|
Son Güncelleme:22/08/11 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Genel Kültür, araştırma haber ve analizleri-2 |
|||||
|
Telekom'dan yepyeni bir teknoloji |
||||||||
|
Türk Telekom kendi geliştirdiği Wirofon teknolojisiyle ev telefonunu cep telefonuna taşıyor. Türk Telekom Genel Müdürü Dr. Paul Doany, stratejilerini revize ettiklerini belirterek, ''Sadece şirketler satın alarak uluslararası platformda söz sahibi olmak yerine, uluslararası ya da global bir servis nasıl olabiliriz, ona bakıyoruz'' dedi. Doany, Türk Telekom'un, cep telefonuyla WiFi noktalarında ev telefonu hattı üzerinden arama yapılabilmesini sağlayan Wirofon teknolojisinin tanıtımı dolayısıyla Antalya'da düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, ev telefonlarına mobilite kazandıran Wirofon teknolojisini geliştirmenin heyecanı içinde olduklarını ifade etti. Argela ile ortaklaşa geliştirilen Wirofon teknolojisi sayesinde kullanım kolaylığı ve maliyet avantajını bir arada sunduklarını ifade eden Doany, Türk Telekom Grubu olarak, Türkiye'de geliştirdikleri teknolojileri yurt dışına da ihraç ettiklerini, Türk inovasyonunu dünyaya sunmaya devam edeceklerini söyledi. Wirofon'un, çıkardıkları ilk yakınsama ürünü olduğunu belirten Doany, ''Türk Telekom müşterilerinin tamamına bu hizmeti sunuyor olacağız. Ev ve iş yerlerini sayarsak 17 artı bir milyon müşteriden söz ediyoruz. Dünyadaki pek çok operatörün kullanımı için de bu ürünü ihraç ediyor olmamız çok önemli'' şeklinde konuştu. Doany, daha önce sabit telefonların yerini mobil telefonların alması gibi bir kavramdan söz edildiğini kaydederek, ''Bu sefer tam tersi, mobilin yerini sabitin aldığı bir teknolojiyi sunuyoruz. Wirofon; çok yakında açıklayacağımız yeni ürün ve servislerin ilk adımını oluşturuyor'' dedi. ''VİTAMİN'İN 20 MİLYON KULLANICIYA ULAŞABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ'' Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doany, bölgede bazı ihalelere girdiklerini hatırlatarak, birkaç yıl önce Bulgaristan'da katıldıkları ihaleyi çok yüksek fiyat vermelerine karşın 50 milyon avro farkla kaybettiklerini, Makedonya'da katıldıkları ihalede de bedelin satın almaya değmeyecek kadar yükseldiğini söyledi. Paul Doany, Kırgız Telekom ihalesini alacaklarını, ancak ihalenin iptal edildiğini hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Onlar teklif edilenden fazla bir bedel talep ettiler. Bu kadar fazla para vermek Türk Telekom için doğru bir yatırım değildi. Türk Telekom olarak bir satın alma gerçekleştirdiğimizde önemli olan bu satın almayı adil değer üzerinden yapabilmek... Bu satın almalarda, değerinden fazla satın alma gerçekleştiren şirketlerin durumunu biliyorsunuz. Biz şimdi burada stratejimizi revize ediyoruz. Sadece şirketler satın alarak uluslararası platformda söz sahibi olmak yerine, uluslararası ya da global bir servis nasıl olabiliriz, ona bakıyoruz. Argela gibi bir şirketimiz Hindistan gibi bir ülkeyi hedef alabiliyor.'' Vitamin'in Arapça versiyonunun hazır olduğunu bildiren Doany, ''Çok fazla ülkeyi hedefliyoruz. ABD'den Meksika'ya, Porto Riko'dan Güney Amerika'ya açılmayı düşünüyoruz. Dün Kolombiya ve Arjantin için tekliflerimizi gönderdik. Malezya ile ilgileniyoruz. Vitamin'in, fen ve matematik derslerindeki komponentleri ile dünya çapında 20 milyon kullanıcıya ulaşabileceğini düşünüyoruz'' dedi. ''YAYILMA STRATEJİMİZE DEVAM EDİYOR OLACAĞIZ'' Makedonya'da bir şirket satın almaktansa bu tür hizmetlerle uluslararası arenada söz sahibi olmanın Türk Telekom için daha büyük değer yaratacağına inandıklarını dile getiren Doany, şunları kaydetti: ''Bu satın almanın kar marjına katkısı 30 milyon avro olacaktı. Bu durumu Sobee şirketimizle kıyaslayalım. Sobee çok küçük bir şirket. Yakın zamanda önemli bir futbol oyununu tanıtacağız. Bu oyunlarla 5 yıl içinde dünya çapında çok rahat 20 milyon kullanıcıya ulaşabileceğimizi düşünüyoruz. Bunları sağladığımızda EBITDA marjı olarak 30 milyon avroluk katkının kolaylıkla sağlanabileceğine inanıyoruz ve yapılacak yatırımın onda birini yaparak... Bazı pazarlarda hem yatırım yapabiliriz hem de diğer operatörlerle gelir paylaşımı yolunu izleyerek işbirliklerine gidebiliriz. Endonezya, Malezya ve Hindistan'daki operatörlerle bazı işbirlikleri söz konusu olacak. Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün, Lübnan, Güney Afrika... Burada stratejiyi tam tersine çevirmek... Aslında şu anda satılan şirketlerin adil değer üzerinden satılmaması, çok yüksek bedellerle satılmaya çalışılmasının bir sonucu. Biz burada, fiyatlar biraz daha rasyonel hale geldikçe tekrar yayılma stratejimizi gözden geçirip o şekilde devam ediyor olacağız.'' Doany, Wiro projesi için 10 milyon dolar yatırım yaptıklarını belirterek, şirket alımlarına ilişkin bir soru üzerine, ''Bu kadar kriz varken şirket satanlar nasıl bu kadar yüksek fiyat koyuyorlar? Bazen yüreğimizle değil, beynimizle düşünmemiz gerekir'' dedi. Sobee'nin oyunlarının oynanması için Çin'de denemeler yapıldığını anlatan Doany, bir soru üzerine de, ''4. yarı GSM operatörü'' olduklarını söyledi. ''HİNDİSTAN'A TEKNOLOJİ İHRAÇ EDER HALE GELDİK'' ''Türk Telekom Operasyon Başkanı Celalettin Dinçer de, altyapıda ''dev'' yatırımlar gerçekleştirdiklerini, Türk Telekom Grubu olarak 2008'in başından şu ana kadar geçen 18 ay içinde 2,9 milyar lira yatırım yaptıklarını, bu yıl için 2 milyar lira yatırım hedeflediklerini bildirdi. Dinçer, artık yakınsama döneminden bahsettiklerini, Paul Doany'nin geçen yıl 2009'u ''yakınsama yılı'' ilan ettiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Artık yeni nesil şebekelere yatırım yapıyoruz, yakınsama çözümlerine ağırlık veriyoruz. Gururla ifade etmek istiyorum ki, grup şirketlerimiz Argela ve Innova başta olmak üzere kendi bünyemizde geliştirdiğimiz teknolojiyi, çözümleri dünyaya ihraç eder hale geldik. Yazılım konusunda dünyada ön sıralarda olduğu ifade edilen Hindistan'a artık Türk mühendislerinin geliştirdiği çözümü, teknolojiyi ihraç eder hale geldik.'' Dinçer, Türk Telekom Grubu içerisinde WiFi yatırımlarının devam edeceğini bildirdi. 21 BİN WIRO KULLANICISI Türk Telekom Pazarlama ve İletişim Başkanı Erem Demircan ise, bugün Türk Telekom, Avea ve TTNET olarak bakıldığında 10 milyondan fazla abonenin e-fatura kullanır hale geldiğini, 2 milyon kişinin Türk Telekom'un yeni jenerasyon tarifelerine geçtiğini, 700 bin müşterinin 8 Mbps'lik tarife paketlerini tercih ettiğini anlattı. Demircan, Temmuz 2009'da 21 bin kullanıcının Wiro'yu kullandığını, 85 ülkeden arama yapıldığını, en fazla arama yapılan ülkenin ABD olduğunu, kullanıcı başına ortalama 90 dakika konuşma gerçekleştiğini ve GSM yönüne arama oranının yüzde 31 seviyesinde gerçekleştiğini kaydetti. Wirofon'un kendileri için bir ''şemsiye marka'' olduğunu belirten Demircan, bir soru üzerine, ''WiFi kapsama olan alanlarda insanlara bir alternatif sunuyoruz. Çok daha ucuza konuşma imkanı sağlıyoruz. Bu asla GSM'nin müşteriye sunduğu değeri değiştirecek bir şey değil'' dedi. Demircan, Wirofon'u ev telefonlarına yönelik başlattıklarını, önümüzdeki dönemde hem ofisler hem de bireyleri kapsayacak ürünler olacağını bildirdi. Argela Genel Müdürü Bülent Kaytaz da, Hindistan'daki 2 büyük operatörle kontrat imzaladıklarını, söz konusu operatörlerin abone sayısının 150 milyon olduğunu belirterek, ''Buna 3. bir operatör de katılacak. Böylece Hindistan'da 200 milyon kişiye kendi teknolojimizi ihraç eder konuma geleceğiz'' dedi. Kaytaz, Wirofon'un yakında görüntülü olarak da hizmet verebileceğini de bildirdi. Türk Telekom Satış Başkanı Aydın Çamlıbel de, Videofon'un, 20 bin kullanıcısı bulunduğunu ve bunu daha çok yaşlıların tercih ettiğini belirterek, ''Daha sonra askeriye ve cezaevleri geliyor. Şimdi çağrı merkezlerine de koymaya başladık'' dedi. Türk Telekom İnsan Kaynakları Başkanı Gökhan Bozkurt da, bu yıl şimdiye kadar 750 kişiyi işe aldıklarını, yıl sonuna kadar yine bu sayı kadar eleman alacaklarını bildirdi GSM ARAMASININ DAKİKASI TÜM VERGİLER DAHİL 9 KURUŞ Verilen bilgiye göre, Wirofon teknolojisiyle Türk Telekom müşterileri, Türkiye ve dünyadaki tüm WiFi noktalarında ev telefonu tarifelerinden arama yapabilecek. Bu aramaların ücretleri ev telefonu faturasına yansıyacak. Wirofon teknolojisi ile internet olan her yerden bilgisayarla da görüşme yapmak mümkün olacak. Wirofon hizmetinden faydalanmak için Türk Telekom'a ait bir sabit hat numarası ile SIP Protokolü destekli veya Windows Mobile işletim sistemli, WiFi uyumlu bir mobil telefon veya internet bağlantısı olan bir bilgisayar sahibi olmak yeterli. Wirofon için ek bir abonelik bedeli ödenmeyecek. Ayrıca, Wirofon aboneliği için tanımlanacak tek bir numara ile eşzamanlı görüşme yapılabilecek. Türk Telekom'un Türkiye'yi Wirofon ile tanıştırmak amacıyla düzenlediği kampanya kapsamında da, yıl sonuna kadar Wirofon abonesi olacak ilk 100 bin kişiye Wirofon üzerinden yurt içi ev telefonlarına yapılan aramaların her ay bin dakikası hediye edilecek. Kampanya dahilinde GSM aramasının da dakikası tüm vergiler dahil 9 kuruştan fiyatlandırılacak. Kampanyadan yararlanmak için herhangi bir abonelik ücreti veya taahhüt gerekmeyecek. Ayrıca kampanya kapsamında, yıl sonuna kadar TTNET internet erişim noktalarında (hotspot) Wirofon erişimi için ekstra ücret alınmayacak. Türk Telekom müşterilerinin, Wirofon hizmetinden faydalanabilmek için ev numaralarını yazarak 6606'ya SMS göndermeleri, www.wirofon.com adresindeki bilgileri doldurmaları, 444 1 444 numaralı Türk Telekom Çağrı Merkezi'ni aramaları veya Türk Telekom bayilerine başvurmaları yeterli olacak. 13 Ağustos 2009 |
||||||||
|
Kıbrıs'ta kayıp tartışması alevlendi |
||||||||
Kuzey Kıbrıs'ta öldürülüp bir kuyuya atılmalarından 35 yıl sonra kalıntıları bulunan beş kişinin, Rum savaş esirleri olduğu haberi, Kıbrıs ve Yunanistan'da gündemin ön sıralarına yerleşti. Tartışmaların barış sürecine sekte vurmasından endişe ediliyor. Beş savaş esirinin, 1974'te adaya çıkan Türk güçlerine teslim olurken çekilmiş, çok bilinen bir fotoğraflı bulunuyor. Yunanistan ve Kıbrıs, Türk hükümetinden Kıbrıs harekatı sırasında kaybolan tüm kişilerin durumlarının açıklığa kavuşturulmasını istiyor. Beş Rum ulusal muhafızının kalıntıları, diğer 14 cesetle birlikte, 2006 yılında Kuzey Kıbrıs'taki bir kuyuda bulunmuştu. Bu kişilerin kimlikleri, yapılan DNA testlerinden sonra BM destekli Kayıp Kişiler Komitesi'nce kamuoyuna açıklandı. Atina'dan BBC muhabiri Malcolm Brabant'ın bildirdiğine göre bu vaka, BM komitesinin ele aldığı en önemli soruşturma konusu olarak görülüyordu. Çünkü bu beş esir, Kıbrıs'ta toplumlar arası çatışmalar ve 1974 harekatı sırasında kaybolan bin 500 kişinin ailelerince bir sembol olarak görülüyordu. FotoğraflarRumlar 1974 yılında çekilen ve cephaneleri biten beş muhafızın, dizlerinin üzerine çöküp ellerini başlarının arkasına koyarak Türk güçlerine teslim olurken görüntülendiği resimleri yeniden yayımladı. Fotoğraflar arasında Rum muhafızlardan biri olan Yannis Papayanni'nin bir Türk askerinden sigara alırken çekilen bir resmi de bulunuyor. Papayanni için cuma günü Lefkoşa'da bir cenaze töreni düzenlenecek. Savaş esirlerinden bir diğerinin erkek kardeşi ise Kıbrıs televizyonuna verdiği mülakatta, yayımlanan fotoğrafların bu esirlerin Türklerce öldürüldüğünün bir kanıtı olduğunu ve bunun "soğukkanlı bir infaz" olduğunu öne sürdü. Yunan ve Kıbrıs hükümetleri, kayıp kişilerin akıbetinin aydınlatılabilmesi için Türkiye'ye askeri arşivlerini açması çağrısında bulunmuştu. Yeni açıklamaKazıların üç yıl önce başlamasından bu yana 114'ü Rum ve 44'ü Kıbrıslı Türk olmak üzere 163 kişinin kalıntıları toprak altından çıkarılarak ailelerine teslim edildi. Kayıp Kişiler Komitesi yetkilileri, savaş esirleri konusunun yarattığı toplumsal heyecanın, adanın yeniden birleştirilmesini amaçlayan barış görüşmelerine zarar vermemesini umuyor. Ancak muhabirimiz, bu açıklamalarla neredeyse aynı dakikalara denk gelen, engelli iki Rum çocuğa ait kalıntıların da teşhis edildiği açıklamasının bu anlamda siyasilerin işini güçleştirmiş olabileceğini söylüyor. 11/08/2009 BBC Turkish |
||||||||
|
Türkiye Nüfus Artışında Avrupa'da Birinci |
||||||||
Avrupa Birliği’nin istatistik kurumu Eurostat’ın yayımladığı veriler Türkiye’nin nüfus artışında Avrupa Birliği ülkelerini net bir şekilde geride bıraktığını gösteriyor. 2009 başı itibarıyla Türkiye'nin nüfusunun bir önceki yıla oranla net 931 binlik artışla 71 milyon 517 bine ulaştığı belirlendi. Avrupa Birliği ülkelerindeki artış Türkiye'dekine oranla oldukça düşük kaldı. 27 üyeli Avrupa Birliği'nin toplam nüfusu 499 milyon 795 bin oldu. Eurostat'ın çalışmasına göre geçen yıl Türkiye'de 1 milyon 272 bin bebek doğdu. Kayıtlara geçen ölüm sayısı ise 454 bin kişi olarak belirlendi. Türkiye'nin aldığı göç oranı ise 113 bin oldu. Bu veriler ışığında yakalanan 931 bin kişilik nüfus artışı Türkiye'yi AB ülkeleri, aday ülkeler, İzlanda, Liechtenstein, Norveç ve İsviçre'den oluşan listenin başına oturttu. 545 bin artışla İspanya, 441 bin artışla İngiltere ve 434 bin artışla İtalya listede Türkiye'yi izleyen ülkeler oldu. Avrupa Birliği üyeleri arasında nüfusun azaldığı ülkelere de rastlamak mümkün. Bu ülkelerin başını ise 27 üye ülkenin en kalabalığı olan Almanya çekiyor. Eurostat’a göre Almanya'da nüfus 168 bin kişi azalmış. Avrupa Birliği’nin nüfusu azalan diğer ülkelerinin başını 34 bin kişililk eksilmeyle Bulgaristan olurken bu ülkeyi Romanya, Litvanya, Macaristan, Letonya ve Estonya izledi. Avrupa Birliği üyeliğine aday olan Hırvatistan da nüfusu azalan ülkeler arasında yer aldı. Avrupa Birliği’nde geçen yıla oranla belli bir nüfus artışı var ancak bu sadece doğumlardan kaynaklanmıyor. Eurostat verileri Avrupa Birliği'ndeki genel nüfus artışının en önemli nedeninin göç alınması olduğunu gösteriyor. Yaklaşık 500 milyon nüfuslu Avrupa Birliği'nde geçen yıl kaydedilen doğum sayısı 5 milyon 421 bin, ölüm sayısı ise 4 milyon 835 bin olarak belirlendi. 27 ülkenin aldığı göç sayısı ise 1 milyon 549 bin oldu. Avrupa Birliği ülkeleri içinde en fazla göç alan ülkeler ise 438 bin kişiyle İtalya, 414 bin kişiyle İspanya ve 226 bin kişiyle İngiltere şeklinde sıralandı. Nüfus çıkışının en fazla yaşandığı ülke ise 15 bin kişiyle Polonya oldu. Avrupa Birliği’nin en kalabalık olduğu ülkelere bakıldığında ilk sırada Almanya görülüyor. Almanya’nın nüfusu 82 milyon 50 bin olarak belilrendi. Bu ülkeyi 64 milyon 351 binle Fransa ve 61 milyon 635 binle İngiltere izledi. Avrupa Birliği’nin en az nüfuslu ülkesi ise 414 bin kişiyle Malta oldu. 494 bin kişiyle Lüksemburg ve 794 bin kişiyle Kıbrıs bu ülkenin hemen üstünde yer aldı. - Brüksel - 05/08/2009 |
||||||||
|
Cenevre Konvansiyonu 60 yaşında |
||||||||
Savaş dönemlerinde yaralı askerî personel, esir ve sivillerin durumuna ilişkin uyulması gereken kurallar, "Cenevre Konvansiyonları" olarak adlandırılan dört sözleşme ve üç ek protokol ile belirlenmiş durumda. Dünya tarihi savaşlarla dolu. İnsanlık, bazıları yüzlerce yıl süren savaşlara tanıklık etti. Binlerce yıl boyunca, savaşlarda riayet edilmesi gereken uluslararası kurallar mevcut değildi. Bu da çok sayıda can kaybı ve insan hakları ihlallerine yol açıyordu. Bunu önlemek adına 12 Ağustos 1949 tarihinde Cenevre’de bir araya gelen devletler, "Cenevre Konvansiyonları" adı verilen dört konvansiyonu kabul etti. Bu sayede, devletlerarasında meydana gelen savaşlarda uyulması gereken bazı kurallar belirlendi. Cenevre Konvansiyonu, şimdi uluslararası insan haklarının belkemiği sayılıyor. Savaş durumunda, savaşan tarafların sınırlarını belirleyip, sivil halkı korumak başlıca görevleri arasında. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nde Devletler Hukuku Direktörü olan Philip Spoerri, kabulünden 60 yıl sonra dahi dört Cenevre Konvansiyonu'nun önemini kaybetmediğini söylüyor. “Elbette çok sayıda ihlalin yapıldığını da görüyoruz. Bu konvansiyonların eksiksiz uygulanmasını sağlamak iddialı bir hedef olarak kalmaya devam ediyor. Yine de buradaki kurallar genel olarak kabul görüyor. İşler iyi gittiğinde doğal olarak hiçbiri gündeme gelmiyor. Sadece ihlaller haber oluyor. Elbette ağır ihlaller söz konusu olduğunda bunu gündeme taşımak da önemli. Ancak bu konvansiyonlar olmasaydı, durum daha da kötü olurdu."
Daha sonra üç ek protokol eklendi Dört konvansiyonda yer alan kurallara göre, üye devletler, yaralı, hasta, kazazede, tıbbî personel, ambülâns ve hastaneleri korumakla yükümlü. Esirlere nasıl davranılacağı ile ilgili olarak da ayrıntılı kurallar bulunuyor. Konvansiyonlar 1977 ve 2005 yıllarında üç ek protokol eklenerek yeniden düzenlendi. Daha sonra Ottawa ve Oslo anlaşmalarıyla, kara mayınları ve misket bombası gibi silahların yasaklanması kabul edildi.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin faaliyet alanları da Cenevre Konvansiyonu ile belirlenmiş durumda. Örneğin, Komite, tutukluları ziyaret edip, yardım faaliyetleri organize edebiliyor. Solferion Savaşı’na uzanan tarih Cenevre Konvansiyonu’nun kökeni aslında 19’uncu yüzyıla, İtalya’nın kuzeyinde gerçekleşen Solferino Savaşı’na kadar gidiyor. Bu savaş, görgü tanıklarını ve İsviçreli Henri Dunant adlı bir tüccarı, Kızıl Haç’ın kurulması için harekete geçiriyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi Sözcüsü Florian Westphal, 1859 yılındaki Solferino Savaşı’ndan bu yana askerî çatışmaların tamamen değiştiğini söylüyor: “Solferino’da 40 bin ölü ve yaralı asker vardı. Sadece bir sivil hayatını kaybetmişti. Bu durum, bugünkü savaşlarda tamamen değişti. Günümüzdeki çatışmalardan en çok etkilenenler siviller oluyor ve bu, bizim çalışmalarımızı daha da karmaşık bir hale getirdi.”
Konvansiyonun fikirleri benimseniyor Uluslararası Kızılhaç Komitesi, çatışmalardan en çok etkilenen sekiz ülkede yaptığı bir çalışmanın sonuçlarını açıkladı. Bu ülkelerden biri de Lübnan. Uluslararası Kızılhaç Komitesi Devletler Hukuku Direktörü Philip Spoerri, konuştukları kişilerin yarısının Cenevre Konvansiyonu’ndan haberdar olduğunu belirtiyor: “Ankete katılanların hepsi, sivillere saldırılmaması ve sivil hedeflerin korunması gerektiği gibi Konvansiyon'un başlıca fikirlerini destekleyip kabul ediyordu. Aynı zamanda bunların uygulanmasının daha da güçlendirilmesi gerektiğini söylediler.” 12 Ağustos 1949 tarihinde onaylanan Cenevre Konvansiyonu’nun kuralları, ülke içindeki çatışmaları değil, devletlerarasındaki çatışmaları kapsıyor. 12/08/2009-dw-world.de |
||||||||
|
Rum komandolardan Türk katliamı itirafı |
||||||||
|
Ömer BİLGE Hürriyet-04/08/2009
Rum komandolardan Türk katliamı itirafı Rum yazar Panikos Neokleus’un Kıbrıs Barış Harekátı sırasında askerlik yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler" adlı kitap, savaşta yaşanan korkunç bir katliamın itirafına da sahne oldu. Tiyatrocu Atilla Olgaç’ın "Rum esir öldürdüm" sözleri üzerine Türkiye’yi AB’ye şikáyet eden Rumların o vahşeti yaşayan komandoları, 20 Temmuz 1974 gecesi Doğruyol mevzilerinde esir alınan 20 kadar Türk mücahidin canlı canlı uçurumdan atıldığı baskına katıldıklarını söyledi. TİYATROCU Atilla Olgaç’ın "Rum esir öldürdüm" sözü üzerine Türkiye’yi AB’ye ve BM’ye şikáyet eden Kıbrıs Rum yönetiminde, Kıbrıs Barış Harekátı’nın yapıldığı 20 Temmuz 1974’te asker olan bir grup Rum komando, Kıbrıslı Türk mücahitlerin, esir düşmelerine rağmen canlı canlı uçuruma atıldığı Doğruyol baskınına katıldıklarını itiraf etti. Hedefteki tepeye sızma operasyonu Kıbrıs Barış Harekátı’nın kader anı olarak adlandırılan Doğruyol muharebeleri, Türk Ordusu’nun Girne’den çıkarma yaptığı ve aynı anda Beşparmak Dağları’nın ardına paraşütçü komandoları indirdiği 20 Temmuz 1974 gecesi yaşandı. Kıbrıslı Türklerin uzun yıllardır elinde bulunan Doğruyol tepesindeki mevziler, 20 Temmuz gecesi, Rumların Girne’nin Bellapais (Beylerbeyi) bölgesindeki komando taburuna bağlı birliklerin baskınına uğradı. Mevzilere sızma operasyonu düzenleyen Rum komandolar, kısa bir süre de olsa Barış Harekátı planlarını tehlikeye düşürdü. Tepe ve mevziler şiddetli çatışmaların ardından geri alındı ancak Rum komandolar, baskın sırasında esir aldıkları 20’ye yakın mücahidi canlı canlı uçuruma atarak katletti. 50 Rum askerin itirafları kitaplaştı Türklerin Doğruyol, Rumların ise Kocakaya adı verdikleri tepedeki katliama katılan askerlerin isimleri, Rum yazar Panikos Neokleus’un 20 Temmuz günü askerlik yapan Rumların anılarını derlediği "Kıbrıs’ta 1974’te göz ardı edilenler" adlı kitapta yayınlandı. 50 Rum askerin savaşın başladığı gün yaşadıklarının anlatıldığı kitapta, 3 asker Doğruyol baskınına bizzat katıldıklarını ve Türkleri esir aldıklarını itiraf etti. Rum askerler, esirleri öldürdüklerini gizledi ancak katliamın yapıldığı saldırıya katıldıklarını vurguladı. Baskın kader anı oldu BARIŞ Harekátı’nın başladığı 20 Temmuz günü, paraşütçü komandoların indiği Boğaz Köyü’ne harekátın ünlü komutanı Nurettin Ersin Paşa üs kurdu. Nurettin Ersin’in irtibat subaylığını yapan Kıbrıslı Türk Emekli Binbaşı Hasan Kutay, Doğruyol mevzilerinin düştüğü gün yaşananları şöyle anlattı: Komutan ateş altında "Nurettin Ersin Paşa, kurmaylarıyla birlikte Boğaz’da karargáhını kurdu. Doğruyol mevzileri, çıkarma yapan birlikler ile paraşütle inen birliklerin tam ortasındaydı. Rumların saldırısıyla Doğruyol düşünce, doğrudan komutanlığımız da ateş altında kaldı. Bir anda harekát planları aksadı. Gece boyu çatışma Gece boyunca yaşanan şiddetli çatışmalar sonucunda tepe geri alındı. Alınmasaydı, çıkarma yapan birliklerimiz ile ikiye bölünmüş olacaktık. Doğruyol’u tutan mücahitlerimiz uçuruma atılıp şehit edilmişti. Derin uçurumdan şehitlerimizin bedenlerini bir hafta sonra çıkartabildik."
Rumlar:Türkleri çok gafil avladık O korkunç gecede baskına katılan Rum askerleri, yaşananları şöyle anlattı: DİMOS Dimitriu: 1954 Limasol doğumlu. Lefkoşa Rum Kesimi 3’üncü Teknik Lisesi’nde halen öğretmenlik yapıyor. Evli 2 kız çocuğu babası: "20 Temmuz günü askerdim. 31. Komando Taburu’nun görevi, Kocakaya (Doğruyol) tepesinin ele geçirmekti. Diğer tepeler de Türklerin elindeydi, aralarından sızdık. Tepe, gerek Lefkoşa gerekse Girne tarafından görülüyordu. Gece saat 20.00’de hedefe doğru yola çıktık. 120 kadar komandoyduk. Bölüğün komutanı Üsteğmen Karahalios’tu. Türkleri gafil avladık. Kaçmayı başaramayanlar ya öldürüldüler ya da esir düştüler. Esirler yaklaşık 30 kişiydi. Akıbetlerinin ne olduğunu bilmiyorum." Komutan ’Öldür’ dedi Mihalikis Kiprianu: 1955 Kaminarya doğumlu. Hellenic Bank’ın Limasol şube müdürlüğünü yapıyor. Evli 3 kız çocuğu babası: "20 Temmuz gecesi Doğruyol’a saldırdık. Önce destek için havan topu ateşi açıldı. Bizi beklemiyorlardı. Baskınımız tam anlamıyla başarılı olmuştu. Ertesi gün başka bir noktada elleri arkadan bağlanmış bir Türk bulduk. Komutanımız Karahalios öldürün emri verdi ama ben öldürmedim." Pieris Hacikulas: 1953 Karava doğumlu. İngiltere’de inşaat eğitimi aldı ve 1983’ten bu yana Kıbrıs Rum Kesimi’nde müteahhitlik yapıyor. Evli ve 2 çocuk babası. "Bellapais’teki (Beylerbeyi) 33. Komando Taburu’nda askerlik yaptım. Taburum St.Hillarion karşısındaki Kocakaya’ya (Doğruyol tepesi) saldırı emri aldı. Gece ilerlerken, Girne-Lefkoşa anayolunda BM’nin Finlandiya askerlerini taşıyan aracına rastladık. Sıradaki son askerlerimiz görevimizi ihbar etmemeleri için BM askerlerini alıkoydu."
Şehitleri uçurumdan ellerimle çıkardım 20 Temmuz gecesi kurtulanlardan biri de, silah arkadaşlarını korkunç bir katliama şehit veren mücahit Vedat Toksoy’du. Toksoy, "Ben de ölürsem onları kimse tanımaz diye ayaklarına taş bağlayıp isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı" dedi. VAHŞETİN yaşandığı 20 Temmuz gecesi Doğruyol tepesine yapılan Rum baskınından sağ kurtulan Vedat Toksoy, silah arkadaşlarının cesetlerini günler sonra uçurumunun dibine inerek bulduğunu anlattı. Bulduğunda silah arkadaşlarının cesetlerinin sıcaktan şişmeye başladığını söyleyen Toksoy, "Ben de ölürsem onları kimse tanımaz düşüncesiyle, ayaklarına taş bağlayıp üzerlerine tanıyabildiklerimin isimlerini yazdım. Çoğunun üzerinde kurşun yarası yoktu. Esir düştükten sonra canlı canlı atılmışlardı" dedi. Gelenler Türkçe seslenince kandık Vedat Toksoy, baskını şöyle anlattı: "Beşparmak Dağları’na hakim bu mevziler, 1964 yılından bu yana Kıbrıslı Türklerin elindeydi. Baskın gecesi Rum askerlerin arkamızdan sızacaklarını beklemiyorduk. Çevremizdeki St.Hillarion Kalesi, Ada Tepe ve şahin Tepe yine bizim elimizdeydi; bu nedenle gerimizi güvenli kabul ediyorduk. Mevzilerimiz de tam aksi yöne bakıyordu. Rumlar, geride tuttuğumuz tepelerdeki askerlere görünmeden geldiler. Gelenleri çıkartma yapan Türk askeri zannettik. Çünkü Rumlar Türkçe sesleniyordu. İlk önce geride yer alan ATAK kod adlı Kıbrıs’taki Türk alayına mensup 4 askerin bulunduğu telsiz istasyonu düştü. Baskın günü, çevremizdeki ormanlık alan da alev alev yanıyordu. Mevzilerimizin biraz ilerisindeydim. Yoğun ateş altında Rumlar önce sarı ardından da yeşil işaret fişeği attı. Yeşil fişek atılınca, mevzilerimizin düştüğünü anladım komutanımızın emriyle hemen üst taraftaki St.Hillarion’daki atış poligonunda üslenen Türk komandoları komutanı Cemal Oruç Yarbay’a giderek, Doğruyol’un düştüğünü anlattım. Derhal karşı taaruz emri verdi. Bölgeyi iyi biliyordum. Askerlere öncülük yaparak yol gösterdim. Taş bağlayıp tek tek isim yazdım Günler sonra, silah arkadaşlarımın cesetlerini uçurumun dibinde gördük. Büyük güçlükle indim. Üst üste yığılmış şehitlerimizin cesetleri sıcaktan şişmeye başlamıştı. Çoğunun bedeninde kurşun yarası da yoktu. ’Ben de ölürsem kim tanıyacak bu şehitlerimizi’ düşüncesiyle tanıyabildiklerimin ayaklarına taş bağlayarak isimlerini yazdım; Osman Benli, İsmet Mustafa, Alpay Raif, Fevzi Mehmet, Mustafa Behiç, Mustafa Abdullah, Erol İsmail..." Şehit komutanın soyadını aldı Vedat Toksoy, savaş sonrası, Türk komandoların tepeyi geri almak için başlattığı saldırıda yanında şehit olan Asteğmen Sıtkı Toksoy’un soyadını aldı. |
||||||||
|
'Atina sığınmacılara çok kötü davranıyor' |
||||||||
"Yunanistan güvenlik güçleri, gözaltına aldıkları sığınmacıları Türkiye sınırına doğru sürüyor ve Meriç nehrinden Türkiye'ye geçmeye zorluyor."... Bu iddia, İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne bilgi veren ve örgütün güvenilir kaynaklar dediği ağızlardan. Üstelik, örgütün Yunanistan'a sığınmacı ve mülteciler konusunda yönelttiği eleştiriler bununla da sınırlı değil. Dün akşam bir basın açıklaması yayımlayan İnsan Hakları İzleme Örgütü, Yunanistan'ı kişilere sığınma prosedürüne başvuru hakkı tanımamakla, gözaltına aldığı sığınmacıları kabul edilemez koşullarda tutmakla da suçluyor. Human Rights Watch'ın iltica konularındaki direktörü Bill Frelick, BBC Türkçe'nin sorularını yanıtladı. Bill Frelick: Durum kötüydü ve açık bir şekilde daha da kötüleşti. Sığınmacıların, mülteci olarak kabul edilme oranları, gerçekten bundan daha kötü olamaz. Kabul edilme oranı yüzde birin değil, binde birin altında bugün. Üstelik kişiler daha ilk mülakatlarında reddediliyor ve sağlıklı bir şekilde işletilen itiraz prosedürü dahi yok. Rakamlara göre, yetkililerin yalnızca şu an varolan itirazları ele almayı tamamlaması 10 yılı bulabilir. BBC: Yunanistan'a sığınma amaçlı gelen bu kişilerin, daha çok Irak ve çatışmalı Afrika ülkelerinden geldiği düşünüldüğünde, mülteci statüsü tanınma oranının daha yüksek olması gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Bill Frelick: Kesinlikle! Avrupa Birliği içinde gözlediğimiz ilginç bir durum da, Birliğin ilticaya karşı tutumunun uyum içinde olduğu varsayılmasına rağmen, Finlandiya'da Iraklıların mülteci olarak kabul edilme oranı %100 iken Yunanistan'da bu rakamın sıfır olabilmesi. BBC: Yunanistanlı yetkililer bu tür eleştiriler karşısında, Yunanistan'ın Avrupa'nın geri kalanına oranla çok daha büyük bir sığınmacı başvurusuyla karşı karşıya olduğunu ve Avrupa'nın Yunanistan'a yeterince yardım etmediğini söylüyorlar. Sizce Avrupa Birliği sorumluluğunu yerine getiriyor mu? Bill Frelick: Avrupa Birliği, Dublin Sözleşmesi uyarınca, sığınmacıdan sorumlu olacak olanın, ilk girdiği birlik ülkesi olmasında anlaşmış durumda. Bu da Yunanistan, Malta, İtalya ve İspanya üzerinde daha fazla yük binmesine neden oluyor. Biz bunu eleştiriyoruz fakat, Yunanistan'ın da anlaştığı kimi sorumlulukları var ve bunları yerine getirmek zorunda. BBC: Avrupa Birliği'ne de Yunanistan'ı mülteci kanununu ihlal etmekten dolayı sorumlu tutması çağrısında bulunuyorsunuz. Fakat, Yunanistan'ı ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Jacques Barrot da sığınma hakkından çok, insan kaçakçılığına ve Avrupa'ya girişlerin engellenmesine vurgu yaptı, dolayısıyla Avrupa Birliği'nin de benzer bir tutum içinde olduğu söylenebilir mi? Bill Frelick: Herşeyden önce, tehliklere açık ve korunmaya muhtaç insanların durumlarıyla ilgilenmeliyiz. Bu insanlara, adil bir sığınma başvurusu hakkı tanınmalı. Eğer insan kaçakçılığı söz konusuysa tabi ki buna karşı birşey yapılmalı ama ortada bir insani sorumluluk söz konusu. Diğer konulara vurgu, dikkati bu insani sorumluluktan başka yöne çevirmeyi amaçlıyor. BBC: Hükümetlerin sığınmacı karşıtı politikalarına kamuoyu desteği de var gibi görülüyor. Özellikle de aşırı sağcı partilerin güç kazandığı ülkelerde. Sizce kamuoyunda bir talep olmadığı sürece, sığınmacılara karşı tutumun değişmesi söz konusu mu? Bill Frelick: Ben bu konuda demogoji yapıldığını düşünüyorum. İnsanlar, burada tartışılan meselenin ne olduğunu gerçekten anlasa, ve savaştan, zulümden kaçan insanların adalete erişim haklarını sorgulasa başka türlü düşünürler. Bence Avrupalılar kendilerini Afganistan'dan, Irak'tan ve çatışmalı başka ülkelerden kaçanların yerine koysa, bu insanlara karşı daha bir sempati duyar. 28/07/2009 |
||||||||