| |
 |
|
Büyük
Diktatör (1940) filminden
bir sahne |
Türkiye ve İsrail ilişkileri, Tel Aviv'deki Türk
büyükelçisinin alçak bir koltuğa oturtularak
diplomatik aşağılama ile karşı karşıya bırakıldığı
olayla gerildi.
Kimbilir belki de
İsrail Dışişleri Bakanlığı'nda birileri, Charlie Chaplin'in Hitler
ve Mussolini'yle dalga geçtiği Büyük Diktatör filmini izlemişti.
Hicvin en parlak
örneklerinden birini sunan 1940 yapımı filmde, diktatör Tomanyalı
Adenoid Hinkel'i oynayan Chaplin, Bakteriyalı Diktatör Napolini'yle
görüşmesine hazırlanır.
Bu hazırlıklar
sırasında entrikacı yardımcısı Garbitsch, ''Bu görüşme, sizin
kişiliğinizle onu ezmeniz, kendisini aşağılık hissetmesine neden
olmak içindir'' der.
Bu amaçla
'uygulamalı psikoloji' kullanılacaktır.
Napolini,
Hinkel'in makamına gidebilmek için uzun bir koridorda yürütülecek
ardından da çok daha alçak bir sandalyede oturtulacak, hemen
yanıbaşında da Hinkel'in bir büstü bulunacaktır.
Jack Oakie
tarafından canlandırılan Napolini'nin arka kapıdan girip Diktatör'ün
makamına oturup komployu boşa çıkardığını söylemeye de gerek yok
aslında.
Buradan çıkarılacak ders, bu tür numaraların zaman
zaman geri teptiğidir ki İsrail Dışişleri Bakan
Yardımcısı Danniel Ayalon da bunu görmüş oldu.
Kendisi de,
başvurduğu yöntem yüzünden, gülümsemeden ve selamlamasız karşılama,
bayraksız toplantı salonu ve tabii klasik alçak koltuk nedeniyle
yarım ağızla özür dilemek zorunda kaldı.
Daha sonra da tam
özür diledi, Türkiye de kabul etti.
Terslemek zaman
zaman hassas diplomasinin bir parçası olarak kabul ediliyor, ustaca
yapıldığında kimi zaman da işe yarayabilir.
Aslında bu tür bir
tavır genellikle de derinlerde sorunların varlığına da işaret eder.
Tarihten örnekler
2007'de, Amerikan
gemilerinin Hong Kong limanına girişine izin verilmemişti. Bunun
gerekçesinin ise Çin'in Amerikalıların Dalai Lama'ya ödül vermesine
tepki olduğu düşünülüyor.
Diplomatik bir
araç gibi de kullanılabilir bu tavırlar. Çin de bu oyunu nasıl
oynayacağını biliyor.
Örneğin,
Kopenhag'daki liderlerin katıldığı hayati iklim değişikliği
müzakerelerine başbakan yerine dışişleri bakan yardımcısını
gönderdi.
Bazı ters tavırlar
çok hayati görünmeyen nedenlere dayanabiliyor.
2006 yılında
Surinam cumhurbaşkanı, kabinesindeki kadın bir bakanın Amsterdam'da
havaalanında üzerinin aranmasına misilleme olarak ülkeyi ziyaret
eden Hollandalı bir bakanı kabul etmedi.
Bazıları ise daha
asabi. Geçen yıl Zimbabve Cumhurbaşkanı Mugabe, Amerikalı
Büyükelçi'yle görüşmeyi reddetti, aynı büyükelçi Zimbabve'de devlete
ait medya tarafından ''evcil zenci'' olarak niteleniyordu.
Ama belki de öyle
olmadıkları halde tersleme gibi görülebilen eylemler de var. İkinci
Dünya Savaşı'nın sona erdiren zafer günü kutlamalarına Fransızlar
İngiltere Kraliçesi'ni davet etmemişlerdi. Muhtemelen basit bir
ihmaldi bu, ama İngiltere basını öyle olmadığını düşündü.
Bazı olaylar ise,
çok daha ciddi sonuçlara neden oldu...
Örneğin Prusya ile
Fransa arasında yaşananlar 1870'te savaşa yol açmıştı.
Fransa, bir Alman
prensin boş olan İspanya veliahtlığına getirilmesine itiraz
ediyordu.
Fransa Büyükelçisi
Kont Vincent Benedetti, Ems'e gitmekte olan Prusya Kralı Wilhelm'in
yolunu kesti ve Kral'dan Prusya'nın İspanya Veliahtlığı'na
getirilmeyeceğine dair güvence almaya çalıştı.
Kral ise bunu
kabul etmedi, üstüne üstlük yardımcısını olayı Başbakan Bismarck'a
basına da sızdırılması önerisiyle gönderdi.
Bismarck daha da
ileri giderek olayın bir diplomatik krize dönüşmesine izin verdi.
Hikayeye Kralın
Fransa Büyükelçisi'yle bir daha görüşmeyeceği unsurunu da ekleyerek
basını bilgilendirdi.
Kamuoyu önünde
terslenmeye bozulan 3. Napolyon, akıllıca bir adım olmadığı sonradan
anlaşılan bir şekilde savaş ilan etti, savaşı kaybetti ve son
günlerini İngiltere'de sürgünde geçirdi.
14/11/2010-Paul
Reynolds-BBC Diplomasi Muhabiri |
|
İspanya denince akıllarda canlanan ilk tabloda,
tıklım tıklım dolu bir arenanın ortasında elindeki
kırmızı pelerini ve kılıcıyla azgın bir boğa ile
mücadele eden bir matadorun yer aldığını iddia
etmek, sanırım yanlış olmayacaktır.
İlk kez bu ülkeye geldiğimde ben de
kendimi, boğa güreşiyle yatıp kalkan bir İspanyol toplumu görmeye
hazırlamıştım.
Bu beklentim, Cadiz şehrindeki dev boğa
güreşi arenasının kapısına alelacele yazılmış, öfkeli duvar yazısını
gördüğümde ilk kez sarsılmıştı: "Boğa güreşi cinayettir!"
Daha sonra, Barselona'nın en turistik
meydanlarından Plaza Jaume'deki ihtişamlı valilik binasının önünde
imza toplayan küçük bir gruba rastladığımda kafam iyiden iyiye
karışmıştı.
Vücutlarının farklı noktalarına oklar
saplamış, üzerilerine kan görünümlü kırmızı boyalar dökmüş ve
başlarına sembolik boynuzlar takmış bu ilginç grup, Katalunya'da
boğa güreşi düzenlenmesine son verilmesi için imza topluyordu.
İçlerinden birinin kırık dökük İngilizcesiyle bana söyledikleri hala
aklımda: "Bu vahşeti durdurmalıyız, yeter!"
İşte Plaza Jaume'de imza toplayan o
grup, yani Katalanca 'Yeter' anlamına gelen 'Prou' örgütü,
bugünlerde hedefine hiç olmadığı kadar yakın.
2009'un son günlerinde Katalan
Parlamentosu’nda yapılan oylamada, Katalunya sınırları içinde boğa
güreşlerinin yasaklanmasını öngören bir yasa için çalışmalara devam
etme kararı çıktı.
Oylamanın ardından, 180 bin imzalı
dilekçeyi parlamentoya sunarak yasaklamayı gündeme getiren Prou
örgütü, oylamanın 67'ye karşı 59 gibi küçük bir farkla
sonuçlanmasına rağmen, boğaların çektikleri eziyete son verme
yönünde çok önemli bir adım olduğunu açıkladı.
Tartışmalı bir gelenek
Aslına bakılırsa, boğa güreşi İspanyol
kültürünün tarihi bir unsuru olduğu kadar, sonu gelmeyen
tartışmaların da odağında olmuş bir gelenek. Roma İmparatorluğu'ndan
bu yana İberya yarım adasında süregelmiş boğa güreşi, 18'inci
yüzyılda bugünkü formunu kazanmış.
Başta İspanya olmak üzere, Portekiz ve
Güney Amerika'daki İspanyol kolonilerine yayılan boğa güreşi,
sevenleri tarafından bir sanat olarak görülmüş ve halen de
görülmekte.
Mesela, Ernest Hemingway için boğa
güreşi sanatçının ölme riskini taşıdığı ve performansının
cesaretiyle ölçüldüğü tek sanat. Milliyetçi bir İspanyol için ise,
boğa güreşi İspanyol olmanın alâmetifarikalarından biri.
Boğa güreşlerine karşı olanların çıkış
noktaları ise oldukça çeşitli. Katalan Parlamentosu’nu da harekete
geçiren en yaygın eleştiri, boğanın maruz kaldığı şiddetin, acı
çektirilerek yavaş yavaş öldürülmesinin, hayvan haklarıyla
dolayısıyla da insanlıkla bağdaşmayacağı yönünde.
Güreş karşıtlığını besleyen bir diğer
sebep ise boğa güreşlerinin Franco rejimi döneminde kazandığı anlam,
boğa güreşinin bu dönemde İspanya'nın milli sporu olarak dayatılmış
olması.
Boğa güreşinin İspanyol zenginlerinin
eğlencesi olduğu gerçeği ise, geleneğin halk nezdinde fazla
yaygınlaşmamasına yol açmış.
Zira geçen yaz, Madrid'deki güreşlerin
bilet fiyatları karaborsada 3000 Euro'ya alıcı bulmuştu. Son olarak,
boğa güreşinin içerdiği kan ve şiddet öğelerinin çocukların
psikolojik gelişiminde hasara yol açacağı görüşü, güreşlere mesafeli
duranların bir diğer dayanağı.
Boğa güreşinin karanlık geleceği
İşte tüm bu eleştiriler, 'corrida' yani
boğa güreşinin son yıllarda maruz kaldıkları itibar kaybının ardında
yatan etkenler.
2007 yılının ağustos ayında İspanyol
kamu yayıncısı RTVE'nin televizyondan canlı boğa güreşi yayınlarına
son vermesinin ardından, bu kez de Katalan Parlamentosu’nun aldığı
karar, boğa güreşinin karanlık geleceği hakkında ipuçları vermekte.
Bu gidişatı kamuoyu yoklamaları da destekliyor: İspanyolların
yaklaşık yüzde yetmişi boğa güreşiyle hiç ilgilenmediğini ifade
ediyorlar.
Başta hayvan hakları aktivistleri olmak
üzere İspanyolların çoğunluğu olan bitenden memnun.
Şikayetçi olanlar ise boğa güreşi
sektöründen ekmek yiyenler ile güreş karşıtlarını ve özellikle
Katalanları İspanyolluğa zarar vermekle suçlayan "koyu" İspanyollar.
Boğa güreşinin akıbetine dair bu
gelişmeler, kafalarımızdaki belki de hiç bir zaman gerçeği
yansıtmamış İspanya tablosunu değiştirmeye ihtiyacımız olduğunu
ortaya koyuyor.
Boğayı öldürmeye çalışan matador
imajından boşalacak yeri doldurmak için benim önerim, atı
Rozinante'yle sohbet eden Don Quixote, yani Don Kişot olacak.
11/01/2010-Altuğ Akın-Barselona,
İspanya |
|
Petrolün Tarihçesi:
Petrol
çok koyu renkli, özgün kokulu bir doğal
mineral olan petrol katı halde çok uzun süredir
bilinmekle birlikte, ilk olarak ancak 19. yüz yılın
ortalarında ABD’de, Edwin Drake’in Kızılderililerin
romatizma ve damla hastalığına karşı ilaç olarak
sattıkları ‘taş yağı’nı yerin derinliklerinde
aramayı düşünmesiyle ve ilk petrol kuyusunu açarak
Kaliforniya’daki ‘altına hücum’a benzeyen en büyük
serüvenlerden birini başlatmasıyla, sıvı halde ele
edilmeye başlandı. 1870’de John Rockefeller, ilk
petrol şirketi Standart Oil’i kurdu. 19. yüz yılın
sonunda, petrolün sanayi yöntemleriyle çıkarılması,
Avrupa ülkelerinde ve Rusya’ da da yaygınlaştı.
Ortadoğu’daysa petrol, ilk olarak Birinci Dünya
Savaşı öncesinde bulundu ve İran’da çıkarılmaya
başlandı; onu Irak ve Kuveyt izledi
OLUŞUMU
Petrol, deniz
hayvanları, bitkiler ve plankton tipi organizma
çökeltilerinin, deniz dibinde, kum içinde yavaş
yavaş mayalanmasından doğmuş, kahverengiye çalan
kara renkli, yağımsı bir maddedir. Birkaç milyon yıl
sonra,yer bilim tabakalarının kayması sonucunda bu
hammadde, yerini karmaşık bir karbonhidrojen
karışımına bırakmıştır. Bu karışım, sıvı haldeyken
petrolü, gaz haldeyken doğal gazı oluşturmaktadır.
Milyonlarca yıl
boyunca yer kabuğunun geçirdiği sarsıntılar,
petrolün, doğduğu deniz kayaçlarından dışarı
çıkmasına yol açmış, böylece komşu kayaçlara
sızdıktan sonra açık havaya ulaşan petrol
sızıntıları, bitüm örtüleri oluşturmuştur. Ama
genellikle, geçirimsiz sert kayaçlarla karşılaşarak,
alttaki tabakalara sızıp kararlı bir hal almış ve
yoğunluk sırasına göre yayılmış, böylece, sünger
gibi gözenekli kayaçlar içine yerleşerek, ‘petrol
yatakları’nın doğmasına yol açmıştır.
ARANMASI VE
ÇIKARILMASI
Bir yatağın
yerini belirlemek için, havadan çeşitli
fotoğraflarla bölgenin oluşumu incelenip, yüzeyden
yada derinden alınan kayaç örnekleri, X ışınlarıyla
kimyasal çözümlemeden geçirilir. Kayaç tabakalarının
konum ve doğasını belirlemek için sismik yöntemlere
baş vurulur; dinamit patlatılarak küçük çaplı yer
sarsıntıları yaratılır ve sismograf üzerindeki
kayıtlar incelenir. Ayrıca, magnetometre, gravimetre,
Geiger sayacı gibi araçlardan yararlanılır. Yatağın
yeri belirlendikten sonra, yer kabuğunu delecek
güçte kuyu açma gereçleriyle çalışmalara başlanılır
ve büyük bir kule kurulur.
40-50 metre yüksekliğinde olan petrol kulesi, 100
tonu aşan ağırlıkta donanım taşır. Bir matkap, 9
metre boyunda içi oyuk çelik çubuk dizisinin ucuna
bağlanır. Bu çubuklar, derine inildikçe birbirlerine
vidalanır.yüzeyde dakikada 50-250 turluk hızla
döndürülen bir dönel tabla, matkabın çalışmasını
sağlar.
Kuyu açma sırasında çubukların içinden özel bir
çamur yollanır; delme noktasına ulaşan çamur, o yeri
yağlar; araçları soğutur ve matkap ağzında toplanan
döküntülerin boşalmasını sağlar. Ayrıca, ağırlıyla
petrolün yada gazın fışkırmasını engeller.
Petrol derinliğine ulaşıldığında, kuyu ağzına sağlam
bir kapak yerleştirilir. Bu kapağın, yatak basıncına
dayanacak ve gaz yada petrolün ölçülü bir basınçla
akışını sağlayacak nitelikte olması zorunludur.
İran’da açılan ilk kuyudan (1980) petrol 350 metre
yüksekliğe kadar fışkırmıştır; günümüzde böyle bir
fışkırma kaza sayılır ve bir vanalar düzeniyle kuyu
kapatı- larak, aşırı petrol akışı önlenilir.
İnsanoğlu, beş kıtada da petrol bulduktan sonra,
‘kara altın’ bakımından zengin yeni bir alan olan
deniz dibi yataklarına da el atmış, sözgelimi Kuzey
denizinde, pek çok kuyu açılmıştır. Kuleler, kuyu
açma platformunu oluşturan dev dubalarla yada kazık
ayaklarla su üstünde tutulmaktadır.
200 metreyi aşan derinliklerde, yalnızca kuyu açma
gemileri çalışabilir. Gemi, gövdesine yerleştirilen
ses ötesi vericiler sistemiyle, demir atmadan su
üstünde durabilir.
TAŞINMASI VE
İŞLENMESİ
Petrol çıkarılır
çıkarılmaz boru hatlarıyla ya da tankerlerle
rafinerilere ulaştırılır.
Petrol yataklarından çıkan ham petrol, rafinerilerde
elde edilen ürünlerden ( akaryakıt, yağ ) çok
değişiktir. Ham petrol, yataktan yatağa ayrılık
gösteren bir çok hidrojen karbürün karışımıdır. Çok
büyük moleküllerden oluşan ‘ağır’ hidrojen
karbürler, bitüm ya da parafin gibi aşağı yukarı
katı olan maddeler verirler. Daha küçük
moleküllerden oluşanlar ise, gazları sağlarlar.
Dolayısıyla, ham petrolün, katkı maddelerinden
arındırıldıktan sonra, çeşitli hidrojen karbürlere
ayrıştırılması gerekir. Bu nedenle, 40-60 metre
yükseklikteki kuleler- de kısmi ( ayrımsal )
damıtmadan geçirilir. Petrolün bileşenleri, kaynama
noktasına getirilip ayrıştırılır.
Kulelerin çeşitli katlarında gazlar ( propan ya da
bütan ), renksiz benzin, hafifçe sarı renkte kerosen
ya da gaz yağı ( uçaklarda kullanılır. ), daha koyu
sarı mazot ( dizel yakıtı ) toplanır. Kulenin
altında ise, ham petrolden daha kalın bir çökelek
kalır.
Yakın döneme kadar fuel oil ve ağır mazotun ticari
alanda değerlendirile- mediği günlerde benzinden
daha bol miktarda ağır ürünler elde eden
rafinerilerde, ağır moleküller kraking denilen bir
işlemden geçirilmiştir.
Bu işlem, sıcaklık ( 500 derece dolayında ) ve
basıncın ( 50 kg / santimetre küp ) birlikte
etkisiyle, ağır molekülleri kimyasal olarak
parçalayıp, daha hafif moleküller ( gaz, benzin )
elde etmek için uygulanılır. Bir başka işlem olan
reforming ile de benzin gibi hafif maddeler,
sözgelimi gazlar elde edilir.
Damıtmadan sonra ortaya çıkan petrol ürünleri,
katışıklardan ( kükürt, azot ) arındırılmıştır.
Bundan sonra benzin, sodyum hidroksit ya da sülfürik
asit banyosunda yıkanır. Gazlar temizlenir ve yağlar
filitreler yardımıyla süzülür. Böylece, çağdaş dünya
ve sanayi için vazgeçilmez olan arındırılmış ürün
elde edilir.
ELDE EDİLEN
ÜRÜNLERİN KULLANIM ALANLARI
Petrolün bütün
türevleri günümüzde büyük önem taşımaktadırlar ve
her ürünün ya da yan ürünün bir kullanım alanı
vardır. Benzin, patlamalı motorlarda yakıt olarak
kullanılır. Isıl gücü fazla olan kerozen ( metre
küpte 10,5 termiden çok ) tepkimeli uçak yakıtıdır.
Gazyağı yanmalı motorlarda kullanılır. ( ağır yağlı
diesel motorları ) ilk damıtma kalıntısı bir sıvı
olan mazot, önemli bir yakıttır; çoğu durumda
taşkömürü- nün yerini almıştır. Yağlardan mekanik
yağlamada yararlanılır. Ham petrol, kimi kez,
tedavide kullanılır ( uyuza karşı ovma işleminde,
safra taşına karşı iç kullanımda ). Parafinden kağıt
üretiminde yararlanılır. Vazelin, pomatların
bileşimine girer. Vazelin yağının büyük bir çözücü
gücü vardır; kabızlığa karşı yararlı olduğu kadar,
zehirsiz bir mikrop kırıcıdır da. Katran tortusunun
yüksek sıcaklıkta yükseltgenmesiyle elde edilen
bitüm ya da asfalt, su geçirmez yol kaplamaları
hazırlamaya yarar. Petrol, kimya sanayisinin bir
dalı olan petrokimya için de önemli bir hammadde
kaynağıdır. Ayrıca günümüzde petrolden, yapay lif,
gübre, kozmetik ürünleri, filmler, plakalar, besin
maddeleri, vb 80.000 ürün elde edilir. Hidrojen
karbür ( hidrokarbon ) ürünlerinin beslenmedeki
önemi de gün geçtikçe artmaktdır.
Kültür Bilgileri-Htv |
|
Dr. Rudolf Diesel mineral yağ ve
bitkisel yağ gibi farklı yakıtlarla çalışabilecek dizel motoru icat
etmiştir. Dr. Diesel’in ilk deneyleri ciddi hatalarla sonuçlandı.
Fakat 1900 yılında Paris’teki Dünya Sergisinde icat ettiği motoru
gösterdiği zaman bu motor % 100 yerfıstığı yağıyla çalışıyordu.
Dr. Diesel 1911 yılında
dizel motorların bitkisel yağlarla beslenebileceğini belirtmiş, bunu
kullanan ülkelerde tarımın gelişmesine önemli katkılarda
bulunabileceğini söylemiştir. 1912 yılında ise Diesel şöyle
demektedir; “Motor yakıtlarında bitkisel yağların kullanımı bugün
önemsiz gibi görünebilir. Fakat bu yağlar zamanla petrol kadar ve
günümüzün katranı kadar önemli olacaktır.”
Dr. Diesel’in 1913’te
ölümünden bu yana, icat ettiği motor “dizel” olarak bildiğimiz ve
kirliliğe neden olan petrol yakıtında da çalısacak şekilde modifiye
edilmiştir. Ancak tarım ile ilgili fikirleri ve yaptığı icat toplum
için temiz, yenilenebilir, yerel bölgelerde de yetiştirilebilinen
bir yakıtın temelini atmıştır.
Biyodizel Nedir?
Biyodizel bitkisel yağdan yapılan ve modifiye edilmemiş tüm dizel
motorlarda çalışabilen bir yakıttır. Biyodizel soya, ay çiçegi,
kolza, hindistan cevizi ve kenevir gibi doğrudan tohumun ezilmesi
(saf yağlar) de dahil tüm bitkilerden yapılabilir. Biyodizel ayrıca
fast-food restoranlardaki kullanılımış yağlardan da yapılabilir.
Hatta donmuş yağ ve balık yağı gibi hayvansal yağlar da biyodizel
yakıt yapımında kullanılabilir. Biyodizel “Geleceğe Dönüş”
filmindeki gibi bir şey gözükse de bu, dizel motorların icadından bu
yana 100 yıldan fazla bir zamandır kullanımda.
Biyodizel modifiye
edilmemiş tüm dizel motorlarda çalışır. Diğer alternatif yakıtlarda
çalısanlar için motoru dönüştürmeye gerek yoktur. Dizel motor
biyodizelle çalışabilir, çünkü havanın önce sıkıştırıldığı, sonra da
yakıtın ultra-sıcak, ultra-basınçlı yanma bölümüne püskürtüldüğü
sıkıştırma ile başlatma ilkelerine göre çalışır. Yakıt/hava
karışımını ateşlemek için bir kıvılcım kullanan benzinli motorların
tersine dizel motorlarda sıcak havayı ateşlemek çin yakıt
kullanılır. Bu basit işlem sayesinde de dizel motorlar kalın
yakıtlarda çalışabilir.
Biyodizel kimyasal olarak
dizel yakıtlara benzediği için herhangi bir dizel aracın yakıt
deposuna doğrudan biyodizel katabilirsiniz. Bir taşıt yakıtı olarak
biyodizel kullanmanın birçok avantajları vardır. Biyodizelde daha az
emisyon bulunur, dışa bağımlı olmadan kendi ülke kaynakları ile
üretilebilir , motorun performansını etkilemez ve bitkilerden elde
edilir. Bitkiler güneş enerjisi ile büyüdüğü için biyodizel güneş
enerjili sıvı yakıtlar olarak tanımlanabilir.
Biyodizel gliserinin yağ
veya bitkisel yağdan ayrıldığıi transesterleşme adı verilen bir
kimyasal süreçle elde edilir. Bu işlem sonucunda geriye iki ürün
kalır– metil esterler (biyodizelin kimyasal adı) ve gliserin
(genellikle sabun ve diğer ürünlerde kullanılmak üzere satılan
değerli bir yan ürün).
Biyodizelin
Faydaları
1. Biyodizel tüm geleneksel, modifiye edilmemiş
dizel motorlarda çalışır. Biyodizeli kullanmak için herhangi bir
motor modifikasyonuna ve “motoru dönüştürmeye” gerek yoktur. Baska
bir deyişle “biyodizeli yakıt tankına dökmeniz yeterlidir”.
2.
Biyodizel petrol dizelinin depolandığı her yerde depolanabilir.
Pompalar, depolar ve taşıma araçları dahil tüm dizel yakıtlı
altyapılar herhangi bir değişikliğe gerek kalmadan biyodizel
kullanabilir.
3.
Biyodizel Sera Etkisinin asıl nedeni olan Karbon Dioksit
emisyonlarını % 100 azaltır. Biyodizel bitkilerden geldiği için ve
bitkiler de karbon dioksit solunumu yaptığından biyodizel
kullanılarak karbon dioksit etkisi azaltılır.
4.
Biyodizel tek başına yada istediğiniz miktarda petrol dizel yakıtı
ile karıştırılarak kullanılabilir. Biyodizelin % 20 dizel yakıtı ile
karışımına “B20,” % 5 karışımına da “B5” adı verilir ve buna göre
adlandırılır.
5.
Biyodizel normal dizel yakıtından daha da yağlayıcıdır ve motorun
ömrünü arttırır, ayrıca yandığında – asit yağmurlarının ana bileşeni
olan- sülfür dioksiti üreten sülfürü -yağlı bir üniteyi- değiştirmek
için de kullanılabilir. Fransa’da satılan tüm dizel yakıtlarda
sülfürün yerine % 5 biyodizel kullanılır.
6.
Biyolojik olarak parçalanabildiği ve zehirsiz olduğu için
biyodizelin kullanımı güvenlidir. Uluslararası Biyodizel Kuruluna
göre “temiz biyodizel, şeker kadar kolay ayrışır, tuzdan daha az
zehir içerir.”
7.
Biyodizeli taşımak daha güvenlidir. Biyodizelde yaklaşık 300 F
derecelik yüksek alevlenme noktası veya tutuşma sıcaklığı vardır.
Petrol dizelde ise bu alevlenme noktası 125 F derecedir.
8.
Biyodizelle çalışan motorlar sorunsuz çalışır ve kilometrede
tükettiği yakıt dizel yakıtta çalışan motorlara benzer. Araç
başlatma, ateşleme, güç çıktısı, motor torku de biyodizelden fazla
etkilenmez.
9.
Petrol dizelli yakıtların hepsinden çıkan pis kokunun yerine
biyodizelde patlamış mısır kokusuna benzer hoş bir koku vardır.
Şuan ki dizel
motorumda biyodizel kullanabilir miyim?
Biyodizel motorda yada yakıt sisteminde çok az değişiklikle yada
herhangi bir değişiklik yapmadan da çalışabilir. Biyodizelde yakıt
deposunun iç duvarında ve daha önceki dizel yakıt kullanımından
gelen borularda toplanan birikintileri serbest birakabilecek bir
çözücü etkisi vardır. Bu birikintilerin serbest bırakılması
sonucunda bunlar yakıt filtrelerine inebilir, bu yüzden ilk
zamanlarda filtreler daha da sık kontrol edilmelidirler.
Biyodizel insan
sağlığı için dizelden daha mı iyi?
Bilimsel araşırmalar
biyodizel egzozunun petrol dizelli yakıtlara göre insan sağlığına
daha az zararlı olduğunu teyit etmektedir. Saf biyodizel
emisyonlarında potansiyel kansere neden olan bileşenler olarak
adlandırılan polisilik aromatik hidrokarbonlar (PAH) ve nitrite PAH
bileşenlerinin seviyesi daha azdır. Ayrıca tanecikli olarak astım ve
diğer hastalıklarla ilgili emisyonlar % 47 daha azdır ve zehirli bir
gaz olan karbon monoksit % 48 daha da azaltılmıştır.
Kültür Bilgileri-Htv |
|
Dokuz Avrupa ülkesi ekolojik elektrik
şebekesi projesi başlattı.
Proje kapsamında Kuzey Denizi açıklarında dev rüzgâr türbinlerinden
elde edilecek
elektrik binlerce kilometrelik kablolarla kıta genelinde
dağıtılacak.
Avrupa yenilenebilir enerjilerin
yaygınlaştırılmasına milyarlık bir projeyle hız vermeye
hazırlanıyor. Aralarında Almanya’nın da bulunduğu dokuz Avrupa
ülkesinin Kuzey Denizi’nin dibinde, rüzgâr ve su gibi enerji
kaynaklarından enterkonekte elektrik şebekesi kurmak için harekete
geçtiklerini yazan Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung’un haberine
göre, henüz taslak aşamasında olan proje on yılda tamamlanabilecek
ve en az 30 milyar Euro’ya mal olacak.
Avrupa ekolojik elektrik şebekesi
projesine Almanya’nın dışında, İngiltere, Fransa, Belçika,
Danimarka, Hollanda, İrlanda, Lüksemburg ve Norveç de ortak olacak.
Söz konusu ülkelerin Aralık ayında İrlanda’da yapılan toplantıda
işbirliğinin temelini attıkları, ilk milli koordinatörler
toplantısının da 9 Şubat’ta yapılmasının öngörüldüğü bildiriliyor.
Dağıtım problemi
Kuzey Denizi’nin açıklarında inşa
edilmesi planlanan ve kısmen de inşası devam eden dev rüzgâr
türbinlerinden kazanılan elektriğin nakil ve dağıtımında büyük
problemler çıkıyor. Almanya bu nedenle rüzgâr parklarından elde
edilen elektriği nakledecek yüksek gerilim hatlarının döşenmesini
ertelemek zorunda kalmıştı.
Kararlaştırılan proje sayesinde bu
çıkmazın aşılacağı ve Kuzey Denizi’ndeki türbinlerden kazanılacak
elektriğin bütün kıtaya dağıtılması için binlerce kilometre
uzunluğunda kablo döşeneceği açıklandı. Almanya Ekonomi
Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde yürütülen proje hazırlıklarının
somutlaştırmak amacıyla Ocak ayında bir çalışma toplantısı
yapılacak. En geç mart ayında düzenlenmesi planlanan yüksek düzeyli
buluşmanın ardından sonbaharda da projeye katılan hükümetlerin niyet
açıklaması imzalamaları bekleniyor.
Avrupa çevre dostu enerji ikmalinde,
kıyının kilometrelerce açığındaki rüzgâr parklarına büyük umut
bağlıyor. Bu alandaki planlama çalışmaları on yıl önce başlamış
ancak teknik problemler ve uluslararası nakil hatlarının yeterli
kapasitede olmaması nedeniyle ilerleme kaydedilememişti. Almanya’nın
açık denizlerdeki ilk rüzgar enerjisi parkı bundan kısa süre önce
tamamlanmıştı.
Gazete haberlerine göre dokuz Avrupa
ülkesi arasındaki enerji işbirliğinde sadece rüzgâr parklarının
birbirine bağlanması düşünülmüyor. Rüzgâr enerjisinden elde edilen
elektrik aynı zamanda Norveç’in hidroelektrik ve Kuzey Denizi'nin
dibindeki gelgit santrallarına da bağlanacak. Bu dev ekolojik enerji
projesinin kaynakları arasında karadaki rüzgar türbinleriyle güneş
kolektörleri de olacak. Enerji kaynaklarının çeşitliliği ve bu
kaynakların çok geniş bir alana yayılması, rüzgâra bağımlılığın yol
açtığı dalgalanmaların önlenmesi bakımından da önem taşıyor.
AB’nin enerjide 2020 hedefi
Avrupa Birliği 2020 yılına kadar
elektrik enerjisinin yüzde yirmisini yenilenebilir kaynaklardan
karşılamaya kararlaştırmıştı. Kuzey Denizi’ndeki şimdiye kadar
tamamlanan rüzgâr türbinlerinin ürettiği elektrik 50 bin hanenin
enerji ihtiyacını karışlamaya yetiyor. Büyük enerji şirketlerinin
açık denizlerde kurmakta olduğu toplam 100 gigavat gücündeki dev
rüzgâr türbinleriyle Avrupa’nın elektrik ihtiyacının %10’unu
karşılamak mümkün olacak. Kuzey Denizi’ndeki rüzgâr parklarının gücü
100 termik santralın elektrik üretme kapasitesine eş düşüyor.
Almanya rüzgâr enerjisinin toplam
elektrik üretimindeki payını 2030 yılına kadar %25’e çıkaracak
iddialı bir enerji politikası izliyor. 2020 yılına kadar sera gazı
emisyonunun %40 oranında azaltılabilmesi için çevre dostu enerji
kaynaklarının bir an önce devreye sokulması gerekiyor. Ancak
yenilenebilir enerji potansiyelinin yaygın bir şekilde kullanılması
gerekiyor. Uzmanlara göre yeryüzündeki güneş, rüzgâr, jeotermi ve su
gücü tam kapasiteyle kullanıldığı takdirde, küresel elektrik
tüketiminin 200 katı kadar enerji elde edilebileceğini hesaplamış.
Günümüzde bu potansiyelin sadece binde birinden yararlanılabiliyor.
05/01/2010 DW |