|
Son Güncelleme:22/08/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Genel Kültür, araştırma haber ve analizleri-5 |
|||||
|
Sabırsızlıkla bekleyen Ermeni köyü: Margara |
||||
Margara köyü, dünyanın bir ucunda yatar. Margara köylüleri, Ermenistan-Türkiye sınırını hiç geçmemiş. Köylüler için dünya, köylerinin hemen güneyinden akan Aras Nehri'nin kıyısında biter. Nehrin öte tarafında Türkiye vardır. Bilinmeyen, belki düşman bir ülke; büyük ve yabancı. Ama Aras'ın iki yakasını birleştiren bir köprü vardır. Öyle dardır ki, iki araba yanyana geçemez. Köprünün korkulukları yeni boyanmış. Ermeni tarafında kırmızıya, Türk tarafında beyaza. Köprünün öte tarafını görebilirsiniz. Büyük, kırmızı bir Türk bayrağı ve Türkiye'nin silueti ile Atatürk'ün büyük bir portresini gösteren dev bir poster vardır. Köprüyü geçip bayrak ile posterin yanında durmak için kuzeye, komşu Gürcistan'a doğru gitmek, Gürcü-Türk sınırını geçmek ve sonra da Türk tarafından güneye doğru inmek gerekir. Bir taş atımı yolu katetmek için, yaklaşık 500 kilometre yol tepersiniz. Margara köylüleri, Ermenistan-Türkiye sınırını hiç geçmemiş. Hatta sınırın öte yanındaki komşularını el sallayarak selamlamaları bile, uluslararası sınır kuralları gereği yasaktır. Margaralılar artık umutluSovyet döneminde Aras kıyısındaki bu sınır, en sıkı ve iyi korunan sınırlardan biriydi. Çünkü SSCB, burada bir Nato ülkesi ile karşılaşıyordu. Sovyetler Birliği çöktükten sonra Ermeni-Türk sınırı yaklaşık iki yıllığına açıldı. Ama yine de Margara'dan gelip geçen olmadı. Fakat köylüler şimdi umutlu. Ermenistan başkentine 40, Türkiye'de Iğdır'a 20 kilometre uzaklıktaki Margara, kendini sınırın açılmasına hazırlıyor. Margaralı Nikolay "Dedemin evini görmek istiyorum," diyor, "Dedem çok yakışıklıymış, evi de büyükmüş. Bir defa görmek isterim." Ancak köylülerin çoğu tarım ürünlerini Iğdır pazarında, hatta Karadeniz kıyısında nasıl satacaklarını düşünüyor. "Gürcistan'a mal götürüp satmak zor," diyorlar, "Gürcülerle ticaret yapacağımıza, Türklerle yapmak daha iyi." Köylüler, Türk malları ile rekabetten de korkmuyor. "Eğer Türkler buraya leziz ve ucuz domateslerle gelirse, biz de salatalık yetiştirmeye başlarız ya da hayvan yetiştiririz." diyorlar. Margaralılar sıradan Ermeni köylüleri. Ekmeklerini alın terleriyle kazanıyor, kıt kanaat geçiniyorlar. Efsanevi Nuh'un tufandan sonra Ağrı Dağı'nın eteklerinde üzüm bağını diktiği yere uzak olmamalarına rağmen, ellerinde avuçlarında fazla birşey kalmıyor. Doğal olarak köyün başlıca ürünü üzüm. Ama tarlalarda şeftaliler, erikler, armutlar, domatesler, patlıcanlar ve ıspanak da var. Fakat sınırda yaşamanın cilvelerinden ve sürreel yanlarından biri de, köylülerin sınıra yakın olan tarlalarına gidebilmek için, muhafızlardan özel izin kağıtları alması gerekmesi. Eğer Türkler buraya leziz ve ucuz domateslerle gelirse, biz de salatalık yetiştirmeye başlarız ya da hayvan yetiştiririz. (Türkiye-Ermenistan sınırı yakınındaki Margara Köyü'nün sakinleri) Sınır yakınında ev fiyatları artıyorNazik, 50 yaşında, adı gibi bir kadın. Sınıra 100 metre uzaklıkta yaşıyor. Sınır nihayet açıldığında, mümkün olduğunca çok kâr etmek için planlar yapıyor. "Kapımın önünde para kazanabilirim" diyor, "Belki birisi arabasını buraya bırakmak, ya da sigara almak, soda içmek ister..." Nazik para kazanmanın bir yolu daha olduğunu biliyor. Aras Nehri üzerindeki köprüye yakın yerlerde emlak fiyatları hızla artıyormuş. "Nerdeyse her gün Erivan'dan insanlar gelip evimizi satın almak istiyorlar. Kimisi 20 bin öneriyor, kimi 50, kimi de daha fazla..." diyor. Ancak bütün bunlar şimdilik hayalden ibaret. Nazik'in kapısının önünde biraz para kazanma fırsatı bulup bulamayacağı, uzak başkentlerde yaşayan, büyük olasılıkla da Margara köylülerini ve onların birkaç kuruşluk kazançlarını umursamayan siyasetçilere kalmış. Bu arada Ermeni-Türk sınırı yalnızca leyleklere açık. Hemen her telgraf direğinin üzerinde yuvaları var. Sınırın Ermeni tarafında yani. Bazıları der ki, Türk tarafında da öyleymiş. 16/10/2009 Mark Grigoryan - BBC Rusça Bölümü |
||||
|
Asrın fizik projesinde El Kaide operasyonu |
||||
Evrenin oluşumuna dair karanlıkta kalan soruları yanıtlaması amacıyla İsviçre’de inşa edilen “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” isimli proje için görev yapan bir Fransız vatandaşı, terör örgütüne yardım iddiasıyla tutuklandı. El Kaide örgütüyle bağlantılı olduğu şüphesiyle tutuklanan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN) çalışan bilim adamının, sorgusunda, örgütün Kuzey Afrika kolundan bir kişiyle internette temas kurduğunu itiraf ettiği bildirildi. İstihbarat 1,5 yıl izlemiş Adını açıklanmasını istemeyen bir yargı yetkilisi, Cezayir kökenli 32 yaşındaki Fransız fizikçinin e-postalarında terör saldırıları planlarının tartışıldığını, ancak somut bir planın söz konusu olmadığını söyledi. İsviçre'deki dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma laboratuvarı olan CERN'de çalışan fizikçi, perşembe günü Fransa'nın doğusundaki Vienne kentinde kardeşiyle birlikte tutuklanmıştı. |
||||
Yetkili, operasyon kapsamında gözaltına alınan fizikçinin 25 yaşındaki kardeşinin serbest bırakıldığını söyledi. “Le Figaro” gazetesinde konuyla ilgili yer alan haberde, El Kaide zanlısı olarak yakalanan kişinin yaklaşık 1,5 yıldır istihbarat görevlilerince izlendiğini yazdı. Bildunterschrift: İsviçre'de Fransa sınırı yakınlarında kurulan dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma laboratuarı CERN'de evrenin oluşumuna ilişkin önemli sorulara yanıt vermesi hedefleniyor Evrenin oluşumunu aydınlatacak İsviçre'de Fransa sınırı yakınlarında kurulan dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma laboratuarı CERN'de, türlü ülkelerden 7 binden fazla bilim adamı çalışıyor. CERN'in evrenin oluşumuna ilişkin önemli sorulara yanıt vermesi hedefleniyor. Geçen Eylülde çalıştırıldıktan sonra büyük bir arıza meydana gelen "Big Bang" (Büyük Patlama) makinesini inşa eden Avrupa Nükleer Araştırmalar Kurumu (CERN) yetkilileri, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın çalıştırılmasını yıl sonuna ertelemişlerdi. Atom çarpıştırıcısındaki büyük arızanın yanlış elektrik bağlantısından kaynaklandığı tahmin ediliyor. Arıza nedeniyle 27 kilometre uzunluğundaki yer altı tünelinde bulunan makinenin çevresindeki atom altı parçacıkları hızlandırmakta kullanılan mıknatısların 53'ü onarım veya temizlik için yeryüzüne çıkarılmak zorunda kalmıştı. Merkezi İsviçre'de bulunan CERN, 12 Avrupa ülkesi tarafından Cenevre'de, 1954 yılında kuruldu. CERN'in aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 50 gözlemci üyesi var. 12/10/2009 |
||||
|
İstanbul depremiyle ilgili güzel haber |
||||
|
Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğretim görevlisi Prof. Dr. Ali Koçyiğit, İstanbul'da yaklaşık 250 yıl daha büyük deprem olmayacağını fakat Saroz Körfezi'nde 7'lik deprem beklendiğini söyledi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ)
Mühendislik Mimarlık Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü'nce düzenlenen Aktif
Tektonik Araştırma Grubu (ATAG) 13. Çalıştayı başladı. |
||||
| İstanbul 2009 Kalan Hatıra | ||||
|
|
||||
|
Mimar Sinan 5 asır önce düşünmüş ama... |
||||
Yoğun yağış nedeniyle Büyükçekmece Baraj’nın kapakları açıldı, bazı yerleri su bastı. Mimar Sinan’ın 500 yıl önce yaptığı köprü, suyun tahliyesine imkan verirken, E-5 ve D-100 köprüleri suyun geçişine engel oluyor. İSTANBUL - Büyükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Zafer Özsayın: "Baraj kapaklarını sabahtan doğal olarak açmak zorunda kaldılar, yüksek debide su geliyor. Fakat aradaki ufak göletten E-5’in kestiği bir güzergah var. Buradan denize ulaşım rahat olmadığı için bir şişme oluyor. Bu nedenle yağmur suyu kanalları doluyor ve bu kanallardan kente su gidiyor. Yıpranmış ve atıl durumdaki E-5 köprüsü ve kemerleri var. Bu, denize ulaşımı engelliyor eğer bu kaldırılsaydı sıkıntı yaşanmazdı. Birtakım setler oluşturarak minimize etmeye çalışıyoruz.
On yıllardır İstanbul'da en fazla yağışın metre kareye 64 kilogram olarak kayda geçtiğini söyleyen Erdoğan, şu an ise ''185 ile 225 kilogram arasında bir yağış rakamının söz konusu olduğunu'' dile getirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de İstanbul'un şimdiye kadarki en büyük sel felaketiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Dün şiddetlenen yağış, İstanbul'un özellikle güney batısında, Edirne yolu yönündeki Silivri, Çatalca, İkitelli, Küçükçekmece ve Bağcılar semtlerini etkiledi. 09/09/2009 |
||||
|
Stalin doğuda İran ve Türkiye'ye saldıracaktı |
||||
İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasının 70'inci yıldönümü anılırken, Azerbaycanlı bir tarihçinin iddiası ortalığı karıştırdı. Moskova Genel Tarih Enstitüsü'nden araştırmacı Dzahhangir Nadzhafov'ın Rus arşivlerini inceleyerek elde ettiği bilgilere göre, Stalin, Almanya ile imzalanan ve ikinci Dünya Savaşı’nda Avrupa'nın iki ülke arasında paylaşılmasını öngören Alman Rusya saldırmazlık anlaşması olan "Molotov-Ribbentrop" antlaşmasını "doğuda" bir model olarak kullanacaktı. Nadzhafov'a göre, Stalin doğuda İran ve Türkiye'ye saldıracak ve bölgeyi yeniden şekillendirecekti. Buna göre Türkiye'de Kars ve Ardahan'ı işgal edecek ve Ermenistan'ın sınırlarına katacaktı.
Böylece Ermenistan'ın toprakları yüzde 80,
Gürcistan'ın toprakları yüzde 8 ve Azerbaycan'ın toprakları da iki katı
artacaktı. Dzahhangir Nadzhafov iddialarına kanıt olarak da 1941'de Azerbaycan Komunist Partisi'nin lideri Mirdzafar Bagirov'un Stalin'e yazdığı bir mektubu gösterdi. Buna göre Bagirov, " İran'da Polonya'nın topraklarının Ukrayna ve Belarus'a bağlanması gibi şartlar alınması gerekmektedir" diye yazdı. Tarihçiye göre bu sözler, Rusya'nın planının çoktan hazır olduğunu gösteriyor. Rusya'nın hazırlıkları o kadar ileri safhadaydı ki, Politbüro Dışişleri Bakanlığı'na hazırlanması gereken belgeleri bile verdi. İran'ın işgalinin tarihi ise 7 Kasım 1941 olarak belirlendi. Hatta İran'da başa getirilecek Komünist liderlerin ismi bile belliydi. Tarihçi Stalin'in amacının Azeri etnik kimliğinin bulunduğu İran'ın bölgelerinin Azerbaycan'a bağlanması, ayrıca Türkiye'nin kuzeyinin ve Çin'in Yincang bölgesinin de işgaliydi. 01 Eylül 2009 |