©2006

 

Son Güncelleme:22/08/11

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya

Genel Kültür, araştırma haber ve analizleri-9

Ülkeler

Farklı Yaratıklar

Silahlanma

Doğal Yaşam

Uyuşturucu

Nükleer Güçler

Tarihte 'koltuk krizleri'

 

Büyük Diktatör (1940) filminden bir sahne

Büyük Diktatör (1940) filminden
bir sahne

Türkiye ve İsrail ilişkileri, Tel Aviv'deki Türk büyükelçisinin alçak bir koltuğa oturtularak diplomatik aşağılama ile karşı karşıya bırakıldığı olayla gerildi.

Kimbilir belki de İsrail Dışişleri Bakanlığı'nda birileri, Charlie Chaplin'in Hitler ve Mussolini'yle dalga geçtiği Büyük Diktatör filmini izlemişti.

Hicvin en parlak örneklerinden birini sunan 1940 yapımı filmde, diktatör Tomanyalı Adenoid Hinkel'i oynayan Chaplin, Bakteriyalı Diktatör Napolini'yle görüşmesine hazırlanır.

Bu hazırlıklar sırasında entrikacı yardımcısı Garbitsch, ''Bu görüşme, sizin kişiliğinizle onu ezmeniz, kendisini aşağılık hissetmesine neden olmak içindir'' der.

Bu amaçla 'uygulamalı psikoloji' kullanılacaktır.

Napolini, Hinkel'in makamına gidebilmek için uzun bir koridorda yürütülecek ardından da çok daha alçak bir sandalyede oturtulacak, hemen yanıbaşında da Hinkel'in bir büstü bulunacaktır.

Jack Oakie tarafından canlandırılan Napolini'nin arka kapıdan girip Diktatör'ün makamına oturup komployu boşa çıkardığını söylemeye de gerek yok aslında.

 

Buradan çıkarılacak ders, bu tür numaraların zaman zaman geri teptiğidir ki İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danniel Ayalon da bunu görmüş oldu.

Kendisi de, başvurduğu yöntem yüzünden, gülümsemeden ve selamlamasız karşılama, bayraksız toplantı salonu ve tabii klasik alçak koltuk nedeniyle yarım ağızla özür dilemek zorunda kaldı.

Daha sonra da tam özür diledi, Türkiye de kabul etti.

Terslemek zaman zaman hassas diplomasinin bir parçası olarak kabul ediliyor, ustaca yapıldığında kimi zaman da işe yarayabilir.

Aslında bu tür bir tavır genellikle de derinlerde sorunların varlığına da işaret eder.

Tarihten örnekler

2007'de, Amerikan gemilerinin Hong Kong limanına girişine izin verilmemişti. Bunun gerekçesinin ise Çin'in Amerikalıların Dalai Lama'ya ödül vermesine tepki olduğu düşünülüyor.

Diplomatik bir araç gibi de kullanılabilir bu tavırlar. Çin de bu oyunu nasıl oynayacağını biliyor.

Örneğin, Kopenhag'daki liderlerin katıldığı hayati iklim değişikliği müzakerelerine başbakan yerine dışişleri bakan yardımcısını gönderdi.

Bazı ters tavırlar çok hayati görünmeyen nedenlere dayanabiliyor.

2006 yılında Surinam cumhurbaşkanı, kabinesindeki kadın bir bakanın Amsterdam'da havaalanında üzerinin aranmasına misilleme olarak ülkeyi ziyaret eden Hollandalı bir bakanı kabul etmedi.

Bazıları ise daha asabi. Geçen yıl Zimbabve Cumhurbaşkanı Mugabe, Amerikalı Büyükelçi'yle görüşmeyi reddetti, aynı büyükelçi Zimbabve'de devlete ait medya tarafından ''evcil zenci'' olarak niteleniyordu.

Ama belki de öyle olmadıkları halde tersleme gibi görülebilen eylemler de var. İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdiren zafer günü kutlamalarına Fransızlar İngiltere Kraliçesi'ni davet etmemişlerdi. Muhtemelen basit bir ihmaldi bu, ama İngiltere basını öyle olmadığını düşündü.

Bazı olaylar ise, çok daha ciddi sonuçlara neden oldu...

Örneğin Prusya ile Fransa arasında yaşananlar 1870'te savaşa yol açmıştı.

Fransa, bir Alman prensin boş olan İspanya veliahtlığına getirilmesine itiraz ediyordu.

Fransa Büyükelçisi Kont Vincent Benedetti, Ems'e gitmekte olan Prusya Kralı Wilhelm'in yolunu kesti ve Kral'dan Prusya'nın İspanya Veliahtlığı'na getirilmeyeceğine dair güvence almaya çalıştı.

Kral ise bunu kabul etmedi, üstüne üstlük yardımcısını olayı Başbakan Bismarck'a basına da sızdırılması önerisiyle gönderdi.

Bismarck daha da ileri giderek olayın bir diplomatik krize dönüşmesine izin verdi.

Hikayeye Kralın Fransa Büyükelçisi'yle bir daha görüşmeyeceği unsurunu da ekleyerek basını bilgilendirdi.

Kamuoyu önünde terslenmeye bozulan 3. Napolyon, akıllıca bir adım olmadığı sonradan anlaşılan bir şekilde savaş ilan etti, savaşı kaybetti ve son günlerini İngiltere'de sürgünde geçirdi.

14/11/2010-Paul Reynolds-BBC Diplomasi Muhabiri

Köprüler

İspanyol 'milli' sporu boğa güreşi tarihe mi karışıyor?

 

İspanya denince akıllarda canlanan ilk tabloda, tıklım tıklım dolu bir arenanın ortasında elindeki kırmızı pelerini ve kılıcıyla azgın bir boğa ile mücadele eden bir matadorun yer aldığını iddia etmek, sanırım yanlış olmayacaktır.

İlk kez bu ülkeye geldiğimde ben de kendimi, boğa güreşiyle yatıp kalkan bir İspanyol toplumu görmeye hazırlamıştım.

Bu beklentim, Cadiz şehrindeki dev boğa güreşi arenasının kapısına alelacele yazılmış, öfkeli duvar yazısını gördüğümde ilk kez sarsılmıştı: "Boğa güreşi cinayettir!"

Daha sonra, Barselona'nın en turistik meydanlarından Plaza Jaume'deki ihtişamlı valilik binasının önünde imza toplayan küçük bir gruba rastladığımda kafam iyiden iyiye karışmıştı.

Vücutlarının farklı noktalarına oklar saplamış, üzerilerine kan görünümlü kırmızı boyalar dökmüş ve başlarına sembolik boynuzlar takmış bu ilginç grup, Katalunya'da boğa güreşi düzenlenmesine son verilmesi için imza topluyordu. İçlerinden birinin kırık dökük İngilizcesiyle bana söyledikleri hala aklımda: "Bu vahşeti durdurmalıyız, yeter!"

İşte Plaza Jaume'de imza toplayan o grup, yani Katalanca 'Yeter' anlamına gelen 'Prou' örgütü, bugünlerde hedefine hiç olmadığı kadar yakın.

2009'un son günlerinde Katalan Parlamentosu’nda yapılan oylamada, Katalunya sınırları içinde boğa güreşlerinin yasaklanmasını öngören bir yasa için çalışmalara devam etme kararı çıktı.

Oylamanın ardından, 180 bin imzalı dilekçeyi parlamentoya sunarak yasaklamayı gündeme getiren Prou örgütü, oylamanın 67'ye karşı 59 gibi küçük bir farkla sonuçlanmasına rağmen, boğaların çektikleri eziyete son verme yönünde çok önemli bir adım olduğunu açıkladı.

 

Boğa güreşi

Tartışmalı bir gelenek

Aslına bakılırsa, boğa güreşi İspanyol kültürünün tarihi bir unsuru olduğu kadar, sonu gelmeyen tartışmaların da odağında olmuş bir gelenek. Roma İmparatorluğu'ndan bu yana İberya yarım adasında süregelmiş boğa güreşi, 18'inci yüzyılda bugünkü formunu kazanmış.

Başta İspanya olmak üzere, Portekiz ve Güney Amerika'daki İspanyol kolonilerine yayılan boğa güreşi, sevenleri tarafından bir sanat olarak görülmüş ve halen de görülmekte.

Mesela, Ernest Hemingway için boğa güreşi sanatçının ölme riskini taşıdığı ve performansının cesaretiyle ölçüldüğü tek sanat. Milliyetçi bir İspanyol için ise, boğa güreşi İspanyol olmanın alâmetifarikalarından biri.

Boğa güreşlerine karşı olanların çıkış noktaları ise oldukça çeşitli. Katalan Parlamentosu’nu da harekete geçiren en yaygın eleştiri, boğanın maruz kaldığı şiddetin, acı çektirilerek yavaş yavaş öldürülmesinin, hayvan haklarıyla dolayısıyla da insanlıkla bağdaşmayacağı yönünde.

Güreş karşıtlığını besleyen bir diğer sebep ise boğa güreşlerinin Franco rejimi döneminde kazandığı anlam, boğa güreşinin bu dönemde İspanya'nın milli sporu olarak dayatılmış olması.

Boğa güreşinin İspanyol zenginlerinin eğlencesi olduğu gerçeği ise, geleneğin halk nezdinde fazla yaygınlaşmamasına yol açmış.

Zira geçen yaz, Madrid'deki güreşlerin bilet fiyatları karaborsada 3000 Euro'ya alıcı bulmuştu. Son olarak, boğa güreşinin içerdiği kan ve şiddet öğelerinin çocukların psikolojik gelişiminde hasara yol açacağı görüşü, güreşlere mesafeli duranların bir diğer dayanağı.

Boğa güreşinin karanlık geleceği

İşte tüm bu eleştiriler, 'corrida' yani boğa güreşinin son yıllarda maruz kaldıkları itibar kaybının ardında yatan etkenler.

2007 yılının ağustos ayında İspanyol kamu yayıncısı RTVE'nin televizyondan canlı boğa güreşi yayınlarına son vermesinin ardından, bu kez de Katalan Parlamentosu’nun aldığı karar, boğa güreşinin karanlık geleceği hakkında ipuçları vermekte. Bu gidişatı kamuoyu yoklamaları da destekliyor: İspanyolların yaklaşık yüzde yetmişi boğa güreşiyle hiç ilgilenmediğini ifade ediyorlar.

Başta hayvan hakları aktivistleri olmak üzere İspanyolların çoğunluğu olan bitenden memnun.

Şikayetçi olanlar ise boğa güreşi sektöründen ekmek yiyenler ile güreş karşıtlarını ve özellikle Katalanları İspanyolluğa zarar vermekle suçlayan "koyu" İspanyollar.

Boğa güreşinin akıbetine dair bu gelişmeler, kafalarımızdaki belki de hiç bir zaman gerçeği yansıtmamış İspanya tablosunu değiştirmeye ihtiyacımız olduğunu ortaya koyuyor.

Boğayı öldürmeye çalışan matador imajından boşalacak yeri doldurmak için benim önerim, atı Rozinante'yle sohbet eden Don Quixote, yani Don Kişot olacak.

11/01/2010-Altuğ Akın-Barselona, İspanya

PETROL Nedir?

 

petrol nedir

Petrolün Tarihçesi: Petrol çok koyu renkli, özgün kokulu bir doğal mineral olan petrol katı halde çok uzun süredir bilinmekle birlikte, ilk olarak ancak 19. yüz yılın ortalarında ABD’de, Edwin Drake’in Kızılderililerin romatizma ve damla hastalığına karşı ilaç olarak sattıkları ‘taş yağı’nı yerin derinliklerinde aramayı düşünmesiyle ve ilk petrol kuyusunu açarak Kaliforniya’daki ‘altına hücum’a benzeyen en büyük serüvenlerden birini başlatmasıyla, sıvı halde ele edilmeye başlandı. 1870’de John Rockefeller, ilk petrol şirketi Standart Oil’i kurdu. 19. yüz yılın sonunda, petrolün sanayi yöntemleriyle çıkarılması, Avrupa ülkelerinde ve Rusya’ da da yaygınlaştı. Ortadoğu’daysa petrol, ilk olarak Birinci Dünya Savaşı öncesinde bulundu ve İran’da çıkarılmaya başlandı; onu Irak ve Kuveyt izledi

OLUŞUMU

Petrol, deniz hayvanları, bitkiler ve plankton tipi organizma çökeltilerinin, deniz dibinde, kum içinde yavaş yavaş mayalanmasından doğmuş, kahverengiye çalan kara renkli, yağımsı bir maddedir. Birkaç milyon yıl sonra,yer bilim tabakalarının kayması sonucunda bu hammadde, yerini karmaşık bir karbonhidrojen karışımına bırakmıştır. Bu karışım, sıvı haldeyken petrolü, gaz haldeyken doğal gazı oluşturmaktadır.
Milyonlarca yıl boyunca yer kabuğunun geçirdiği sarsıntılar, petrolün, doğduğu deniz kayaçlarından dışarı çıkmasına yol açmış, böylece komşu kayaçlara sızdıktan sonra açık havaya ulaşan petrol sızıntıları, bitüm örtüleri oluşturmuştur. Ama genellikle, geçirimsiz sert kayaçlarla karşılaşarak, alttaki tabakalara sızıp kararlı bir hal almış ve yoğunluk sırasına göre yayılmış, böylece, sünger gibi gözenekli kayaçlar içine yerleşerek, ‘petrol yatakları’nın doğmasına yol açmıştır.

ARANMASI VE ÇIKARILMASI

Bir yatağın yerini belirlemek için, havadan çeşitli fotoğraflarla bölgenin oluşumu incelenip, yüzeyden yada derinden alınan kayaç örnekleri, X ışınlarıyla kimyasal çözümlemeden geçirilir. Kayaç tabakalarının konum ve doğasını belirlemek için sismik yöntemlere baş vurulur; dinamit patlatılarak küçük çaplı yer sarsıntıları yaratılır ve sismograf üzerindeki kayıtlar incelenir. Ayrıca, magnetometre, gravimetre, Geiger sayacı gibi araçlardan yararlanılır. Yatağın yeri belirlendikten sonra, yer kabuğunu delecek güçte kuyu açma gereçleriyle çalışmalara başlanılır ve büyük bir kule kurulur.
40-50 metre yüksekliğinde olan petrol kulesi, 100 tonu aşan ağırlıkta donanım taşır. Bir matkap, 9 metre boyunda içi oyuk çelik çubuk dizisinin ucuna bağlanır. Bu çubuklar, derine inildikçe birbirlerine vidalanır.yüzeyde dakikada 50-250 turluk hızla döndürülen bir dönel tabla, matkabın çalışmasını sağlar.
Kuyu açma sırasında çubukların içinden özel bir çamur yollanır; delme noktasına ulaşan çamur, o yeri yağlar; araçları soğutur ve matkap ağzında toplanan döküntülerin boşalmasını sağlar. Ayrıca, ağırlıyla petrolün yada gazın fışkırmasını engeller.
Petrol derinliğine ulaşıldığında, kuyu ağzına sağlam bir kapak yerleştirilir. Bu kapağın, yatak basıncına dayanacak ve gaz yada petrolün ölçülü bir basınçla akışını sağlayacak nitelikte olması zorunludur.
İran’da açılan ilk kuyudan (1980) petrol 350 metre yüksekliğe kadar fışkırmıştır; günümüzde böyle bir fışkırma kaza sayılır ve bir vanalar düzeniyle kuyu kapatı- larak, aşırı petrol akışı önlenilir.
İnsanoğlu, beş kıtada da petrol bulduktan sonra, ‘kara altın’ bakımından zengin yeni bir alan olan deniz dibi yataklarına da el atmış, sözgelimi Kuzey denizinde, pek çok kuyu açılmıştır. Kuleler, kuyu açma platformunu oluşturan dev dubalarla yada kazık ayaklarla su üstünde tutulmaktadır.
200 metreyi aşan derinliklerde, yalnızca kuyu açma gemileri çalışabilir. Gemi, gövdesine yerleştirilen ses ötesi vericiler sistemiyle, demir atmadan su üstünde durabilir.

TAŞINMASI VE İŞLENMESİ

Petrol çıkarılır çıkarılmaz boru hatlarıyla ya da tankerlerle rafinerilere ulaştırılır.
Petrol yataklarından çıkan ham petrol, rafinerilerde elde edilen ürünlerden ( akaryakıt, yağ ) çok değişiktir. Ham petrol, yataktan yatağa ayrılık gösteren bir çok hidrojen karbürün karışımıdır. Çok büyük moleküllerden oluşan ‘ağır’ hidrojen karbürler, bitüm ya da parafin gibi aşağı yukarı katı olan maddeler verirler. Daha küçük moleküllerden oluşanlar ise, gazları sağlarlar. Dolayısıyla, ham petrolün, katkı maddelerinden arındırıldıktan sonra, çeşitli hidrojen karbürlere ayrıştırılması gerekir. Bu nedenle, 40-60 metre yükseklikteki kuleler- de kısmi ( ayrımsal ) damıtmadan geçirilir. Petrolün bileşenleri, kaynama noktasına getirilip ayrıştırılır.
Kulelerin çeşitli katlarında gazlar ( propan ya da bütan ), renksiz benzin, hafifçe sarı renkte kerosen ya da gaz yağı ( uçaklarda kullanılır. ), daha koyu sarı mazot ( dizel yakıtı ) toplanır. Kulenin altında ise, ham petrolden daha kalın bir çökelek kalır.
Yakın döneme kadar fuel oil ve ağır mazotun ticari alanda değerlendirile- mediği günlerde benzinden daha bol miktarda ağır ürünler elde eden rafinerilerde, ağır moleküller kraking denilen bir işlemden geçirilmiştir.
Bu işlem, sıcaklık ( 500 derece dolayında ) ve basıncın ( 50 kg / santimetre küp ) birlikte etkisiyle, ağır molekülleri kimyasal olarak parçalayıp, daha hafif moleküller ( gaz, benzin ) elde etmek için uygulanılır. Bir başka işlem olan reforming ile de benzin gibi hafif maddeler, sözgelimi gazlar elde edilir.
Damıtmadan sonra ortaya çıkan petrol ürünleri, katışıklardan ( kükürt, azot ) arındırılmıştır. Bundan sonra benzin, sodyum hidroksit ya da sülfürik asit banyosunda yıkanır. Gazlar temizlenir ve yağlar filitreler yardımıyla süzülür. Böylece, çağdaş dünya ve sanayi için vazgeçilmez olan arındırılmış ürün elde edilir.

ELDE EDİLEN ÜRÜNLERİN KULLANIM ALANLARI

Petrolün bütün türevleri günümüzde büyük önem taşımaktadırlar ve her ürünün ya da yan ürünün bir kullanım alanı vardır. Benzin, patlamalı motorlarda yakıt olarak kullanılır. Isıl gücü fazla olan kerozen ( metre küpte 10,5 termiden çok ) tepkimeli uçak yakıtıdır. Gazyağı yanmalı motorlarda kullanılır. ( ağır yağlı diesel motorları ) ilk damıtma kalıntısı bir sıvı olan mazot, önemli bir yakıttır; çoğu durumda taşkömürü- nün yerini almıştır. Yağlardan mekanik yağlamada yararlanılır. Ham petrol, kimi kez, tedavide kullanılır ( uyuza karşı ovma işleminde, safra taşına karşı iç kullanımda ). Parafinden kağıt üretiminde yararlanılır. Vazelin, pomatların bileşimine girer. Vazelin yağının büyük bir çözücü gücü vardır; kabızlığa karşı yararlı olduğu kadar, zehirsiz bir mikrop kırıcıdır da. Katran tortusunun yüksek sıcaklıkta yükseltgenmesiyle elde edilen bitüm ya da asfalt, su geçirmez yol kaplamaları hazırlamaya yarar. Petrol, kimya sanayisinin bir dalı olan petrokimya için de önemli bir hammadde kaynağıdır. Ayrıca günümüzde petrolden, yapay lif, gübre, kozmetik ürünleri, filmler, plakalar, besin maddeleri, vb 80.000 ürün elde edilir. Hidrojen karbür ( hidrokarbon ) ürünlerinin beslenmedeki önemi de gün geçtikçe artmaktdır.

Kültür Bilgileri-Htv

Biyodizel Nedir?

 

Biyodizel Nedir?

Dr. Rudolf Diesel mineral yağ ve bitkisel yağ gibi farklı yakıtlarla çalışabilecek dizel motoru icat etmiştir. Dr. Diesel’in ilk deneyleri ciddi hatalarla sonuçlandı. Fakat 1900 yılında Paris’teki Dünya Sergisinde icat ettiği motoru gösterdiği zaman bu motor % 100 yerfıstığı yağıyla çalışıyordu.

Dr. Diesel 1911 yılında dizel motorların bitkisel yağlarla beslenebileceğini belirtmiş, bunu kullanan ülkelerde tarımın gelişmesine önemli katkılarda bulunabileceğini söylemiştir. 1912 yılında ise Diesel şöyle demektedir; “Motor yakıtlarında bitkisel yağların kullanımı bugün önemsiz gibi görünebilir. Fakat bu yağlar zamanla petrol kadar ve günümüzün katranı kadar önemli olacaktır.”

Dr. Diesel’in 1913’te ölümünden bu yana, icat ettiği motor “dizel” olarak bildiğimiz ve kirliliğe neden olan petrol yakıtında da çalısacak şekilde modifiye edilmiştir. Ancak tarım ile ilgili fikirleri ve yaptığı icat toplum için temiz, yenilenebilir, yerel bölgelerde de yetiştirilebilinen bir yakıtın temelini atmıştır.

Biyodizel Nedir?
Biyodizel bitkisel yağdan yapılan ve modifiye edilmemiş tüm dizel motorlarda çalışabilen bir yakıttır. Biyodizel soya, ay çiçegi, kolza, hindistan cevizi ve kenevir gibi doğrudan tohumun ezilmesi (saf yağlar) de dahil tüm bitkilerden yapılabilir. Biyodizel ayrıca fast-food restoranlardaki kullanılımış yağlardan da yapılabilir. Hatta donmuş yağ ve balık yağı gibi hayvansal yağlar da biyodizel yakıt yapımında kullanılabilir. Biyodizel “Geleceğe Dönüş” filmindeki gibi bir şey gözükse de bu, dizel motorların icadından bu yana 100 yıldan fazla bir zamandır kullanımda.

Biyodizel modifiye edilmemiş tüm dizel motorlarda çalışır. Diğer alternatif yakıtlarda çalısanlar için motoru dönüştürmeye gerek yoktur. Dizel motor biyodizelle çalışabilir, çünkü havanın önce sıkıştırıldığı, sonra da yakıtın ultra-sıcak, ultra-basınçlı yanma bölümüne püskürtüldüğü sıkıştırma ile başlatma ilkelerine göre çalışır. Yakıt/hava karışımını ateşlemek için bir kıvılcım kullanan benzinli motorların tersine dizel motorlarda sıcak havayı ateşlemek çin yakıt kullanılır. Bu basit işlem sayesinde de dizel motorlar kalın yakıtlarda çalışabilir.

Biyodizel kimyasal olarak dizel yakıtlara benzediği için herhangi bir dizel aracın yakıt deposuna doğrudan biyodizel katabilirsiniz. Bir taşıt yakıtı olarak biyodizel kullanmanın birçok avantajları vardır. Biyodizelde daha az emisyon bulunur, dışa bağımlı olmadan kendi ülke kaynakları ile üretilebilir , motorun performansını etkilemez ve bitkilerden elde edilir. Bitkiler güneş enerjisi ile büyüdüğü için biyodizel güneş enerjili sıvı yakıtlar olarak tanımlanabilir.

Biyodizel gliserinin yağ veya bitkisel yağdan ayrıldığıi transesterleşme adı verilen bir kimyasal süreçle elde edilir. Bu işlem sonucunda geriye iki ürün kalır– metil esterler (biyodizelin kimyasal adı) ve gliserin (genellikle sabun ve diğer ürünlerde kullanılmak üzere satılan değerli bir yan ürün).

Biyodizelin Faydaları
1. Biyodizel tüm geleneksel, modifiye edilmemiş dizel motorlarda çalışır. Biyodizeli kullanmak için herhangi bir motor modifikasyonuna ve “motoru dönüştürmeye” gerek yoktur. Baska bir deyişle “biyodizeli yakıt tankına dökmeniz yeterlidir”.

2. Biyodizel petrol dizelinin depolandığı her yerde depolanabilir. Pompalar, depolar ve taşıma araçları dahil tüm dizel yakıtlı altyapılar herhangi bir değişikliğe gerek kalmadan biyodizel kullanabilir.

3. Biyodizel Sera Etkisinin asıl nedeni olan Karbon Dioksit emisyonlarını % 100 azaltır. Biyodizel bitkilerden geldiği için ve bitkiler de karbon dioksit solunumu yaptığından biyodizel kullanılarak karbon dioksit etkisi azaltılır.

4. Biyodizel tek başına yada istediğiniz miktarda petrol dizel yakıtı ile karıştırılarak kullanılabilir. Biyodizelin % 20 dizel yakıtı ile karışımına “B20,” % 5 karışımına da “B5” adı verilir ve buna göre adlandırılır.

5. Biyodizel normal dizel yakıtından daha da yağlayıcıdır ve motorun ömrünü arttırır, ayrıca yandığında – asit yağmurlarının ana bileşeni olan- sülfür dioksiti üreten sülfürü -yağlı bir üniteyi- değiştirmek için de kullanılabilir. Fransa’da satılan tüm dizel yakıtlarda sülfürün yerine % 5 biyodizel kullanılır.

6. Biyolojik olarak parçalanabildiği ve zehirsiz olduğu için biyodizelin kullanımı güvenlidir. Uluslararası Biyodizel Kuruluna göre “temiz biyodizel, şeker kadar kolay ayrışır, tuzdan daha az zehir içerir.”

7. Biyodizeli taşımak daha güvenlidir. Biyodizelde yaklaşık 300 F derecelik yüksek alevlenme noktası veya tutuşma sıcaklığı vardır. Petrol dizelde ise bu alevlenme noktası 125 F derecedir.

8. Biyodizelle çalışan motorlar sorunsuz çalışır ve kilometrede tükettiği yakıt dizel yakıtta çalışan motorlara benzer. Araç başlatma, ateşleme, güç çıktısı, motor torku de biyodizelden fazla etkilenmez.

9. Petrol dizelli yakıtların hepsinden çıkan pis kokunun yerine biyodizelde patlamış mısır kokusuna benzer hoş bir koku vardır.

Şuan ki dizel motorumda biyodizel kullanabilir miyim?
Biyodizel motorda yada yakıt sisteminde çok az değişiklikle yada herhangi bir değişiklik yapmadan da çalışabilir. Biyodizelde yakıt deposunun iç duvarında ve daha önceki dizel yakıt kullanımından gelen borularda toplanan birikintileri serbest birakabilecek bir çözücü etkisi vardır. Bu birikintilerin serbest bırakılması sonucunda bunlar yakıt filtrelerine inebilir, bu yüzden ilk zamanlarda filtreler daha da sık kontrol edilmelidirler.

Biyodizel insan sağlığı için dizelden daha mı iyi?
Bilimsel araşırmalar biyodizel egzozunun petrol dizelli yakıtlara göre insan sağlığına daha az zararlı olduğunu teyit etmektedir. Saf biyodizel emisyonlarında potansiyel kansere neden olan bileşenler olarak adlandırılan polisilik aromatik hidrokarbonlar (PAH) ve nitrite PAH bileşenlerinin seviyesi daha azdır. Ayrıca tanecikli olarak astım ve diğer hastalıklarla ilgili emisyonlar % 47 daha azdır ve zehirli bir gaz olan karbon monoksit % 48 daha da azaltılmıştır.

 Kültür Bilgileri-Htv

Avrupa’dan enerjide tarihi proje

Dokuz Avrupa ülkesi ekolojik elektrik şebekesi projesi başlattı.
Proje kapsamında Kuzey Denizi açıklarında dev rüzgâr türbinlerinden elde edilecek
elektrik binlerce kilometrelik kablolarla kıta genelinde dağıtılacak.

 

Rüzgâr Türbinleri

Avrupa yenilenebilir enerjilerin yaygınlaştırılmasına milyarlık bir projeyle hız vermeye hazırlanıyor. Aralarında Almanya’nın da bulunduğu dokuz Avrupa ülkesinin Kuzey Denizi’nin dibinde, rüzgâr ve su gibi enerji kaynaklarından enterkonekte elektrik şebekesi kurmak için harekete geçtiklerini yazan Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung’un haberine göre, henüz taslak aşamasında olan proje on yılda tamamlanabilecek ve en az 30 milyar Euro’ya mal olacak.

 Avrupa ekolojik elektrik şebekesi projesine Almanya’nın dışında, İngiltere, Fransa, Belçika, Danimarka, Hollanda, İrlanda, Lüksemburg ve Norveç de ortak olacak. Söz konusu ülkelerin Aralık ayında İrlanda’da yapılan toplantıda işbirliğinin temelini attıkları, ilk milli koordinatörler toplantısının da 9 Şubat’ta yapılmasının öngörüldüğü bildiriliyor.

Dağıtım problemi

Kuzey Denizi’nin açıklarında inşa edilmesi planlanan ve kısmen de inşası devam eden dev rüzgâr türbinlerinden kazanılan elektriğin nakil ve dağıtımında büyük problemler çıkıyor. Almanya bu nedenle rüzgâr parklarından elde edilen elektriği nakledecek yüksek gerilim hatlarının döşenmesini ertelemek zorunda kalmıştı.

Kararlaştırılan proje sayesinde bu çıkmazın aşılacağı ve Kuzey Denizi’ndeki türbinlerden kazanılacak elektriğin bütün kıtaya dağıtılması için binlerce kilometre uzunluğunda kablo döşeneceği açıklandı. Almanya Ekonomi Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde yürütülen proje hazırlıklarının somutlaştırmak amacıyla Ocak ayında bir çalışma toplantısı yapılacak. En geç mart ayında düzenlenmesi planlanan yüksek düzeyli buluşmanın ardından sonbaharda da projeye katılan hükümetlerin niyet açıklaması imzalamaları bekleniyor.

Avrupa çevre dostu enerji ikmalinde, kıyının kilometrelerce açığındaki rüzgâr parklarına büyük umut bağlıyor. Bu alandaki planlama çalışmaları on yıl önce başlamış ancak teknik problemler ve uluslararası nakil hatlarının yeterli kapasitede olmaması nedeniyle ilerleme kaydedilememişti. Almanya’nın açık denizlerdeki ilk rüzgar enerjisi parkı bundan kısa süre önce tamamlanmıştı.

Gazete haberlerine göre dokuz Avrupa ülkesi arasındaki enerji işbirliğinde sadece rüzgâr parklarının birbirine bağlanması düşünülmüyor. Rüzgâr enerjisinden elde edilen elektrik aynı zamanda Norveç’in hidroelektrik ve Kuzey Denizi'nin dibindeki gelgit santrallarına da bağlanacak. Bu dev ekolojik enerji projesinin kaynakları arasında karadaki rüzgar türbinleriyle güneş kolektörleri de olacak. Enerji kaynaklarının çeşitliliği ve bu kaynakların çok geniş bir alana yayılması, rüzgâra bağımlılığın yol açtığı dalgalanmaların önlenmesi bakımından da önem taşıyor.

AB’nin enerjide 2020 hedefi

Avrupa Birliği 2020 yılına kadar elektrik enerjisinin yüzde yirmisini yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya kararlaştırmıştı. Kuzey Denizi’ndeki şimdiye kadar tamamlanan rüzgâr türbinlerinin ürettiği elektrik 50 bin hanenin enerji ihtiyacını karışlamaya yetiyor. Büyük enerji şirketlerinin açık denizlerde kurmakta olduğu toplam 100 gigavat gücündeki dev rüzgâr türbinleriyle Avrupa’nın elektrik ihtiyacının %10’unu karşılamak mümkün olacak. Kuzey Denizi’ndeki rüzgâr parklarının gücü 100 termik santralın elektrik üretme kapasitesine eş düşüyor.

Almanya rüzgâr enerjisinin toplam elektrik üretimindeki payını 2030 yılına kadar %25’e çıkaracak iddialı bir enerji politikası izliyor. 2020 yılına kadar sera gazı emisyonunun %40 oranında azaltılabilmesi için çevre dostu enerji kaynaklarının bir an önce devreye sokulması gerekiyor. Ancak yenilenebilir enerji potansiyelinin yaygın bir şekilde kullanılması gerekiyor. Uzmanlara göre yeryüzündeki güneş, rüzgâr, jeotermi ve su gücü tam kapasiteyle kullanıldığı takdirde, küresel elektrik tüketiminin 200 katı kadar enerji elde edilebileceğini hesaplamış. Günümüzde bu potansiyelin sadece binde birinden yararlanılabiliyor.

05/01/2010 DW

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya