©2006

 

Son Güncelleme:22/08/11

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya

Genel Kültür, araştırma haber ve analizleri-4

Ülkeler

Farklı Yaratıklar

Silahlanma

Doğal Yaşam

Uyuşturucu

Nükleer Güçler

Elektrikli otomobil devri

  Elektrikli otomobil

Çevre dostu elektrikle çalışan otomobiller, otomotiv endüstrisinin geleceği olarak görülüyor. İklim değişikliğine neden olan zararlı gazlar çıkarmayan araçlar benzinle çalışan otomobillere göre daha sessizler.

Doğal enerji kaynaklarının sınırlı olması, iklim değişikliği ve gürültü gibi nedenlerden dolayı, elektrikle çalışan otomobillerin kullanımı tüm dünyada teşvik ediliyor. Zira bu otomobiller çevre dostu oldukları gibi oldukça da sessizler. Alman Frauenhofer Enstitüsü’nden enerji ekonomisi uzmanı Martin Wietschel’e göre bu araçların sessiz olması büyük şehirlerde yaşayan insanlar için büyük bir avantaj. Uzman, “halk, trafik gürültüsünün sıkıntısını çekiyor.

Elektrikle çalışan otomobilleri kullananlara ya da iki zamanlı motorların yasaklandığı Çin’deki şehirlerde yaşayan insanlara sorduğunuzda hep aynı yanıtı alıyorsunuz: “Ne kadar da sessiz…" diyor.

Elektrikli otomobil  

15-20 yıl süre veriliyor

Elektrikle çalışan otomobillerin, klasik otomobillerin yerini alması ve daha yaygın bir tüketici kitlesin ulaşmasının en az 15-20 yıl sürebileceği belirtiliyor. Alman Federal Hükümeti ise hedeflerinde iddialı; Federal Hükümet 2020 yılına kadar 1 milyon elektrikle çalışan otomobilin trafiğe çıkmasını planlıyor. Oysa istatistikler bu hedefe ulaşmanın zorluğunu gözler önüne seriyor, zira bugün Almanya’da 41 milyon binek araç var, bunlardan yalnızca 1000 adedi elektrikle çalışıyor.

Alman hükümetinin 1 milyon elektrikle çalışan araç hedefine ulaşılması ancak devlet teşviki ile mümkün. Federal Hükümet de şimdiden, sanayi, akademi dünyası ve siyasetin işbirliği içinde çalışabilmesi için 2015 yılına kadar “700 milyon euro” teşvik vermeye hazır olduğunu açıkladı.

Benzin isatsyonu yerine şarj sistemleri

Ne var ki çevre dostu bu otomobillerin trafiğe çıkabilmesi için başka sorunların da çözülmesi gerekiyor. Bunlardan en önemlisi bataryalar. Mitsubishi tarafından üretilen ve Japonya'da satışa çıkan küçük elektrikli otomobiller, bataryaları tam dolu olduğunda ancak 160 km yol alabiliyor.

Elektrikli otomobil

 

Bataryaların yeniden şarj edilmesi ise 7 saat sürüyor. Dolayısıyla ödenebilir fiyatlarda, daha güçlü bataryalara ihtiyaç var. Sorunlardan biri de bu bataryaların şarj edilmesi. Almanya’nın en büyük enerji şirketlerinden RWE’den Carolin Reichert, teknolojik gelişmeler sayesinde gelecekte bu araçların 20 dakikada şarj edilmesinin mümkün olacağını söylüyor, ancak bu elektriğin evlerde kullanılan elektrikten daha yüksek voltajlı olacağını da sözlerine ekliyor. Peki, bu araçlar evde şarj edilemezse, nerede şarj edilecek? Reichert, şöyle yanıt veriyor: “enerji bakımından düşünüldüğünde, geniş alanlara yayılan şarş olanaklarının yaratılması gerekiyor. Müşteriler elektrikli otomobilleri ancak, uygun şarj olanağı olduğunda kabul edecektir.”

Elektirk şirketi RWE, bu nedenle park yeri işletmecilileri ile işbirliğine gitmeyi planlıyor. Kısa bir süre içinde Berlin'de 20 park yerine,  elektrikli otomobillerin şarj edilebileceği sistemler yerleştirilecek.

Ekoloji ile ekonomi buluşmalı

Elektrikli araçların yaygınlaşması ve şarjı dışında, fiyatlarının yüksek olması da müşterileri ürküten bir sorun. Örneğin, Mitsubishi’nin piyasaya sürdüğü elektrikli otomobilin fiyatı 34 bin euro, yani normal araçların fiyatının neredeyse iki katı. Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı’ndan Wolf-Dieter Lukas, müşterilerin yalnızca çevre dostu oldukları için bu araçlara bu kadar yüksek bir fiyat ödemeye yanaşmayacağını belirtiyor. Uzman, “ekoloji ile ekonomiyi buluşturmak zorundayız. Bu araçlar, hesaplı da olmalı" diyor.

17/09/2009

Malezya'da Güneş Enerjisi ve Bisiklet

Elektrikli motorsiklet yapıldı

Elektrikli motorsiklet

 

Malezya'da dünyanın ilk güneş enerjisi ile çalışan bisikletleri piyasaya sürülmüş.

95kg'lık bir sürücüyü 30 km boyunca pedal çevirmeden götürebilen bisikletler güneş enerjisi ile çalışan bir akü içermekte. İstenildiği taktirde pedal çevrilerek de klasik bir bisiklet gibi çalışabilen bu bisiklet modelleri eminim benzerlerine de ön ayak olacaktır.

Daha yeşil, daha ekonomik bir ulaşım aracı herhalde bulunamazdı. Bisikletlerin fiyatları ise 3800 ve 3100 Malezya Ringiti seviyesinde belirlenmiş.

www.solarvoltaic.com

Elektrikli motorsiklet

Dünyada bir ilk

Bu chopper dünyada ilk. Nedeni ise elektrikli olması. Siemens geliştirdiği elektronik parçalarla tasarımını birleştirdi.

26 beygir güç üreten elektrik motoru ve 160 kg ağırlığıyla 100 km yol alabiliyor. En yüksek hızı ise saatte 160 km. 110 volt ile 5 saatte şarjını tamamlayan motorsiklet 2 ay boyunca Amerika'da gezecek.

21/08/2009

3.33 TL'ye 98 km yol gidiyor

İşte Japonlar'ın yeni ulaşım aracı

 Hem elektrikli hem benzinli hibrid otomobili Chevy Volt,

2011'de Türkiye pazarında satışa çıkacak

 

Hem elektrikli hem benzinli hibrid otomobil

 

GM kendini iflastan kuratacak hem elektrikli hem de benzinli aracı Chevy Volt 2011 yılında Türkiye'de olacak.

Avrupa'da 40 bin Euro bedelle satılması beklenen otomobil Türkiye'de 80 bin dolar fiyata ulaşması bekleniyor.

1 litre benzinle 98 km yol kateden araç diğer benzinli arabalara göre dört kat yakıttan tasarruf sağlıyor.

Şehir içi yakıtıda çok uygun olan araç 3.8 litre benzin ile 370 km yol gidiyor.

Lityum iyon pille çalıştığında 65 km yol alabilen araç, iki motorun devreye girmesiyle aynı yakıtla 483 kilometre yol gidebiliyor.

13/08/2009

 

 

Tıpkı insan gibi ileri, geri, yana ve çapraz olmak üzere tüm yönlere hareket edebiliyor.

U3-X, japon

Japon otomobil devi Honda, tıpkı insan gibi ileri, geri, yana ve çapraz olmak üzere tüm yönlere hareket edebilen yeni bir taşıma cihazı geliştirdi. Şirketin, 'her yönde hareket sağlayan dünyanın ilk sürüş sistemi' olarak tanıtılan U3-X'in çift tekerli Amerikan ginger'ın en büyük rakibi olacağı ifade ediliyor.  

Bu yeni kişisel cihaz, sürücünün üst bedeniyle eğildiği sırada hareket, dönüş ve durma eylemlerinin gerçekleştirilmesini mümkün kılıyor. Bu gelişmeler, Honda'nın insansı robotu Asimo'nun teknolojik araştırmaları sırasında geliştirilen Honda denge kontrol teknolojisinin kullanılması ile sağlandı. Kompakt boyutlu ve tek tekerlekli sürüşe sahip cihaz, sürücünün ayak dayanaklarından zemine kolaylıkla ulaşmasını sağlıyor. Sürücüyü yayalarla aynı göz seviyesinde konumlandırarak hem kullanıcısına hem de çevredeki diğer insanlara iletişim imkanı tanıyor. Honda Motor, cihazın pratikliğini mükemmelleştirmek için gerçek şartlarda yapılan araştırma ve geliştirme çalışmalarının sürdüğünü duyurdu. 

25/09/2009

Türkiye, yenilenebilir enerji için Almanya’nın kapısını çaldı

Türk iş adamları ve mühendislerden oluşan bir grup, Türkiye'de yenilenebilir enerji alanında yatırım yapmak amacıyla, Almanya'daki alternatif yenilenebilir enerji tekniklerini ve finansman imkanlarını araştırdı.

  guneş panelleri, yenilenebilir enerji

Türk heyeti jeotermal enerji, rüzgar enerjisi, biyogaz, güneş enerjileri hakkında görüşmeler yaptı

Grubu Almanya'ya davet eden ProConTech firması, ziyaretin, Türkiye'de gittikçe artan enerji fiyatları nedeniyle, enerji alanında önemli bir teknolojik birikime sahip olan Almanya'nın tecrübe ve imkanlarından faydalanılması amacıyla gerçekleştirildiği bildirildi.

Gelsenkirchen kentinde düzenlenen güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeo termal enerji, hidroelektrik enerji, biyodizel ve atıklardan enerji kazanımı konularında teknolojik gelişmelere ve ürünlere ilişkin bilgilerin verildiği toplantılara katılan iş adamları ve mühendisler, son olarak da merkezi Köln kentinde bulunan Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası'nda (TATSO) düzenlenen bir toplantıya katıldı.

TATSO Genel Müdürü Holger Hey, kuruluşun çalışmaları hakkında bilgi verirken, dış ticaret finansman uzmanları Kirstin Hoeren ve Hermes Euler de Almanya'da ithalat-ihracat ve kredi koşullarıyla riskleri hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Toplantıda Commerzbank Dış Ticaret Müdürü Stefan Kilp ile banka görevlisi Kai Twele ve Alman Yatırım ve Kalkınma Kurumu'dan (DEG) Justus Vitinius da bu konularda Türk girişimcileri aydınlattı.

Jeotermalden güneş enerjisine

Grubun Almanya gezisiyle ilgili olarak gazetecilere açıklamalarda bulunan TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Enerji Enstitüsü Müdürü Mustafa Tırıs, ''Buraya Türk ve Alman kuruluşları arasında enerji teknolojileri, özellikle de yenilenebilir enerji teknolojileri alanında iş birliği imkanlarını araştırmak için oluşturulan bir iş gezisi çerçevesinde geldik. Türkiye'den 22 kişi katılıyor. Muadil Alman kuruluşları bize 3 gün boyunca çeşitli sunuşlarda bulundu. Bunlar jeotermal enerji, rüzgar enerjisi, biyogaz, güneş enerjileri gibi konularda oldu. Alman tarafının Türk firmalarıyla çalışmak istediklerini beyan eden çeşitli görüşmeler yapıldı. Bire bir firma görüşmeleri yapıldı. Bu firma görüşmeleri gelecek günlerde önemli neticeler verecektir'' dedi.

Türkiye'nin enerji açığına dikkati çeken Tırıs, şunları kaydetti: ''Türkiye'de büyük bir enerji açığımız var ve enerji ihtiyacımızın dörtte üçünü ithalatla karşılıyoruz. Petrol ve doğal gazın yanı sıra kömür ithal ediyoruz. Oysa ülkemizin yüksek güneş, rüzgar ve jeotermal enerjisi var. Bunlardan faydalanma oranımız şu an çok düşük. Bu rakamı arttırmak için yeni yatırım imkanlarına ihtiyaç var. Yeni yatırım kaynaklarına ihtiyaç var. Enerji ihtiyacımız yılda yüzde 7, elektrik ihtiyacımız yüzde 10 artıyor, bunlar rekor rakamlar. Ancak biz yeni yatırımları doğal gaz, petrol ya da kömür bazlı yapmak istemiyoruz. Kendi kaynaklarımızı değerlendirmek istiyoruz. İşte bu alanda ileriye gitmiş olan Almanya'dan teknoloji ve tecrübe transferi lazım.''

“Türkiye'nin alternatif enerji potansiyeli”

Dünyada rüzgarla ilgili en büyük santrallerin Almanya'da bulunduğuna işaret eden Tırıs, bu yatırımlar olursa her iki ülke için büyük faydalar oluşacağını belirtti. Bir çok Alman firmasının Türkiye'ye yatırım yapmak istediğini belirten Tırıs, ''Çünkü Türkiye'nin büyük alternatif enerji potansiyeli var. Büyük Alman firmaları 'e-on' gibi firmalar bile bize geldi. Ancak küçüklerin de gelmesi lazım'' diye konuştu.

Geziye Türkiye'den Çakmaktepe Enerji Üretim A.Ş, Alospi Industriezone, Dokuzer Elektronik A.Ş, Güriş İnşaat ve Mühendislik A.Ş, Hattat Holding, Hema Industri A.Ş, İhsan Türkeli Makina İnşaat Ltd., IMES Industriezone, Kıcıman Enerji Ltd., Lamia Tanıtım Turizm Organizasyon şirketleri ile Almanya'dan ProConTech/ADH, Sistema Group, TÜBİTAK MRC şirketlerinin temsilcileri katıldı.

07/11/2008

Radyoaktif madde katkılı mermiler

Radyoaktif madde katkılı mermiler  

Son günlerde Yugoslavya’da sansasyon yaratan ve uzun bir süre dünyayı meşgul eden radyoaktif madde katkılı mermilerle ilgili olarak bilinçli bilinçsiz çok şey yazıldı söylendi.

Bu mermiler neden yapılmakta ve kullanılmaktadır? Bazılarının dediği gibi bunların yapılmasındaki amaç insanları zehirlemek, düşmanları kanser hastası yaparak yok etmek midir? Yoksa teknik nedenler mi vardır?

 Her şeyden önce, bu tür mermiler sadece top mermileri olarak imal ediliyorlar. Fakat bunlar sıradan top mermisi olmayıp, sadece tanklara ve zırhlı araçlara karşı kullanılmaktadırlar. Bunların yapılmasındaki amaç, sıcak çatışma sırasında düşman zırhlı araçlarını ve ana muharebe tanklarını ekonomik ve hızlı biçimde yok etmektir. Bunun için bu araçların zırh korumasının saf dışı edilmesi gerekir ki, bunun dünyada iki yolu vardır.

İlki boşluklu imla hakkı yöntemi adı verilen, klasik harp başlığıdır. Bu yöntem 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana kullanılmaktadır. Bu başlıklarda, özel bir geometrik yapıya sahip, konik şekil verilmiş yüksek patlayıcı (TNT, RDX gibi) kullanılır ve harp başlığı ağırlığı 100 ile 4000 gram arasında değişir. Sevk sistemi olarak en yaygın kullanılan sistem roket sistemi olup, yerine göre tank topları da kullanılmaktadır.

Fakat bu tür başlıklar çok etkili olmalarına rağmen pahalı, karmaşık ve çoğu kez seri atışa uygun olmamaktadır. Üstelik bazı durumlarda, özellikle ana muharebe tanklarına yerleştirilen ilave zırh takviyesi ile (reaktif zırh, veya boşluklu zırh, vb) etkileri azaltılabilmektedir. Bu tür tank korumaları ne yazık ki bizim ordumuzda yoktur ve tanklarımız ilave korumaya sahip değildir.

Zırhı etkisiz hale getirmenin diğer bir yolu ise kimyasal enerji yerine kinetik enerjiyi kullanmaktır. Yani üzerinde patlayıcı taşımayan ve tabanca kurşunu gibi yüksek hızla hedefi delen mermi prensibidir. Fakat bunun için gerekli şey, tank zırhı gibi son derece sert bir malzemeyi delebilecek, ondan daha sert bir malzemedir.

İşte bunun için kinetik enerjili mermiler son derece sivri uçlu, çiviye benzer şekilde yapılır ve sertleştirmek için zayıflatılmış (*) uranyum katılır. Amaç, en sert tank çeliğinden bile daha sert bir delici malzemeye sahip olmaktır.

Esasen bu tür mermiler 20 mm gibi çok küçük çaplara bile sahip olabildikleri için, A-10 gibi tank avcısı uçaklarda, Cobra helikopterlerinde vb. de kullanılabilir. Özellikle bu gibi hava araçlarında kullanılan Gatling tipi seri atışlı toplar, hedef aracı dakikada birkaç yüz mermi ile tarayabilmektedir. Gerçekte bu çaptaki mermilerin ana muharebe tanklarının zırhını delmesi hemen hemen imkansızdır ama kinetik enerjileri sayesinde özellikle zırhın iç kısmından parça koparırlar ve bunlar şarapnel şeklinde içerideki tank personelini imha eder veya cephaneyi patlatır.

Radyoaktif madde katkılı mermiler

 

Yapılan deneyler ve testler, 20 mm.lik Gatling topuyla ateş altında tutulan bir ağır tankın çok kısa sürede kullanılmaz hale gelebildiğini göstermiştir. Bazı deneylerde oluşan yüksek ısı nedeniyle tank deposu veya cephanesi ateş almıştır.

Fakat her şeyin bir bedeli vardır. Bu ekonomik ve pratik mühimmat radyoaktif bir madde olan uranyum içerdiği için kanser tehlikesi yaratır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, alınan doz miktarıdır. Günlük hayatta kullanılan bir çok şey (şu an kullandığınız monitör dahil) radyasyon yayar. Önemli olan, kabul edilebilir dozun altında kalmaktır.

Bu mermilerin radyasyon oranı ve tehlike sınırları, radyologların ve fizik uzmanlarının konusudur. Fakat her teknik araçta geçerli olan prensip burada da geçerlidir... Bilinçli ve amaca uygun olarak kullanılmayan her şey amacının dışında etkilere de neden olur ve öldürür. Otomobilinizi kurallara uygun kullanmazsanız ölürsünüz, başkalarını da öldürürsünüz. Önemli olan teknik malzeme her ne ise bilinçli kullanmaktır.

Kısaca, bu mühimmat elle dokunanı birkaç gün içinde kanserden öldürmez ama kullanılan radyoaktif malzeme oranına göre, gereğinden uzun süre etkileşen personel için tehlike yaratacağı kesindir.

Bu süre birkaç hafta veya ay olabilir ve alınan doza, vücut direncine, çevre koşullarına da bağlıdır.

Radyoaktif mühimmat standart bir NATO mühimmatı olup tüm NATO ülkelerinde ve bizde de vardır ve kullanılmaktadır.

 

Radyoaktif madde katkılı mermiler

Son olarak, uranyumlu çeliğin sadece zırh delici mühimmatta kullanılmadığını, JS-2, T-72 hatta T-80 gibi bazı Sovyet tanklarında ilave zırh koruması olarak kullanıldığını da hatırlatalım. Özellikle 2. Dünya Savaşının son dönemlerinde Ruslar, üstün Alman Tiger tanklarının muazzam zırh delici mühimmatına karşı, JS-2 tanklarını büyük miktarda zayıflatılmış uranyum katkılı çelikle kaplama yoluna gittiler. Bunlardaki radyasyon çok fazlaydı ve kullanan tank mürettebatı birkaç ay içinde beyin kanserinden veya kan kanserinden ölüyordu ama amaç vatan savunması olduğu için bu insanlar bilerek bu araçları kullandılar. Bu mürettebata Stalin İntihar Personeli deniyordu ve çoğu ölmeden önce hastanede Stalin tarafından onurlandırılıyordu.

Ruslar uzun süre bu tanklardan yaptılar ve soğuk savaş yıllarında Sovyet İntihar Tankçıları varlıklarını korudu.

(*)  Uranyum amaca göre zayıflatılır veya zenginleştirilir. Bu deyim çoğu kez yanlış anlaşıldığı üzere radyoaktivite miktarının azaltılması demek değildir. Zayıflatma yada zenginleştirme deyimi, uranyumun patlayıcı özelliğinin azaltılması yada çoğaltılması anlamında kullanılır. Zayıflatılmış uranyum demek hiç bir koşul altında nükleer bir zincir reaksiyonuna ve nihayet patlamaya geçmeyecek uranyum demektir. Bu bilinen 238 izotopudur. Atom bombasında kullanılan Uranyum 235 izotopu olup, zincir reaksiyonuna uygun olarak zenginleştirilir ve patlamaya elverişli olanına “kritik kütle” adı verilir.

Hicaz Demiryolu

Hicaz Demiryolu

 

Bundan yüz yıl önce Orta Doğu'nun çehresini değiştiren bir proje başladı: Hicaz demiryolu projesi.

Çölleri aşan, zor koşullarda gerçekleştirilecek bir proje.

Pek çoklarının hiç de akıllıca olmadığını söylediği bu projenin amacı, Suriye'de Şam kentinden, Suudi Arabistan'da Mekke'ye uzanan bir demiryolu inşa etmekti.

Böylece Osmanlı, iktidarını imparatorluğun çok uzaklardaki illerinde daha etkin kılacaktı.

Almanya'dan mühendislerin öncülüğünde, Osmanlı ordusundan altı bin er inşaata girişti.

1300 km uzunluğundaki demiryolu hattı, yıllar boyu hacca giden kervanların geçtiği yolu izleyecekti. Bu demiryolu projesi aslında bir Osmanlı Sultanının: Sultan İkinci Abdülhamid'in fikriydi.

Ancak çoğu kişi, özellikle Batılılar, Hicaz Demiryolu deyince Thomas Edward Lawrence'ı hatırlıyor.

 

Hicaz Demiryolu

Yani Birinci Dünya Savaşı sırasında, Mekke Şerifi Hüseyin'in 1915'de Osmanlı yönetimine karşı düzenlediği ayaklanma sırasında Hicaz hattını dinamitleyen Arap Lawrence diye de anılan İngiliz casusunu...Ya da Arapların adlandırmasıyla El Aurans...

Yeniden doğuş

Bu dizide Birinci Dünya Savaşı'nın etkileri sonucu amaçlarına ulaşamayan Hicaz Demiryolunun aslında İngiliz casus Lawrence'ın dinamitleriyle yok olmadığını anlatacağız.

Büyük bir bölümü sökülmüş, parçaları kullanılmış olsa da yolcu ve yük trenleri hala yüzyıl önce döşenmiş hat üzerinde Şam ile Amman arasında işliyor.

Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'ın planladığı yeni seferler hizmete girinceye kadar asırlık buharlı lokomotiflerin çalıştığı demiryolu Bedevi akınlarına uğruyor hala. Fakat bu kez amaç, turistleri eğlendirmek...

BBC'den Malcolm Billings Hicaz Demiryolunun değişen çehresini, tarih içindeki yolculuğunu inceledi.

08/02/2008

İngiltere iç istihbaratı  MI5'ın gizli tarihi

 

MI5, İngiltere iç istihbaratı

İngiltere iç istihbaratı MI5 ile ilgili bir kitap, teşkilatın tarihindeki ilginç sayfaları gün ışığına çıkardı.

Profesör Chris Andrew tarafından yazılan The Defence Of The Realm (Ülke Savunması) adlı kitaba onay veren MI5, bazı sınırlamalar koymakla birlikte, arşivindeki 400 bin dosyayı kullanıma açtı.

Teşkilatın Soğuk Savaş döneminden başlayarak günümüzde "terörle mücadeleye" dek değişen önceliklerinin analizini yapan kitap, MI5'ın belli dönemlerdeki başarısızlıklarını da ortaya koyuyor.

İlk düşman Almanlar

MI5 örgütü 1909 yılında, basit bir amaçla kuruluyor: İngiltere'deki Alman casuslarını yakalamak.

Bu konuda en büyük başarı da İkinci Dünya Savaşı sırasında yakalanıyor.

MI5, Alman casusları yakalamakla kalmıyor, onları kendi tarafına geçirerek ülkelerine yanlış istihbarat vermelerini sağlıyor.

Sovyet istihbaratı zorluyor

Aynı istihbarat başarısı, savaş sonrasında Sovyetler Birliği'ne karşı sürdürülemiyor.

Zira Sovyet istihbaratı, sadece MI5'a değil, dış istihbarattan sorumlu olan MI6'e de sızmayı başarıyor.

Profesör Andrew'a göre 1971 yılında 100 Sovyet diplomat ülkeden sınır dışı edilene kadar da, KGB'nin istihbarat faaliyetleri kontrol altına alınamıyor.

Eğer tarihinizin yazılmasına izin vermezseniz, tarihin duracağı yerde sadece boş bir sayfa olmaz; uydurma bilgiler olur, komplo teorisi olur.

MI5 tarihçisi Profesör Chris Andrew

İç istihbarat örgütünün siyaset ile en içli dışlı olduğu yıllar da Soğuk Savaş yılları.

MI5 bu dönemde önceliğini, "yıkıcı faaliyetler ile mücadele" olarak belirliyor.

Yıkıcı faaliyetlerin tanımı, "parlamenter demokrasiyi siyasi ya da silahlı yollarla yıkmaya çalışmak" olarak yapılınca, izlenenlerin arasına siyasetçiler de katılıyor.

Bu dönemde başbakanlık koltuğuna oturan her lidere, kabinesini oluştururken dikkat etmesi gereken isimlerin bir listesi veriliyor.

Kitapta, 1960'larda görev yapan üç milletvekilinin Sovyet istihbarat servisleri adına çalıştığı belirtiliyor.

1970'lerde ise, teşkilatın Sovyet istihbaratına karşı koyma kabiliyetinin bir hayli azaldığı anlatılıyor.

Thatcher'ın isteği reddedildi

Profesör Andrew'a göre Margaret Thatcher döneminde hükümet, madenciler grevi gibi siyasi olaylarda MI5'tan yardım istiyor.

Ancak MI5, grevcilerin elebaşları hakkında rapor hazırlamayı reddediyor.

1980'lerin sonuna doğru, terörle mücadele MI5 için daha öncelikli hale geliyor.

Bu dönemde önce IRA, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ise El Kaide takip edilmeye başlanıyor.

Chris Andrew dosyalarını neredeyse tamamen kendisine açan MI5'a teşekkür etti.

Dünyada ilk kez önde gelen bir istihbarat örgütünün böyle birşey yaptığını söyleyen Andrew, şöyle konuştu:

"Eğer tarihinizin yazılmasına izin vermezseniz, tarihin duracağı yerde sadece boş bir sayfa olaz; uydurma bilgiler olur, komplo teorisi olur."

05/10/2009

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya