©2006

 

Son Güncelleme:22/08/11

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya

Genel Kültür, araştırma haber ve analizleri-7

Ülkeler

Farklı Yaratıklar

Silahlanma

Doğal Yaşam

Uyuşturucu

Nükleer Güçler

Hızlı trenin en hızlısı Çin'de

 

Dünyanın en uzun hızlı tren hattı Çin'de

Dünyanın en uzun hızlı tren hattı Çin'de. Çin şirketleri artık bütün dünyada 'hızlı tren' rekabeti yapabiliyor.

Dünya'nın en hızlı gelişen ekonomisi tüm teknik çözümleri kıyaslayıp kendi teknolojisini de kendi üretiyor.

Çin yönetiminin ekonomik krizi önlemek için hazırladığı konjonktür paketindeki paranın büyük bölümlü, başta tren yolları olmak üzere büyük inşaat projelerine aktı. Çin’in demiryolu şebekesine önümüzdeki on yılda 16 bin kilometre uzunluğunda hızlı tren hattı eklenecek. Saatte 350 km. sürat yapabilen modern hızlı trenler artık uçakla rekabet edecek. Bu ülkede çalışan Alman işadamları, Çin’in en kısa zamanda modern hızlı trenleri kendi teknolojisiyle üretebilecek duruma geleceğini belirtiyorlar.

 21. yüzyılın hızlı tren teknolojisi Çin'de

 Çin demiryolu ve modern tren teknolojisindeki yarışta atağa kalktı. Aralık sonunda Wuhan ile Guangzu arasındaki tren yolculuğu on saatten üç saate inecek. Bin km. uzunluğundaki hatta işleyen trenler saatte ortalama 350 km. süratle yol alacak. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde aynı mesafeyi daha hızlı kat edebilen tren yok. Süper hızlı trenler Çin teknolojisi sayesinde yakın zamanda uçakla da rekabet edebilecek. Şanghay Tongyi Üniversitesi’nden ulaştırma uzmanı Sun Zang bu vizyonun gerçekdışı olmadığını söylüyor ve, 'Çin hep bunun hayalini kurdu. Hükümet ülkeye yenilikçilik altyapısı kazandırmaktan söz ediyor. Şimdiye kadar geri kalmış olan, ithal eden hep bizdik. Amacımız yabancı teknolojiyi Çin’e çekmek, ortaklıklar kurmak ve Çin markaları yaratmak. Teknoloji sınır tanımaz. Çin dünyanın en büyük demiryolu pazarıdır. Çin ile işbirliği yapması, Almanya’nın da geleceğini kurtarır',diyor.

 Siemens Çin'de tutunmaya çalışıyor

 Ama Wuhan – Guangzu hızlı tren hattının inşasında Alman şirketlerine küçük bir pay düştü. Hızlı trenlerin bazı parçalarını Siemens yaptı. Pekin – Şanghay hattında çalışacak olan 100 hızlı trenin motor aksamı ve şasi düzeneği ihalesini de bu Alman şirketi kazandı. Bu hat dört yıla kadar tamamlanmış olacak. Çin’deki hızlı trenlerin tamamen Almanya’da imal edildiği günler ise geçmişte kaldı. Siemens yönetim kurulu başkanı Peter Löscher bu ileri teknoloji branşında Çin’in çoktan rekabet başlattığını ve Siemens'in bu önemli pazarda küçümsenemeyecek bir paya sahip olduğunu, söylüyor.

 Tundrada hızlı tren hattı

 Ama Çin rakiplerini geride bırakmakta azimli. Las Vegas hızlı tren projesini Çin devlet tröstü ile Kanada şirketi Bombardier’in ortaklaşa yüklenmeleri mümkün. Çin şirketleri İngiltere’den de büyük ihale almayı umuyor. Profesör Sun Zang, Alman ve Japon rakiplerinden %20 oranında düşük bedel verdiklerini söylüyor. Profesör Zang'a göre dünyanın en geniş yüzölçümüne sahip olan Rusya da Çin hızlı trenlerine ilgi duyuyor. Bunun bir nedeni de tundra toprağında buzun on iki ay boyunca çözülmemesi. Tibet demiryolu hattını inşa ederken buzlu zemine uygun teknolojiler uygulayan Çin malı hızlı trenin avantajı, en iyi yabancı tekniklerin bir karışımı olması. Çin bütün teknik çözümleri kıyaslayıp kendi teknolojisini üretiyor.

 Teknolojik şirket sırlarını gizlemek yok

 Çin’de faaliyet gösteren Alman şirketleri bu ülkedeki şartnamelerden şikâyetçi. Öncelikle demiryolu projelerinde iş ortakları ve Çin resmi makamları bütün teknolojik sırların en ince ayrıntısına kadar açıklanmasını istiyor. Şanghay’daki Alman ticaret odasının yönetim kurulu üyesi Thomas Dorn Çin’deki ortaklık anlayışının farklı olduğunu söylüyor ve ekliyor: 'Çin usulü yaklaşım göstermek lâzım. ‘Bütün sırlarınızı bize açın’, dediklerinde bir yolunu bulup, ‘bizde üretip kendi ülkenize götürün’, formülüyle uzlaşma ararsınız. Ortak, bana yaradığı müddetçe, ortaktır. En küçük sırlarını açık etmen için sistematik zorlamla yapıldığını, söyleyemem.'

 Çin'de iş yapmanın bedeli 'teknolojik açılım'

 Vagonlar arasındaki koridorları üreten Kassel’deki Hübner şirketi, yerli bir ortak bulmadan Çin’de imalat yapamıyor. Şirketin Şanghay temsilcisi Marcus Malatitsch, bu durumda Alman teknolojisinin Çin’in eline geçmesinin önlenemeyeceği görüşünde. Malatitsch, hızlı tren branşında Çin'in sadece Batı’yı taklit etmekle kalmayıp saatte 380 km. hız yapacak yeni nesil hızlı trenlerin de Çin’de geliştirildiğini ve bu projeye yabancı teknolojiyle tedarikçi yabancı şirketlerin de katıldığını ancak Siemens gibi şirketlerle artık eskisi gibi resmen işbirliği yapılmadığını söylüyor.

16/12/2009 DW

Mısır Gazze İle Sınırına Çelik Duvar Örüyor

Map of Gaza, West Bank, Israel  
 

İsrail basınına göre Mısır, Gazze ile sınırına kaçak geçişleri önlemek amacıyla çelik duvar örüyor. Çelik duvarın yerin altına da uzanacağı belirtiliyor.

 

Haaretz gazetesinin haberine göre, duvarın uzunluğu 10 kilometreyi bulacak ve yerin 20-30 metre derinliğine kadar inecek. Bu arada sınırda inşaat işçilerinin boru döşemekte olduğu belirtildi.

Yerel yetkililer projenin amacını açıklamaktan kaçındı.

Mısır hükümeti de konuyla ilgili yorum yapmadı.

Gazze halkı yer altı tünelleri sayesinde Mısır’dan Gazze’ye gıda ve diğer malzemeler taşıyor.

10/12/2009

Roket adam denize düştü

  Yves Rossy bu kez başaramadı

İsviçreli pilot Yves Rossy'nin
motorlu kanatla Afrika'dan, Avrupa'ya
uçma girişiminde başarısız oldu.

 

Yves Rossy bu kez başaramadı

 

Yves Rossy'nin internet sitesinde yayınlanan görüntülere göre, Fas'ın kuzeyindeki Tanger bölgesinden uçakla havalanan Rossy, Atlantik üzerinde kendini motorlu kanadıyla boşluğa bıraktı. Ancak 50 yaşındaki pilot, henüz bilinmeyen teknik bir nedenle okyanusa düştü.

Yardım ekibinin helikopterle kurtardığı pilotun sağlığının iyi olduğu belirtildi.

Rossy, her şey umduğu gibi gitseydi, 38 km uçtuktan sonra İspanya'nın Atlanterra bölgesine inecekti.

Rossy'nin fiber-karbon kanadının genişliği yaklaşık 2 metre ve söz konusu kanat inişte saatte 300 km hıza çıkabiliyor.

Geçen yıl Manş'ı geçti

Yves Rossy, geçen yıl kendi yaptığı motorlu kanatlarla Manş'ı geçmişti.

Rossy, Fransa'nın Calais kentinden başladığı, 35 kilometrelik uçuşunu İngiltere'nin Dover limanı yakınında tamamlamış, uçuş 10 dakikadan daha az sürmüştü.

National Geographic Kanalı, Rossy'nin küçük uçakla 2 500 metre irtifaya çıktıktan sonra kendini kanatlarıyla boşluğa bırakmasını canlı yayımlamıştı. Rossy, sırtında kanatlarıyla Dover yakınlarına inerken paraşütünü de açmıştı.

Rossy, 2004 yılında motorlu kanatla uçan ilk insan unvanını kazanmıştı. Fransız havacı Louis Bleriot da 99 yıl önce Manş'ı uçakla geçen ilk insan olmuştu.

26/11/2009 DW

Tuzlu suyla çalışan ilk santral inşa edildi

 

 

Norveç enerji şirketi Statkraft, dünyanın
tuzlu suyla çalışan

ilk enerji santralini inşa etti.

atlı suyla deniz suyunun karıştırılmasıyla enerji üreten sistemin prototipinin deneme amaçlı inşa edildiği, ozmotik enerji santralinin birkaç yıl içinde ticari kullanım için inşa edilebileceği belirtildi.

Devlete ait Statkraft, dünya çapında tuzlu suyla saatte 1600-1700 terawatt enerji üretebileceği tahmininde bulunuyor. Bunun, Avrupa Birliği'nin yıllık enerji üretiminin yarısına eşit olduğu belirtiliyor. Tuzlu su, çevre dostu bir enerji kaynağı olarak değerlendiriliyor. Bu teknoloji ozmotik enerji olarak da tanımlanıyor.

25/11/2009 www.DenizHaber.Net

İngiltere Irak İşgalinden yeterince çıkar sağlayamamış

Sir John Chilcott  

İngiltere'nin altı yıldaki politikaları incelenecek

Meyer'den Blair'e eleştiri: Irak'ın işgaline uzanan süreçte İngiltere'nin Washington Büyükelçiliğini yapan Christopher Meyer, dönemin İngiltere başbakanı Tony Blair'ı Washington'ın işgal planlarına, çok ucuza destek vermekle suçladı.

Irak soruşturması komisyonuna ifade veren Meyer, Blair'ın işgal planlarına Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonraki dönem için düzgün bir planlama karşılığında destek vermesi gerektiğini söyledi.

Meyer Blair bu şekilde davranmış olsaydı, savaşın sonuçlarının çok farklı olabileceğini belirtti.

Meyer ayrıca Amerika Birleşik Devletleri'nin desteği karşılığında İngiltere'ye çok az şey verdiğini savundu.

İngiltere'de Irak Savaşı ve sonrasına yönelik soruşturma üç gün önce başladı.

Aylar sürecek soruşturma

Irak Savaşı'na ve bu ülkenin işgaline dahil olma, İngiltere'nin bir nesildir aldığı en tartışmalı dış politika kararı olarak görülüyor, bu kararla ilgili tartışmalar hala sürüyor.

Soruşturma komisyonu ise savaşa gitme kararının nasıl alındığının yanı sıra, İngiltere'nin işgal sırasında ve sonrasındaki altı yılda izlediği politikaları inceleyecek.

Soruşturma komisyonu ise savaşa gitme kararının nasıl alındığının yanı sıra, İngiltere'nin işgal sırasında ve sonrasındaki altı yılda izlediği politikaları inceleyecek.

Önümüzdeki birkaç ay boyunca diplomatlar, askeri yetkililer, istihbarat yetkilileri ve siyasetçiler, soruşturma komisyonu üyelerinin sorularını yanıtlayacaklar.

Bu siyasetçiler arasında, eski başbakan Tony Blair de bulunuyor.

Sir John Chilcott, soruşturma komisyonu olarak herhangi bir davaya bakmadıklarının altını çiziyor.

Ancak Sir John Chilcott soruşturmada, kimsenin de aklanmayacağını söylüyor.

Soruşturmanın aylarca süreceği sanılıyor.

O nedenle de komisyon raporunu en geç Haziran ayı başında yapılacak genel seçimler öncesi açıklamayacak.

26/11/2009

'Ay'a gitmeye NASA'nın parası yetmez'

 

NASA'nın yeni planlarının Ekim ayında ilan edilmesi bekleniyor.

ABD'de Beyaz Saray tarafından görevlendirilen bir uzmanlar heyeti, Ay'a ve Mars'a astronot gönderme planlarının gerçekçi olmadığını açıkladı.

NASA heyeti mevcut bütçeyle Ay'a seyahatin gerçekçi olmadığını söyledi.

Uzmanlar, Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumu NASA'nın bütçesinin milyarlarca dolar artırılması gerektiğini, aksi halde kurumun şu anda uzaya ticari seferler başlatmaya çalışan özel şirketlerle işbirliği yapmak zorunda kalacağını söylüyor.

Ay'a ve ötesine insanlı seferler yapma planları, bundan beş yıl önce dönemin lideri George W Bush tarafından, Amerika'yı uzay yarışında yeniden bir numara yapmak iddiasıyla açıklanmıştı.

NASA hedefleri

Bush bu açıklamaları 2003 yılındaki Columbia uzay mekiğinin infilak etmesi sonrası yapmıştı.

Bush, uzay programı konusunda moral bozukluğu yaşanan bu ortamda Apollo tipi kapsüllerle 2020'den itibaren Ay'a seyahati mümkün kılacak bir öneri gündeme getirmişti.

NASA bu alanda çalışmalarına devam edebilmek için mevcut 18 milyar dolarlık bütçesinin en az 3 milyar dolar daha artırılması gerektiğini savunuyor.

Uzmanlar heyeti, insanlı uzay uçuşlarına ilişkin planları değerlendirme çalışmaları yürütüyor.

Bu amaçla, ABD uzay ajansının geleceğinin şekillendirilmesinde ABD Başkanı Barack Obama'ya bir dizi seçenek sunuldu.

Heyetteki uzmanların çoğu Uluslararası Uzay İstasyonu projesinin 2020'ye kadar uzatılması görüşünde.

Şu anki durumda projenin, 2016 yılında tamamlanması öngörülüyor.

Heyet kapsamlı raporunu bu ay sonunda sunacak. ABD Başkanı Obama ardından NASA'dan sorumlu danışmanı Charles Bolden ve baş bilim danışmanı John Holdren ile görüşecek.

20/11/2009

Avustralya geçmişiyle yüzleşiyor

 

Daha önce ülkenin yerli halkı Aborjinlerden özür dileyen Avustralya hükümeti şimdi de İngiltere’den Avustralya'ya getirilip çoçuk işçisi olarak kullanılan göçmenlerden özür diledi.

Avustralya Başbakanı Kevin Rudd, parlamentoda yaptığı konuşmada, “iktidarda olanların, kimsesiz çocukları kötüye kullanılmasına nasıl izin verdiğini düşünüp, utanç duyduklarını” söyledi. Avustralya meclisinde, 1930 ile 1970 arasında “Çocuk Göçü Programı” çerçevesinde Avustralya'ya gönderilen çocuklardan 900 kadarının da katıldığı törende konuşan Rudd, şunları kaydetti: “Güçsüzlere, söz hakkı olmayan ve en savunmasızlara uygun bakımı sunmaktaki başarısızlığımızdan dolayı özür diliyoruz.

Australya Başbakanı Kevin Rudd.  

Australya Başbakanı Kevin Rudd

 

Ailelerinden, yurtlarından çalınan ve Avustralya'ya çocuk göçmen olarak gönderilen, masum çocuklar yerine çocuk işçiliği için kaynak olarak değerlendirilen bu çocukların acılarını tanıyoruz.”

500 bin çocuk ailelerinden koparıldı

“Unutulmuş Avustralyalılar” diye adlandırılan ve 30 ila 70’li yıllar arasında İngiltere’ye yerleşen çoğu göçmen ve fakir ailelerin çocukları dönemin İngiliz hükümetinin uyguladığı "Çocuk Göçü Programı" politikası çerçevesinde Avustralya'ya gönderildi.

Çocuk göçü programının amacı başlangıçta kötü durumda olan çocuklara başka bir ülkede iyi bir gelecek sunmaktı. Yaklaşık 500 bin çocuk neredeyse 40 yıllık bir zaman zarfında çeşitli devlet ve kilise yurtlarına yerleştirildi. Ailelerinden zorla kopartılıp Avustralya’daki yurtlara yerleştirilen çocukların büyük bir bölümüyse bu kurumlarda, kötü muameleye maruz kaldı; zorla çalıştırıldı, taciz ve tecavüze uğradı.

Çocukları başka bir ülkede yetimhane ve bakımevlerine yerleştirilen bu ailelerin büyük bir bölümü evlatlarının kaderinden habersizdi. Çocuklarının başına ne geldiğini, nerede olduklarını bilmeyen ebeveynler bir daha onlarla iletişim kuramadı. O dönem ailelerinden zorla alınıp Avustralya'ya gönderilen çocukların en küçükleri 3 yaşındaydı.

Çocuklarının akıbeti ailelerden gizlendi

Almanya’nın önemli siyasi gazetelerinden Süddeutsche Zeitung'un haberine göre, çoğu zaman oğulları ve kızları ellerinden alınan bu anne ve babalardan, çocuklarının daha varlıklı ailelere evlatlık olarak verildiği kasten gizlendi. Çocuklaraysa gerçek ailelerinin öldüğü iletiliyordu.

Hatta yardım kurumlarıyla sıkı işbirliğinde olan dönemin İngiliz makamları, çocukların aileleriyle olan bağlarını tamamen ortadan kaldırmak için elinden geleni yapıyor; Avustralya’ya birlikte gönderilen kardeşler orada birbirlerinden ayrılıyor, farklı kurumlara yerleştiriliyordu.

 

Dönemin İngiliz ve Avustralya makamları uygulanan bu çocuk göçü programından memnundu. Zira Londra yönetimi böylece kendilerine daha fazla masraf anlamına gelebilecek maddi ve sosyal imkânları kısıtlı vakaları başka bir ülkeye havale ediyor, Canberra da sorunsuz bir biçimde yeni göçmenler ithal ediyor, bu ihtiyacını buradan karşılıyordu.

 

Süddeutsche Zeitung, Avustralya’da o dönem yankılanan en popüler sloganlardan birinin “en iyi göçmen, çocuk göçmendir” sloganı olduğunu, Avustralya’da Britanya’dan ithal edilen bu göçmen çocuklara “beyaz ve kaliteli ürün” benzetmesinin yapıldığını belirtiyor.

Avustralya yönetimi geçmişinin bu karanlık sayfalarıyla yüzleşip, İngiltere’den getirilen bu çocuklar için özür dilerken, İngiliz hükümeti de benzer bir adımı atmaya hazırlanıyor. İngiltere Başbakanı Gordon Brown, ülkesinin geçmişte izlediği Çocuk Göçü Programı politikası nedeniyle önümüzdeki yıl kamuoyu önünde özür dileyeceğini açıkladı.

İngiliz parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarası'nda oluşturulan özel sağlık komisyonunun başkanı Kevin Baron, "Bu çocukları Avustralya'ya göndermek, tarihimizin tüyler ürpertici bir sayfasıdır. Onlara, 'güneşin parladığı bir yere gitmek ister misiniz?' diye soruldu ve parmak kaldıranlar bir kaç hafta içinde apar topar gemiye bindirilip gönderildiler" ifadelerini kullandı.

16/11/2009

Almanlar Berlin Duvarı'nın Yıkılışının 20. Yıldönümünü Kutluyor

 

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının üzerinden dile kolay 20 yıl geçti. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin, vatandaşlarının Batı Almanya'ya kaçmalarını önlemek için 13 Ağustos 1961 tarihinde Doğu ile Batı Berlin arasında kurdukları duvar 28 yıl ayakta kaldı. Tarihe ‘Utanç duvarı’ olarak geçen ve Batı Berlin'i bir ada gibi kuşatan duvar, 9 Kasım 1989'da Doğu Alman halkının kansız ayaklanması sonrasında yıkıldı.

3 Ekim 1990'da iki Almanya’nın birleşmesini hazırlayan bu olay bugün Berlin’de görkemli törenlerle anılıyor ve kutlanıyor.

Avrupa Birliği’ne üye tüm ülkelerin devlet ya da hükümet başkanları düzeyinde temsil edildikleri törenlere, Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la, Rusya da Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile iştirak ediyor. Türkiye ise törenlerde üst düzeyde temsil edilmiyor.

Bugün Berlin Katedrali’nde dinlerüstü bir ayinle başlayacak törenlerden sonra; öğle saatlerinde Başbakan Angela Merkel, aralarında eski Sovyetler Birliği lideri Mikail Gorbaçov ve Polonya’dan eski sendika lideri Lech Walesa’nın da bulunduğu 200 kişilik bir davetli grubuyla duvarın ilk açıldığı nokta olan Böse Köprüsü’nden geçecek.

Akşam saatlerinde ise duvara ilk balyozun vurulduğu yer olan Berlin’in simgesi Brandenburg Kapısı’nda, 2 kilometre uzunluğunda dizilen dev domino taşlardan oluşan sembolik duvarın yıkılmasını takiben, havai fişek gösterileri ve konserlerle ağırlanacak, gösterilere 1 milyon kişinin katılması bekleniyor.

Berlinl, 11 Nov 1989

Duvarın yıkılmasına yardım eden Doğu Alman askerleri

Duvarın yıkılış törenleri Almanya’da son günlerde bir ‘birleşme muhasebesi’ yapılmasına da yol açtı. En çok tartışılan konuların başında, yapılan tüm yatırımlara ve geliştirilen programlara karşın Almanya’nın doğusu ile batısı arasında derin farklılıklar sürmesi. Son 20 yılda Doğu Almanya’nın altyapısı tamamen yenilendi, kentler elden geçirildi, konutlar yeniden inşa edildi veya tadilattan geçirildi. Ancak bu bölgede bulunan endüstri neredeyse tümüyle çöktü, sonucunda ise doğu eyaletlerinde işsizliğin batıdakine göre oranı yüzde 20 ile iki kat daha fazla oldu. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nde işsizlik ve sosyal kesintiler gibi sorunları olmayan Doğulular, son yıllarda birleşmeyi daha eleştirisel görmeye başladılar. Anketlere göre, Doğu Almanların yüzde 24’ü Berlin Duvarı`nı geri istiyor. Rosa Lüksemburg Vakfı sözcüsü Murat Çakır, fiilen var olmayan duvarın, zihinlerde varlığını Doğu Almanların kendilerini toplum dışında hissetmeleriyle açıklıyor.

Bu arada duvarın yıkılışı törenleri kapsamında yarın Nobel Barış Ödülü sahibi toplam 18 siyasetçi ve kurum temsilcisi Berlin’de bir zirvede bir araya gelecekler.

08/11/2009

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya