|
Son Güncelleme:19/01/12 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
|
Doğal Yaşam Haberleri-7 |
||||
|
Japonya Balina Avcılığına Karşı Çıkan Vakfı Mahkemeye Veriyor |
||||
Tokyo hükümeti Japon balinacıları taciz eden Deniz Çobanı Vakfı’nı (Sea Shepherd Conservation Society) Amerika’da mahkemeye verdi. Davayı Aralık ayındaki av sezonuna katılan gemilerin sahibi Kyodo Senpaku şirketi açtı. Şirketin mahkemeye sunduğu belgelerde, Deniz Çobanı eylemcileri, balına gemilerin önünü keserek mürettebatın hayatını tehlikeye atmakla suçlanıyor. Deniz Çobanı vakfı (Sea Shepherd Conservation Society) her yıl Antarktika açıklarında ava çıkan Japon gemilerini, kendi gemileriyle taciz ederek balina öldürmelerini önlemeye çalıyor. Gönüllüler ayrıca lastik botlarla Japon gemilerine yaklaşıp güvertelerine özel boya ve asitli koku bombaları atarak balina etini yenilemez hale getiriyor. Japonya sabotaj olarak nitelediği bu eylemlerin uluslararası antlaşmalar ve devletler hukukuna aykırı olduğunu ileri sürüyor. Eti için balina avcılığı bazı özel koşullar dışında 1986 yılından beri yasak. Ancak Japonlar yasaktaki bir boşluktan yararlanarak “bilimsel araştırma” kisvesi altında balina avına devam ediyor. Başta Deniz Çobanı olmak üzere hayvan severler buna karşı çıkıyor, yakalanan balinaların Japonya’da açıkça satıldığına dikkati çekiyor. Birkaç gün önce Japonya’da deprem yardımının bir bölümünün balina filosunun güvenliğine ayrıldığının öğrenilmesi halkın tepkisine yol açmıştı. Sivil toplum örgütleri, hükümetin deprem mağdurları için ayrılmış ödenekten 30 milyon doları balina avcılarına ayırmasını protesto etti. Japon balina filosu şu anda Antarktika’ya doğru yol alıyor. Deniz Çobanı gönüllüleri bir balinanın daha öldürülmesini önleyememenin üzüntüsü içinde: 9 Aralık 2011 |
||||
|
Antarktika'nın Buzulsuz Haritası oluşturuldu |
||||
Antarktika kıtasının buzullar olmadan nasıl görüneceğine dair kapsamlı çalışmanın sonuçları açıklandı. İngiltere Antarktika Araştırmaları Kurumu tarafından yapılan çalışmada kıtanın kaya tabanını üç boyutlu olarak gösteren bir model ortaya çıkarıldı. Antarktika üzerinde 27 milyon noktadan toplanan verilere dayanılarak oluşturulan modelin adı BEDMAP 2. Araştırma ekibinden Hamish Pritchard ortaya çıkan model sayesinde dünyanın diğer coğrafi bölgelerinde görülen dağ, vadi, ova gibi coğrafi yapıların buzlar altındaki Antarktika’da da var olduklarının bir kez daha anlaşıldığını belirtti. Yüzde 1 su seviyesi üzerinde Uzun yıllardır uçaklar, uydular, gemiler ve kıta üzerinde inceleme yapan bilim adamlarının topladıkları veriler üzerinden oluşturulan modele göre Antarktika'nın kaya yapısını yalnızca yüzde 1'inin deniz seviyesinin üzerinde bulunuyor. Modelde kırmızı ve siyah olarak belirtilmiş alanlar kıtanın en yüksek noktalarını; mavi kısımlar ise kıtadaki düzlük kayaçları gösteriyor. Araştırma sonucunda ortaya çıkan modelin Antarktika'nın küresel ısınma etkisiyle yaşadığı dönüşümü yansıtma açısından büyük önem taşıdığı belirtiliyor.
Küresel ısınmanın etkisi gözlemlenecek Kıtanın kıyı kesimlerini oluşturan buzulların eriyerek denize karıştıkları biliniyor, ancak BEDMAP 2 modeli sayesinde gelecekte yaşanabilecek erime evrelerine dair öngörüde bulunulabilmesi mümkün olacak. Araştırma ekibinden Hamish Pritchard model sayesinde kıta civarındaki buzul hareketlerini tespit etmenin mümkün olacağını belirtiyor. Pritchard, BEDMAP 2 sayesinde ortaya çıkan Antarktika'nın topografyasının gelişmiş fizik yöntemleriyle birlikte kullanılarak buzulların gelecekteki erime sürecinin modellenebileceğini söylüyor. 5 Aralık 2011 |
||||
|
Karadeniz'de Dev Dalgalar Otoyola Taştı |
||||
|
Karadeniz'de fırtına etkili oluyor. Ordu sahil yolundaki tahkimatı aşan dalgalar, yol kapattı, dev kayaları kıyıya taşıdı. Dev dalgalar sürücülere zor anlar yaşattı. Heyecanlı anlar amatör kameraya… 27 kasım 2011
|
|
Gece çiçek açan Orkide |
||||
Papua Yeni Gine yakınlarındaki Yeni Britanya adasına keşif gezisine giden Hollandalı araştırmacı Ed de Vogel'in bulduğu Bulbophyllum nocturnum adlı orkide, yalnızca geceleri açan tek tür ve niçin geceleri açtığı henüz bilinmiyor. Linnean Derneği'nin Botanik Dergisi'nde yayımlanan yazıda, Londra'daki Kew Kraliyet Bahçelerinde orkide uzmanı olan Andre Schuiteman, "Bu çok heyecan verici bir bulgu. Çok sayıda orkide türü var ama içlerinden biri bile gece polen yaymıyor. Yılardır yapılan orkide araştırmaları ardından gece çiçek açan bir orkide bulunması çok önemli." dedi. Söz konusu orkidenin özelliği, bu orkideden bir örneğin Hollanda'da götürülmesi ardından ortaya çıktı. Dr. de Vogel, orkidenin tomurcukları normalde 2 cm.lik çiçek açacak noktaya geldiğinde niye solduğunu anlamak amacıyla bitkiyi evine götürdü ve gün batımından birkaç saat sonra orkidenin çiçek açtığını, gün doğumundan birkaç saat sonrasına kadar açmış halde kaldığını gördü.
Uzmanlar Bulbophyllum nocturnum'un niye yalnızca geceleri çiçek açtığını anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyorlar. Ancak bu tür orkidenin kereste kesimi yapılan bölgede bulunması dolayısıyla türünün tehlike altında olduğuna işaret ediliyor. 22 Kasım 2011 |
||||
|
Dünya'nın Yeni 7 Doğa Harikası |
||||
|
|
||||
Dünya'nın Yeni 7 Doğa Harikası Bir vakıf tarafından dünya çapında 4 yıl boyunca yapılan oylama sonucunda 7 yer belirlendi. Kesin sonuç Ocak ayının başlarında açıklanacak. Bir vakıf dünyanın yeni doğa harikalarını belirlemek için dünya çapında dört yıl önce bir anket başlattı. 220 ülkedeki 440 aday doğa harikasından iki yıllık çalışma sonucunda 14 finalistten oluşan küçük bir liste yapıldı. 1 Milyon Kişi Oy Kulandı, Oylama 11.11.11'de Bitti Oylamaya sunulan finalistler için internet ve cep telefonlarından yaklaşık 1 milyon kişi oy kullandı. 11.11.2011'de biten oy verme işleminin ilk sonuçlarına göre 7 harika neredeyse belli oldu. Listede şu yerler var; Amazon Ormanları, Vietnam'daki Halong Körfezi, Arjantin'deki İguazu Şelalesi, Güney Kore'deki Jeju Adası, Endonezya'daki Komodo Adası, Filipinler'deki Puerto Princesa Yeraltı Nehri ve Güney Afrika'daki Masa Dağı. "Dünyanın Yeni 7 Doğa Harikası" için kesin sonucun resmen Ocak ayı başlarında açıklanacağı belirtiliyor. Finalist olan ancak son yediye kalamayan listede, Ölü Deniz, Tanzanya'daki Kilimanjaro Dağı, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Büyük Kanyon, Avustralya'daki Büyük Mercan Resifi, Ekvador'daki Galapagos Adası da vardı. 14 Kasım 2011 |
||||
|
Siyah gergedanların da soyu tükendi |
||||
Soyu tükenen hayvanlar listesine son olarak, siyah gergedan eklendi. Sonuç, küresel düzeyde soyu tükenmekte olan bitki ve hayvan türlerine ilişkin yayımlanan raporda yer aldı. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği'nin yayımladığı son rapor, birçok gergedan türünün soyunun tükendiğini ortaya koydu. Batı Afrika'da yaşayan siyah gergedanların yanı sıra Orta Afrika'da yaşayan beyaz gergedanların soyunun da tükenmiş olabileceği belirtildi. Sadece Afrika kıtasındaki gergedanlar değil, Asya kıtasındaki gergedanlar da değerli boynuz ticareti yapan avcı çetelerinin hedefi. Asya'da, Java adasında yaşayan Java gergedanın da soyunun tükendiğine inanılıyor. Zira Doğu Asya'da, gergedan boynuzu, geleneksel ilaç yapımında önemli bir rol oynuyor. Orta Doğu'da ise hançer sapı olarak kullanılıyor. Bu nedenle de Uluslararası Doğayı Koruma Birliği raporunda gergedanları korumak için bir an önce önlemlerin alınması gerektiğinin altı çiziyor. Raporda, dünyadaki memeli hayvanların yüzde 25'inin tamamen tükenme olasılığının bulunduğu da belirtiliyor. 11 Kasım 2011 |
||||
|
Yanardağ Yeni Ada Oluşturuyor |
||||
Atlantik Okyanusu'nda Kanarya Adaları grubuna bağlı El Hierro adası açıklarında deniz gökyüzüne su ve taş püskürtmeye başladı. Yerli halkın, "Okyanus'tan canavar yükseliyor" dedikleri doğa olayı aslında Atlantik Okyanusu'nun altındaki bir volkanın faaliyete geçmiş olması. Okyanus altındaki volkan yeniden söndüğünde geride bir ada bırakacak. Bilim adamları, El Hierro açıklarındaki volkanın şimdiye kadar deniz altında faaliyet gösterdiğini ancak son bir hafta içinde gökyüzüne su ve taş püskürtmeye başladığını açıkladı.
TAŞ PÜSKÜRTÜYOR Bilim adamları volkandaki aktivitenin şu anda üçüncü aşamada olduğunu belirtirken, yerli halk okyanusun taş püskürtmeye başladığını söyledi. ADAYA İSİM ARANIYOR Volkanın püskürttüğü lavlar denizde bir dağ oluşturmaya başladı bile. Bilim adamları, bu dağın yükselerek deniz yüzeyinde bir ada oluşturacağını belirtti. Jeologlar yeni ada için isim arayışına başladı. Lav dağının su yüzeyine ulaşması için sadece 70 metre kaldığı belirtildi. 9 Kasım 2011 |
||||
|
Türkiye gölleri İsrail Sazanı istilasında |
||||
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Polat, Türkiye'nin iç göllerinde sayısını hızla arttıran ve hemen hemen bütün habitatlara bulaşan Carassius Gibelio (İsrail Sazanı) türünün en ciddi tehlike olduğunu söyledi. SAMSUN - Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazmi Polat, Türkiye'deki iç göl ve tatlı sularda istilacı tür olarak bilinen Carassius Gibelio (İsrail Sazanı) balığının son yıllarda büyük oranda artış gösterdiğini söyledi. İstilacı türlerin Türkiye'nin doğal faunasında olmayan türler olduğunu belirten Polat, şunları kaydetti: ''Türkiye'nin iç göllerinde sayısını hızla arttıran ve hemen hemen bütün HABITAT'lara bulaşan Carassius Gibelio türü en ciddi tehlikedir. Hangi gücün bu türleri Türkiye sularına bulaştırdığı net belli değildir. Ama doğal yollarla girmediği kesin. Bu türün özelliği de albenisi güzel, değişik renklerden oluşması ve göz zevkine hitap ediyor olmasıdır. Ancak et kalitesi olarak çok verimsiz, çok kılçıklı ve bir yiyenin bir daha tüketmeyeceği bir balık türüdür.'' Bu balığın en büyük özelliğinin yerli balıkların yumurtalarını yemesi olduğuna dikkat çeken Polat, ''Kuzey yarım küredeki balıklar hemen hemen hepsi yılda bir defa döl vermesine karşın bunlar yılda 4 veya 5 defa döl vermektedir. Bu popülasyondaki sayılarının her geçen gün arttığını göstermektedir. İstilacı balıkların diğer özelliği de yerli balıkların yumurtalarıyla beslenmesidir. Hem yerli balıklarının besinlerini yiyerek onların yiyeceğiyle rekabet ediyor hemde yumurtaları yediği için yavruların gelişmesini engelliyor. Dolayısıyla doğal fauna sayısı ciddi şekilde azalıyor. Bunun örneğini Eğridir Gölü'nde yaşadık, doğal fauna tamamen yok olmaya başladı'' diye konuştu. 09 Kasım 2011 |
||||
|
100 yıllık Konya Ovası rüyası gerçek oluyor |
||||
Konya Ovası'nı suyla buluşturacak Mavi Tünel Projesi için 235 işçi gece-gündüz ter döküyor. 17 bin 34 metrelik tünelin, şu ana kadar 15 bin 275 metresi tamamlandı. KONYA - Konya Ovası Projeleri'nin (KOP) en önemli adımı olan, Konya Ovası'nı suyla buluşturacak ''100 yıllık rüya'' Mavi Tünel Projesi, tüm hızıyla devam ediyor. 2007 yılında temeli atılan 17 kilometre 34 metrelik Mavi Tünel Hattı'nda çalışmalar 235 işçinin, 3 vardiya 24 saat çalışmasıyla sürdürülüyor. Mavi Tünel kapsamında, Akdeniz'e boşalan Göksu Havzası'ndaki suların 414 milyon metreküplük bölümünün Konya'ya aktarılması, bu suyun tarım alanlarının sulanmasında ve Konya'nın içme suyu ihtiyacının karşılanmasında kullanılması hedefleniyor. DSİ Konya 4. Bölge Müdürü Mustafa Uzun, projede sona yaklaşıldığını söyledi. Proje ile Mavi Tünel vasıtasıyla Bağbaşı, Bozkır ve Avşar barajlarından toplam 414 milyon metreküp suyun Konya havzasına aktarılmasının hedeflendiğini ifade eden Uzun, ''Mavi Tünel ve Bağbaşı Barajı kısa süre içinde tamamlandıktan sonra inşaat çalışmalarına geçen ay başlanmış olan Bozkır Barajı da önümüzdeki yıllarda tamamlanacak. Önümüzdeki ay ihale çalışmalarına başlayacağımız Avşar Barajı da tamamlandıktan sonra Konya kapalı havzasına 414 milyon metreküp su aktarılacak'' dedi. 15 BİN 275 KİLOMETRESİ TAMAMLANDI Uzun, aktarılan 414 milyon metreküp su ile Konya kapalı havzasında bir kısım alanın daha suya kavuşacağını vurgulayarak, şunları söyledi: ''Projeyle Konya'nın önümüzdeki 35 yıllık içme suyu ihtiyacı da aktarılacak 100 milyon metreküp su ile karşılanmış olacak. Çalışmalar 24 saat esasına göre 3 vardiya sistemiyle sürdürülmektedir. En kısa zamanda projeler tamamlanarak hayata geçirilecek. Mavi Tünel delgi çalışmaları da hedeflendiği şeklinde bitirilmesi için ekiplerimiz çalışmalarını sürdürüyor. Şu anda TBM (tünel delgi makinesi) ile yürütülen çalışmalarda Mavi Tünel'in 15 bin 275 metresine ulaşılmış durumda. Ayrıca tünelin diğer tarafından da klasik del-patlat yöntemiyle yapılan çalışmalarda 310 metreye ulaşıldı. Bir aksilik olmazsa hedeflendiği gibi Mavi Tünel çalışmalarının 17 Aralık'ta bitirilmesi için çalışıyoruz.''
Bağbaşı Barajı ve Mavi Tünel İnşaatı Projesi Müdürü Umut Emre Karataş ise 2009 tarihinde delgi çalışmalarına başladıkları 17 bin 34 kilometrelik Mavi Tünel'in delgisinin 15 bin 275 kilometreye ulaştığını bildirdi. Delgilerle beraber tünelin beton kaplama işlerinin de tamamlandığını ifade eden Karataş, ''Jeolojik herhangi bir sıkıntının olmaması veya delgi makinesinde büyük bir arızanın çıkmaması durumunda Mavi Tünel'in delgi işleminin 17 Aralık'ta tamamlanması hedeflenmektedir'' diye konuştu. Karataş, Mevlana'nın ilk eşi olan Gevher Banu'nun adını verdikleri 1 adet TBM makinesiyle delgi işlemlerine devam ettiklerini dile getirerek, çalışmaları 3 vardiyalı sistemle yaklaşık 235 personelle sürdürdüklerini bildirdi. Delgi makinesi ile tünelde günde ortalama 20 metre ilerlediklerini anlatan Karataş, 17 Aralık hedefine ulaşabilmek için Ramazan Bayramı'nda mesai yapan işçilerin Kurban Bayramı'nda da çalışmalara ara vermeden devam edeceğini kaydetti. 27 Ekim 2011 |
||||
|
Altı Bin Ölü Kuş Sahile Vurdu |
||||
Toronto'nun kuzeyindeki Georgia Körfezi'nin sayfiye yerlerinden Wasaga Beach'de binlerce ölü kuş sahile vurdu. Toronto'nun 131 kilometre kuzeyindeki sahil şehri Wasaga Beach'de karaya vuran ölü dalgıç kuşu, martı ve ördekler, görenleri hayrete düşürdü. Şehir sakinleri, kuşların ölümüne muhtemel bir atık ya da petrol sızıntısının neden olabileceğini ileri sürdü. Kanada Ulusal Kaynaklar Bakanlığının pazartesi gününden itibaren olayın oluş nedenlerini araştırmaya başlayacağı açıklandı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, olayın muhtemel bir gıda zehirlenmesi olduğu belirtilerek, bölgede daha önce de benzer bir olayın yaşandığı hatırlatıldı. Ontario Eyalet Polisi OPP'den komiser Peter Leon, 3 kilometrelik sahil şeridinde 6 binin üzerinde ölü kuş bulunduğunu söyledi. 24 Ekim 2011 |
||||
|
Şimdi de, Yoksul Ülkelerin Toprakları çalınıyor |
||||
Gelişmekte olan ülkelerde ekilebilir nitelikteki arazileri satın alan uluslararası şirketlerin ve ülkelerin sayısı artıyor. BM de küçük çiftçileri zor duruma düşüren "toprak araklama"ya karşı yasal önlem almak istiyor Dünya ekonomisinde söz sahibi olan ülkelerin gözü, büyük tarım arazilerinde. Mali açıdan güçlü, kalabalık nüfusa sahip, ancak su kaynakları veya tarım arazileri açısından yoksul olan ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde hızla toprağa yatırım yapıyor. İleride çıkabilecek bir kıtlık veya gıda mahsulleri fiyatlarındaki artışlara karşı korunmak amacıyla uluslararası dev şirketler ve ülkeler tarafından kalkınmakta olan ülkelerde yapılan toprak satın alımlarına İngilizce’de “land grabbing” yani “toprak koparma” veya “toprak araklama” adı veriliyor. Oxfam gibi yardım örgütleri bu uygulamanın açlık ve yoksulluğu arttırdığına dikkat çekiyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü kapsamında ise gelişmekte olan ülkelerde halkın geçimini tehdit eden bu alımlara karşı ne gibi önlemler alınabileceği tartışılıyor. Halk yerinden sürülüyor Çin, Güney Kore, Körfez ülkeleri ya da Hindistan gibi ülkelerden kamu yatırımcıları ya da özel şirketler, gelişmekte olan ülkelerde satın alma ya da kira anlaşmalarıyla dev tarım arazilerini kendine bağlıyor. Buralarda üretilen gıda maddeleri, sadece yatırımı yapan ülkeye ihraç ediliyor. Dev arazilerde yerli halk yerlerinden sürülüyor, en büyük zararı kalkınmakta olan ülkelerdeki halk görüyor. Yardım örgütü Oxfam’ın Almanya temsilciliğinden Marita Wiggerthale, kuşaklar boyu aynı aile tarafından ekilen, ancak tapuda kaydı olmayan bir arazinin günün birinde yabancı bir şirkete geçebildiğine dikkat çekiyor. Wiggerthale, "Bu vakalarda çoğunlukla toprakları kullanma hakkı çiğneniyor, tarım yapan aileler yerlerinden sürülüyor ve sonuçta tüm geçim kaynakları ellerinden gidiyor” diyor. Yoksulluk ve açlığa yol açıyor Böylelikle savaş ya da kıtlık olmamasına rağmen yoksulluk ve açlık da artıyor. Oxfam, Uganda’da bu tür bir vakayı belgelemiş. İngiliz bir yatırımcının Ugandalı yetkililer ile yaptığı anlaşma yüzünden, dev bir çam ve okaliptüs plantasyonuna yer açmak için 22 bin 500 kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmış. Bu çiftçilere ne önceden sorulmuş, ne haber verilmiş, ne de tazminat ödenmiş. Alman Federal Tarım ve Tüketiciyi Koruma Bakanı Ilse Aigner, son yıllarda gelişmekte olan ülkelerde 50 ila 80 milyon hektar toprak satıldığını belirtiyor, ancak yine de gıda üretimi alanında özel yatırımın önemine dikkat çekiyor. "Prensipte ziraat alanındaki özel yatırımcılara tamamıyla kötü gözle bakmamak gerek" diyen Aigner, "Ancak bu yatırımların, bölge halkının da kârına olması gerek. İşin zor tarafı da bu” şeklinde konuşuyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, hükümetler ve sivil toplum örgütleriyle birlikte bu sorunu çözmek için uluslararası bir düzenleme üzerinde çalışıyor. İtalya’nın başkenti Roma’da bu amaçla yapılan görüşmelere katılan Alman Bakan Aigner, "En önemlisi, toprak alımının yapıldığı ülkelerdeki hükümetlerin yatırımların ülkedeki ziraatın geliştirilmesi için kullanılması yönünde bilinçlenmesi ve halkın yaşadığı, ekim yaptığı toprakları terk etmek zorunda kalmaması ya da en azından bu ticaretten kârlı çıkması” dedi.
Batı Avrupa büyüklüğünde Bu arazilerin satışı çoğunlukla gizli yapıldığından boyutu ile ilgili kesin rakamlar verilemiyor. Oxfam yardım örgütünün tahminlerine göre, 2001 yılından bu yana sanayileşmiş ve kalkınmanın eşiğindeki ülkeler, kalkınmakta olan ülkelerde yaklaşık 227 milyon hektarlık arazi satın aldı. Bu neredeyse Batı Avrupa büyüklüğünde bir alana denk geliyor. Boş sözler Yardım örgütleri, bu yatırımların bölge halkına çoğu zaman pek bir yarar sağlamadığını ortaya çıkarmış. Oxfam yardım örgütünden Wiggerthale, "Verilen istihdam sözü tutulmuyor. Ayrıca yatırımın hacmi de başta vaat edildiği oranda olmuyor. İçi boş sözler bunlar. Araziler, karşılığında pek bir şey yapılmasına gerek kalmadan ucuza satın alınıyor” diyor. Roma’da yapılan görüşmeler şimdilik bir sonuç vermedi. Geniş arazilerin satışı sırasında kullanıcıların ve bölge halkının haklarının nasıl korunacağı konusunda gelecek yılın başında BM Gıda ve Tarım Örgütü kapsamında, uluslararası bir düzenleme için yeni görüşmelerin yapılacağı belirtiliyor. 19.10.2011 |
||||
|
Tarım stratejilerinde devrim beklentisi |
||||
Giderek artan dünya nüfusu nasıl doyurulabilecek? Bu soru, Dünya Gıda Günü vesilesiyle yine gündemdeydi. Seri üretim ve tarımın sanayileşmesi yerine sürdürülebilirlik kavramı giderek öne çıkıyor. Dünya nüfusu 7 milyara yaklaşırken tarım stratejisinin değiştirilmesi konusunda bilinç artıyor. Tarım Gelecek Vakfı'ndan Benedikt Haerlin, kitleleri doyurabilmek için yeni teknolojiler yoluyla gıda üretiminin mümkün olduğunca artırılması düşüncesinin ölümcül sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Yanlış beslenme obeziteyi artırıyor Haerlin, endüstriyel tarım teknolojisinin açlık sorununu çözmekten ziyade daha da kötüleştirdiğini belirtiyor: “Sanayi ülkelerinde sahip olduğumuz beslenme modelinin aşırı şişmanlamaya yol açtığı artık açıkça görülüyor. Dünyada aşırı şişmanların sayısı aşırı zayıfları geçmiş durumda. Yanlış beslenmenin önümüzdeki en büyük sağlık sorunu olduğu da aşikâr. Yani mevcut beslenme modeli, açlığın üstesinden gelebileceğimiz bir araç olamaz.” "Artık siyasette de bilinç arttı" Haerlin, 2008 yılında dünyada büyük ses getiren Dünya Tarım Raporu Teftiş Kurulu'nun da üyesi. Dünya Bankası'nın girişimiyle başlatılan ve Dünya Sağlık Örgütü ile Dünya Gıda Örgütü'nün de katıldığı çalışmalar sonucu ortaya çıkan rapor, endüstriyel tarıma karşı açıkça cephe alıyor, organik tarım ve küçük çiftçinin desteklenmesini talep ederken, yeşil gen teknolojisi, kimyasal tarım ve tohumların patentlenmesine savaş açıyordu. Alman çevre kuruluşu Germanwatch'un dünya ticareti ve beslenme uzmanı Tobias Reichert, raporun açıklanmasının üzerinden üç yıl geçerken, rapordaki pek çok sonucun artık siyasette de kabul edildiğini belirtiyor. "Gıda yerine hayvan yemi ve yakıt üretiliyor" Reichert, AB'nin Avrupalı çiftçilere verdiği yoğun sübvansiyonların sadece doğayı tahrip etmediğini, aynı zamanda dünya çapında gıda maddelerinin eşitsiz dağılımına da katkıda bulunduğunu belirtiyor ve “Gıda yerine hayvan yemi ve yakıt üretiliyor” diyor. Reichert, “Özellikle de Avrupa örneğinde, endüstriyel tarımın dünya beslenmesine iki nedenden dolayı olumsuz etkisi var. Birincisi, başta hayvan üretimi olmak üzere AB'deki sanayileşme, Avrupalıların beslenmesinde sağlıklı olandan çok daha fazla hayvansal üretime yol açtı. İkincisi AB içinde tüketimin normal ölçülerin üzerine çıkmasına, aşırı tüketime neden oldu" şeklinde konuşuyor. Yoksul çiftçi ithalat mağduru
Tüketim fazlasının ihracatı ise sorunun başka bir boyutu. Özellikle kalkınmakta olan ve yoksul ülkelerdeki çiftçiler, AB'nin cömert teşviklerinden yararlanan Avrupalı çiftçilerle rekabet edebilecek durumda değil. Bunun sonucunda sanayi ülkelerinden ihracat yerli tarımı öldürüyor, bu da yoksul bölgelerde açlığa ve dünya çapında istihdam kaybına yol açıyor. Endüstriyel et ve süt üretimi için hayvan yemi üretimine odaklanılması ve bitkilerden yakıt üretimi dünya çapında çevreye de zarar veriyor. Hayvan yemi ya da yakıt üretiminde kullanılan bitkilere yer açmak için ormanlar tahrip ediliyor. "Sistem Değişecek" Dünya Tarım Raporu, gıda maddelerinin, mümkün olduğunca tüketildikleri yerde üretilmesini tavsiye ediyor. 2008 yılında yayımlanan raporun başkan yardımcısı ve Milenyum Enstitüsü Başkanı Hans Herren, üretimin mümkün olduğunca sürdürülebilir ve ekolojik olması gerektiğinin de altını çiziyor. Kalkınmakta olan ülkelerde onlarca yıl çalışan tarım uzmanı, tarımın gelecekte de siyasîler için zorlu bir ödev olacağını belirtiyor: “Tamamen farklı bir sistem gerekecek. O zaman her şeyi kontrol altında tutmak isteyen şimdiki büyük tohum şirketlerine de gübre şirketlerine de ihtiyaç kalmayacak. Buna karşılık çiftçiler odakta olacak, yenilenebilir kaynaklar üreten, sürdürülebilir ve yeni nesillerin ihtiyaçlarını tatmin edecek bir sistem gelecek.” 16 Ekim 2011 |
||||
|
Piranhaların ses öfkesi |
||||
Avını ısıra ısıra kemiren piranhaların korku uyandıran bir şöhreti var. Ama yeni bir araştırma, bu balıkların Amazon'un sularında dişlerinden ziyade, çıkardıkları sesle varlık gösterdiğini ortaya koydu. Su altı mikrofonlarıyla kayıt yapan araştırmacılar, piranhaların sesle iletişim kurduğunu ve rakiplerini uzaklaştırmak için saldırı yerine sesle korkutup sindirmeyi tercih ettiğini söylüyor. Journal of Experimental Biology dergisinde (Deneysel Biyoloji Dergisi) ayrıntıları yayımlanan araştırma kapsamında, birbiriyle karşılaşınca piranhaların çıkardığı üç farklı ses tespit edildi. Bu seslerden her birinin farklı bir mesaj içerdiği düşünülüyor. Belçika'nın Liege Üniversitesi'ndeki araştırma ekibinin başkanı Eric Parmentier, palyaço balığı gibi ses üretebilen ve bu şekilde iletişim kuran çeşitli balık türleri üzerinde geçmişte çalışmaları olmuş bir bilim adamı. Piranha ritmi Eric Parmantier, piranhaların da ses çıkarabildiğini önceden bildiğini, fakat bu yeteneği ne için kullandıklarını daha yakından anlamaya çalıştığını söyledi. Balık türleri ses vasıtasıyla genelde kendilerine eş çekmeye çalışıyor, dolayısıyla su altı mikrofonlarına takılan titreşimler balıkların ürediğine dair önemli bir işaret olabiliyor. Eric Parmentier, ''Ses ve davranış arasındaki bağı daha iyi anlarsak, denizin sesini dinleyip balıkçıların doğru zamanda avlanmaya çıkmalarını sağlayabiliriz.'' diyor. Piranhaların çıkardıkları seslerin ise ekmek kavgasından kaynaklandığı düşünülüyor. Dr. Parmantier, piranhaların karşı karşıya gelince çıkardığı üç ana sesten ilkinin, havlamaya denk düştüğünü söylüyor. Yüz yüze gelen fakat kavgaya girişmeyen balıkların çıkardığı bir ses bu. Vurmalı bir çalgının ritmini andıran diğer ses, piranhalar birbirini kovalarken duyuluyor. Genellikle yiyecek paylaşımından çıkan kavgalarda piranhaların birbirini ısırdığı da vaki oluyor. Bu durumda daha boğuk bir ses çıkarıyorlar.
Titreşimler Fakat Dr. Parmentier ve ekibi, laboratuarda bir akvaryumda gözlemledikleri piranhaların genellikle huzur içinde birlikte yüzdüğünü, sesli kavgaların nadir durumlar olduğunu söylüyorlar. Dr. Parmentier, ''Sese başvurarak rakiplerini korkutup kaçırmak, fiziken kavgaya girişmekten çok daha az enerji gerektiriyor.'' diyor. Gürültü çıkartan piranhalar, maliyeti düşük ama mükafatı büyük olan bir yöntemle yiyecek bulmayı deniyor. Diğer ''gürültücü'' balıklar gibi piranhalar da vücutlarındaki gaz torbasını titreştirerek ses çıkarıyor. Bu organın asıl işlevi, piranhaların suda denge kurmasını sağlamak. Dr. Parmentier, piranhaların kaslarını saniyede 150 kez oynatarak titreşim sağladığını belirtti. Liege Üniversitesi ekibi bir sonraki aşamada piranhaları doğal ortamları olan Amazonlar'da inceleyerek, ses repertuarları hakkında daha çok bilgi edinmeyi planlıyor. 13 Ekim 2011 |
||||
|
Brezilya'da Piranhalar tatilcilere saldırdı |
||||
Brezilya'nın Piaui eyaletinde piranhalar onlarca tatilciye saldırarak yaraladı. Uol Noticias sitesinin haberine göre, hafta sonu Jose de Freitas sahilinde suya giren tatilciler piranhaların saldırısına uğradı. Yüzün üzerinde tatilci, ayaklarındaki ısırıklar yüzünden hastanede tedavi gördü. Yetkililer, aşırı balık avının piranhaların bu bölgede kontrolsüz şekilde çoğalmasına neden olduğunu belirtti. Doğal düşmanları, balıkçılık nedeniyle tükenen piranhaların sayısının çok arttığı, beslenecek balık da bulamayan hayvanların insanlara saldırmaya başladığı kaydedildi. Yetkililer, doğal besin zincirinin kopan halkasını yeniden kurabilmek için hem piranhalara yem olan hem de piranha yumurtalarını yiyen balıkların bölgeye bırakılacağını açıkladı. 27 Eylül. 2011 |
||||
|
Karaya oturan gemiden petrol yayılıyor |
||||
Yeni Zelenda, geçen hafta karaya oturan dev bir yük gemisi nedeniyle büyük bir çevre felaketiyle karşı karşıya. Gemiden petrol sızmaya devam ederken kötü hava koşulları nedeniyle kurtarma çalışmaları aksıyor. Yeni Zelenda'da geçen hafta karaya oturan Liberya bandıralı “Rena” adlı yük gemisinde büyük bir çatlak oluştuğu ve buradan denize petrol sızdığı belirtildi. Gemideki onlarca konteynerin de denize düştüğünü kaydeden yetkililer, bazı konteynerlerin tehlikeli madde taşıdığı bilgisini verdi. Yapılan açıklamaya göre, şimdiye kadar denize düşen konteynerler arasında bunlar bulunmuyor. Geminin gövdesinde meydana gelen çatlağın oldukça büyük olduğunu belirten yetkililer, 236 metrelik geminin parçalanmaya başlamasından endişe ediyor. Kurtarma ekipleri, kötü hava koşulları nedeniyle çalışmalarına ara vermek zorunda kalırken, büyük bir çevre felaketinin önlenmesi de bu nedenle güçleşiyor. Dalgalar beş metreyi buluyor Yeni Zelenda Denizcilik Dairesi’nden yapılan açıklamada, geminin batmasını önlemek için kaza yerine üç çekici göndermeye çalıştıkları, ancak hava koşullarının bunu engellediği belirtildi. Yeni Zelandalı yetkili Steve Jones, denizdeki dalgaların beş metreyi bulduğunu ve bu nedenle kurtarma ekiplerinin gemiye çıkmakta zorlandığını dile getirdi. Meteoroloji uzmanları, perşembe gününe kadar havanın düzelmesinin beklenmediğine dikkat çekiyor. Gemide toplam bin 300 konteyner bulunduğu, bunlardan 70'inin denize düştüğü belirtildi. Gemideki diğer konteynerlerin sürekli hareket ettiği ve bunun da gemideki kurtarma çalışmalarını tehlikeye soktuğu vurgulandı. Öncelik sızıntıyı durdurmak Yeni Zelanda Denizcilik Dairesi Başkanı Nick Quinn de yaptığı açıklamada, önceliklerinin sızan petrolü durdurmak ve denizi temizlemek olduğunu dile getirdi.
Karaya şimdilik çok az petrolün ulaştığını ifade eden Quinn, ancak sızıntı devam ederse önümüzdeki haftaya kadar bunun artmasından endişe ettiklerini vurguladı. Şu ana kadar gemiden 200 ila 300 ton petrolün denize sızdığı sanılıyor. Yeni Zelanda Çevre Bakanı Nick Smith dün yaptığı açıklamada, gemiden denize akan petrol miktarının başlangıca göre beş kat arttığını belirterek bunun, ülkede denizde meydana gelen en büyük çevre felaketi olduğunu söyledi. Kaptan sorumlu tutuluyor Meydana gelen kazadan geminin kaptanı sorumlu tutuluyor. Yeni Zelandalı yetkililer, 44 yaşındaki Filipinli kaptanı gemiyi tehlikeye atmakla suçluyor. Mahkeme karşısına çıkartılan kaptanın suçlu bulunması halinde bir yıl hapis ve yaklaşık 8 bin dolarlık para cezasına çarptırılabileceği belirtiliyor. 12.10.2011 |