©2006

 

Son Güncelleme:03/02/12

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya

Nükleer Güçler (Verileri)

Ülkeler ve BM

Doğal Yaşam

Silahlanma

Uyuşturucu

Nükleer Güçler (Verileri)

Panetta: İsrail baharda İran'a saldıracak

  ABD Savunma Bakanı Leon Panetta

İsrail'in İran'ın atom bombası yapmasını engellemek için önümüzdeki bahar aylarında bu ülkeye saldıracağı iddia edildi. İddianın sahibi ise ABD Savunma Bakanı Leon Panetta. Yeni ortaya çıkan bir rapora göre, Panetta İsrail'in önümüzdeki nisan ayında Tahran'a askeri saldırı düzenleyeceğine inanıyor.

Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius imzalı "İsrail İran'a saldırı hazırlığında mı?" başlıklı makalede, ABD Savunma Bakanı Leon Panetta'nın bugünlerde "savunma bütçesini kesmek" ve "Afganistan'daki asker sayısını düşürmek" gibi konulardan dolayı başını kaşıyacak vaktinin olmadığı belirtildikten sonra Panetta'yı asıl endişelendiren şeyin ise İsrail'in önümüzdeki birkaç ay içinde İran'a saldırı yapacağı olasılığı olduğu ifade edildi.

Ignatius'a göre, ABD Savunma Bakanı Panetta, İsrail'in önümüzdeki nisan, mayıs ya da en geç haziran ayında İran'a askeri saldırı düzenleyerek, Tahran'ın nükleer bomba üretmesininin önüne geçeceğine inandığı vurgulandı.

İRAN ATOM BOMBASI İÇİN GEREKLİ URANYUMU ZENGİNLEŞTİRDİ

ABD'li gazeteci David Ignatius'a göre, İsrail, İran'ın nükleer bomba yapmak için gerekli olan uranyum zenginleştirmesini gerçekleştirdiği ve yer altında inşa ettiği nükleer tesisinde atom bombası üretme çalışmalarına başladığına inandığı belirtildi.

NETANYAHU ABD'Yİ YANINA ÇEKMEK İSTİYOR

Makalede, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'a tek başına askeri bir saldırıda bulunmak istemediği, bu nedenle ABD'yi yanına çekmek için yoğun çaba harcadığı vurgulandı.

TATBİKATIN ERTELENME NEDENİ İRAN

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın İran'a askeri müdahale olasılığı nedeniyle İsrail ve ABD'nin mayıs ayında planladığı füze tatbikatını ertelediği ve bu nedenle ABD'den özür dilediği haberde yer aldı.

'İSRAİL'E KARŞI HER GRUP VE ÜLKEYİ DESTEKLERİZ'

İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ise, bugün yaptığı açıklamada, "İsrail'le çatışan ve savaşan" her türlü grup ve ülkeyi desteklemeye hazır olduklarını söyledi. Hamaney, uluslararası tüm baskılara rağmen İran'ın nükleer programından taviz vermeyeceğini de dile getirdi.

03 Şubat 2012

Nükleer müzakereler İstanbul'da yapılacak

Davutoğlu ve İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi

 

İran’ın nükleer programıyla ilgili Tahran ve Batı ülkeleri arasındaki müzakereler yeniden başlıyor.

Müzakerelerin İstanbul’da yapılması planlanırken, İsrail de İran’a operasyon planladığı yönündeki iddialara yanıt verdi.

Salihi, Türkiye'de temaslarda bulunduİran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihî, ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ile Almanya’nın oluşturduğu “5 artı 1” grubuyla yapacağı müzakerelerin İstanbul’da yapılmasının planlandığını açıkladı.

“Kesin değil, ancak müzakereler büyük olasılıkla İstanbul’da gerçekleşecek” diyen Salihî müzakerelerin ne zaman başlayacağına dair kesin bir tarih belirtmedi.

Salihî, dün ülkesinin nükleer enerji faaliyetleriyle ilgili olarak "5 artı 1" grubuyla müzakere konusunda anlaşmaya varıldığını açıklamıştı. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile birlikte Almanya'nın yer aldığı "5 artı 1" grubu ve İran son olarak geçen yıl İstanbul'da bir araya gelmişti.

'Henüz karar verilmedi'

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, İran’ın nükleer tesislerine saldırı planladıklarına ilişkin iddialara yanıt verdi.

  İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi

İsrail ordu radyosuna yaptığı açıklamada, İran’a yönelik askerî operasyon düzenlenmesi konusunda karar verilmediğini ve bu kararın şimdilik uzak bir ihtimal olduğunu belirten Barak, ancak İsrail hükümetinin bu seçeneği göz ardı etmediğini de sözlerine ekledi.

İran'ın nükleer başlık geliştirme konusunda henüz kesin kararını vermediğini vurgulayan Barak, “Zira bunun nükleer programlarının askerî yönü için bir kanıt oluşturacağını ve bunun ülkelerine uluslararası yaptırımların ya da diğer türdeki önlemlerin sertleştirilmesine yol açacağını biliyorlar" diye konuştu.

Rusya'dan uyarı

Rusya'dan da İran'a karşı askeri bir operasyon düzenlenmemesi yönünde uyarılar geliyor. Bunun bölgede felakete yol açabileceğini belirten Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İranlı Şiilerle Sünni Araplar arasındaki gerginliğin tırmanabileceğini ifade ederek oluşabilecek zincirleme reaksiyonun nasıl durdurulabileceğini ise bilmediğini söyledi.

Lavrov, Batı'nın İran'a planladığı yeni yaptırımları da eleştirdi. Uygulanacak yeni yaptırımların Tahran yönetimi ile uluslararası toplum arasında yeniden başlayacak müzakereleri zora sokabileceğini kaydetti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov

 

İran'ın müzakere masasına oturmaya ve görüşmelere hazır olduğu açıklamasının dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Lavrov, Rusya'nın Tahran yönetiminin attığı bu adımı samimi bulduğunu ifade ederek bazı Batı ülkelerini sorun varmış gibi göstermekle ve işleri zorlaştırmakla suçladı.

İspanya'dan ambargoya onay

Bu arada İspanya Avrupa Birliği'nin İran petrolüne uygulayacağı muhtemel bir ambargoya destek vereceğini bildirdi. İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Garcia-Margall, yarın düzenlenecek Avrupa Birliği toplantısı öncesi yaptığı açıklamada, İspanya'nın 1 Temmuz 2012'de başlaması öngörülen ambargoyu destekleyeceğini söyledi.

18 Ocak 2012

İran Yeraltı nükleer tesisini Tanıttı

  İran Yeraltı nükleer tesisi

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Feridun Abbasi Davani, yeraltında inşa ettikleri yeni bir nükleer tesisin yakında faaliyete geçeceğini açıkladı. Davani, yeraltındaki nükleer tesiste uranyum zenginleştirmesi yapacaklarını belirtti.

İran gazetesi Kayhan'a açıklama yapan Davani, "Fordo uranyum zenginleştirme tesisi çok yakında faaliyetlerine başlayacak. Bu tesiste yüz 20, yüzde 3.5 ve yüzde 4 zenginleştirilmiş uranyum üretilecek" dedi.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Davani, Fordo nükleer tesisinin Natanz'la birlikte uranyum zenginleştirmesinde kullanılacak ikinci bir tesis görevini üstleneceğini belirtti.

2009'A KADAR SIR GİBİ SAKLADI

İran, yeraltında inşa ettiği Fordo nükleer tesisini uzun yıllar sır gibi sakladı. Ancak Ahmedinejad yönetimi 2009 yılında başkent Tahran'ın 160 kilometre uzaklığında askeri bir bölgede yeraltında nükleer bir tesise sahip olduğunu kabul etti. Fordo nükleer tesisi yeraltında bir tünel sistemi şeklinde inşa edildi.

AFRİKA ÜLKELERİNE NÜKLEER TEKNOLOJİ

Davani dün de yaptığı açıklamada Buşehr nükleer tesisinin ay sonu itibariyle tam kapasite ile çalışmaya başlayacağını ve Tahran'ın Afrika'daki bazı ülkelere barışçıl nükleer teknoloji satacağını açıklamıştı.

Fordo nükleer tesisi
Bir dağın içinde inşa edilen
Fordo nükleer tesisinin iki yıl önce çekilen uydu fotoğrafı

 

BUŞEHR TAM KAPASİTEYLE ÇALIŞACAK

Yarı resmi Fars Haber Ajansı'na konuşan Davani, İran Körfezi kıyısına yakın bir bölgede bulunan Buşehr nükleer tesisinin 1 Şubat itibariyle 1000 megawat elektrik üretimi gerçekleştireceğini söyledi. Davani, tesisin İran'ın elektrik ihtiyacının yüzde 2.5'ini sağlayacağını vurguladı.

08 Ocak 2012

Üst düzeyde bir İranlı yetkili, bu ay olası hava saldırılarına karşı yeraltında ikinci bir uranyum zenginleştirme tesisinin faaliyete geçeceğini açıkladı.

İran Atom Enerji Dairesi Başkanı Feridun Abbasi, uranyum gazının Fordo zenginleştirme tesisindeki santrafüjlere verilmesine 1 Şubat’tan önce başlanacağını söyledi.

İran tesisin varlığını Uluslararası Atom Enerji Dairesi'ne 2009 yılında bildirmişti. Tesis, kutsal Kum kenti yakınlarındaki bir dağın içinde bulunuyor.

Batılı devletler İran’ın uranyum zenginleştirme çalışmalarının nükleer silah geliştirme amacı taşıdığından kuşkulanıyor. İran ise nükleer programının sadece elektrik ve tıbbi araştırma için gerekli malzeme üretmeyi amaçladığını savunuyor.

İran’ın Natanz’daki ilk tesisi geçen yıldan beri yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirdi. Nükleer silah için yüzde 90 orarında zenginleştirilmiş uranyum gerekiyor. İran aylardan beri uranyum zenginleştirme çalıştırmalarını Natanz’daki yerüstü tesisinden yeraltındaki Fordo tesisine taşımaya hazırlanıyordu.

Amerika ve İsrail, İran’ın nükleer silah geliştirmesini önlemek için askeri operasyon seçeneğini masada tutuyor. İran nükleer silaha sahip bir İran’ı Yahudi devletinin varlığına yönelik bir tehdit olarak görüyor.

İran’ın ruhani liderine yakın bir gazete “düşman tehditlerinin arttığı bir sırada” Tahran’ın Fordo tesisinde uranyum zenginleştirmeye şimdiden başladığını bildirdi. Kayhan gazetesinde çıkan haber bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmadı.

08 Ocak 2012-Voa News

Rusya'dan Nükleer Füze Denemesi

  Rusya'dan Nükleer Füze Denemesi

Rusya'nın ateşlediği "Bulava" adlı uzun menzilli nükleer füze denemesinde başarılı olduğu bildirildi.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, yaptığı açıklamada, 12 metre uzunluğunda ve çok sayıda savaş başlığı taşıma özelliğine sahip Bulava füzesinin ülkenin kuzeybatısındaki Beyaz Deniz'de bulunan Yuri Dolgorukiy adlı nükleer denizaltından ateşlendiğini ve 6 bin kilometre uzaklıktaki Kamçatka Yarımadası'ndaki hedef alanını başarılı bir şekilde, zamanında vurduğunu söyledi.

Haziran ayında aynı denizaltıdan yaptığı denemede de başarılı sonuçlar alan Rusya'nın, daha önce 14 Bulava füzesi denemesi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

1945 yılında Hiroşima'ya atılan atom bombasından 100 kat daha etkili olan 6 ila 10 arasındaki nükleer savaş başlığını aynı anda fırlatma özelliğine sahip Bulava füzelerinin toplam ağırlığı 36.8 ton ve menzili 8 bin kilometre.

ABD ile 2009 yılında Nükleer Silahların İndirimi'yle (START2) ilgili uzun menzilli füzeleri kısıtlayan anlaşmayı yenileyen Rusya, Bulava füzelerinin gelecekte savunmasının en önemli unsuru olacağını kaydetmişti.

24 Aralık 2011

Rusya, İran'ın radyoaktif maddesine geçit vermedi

  İran'a 'radyoaktif' darbe

Rusya, İran'a götürülmek istenen radyoaktif madde ele geçirdiğini açıkladı. Rus yetkili ele geçirilen maddenin kendi tesislerinde üretilmediğini belirtti. Bavul sahibinin akıbeti hakkında da bilgi verilmedi.

Rusya'nın başkenti Moskova'daki bir uluslararası havaalanında, İran'a gitmek isteyen bir yolcuya ait bavulda ''radyoaktif madde'' tespit edildi.

Gümrük yetkilileri tarafından yapılan açıklamada, Tahran'a gitmek üzere Sheremetyevo Havaalanı'na gelen yolcunun bavulunda ''radyoaktif madde'' saptandığı belirtildi.

Yapılan testler sonucunda maddenin, "sadece bir nükleer reaktörde üretilebilen'' Sodyum-22 adlı bir radyoaktif izotop olduğunun belirlendiği açıklandı.

MODERN BİR CİHAZ TESPİT ETTİ

Rus yetkililer, havalimanında kullanılan modern bir kontrol sistemi sayesinde bavul içindeki "radyoaktif madde"nin tespit edildiğini söyledi.

BAVUL SAHİBİNİN UYRUĞU AÇIKLANMADI

"Radyoaktif madde'yi İran'a kaçırmaya çalışırken yakalanan kişinin gözaltına alınıp alınmadığı hakkında bir açıklama yapılmadı. Ayrıca söz konusu kişinin uyruğuyla ilgili de bir açıklama da bulunulmadı.

Sodyum-22 adlı radyoaktif izotop özelikle tıp alanında kullanılıyor. Rus yetkililer bu maddenin sadece bir nükleer santralde üretilebileceğini belirterek, doğada böyle bir maddenin bulunmasının imkansız olduğunu vurguladı.

'ELE GEÇİRİLEN MADDEYİ BİZ ÜRETMEDİK'

Uluslararası haber ajansı AP'ye açıklama yapan Rusya Nükleer Ajansı sözcüsü, ele geçirilen Sodyum-22 radyoaktif izotopunun kendi nükleer tesislerinde üretildiğini sanmadığını söyledi.

Rusya ile İran arasında yapılan anlaşmaya göre sadece tıp alanından kullanılmak şartıyla Rusya, Tahran'a Kurşun-99 izotopu ile İyot-131 materyali satıyor.

16 Aralık 2011

Greenpeace Nükleer Santralların güvensizliğini ispatladı

  Greenpeace Nükleer Santralde

Greenpeace üyesi bir grup aktivist bu sabah erken saatlerde Fransa'nın başkenti Paris yakınlarındaki bir nükleer santrale sızıp, ellerini kollarını sallaya sallaya reaktörlerin tepesine çıktı. Örgüt eylemin amacını, "nükleer santrallerin güvenliksiz olduğunu kanıtlamak" olarak açıkladı.

Strasbourg - Greenpeace üyesi bir grup aktivist bu sabah saat 06.00'da "hiçbir engelle karşılaşmadan" Fransa'nın başkenti Paris'e 95 km uzaklıktaki Nogent-sur-Seine nükleer santraline sızdı.

Eylemi, Japonya'da bu yıl meydana gelen nükleer facianın ardından Fransız hükümetinin yaptığı "Fransa'daki nükleer tesislerde emniyet tam" tezinin doğru olup olmadığını ortaya çıkarmak için gerçekleştirdiğini söyleyen Greenpeace, tesise sızan aktivistlerin "hiç kimseyle karşılaşmadan elektrikli ve tel örgülü dört bariyeri aşıp, 15 dakika içinde nükleer tesisin merkezine ulaştığını" bildirdi.

GÜVENLİ NÜKLEER YOK

Aktivistler nükleer santraldeki iki reaktörden birinin tepesine kadar çıkmayı başardığı ve buradan üzerinde "güvenli nükleer yok" dövizi bulunan pankart açtıkları bildirildi.

1987 yılında inşa edilen Nogent-sur-Seine santralinin Paris'e yakınlığından ötürü seçildiğini belirten Greenpeace, santrali çevreleyen 100 kilometrelik alanda 10 milyonun üzerinde insanın yaşadığına işaret ediyor. Greenpeace, nükleer santraller konusunda Fransa'daki mevcut güvenlik önlemlerinin terör, uçak kazası, kimyasal patlama veya kötü niyetli bir saldırıyı dikkate almadığını öne sürüyor.

Greenpeace aktivistlerinin tesise sızdığı haberi tesisi işleten Fransız Elektrik İdaresi Kurumu EDF ve Fransız İçişleri Bakanlığı tarafından da doğrulandı. İçişleri Bakanlığı, nükleer santrale izinsiz giren dokuz Greenpeace aktivistinin yakalandığını duyurdu.

NÜKLEER ALARM VERİLDİ

EDF ve Bakanlık yetkilileri, Greenpeace'in nükleer santrallerin güvenliği konusundaki iddialarının asılsız olduğunu söyledi. Greenpeace tarafından olaydan sonra yapılan "ülkedeki diğer nükleer tesislerde de simültane eylemler gerçekleştirdik" açıklaması üzerine ise ülkedeki tüm nükleer santraller didik didik aranmaya başlandı.

Nükleere karşı mücadele veren Greenpeace Fransa'da 2003 yılından bu yana nükleer santrallere sızma eylemleri gerçekleştiriyor. Dünya "atom şampiyonu" olarak tanımlanan Fransa, elektriğinin yüzde 75'ini topraklarındaki 58 nükleer reaktörden temin ediyor.

SARKOZY: HAYATLARI RİSKE ATIYORLAR

Almanya Başbakanı Angele Merkel ile yaptığı görüşmenin ardından konuyla ilgili basının soruları yanıtlayan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ''Bu eylemi yapanlar hem kendilerini, hem de başkalarının hayatlarını riske atıyorlar'' diyerek tepkisini dile getirdi.

Ülkedeki nükleer enerji güvenliği konusunda bağımsız uzmanların katılımıyla bir araştırma yaptırdıklarını ve bunu kamuoyuyla paylaştıklarını ifade eden Sarkozy, hükümetin bu konuda şeffaf bir politika izlediğini söyledi.

05 Aralık 2011

Türkiye’nin en az 10 atom bombası var

ABD’nin 10-20 adet nükleer bombayı Türkiye’nin kullanımına verdiği ve bu bombaların gerektiğinde “Ceylan” adıyla bilinen 142’nci av-bombardıman filosu tarafından kullanılabileceği iddia edildi.

Türkiye jeti ceylan

“Atomic Scientists” adlı dergide Robert S. Norris ve Hans M. Kristensen tarafından yayınlanan bir araştırmada ABD’nin Türkiye’de olduğu hep söylenen ama şimdiye kadar detaylarına ulaşılamayan nükleer silah envanteri görülüyor. Vatan gazetesinde yayınlanan habere göre, ABD’nin Türkiye de dâhil olmak üzere Avrupa’da Soğuk Savaş yıllarından kalan “taktiksel atom bombalarının” ayrıntılı olarak depolandığı yerler ve sayı listesi bu dergide verilmiş. Raporu hazırlayanların ABD’nin ilk nükleer bombasını üreten Manhattan Project’de çalışan bilim adamları olması ise daha dikkat çekiyor. Çalışmaya göre Avrupa’daki atom bombaları en yüksek sayısına ulaştığı 1971 yılındaki 7 bin 300 sayısından bu yana ciddi bir düşüş gösteriyor ve şu anki sayısı 150-200 civarında. Bu bombalara Belçika, Almanya, İtalya, Hollanda ve Türkiye ev sahipliği yapıyor.

İNCİRLİK’TE 60-70 BOMBA VAR

Rapordan çarpıcı notlar şöyle:

- Türkiye’deki nükleer B61 tipi bombaların sayısı 60-70 arasında ve İncirlik’teki ABD hava üssünde bulunuyor.

Bu sayı 2001 yılında 90’dı.

- İncirlik’teki durum Avrupa’daki diğer üslerden farklılık gösteriyor ve bunu raporu hazırlayan uzmanlar ‘özel statü’ diye niteliyor. Bunun nedeni ise yaklaşık 50 bombanın taşınabilmesi için ABD savaş uçağı gerekiyor. Ancak bu bombaları taşıyabilecek uçakları İncirlik’e yerleştirme teklifi Türkiye tarafından geri çevrilmiş. Bundan dolayı da İncirlik’e ‘tam NATO pozisyonu’ yerine ‘yarım pozisyon’ deniyor. Bu bombaların kullanılması için başlıkları taşıyabilecek türde ABD savaş uçaklarının önce İncirlik’e gelmesi ve bombaları yükleyerek havalanması gerekiyor.

- Geri kalan 10-20 civarındaki nükleer bomba ise Türk F-16A/B tipi uçaklarla taşınması için dizayn edilmiş.

- Ankara’da Akıncı ve Balıkesir’de bulunan hava üslerindeki 40 kadar ABD nükleer silahı, buradaki üsler kapatıldığı için İncirlik’e kaydırıldı. O süreden itibaren İncirlik’teki ‘Türk bombalar’ 10 ile 20 sayısına indirildi.

- Rapor ayrıca Türkiye’deki F-16’ların 2015 itibarıyla ABD’den alınacak 100 JSF (Joint Strike Fighter) tipi uçaklarla değiştirileceğini de söylüyor.

- 2006 ve 2008’de Amerikan ordusundan gelen uzmanlar İncirlik’teki 25 nükleer bomba deposunda (WS3 WSVs) denetim yaptıkları da rapor tarafından ilk kez ortaya konuyor. Ankara ve Balıkesir’de ise 6’şar depo bulunduğu ancak içlerinde nükleer silah olmadığı belirtiliyor. Bu depolar “olası saklama yerleri” diye niteleniyor.

- 2001 yılında emekli olan Türk Hava Kuvvetleri Komutanı Ergin Cilasun “Türkiye’nin NATO nükleer vurma misyonu içindeki görevi bitti” demişti. Ancak ABD Savunma Bakanlığı kaynaklarının uzmanlara aktardığına göre, Türkiye şu an elinde bulunduğu F-16’lar ile bu misyona devam ediyor.

2017’DE YENİ BOMBALAR GELECEK

- Raporda Türkiye’deki B61-12 türü nükleer bomba türlerinin 2017 yılı itibariyle B61-3/4 tipi yeni modellerle değiştirilecek olduğu da ilk kez açıklanıyor. 2015’de başlayacak F-16’ların Amerikan JSF yeni nesil savaş uçaklarıyla değiştirilmesine kadar geçecek süre içinde F-16’ların modernize edilerek bu yeni bomba türlerini taşımalarına imkân verilecek.

- Uzmanlar Türkiye’deki pozisyonu da ‘kafa karıştırıcı’ diye niteliyor. Rapora göre, Türkiye’deki durum 1980’lerdeki ‘tam alarm’ şeklindeydi. 1990’larda ‘geri çekilme’ haline geldi. Şimdi ise ‘ihtiyaç olursa İncirlik’ten al’ durumuna geldi. Bu dönemlerde askeri hava taşıtı statüsü, ‘nükleer’den ‘sertifikalı’ olmak üzere farklı tanımlarla anıldığı, şu an için ise ABD kaynaklarınca “nükleer-kabiliyetli” olarak tanımlandığı görülüyor.

-Bu durum, İncirlik’te bulunan 50 civarındaki bombayı taşıyabilecek Amerikan savaş uçaklarının Türk tarafınca reddedilmesi nedeniyle dünyanın diğer üslerinden farklı, kendisine özgü bir statü ortaya çıkarıyor.

-Rapora göre, Türkiye’de sadece “Ceylan” ismiyle bilinen 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı bünyesindeki 142. Av-Bombardıman Filosu’nun nükleer silah taşıyabilme özelliği var.

‘ANKARA KENDİ TAVSİYESİNE UYSUN’

Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Mustafa Kibaroğlu ise Türkiye’nin bir anlamda sembolik olarak kabul edilebilecek nükleer silahların ABD’ye geri vermek istememesinin nedenini şöyle açıklıyor: “Bir yandan NATO sistemi içinde “yük paylaşımı” ilkesi yerine getirirken bir yandan da belirsiz ve riskli süreçte caydırıcılık kapasitesinin etkin şekilde sürmesini arzuluyor.” Kibaroğlu’na göre Türkiye, “en üst seviyeden devlet politikası olarak savunduğu Ortadoğu’da Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölge oluşturulması politikasına ve bu konuda başkalarına verdiği tavsiyeye önce kendisi uyarak olumlu örnek teşkil etmeli.”

‘SİLAHLAR YAKIN ZAMANDA ÇEKİLMEZ’

Nükleer silahsızlanma uzmanı gazeteci Aaron Stein Türk pilotların bir süredir nükleer misyon için eğitim almayı bıraktığını ve sadece bomba taşıyan Amerikan uçaklarını koruma görevi yaptığını öne sürdü. Ancak Türkiye’nin bu misyonlar için pilotlar eğittiğine dair bir bilgi yok. Stein’e göre, nükleer silahların yakın zamanda Türkiye’den çekileceğine dair işaret bulunmuyor. Rusya’nın binlerce nükleer silahı olduğunu söyleyen Stein “Bu silahların çekilmesi ise ABD-Rusya anlaşmasıyla değerlendirilebilir veya ABD Kongresi, ekonomik krizin etkisiyle bu depolama masrafından kurtulmak isteyebilir” dedi.

01 Aralık 2011

Rusya'dan K.Kore'ye nükleer ültimatom

Rusya, Kuzey Kore'den uranyum zenginleştirme programını durdurmasını ve BM nükleer gözlemcilerini yeniden kabul etmesini istedi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Kuzey Kore'nin uranyum zenginleştirme programını ısrarlı bir şekilde uygulamasının ciddi endişeye yol açtığı belirtildi.

Açıklamada, "Kuzey Koreli partnerlerimize uranyum zenginleştirme dahil tüm nükleer faaliyetleriyle ilgili moratoryum ilan etmesi çağrısında bulunuyoruz" denildi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, BM nükleer gözlemcilerinin Kuzey Kore'deki uranyum zenginleştirme tesislerini görmeleri için yeniden davet edilmesi istenerek, tüm nükleer faaliyetlerin durdurulmasının ve denetçilerin davet edilmesinin 6'lı görüşmelerin yeniden başlaması için uygun koşulları oluşturacağına dikkat çekildi.

Kuzey Kore dün yaptığı açıklamada, Yongbyon tesislerinde uranyum zenginleştirme programına devam ettiklerini belirtmişti.

BM DENETÇİLERİ SINIR DIŞI EDİLMİŞTİ

Güney ve Kuzey Kore'nin yanı sıra ABD, Çin, Japonya ve Rusya'nın yer aldığı Kuzey Kore'nin nükleer programıyla ilgili görüşmeler 2008 yılında sone ermiş ve Pyongang da 2009 yılında BM denetçilerini sınır dışı etmişti.

  Kuzey Kore'nin nükleer santralı

Rusya'yı eylül ayında ziyaret eden Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-il, 6'lı görüşmelerin herhangi bir koşul öne sürmeden yeniden başlaması gerektiğini söylerken, ABD ve Güney Kore görüşmelerin yeniden başlamasını Kuzey Kore'nin tüm nükleer faaliyetlerine son verme şartına bağlamıştı.

1 Aralık 2011

K. Kore'nin nükleer programı 'Yolunda ilerliyor'

Kuzey Kore, üzerinde çalıştığı nükleer reaktörün ve düşük seviyede zenginleştirilmiş uranyum üretiminin olumlu yönde ilerlediğini açıkladı.

Kuzey Kore resmi haber ajansının sözlerini aktardığı bir dışişleri yetkilisi, ''Reaktörü elektrik üretmek için kuruyoruz. Kendi kendine yeten bir ulusal ekonomi oluşturma çabalarımızın bir parçasıdır.'' diyor.

Kuzey Kore'nin nükleer silah programını yeniden canlandırmaya çalıştığından şüphe eden ABD ise, Pyongyang hükümetine tesisi kapatma çağrısında bulunuyor.

Pyongyang'dan gelen son açıklama, ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton'ın Güney Kore ziyaretiyle aynı zamana rastladı.

Güney Kore, Kuzey'in uranyum zenginleştirme programının, nükleer silah üretimine açtığı ikinci bir kapı olduğunu söyleyerek endişelerini dile getiriyor.

Kuzey Kore halihazırda plütonyum destekli bir füze programına sahip ve elinde birkaç nükleer bombaya yetecek kadar kaynak olduğu düşünülüyor.

Nükleer reaktör ve uranyum zenginleştirme planları ise ilk kez geçen yıl dünya kamuoyuna duyurulmuştu.

ABD, Kuzey Kore ile pazarlıklara oturmadan önce nükleer programını durdurmasını talep ediyor.

Kuzey Kore ise, ABD'nin görüşmeler için ortaya ön koşullar sürmesini reddediyor.

Uluslararası hukuk, nükleer teknolojinin barışçıl amaçlar için kullanılmasına izin veriyor ve Pyongyang hükümeti uranyum zenginleştirme programının tamamen sivil amaçlı barışçıl bir faaliyet olduğunu belirtiyor.

Ancak Kuzey ve Güney arasında var olan bir başka anlaşma, her türlü nükleer zenginleştirme faaliyetinden uzak durulmasını öngörüyor.

30 Kasım 2011

İran'da şüpheli nükleer patlama

 

İran'da şüpheli nükleer patlama

İran'ın İsfahan şehrinde hafta başında meydana gelen patlamanın kaza sonucunda gerçekleşmediği ve kentteki nükleer tesisin bu patlamada hasar gördüğü öne sürüldü.

Sunday Times'a konuşan İsrailli istihbarat yetkilileri, uydu görüntülerinde İsfahan'daki nükleer tesisin bulunduğu bölgeden dumanlar yükseldiğinin görüldüğünü belirtti.

Yetkililer, söz konusu görüntülerin, 2004'ten bu yana faaliyette olan uranyum zenginleştirme tesisinin, patlamada hasara uğradığının kanıtı olduğunu ifade etti.

İsfahan'da patlama seslerinin duyulduğu haberlerinin kamuoyuna yansımasının ardından, İranlı yetkililer ilk önce bu haberleri yalanlamıştı. Daha sonra ise İsfahan Valisi, patlamanın yakınlardaki bir askeri tatbikat sırasında meydana gelen bir kaza sonucunda gerçekleştiğini söylemişti.

Olası bir İsrail hava saldırısının muhtemel hedefleri arasında gösterilen İsfahan'daki tesislerin önünde, geçtiğimiz haftalarda yüzlerce İranlı öğrenci, Tahran’ın nükleer programını korumak uğruna canlarını vereceklerini göstermek amacıyla insan zinciri kurmuştu.

İran'da üç hafta önce de başkent Tahran yakınlarındaki Devrim Muhafızları'na ait bir askeri üste patlama meydana gelmiş ve 17 muhafız yaşamını yitirmişti.

30 Kasım 2011-Hürriyet

Fransa'nın Nükleer atık treni protestolarla ilerliyor

Fransa'nın Nükleer atık treni protestolarla ilerliyor

Radyoaktif atık taşıyan “Castor” adlı özel yük treni Almanya’ya yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde ulaştı. Fransa’dan nükleer atık getiren treni protesto etmek için nükleer enerji karşıtları da yollarda…

 

Nükleer Tren

Fransa'daki nükleer tesislerin radyoaktif atıklarını taşıyan “Castor” adlı yük treni Cuma günü sabah saatlerinde yoğun güvenlik önlemleri altında Almanya sınırını geçti. Trenin atık tesislerinin bulunduğu Gorleben kentine hafta sonu ulaşması bekleniyor.

Gorleben kentinde atıkların geçişini engellemek isteyen nükleer enerji karşıtları ise protesto gösterisi hazırlığında. Trenin geçeceği güzergâhta barikatlar kuran göstericilerle polis arasında Perşembe gecesi gerginlik yaşandı. Wendland kentinde güvenlik güçlerinin barikatı dağıtmak istediği sırada iki tarafdan da yaralananlar oldu.

Nükleer enerji karşıtları Fransa'da da protesto gösterisi düzenledi. Trenin yola çıkmasını engellemeye çalışan yaklaşık 500 kadar göstericiye Fransız polisinin göz yaşartıcı gaz kullanarak müdahale ettiği kaydedildi.

Son sevkiyat

Nükleer Protesto

 

Yüksek oranda radyoaktif atıklar Gorleben kentinde depolanmak üzere Fransa'daki La Hauge adlı nükleer tesisten “Castor” trenine yüklenmişti. Bu, Fransa'dan Gorleben'e yapılan son nükleer atık sevkiyatı olacak.

Almanya’daki nükleer enerji tesislerinden çıkan kullanılmış yakıt çubukları, uranyumun zenginleştirilmesi amacıyla Avrupa’daki iki tesisten biri olan Fransa’daki La Hague Yeniden Zenginleştirme Tesisi’ne gönderiliyor. Bu süreçten sonra zenginleştirilen çubuklar tesislere, geride kalan atıklar ise depolanmak üzere Almanya’ya naklediliyor.

Nakliyat Castor firmasının ürettiği iç içe geçmiş iki silindirden oluşan, özel konteynerlerde gerçekleşiyor. Bu son nakliyatla birlikte Gorleben'daki depo, kapasitesini doldurmuş olacak.

25.11.2011

Nükleer Çöp Treni Protestosu
Nükleer çöp protestosu

 

“Castor” adlı tren protestolarla yoluna devam ediyor

Fransa’dan Almanya’ya nükleer atık taşıyan “Castor” adlı tren protestolarla yoluna devam ediyor. Yol boyunca Alman polisi ile güzergâhı kapatan nükleer enerji karşıtları arasında arbede yaşanıyor.

Fransa'daki nükleer tesislerden radyoaktif atık yüklenen ve Cuma günü Almanya'ya ulaşan “Castor” adlı özel yük treni protestolarla atıkların depolanacağı Gorleben kentine doğru ilerliyor. Trenin geçeceği güzergâhta barikatlar kuran nükleer enerji karşıtları treninin sık sık durmasına neden oluyor.

Bu nedenle gece boyunca yolu açmaya çalışan Alman polisi ile nükleer enerji karşıtları arasında arbede yaşandı. Aşağı Saksonya Eyaleti'nde yaşanan gerginlik sırasında 22 polisin yaralandığı bildirildi.

Tren yolunu kapatan göstericilerin raylardan çekilmemekte direnmesi üzerine polisin tazyikli su ve cop kullanarak barikatı dağıtmaya çalıştığı, nükleer enerji karşıtlarının da taş ve şişe atarak karşılık verdiği belirtiliyor.

Güvenlik güçlerinin eşliğinde yoluna devam edebilen tren bugün de yoğun protesto gösterileri ile karşılaşıyor. Trenin Gorleben'e yaklaştığı sırada 20 bin kadar nükleer enerji karşıtının toplanması bekleniyor.

26 kasım 2011

Ülkelerde Nükleer enerjiye güven azalıyor

 

Nükleer enerjiye protesto

BBC'nin yaptırdığı bir araştırmaya göre kamuoyunun geniş bir kesimi yeni nükleer santraller istemiyor ve nükleer enerjiye güvenmiyor.

23 ülkede düzenlenen ankete göre halkın yalnızca %22'si "nükleer enerjinin nispeten güvenli ve önemli bir kaynak olduğuna, bu nedenle daha fazla nükleer santral yapmak gerektiğine" katılıyor.

Türkiye'de de bu rakam aşağı yukarı aynı; %21.

Buna karşılık Türklerin %41'i nükleer enerjinin tehlikeli olduğunu, tüm santrallerin en kısa sürede kapatılması gerektiğini düşünüyor.

Yüzde 32'lik bir kesim ise dünyada var olan nükleer santrallerin kullanılmasını ancak yenilerinin yapılmamasını istiyor.

Yani toplamda %73, yeni nükleer santrallere karşı. Diğer ülkeler genelinde ise bu rakam %69.

Yenilenebilir enerji için umut

GlobeScan şirketine yaptırılan araştırmada kamuoyunun yenilenebilir enerji kaynaklarına yaklaşımı da incelendi.

Buna göre pekçok ülkede halk yenilenebilir enerji kaynaklarından umutlu.

Yüzde 71 gibi ciddi bir çoğunluk, ülkelerinin 20 yıla kadar kömür ve nükleer enerjiden vazgeçebileceğine, bunların yerini enerji tasarrufu ve güneşle rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla doldurabileceğine inanıyor.

Türkler bu konuda biraz daha az iyimser: Enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerjinin yeterli olacağına yüzde 65'lik bir kesim inanıyor.

Araştırma Temmuz-Eylül ayları arasında, Japonya'daki Fukuşima-2 nükleer santralinin deprem ve tsunamide zarar görmesinden birkaç ay sonra yapıldı.

Mart ayındaki depremden sonra bazı çevreciler Fukuşima santralinin bu büyük felakete rağmen ciddi bir hasar görmediğini, yeni bir Çernobil yaşanmadığını söyleyerek nükleer enerjiye daha fazla destek vermeye başlamıştı.

Başka bir grup ise yaşananların tehlikeleri yeterince ortaya koyduğunu, üstelik rüzgarla dağılan radyoaktivitenin etkisinin uzun erimde görüleceğini söyleyerek bu görüşe karşı çıkmıştı.

Santral sahibi ülkelerde durum

GlobeScan 2005 yılında da nükleer reaktörleri olan sekiz ülkede benzer bir araştırma yaptı.

Bunlardan çoğunda nükleer santrallere muhalefet artmış görünüyor.

Örneğin Almanya'da nükleer enerjiye muhalefet altı yıl önce %73 oranında iken, şimdi %90. Zaten Alman hükümeti de geçtiğimiz aylarda nükleer programını kapatmaya karar vermişti.

Nükleer santral karşıtlığı Fransa'da %66'dan %83'e, Rusya'da da %61'den %83'e yükselmiş durumda.

Buna karşılık nükleer santralin zarar gördüğü Japonya'da santrallere muhalefet nispeten az artmış: %76'dan %84'e yükselmiş.

Var olan santralleri hemen kapatmaya en istekli ülkeler Almanya ve İspanya olurken, santrali olmayıp da isteyen ülkelerin başını Nijerya (%41), Gana (%33) ve Mısır (%31) çekiyor.

2005-2011 döneminde nükleer enerjiyi tehlikeli görenlerin oranının artmadığı, aksine azaldığı iki ülke var: İngiltere ve ABD.

"Santralleri hemen kapatalım" diyenlerin oranı İngiltere'de %23'ten %15'e düşmüş; ABD'de ise %20'den %14'e.

Buna karşılık her iki ülkede de "yenilerini yapmadan eskileri kullanalım" diyenlerin oranı artmış.

Başka şirketler tarafından yapılan araştırmalar da İngiltere ve ABD'de nükleer enerjiye desteğin daha fazla olduğunu gösteriyor.

25 Kasım 2011

İran'a İlişkin Karar Tasarısında Uzlaşma

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun Viyana'da düzenlediği zirvede, İran'ın nükleer programına ilişkin yeni karar tasarısı üzerinde uzlaşma sağlandı.

Yeni karar tasarısında, İran'ın nükleer programının askeri boyutundan ciddi endişe duyulduğu belirtildi.

Ayrıca Tahran yönetimine, nükleer programının "askeri boyutuna" ilişkin kaygıları gidermesi için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile şeffaf işbirliği yapması çağrısı bir kez daha dile getirildi.

Raporda,"İran'ın nükleer tesislerinde nükleer silah üretmeye yönelik kimi faaliyetlerde bulunulduğuna ilişkin güvenilir kaynaklardan istihbarat alındığı" yolundaki ifadeler dikkat çekti.

Pekin ve Moskova'nın da onayladığı belirtilen tasarı, yarınki (Cuma) oturumda üye 35 ülkenin oylamasına sunulacak.

17 Kasım 2011

İran'ın yerinde olsaydım, ben de nükleer silah sahibi olmak isterdim

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak

 

İsrail Savunma Bakanı, "İran'ın yerinde olsaydım, ben de nükleer silah sahibi olmak isterdim" dedi. İran'ın nükleer çalışmalarının devam etmesi halinde bölge ülkelerinin de silahlanmaya gideceğini belirten Barak, Türkiye ve S. Arabistan gibi ülkelerin de nükleer silahlanmaya gidebileceğini söyledi.

PBS televizyonunda, Amerika'nın en popüler sunucularından Charlie Rose ile söyleşisinde Barak, "İran, sadece İsrail'e karşı nükleer silahlanmaya gitmiyor. Onların 4 bin yıllık bir geçmişleri var...

Ve onlar da etraflarına bakıyor; Çinliler'de, Ruslar'da ve Pakistan'da nükleer güç bulunduğunu görüyorlar. (Irak'ın eski lideri) Saddam nükleer silah sahibi olmaya çalıştı; (Suriye Devlet Başkanı) Beşar Esad çalıştı, (Libya'nın öldürülen Devlet Başkanı Muammer) Kaddafi de bunu denedi. Dediklerine göre İsrail'de de var" diye konuştu ve "İran'ın yerinde olsaydım, ben de nükleer silah sahibi olmak isterdim" ifadelerini kullandı.

Nükleer silaha sahip bir İran'la, Ortadoğu'nun tümüyle farklı bir yer olacağını söyleyen Barak, şöyle devam etti:

"Ötekiler farklı. Dünya ABD'nin nükleer bir güç olmasını kaldırabilir. Belli koşullarla Rusya'yı, Çin'i, hatta Hindistan'ın bile nükleer silahlara sahip olmasını kaldırabilir.

‘TÜRKİYE DE NÜKLEER SİLAH ÜRETEBİLİR’

Ama bir düşünün; İran nükleer silahlara sahip olursa, Suudilerin de nükleer silah üretmemesi mümkün değildir. Türklerin de nükleer silah üretimine başlamasını önleyemezsiniz. Hatta ileride bir Mısır Hükümeti, bile… Bu da çok daha sorumsuz ellerde bir nükleer silah yarışı başlatacaktır. Bu çok tehlikeli bir şey."

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın eski Başkanı Muhammed El Baradey'in "Nobel barış ödülünü almasına rağmen, İran'la ilgili gerçekleri hiçbir zaman dile getirmediğini" iddia eden Barak, "Şimdi Yukiya Amano geldi ve hakikati söylemeye karar verdi" dedi.

'İRAN LİDERLERİNİ KÖŞEYE SIKIŞTIRMAMIZ GEREKİR'

İran'ın nükleer silaha ulaşma kararlılığında olduğunu belirten Barak, İran'ın nükleer programını müzakereler yoluyla durdurmanın bir yolu bulunup bulunmadığı sorusuna karşı Rusya, Çin ve Hindistan da dahil, dünya ülkelerinin yaptırımlar konusunda el ele vermeleri halinde, bunun mümkün olduğunu, İran liderliğinin bu takdirde köşeye sıkışıp programı durdurmak durumunda kalacağını ifade etti.

İran'a bir askeri saldırı ihtimali ile ilgili bir soruya ise İsrail Savunma Bakanı, "Biz hangi araç olursa olsun kullanılması taraftarıyız ve dostlarımıza da hiçbir seçeneği masadan çekmemelerini tavsiye ediyoruz" karşılığını verdi.

İSRAİLLİ POLİTİKACILARDAN BARAK’A TEPKİ

Barak'ın sözlerine İsrailli politikacılardan tepki gelirken, Likudlu parlamento üyesi Miri Regev, "Savunma Bakanı" olarak, Barak'tan daha sorumlu davranmasının beklendiğini kaydetti, Barak'ın ortaya, İran sorunu konusundaki şamatanın sonlanmasına yardımcı olacak bir örnek koymasının beklendiğini ifade etti.

Kadima milletvekillerinden Yoel Hasson da Savunma Bakanı'nın İsrail'in güvenliğinden sorumlu değilmiş gibi konuştuğunu öne sürdü. Barak ise söyleşinin yankılanmasının ardından Ordu Radyosuna yaptığı açıklamada, medya fırtınası yaratan cümlenin farazi olduğunu söyledi.

Barak, "İran'ı durdurmak için dünyayı sert yaptırımlar için seferber etmek amacıyla küresel çapta yürüttüğümüz mücadelenin bir parçası olarak, İran'ın nükleer programının yalnızca İsrail'e saldırı amaçlı olduğu hususunda kendimi kandırmıyorum dedim" şeklinde konuştu.

17 Kasım 2011

Japonya Pirinçinde radyasyon bulundu

 

japon pirinc tarlası

Japonya'da, Fukuşima nükleer santralinin Mart ayındaki depremden zarar görmesinden bu yana ilk kez pirinçte radyoaktif sezyum maddesi düzeyinin güvenlik sınırını aştığı belirlendi.

Yetkililer, pirinçten alınan örneklerin santrale 60 kilometre uzaklıktaki Fukuşima kentindeki bir çiftlikten geldiğini kaydetti.

SEVKİYATLAR DURACAK

Hükümetin, bölgeden sevkiyatları durdurmayı düşündüğü belirtildi. Japonya'da son aylarda et, mantar ve yeşil çay gibi gıda ürünlerinde radyasyon tespit edilmişti ancak ülkenin temel gıda maddesi pirinçte radyasyona rastlanmamıştı. Pirincin, marketlere pazarlanması için hazırlandığı ancak satış yapılmadığı kaydedildi.

Pirinçte radyoaktif sezyumun bulunması, rüzgar ve yağmurla ülkenin doğu kesimlerine yayılan radyasyonun izini sürmenin zorluklarına dikkat çekti.

Japonya'da 11 Mart'ta meydana gelen depremin, Fukuşima nükleer santralinde oluşturduğu hasar ülkeye büyük miktarda radyasyon yayılmasına neden olmuştu. Fukuşima'daki patlama, Çernobil santrali felaketinden bu yana en büyük nükleer felaket olarak kayıtlara geçti.

17 Kasım 2011

Avrupa'daki radyasyonun kaynağı bulundu

 

Avrupa'daki radyasyon

Avrupa semalarında son birkaç haftadır görülen ve nereden geldiği belirlenemeyen radyasyonun kaynağı belli oldu.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'ndan yapılan açıklamada, düşük seviyeli radyoaktif atığa Macaristan'daki bir izotop üreticisinin neden olduğunu belirtildi.

Açıklamada, "Avrupa semalarında atmosfere yayılan düşük seviyeli radyoaktif atığa, sağlık ve endüstriyel aplikasyonlar konusunda izotop dalgaları üretimi yapan Macar şirketi İzotop Enstitüsü'nün neden olduğunu tahmin ediyoruz" denildi.

Avrupa semalarında tespit edilen Iodine-131'in çok düşük olduğu belirtilen açıklamada, "İnsan sağlığını tehdit edecek bir durum yok" denildi.

AVRUPA'YI HAFTALARCA MEŞGUL ETTİ

Avrupa'da, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya ve Avusturya'dan sonra Fransa'da da havada normalden daha yüksek oranda iyot atığı tespit edilmişti. Radyoaktif atığın nereden geldiği bir türlü tespit edilememişti.

İZOTOP NEDİR?

Aynı atom numarasına ve aynı kimyasal özelliklere (çekirdekler aynı sayıda protona sahiptirler) sahip olan fakat ağırlıkları ya da kütleleri farklı olan (çekirdekleri farklı sayıda nötron içerir) elementler. Peryodik sınıflandırmada aynı yer işgal ederler ve buna göre adlandırılırlar.

17 Kasım 2011

Avrupa'da Radyasyon

 

Avrupa'da Radyasyon Fransa'ya da ulaştı

İlk olarak geçen hafta sonu Orta Avrupa ülkeleri tarafından kaydedildiği ortaya çıkan radyoaktivite Fransa'da da tespit edildi. Fransız bilim dünyası tespit edilen oranın sağlık açısından zararlı olmadığını söylemekle birlikte, nereden geldiğini belirleyemiyor.

Strasbourg - Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Slovakya ve Avusturya'nın ardından Fransa da havada, nereden geldiği henüz belli olmayan radyoaktif iyot atığı tespit etti. İyot atomunun radyoaktif şekli olan ve kısaca I-131 olarak tanımlanan bu atom, diğer radyoaktif maddeler gibi devamlı surette parçalanarak çevreye radyasyon yayıyor.

Fransız Nükleer Emniyet Enstitüsü (IRSN) Fransa'nın kuzey bölgelerinde yapılan ölçümlerin sağlık açısından tehdit oluşturmadığını açıkladı. Enstitü, örnek olarak, Mayıs 1986'da Çernobil nükleer felaketinin ardından yapılan ölçümlerin bugüne oranla bir milyon kez daha fazla I-131 oranı içerdiğini bildirdi.

Fransız uzmanlar radyoaktivitenin kaynağının ise henüz tespit edilemediğini söylüyor. IRSN, kaynağın Fransa'dan ve Fukuşima nükleer santralinden kaynaklanmadığını açıkladı.

UZMANLAR ÜÇ OLASILIK ÜZERİNDE DURUYOR

Fransız nükleer uzmanları şu an için üç olasılık üzerinde duruyor. Birincisi; I-131'in bir nükleer santral veya bir araştırma reaktöründen gelme olasılığı. Ancak santral ve reaktörler başka tür radyoaktif maddeler de ürettiğinden ve ölçümlerde bu maddelere rastlanmadığından bu olasılık geri planda tutuluyor. İkincisi ise I-131 bazı kanserlerin tedavisi için tıp alanında kullanıldığından, bu alanda üretim yapan bir fabrikadan sızıntı yaşanmış olabileceği. Yetkililer benzer bir vakanın 2008 yılında Belçika'da yaşandığını hatırlatıyor.

Üçüncü olasılık ise radyoaktivitenin "bilinçlice" veya "kötü niyetle" havaya atılmış olması. Fransız yetkilileri, böyle bir durumda "suçlunun" kendisini ihbar etmemesi halinde, ölçüm yapılan tüm ülkelerin işbirliği yapıp ellerindeki analiz sonuçlarını karşılaştırmalarını ve kirli hava yığınının parkurunu çizmelerini öneriyor.

16 Kasım 2011

İran'dan Türkiye'ye nükleer teklif

nükleer teklif

Nükleer santral kurma aşamasındaki Türkiye'ye, nükleer programı nedeniyle batının hedefinde olan İran'dan bir teklif geldi.

Üst düzey İranlı yetkili Muhammed Cevad Laricani, ülkesinin, tartışmalı nükleer teknolojisini komşularıyla paylaşmaya istekli olduğunu ve Türkiye'ye nükleer santral inşasında yardım edebileceğini söyledi.

Laricani, New York'ta gazetecilere yaptığı açıklamada, ''nükleer teknolojilerini komşu ülkelerle paylaşmaya çok hazır olduklarını'' ifade etti.

Laricani, ''Türkiye yıllardır nükleer enerji santrali yapmaya çalışıyor, ancak Batı'da hiçbir ülke onlar için inşa etmeye istekli değil'' dedi.

Muhammed Cevad Laricani, bu bağlamda Nükleer Silahsızlanma Anlaşması çerçevesinde Ortadoğu'daki diğer ülkelerle de işbirliği yapmaya hazır olduklarını belirtti.

İran İnsan Hakları Yüksek Konseyi ile Matematik ve Fizik Enstitüsü'nün başkanı olan Muhammed Cevad Laricani, aynı zamanda parlamento başkanı Ali Laricani'nin kardeşi.

15 Kasım 2011

Avrupa'da düşük düzeyde radyoaktif madde bulundu

 

Fukuşima santrali

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Çek Cumhuriyeti ile Avrupa'nın diğer bazı bölgelerinde bulunan iyodin-131 maddesinin halk sağlığı açısından herhangi bir tehlike yaratmadığını açıkladı.

IAEA, bu maddelerin nereden kaynaklandığını saptamaya çalıştıklarını belirtti; ancak kaynağın Japonya'da depremden büyük hasar gören Fukuşima santrali olduğuna inanılmadığını bildirdi.

Kurum, artan radyasyon düzeyi hakkında ilk olarak Çek Cumhuriyeti'nden bilgi geldiğini belirtti.

IAEA, iyodin-131'in sekiz günlük ömrü olan bir radyoizotop olduğuna işaret etti.

Reuters Haber Ajansı'na göre, Çek nükleer güvenlik yetkilileri, Ekim ayı sonundan bu yana çeşitli gözlem merkezlerinde radyoaktif iyodin-131 maddesi saptadılar ve kaynağının belirlenmesi için IAEA'ya başvurdular.

Çek kurumunun başkanı Dana Drabova, bu maddelerin kaynağının kesinlikle bir nükleer enerji santrali olmadığını ve bir yabancı ülkeden kaynaklandığına inanıldığını söyledi. Drabova, iyodinin, radyofarmakoloji üretimi sırasında dışarı sızmış olabileceğini belirtti.

Japonya'daki nükleer santral hasarından sonraki günler ve haftalarda, İzlanda ve diğer bazı Avrupa ülkeleriyle ABD'de, Fukuşima'dan kaynaklandığına inanılan çok küçük miktarlarda iyodin-131'e rastlanmıştı.

11 Kasım 2011

Sırada İran mı Var ?

 

 

ABD ve İsrail ile İran arasında nükleer gerginliğin geldiği son noktada taraflardan gelen karşılıklı tehditler Ortadoğu, yeni bir savaşın eşiğinde mi sorusuna yol açtı.

11 Kasım 2011

Cordesman: 'İran Hala Nükleer Silah Peşinde'

 

Washington’un önde gelen düşünce kuruluşlarından Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Ortadoğu uzmanı Anthony Cordesman, İran’ın nükleer programı konusundaki son gelişmeleri ve İsrail’in saldırı hazırlığında olduğu söylentileri değerlendirdi. Cordesman, Jeffrey Young’ın sorularını yanıtladı.

Uzmanlara göre Uluslararası Atom Enerjisi Dairesi’nin son raporu İran’ın silah geliştirme niyetinde olduğunun bir göstergesi. Yani uzun zamandır tartışılan “niyet” meselesi gündemde. Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS) Ortadoğu uzmanı Anthony Cordesman anlatıyor: “Sözkonusu olan uranyum zenginleştirme meselesi değil. Uzmanlar uranyum zenginleştirerek bomba için kullanılacak füzyon malzemesinin ne kadar çabuk üretilebileceğini tartışadursun. Ancak bu tartışma şu aşamada büyük bir önem taşımıyor . Açık olan şu: İran sınırlı bir süre zarfında yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumu zenginleştirerek nükleer silah üretiminde kullanabilir.”

Amerikalı uzman, İran’ın balistik füze denemeleri yaptığını da hatırlatıyor. Cordesman, bu tablo altında müzakerelerin daha ne kadar sürebileceğini sorguluyor: “Esas soru da bu zaten: Müzakereler daha ne kadar sürebilir? Hangi noktada askeri seçeneği uygulamaya koyacaksınız? Yoksa İran’ın nükleer silah edinmesini kabul mü edeceksiniz? Ayrıca, zaman içinde İran’ın birkaç nükleer cihaz edinmesine göz yummak bir şey; çok sayıda nükleer silah üretmesine izin vermek başka bir şey…”

İran’ın belirli bir süre içinde nükleer silah edinebileceği beklentisiyle birlikte İsrail’in belli başlı hedeflere saldırı düzenleyebileceği basında dile getirilmeye başladı. Uzmanlar kamuoyu nezdinde böyle bir ihtimali değerlendirirken Cordesman yorumların ihtiyatlı bir şekilde yapılması gerektiğini kaydetti: “İsrail İran’ın politikasını değiştirmediği takdirde askeri gücüne başvurabileceğini sürekli olarak hatırlatmak durumunda. Bu bir blöf değil, bu bir baskı unsuru. Amerika Dışişleri Bakanı da askeri seçeneğin masada olduğunu söyledi. İran’ın da nükleer silah kapasitesini geliştirdiği bir gerçek.”

 

İran Nükleer Silah

Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı Anthony Cordesman İsrail’in karar verme sürecini şu sözlerle özetliyor: “İsrail’in perspektifinden bakalım ve açık konuşalım: Amerikan siyasi yapısı İsrail’i eleştirmesini veya İsrail’e direnmesini ciddi ölçüde zorlaştırıyor. İran güzergahı üzerinde olan Irak’ın etkili bir hava kuvveti yok. Yani Irak hava sahasını ihlal etmek hiç de zor değil. Bu arada İran, Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçisine suikast hazırlığında olduğunu öğrendik, yani İsrail’in İran’a saldırmasına Arap ülkelerinin göstereceği tepki asgari düzeyde olacak. Tepki göstermezler demiyorum ama protesto etmek bir şey, harekete geçmek başka bir şey.”

Cordesman’a göre bu şartlar operasyon ihtimaline işaret etse de bunun ne kadar etkili olabileceği değerlendirmesinin de yapılması gerekiyor: “İsrail sembolik bir saldırı düzenlemez. Yani operasyonların gerçekten önemli merkezleri vurabileceği; yer altındaki tesisleri yok edebileceği ve zenginleştirilmiş tüm maddelere ulaşabileceğinden emin olması gerekiyor. Yani İran’ın nükleer programını uzun süreli durdurabilecek anlamlı bir operasyon olmalı… Ve sonuçta kimse İsrail’deki askeri hesapları bilemiyor. Medyada yer alan haberlere değer vermek yanlış olur. Son 10 yıl içinde Amerikan veya İsrail savaş planları konusunda Ortadoğu’da veya basında doğru bir değerlendirme olmadı. Haber verilenlerin yüzde 90’ı yanlış veya uydurma çıktı, çünkü açık konuşmak lazım, editörlerin artık muhabirlerinin haber kaynaklarını kontrol etmedikleri bir çağdayız.”

1981 yılında İsrail, Irak’taki Osirak nükleer tesisini vurdu. 2007 yılında Suriye’deki bir nükleer tesisi vurdu. Ancak İran farklı… Birkaç nükleer tesis var, bazıları yer altında…

Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Ortadoğu uzmanı Anthony Cordesman: "Yani İsrail İran’ın nükleer programını tamamen etkisiz hale getiremez. O kadar askeri gücü yok. İran’daki tüm hedefleri vuramaz – bazıları ülkenin kuzeydoğusunda… İsrail’in istihbarat kapasitesi çok iyi, ama mükemmel değil. Her santrifüj tesisini, her binayı tespit etmesi fazla olası değil. Çoğu uzman başarılı bir operasyonun İran’ın nükleer programını belki üç yıl geciktireceğini söylüyor. Ve bunun olabilmesi için de bilinenin dışında başka hedefler olmaması gerekiyor. Oysa unutmayın son beş yıl içinde üç kez daha önce bilmediğimiz tesisler olduğunu öğrendik," diyor.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Ortadoğu uzmanı Anthony Cordesman, İsrail’in yine de İran’a gerekli uyarıları yaptığını anlattı.

09 Kasım 2011

İran-İsrail Arasındaki Gerilim Tırmanıyor

 

İran'ın nükleer silah üretimine başlamasının an meselesi olduğuna inanan İsrail, savaş tatbikatı yapıyor, Tahran'dan ise meydan okuyan açıklamalar geliyor. Şimdi bütün gözler, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun, 8 Kasım'da açıklayacağı İran raporunda...

Ortadoğu'da bir kez daha soğuk rüzgarlar esiyor.

Kritik tarih 8 Kasım...

Zira bu tarihte Uluslarası Atom Enerjisi Kurumu İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin raporunu açıklayacak.

İsrail istihbarat servisi MOSSAD'ın ele geçirdiği rapora göre, İran'ın nükleer silah üretmesi an meselesi...

İsrail hükümeti, ordunun "önleyici saldırı doktrini" çerçevesinde İran'daki nükleer santralleri vurmasına yeşil ışık yaktı.

Buna bir de Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in beklenmedik çıkışı eklenince bölgede tansiyon iyice yükseldi.

Peres, İran'ı nükleer silahlanmadan vazgeçirmek için askeri operasyonun kapıda olduğunu söyledi.

İran'ı hedef almak için üretilen bin 200 kilometre menzilli ve nükleer başlık taşıyabilen Eriha füzelerinin test atışları gerçekleştirildi.

İsrail ordusu İtalya hava sahasında dev uçak filosuyla tatbikat yaptı.

İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nin de İran'a muhtemel saldırısında İsrail'i destekleyeceği belirtiliyor.

İran'da ise Tahran'daki Amerikan Büyükelçiliği'nin basılmasının 32'nci yıl dönünümünde eski elçilik binası önünde toplanan binlerce kişi İsrail ile Amerika'ya ölüm sloganları attı ve her iki ülkenin bayraklarını ateşe verdi.

05 Kasım 2011

Nükleer silahlanmada ürküten rapor

 

Nükleer silahlanma

İngiliz Amerikan Güvenlik Bilgisi Konseyi (Basic) isimli düşünce kuruluşunun yayımladığı ve Guardian gazetesinin yer verdiği rapora göre, dünyanın nükleer güçleri, gelecek 10 yılda nükleer savaş başlıklarını yenilemek ve modernleştirmek için yüz milyarlarca dolar yatırım ve harcama yapacak.

LONDRA - Uluslararası güvenlik konularında araştırmalar yapan, merkezi Londra'da bulunan Basic, "hükümetlerin bütçe kısıtlama ve silahsızlanmaya ilişkin söylemlerine karşın, delillerin yeni ve tehlikeli bir nükleer silah çağına girildiğine işaret ettiğini" bildirdi.

ABD 700 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM YAPACAK

Raporda, ABD'nin gelecek 10 yılda nükleer silahlara 700 milyar dolarlık yatırım yapacağı, İsrail, Rusya, Hindistan, Fransa ve Pakistan'ın da nükleer füze ve silahlara benzer miktarlarda para harcayacağı kaydedildi.

Pakistan ve Hindistan'ın daha küçük nükleer savaş başlıkları üretecekleri, İsrail'in ise "denizaltı filosunda güdümlü nükleer füze sayısını artıracağı ve kıtalar arası balistik füze planı içinde olacağı" kaydedildi.

İsrail'in ayrıca Jericho 3 füzelerinin menzilini geliştireceği bildirildi. Raporda İran'ın nükleer çalışmaları konusu ise ele alınmadı.

31 Ekim 2011

Ahmedinejad: 19 bin megawatt enerjiye daha ihtiyacımız var

Ahmedinejad, bm

 

BM tolantıları için New York'ta bulunan Ahmedinejad, "Yeni nükleer reaktörler için Rusya ile görüşüyoruz." dedi.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Buşehr santralinde yeni nükleer reaktörler yaptırmak için Rusya ile görüşme halinde olduklarını açıkladı.

Birleşmiş Milletler toplantıları için New York'ta bulunan Ahmedinejad, diğer ülkeleri ve şirketleri de yeni nükleer santral yapımı konusunda teklif vermeye davet etti.

Ülkesinin 20 bin megawatt enerjiye ihtiyacı olduğunu belirten Ahmedinejad, ancak Buşehr santralinin sadece bin megawatt enerji sağladığını söyledi.

Buşehr nükleer santrali Rusya tarafından inşa edilmiş ve bu yıl içinde hizmete girmişti.

24 Eylül 2011

Fransa nükleerden vazgeçebilir mi?

Fransa'da nükleer

 

Fukuşima felaketi, nükleer güvenlik konusunu Fransa’da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin ana temalarından biri haline getirdi.

Halkın tepkisi üzerine ülkenin etkin nükleer lobisi de karşı atağa geçti.

Fransa'da iki turlu cumhurbaşkanlığı seçimi gelecek yıl 22 Nisan-6 Mayıs tarihlerinde yapılacak. Fukuşima felaketi ve Almanya, İsviçre ve İtalya gibi ülkelerin nükleerden kademeli olarak vazgeçme kararı almış olmaları, nükleer enerjiye dünya genelinde en bağımlı ülke olan (yüzde 70'in üstünde) Fransa’da nükleer güvenliği seçimin en önemli konularından biri yapmak üzere.

Konu öncelikli olarak muhalefetteki sol ve çevreci partiler tarafından kullanılmakta. Ana muhalefetteki Sosyalist Parti’nin (PS) cumhurbaşkanlığı seçimi aday adaylarından Martine Aubry, gelecek 20-30 yıl içinde nükleer bağımlılığa son verilmesini savunuyor. PS’nin diğer iddialı aday adayı François Hollande nükleer enerji bağımlılığını 2025 yılına kadar yüzde 50’ye indirmeyi öneriyor. Yeşiller Partisi’nin cumhurbaşkanlığı adayı Norveç kökenli siyasetçi Eva Joly nükleerden vazgeçilip en az yüzde 80 oranında yenilenebilir enerjiye geçilmesini savunuyor.

 

Fransa'da nükleer tesis

Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin liberal-muhafazakar iktidar partisi UMP (Halk Hareketi Birliği) ise nükleer konusunun gündeme gelmesini istemese de orantı belirtmeden yenilenebilir enerjiye daha fazla ağırlık verilmesinden yana olduğunu söylüyor.

İş kaybı tehlikesi

Fransız nükleer lobisi de toplumda yükselen nükleer karşıtı akımı ekonomik tezlerle bertaraf etmeye çabalamakla meşgul. Fransız Atom Enerjisi Komiserliği (CEA), nükleerden vazgeçme politikasının Fransa’ya maliyetinin en az 750 milyar Euro olacağını öne sürüyor. Fransa'ya oranla nükleere üç kat daha az bağımlı olan Almanya’da nükleerden vazgeçmenin faturasının 250 milyar Euro olduğuna işaret eden CEA, Fransa’nın 2003 yılında 23 milyar Euro olan enerji ithalatı faturasının 2010 yılında 48 milyar Euro’ya yükseldiğini ve bu rakamın bu yıl için 60 milyar Euro olarak öngörüldüğünü hatırlatıyor. CEA yönetimi, nükleerden vazgeçme senaryosunda bu rakamın bugüne kadar görülmemiş düzeye ulaşağını söylüyor. CEA’ya göre, petrolün varilinin 105 doların üstünde seyrettiği, döviz kurlarının enerji tüketimi fazla olan ülkelerin aleyhinde olduğu ve iklim konusunda alınan önlemlerin yoğunlaştığı bir dönemde nükleerden vazgeçilmesi mümkün değil.

Fransa’nın nükleer devi Areva için gerçekleştirilen bir araştırma ise nükleerden vazgeçilmesi halinde ülkede 410 bin kişinin işini kaybedeceğini, 450 şirketin iflas edeceğini ve 12,3 milyar Euro katma değer kaybı olacağını gösteriyor.

22 Eylül 2011

Uluslararası Nükleer Enerji Dairesi Başkanının İran Raporu

 

İran’ın nükleer programı

Uluslararası Nükleer Enerji Dairesi Başkanı, İran’ın nükleer programıyla ilgili çıkan yeni istihbarat nedeniyle kaygılarının daha da arttığını açıkladı.

Yukiya Amano, daire yönetim kurulunun beş günlük toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Tahran hükümetinin savaş başlıklarıyla denemeler yapma olasılığından kaygı duyduklarını bildirdi.

İran’ın geçmişe oranla daha şeffaf davrandığının altını çizen Amano, bununla birlikte Tahran hükümetinin nükleer konularda Birleşmiş Milletler’le yeterince işbirliği yapmadığını belirtti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, nükleer programından dolayı İran’a dört ayrı yaptırım uygulamıştı. İran nükleer programının askeri amaçlı olmadığını savunuyor.

12 Eylül 2011

Fransa'daki nükleer santralde patlama: 1 ölü, 4 yaralı

Fransa nükleer santralde patlama

 

Fransa'nın güneyinde, Akdeniz kıyısındaki Langedoc Roussillon bölgesinde bulunan Marcoule nükleer santralinde bir patlama oldu.

Fransız Ulusal Elektrik İşletmesi EDF, içinde herhangi bir reaktör bulunmayan Marcoule'de yerel saatle 11:45'de meydana gelen patlamada bir kişinin öldüğünü, biri ağır olmak üzere 4 kişinin yaralandığını bildirdi.

Bazı yetkililer Nimes kenti yakınlarında yer alan nükleer santralin fırınında meydana gelen patlama ardından, çevreye radyoaktif sızıntı olması ihtimali bulunduğunu belirtmişlerdi.

Fransız polisi ise tesisin dışında herhangi bir sızıntı olmadığını belirtti. Patlamaya neyin yol açtığı açıklanmadı ama fırın içinde kontrol altına alındığı kaydedildi. tesisin çevresi de kordon altına alındı.

Nükleer Güvenlik Dairesi'nden Evangelia Petit, bir patlama olduğunu doğruladı ama daha ayrıntılı açıklama yapmadı.

Marcoule nükleer santralinde, Fransız nükleer sanayinin devi Areva tarafından, nükleer silahlardaki plütonyumu yeniden dönüştüren MOX yakıtı üretiliyor.

Bu işlem için aşırı düzeyde ısıtılan plütonyum ve uranyum parçacıkları fırında ateşleniyor.

1955 Yılında hizmete giren Marcoule santrali, Fransa'nın en eski nükleer tesislerinden biri olmakla birlikte, yakınlarda kapsamlı şekilde yenilenmişti.

Bu arada, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı genel müdürü Yukiya Amano, Marcoule nükleer santralinde meydana gelen patlama konusunda Fransa'dan bilgi istediklerini açıkladı.

Amano, düzenlediği basın toplantısında kurumdaki "kaza merkezi"nin, olaydan hemen sonra devreye girdiğini bildirdi.

 

Fransa nükleer santralde patlama

BBC'nin Paris muhabiri Christian Fraser, enerji ihtiyacının yüzde 75'ini nükleer santrallerden karşılayan Fransa'da, nükleer güvenliğin son derece hassas bir konu olduğuna işaret ediyor.

Haziran ayında Fransa, nükleer endüstri alanında 1 milyar euroluk yatırım yapılacağını, bu bağlamda nükleer santrallerin güvenliği konusundaki araştırmalara büyük destek verileceğini bildirmişti.

Yeni nükleer reaktörler geliştiren Fransız nükleer devi Areva, Fukuşima felaketinden bu yana, Fransız kamuoyunu nükleer enerjinin güvenilirliği konusunda ikna etmek için büyük bir reklam kampanyası yürütmekteydi.

12 Eylül 2011

İran Buşehr santralini 37 yıl sonra açıyor

İran Nükleer Santralda Üretim

 

İran yapımına 37 yıl önce başlanan Buşehr nükleer santralini bugün hizmete açıyor.

Bir milyar dolara mal olduğu tahmin edilen santralin inşaatına 1974'te, Şah Rıza Pehlevi iktidardayken başlanmıştı.

İslam Devrimi, İran Irak savaşı ve teknik sıkıntılar santralin inşaatında gecikme ve aksamalara yol açtı.

Almanya'nın başladığı inşaatın tamamlanması için 1990'lardan bu yana teknik destek veren Rusya, tesise nükleer yakıt çubuğu sağlayacak ve tüketilmiş çubukları teslim alacak.

Bu şekilde plütonyum çubuklarının yeniden işlenip silah üretiminde kullanılacak düzeye getirilmesinin önüne geçilmiş olacak.

Bu da ABD başta olmak üzere bazı batılı ülkelerin santral ile ilgili kaygılarını gidermeye yönelik bir adım.

Üç ay içinde tam kapasite

Buşehr santrali aslında bu yıl içinde yapılan testler ardından, ay başında ana elektrik şebekesi için elektrik üretimine başlamıştı.

Uzmanlar, iki reaktörü olan bin megavatlık tesisin tam kapasiteye ulaşmasının bu yılın sonunu bulacağını söylüyor.

Açılış törenine İranlı bakanlar ve yetkililer yanında Rusya Enerji Bakanı Sergey Şmatko ile Rus Atom Enerjisi Kurumu Rusatom Başkanı Sergey Kiriyenko da katılacak.

İran yönetimi, nükleer faaliyetlerinin bütünüyle enerji üretimine yönelik olduğunu belirtiyor.

Ancak uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin yarattığı şüpheleri giderememiş olması nedeniyle ülke Birleşmiş Milletler nezdinde uluslararası yaptırımlara tabi.

Dün İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakereleri yürüten Said Celili, Avrupa Birliği'ne gönderdiği mektupta bu konuda yeni görüşmelere hazır olduğunu açıklamıştı.

Bu görüşmeler İran'ın uranyum zenginleştirmeye son vermeyi kabul etmemesi ardından Ocak ayında kesilmişti.

12 EYLÜL 2011

 

İran Nükleer Santralda Üretim

İran'da Nükleer Santral Üretime başladı

İran Atom Enerjisi Kurumu, Buşehr santralinden ilk aşamada üretilen 60 megavat gücündeki elektriğin ülkenin elektrik sistemine bağlandığını duyurdu.

İran'ın ilk nükleer santrali Buşehr'de elektrik üretimine başlandığı bildirildi.

İran Atom Enerjisi Kurumu, Buşehr santralinden ilk aşamada üretilen 60 megavat gücündeki elektriğin ülkenin elektrik sistemine bağlandığını duyurdu.

Projenin tamamen hayata geçirilmesiyle ilgili denemelerin sürdüğü, santralde ilk kez elektrik üretilmesi dolayısıyla resmi açılış töreninin gelecek hafta yapılacağı belirtildi.

Buşehr'in tam faaliyete geçmesi halinde 1000 megavat gücünde elektrik üretilmesi bekleniyor.

04 Eylül 2011

Mersin'de nükleer gerginlik

 

Mersin'de nükleer gerginlik

Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli beldesinde yapılması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali'ni protesto eden grubun, santralin şantiye alanına girmesi nedeniyle arbede yaşandı.

MERSİN - Mersin ve çevre ilçelerinden gelen yaklaşık 700 kişilik nükleer karşıtları, Büyükeceli Belediye binası önünde toplandı.

Buradan nükleer santralin yapılacağı yere kadar olan yaklaşık 4 kilometrelik mesafeyi yürüyen gruptakiler, bu sırada Mersin-Antalya karayolunu bir süre trafiğe kapattı.

Daha sonra şantiye girişine gelen grup, ana giriş kapısının güvenliğini sağlayan özel güvenlik ekiplerini de aşarak şantiye alanına doğru ilerlemeye başladı.

Grup ile özel güvenlik görevlileri ve olay yerine gelen jandarma ekipleri arasında bir süre arbede yaşandı.

Grup şantiye alanına doğru ilerledikten sonra jandarma komutanlarının da araya girmesiyle sakinleştirildi. Grup bunun üzerine bir süre şantiye alanı içerisinde oturma eylemi yaptı.

Mersin Nükleer Karşıtı Platformu sözcüsü Sabahat Arslan, bu sırada yaptığı basın açıklamasında, nükleer santrallerin çevreye ve insana büyük zararlar verdiğini belirterek, yapılacak nükleer santral ile de Türkiye'nin Rusya'ya enerji alanında bağlılığının artacağını iddia etti.

CHP Mersin milletvekilleri Ali Rıza Öztürk ve Aytuğ Atıcı'nın da bulunduğu grup, açıklamanın ardından şantiye alanından çıkarak, dağıldı.

07 Ağustos. 2011

Japonya nükleeri 2050'ye kadar bırakacak

 

2050'ye kadar nükleer terk edilecek

Japonya Başbakanı Naoto Kan, 11 Mart depremi ve tsunamisinden sonra iyice tehlikeli hale gelen nükleer enerji santrallarını tedricen bırakma kararı aldı.

Fukuşima nükleer santrali depremde zarar görmüş, facianın eşiğinden dönülmüştü.

TOKYO - Dört ay önce nükleer kriz yaşayan Japonya tarihi bir karar aldı.

Japon Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Nato Kan, 2050'ye kadar nükleer enerji santrallarının tamamen devreden çıkarılarak temiz enerji kaynaklarına, başta güneş ve rüzgar gibi doğaya dost enerji kaynaklarına yönelmeye ilişkin hükümet planını açıkladı.

Başbakan Kan, nükleer enerji karşıtı planını böylece pekiştirme kararı aldı.

Kan'ın kararına kendi hükümetinden karşı çıkan yetkililer de bulunuyor. Muhalefet partileri ise bu plana karşı çıkıyor. Kan'a karşı çıkanlar, sanayinin nükleer enerjiye muhtaç olduğunu vurguluyor.

Japonya'da, 9 büyüklüğündeki 11 Mart depreminden sonra 54 nükleer elektrik santralından 35'i çalışmayı durdurmuştu.

Depremin vurduğu orta kesimdeki ana ada Honşu'nun doğusunda Büyük Okyanus'a yakın Fukuşima nükleer santralı büyük arıza ve sorun çıkarmıştı. Bölge halkı nükleer sızıntı tehlikesi nedeniyle tahliye edilmişti.

29 Temmuz 2011

G. Kore ve Hindistan nükleer anlaşması imzaladı

 

Güney Kore ve Hindistan arasında sivil nükleer anlaşma imzalandı.

Anlaşmanın, Güney Kore'nin Hindistan'daki enerji pazarına girme hedefine yardımcı olacağı düşünülüyor.

Hindistan, hızlı büyümeyle gelen talep artışını mevcut enerji stoklarıyla karşılamakta zorlanıyor.

Güney Kore'de Hindistan ile nükleer anlaşma imzalayan dokuzuncu ülke oldu.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Sanhay Singh, "Kore Cumhuriyeti'nin Hindistan'da sivil nükleer enerjinin geliştirilmesinin ortaklarından biri olmasından memnunuz" dedi.

Hindistan'ın atom enerjisi pazarının yaklaşık 150 milyar dolar büyüklüğünde olduğu tahmin ediliyor.

Geçen yıl parlamentonun alt kanadı nükleer enerji pazarını özel yatırımlara açan kanunu onaylamıştı.

Kanun, ülkenin nükleer enerjiye olan bağımlığının artması beklenirken yabancı firmaların reaktör inşa etmesini mümkün kıldı.

Hindistan, 30 yılda yaklaşık 30 reaktör inşa edilmesini ve 2050 senesi itibariyle enerjisinin çeyreğinin nükleer kaynaklardan elde edilmesini hedefliyor.

Güney Kore'de ise son yıllarda nükleer sektörü hızla büyüdü.

Ülkenin elektriğinin yaklaşık üçte biri nükleer santrallerden elde ediliyor.

Singh anlaşmanın iki ülke için de karlı olduğunu vurguladı.

26 Temmuz 2011

İran'da bir nükleer uzman (Darius Rızai) daha öldürüldü

 

Darius Rızai

İran'da nükleer bilimci bir kişinin Tahran'daki evinin önünde vurularak öldürüldüğü bildiriliyor.

Isna haber ajancı öldürülen kişinin, 35 yaşındaki Daryuş Rızai olduğunu bildiriyor.

Habere göre bilim adamının eşi de saldırıda yaralandı.

Bazı haberlerde saldırganların motosiklet üzerinde olduğu ileri sürülüyor.

Isna'ya göre Rızai İran Atom Enerjisi Kurumu ile bağlantılı bir uzmandı.

İranlı nükleer bilimciler bir süredir suikast eylemlerinin hedefi.

Geçen yıl Kasım ayında saldırıya hedef olan iki nükleer bilimciden biri öldü, diğeri de yaralandı.

2010 Ocak ayında da İranlı bir başka bilim adamı, Mesud Ali Muhammedi uğradığı saldırıda hayatını kaybetmişti.

İran bu saldırılardan İsrail istihbarat servisini sorumlu tutmuştu.

İran'ın nükleer programı Batı tarafından kuşkuyla karşılanıyor.

Nükleer silah üretmeye çalıştığı suçlamalarını reddeden Tahran hükümeti, nükleer tesislerinin tamamen sivil ve barışçıl amaçlı olduğunu belirtiyor.

Nükleer program tartışması

İran geçtiğimiz günlerde, uranyum zenginleştirme sürecini geliştirmek amacıyla nükleer tesislere çok daha kaliteli ve daha hızlı santrifüjler yerleştirdiklerini açıklamıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı bu açıklamayı nükleer faaliyetlerini sona erdirmesi yolunda gelen uluslararası çağrılara rağmen yaptı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest, nükleer enerji faaliyetlerinin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği içinde sürdüğünü söyledi.

Açıklamada, "BM'ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun santrifüjleri bütünüyle denetleyebildiği" dile getirildi.

ABD, İngiltere ve kimi Batılı devletler, İran'ın nükleer silah geliştirmeye çalıştığına inanıyor.

Ancak Tahran bu iddiaları kesin dille yalanlıyor ve yürütülen çalışmaların barışçıl amaçlı olduğunun altını çiziyor.

Zenginleştirilmiş uranyum, elektrik enerjisi üretiminin yanı sıra atom bombası yapmak için de kullanılabiliyor.

Halihazırda İran'la nükleer faaliyetleri konusunda altı ülke müzakere yürütüyor.

İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerine son vermeyi kabul etmediği için BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarına tabi.

İngiltere hükümeti geçen ay Tahran'ı BM kararına aykırı şekilde, nükleer savaş başlığı taşıma kapasitesine sahip füze denemekle suçlamıştı.

İran, 10 günlük askeri tatbikat kapsamında 2000 kilometre menzilli karadan karaya 14 füzeyi başarıyla fırlatmıştı.

Ancak İran Dışişleri Bakanlığı, füzelerinin hiçbirinin nükleer kapasitesi olmadığını açıklamıştı.

23 Temmuz 2011

‘İran nükleer programını yeraltına taşıyor’

Tahran’ın, nükleer tesislerini yer altına taşımaya başladığına yönelik istihbarat raporları, İran’ın nükleer silah üreteceği konusundaki endişeleri arttırdı.

İran’ın nükleer programı yine gündemde. Bu kez, Tahran yönetiminin nükleer programını yeraltına taşmaya başladığı iddiaları konuşuluyor.

İstihbarat raporlarına dayandırılan iddiaya göre İran, nükleer tesislerini dini merkezi olan Kum kenti yakınlarındaki Fordow’a nakletmeye başladı. Dağın içinde kurulan Fordow tesisinin hava ve füze saldırılarına karşı özel olarak tasarlandığı istihbarat raporlarına yansıdı.

İstihbarat raporları ayrıca uranyum zenginleştirmede kullanılan 3 bin santrifüjün de yer altı tesisine taşınmaya başlandığını yazdı. Bu rakam, Natanz tesisinde sabotajla kullanılamaz hale getirilen santrifüj sayısının üç katı.

Tahran yönetimi yer altı tesisinin varlığı konusundaki iddiaları yalanlasa da istihbarat yetkililerinin bilgilendirdiği diplomatlar bu konuda ikna olmuş görünüyor. Gelişmeleri değerlendiren bir batılı yetkili “Fordow’da hazırlık yapıyorlar” dedi.

Fordow tesislerinin uydu görüntüsü
Fordow tesislerinin uydu görüntüsü

‘EŞİK AŞILDI’

Batılı diplomatları, İran’ın nükleer silah yapma isteği konusunda endişelendiren tek gelişme, yer altı tesisleri değil. Nitekim İran’ın nükleer programının başındaki isim olan Ferudun Abbasi bu ayın başında, ülkesinin yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyum üretimini üç katına çıkaracağını açıklamıştı. Uranyumun yüzde 20 oranında zenginleştirilmesi, nükleer silah için gerekli olan yüzde 90’lık oran için bir eşik kabul ediliyor.

‘İRAN’IN NÜKLEER SİLAH SAHİBİ OLMASINA AZ KALDI’

Nükleer müzakereler için Viyana’da bulunan İran Dışişleri Bakanı Ali Akbar Salehi uranyum zenginleştirme politikalarının silah yapmak amaçlı olduğunu bir kez daha reddetti. Buna karşın Birleşmiş Milletler Nükleer Teftiş eski başkanı Olli Heinonen de, İran’ın nükleer silah yapabilecek ülkeler arasına girmeye doğru ilerlediğini söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague de, bu hafta bir Amerikan dergisi için kaleme aldığı makalesinde, İran’ın uranyumu silahlanma için yeterli şekilde zenginleştirmesine 3 ay kaldığını iddia etti. Hague ayrıca, İran’ın daha önceden nükleer programı ile ilgili bilgileri Atom Enerjisi Kurumu’ndan gizlediğini de hatırlatarak, Tahran’a yönelik denetimlerin tam anlamıyla güvenilir olamayacağını ileri sürdü.

14/07/2011

Nükleer silahlar tehlikede mi?

 

Pakistan, Batı için sadece El Kaide'ye karşı yürütülen mücadele nedeniyle değil, zengin nükleer envanteri nedeniyle de hayati önemde.

Ülkedeki istikrarsızlıklar da, özellikle Washington'da tedirginlik yaratıyor. Amerikan yönetiminin, en büyük kaygısı nükleer silahların kontrolünün radikal İslamcıların kontrolüne geçmesi.

BBC'nin ulaştığı bilgiler, Amerikalı yetkililerin, nükleer malzemelerin radikal grupların eline geçmesini önlemek için Pakistan'da bir operasyon düzenlemeyi de içeren alternatif planlar hazırladığına işaret ediyor.

06/07/2011

Video Haber İzle!

 

ABD’li istihbaratçı: Türk fizikçi de dahil, tüm nükleercilerin ölümünün ardında Mossad var.

mossad kazalari

 

ABD’li istihbaratçı: Türk fizikçi de dahil, tüm nükleercilerin ölümünün ardında Mossad var.

Eski istihbaratçı Wayne Matson, Rusya’daki uçak kazasına dikkat çekti: “İçinde İran’a çalışan 5 nükleercinin olduğu uçak önce havada patladı, sonra düştü.”

“Türkiye’de 2007′de, içinde Türk fizikçilerin de olduğu uçak önce havada patlayıp düşmüştü. Tüm bu kazaların ardında İsrail gizli servisi MOSSAD var.”

SADECE KAZA MI?

Son yıllarda yaşanan ve kurbanları arasında Türk nükleer bilim insanlarının da yer aldığı bir dizi suikast ve ‘kaza” olayının ardında İsrail gizli servisi Mossad’ın bulunduğua ilişkin bir iddia ortaya atıldı. Rusya’da 20 Haziran’da meydana gelen uçak kazasında 45 kişi ölmüştü.

Ölenler arasında İran’daki Buşehr nükleer reaktörünün inşaasında çalışan ve İsrail’in şiddetle karşı çıktığı İran’ın nükleer programına önemli katkılarda bulunan “beş nükleer bilimci ve mühendis” yer alıyordu. Kazada hayatını kaybeden nükleer bilimciler Hindistan, Çin ve Bulgaristan’da da bazı nükleer projelerde çalışmışlardı. Şimdi serbest gazetecilik yapan Amerikalı eski istihbarat görevlisi Wayne Madsen, Rusya’daki son “kaza” dahil son yıllarda yaşanan bir dizi olayı Mossad ile ilişkilendirdi. Madsen, Rusya’daki uçak kazasındaki komplo iddialarını dile getirirken “Mosad mı?” diye sordu ve Tupelov 134 tipi uçağın yere çakılmadan önce alev aldığına ilişkin iddiaları hatırlattı. Wayne Madsen, İranlı nükleer bilimci Mecid Şaşhiari’nin geçen Kasım’da motorsikletinin patlaması sonucu ölmesine, bir başka nükleer uzman Feridun Abbasi’nin yine Tahran’da benzer biçimde ağır yaralanmasına işaret etti. Madsen, İran’ın Meşhed kentinde iki yıl önce yaşanan bir başka uçak kazasında nükleer bilimcilerin ölmesi ile bir diğer nükleer uzman olan Ardeşir Hasanpur’un 2007′de İsfahan’da zehirlenerek öldürülmesine işaret etti.

PARÇALARA AYRILDI

Madsen, 30 Kasım 2007 günü İstanbul’dan Isparta’ya giden uçağın da inişten önce havada parçalara ayrıldığını ifade ederek, iyi hava koşullarında uçağın bu şekilde parçalanmasını sorguladı. Aynı uçakta, önde gelen nükleer bilimci Engin Arık ile Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Birimi Başkanı Prof. Dr. Şenel Fatma Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan’ın yer aldığına dikkat çekti. Madsen, uçağın ana parçalarının rahatça birbirinden ayrıldığını ve Vali Şemsettin Uzun’un “Böyle bir uçak kazası görmedim” dediğini aktardı. Madsen, kurtarma ekiplerinin uçağa sorunsuz girerek bazı çantaları rahatça aldıklarını öğrendiğini belirtti. Arık ve nükleer bilimciler Isparta’da bilimsel bir konferansa gidiyordu. Arık ayrıca, Türkiye’de çok önemli rezervleri bulunan toryum madeninin enerji sorununa temiz ve ekonomik bir çözüm olabileceği ve olması gerektiği yönündeki görüşleri ve çalışmalarıyla tanınıyordu.

26 Haziran 2011

Rusya ile Ukrayna arasında yine doğalgaz krizi

ukrayna, rusya

 

Rusya ile Ukrayna arasındaki doğalgaz savaşları yeniden başlamak üzere. Uzmanlar Rusya'nın nihai hedefinin Ukrayna’nın yatırıma ihtiyaç duyan doğalgaz altyapısını kontrol etmek olduğunu söylüyor.

Avrupa, artık Rusya ile Ukrayna arasında doğalgaz nedeniyle yaşanan kış savaşlarına alıştı. 2009 yılında, iki ülke arasında yaşanan gerginlik Avrupa'ya doğalgaz akışının iki hafta durmasına yol açmıştı. Sonunda Rusya ile Ukrayna arasında fiyat konusunda bir anlaşma imzalanarak gelecek tartışmaların önlenmesi hedeflendi. Ancak şu anda, Avrupa'da en sıcak yaz aylarının yaşandığı bir dönemde, doğalgaz savaşlarının tekrar başlayabileceği yönünde sinyaller var. Ancak bu seferki savaşın nedeni Ukrayna'nın doğalgaz boru hatlarının kontrolü.

Gazprom ortaklık arayışı içinde

 

gazprom

Ülkenin doğalgaz boruları oldukça kötü durumda. Sovyetler Birliği döneminde inşaa edilen boru hatlarının güvenli bir şekilde doğalgaz nakledebilmesi için büyük yatırımlara ihtiyacı var. Ancak Kiev hükümeti bunun üstesinden gelecek durumda değil. Moskova'nın ise yeterli kaynağı var. Rusya hükümetinin kontrolündeki doğalgaz devi Gazprom, Ukrayna'nın doğalgaz ve petrol tröstü Naftogaz ile ortaklık arayışı içerisinde. Odessa Ulusal Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler uzmanı olarak görev yapan Volodymyr Dubovyk, nihai hedefin Rusya'nın Ukrayna'nın doğalgaz altyapısını kontrol etmek olduğunu söylüyor.

Dubovyk, "Bunu, hem ekonomik hem de jeopolitik çıkarları açısından yapmak istediklerini düşünüyorum. Rus siyasi liderlerinin ve karar verici konumdaki kişilerin, kararlarını sırf ekonomik çıkarlara dayandırdıkları teorisine inanmıyorum. İdeolojik jeopolitik ajandaya göre hareket ettikleri kanısındayım. Ama tabii ki ekonomik çıkarlar da bunun bir parçası" diyor.

doğalgaz

 

2009 yılındaki tartışmalı anlaşma

Ukrayna, 2009 yılında Rusya ile imzalanan anlaşmayla ilgili büyük sorunlar olduğunu ve doğalgaz için halâ çok para ödediğini dile getiriyor. Rusya Başbakanı Vladimir Putin ve Gazprom ise anlaşmayı değiştirmeyeceklerini belirtiyor. Bu da Rusya'yı hemen hepsi acı verici olan çok az seçenekle karşı karşıya bırakıyor. Bunlardan biri Rus doğalgazının daha az kullanılarak Rusya'ya olan bağımlılığın azaltılması.

Ancak Ukrayna, Rusya'nın siyasi etkisi ve Gazprom'un mali hırsından kendini kurtarabilecek pazarlık kozlarına sahip değil. Fakat doğalgazın ucuzlatılması karşılığında Karadeniz'deki Rus donanmasının haklarının genişletilmesi konusunda müzakerelerde bulunuldu. Odessa Mechnikov Üniversitesi'nden Sergey Glebov, bunun siyasi müdahalenin enerji politikasındaki kapsamını gösterdiğini belirtiyor: "Ne yazık ki Rusya, Ukrayna'ya çok fazla baskı yapıyor ve bunu yapacak kaynaklara da sahip. Ukrayna, Rusya'nın niyetlerine ve politikasına karşı koyamayacak kadar zayıf."

 

doğalgaz

Ukrayna AB ile işbirliği istiyor

Ukrayna'nın bir diğer seçeneği de AB ile daha sıkı bağlar geliştirmek. Ukrayna, şu anda AB ile serbest ticaret anlaşması konusunda müzakerelerde bulunuyor. Ancak Ukrayna yüzünü ne zaman AB ya da NATO'ya çevirse Rusya, doğalgaz fiyatlarını kullanarak, ortamın gerginleşmesine yol açıyor. Sergey Glebov, "Ne yazık ki AB'nin, Rus çıkarlarına ve Rus politikasına karşı koyma imkanları çok kısıtlı. Ukrayna politikasında da. Çünkü AB de Rus doğalgazına bağımlı. İşte bu nedenle AB, Ukrayna ile örneğin serbest ticaret bölgesini müzakere ederken Ukrayna'nın sorunları ve talepleri konusunda daha dikkatli davranmalı" ifadelerini kullanıyor.

IMF kredisi ve Rus doğalgazına bağımlılığı nedeniyle, Ukrayna'nın doğalgaz boru hatlarının sonunda Gazprom'un eline geçeceği tahmin ediliyor. Boru hatlarını Rus parasıyla yenilemek için, Rus çıkarlarını destekleyen bir anlaşma imzalanması kaçınılmaz olacak. Ukrayna'nın hem batı hem de doğuyla işbirliğine ihtiyacı olduğunu söyleyen Moskova merkezli Kamu Görüşü Araştırma Merkezi'nin direktörü Olga Kamençuk, "Ukrayna AB'nin doğrudan komşusu. Ukrayna, Rusya'nın da doğrudan komşusu. Bu nedenle her ikisi de ekonomik ve siyasi bağların geliştirilmesiyle ilgileniyor ve bir şekilde uzlaşılması hem AB hem de Rusya açısından önemli" şeklinde konuşuyor.

15/06/2011

Çin'den yenilenebilir enerji atağı

 

yenilenebilir enerji

2020 yılına kadar enerji ihtiyacının yüzde 15’ini yenilenebilir enerjilerden karşılamak isteyen
Çin dünya çapında da yeşil teknolojilerin lideri olma amacında

Gelecek, yenilenebilir enerjilerin devri olacak. Fosil enerji kaynakları gittikçe azalmakta ve iklimi olumsuz etkilemekte; nükleer enerji ise büyük bir tehlike oluşturuyor. Bu nedenle dünya çapında özellikle rüzgâr ve güneş enerjisi gibi gelecek teknolojilerine yönelik bir yarış başladı. Bugünden rüzgâr ve güneş enerjisine yatırım yapanlar, üretim kapasitelerini genişletenler, bu konuda eğitim ve araştırma yapanlar, bu sektördeki piyasayı ve ucuz enerjileri garanti altına almış, istihdam ve ihracat fırsatları yaratmış oluyor. Bu konuda Avrupa, özellikle de Almanya başı çekiyor, Çin ise hızlı bir tempo ile Almanya’yı takip ediyor.

"Siparişlere yetişemiyoruz"

Çin'in Changzhou yöresindeki güneş enerjisi panellerinin devreye girmesi öncesinde, bunları üreten Eging işletmesinin müdür yardımcısı Kin Yumao, şunları kaydediyor:“Üç yıl içerisinde üretimimizi 10 kat artırdık. Piyasada benzer kalitede çok sayıda ürün bulunduğundan, ürünün fiyatı önemli bir faktör. İşletmemiz 2004 yılında kurulmuş olmasına rağmen, yurt dışından gelen siparişleri yetiştirmekte zorlanıyor. Ancak güneş enerjisi dünya çapında henüz emekleme aşamasında.”

Çin'in güneş enerjisi modülleri batılı rakiplerinden üçte bir oranda daha ucuz. Eging'in dünya çapındaki piyasa payı yüzde 50’lilere varıyor. Sektörde dünya lideri olan Vuxi ise araştırma ve geliştirme çalışmaları için başka güneş enerjisi firmalarının her birinden daha fazla parasal kaynak ayırdığına işaret ederek, kendi reklamını yapıyor.

yenilenebilir enerji

 

Avrupa piyasası önem taşıyor

Suntech firmasının Çin firmaları için pek alışık olunmadık şekilde Almanca bir internet sayfası bile var. Ancak, Çin'deki güneş enerjisi firmalarının ihracatının yaklaşık yarısını Almanya’ya yaptığı göz önünde bulundurulacak olursa, bu, anlaşılabilir bir durum. Çin’in önemli oranda kapasite fazlası var, elektrik şebekesine bağlı olan çok az sayıda tesis bulunuyor.

Suntech Sözcüsü Zang Yianming şöyle bir öngörüde bulunuyor: “Çin piyasası, Avrupa piyasası kadar hızlı büyümüyor. Bu bir gerçek. Buna rağmen hükümetin yenilenebilir enerjilerin nasıl geliştirileceği doğrultusunda planları var. Özellikle güneş ve rüzgâr enerjisi dallarında önümüzdeki beş yıl içerisinde hızlı ilerleme sağlaması bekleniyor. Çin daha bugünden dünya çapında en büyük fotovoltaik modül üreticisi konumunda. Çin’in en büyük üretici konumundan en büyük güneş enerjisi kullanıcısı haline gelmesi sadece zaman meselesi.”

 

yenilenebilir enerji

2020 için iddialı hedef

Pekin, 2020 yılında, bugüne oranla güneşten beş kez daha fazla enerji sağlamayı planlıyor. Bu, Çin’de modül fabrikaları açmak ve hammadde sağlamak isteyen Alman firmaları açısından da fırsat anlamına geliyor. Ancak uygun kredilerle devlet tarafından sübvanse edilen Çin güneş enerjisi sanayi sıkı bir rakip anlamına da geliyor. Yingli Miao işletmesinin müdürü Lianşeng, Çin’deki devlet sübvansiyonlarına Batılıların yönelttiği eleştirileri iyi tanıdığını belirtiyor. Lianşeng şunları kaydediyor:

“Bu çok normal. Dampingli mal suçlamaları beni Alman malları almaktan alıkoymuyor. Benim firmam, devlet sübvansiyonları bakımından da şeffaf bir işletme. Biz, özel bir firmayız ve New York Borsası’nda kayıtlıyız. Başarımızın temelinde, Çinli işletmelerin büyük bir tutku ile işine sarılması yatıyor. Sürekli teknik yenilikler çıkartıyoruz ve böylece masraflarımızı azaltıyor ve ayakta kalabiliyoruz.”

Yingli'nin en son projesi daha bir yaşında. Hammadde kazanmak ve Batılı tedarikçilere bağlı kalmamak için bir üretim ünitesi oluşturmuş.

Suntech Sözcüsü Zang şunları söylüyor: “Şu anda Çin’de kömür fiyatları hâlâ oldukça düşük düzeyde. Kömürden elde edilen enerji, güneş enerjisinden elde edilenden daha ucuz. Çin’de sade vatandaşlardan işletmelere ve hükümete kadar çevre bilincinin Avrupa’dakinden daha az olduğu biliniyor. Ancak Japonya’daki nükleer faciadan sonra Çin’de de artık enerji tedarikinin güvenliği konusunda epeyce kafa yoruluyor. İnsanların güneş enerjisi konusuna ilgisi gittikçe artıyor. Gelecek için bu, daha iyi bir enerji alternatifi anlamına geliyor.”

16/06/2011

BM nükleer santrallerde denetim istedi

Japonya’daki Fukuşima faciası, nükleer güvenlik konusunda dünyayı harekete geçirdi.

BM’ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, dünya genelindeki 440 nükleer santralde, uluslararası denetim talep etti.

 

Viyana’da bugün başlayan Birleşmiş Milletler konferansında nükleer enerji alanında güvenlik konusu ele alınıyor. 151 devletin delegelerinin katıldığı ve beş gün sürecek konferansın ilk gününe, dünyadaki tüm nükleer santrallerde dayanıklılık testi yapılması ve santrallerin beklenmedik ziyaretlerle denetlenmesi önerisi damgasını vurdu.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Yukiya Amano konferansın açılışında yaptığı konuşmada bu öneriyi ortaya atarken, Japonya’da 3 ay önce meydana gelen nükleer faciayı anımsattı. Fukuşima’daki nükleer kazanın bugüne kadarki en ağır ve karmaşık felaket olduğunu söyleyen Amano, insanların nükleer enerjiye olan güveninin derinden sarsıldığını belirtirken, Alman hükümetinin nükleer enerjiden vazgeçme kararını hatırlattı.

Uluslararasıgüvenlik standartları

Yukiya Amano, birçok ülkenin ise nükleer enerjiyi tercih etmeye devam ettiğini, bu sebeple güvenlik alanında yeni adımların gerekli olduğunu vurguladı. UAEK Başkanı, nükleer santrallerin güvenliği konusunun yalnızca devletlere bırakılmaması, uluslararası düzeyde ele alınması gerektiğini kaydetti.

 

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun mevcut anlaşmalarının, standart ve tavsiyelerinin devletler üzerinde bağlayıcılığı bulunmuyor. Anlaşmalar, bir nükleer kaza ya da felaketin meydana gelmesi durumunda da kurumun ilgili devlete yardım etmesini, güvenlik ve enformasyon konusunda işbirliğini öngörüyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Yukiya Amano, Viyana'daki konferansta, nükleer santrallerin güvenliğini arttıracak beş maddelik bir program önerdi ve uluslararası güvenlik denetiminin işletmeler için bağlayıcı olmasını talep etti. Amano, ‘Mecburiyet, anahtar kelime!' derken nükleer santrallerin standartlarının yükseltilmesi konusunda devletlerin de ciddi sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirtti. Yukiya Amano, dünya genelinde bulunan 440 nükleer santralin acilen dayanıklılık testinden geçirilmeye başlanmasını, bunun 18 ay içinde tamamlanmasını gündeme getirdi. UAEK Başkanı, kurum uzmanlarından oluşan bir ekibin beklenmedik ziyaretlerle santralleri denetlemesini de önerdi. Halen bu tür kontroller, ancak üye devletlerin daveti üzerine yapılabiliyor.

UAEK raporunda Japonya’ya eleştiri

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun Fukuşima felaketi üzerine hazırladığı ve ayrıntıları cuma günü basına yansıyan rapor, Japonya’nın UAEK tarafından belirlenen bazı güvenlik standartlarına uymadığını gözler önüne seriyor. Raporda, kurumun daha önce Fukuşima nükleer santralinde güvenlik önlemlerinin arttırılması gerektiği yönünde tavsiyede bulunduğu ancak bunların Japon makamları tarafından uygulamaya geçirilmediği hatırlatılıyor.

 

Yukiya Amano

Nükleer enerji uzmanları, Fukuşima'nın üç reaktöründe nükleer erimeyi önleyebilmek için yapılanlar konusunda da Japon yetkililerin kusurlu davranıldığı sonucuna varıyor. Raporda, 2002 yılında nükleer santrallerin güvenliği konusunda belirlenen standartların işletmelerce uygulanıp uygulanmadığının Japon devlet makamları tarafından denetlenmediği ve ihmalkâr davranıldığı belirtiliyor.

Japonya bağlayıcı standartlara karşı

Fukuşima’da yaşanan felakete karşın Japonya, nükleer santrallerde bağlayıcı güvenlik standartlarına karşı çıkıyor. Konferansta konuşan Japonya Ekonomi Bakanı Banri Kaieda, bu konuda birçok devletin farklı görüşte olduğunu ve buna saygı gösterilmesi gerektiğini savundu.

Japonya Ekonomi Bakanı, ülkesinin Fukuşima’daki felaketten ders aldığını ve nükleer santrallerdeki güvenlik önlemlerinin arttırılacağı sözünü verdi. Banri Kaieda, ülkesinin nükleer enerjiden vazgeçmeyeceğini, aksi takdirde ulusal ekonomilerinin ağır darbe alacağını da sözlerine ekledi.

20/06/2011

Almanya, 2022’de nükleere veda edecek

  nukleer santral protesto

Federal Alman hükümeti, ülkedeki tüm nükleer santralleri 2022 yılına kadar aşamalı olarak kapatma kararı aldı. Japonya'daki Fukuşima nükleer faciası ve artan kamuoyu baskısının ardından gelen karar, revize edilmeyecek.

Almanya, nükleer enerjiden tümüyle vazgeçecek ilk sanayi ülkesi olma yolunda önemli bir adım atarak, tüm nükleer santrallerini aşamalı olarak 2022 yılına kadar kapatma planını açıkladı.

Hafta sonunda 20 kentte düzenlenen nükleer karşı gösterilere yaklaşık 160 bin kişi katılmıştı. Hrıstiyan Demokratlar ve liberal Hür Demokrat Parti’den oluşan koalisyon hükümeti, Pazar günü yaklaşık 7 saat süren nihai müzakerelerin ardından, nükleer enerjiye veda etme kararı aldı. Almanya, gelecek 10 yıl içerisinde kademeli olarak tüm nükleer santrallerini faaliyet dışında bırakmayı planlıyor.

Çevre Bakanı Norbert Röttgen, “Kararımız kesin. Son üç nükleer santral için de son tarih 2022. Bu kararımızın tekrar revize edilmesi söz konusu değil” dedi.

nukleer santral  

Koalisyon hükümetinin aldığı karar uyarınca, Japonya'daki nükleer felaket sonrasında, güvenlik kontrolleri amacıyla geçici olarak faaliyet dışı bırakılan 8 nükleer reaktör, tümüyle kapatılacak. Diğer 6 nükleer reaktörün 2021 yılında, en yeni 3 reaktörün de 2022 yılı sonunda faaliyetlerine son vermesi öngörülüyor.

Almanya halen elektrik enerjisinin yüzde 22'sini nükleer santrallerden karşılıyor. Çevre Bakanı Norbert Röttgen, nükleer enerjiden vazgeçme kararının ülkeyi sıkıntıya sokmayacağını vurgularken, alternatif enerji planları konusunda ayrıntı vermedi.

Merkel hükümetinden 'U dönüşü'

Almanya Başbakanı Angela Merkel (sağda) ve Çevre Bakanı Norbert Röttgen Angela Merkel liderliğindeki koalisyon hükümeti geçtiğimiz yıl nükleer enerji konusunu masaya yatırmış ve Almanya'nın enerji güvenliği için nükleer santrallerin faaliyet sürelerini 2030'a kadar uzatmıştı.

Ancak Japonya'daki Fukuşima nükleer faciası sonrasında Alman kamuoyundan yükselen tepkiler hükümeti zora soktu. Nükleer enerjiye karşı çıkan muhalefetteki Yeşiller, son eyalet seçimlerinde büyük başarı yakalarken, Merkel liderliğindeki CDU büyük oy kaybına uğradı. CDU geleneksel kalesi Baden-Württemberg eyaletinde Mart ayında yapılan seçimlerde iktidarı kaybederken, 23 Mayıs'ta Bremen'de yapılan seçimlerde de Yeşiller'in gerisine düşerek, üçüncü parti oldu.

Nükleer enerji konusunda Alman kamuoyunda artan muhalefet ve bunun sandığa yansıması Hrıstiyan Demokratları politika değişikliğine zorladı. Koalisyonun küçük ortağı liberal Hür Demokrat Parti (FDP), nükleer santrallerin faaliyetlerine son verme konusunda kesin bir tarih belirlenmesine uzun süredir karşı çıkıyordu. FDP, enerji konusunda yaşanabilecek olası krizlere karşı en az iki nükleer reaktörün rezervde tutulması gerektiğini savunuyordu.

Almanya'da hafta sonunda 20 kentte düzenlenen nükleer karşı gösterilere yaklaşık 160 bin kişi katılmıştı.

30/05/2011

Fransa Hindistan'da nükleer reaktör inşa edecek

Fransa Hindistan'da nükleer reaktör inşa edecek  

Fransa'nın Hindistan'da iki nükleer reaktör kurmasını öngören anlaşma Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Hindistan Başbakanı Manmohan Singh tarafından imzalandı.

Böylece savunma, dışişleri ve maliye bakanlarının yanı sıra 60 işadamıyla Hindistan'a 4 günlük bir ziyaret düzenleyen Sarkozy 10 milyar dolarlık büyük bir anlaşmaya imza attı.

1 milyar 200 milyonluk nüfusu ve hızla büyüyen ekonomisiyle Hindistan enerjiye adeta aç ve ihtiyacının çok az bir bölümünü nükleer teknolojiden sağlıyor.

22 reaktörü bulunan Hindistan nükleer enerji üretimini arttırmak istiyor.

Hindistan'ın bu ihtiyacının önümüzdeki 15 yıl içinde 100 milyar doların üzerinde bir pazar yaratacağı tahmin ediliyor.

Fransa ise Amerika Birleşik Devletleri'nin ardından dünyanın en büyük ikinci nükleer enerji üreticisi.

Paris Hindistan'ın talebini karşılamada öncü bir rol üstlenerek uluslararası nükleer enerji sektörünü canlandırmayı hedefliyor.

Küresel ısınma ile ilgili kaygılar ve artan enerji fiyatlarının da zaten nükleer enerji sektörüne avantaj sağladığı belirtiliyor.

Hindistan'da nükleer enerji kullanımının artmasının, ülkedeki kirliliği azaltmanın yanı sıra uluslararası petrol ve doğal gaz talebini de aşağıya çekmesi umuluyor.

Son dönemde Hindistan'a ilgisi artan Fransa, ülkenin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine de destek vermişti.

Ancak Hindistan'a ihracat fırsatı kollayan tek ülke Fransa değil.

Yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama ve İngiltere Başbakanı David Cameron da büyük ticaret heyetleriyle bu ülkeyi ziyaret etti.

Hindistan önümüzdeki haftalarda da Rusya ve Çin liderlerini ağırlayacak.

6 ARALIK 2010

Alman nükleer tesisinde radyoaktif sızıntı

 

Almanya’nın tek uranyum zenginleştirme tesisinde yaşanan sızıntı endişe yarattı. Tesisteki bir çalışan önlem amacıyla hastaneye kaldırıldı.

Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bulunan nükleer tesiste yaşanan radyoaktif sızıntı korkuya neden oldu.

Yetkililer tesis içinde kısa süreli olarak yaşanan sızıntının çevre ve halk sağlığı için bir tehlike oluşturmadığını, durumun kontrol altında olduğunu açıkladı. Ancak bazı çevre örgütleri, tesisin kapatılması için çağrılarını yineledi.

Kaza nasıl yaşandı? 

Almanya'nın kuzeyindeki Gronau'da bulunan ülkenin tek uranyum zenginleştirme tesisinde yaşanan kaza ucuz atlatıldı. Tesisi işleten URENCO şirketi yetkililerin verdiği bilgiye göre, tesiste bulunan bir odaya yanlışlıkta “uranyum hexafluoride” maddesinin ulaşması sonucu, bu odada bulunan personel, önlem olarak hastaneye kaldırıldı.

Odadaki havanın filtrelerden geçirilerek serbest bırakıldığını, dışarıya bir sızıntının olmadığını belirten URENCO yetkilileri, kaza ile ilgili olarak inceleme başlatıldığı bilgisini verdi.

Münster Üniversitesi Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği Başkanı Prof. Otmar Schober de önlem olarak hastaneye getirilen 45 yaşındaki çalışanın durumunun iyi olduğunu kaydetti.

Çevre örgütlerinden kampanya

Olay çevre örgütlerini ise harekete geçirdi. Almanya'daki çevre örgütlerini bir araya getiren BBU, Gronau'daki nükleer tesisin kapatılması çağrısında bulundu. BBU Genel Başkanı Uda Buchholz, yaşanan son kazanın, kendisine Hanau'yu anımsattığını belirterek “Hanau'daki tesisler kapatıldı. BBU olarak bizim ve Gronau'daki yerel inisiyatiflerin amacı, şimdi de Gronau'daki tesisin kapatılması” dedi.

Hollanda sınırına yakın Gronau tesisleri 1985 yılından bu yana faaliyet gösteriyor.

22/01/2010 DW

Nükleer yakıt bankası

Dünya çapında 60 kadar ülkenin nükleer program geliştirmek istediği sanılıyor.

Ve bu, nükleer silah yapımında da kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum miktarının artması anlamına geliyor.

Bu soruna çözüm önerilerinden biri, Birleşmiş Milletler denetiminde bir nükleer yakıt bankası kurulması.

Rusya ve Kazakistan steplerindeki bir nükleer tesiste kurulması planlanan bu bankadan, isteyen her ülkenin barışçıl amaçlı olmak şartıyla nükleer yakıt alabilmesi öngörülüyor.

13/01/2010 BBC

 

 

 

 

 

İran'ın Nükleer fizikçisi öldürüldü

 

 

Prof. Dr. Mesud Ali Muhammedi

İranlı bilim adamı başkent Tahran'da uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti. İran yönetimi “terör saldırısı” olarak nitelendirdiği suikasttan ABD ve İsrail’i sorumlu tutuyor.

İranlı nükleer fizikçi Prof. Dr. Mesud Ali Muhammedi bugün başkent Tahran’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Tahran Üniversitesi ve Malik Eşter Üniversitesi öğretim üyesi Muhammedi, evinin önünde bir motosiklete yerleştirilen bombanın uzaktan kumandayla patlatılmasıyla saldırıya uğradı.

İran’ın nükleer programı konusunda yaşanan uluslararası kriz nedeniyle İranlı bilim adamının öldürülmesi büyük yankı yarattı. Muhammedi’nin suikaste uğramasında yabancıların parmağı olduğunu savunan İran yönetimi, suçlamalarını ABD ve İsrail’e yöneltti.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Muhammedi’nin öldürülmesinin arkasında ABD ve İsrail'in olduğuna dair ipuçları bulunduğunu dile getirdi. Sözcü, ''İlk bilgiler, terör saldırısının arkasında ABD, siyonist İsrail ve onların yerli işbirlikçilerinden oluşan şer üçgeninin olduğunu ortaya koyuyor'' ifadesini kullandı.

Muhalefete suçlama

“Yerli işbirlikçiler” diyerek muhalefet yanlılarını işaret eden Tahran yönetimi, suikasti İran’ın nükleer programına yönelik bir eylem olarak da değerlendirdi. Bakanlık sözcüsü, atom uzmanlarının bu tür terör saldırılarıyla ortadan kaldırılmasının İran’ın bilim ve teknolojideki gelişmesini durduramayacağını kaydetti. Washington ise bu suçlamaları geri çeviriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Tahran’ın açıklamalarını “saçma” olarak niteledi.

Diğer yandan İran devlet televizyonu tarafından devrimi desteklediği bildirilen Prof. Dr. Mesud Ali Muhammedi’nin aslında Mir Hüseyin Musevi’yi destekleyen muhalefet yanlısı bir isim olduğu belirtiliyor. Muhammedi, devlet başkanı seçiminden önce muhalif aday Musevi'ye destek veren 240 üniversite öğretim üyesinin arasında yer alıyor. Muhammedi’nin ders verdiği Tahran Üniversitesi de hükümet karşıtı öğrenci protestoların merkezi sayılıyor.

Gerilim tırmanıyor

Suikastin İran ile batılı ülkeler arasında New York’ta yapılacak görüşmeler öncesi meydana gelmesi ortamın daha da gerilmesine neden oldu. Zira taraflar arasında diplomatik çözüm arayışları sona ermek üzere ve sertleştirilmiş yaptırımlar gündemde. O da işe yaramazsa, askeri saldırı olasılığı her zaman saklı tutuluyor.

Ancak ABD'nin, Tahran’a, İran’ın nükleer teknolojiyi sivil amaçlar için kullanmasını güvence altına almak amacıyla bir müzakere yolu da önerdiği belirtiliyor. Obama İran yönetimine bugüne kadar verdiği mesajlarda, Washington’un askeri çözüm aramadığını belirtmişti. Obama, birkaç ay önce "Şüphesiz sabrımız sınırsız değildir. İran yönetiminin şeffaflık için çaba göstermesi ve nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullandığını kanıtlaması gerekiyor“ ifadeleri ile Tahran'ı uyarmıştı.

Obama, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya’nın son derece kabul edilebilir önerisinin de masada bulunduğunu vurguluyor. Öneri, İran’ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını yurt dışında, Rusya ya da Fransa’da yapabilmesini içeriyor. İran ise nükleer anlaşmayı kabul etmeye niyetli değil. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, duydukları endişeyi şu sözlerle dile getiriyor:

"İran ile yaşanan nükleer sorunu diplomatik yollarla çözmek için zamanın durdurulamaz bir şekilde ilerlemesi hepimizi endişelendiriyor.“

12/01/2010 DW

Nagasaki

 

Nagasaki,

Japonya'ya 9 Ağustos 1945'te atılan
bombanın düştüğü noktanın 18 kilometre üzerine yükselen mantar bulutu

 

Uranyum zenginleştirilmesi nedir?

Uranyum amaca göre zayıflatılır veya zenginleştirilir.

Bu deyim çoğu kez yanlış anlaşıldığı üzere radyoaktivite miktarının azaltılması demek değildir.

Zayıflatma yada zenginleştirme deyimi, uranyumun patlayıcı özelliğinin azaltılması yada çoğaltılması anlamında kullanılır.

Zayıflatılmış uranyum demek hiç bir koşul altında nükleer bir zincir reaksiyonuna ve nihayet patlamaya geçmeyecek uranyum demektir. Bu bilinen 238 izotopudur.

Atom bombasında kullanılan Uranyum 235 izotopu olup, zincir reaksiyonuna uygun olarak zenginleştirilir ve patlamaya elverişli olanına “kritik kütle” adı verilir.

 

Dünyadaki Nükleer Güçler - 2008 Yılı Verileri

Nükleer güce sahip ülkeler arasına geçtiğimiz 10 yıl içinde yeni ülkeler katıldı.

Bu ülkelerin bazıları istikrarsız ve gerilim yaşanan bölgelerde yer alırken, bazı ülkelerinse, soğuk savaş döneminde dünyayı nükleer savaştan koruyan ortak anlayıştan yoksun oldukları görünüyor.

  Dünyadaki nükleer güçler

Bazı ülkeler, 1970 yılında imzalanan nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmasını (NPT) ya imzalamadı, ya da imzasını geri çekti.

Bazı ülkeler de, nükleer silahların denenmesinin yasaklanmasına ilişkin anlaşmayı (CTBT) gözardı etti.

Nükleer silah geliştirmeyen ülkeler

Avustralya, Avusturya, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Macaristan, İrlanda, İtalya, Japonya, Hollanda, Norveç, Polonya, Slovakya, Güney Kore, İspanya ve İsveç

Bu ülkeler, teknoloji, donanım ve kaynaklara sahip olmalarına karşın nükleer silah üretme yönünde eğilim göstermedi.

Geçmişte nükleer silaha sahip olan ülkeler

Cezayir, Arjantin, Belarus, Brezilya, Kazakistan, Irak, Libya, Romanya, Güney Afrika, Ukrayna.

1993 yılında Güney Afrika, nükleer silahlarını söken ilk ülke oldu.

Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ardından 1995 yılında, Belarus, Kazakistan ve Ukrayna, uluslararası anlaşmayı imzalayarak, topraklarındaki bütün nükleer silahları Rusya’ya iade ettiler.

Cezayir, Arjantin ve Brezilya nükleer programlarını terkederken, Romanya’nın nükleer silah geliştirme planı, Nikolay Çavuşesku rejiminin çökmesiyle sona erdi.

Irak’ın 1970′te başlayan nükleer programı, sırasıyla İsrail’in 1981 yılında düzenlediği hava saldırısı, 1991 Körfez Savaşı ve yaptırımlarda darbeler aldı.

Libya, kendi bombasını üretmek üzere gerekli malzemeyi edinmek yerine Çin’den nükleer bomba alma girişiminde bulundu, ama 1999 yılında, Afrika’nın nükleer silahlardan arındırılmasını öngören Pelindaba Anlaşmasını imzaladı.

İngiltere

  • Nükleer silah sayısı: 200

  • Nüfus: 59.4 milyon

  • Savunma bütçesi: 35.8 milyar dolar

  • Anlaşmayı imza tarihi: 1968

İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere, ilk atom bombasını üretmek için ABD’yle işbirliği yaptı. Savaşın ardından da, ABD’nin diğer ülkelerle bilgi paylaşımını durdurmasının ardından da, kendi nükleer silahlarını yaptı.

1952 ila 1991 yılları arasında İngiltere 45 nükleer silah test etti. İngiliz Stratejik Savunma Belgesi, ulusal güvenliğin nihai garantisi olduğu gerekçesiyle İngiltere’nin nükleer silahlara sahip olmaya devam etmesini tavsiye ediyor.

Fransa

  • Nükleer silah sayısı: 350

  • Nüfus: 59.3 milyon

  • Savunma bütçesi; 29.5 milyar dolar

  • İmza tarihi: 1992

Fransa, 1950′lerin sonunda nükleer silah üretti ve ilk bombayı 1960′ta test etti. Soğuk savaşın sona ermesinin ardından nükleer caydırıcılığını küçülterek, bazı füze sistemlerini söktü. Fransa 1960 ila 1996 yılları arasında 200 nükleer test gerçekleştirdi.

Rusya

  • Nükleer silah sayısı: 8,600

  • Nüfus: 146 milyon

  • Savunma Bütçesi 50 milyar dolar

  • İmza tarihi: 1970

Rusya ilk atom bombasını 1949 yılında geliştirdi ve test etti. ABD’yle yürüttükleri rekabet sonunda silah sistemlerini silah sistemlerini Soğuk Savaş döneminde geliştirdi.

Sovyet nükleer güçlerinin gelişmesi, 1950′ler ve 1960′larda yapılan dev teknoloji yatırımlarına dayanıyordu. 1953 yılında, dönemin Sovyetler Birliği ilk hidrojen bombasını patlattılar ve izleyen yıllarda, balistik füzelerle bilgisayar ve güdümlü füzeler geliştirdi.

Sovyetlerin cephaneliği 1986 yılında doruğa ulaştı. 1989 yılında eski Sovyet cumhuriyetleri, depolarındaki füzeleri ve silahları Moskova’ya iade etti.

Hindistan

  • Nükleer silah sayısı: 45-95

  • Nüfus: 1.07 milyar

  • Savunma bütçesi: 13.2 milyar dolar

  • Anlaşmayı imzalamadı

Hindistan’ın havadan ve füze sistemleriyle nükleer silahları 2.500 kilometre menziline ateşleme kapasitesi var. Menzili arttırmak için çalışmalar yaptığı gelen haberler arasında.

Nükleer kapasiteye 1974 yılında ham nükleer malzemesini test ederek ulaşan Hindistan, bu test sırasında Kanada’nın yardımıyla kurulan nükleer reaktörde elde edilen plütonyumu kullandı.

1998 yılında da 3 ayrı test gerçekleştirdi. Hindistan sivil amaçlı nükleer enerji programında Rusya’dan yardım alıyor. Bazı uzmanlar, aynı teknolojinin nükleer silah geliştirilmesinde kullanılmasından endişe ediyor.

İran

  • Nükleer silah sayısı: 0

  • Nüfus: 66.9 milyon

  • Savunma bütçesi: 6.4 milyar dolar

  • Anlaşmayı imza tarihi: 1970


İran, uranyum zenginleştirme programına geçtiğimiz yıllarda arttırdı ve bazı uzmanlar, bunu başarmasının daha uzun yıllar alacağını düşünüyor. Uluslararası düzeyde kaygı yüksek düzeyde.

İngiltere, Fransa ve Almanya İran’ı nükleer teknolojisini barışçı amaçlar için kullanmaya ikna etmeye çalışıyor.

İran’ın nükleer hevesi aslında eskilere uzanıyor. Rusya, İran’a nükleer santral kurulması konusunda yardımcı olurken, İran’ın kısa ve orta menzilli füze üretiminde yardım aldığı ülkeler, Çin, Kuzey Kore ve yine Rusya.

İsrail

  • Nükleer silah sayısı: 100-200 (tahmini)

  • Nüfus: 6.7 milyon

  • Savunma bütçesi: 9.9 milyar dolar

  • Anlaşmayı imzalamadı

İsrail’in açıklanmamış nükleer devlet olarak statüsü muğlak ve karmaşık.

Uzmanlar, İsrail’in 100 ila 200 arasında füzeye sahip olduğuna inanılıyor. Ayrıca, İsrail ordusunun savaş başlıklarını savaş uçakları ve sahip olduğu üç denizaltıdan biri aracılığıyla ateşleyebileceği sanılıyor.

İsrail’in nükleer programının 1950lerin başında başladığı ve ilk bombayı da 1967 yılında ürettiği tahmin ediliyor. 1986 yılında, Mordehay Vanunu adlı nükleer mühendisinin anlatımları sonucu, İsrail’in nükleer programının sanılandan daha ilerde olduğu ortaya çıktı.

Arap dünyasının olası tepkisine ilişkin kaygılar, İsrail toplumunun çeşitli katmanlarından gelebilecek olası kaygılar ve Amerika Birleşik Devletleri’nin nükleer silahsızlanmaya yönelik taahhütleri, İsrail’in nükleer kapasitesini kamuoyu önünde kabul etmemesinin nedenleri arasında sayılıyor.

ABD

  • Nükleer silah sayısı: 10.640

  • Nüfus: 293 milyon

  • Savunma bütçesi: 399 milyar dolar

  • Anlaşmayı imza tarihi: 1970

ABD, dünyanın ilk nükleer gücü ve Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı bombalarla, savaşta bu silahları kullanan tek ülke. Soğuk savaş döneminde, ABD, Rusya’yla birlikte nükleer silah kapasitesini hızla arttırdı.

Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ardından, Rusya’yla sahip olduğu sıcak ilişkiye rağmen, ABD hala 10 binden fazla nükleer başlığa sahip. 1945 ila 1992 yılları arasında ABD 1030 nükleer silah testi yaptı. Son dönemde, ABD, daha küçük, taktik amaçlı nükleer silah üretimini ele aldı.

Pakistan

  • Nükleer savaş başlığı: 30-55 (tahmini)

  • Nüfus: 152 milyon

  • Savunma bütçesi 3.7 milyar dolar

  • Anlaşmayı imzalamadı

Pakistan 1998 yılından bu yana beş nükleer test yaptığını söylüyor. Havadan ateşleme ve füzeyle silahları kullanma kapasitesi var. Bazı uzmanlar füzelerle başlıkların tam olarak monte edilmediğini, savaş başlıkları ana parçadan ayrı bir yerde depolandığını söylüyor.

Son yıllarda Pakistan, hem askeri hem de sivil amaçlı kullanmasına olanak sağlayacak teknolojiye ulaşmaya çalıştı.

Pakistan’ın Hindistan’la yaşadığı sorunlar, uluslararası toplumun zaman zaman endişeye yöneltti.

Eski bir nükleer mühendis olan A. Khan’ın 2004 yılında yaptığı, Pakistan’ın İran, Libya ile Kuzey Kore’yle nükleer teknoloji paylaştığı iddiaları ciddi kaygılar
yarattı.

Çin

  • Nükleer silah sayısı: 400 (tahmini)

  • Nüfus: 1.3 milyar

  • Savunma bütçesi: 30 milyar doların üzerinde

  • Anlaşmayı imza tarihi:1992

Çin, nükleer silah üretimine 1950′lerde, Sovyetler Birliği’nin yardımıyla başladı. Sovyet yardımı 1960′larda sona erdi, ama Pekin yönetimi, hem ulusal güvenlik kaygılarıyla hem de Çin’in uluslararası saygınlığını sağlamak için nükleer planlarını sürdürdü.

Şu ana kadar gerçekleştirdiği 46 testten ilki 1964 yılında yapıldı.

Çin’in 20’si uzun menzilli kıtalararası ve menzilli 13 bin kilometreye ulaşan balistik füze olmak üzere 400 nükleer silaha sahip olduğu belirtiliyor.

Çin, ayrıca 60 orta menzilli füze ve 150 bombardıman uçağına sahip.

İsmail Akkaya-10 Eylül 2008

Nükleer Silaha Sahip Ülkeler - 2006 Verileri

Renklere göre nükleer silahlar ve devletler
 (Dünya Nükleer Silah Programları, Eylül 2006)

██ NPT'ye göre beş nükleer silah devleti
██ Bilinen diğer nükleer güçler
██ Daha önce nükleer silahlar işleyen ülkeler
██ Nükleer silah ve/veya programlar geliştirmelerinden şüphelenilen devletler
██ Bir noktada nükleer silahı veya araştırma programı olmuş ülkeler
██ Nükleer silahı bulunmuş, ancak bunları kullanıma sokmamış ülkeler
██ Nükleer silahı olmayan ülkeler

18 Nisan 1953 tarihinde ABD'de Nevada Nükleer test alanında patlatılan nükleer bomba

Dev nükleer santral ihalesi G. Kore'ye

Birleşik Arap Emirlikleri'nde dört nükleer santral yapılması için açılan 40 milyar dolar değerindeki ihaleyi Güney Koreli bir konsorsiyum aldı.

Güney Kore Elektrik Enerjisi Şirketi (Kepco) önderliğindeki şirketler birliği, ihaleyi Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'nın oluşturduğu bir grup ile bir Fransız şirketini geride bırakarak kazandı.

Güney Koreli yetkililer, ihalenin, ülke tarihinde yurt dışında kazanılan en büyük ihale olduğunu açıkladı.

Birleşik Arap Emirlikleri, dünyanın en büyük üçüncü petrol ihracatcısı olmasına rağmen, enerji ihtiyaçlarını karşılamak için nükleer santrallere ihtiyacı olduğunu duyurmuştu.

  Konsorsiyum tarafından inşa edilmesi planlanan nükleer santralin resmi

 

Konsorsiyum tarafından inşa edilmesi planlanan nükleer santralin resmi

Nükleer reaktörlerin, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki elektrik ihtiyacının bugünkünün iki katı olması beklenen 2020 yılına kadar faaliyete girmesi bekleniyor.

Dört reaktörden ilki ise 2017 yılında faaliyete geçecek.

İhaleyi kazanan konsorsiyumda Kepco'nun yanı sıra, Güney Koreli firmalardan Samsung, Hyundai ve Doosan Ağır Endüstiler şirketi ile Amerikan firması Westinghouse ve Japonya firması Toshiba da yeralıyor.

BAE'deki bu ihalenin ardından, Güney Kore, ABD, Fransa, Rusya, Kanada ve Japonya'nın ardından dünyanın en büyük 6. nükleer teknoloji ihracatçısı oldu.

Güney Kore Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklamada, projeyi "Kore tarihinin en büyük projesi" olarak niteledi.

Güney Kore bu ihaleyle ayrıca ilk kez nükleer santral ihraç etmiş de oluyor.

Nükleer enerjiyi kullanmaya 1978 yılında başlayan Güney Kore'de bugün faaliyette olan 20 nükleer reaktör bulunuyor.

Kepco Türkiye ile de görüşmeler yapıyor

Bu arada, Güney Kore Elektrik Enerjisi Şirketi'nin nükleer reaktör sağlama konusunda Türkiye ile de görüşmeler yaptığı bildiriliyor.

Karadeniz bölgesi için planlanan reaktörler hakkında açıklama yapan firma yetkilileri, iki adet hafif su soğutmalı reaktör konusunda görüşmeler olduğunu kaydettiler.

Güney Kore'nin kamu şirketi KEPCO önderliğindeki konsorsiyumun, nükleer santral teknolojisi ihraç etmede, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin ve Ürdün pazarlarına odaklanacağı belirtildi.

KEPCO Başkanı ve üst yöneticisi Won-Gul Lee, 30 yılda biriktirdikleri nükleer teknoloji deneyimleriyle, bağımsız bir enerji üreticisi olarak, Türkiye'nin ilk nükleer santral inşaatı projesine katılmak istediklerini ifade etmişti.

Türkiye ile Ürdün'deki görüşmelerde henüz nihai bir karara varılmadığı da vurgulandı.

28/12/2009 BBC

NÜKLEER KRİZ

Ekim 2006 - Kuzey Kore yeraltında bir nükleer deneme yaptı

Şubat 2007 - Kuzey Kore, yakıt yardımı karşılığında ana nükleer reaktörünü kapatma sözü verdi

Haziran 2007 - Kuzey Kore Yongbyon'daki ana reaktörünü kapattı

Haziran 2008 - Kuzey Kore, uzun süredir beklenen nükleer varlıklarına dair beyanı yaptı

Ekim 2008 - ABD, Kuzey Kore'yi terörizmi destekleyen ülkeler listesinden çıkardı

Aralık 2008 - ABD'nin enerji yardımını askıya alma kararının ardından Pyongyang yönetimi, nükleer programını tasfiye çalışmasını yavaşlattı

Ocak 2009 - Kuzey Kore, "düşmanca niyetleri" olduğunu söylediği Güney Kore ile tüm askeri ve siyasi anlaşmaları iptal ettiğini açıkladı

Nisan 2009 - Pyongyang iletişim uydusu taşıdığını söylediği bir roket fırlattı

25 Mayıs 2009 - Kuzey Kore, ikinci bir nükleer deneme yaptı

Hindistan'da Termik santraldeki kazada 39 kişi öldü

 

Hindistan'ın orta kesiminde inşaat halindeki termik santralde meydana gelen kazada 39 kişi yaşamını yitirdi.

Ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

Hindistan'ın orta kesiminde inşaat halindeki termik santralde meydana gelen kazada 39 kişi yaşamını yitirdi. Ölü sayısının artmasından endişe ediliyor.

AFP’nin haberine göre polis kaynakları, yüzlerce kurtarma görevlisinin, devrilen bacanın altında kalanları bulmak için çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Yetkililer, kayıp kişilerin hayatta olup olmadıklarının henüz bilinmediğini ifade etti.

Bir sendika yetkilisi AFP muhabirine, kazada "100'den fazla ölü olduğunun sanıldığını" söylemişti.

Şiddetli yağmur ve yıldırımlar yüzünden meydana geldiği belirtilen kazada ilk belirlemelere göre ölü sayısı 15 olarak bildirilmişti.

26.09.09

Kuzey Kore nükleer deneme yaptı

 

Kuzey Kore'nin resmi haber ajansı KCNA, ülkenin yer altında, "başarılı" bir nükleer deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Ajansın haberinde, denemenin amacının, 'Kuzey Kore'nin nükleer caydırıcılığını artırmak' olduğu bildirildi. KCNA, "Son nükleer deneme, infilâk gücü ve bunun kontrolüne ilişkin teknoloji bakımından şimdiye kadar denenmemiş, yeni bir düzeyde gerçekleştirildi" dedi.

Nükleer deneme gerçekleştirildiği haberinden birkaç saat sonra da, Kuzey Kore'nin, deneme niteliğinde kısa menzilli bir füze attığı haber verildi; ancak Pyongyang yönetimi henüz, Güney Kore kaynaklı bu haber hakkında yorum yapmadı.

Güney Kore ve Amerikan jeoloji enstitüleri, sabahın erken saatlerinde bir sismik sarsıntı belirlediklerini açıkladılar. Bu da, bir nükleer patlamaya işaret ediyor.

Kuzey Kore resmi haber ajansı, nükleer denemenin tam olarak nerede yapıldığını bildirmedi.

Ancak Güney Koreli yetkililer, Kuzey Kore'nin kuzey doğusunda, ilk nükleer denemenin de yapılmış olduğu Kilju yöresinde, bir sismik sarsıntı tespit edildiğini söylüyorlar.

Kuzey Kore'nin denemesini ilk duyuran medya kuruluşu, Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı oldu.

Ajans haberini, Güney Kore'de iktidar partisinden adı açıklanmayan bir yetkiliye dayandırdı.

Bölgesel ve uluslararası tepkiler

Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Myung-bak son gelişmeler üzerine, olağanüstü bir güvenlik toplantısı düzenleme kararı aldı.

Toplantının halen sürdüğü belirtiliyor.

Japonya da, Başbakanlık bünyesinde, özel bir çalışma grubu oluşturuyor.

Japonya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Kazuo Kodama, Tokyo'nun BM düzeyinde "sorumlu bir şekilde tepkisini ortaya koyacağını" açıkladı; ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD Başkanı Barack Obama, Kuzey Kore'nin nükleer deneme gerçekleştirmesinin barış için bir tehdit olduğunu ve uluslararası toplumun buna karşı harekete geçmesi gerekeceğini bildirdi.

Obama, Pyongyang'ın aldırmaz tavrının, Asya'da istikrarı baltaladığını ve sadece, ülkenin daha da soyutlanmasına hizmet edeceğini belirtti.

Rusya'nın BM büyükelçisi de, bugün BM Güvenlik Konseyi'nde olağanüstü toplantı düzenleneceğini bildirdi.

Avrupa Birliği Uzak Doğu'daki bu gelişmelerin son derece kaygı verici olduğunu kaydetti. İngiltere Kuzey Kore'nin BM kararlarını çiğnediğini bildirdi.

Bugünkü haber ardından Güney Kore'de borsa, bölgede gerilimin artabileceği kaygısıyla, yüzde 4 düşüş kaydetti.

Kuzey Kore ilk kez 2006 yılı Ekim ayında nükleer bir deneme gerçekleştirmişti.

Pyongyang yönetimi, geçen ay altı ülkenin yürüttüğü nükleer programına yönelik görüşmelerden çekilmişti.

Kuzey Kore bu kararı, uluslararası toplumun, gerçekleştirdiği bir roket denemesini kınaması üzerine almıştı.

BBC Turkish-25 Mayıs 2009

17 bin nükleer bombalık plütonyum var.

İngiliz Kraliyet Bilimler Akademisi, ülkede 100 ton, yani 17 bin nükleer bomba üretmeye yetecek kadar plütonyum stoğu bulunduğunu duyurdu.

Söz konusu plütonyum daha çok, ülkedeki nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılan uranyumun yeniden işlenmesiyle elde ediliyor. (Plütonyumun terör gruplarının eline geçmesinden endişe ediliyor.)

Kraliyet Akademisi'nin raporunda, bu plütonyumun terör grupları tarafından nükleer silah olarak kullanılabileceği belirtilerek, stoğun uzun vadeli kullanımı ya da depolanması konusunda strateji geliştirilmesi çağrısında bulunuldu.

Hükümet, plütonyum stoklarının saldırı olasılığına karşı korunmakta olduğunu söylüyor.

Raporda dokuz yıl önce de benzer bir uyarı yapılmasına karşın, bu süre içinde hiçbir adım atılmadığı ve plütonyum stoğunun iki katına çıktığı belirtildi.

 

Plütonyum

Rapor çalışma grubuna başkanlık eden Prof. Geoffrey Boulton, "Dünyada nükleer silahların yayılır ve terör tehdidi artarken, bizim elimizdeki stoklar da büyüyor. Nagasaki'yi yerle bir eden bombada altı kilodan biraz fazla plütonyum kullanıldı. Bizde bu miktarın binlerce katı var. Bu stoğun tehlikeli ellere geçmesini önlemek için adım atmalıyız" dedi.

Boulton, toz plütonyumun, atmosfere kolay karışmasını engellemek için küçük tabletler halinde saklanabileceğini söyledi.

Prof. Boulton başka bir seçeneğin de, bu maddeyi ele geçirebilecek kişilerin işini zorlaştırmak için plütonyumun radyoaktivitesini artırmak olduğunu belirtti; bunun en ideal yolu da plütonyumu yakmaktır" diye konuştu.

Geoffrey Boulton, hükümetin yeni nesil nükleer santraller inşa edilmesine karar vermesi halinde, bu plütonyumun reaktörlerde kullanılabileceğini kaydetti.

BBC Turkish 21/09/2007

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya