korunuyor. Thaumoctopus mimicus ise atalarından devraldığı kamuflaj yeteneğini bir kenara itip, bunun tam aksine kendini daha dikkat çekici hale getiriyor.'' diyor. Taklitçi ahtapotun DNA'sını analiz eden araştırmacılar, yassı bir balık gibi yüzmesinin ya da kahverengi ve beyaz renklere bürünmesinin kalıtımsal olarak ne zaman ortaya çıktığını tespit etti. Bilimadamları, yassı balık taklitinin başarılı olduğunu çünkü aynı çevrede yaşayan zehirli yassı balık türlerini -'zebra ya da tavuskuşu dilbalığı' olarak bilinen balıkları andırdığını söylüyorlar. Araştırma ekibinden Dr. Healy Hamilton, ''Belki yassı balık taklitini mükemmel bir şekilde yapmıyor ama, düşmanlarını şaşırtacak kadar iyi taklit yapmak yetiyor.'' diyor. ''Düşmanları işin farkına varıp saldırıya geçtikleri zaman, taklitçi ahtapot çoktan ortadan kaybolmuş oluyor.'' 30/08/2010 |
|||
| Dünya üzerinde kaç ülke bulunuyor? | |||
|
Dünya üzerinde kaç ülke bulunduğu sorusunu yanıtlamakta zorlandıysanız üzülmeyin, çünkü bu konuda kesin bir rakam yok. BM yetkilileri de sadece BM'ye üye ülke sayısını söyleyebiliyor. Peki ama neden?
Dünyadaki ülkelerin gerçek sayısını hangisi veriyor? Şanghay’daki Expo Fuarı'nın katılımcı sayısı olan 189 mu, yoksa Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği FIFA’ya kayıtlı üyelerin sayısı olan 208 mi? Dünyada kaç ülke bulunuyor? Bu soruya kesin bir yanıt bulmak oldukça zor. İnsanlar bu konuda en kesin bilgiyi şüphesiz BM'den bekliyor. Ancak BM Bilgi Hizmetleri Direktörü Corinne Momal-Vanian, şaşırtıcı bir yanıt veriyor ve “Bu sorunun doğru yanıtı, hiçbir yanıt olmadığıdır. Size BM’nin kaç üyesi olduğunu söyleyebilirim. Yani 192 ülke. Ancak dünyada kaç ülke bulunduğunu söyleyemem, çünkü bir ülkeyi tam olarak ifade eden genel bir tanımlama mevcut değil. Neyin bir ülke olduğu neyin olmadığına karar vermek BM'nin yetki alanında bulunmuyor. BM sadece kimleri örgüte üye olarak kabul edeceğine karar verebilir" diyor. Uzmanlardan da net bir yanıt almak mümkün değil. Uluslararası hukuk profesörü Marcelo Kohen de kesin rakam veremiyor. Kohen, "Benim bu soruya yanıtım, yaklaşık 200 egemen devletin var olduğudur. BM’nin 192 üyesinin bulunduğu ve bu üyelerin çoğunun egemen devletler olduğu gerçeğini temel alırsanız, o zaman güvenilir bir çıkış noktasına sahip olduğumuzu söyleyebilirim" açıklamasını yapıyor. Cevap sanal alemde mi? Uzmanların veremediği net yanıtını sanal alem bulmuş görünüyor. İnternet arama motoru Wolfram Alpha’ya “Dünyada kaç ülke bulunuyor?“ sorusunu yazdığınızda, gayet kesin bir şekilde 203 yanıtını alıyorsunuz. Bu rakamın kaynağı olaraksa dipnotta Montevideo Konvansiyonu’nun adı veriliyor. Ancak BM'den Corinne Momal-Vanian, bu rakam konusunda dikkatli olunması uyarısında bulunarak "Her uluslararası hukuk öğrencisi, bir ülkenin devlet sayılabilmesi için gerekli dört kriteri sıralayan Montevideo Konvansiyonu’nu bilir. Bu dört kriter; toprak, halk, hükümet ve diğer devletlerle ilişkide bulunabilme yeteneğidir. Konvansiyon, bu kriterlerin hangi ülkeler için geçerli olduğunu ise söylemiyor. Konvansiyon metnini temel alarak listeler hazırlayan ve Konvansiyon'u yorumlayanlar var. Rakamlar da buradan çıkıyor" bilgisini veriyor. Tartışmalı bölgeler Öte yandan dünyada politik açıdan tartışmalı pek çok bölge mevcut. Tayvan, Kosova, Filistin, Batı Sahra, Kuzey Irak, Kuzey Kıbrıs gibi… Bazıları özerklik, bazıları bağımsızlık ilanı yoluyla adını duyurmaya çalışmış olsa da çözülmemiş siyasi çatışmalar nedeniyle uluslararası alanda tanınmıyorlar. Profesör Kohen, uluslararası alanda adını duyurmaya çalışmanın yardımcı olacağını, ancak tek başına yetmeyeceğini vurguluyor. Marcelo Kohen, "1990’lı yılların başında Umberto Bossi, Kuzey İtalya’da Padanya’nın bağımsızlığını ilan etmişti. Bu çok etkileyici bir gösteriydi, ancak hiçbir somut sonuç getirmedi. Dünya genelinde sayısız ayrılıkçı hareket var. Bağımsızlıklarını ilan edebilirler, ancak bu sözde kalmaya mahkumdur" şeklinde konuşuyor. Şu ana kadar, yeni kazandığı bağımsızlığını BM üyeliğiyle taçlandıran son ülke 2006 yılında Karadağ oldu. BM üyesi olmayı başaramayanlar ise hâlâ bir milli futbol takımı kurma imkanına sahip. Örneğin FIFA’nın üye sayısına göre dünyada 208 ülke bulunuyor. Ayrıca olimpiyat takımları da uluslararası ün açısından iyi bir fırsat. Olimpiyat Oyunları, 205 ulusal komiteyi bir araya getiriyor. 02/06/2010 |
|||
| Mamutların kanında 'antifriz vardı' | |||
|
Mamutların kanında, dondurucu hava koşullarında vücutlarındaki oksijen akışını sürdürebilmelerini sağlayan bir tür "antifriz" olabileceği açıklandı.
Nature Genetics dergisinin haberine göre bilim insanları, kalıntılarına ulaşılan bir mamutun kanında yer alan proteini "canlandırmayı" başardı. Hemoglobin olarak bilinen bu protein, kırmızı kan hücrelerinde yer alıyor ve vücuda oksijen akışını sağlıyor. Bilim adamlarından oluşan ekip, mamutların, kanlarındaki hemoglobinin düşük sıcaklıklarda bile oksijen taşımasını sağlayan bir genetik adaptasyon geçirdikleri bulgusuna ulaştı. Soğuk ortamlar, genel olarak hemoglobinin dokulara oksijen taşımasına engel oluyor. Araştırmacılar, onbinlerce yıl önce yaşamış ve kutup bölgesindeki donmuş toprak içinde bulunan üç ayrı Sibirya mamutunun hemoglobin gen haritasını çıkardı. Mamut DNA dizilimi (protein üretiminde önemli rol oynayan ve DNA'ya benzer bir molekül olan) RNA'ya çevrildi. Ardından da üretilen RNA koli basiline (E. coli bakterisi) şırınga edildi. Bu işlemin ardından koli basili, eksiksiz bir şekilde mamut proteini üretmeye başladı.
Mamutların göçü Kanada'daki Manitoba Üniversitesi'nden uzmanlar, ortaya çıkan hemoglobin moleküllerinin, gerçek bir mamuttan kan örneği alınmasından farksız olduğunu söylüyor. Uzmanlar, daha sonra mamutlardaki hemoglobinin yapısında, çok soğuk havalara dayanabilmelerini sağlayan üç ciddi değişim bulunduğunu keşfetti. Böylesi bir genetik uyarlama, günümüzdeki fillerde bulunmuyor. Tüylü mamutlar ve günümüzdeki fillerin ataları, ilk olarak ekvator Afrikasında ortaya çıkmıştı. Ancak mamut familyası 1 milyon 200 bin ile 2 milyon yıl kadar önce kuzeye göçtü. Bilim adamları, bu genetik adaptasyonun mamutların buzul çağında ayakta kalmasını sağlamış olabileceğini söylüyor. 03/05/2010-Paul Rincon-BBC Bilim muhabiri |
|||
| Şempanzeler Ölüm Karşısında İnsan Gibi Tepki Veriyor | |||
|
İngiliz araştırmacılar insanoğluna en yakın hayvanlar olarak bilinen şempanzelerin ölüm karşısında insanınkine benzer tepki gösterdiğini belirledi. İskoçya’daki bir yaban hayvanları parkında şempanzeleri izleyen bilim adamları, ölümü yaklaşan yaşlı bir şempanzeye, grubun diğer üyelerinin sarılarak vedalaştığını belirledi. Yaşlı şempanze ölünce de ötekiler, ölüp ölmediğini belirlemek için elini hafifçe salladı, yüzünü yakından dikkatle inceledi. Kızı da, ölen şempanzenin başında sabaha kadar bekledi. Afrika’da şempanzeleri inceleyen bilim adamları, başkalarına karşı sempati duygusu yüksek olan bu hayvanların, insana, daha önce tahmin edilenden çok daha yakın olabileceğini belirtiyor. 26/04/2010 |
|||
| Uyumak öğrenmeye yardımcı mı? | |||
|
Bilimadamlarına göre rüya görüldüğü sürece, yeni bir şeyler öğrenip hemen uyumak, yeni bilgilerin akılda kalmasını sağlayabilir.
Uzmanlar, yeni üstlendiği bir işi düşünerek rüya gören kişilerin uyandıklarında, rüya görmeyenlere kıyasla daha iyi performans sergilediklerini belirledi. Araştırma kapsamında gönüllü deneklere, üç boyutlu bilgisayar ortamında hazırlanmış bir labirentin planını incelemeleri ve öğrenmeleri istendi. Daha sonra deneklerden bir bölümünden bir süre labirenti düşünerek uyumaları istendi. Uyumalarına izin verilen grup, labirentte diğer gruptan çok daha hızlı şekilde ilerleyerek çıkış kapılarından birine ulaşmayı başardı. Öğle uykusu Araştırmacılar, rüyaların beynin bilinçdışı bölümlerinin göreve ilişkin bilgileri işlemek üzere sıkı şekilde çalıştığına işaret ettiğini düşünüyor. Araştırmanın yazarlarından Harvard Tıp Akademisi'nden Doktor Robert Stickgold, rüyaların beynin farklı seviyelerde ama aynı sorun üzerinde çalışmasında belirleyici olabileceğini söyledi. Stickgold rüyaların beynin mevcut anıları, gelecekte daha yararlı olmalarını sağlayacak şekilde ilişkilendirme çabasını yansıtabileceğini belirtti. Bilimadamları, "Cell Biology" adlı akademik dergide yayımlanan araştırmanın öğrenme ve hafızanın geliştirilmesine yönelik çalışmalarda fayda sağlayabileceğini bildirdi. Uzmanlara göre örneğin, öğrencilerin yatmadan önce derslerine sıkı şekilde çalışmaları ya da öğleden sonraları bir süre çalıştıktan sonra uyumaları daha iyi olabilir. 23/04/2010 BBC Türkçe |
|||
| Beyin Sinyalleri Harekete Geçiyor! | |||
|
ODTÜ'lü öğrenciler,
beyindeki belirli sinyalleri algılayarak elektronik cihazların kontrol
edilmesini ODTÜ’lü öğrenciler, tamamen kendi donanımlarıyla beyindeki belirli sinyalleri algılayarak elektronik cihazların kontrol edilmesini sağlayan bir sistem geliştirdi.
Halen, klavye kullanılmadan bilgisayar ekranına kelimelerin yansıtılmasına olanak sağlayan ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin geliştirdiği cihaz, gelecekte felçli hastaların çevreyle iletişimini sağlamada ve tekerlekli sandalyelerini hareket ettirmede de kullanılabilecek. ’’Beyin Bilgisayar Arayüzü’’ adı verilen projenin yöneticisi ODTÜ Elektrik ve Elektronik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nevzat Gençer, engelliler için düşük maliyetli ve verimli bilgisayar arayüzü geliştirilmesini amaçlayan projenin hem donanımın hem de yazılımının bölümün Biyomedikal Araştırma Laboratuvarında geliştirildiğini söyledi. Cihazın, pratik olması açısından daha az sayıda kanalla veri alınabilen bir Elektroensefalografi (EEG) sistemi olduğunu anlatan Gençer, sistemin işleyişine ilişkin şu bilgileri aktardı: ’’Sistem sayesinde, bilgisayara kablolarla bağlı, kafaya geçirilen bir başlıkla, klavye kullanılmadan, bir kişinin belirli beyin sinyalleri kullanılarak aklındaki kelimenin harfleri teker teker bilgisayar ekranına yansıtılabiliyor. Ekrandan harfler akarken, EEG sinyallerinin üzerine algoritmalar uygulanarak, ekrana aktarılmak istenen harf seçiliyor. Seçilen harflerin yan yana getirilmesiyle kelime oluşturuluyor. Bu cihazla konuşma ve hareket yeteneğini kaybeden bir kişi, istediği şeyleri karşısındakine aktarabilir. Bununla ilgili değişik uygulamalar da yapılabilir, ama biz tıbbi uygulamalar üzerinde duruyoruz’’ Laboratuvarda, ekranda akan harflerden kelime oluşturmanın yanı sıra, farklı algoritmalarla bir isteğin EEG sinyallerinden algılanabilmesi, böylece, örneğin bir tekerlekli sandalyenin hareket ettirilmesine yönelik proje üzerinde de çalışıldığını bildiren Gençer, bir başka çalışmayla ise sistemin performansının artırılmaya çalışıldığını söyledi. EEG sinyalleri ile sadece görüntülü değil, sesli uyarılarla da belirli şeylerin idare edilebileceğini belirten Gençer, ’’Örneğin bunlar işitme uyarıları da olabilir. Farklı frekanslar arasından yüksek frekanslı bir ses geldiğinde, alacağınız sinyalle bir şeyleri idare edebilirsiniz’’ diye konuştu. 14/04/2010 |
|||
| En Derin Volkanik Çukur | |||
Volkanik çukur, Karayip denizinde Cayman Koyağı diye bilinen yerde, su yüzeyinin 5 kilometre altında... Dünya’nın su altındaki en derin volkanik çukurunun, Cayman Adaları’nın açıklarında bulunduğu bildirildi. Keşif gemisi RRS James Cook’daki uzmanlar, volkanik çukuru Karayip Denizinde Cayman Koyağı diye bilinen yerde, su yüzeyinin 5 kilometre altında bulduklarını belirttiler. Çukurun derinliği ve izole durumda olması, yeni sualtı canlı türlerinin bulunması ümidini artırdı. Deniz jeofizikçisi Maya Tolstoy, yeni bulunan çukurun şimdiye kadar bilinen en derindeki çukurdan 1 kilometre daha derin olduğunu söyledi. 12/04/2010 |
|||
| Everest'in yüksekliğinde anlaşmaya varıldı | |||
|
Uzun süredir Everest'in
yüksekliği konusunda anlaşamayan Çin ile Nepal nihayet bir uzlaşmaya vardı. İki ülkenin sınırları boyunca uzanan dünyanın en yüksek dağının yüksekliğinin 8 bin 848 metre olduğuna karar verildi. Çinli yetkililer, kaya yüksekliğini ölçmek gerektiğini söylerken, Nepalliler ise Everest'in üzerindeki kar tabakasının da hesaba katılması gerektiğinde ısrar ediyordu.
Kar katmanı Everest'in boyuna dört metre daha katıyor. Nepal'in başkenti Katmandu'da bir araya gelen temsilciler, sonuçta Nepal'in argümanında karar kıldı. Everest'in yükseliğinin ilk ölçüm girişimi 1856 yılında yapılmıştı. 1953 yılında ise dünyanın en yüksek noktasına ilk kez adım atıldı. Kar örtüsü Geçen zaman zarfında binlerce kişi Everest'in tepesine ölümü göze alarak tırmandı, fakat dağın yüksekliğinin ne olduğu tartışması dinmedi. Geniş çapta kabul gören 8 bin 848 metre yükseklik ilk defa 1955 yılında Hindistan'dan bir ekip tarafından saptanmıştı. Hintli ekip, Everest'in kar tabakasını da hesaba katmıştı. Fakat jeologlar, Çin ile Nepal'in ikisinin de yanlış rakamlar üzerinde tartışıyor olabileceğini düşünüyor. Zira dağların boyları sabit değil, hareket halindeki kıtasal plakalar dağların yüksekliğini değiştiriyor. 8,850 metre Everest'in parçası olduğu Himalayalar, Hindistan yarımadasının Asya'nın içine doğru sokulması sonucu ortaya çıktı ve bu jeolojik hareket halen devam ediyor. Dolayısıyla Everest'in boyu zaman içinde devamlı yükseliyor. 1999 yılında GPS teknolojisi kullanan Amerikalı bir ekip, Everest'in yüksekliğini 8 bin 850 metre olarak hesapladı. Amerikan Ulusal Coğrafya Derneği de haritalarında artık bu rakamı kullanıyor. Fakat Everest'in iki metre boy atmış olduğunu henüz Nepal resmen kabul etmiş değil. 09/04/2010 |
|||
| Kadınlar uzayda buluşuyor | |||
|
Amerikan uzay mekiği Discovery, Rus uzay aracı Soyuz’un başarıyla kenetlendiği Uluslararası Uzay İstasyonu’na doğru yola çıktı. Böylece tarihte ilk defa 4 kadın aynı anda yörüngede olacak. Uzay mekiği Discovery, Uluslararası Uzay İstasyonu'na (ISS) tonlarca ağırlıkta ikmal malzemesi taşıyor. Mekiğin ISS'ye naklettikleri arasında İtalya yapımı modül "Leonardo", Kanada'nın geliştirdiği "Dextre" robotu ve denge aygıtı jiroskopu da bulunuyor.
Amerikan uzay mekikleri bu yıl Discovery ile birlikte ikinci uçuşunu yapıyor. Bundan sonra yapılması öngörülen 3 uçuşun ardından Atlantis, Endeavour ve Discovery'den oluşan mekik filosu emekliye sevk edilecek. 1981'den bu yana hizmet veren mekik filosunun ISS'ye son seferi eylül ayında Discovery ile yapılacak. İlkinin başarıyla fırlatıldığı 1981 yılından bu yana toplam 131 uzay mekiği seferi yapıldı. Yeni Amerikan mekik filosunun 2015 yılından itibaren görevine başlayacağı tahmin ediliyor. ABD bu tarihe kadar Rus Sojuz mekiklerini kullanacak. 130 milyar dolarlık proje: ISS 2020 sonuna dek kullanılması düşünülen ISS'nin yapımına, başta Rusya ve ABD olmak üzere Kanada, Brezilya, Japonya, Avrupa Uzay Kurumu (ESA) katkı sağlıyor. 130 milyar dolara kadar maliyeti bulunan ISS bitirildiğinde, gece çıplak gözle Ay'dan sonra gökte görülebilecek en parlak nesne olacak. Yedi araştırma ünitesi ISS yolunda Discovery ISS'ye fizik, kimya, tıp, biyoloji ve ekoloji alanlarında bilimsel deneyler yapmakta kullanılacak 7 araştırma ünitesi taşıyor. İstasyona taşınan malzeme ve teçhizat arasında ilave yataklar da bulunuyor. Deneylerde kullanılan muhtelif numuneleri saklamakta kullanılan bir soğutma cihazının yanı sıra ISS ekibinin günlük egzersiz alıştırmalarında yararlanılması düşünülen cihaz da Discovery'nin taşıdığı teçhizat arasında yer alıyor. ISS'ye giden ekipten iki astronottan her birinin, toplam 6,5 saat sürecek 3 uzay yürüyüşü yapması planlanıyor. İlk uzay yürüyüşünde ISS'nin soğutulmasında kullanılan boş amonyak tankının dolusuyla değiştirilmesi öngörülüyor. 50'nci yaşını uzayda kutlayacak Discovery'nin bu seferi, birçok ilkin yaşanmasını sağlayacak: Japon uzay kurumundan (JAXA) kadın astronot Naoko Yamazaki ile ISS ekibinden Soiçi Noguçi, ISS-Discovery kenetlenmesinde bir araya gelecek. Diğer taraftan Discovery'nin taşıdığı 2'si ABD'li 1'i Japon 3 astronotla birlikte ISS'teki kadın sayısı da ilk kez 4'e çıkacak. ISS'ye Pazar günü kenetlenen Soyuz TMA-18 kapsülü ile birlikte ISS'teki 6 aylık görevine başlayan Michail Kornjenko isimli Rus kozmonot da 50'nci yaş gününü uzayda kutlayacak. 05/04/2010 |
|||
| Soyuz Uluslararası Uzay İstasyonu yolunda | |||
Rus uzay gemisi Soyuz,
1 NASA astronotu ve 2 Rus kozmonotla birlikte Soyuz, Kazakistan'ın güneyindeki Baykonur uzay üssünden Amerikalı astronot Tracy Caldwell Dyson, Rus kozmonotlar Alexander Skvortsov ve Mikhail Kornienko ile birlikte uzaya gönderildi. Soyuz, saatte 13 bin kilometre hızına ulaştı. Soyuz'un pazar günü dünyadan 320 kilometre yükseklikteki ISS'e kenetlenmesi bekleniyor. Rus uzay gemisi Soyuz'un bu yıl planlandığı gibi 2 değil 4 kez fırlatılması kararlaştırıldı. ISS'in erzak ve diğer ihtiyaçlarının da Soyuz kapsülleri tarafından taşınması hedefleniyor. ISS mürettebatı iki katına çıkıyor ISS yolundaki mürettebatın görevi eylül ayında, ISS'e son uzay mekiği ziyaretinden hemen önce sona erecek. Ekibin 6 ay sürecek görev süresince iki de uzay yürüyüşü yapması planlanıyor. Diğer yandan ISS'te görev yapan mürettebat sayısının 6'ya çıkarılması öngörülüyor. Halen ISS'te biri Amerikalı, biri Rus diğeri de Japon da olmak üzere üç mürettebat bulunuyor. Amerikan uzay mekiği Discovery'nin de 13 gün sürecek görev için pazartesi günü ISS'e gönderilmesi planlanıyor. Discovery'nin ISS'e tonlarca malzeme taşıması öngörülüyor. 02/04/2010
|
|||
| Yüzyılın deneyi başarılı oldu | |||
Evrenin oluşumunun sır perdesini aralamayı amaçlayan, tarihin en büyük deneyi için bugün düğmeye basıldı. Milyarlarca doların harcandığı deneyde yıldızların ve gezegenlerin kökeni araştırılıyor. Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton hüzmesi verildi. İlk kez gözlenecek bu deneyde ışın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol aldı. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, kainatın doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor. Tanrı parçacığının peşinde Bir mikrosaniye süren çarpışmada, temel element parçacıkları, atom çekirdeklerini oluşturmak için birleşmeye başlamadan önceki Büyük Patlama anındaki koşulların oluşturulması öngörülüyor. Bilim adamları çarpışma sırasında özellikle teorik fizikteki kütle mantığının temelini oluşturan veya kara maddenin neden yapıldığını anlamaya yarayacak Higgs parçacığı (Tanrı parçacığı) diye adlandırılan parçacıkların varlığının kanıtlarını görmeyi umuyorlar. İskoç araştırmacı Peter Higgs'in yaklaşık 30 yıl önce ortaya attığı ve maddeye kütlesini verdiği varsayılan “Higgs bozonu”nun varlığı bu deneyle sınanacak. Yeni bir keşifler dönemi 10 milyar dolar değerindeki Hadron Çarpıştırıcısı, 14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamını yeniden canlandırmayı hedefliyo Deneyle yıldızların ve gezegenlerin kökeninin yanı sıra kara enerji ve kara maddeye ilişkin ayrıntılara ulaşılmaya çalışılacak. Paralel evrenlerin varlığı ve evrenin başlangıcı varsayılan Büyük Patlama'dan öncesi deneyin üzerinde durduğu diğer başlıkları meydana getiriyor. CERN Genel Müdürü Rolf-Dieter Heuer, "deneyin insanlık tarihinde yeni bir keşifler dönemini açacağını" söyledi. 30/03/2010 |
|||
| Görünmezliğin sırrı | |||
Almanya’dan bilimadamları ilk kez üçüncü boyutta görünmezliği sağladı. Teknolojinin günlük yaşama geçirilebilmesi ise şu an bilimsel açıdan imkansız görünüyor. Almanya'nın Karlsruhe kentinden araştırmacılar nesnelerin gözden kaybedilebilmesine olanak sağlayan üç boyutlu bir model oluşturdu. Karlsruhe Teknoloji Enstitüsü'nden Nicolas Stenger ve Tolga Ergin şu ana kadar sadece materyal ve teori olarak tanınan yöntemi kullanarak ilk kez üç boyutlu nesnelerde görünmezliği sağladı. Stenger, "Üç boyutlu nesneleri, yansıma sağlayan bir halının altına koyup ortaya çıkan bombeyi görünmez kılarak saklayabiliyoruz" şeklinde konuştu. Fizikçi Martin Wegener başkanlığındaki ekip bir yıl süren araştırmaların ardından birkaç yüz nanometre aralıklarla dizili polimer çubuklardan oluşan bir düzenek geliştirdi. Tolga Ergin de, nanoteknoloji temelinde oluşturulan düzeneğin ortaya çıkan bombeyi görünmez kıldığını ancak modeli henüz sadece kızılötesi ışık altında test ettiklerini belirtti. Bilimadamları, bu buluşun savunma sanayisi gibi alanlarda kullanılmasının ise şu an sözkonusu olmadığını vurguluyor. Stenger, bir insan ya da tankı böyle bir kılıfın içine gizlemenin şu an zaten imkansız olduğunu belirterek, sadece bir metrenin yüzmilyonda biri uzunluğunda bir kılıf oluşturabilmek için saatler gerektiğine dikkat çekiyor. Dört yıl önce Amerikalı ve İngiliz bilimadamları ilk görünmez düzeneği oluşturmuş, ancak bu teknik sadece ikinci boyutta görünmezlik sağlamıştı. 20/03/2010 |
|
Ana Haber - Dünya - Ortadoğu - Siyaset - Ekonomi - Türkiye - Dünya Basını - Araştırma - Bilim - Spor - Turizm - İnternet Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim-besin - H1N1 - Cinsel sağlık - Sanat - Moda - Video - Pop Dünya |
|
Son Güncelleme:31/08/10 |