Hazer Tv, Ana sayfa©2005

Ana sayfaKapak

 

 

Son Güncelleme:16/05/12

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar

" Birleşmiş Milletler (United Nations) " Güncel Haberleri

Ülkeler Haber ve Bilgileri

BM Güncel Haberleri

BM Genel Bilgileri

BM Resimleri

 

 

 

BM Büyük Arazi Satışlarından rahatsız

 

BM Büyük Arazi Satışlarına kurallar getirdi

'Toprak kapatmaya' son

Büyük yatırımcılar toprak satın almak istediğinde, küçük çiftçiler sıklıkla geçim kaynakları olan topraklardan sürülür. BM Dünya Gıda Güvenliği Komitesi, bu duruma son vermek için bir yönetmelik hazırladı.

Hükümet yetkilileri, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve özel sektör, toprak alımlarını düzenlemek için üç yıldır görüşmeler yürütüyor. BM Dünya Gıda Güvenliği Komitesi’ndeki 128 ülke geçen hafta bu konuda hazırlanan yönetmeliği kamuoyuna tanıttı. Belirlenen kuralların, halkı toprak gaspından koruması ve geçim kaynaklarını güvence altına alması hedefleniyor.

BM Dünya Gıda Güvenliği Komitesi’nde kabul edilen yönetmelik, arazi kullanım haklarını ve ayrıca balık avlama alanları ve ormanların nasıl kullanılması gerektiği konularını ayrıntılı bir şekilde düzenliyor. Halka söz hakkı verilmesi ve özellikle de yerel küçük çiftçinin güçlendirilmesi için toprak yatırımlarında daha fazla şeffaflık konusu ön plana çıkarılıyor.

Birleşmiş Milletler'e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü'nden (FAO) Babette Wehrmann, "Buradaki ana nokta, toprağın kullanım hakkı ve insanların diğer kaynaklarının tanınması ve bu insanların da bir belgesinin olması. Yani bir başkası sırf daha fazla gücü ya da parası var diye, insanlar haklarını bir gecede kaybedemezler" dedi.

12 yılda 83 milyon hektar

2000 yılından bu yana 83 milyon hektarlık arazi yatırımcılara satıldı ya da kiralandı. Bunun büyük bir çoğunluğu Afrika’da. Sivil toplum örgütleri ve devletlerarası örgütlerden oluşan Uluslararası Toprak Koalisyonu (ILC) adlı kuruluş, toprak yatırımlarının takip edilebileceği bir internet sitesine sahip.

Çoğu anlaşmanın gizli kapaklı yapıldığını söyleyen Uluslararası Toprak Koalisyonu’ndan Michael Taylor, yine de bu veri bankasının eksiksiz olmadığını belirtiyor. Ancak veriler incelendiğinde en çok hangi ülkelerin etkilendiği ortaya çıkıyor. Özellikle Sudan, Etiyopya, Mozambik, Tanzanya, Madagaskar, Zambiya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi Afrika ülkelerindeki topraklar alınıp satılıyor. Ana yatırımcıların ise Hindistan, Çin, ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerden olduğu belirtiliyor. Bu ülkeler de yönetmeliği onaylayan ülkeler arasında.

Çiftçiyi korumaya yönelik önlemler

Taylor, şu anda yapılan toprak anlaşması görüşmelerinde yerel halk için fırsattan çok riskler gördüklerini kaydediyor. Yatırımcıların küçük çiftçilerle işbirliği yapmasının en mantıklı yol olacağını ifade eden Taylor, pek çok ülkenin çiftçilerin haklarını güçlendirmek için çeşitli adımlar attığını söylüyor: "Madagaskar ve Etiyopya gibi ülkeler, arazi sahipliğini teyit edecek sertifikalar dağıtmaya başladı. Bunlar bizim sahip olduğumuz tapularla aynı anlama gelmiyor ancak yine de bir kişinin toprak sahibi olduğunu belgeliyor ve çok daha az masraflı. Madagaskar’da küçük çiftçiler için topraklarına sertifika almalarının bedeli 600 dolardan 15 dolara düştü.”

Bu sertifika, küçük çiftçinin toprağını ekip biçmeye devam edebileceğini gösteriyor. Aksi halde büyük yatırımcılar yerel halkı bastırınca, artık ne ekip biçebilirler ne de ürünlerini kullanabilirler. Çünkü ürünler sıklıkla ihraç ediliyor.

Uzmanlar, BM devletlerinin kabul ettiği bu yönetmeliğin yerel halkın durumunun güçlendirilmesi ve daha fazla şeffaflık sağlanması konusunda önemli bir ilk adım olduğunu konusunda hemfikir. Ancak kuralların bağlayıcılığı olmaması nedeniyle ne kadar etkili olacağı merak konusu.

14 Mayıs 2012
 

BM Yabancı Şirketlere
Büyük Arazi Satışlarına Kurallar Getirdi

Birleşmiş Milletler’e göre çokuluslu şirketler son 10-15 yıl içinde yoksul ülkelerden milyonlarca hektar arazi satın aldı. Yüz yıllardır bu arazilerde tapusuz oturan yerli halk satıştan sonra yerlerinden sürülüyor, üretilen gıda maddeleri başka ülkelere ihraç ediliyor.

Bu tür büyük arazi satışları, bedel ödenmiş olsa da şüpheli koşullar altında yapıldığından “toprak gaspı” (İngilizce “land grabbing”) olarak niteleniyor.

Uganda hükümeti böyle bir olayı belgeleyen İngiliz yardım örgütü Oxfam’ı geçen hafta sınır dışı etmeye çalıştı. İngiliz bir yatırımcının ağaç çiftliği kurmak için Ugandalı yetkililerle yaptığı anlaşma sonucu 22 bin kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmış. Birkaç kuşak bu arazide yaşayan yoksul halka ne önceden haber verilmiş ne de tazminat ödenmiş.

Oxfam’ın suçu satışın yol açtığı sorunlara hükümetin dikkatini çekmesi.

Özel şirketlerin yanı sıra nüfusu giderek artan ya da toprakları tarıma uygun olmayan hükümetler, satın alma ya da kira yoluyla yoksul ülkelerin tarım alanlarını hatta balıkçılık için karasularını kendi çıkarına kullanıyor.

Dünya Gıda Örgütü’ne bağlı komisyon arazi satışlarının şeffaf bir şekilde yapılmasını, satışlarda yerel nüfusun haklarının güvence altına alınmasını ve tapu anlaşmazlıklarına çözüm yolu bulunmasını istiyor.

Üç yıldır üzerinde çalışılan yönetmeliğin hazırlanmasına 150 ülkeden temsilci, uzman ve yetkili katıldı.

Ancak kurallar bağlayıcı değil.

11 Mayıs 2012

Azerbaycan'dan BM'de Terör Hamlesi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İlham Aliyev, Ban Ki Moon

 

Güvenlik Konseyi dönem başkanı Azerbaycan, terörle mücadele konusunu Birleşmiş Milletler'in gündemine taşıdı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev başkanlığında toplandı.

Toplantıda konuşan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, kaynağı ne olursa olsun, terörün uluslararası barış ve istikrara karşı tehdit oluşturmaya devam ettiğini vurguladı.

Terör örgütlerinin "yeni güvenli mekânlar aramaya, yeni taktikler uygulamaya ve yeni hedefler belirlemeye devam edeceğini" ifade eden Ban, bütün ülkelerden terörle mücadelede işbirliği yapmalarını istedi.

Güvenlik Konseyi dönem başkanı Azerbaycan'ın terörle mücadele konusunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin gündemine getirmesi diğer üye ülkeler tarafından takdirle karşılandı.

193 üyeli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun gelecek ay, "Terörle Mücadele Küresel Stratejisi" konulu üst düzey bir toplantı düzenlemesi bekleniyor.

6 Mayıs 2012

Güler Sabancı BM'nin danışma kurulunda

 

Güler Sabancı BM'nin danışma kurulunda

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, BM'nin en üst düzey danışma kuruluna atandı.

İSTANBUL - Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı Birleşmiş Milletler (BM) The Global Compact (küresel ilkeler sözleşmesi) Yönetim Kurulu'na Genel Sekreter Ban Ki-mun tarafından atandı.

Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, 130'u aşkın ülkede 7 binin üzerinde katılımcısıyla dünyanın en büyük kurumsal sürdürülebilirlik inisiyatifi olan The Global Compact'in Yönetim Kurulu'nun başkanlığını BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun yapıyor.

31 kişiden oluşan, dünyanın tüm bölgelerini ve çok çeşitli iş kollarını temsil eden, iş dünyası, sivil toplum, çalışma ilişkileri ve işveren temsilcilerinden oluşan kurul, BM'nin en üst düzeydeki danışma organı olarak görev yapıyor.

Güler Sabancı, yönetim kurulu üyeliği kapsamında, The Global Compact İlkeleri'ne yönelik üst düzey stratejik danışmalık yapılmasının yanı sıra, ilkelere yönelik uygulamaların takip edilmesine ve BM ile iş dünyası işbirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak çalışmalarda yer alacak.

Kurulun tek Türk üyesi Sabancı ile birlikte yönetim kurulunda görev alan diğer üyeler arasında Unilever Üst Yöneticisi (CEO) Paul Polman, BASF SE Yönetim Kurulu Başkanı Kurt Bock, Bank of America Yönetim Kurulu Başkanı Charles O. Holliday, Milletlerarası Ticaret Odası(International Chamber of Commerce) Genel Sekreteri Jean-Guy Carrier, Fuji Xerox Direktörü Toshio Arima gibi isimler yer alıyor.

Aday Komitesi ve yerel organizasyonların önerileriyle oluşturulan yönetim kurulu üyeleri adaylarının ataması BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun tarafından yapılıyor.

21 Nisan 2012

Angelina Jolie'ye Diplomatik Görev

 

Angelina Jolie, Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi

 

Ünlü yıldız, BM tarafından Özel Temsilcisi olarak atandı.

Amerikalı ünlü sinema oyuncusu Angelina Jolie, Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi olarak atandı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği yaptığı yazılı açıklamada, Jolie'nin bundan böyle Yüksek Komiser Antonio Guiterres'in özel temsilcisi olarak görev yapacağını belirtti.

Mülteci sorununun yaşandığı ülkelerde diplomatik girişimlerde bulunacak olan ünlü oyuncu, devlet başkanları ve dışişleri bakanları dahil tüm yetkililerle Birleşmiş Milletler adına görüşmelerde bulunabilecek.

2000 yılından bugüne kadar örgüt adına "İyi Niyet Elçisi" olarak görev yapan ve dünyanın dikkatini mültecilerin yaşadığı zorluklara çekmeye çalışan Angelina Jolie, yeni görevine resmen başladı.

17 Nisan 2012

BM Danimarka'yı Eleştirdi

 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi

Hükümetinin 2004'teki ırkçı saldırıyı kapsamlı olarak soruşturmadığı açıklandı.

2004'teki saldırıda 2 Iraklı, 35 gencin sözlü ve fiili saldırısına uğramıştı.

Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Paneli, saldırıyla ilgili olarak tutuklanan 4 kişinin ruhsatsız silah bulundurma dahil çeşitli suçlardan hüküm giydiğini belirtti.

Ancak panel, Iraklı gençlerin ailesinin bulundukları kentten kaçmalarına da neden olay saldırının ırkçı yönünün dikkate alınmadığını vurguladı.

Panel, Iraklı aileyi korumakta başarılı olamayan Danimarka hükümetini eleştirdi ve aileye tazminat ödenmesi gerektiğini belirtti.

16 Nisan 2012

Kuzey Kore'ye roket kınaması

 

Kuzey Kore'ye kınama

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçen hafta fırlattığı roket dolayısıyla Kuzey Kore'yi kınadı.

BM adına yapılan ortak açıklamada Kuzey Kore bu alandaki adımlarını sürdürürse ülkeye yönelik yaptırımların ağırlaştırılabileceği kaydedildi.

Bu açıklama, hukuken BM Güvenlik Konseyi kararları kadar ağırlık taşımıyor.

Ancak metin yine de sert ifadeler içeriyor ve fırlatmayı "BM'nin balistik füze denemelerini yasaklayan kararlarının ciddi şekilde ihlali" olarak niteliyor.

Ayrıca halihazırda uygulanan yaptırımlar kapsamında mal varlıkları dondurulan kurum ve kuruluşlar ile ülkenin ithal etmesi yasaklanan malzemelerin yer aldığı listelerin uzatılması; bu şekilde yaptırımların ağırlaştırılması çağrısı yapılıyor.

Güvenlik Konseyi üyelerinin açıklama yapmaya yönelmesi, ek yaptırım adımları için henüz tam bir uzlaşma olmadığını düşündürüyor.

ABD'nin BM elçisi Susan Rice ise, bu açıklamanın üç yıl önce benzer bir fırlatmadan sonra yapılana göre çok daha sert olduğuna dikkat çekti.

Rice açıklamada yeni bir fırlatma ya da nükleer deneme yapılması halinde, ek adımlar atılacağının altını çizdi.

Geçen hafta günü fırlatılan roket, kısa süre sonra parçalanarak denize düşmüştü.

Diplomatlar, Kuzey Kore'nin başlıca müttefiki Çin'in açıklamaya fazla itiraz etmeden destek vermesini, Pekin yönetiminin tüm çağrılara rağmen fırlatmadan vazgeçilmemesi karşısında duyduğu rahatsızlığın işareti olarak yorumluyor.

Ancak BM'deki muhabirimiz Barbara Plett, henüz yeni yaptırımlar getirilmesi için somut bir adım olmadığını kaydediyor.

Fırlatma özellikle batılı ülkelerce, ülkenin tabi olduğu füze denemesi yasaklarını delmeye yönelik bir girişim olarak görülüyordu.

Kuzey Koreli yetkililerse, amaçlarının barışçı uzay teknolojilerini geliştirmek olduğunu söylüyordu.

Yetkililer, Unha-3 (Galaksi) adlı roketin bir haberleşme uydusu taşıdığını, ülkenin yüksek çözünürlüklü fotoğraflarını çekeceğini, hava tahminleri için veri toplayacağını ve ülke liderlerini öven marşlar yayınlayacağını açıklamıştı.

BM Güvenlik Konseyi üyelerinin tavrı, Pyongyang yönetiminin açıklamasının ikna edici bulunmadığına işaret ediyor.

16 Nisan 2012

Kuzey Kore tartışmalı roketi fırlattı

 

Güney Kore yönetimi, Kuzey Kore topraklarından uzun menzilli bir roket fırlatıldığını açıkladı.

Böylece Kuzey Kore daha önce açıkladığı şekilde, dünyadan gelen yoğun tepkilere rağmen planladığı fırlatmayı gerçekleştirdi.

Güney Kore Savunma Bakanlığı roketin yerel saatle 07:39'da (TSİ 00:39) fırlatıldığını söyledi.

Amerikalı bir yetkili de fırlatmayı teyit etti.

Ancak fırlatmayı izleyen Japonya, denize bir obje düştüğünü açıkladı.

Henüz teyit edilmemekle birlikte, roketin fırlatmadan kısa süre sonra, uzaya ulaşamadan çakılmış olabileceği yolunda haberler alınıyor.

Kuzey Kore ise henüz gelişmelerle ilgili hiç bir açıklama yapmadı.

Kuzey Kore'nin roket fırlatma planlarını kınayan batılı ülkeler, Pyongyang'ın bu şekilde askeri teknolojisini geliştirmeye yönelik bir füze denemesi yaptığına inanıyor.

Kuzey Koreli yetkililer, amaçlarının barışçı uzay teknolojilerini geliştirmek olduğunu söylüyordu.

Yetkililere göre Unha-3 (Galaksi) adlı roketin fırlatma tarihi de, ülkenin kurucusu Kim İl Sung'un 100. doğum gününü 'uzaya çıkarak' kutlamak için seçildi.

Kuzey Kore, roketin bir haberleşme uydusu taşıdığını, ülkenin yüksek çözünürlüklü fotoğraflarını çekeceğini, hava tahminleri için veri toplayacağını ve ülke liderlerini öven marşlar yayınlayacağını açıklamıştı.

Bu nedenle fırlatmanın başarısız olduğunun ortaya çıkması, ülkenin yeni iktidara gelen yöneticilerini utandırabilir.

Fırlatma bekleniyordu

Roket konusunda haftalardır süren tartışmalar geçen ay yapılan nükleer güvenlik zirvesine de damga vurdu.

Japonya ve Güney Kore, hava sahalarına girerse roketi vuracakları tehdidinde bulunmuştu.

Bölgedeki havayolu şirketleri roketin olası yolundan kaçınmak için uçuşlarının güzergahını değiştirmiş, bölgedeki gemi ve tekneler de roket parçalarının düşmesi ihtimaline karşı uyarılmıştı.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise daha önce girişimi bölge güvenliği için doğrudan bir tehdit diye nitelemiş ve eğer halkı için "barış dolu, daha iyi bir gelecek istiyorsa" Kuzey Kore'nin füzeyi fırlatmaktan vazgeçmesi gerektiğini söylemişti.

Kuzey Kore son uzun menzilli roket denemesini üç yıl önce düzenlemiş, roketin uzaya ulaştığı açıklanmıştı. ABD ve Japonya böyle bir obje tespit etmediklerini bildirdi.

BM Güvenlik Konseyi bunun üzerine Kuzey Kore'nin nükleer ve balistik füze denemeleri aleyhinde karar aldı.

Pyongyang'ın yanıtı ise nükleer silahsızlanma anlaşmalarından çekilmek ve iki hafta içinde bir nükleer deneme yapmak oldu.

Roketin fırlatma hazırlıkları sürerken, Güney Kore geçtiğimiz günlerde, daha önce nükleer deneme yapılan yeraltı tesisinde yeni tüneller kazıldığını ve bunun yeni bir denemenin habercisi olabileceğini bildirmişti.

13 Nisan 2012

BM Genel Sekreteri Ban

 

 

O Füzeyi Fırlatmayın

BM Genel Sekreteri Ban, Kore'nin füze fırlatma planından vazgeçmesini istedi.

Ban Ki-mun; Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında, Kuzey Koreli yetkililerin uluslararası toplumun çağrılarını dinleyeceğini ümit ettiğini belirterek, bu denemenin, BM Güvenlik Konseyi'nin 1874 sayılı kararının açık ihlali anlamına geldiğini ve bu durumdan derin kaygı duyduklarını söyledi.

Kuzey Kore, uluslararası kamuoyundan gelen tüm eleştirilere rağmen dün rokete yakıt doldurmaya başlamıştı. Pyongyang yönetimi, geçen ay, ülkenin kurucu lideri Kum İl Sung'un 100. doğum gününü kutlama etkinlikleri çerçevesinde bu ay uzaya gözlem uydusu fırlatacağını açıklamıştı.

Aralarında ABD, Japonya ve Güney Kore'nin bulunduğu birçok ülke; uzun menzilli roket fırlatmanın BM kararlarının ihlali anlamına geleceğini belirterek, Pyongyang yönetiminden bu plandan vazgeçmesini istiyor. Söz konusu ülkeler; uzaya uydu göndermenin, uzun menzilli füze denemesine kılıf olabileceğinden endişe ediyor.

12 Nisan 2012

BM Güvenlik Konseyi'nde İsrail'e Şok!

BM'den İsrail'e Şok!

 

İsrail'e karşı 5 tasarı kabul edildi. Yasadışı yerleşim yerleri soruşturulacak.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, İsrail'in işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında sürekli yenilerini inşa ettiği yasadışı yerleşim yerlerini soruşturması amacıyla yeni bir komisyon kurdu.

İsrail’e Karşı 5 Yeni Tasarı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, "İsrail'in Filistinlilere uyguladığı insan hakları, Filistin halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı, İsrail'in yasadışı yerleşim yerleri, işgal altındaki Golan Tepelerinde insan hakları ve Gazze Komisyonu Raporunun takibi" konularında İsrail'e karşı 5 yeni tasarı kabul etti.

Konsey'de ezici çoğunlukla kabul edilen tasarılara göre, İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarında uluslararası yasalara aykırı bir şekilde inşasına izin verdiği yerleşim yerlerini soruşturmak amacıyla yeni bir komisyon kuruldu.

Kabul edilen başka bir tasarıya göre de İsrail'in Mavi Marmara gemisine düzenlediği baskını yasadışı bulan komisyonun, yazdığı raporun sonuçlarını takip etmesi karara bağlandı.

Netanyahu’dan “İkiyüzlülük” Suçlaması

İsrail ise karar tasarısını kınadı. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, konseyi ikiyüzlülükle suçladı.

Dışişleri Bakanlığı’ndan İsrail’e Tepki

Bu arada Dışişleri Bakanlığı, uluslararası toplumun tüm uyarılarına rağmen İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında sürdürdüğü yerleşim faaliyetlerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, İsrail makamlarının Batı Şeria'da bulunan Valaja köyünde Filistinlilere ait bin 235 dönüm arazinin çevredeki yerleşimlere park inşa etmek gerekçesiyle müsadere edilmesine yönelik planlarının şiddetle kınandığı belirtildi.

İsrail Parlamentosu'nun uluslararası hukuku ihlal eden yerleşim faaliyetlerini desteklemek amacıyla mali kaynak tahsis etmesinin ve yerleşim projelerine mali kaynak sağlayanlara vergi kolaylıkları öngören mevzuat düzenlemelerine girişmesinin de esefle karşılandığı açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Uluslararası toplumun tüm uyarılarına rağmen İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında sürdürdüğü yerleşim faaliyetlerinin kabul edilmesi mümkün değildir. İsrail bu olumsuz tutumuyla barış sürecini tıkamakta ve arazide yarattığı fiili durumla iki devletli çözüm vizyonunu tahrip etmektedir. İsrail'in uluslararası hukuktan kaynaklanan sorumluluklarına uygun hareket etmesini ve barış zeminine zarar veren faaliyetlerden vazgeçmesini önemle bekliyoruz.”

23 Mart 2012

BM'den Esad'a ilk darbe

 

Güvenlik Konseyi Suriye Barış Planını Onayladı

BM Güvenlik Konseyi, BM-Arap Birliği'nin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan'a tam destek veren başkanlık açıklamasını kabul etti. Rusya ve Çin'in onayıyla BM'den Esad'a ilk darbe vurulmuş oldu. ABD Dışişleri Bakanı Clinton, Konsey'in attığı adımla "tek ses" olduğunu gösterdiğini belirtti.

BM Güvenlik Konseyi'nin dönem başkanı İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Mark Lyall Grant tarafından Konsey salonunda resmi olarak okunan ve bu şekilde kabul edilen başkanlık açıklamasına Rusya ve Çin de dahil tüm üyeler destek verdi.

BM Güvenlik Konseyi kararları gibi bağlayıcılığı bulunmayan başkanlık açıklamalarının kabulünde oylama yapılmıyor, ancak 15 üyenin hepsinin de başkanlık açıklamasına onay vermesi gerekiyor.

Fransa tarafından hazırlanan, bu kez Rusya ve Çin dahil tüm üyelerce desteklenen başkanlık açıklamasında, Kofi Annan'ın Suriyeli yetkililere sunduğu 6 maddelik barış planına tam destek verildiği vurgulandı.

'KONSEY ÖLÜMLERDEN ÜZÜNTÜ DUYUYOR'

Başkanlık açıklamasının giriş paragraflarında Suriye'de giderek kötüleşen durumdan derin endişe duyulduğu belirtildi. Suriye'de binlerce kişinin hayatını kaybetmesinden dolayı da Konsey'in son derece üzgün olduğu açıklandı.

Açıklamada, Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne de güçlü destek verildi.

'BM KARARI OLUMLU BİR ADIM'

ABD Dışişler Bakanı Hillary Clinton, BM Güvenlik Konseyi'nin Suriye özel temcilcisi Kofi Annan'ın planını kabul ettiğini açıklamasının, "olumlu bir adım" olduğunu söyledi. Clinton, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın "bu adım"ı doğru okuması gerektiğini belirtti. Clinton, "Esad rejimi ya uluslararası toplumun isteklerini yerine getirecek ya da daha da yükselecek bir baskı ve izolasyonla karşı karşıya kalacak" dedi.

21 Mart 2012

Türkiye, BM'nin alternatifi oldu

Türkiye, BM'nin alternatifi oldu

 

Türkiye'nin şiddet ve açlığın kol gezdiği Somali'deki faaliyetleri Avrupa'da dikkat çekiyor. Deutsche Welle'den Antje Diekhans’ın Somali'den izlenimleri.

İki hafta önce Somali’nin başkenti Mogadişu’daki havaalanında bayram havası esiyordu. Zira 20 yıldan da fazla bir süredir, Avrupa’dan ilk kez tarifeli bir uçak iniş yapmıştı. THY’ye ait uçaktan inen yolcular, şarkılar söyleyip dans eden Afrikalılar tarafından karşılandı.

THY uçuş programına Mogadişu’yu da ekledi. Bundan böyle İstanbul’dan Somali’nin başkentine düzenli olarak haftada iki kez sefer düzenlenecek. THY’den Faruk Sezer, şunları kaydediyor: “Somali’de olmaktan, Mogadişu’ya uçmaktan çok mutluyuz. Buradaki insanların dünya ile bağlantısını sağlayacağız. Çok yakın bir gelecekte Somali’nin tamamen normal bir ülke olacağını umut ediyoruz.”

Somali birçokları için bir savaş ülkesi ve bu nedenle de yatırımcılar açısından "sakıncalı bölge" olarak görülüyor. Sadece bazı yardım örgütleri burada faaliyet gösteriyor. Türkiye ise diğer Avrupa ülkelerinin aksine Somali'da faaliyet göstermekten çekinmedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açlık krizinin doruk noktasına ulaştığı ağustos ayındaki ziyaretinin ardından Türkiye ülkedeki yatırımlarını artırdı.

 

Somali'nin başkenti Mogadişu

Somali'deki Türk okulu

Somali’de açılan ilk Türk okulunun yaklaşık 100 öğrencisi var. Çocuklar okulda, kendi dilleri ve İngilizcenin yanı sıra Türkçe de öğreniyor. Türk öğretmenler aileleri ile birlikte Mogadişu’ya yerleşti ve bombalarla yakıp yıkılmış bu ülkede hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Okul Müdürü Bülent Ergüneş, içinde bulundukları tehlikelere ilişkin şunları söyledi: “Sanırım, bizler biraz çılgınız. Çünkü burada gerçekten büyük bir güvenlik sorunu var. Her gün bir yere bomba atılıyor. Ancak buradaki insanlara yardım etmek zorundayız.”

Türkiye Somali'de bir de sağlık merkezi kurdu. Burada da Türkiye’den gelen yaklaşık 40 doktor ve sağlık görevlisi hizmet veriyor ve günde yaklaşık bin hastaya bakıyorlar. Yakında Somali'de bir hastane ve daha sonra bir de üniversite kurulması planlanıyor. Ayrıca başkent Mogadişu’daki mülteci kamplarına Türkiye’den gıda malzemesi gönderiliyor.

Somali'de açlık krizi devam ediyor

 

İstanbul'da Somali Konferansı

Yerel bir yardım örgütünün başkanı Tony Burns, Türkiye'den gelen yardımlar için “Türkler Birleşmiş Milletler’in bir alternatifi oldu. BM ve Batılı ülkeler, 20 yıllık çalışmalarında hiçbir şeyi değiştiremediği için Somaliler Türkiye’den gelen yardıma canla başla sarılır oldu”şeklinde konuşuyor.

Avrupalı uzmanlara göre, iki ülke arasındaki dostluktan kârlı çıkan taraf şimdilik Somali. Ancak Türkiye, bir gün bu durumun değişmesini umuyor. Zira Mogadişu’da çoktan bir büyükelçilik açıldı bile.

Haziran ayında Birleşmiş Milletlerinde de desteğiyle İstanbul’da bir Somali Konferansı düzenlenecek. Konferansta Afrika Boynuzu'nda tehlike saçan Somalili deniz korsanları ve radikal İslamcıların yarattığı tehlikenin yanı sıra Somali'de gelecek vadeden potansiyeller de ele alınacak.

17 Mart 2012

Hollywood Yıldızı Modern Kölelikle Savaşıyor

Ashley Judd

 

Ashley Judd, insan ticareti mağdurları ile görüştü ve bir kitap yayımladı.

"Köleliğin modern şekli" olarak tanımlanan insan ticareti, dünya genelinde giderek büyüyen bir sorun. Dünyaca ünlü çok sayıda sanatçı, bu soruna duyarsız kalmıyor. Onlardan biri olan Ashley Judd, insan ticareti mağdurları ile görüştü ve bir kitap yayımladı.

Hollywood yıldızı Ashley Judd, "Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Ofisi" ile işbirliği içinde insan ticareti ve buna paralel olarak, seks köleliğine karşı mücadele yürütüyor.

AIDS'le mücadele ve kadın hakları konularında da çalışmalar yürüten Judd, dünyanın birçok bölgesine giderek insan ticareti mağdurları ile yüzyüze görüştü.

Ünlü yıldız, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'ndeki bir toplantıda, yaşadıklarını anlattığı "Bütün Bunlar Hem Tatlı Hem Acı" adlı bir kitabı tanıttı.

İnsan ticareti yapan çetelerin eline düşen ve tamamen savunmasız kalan yüzlerce insanla bire bir görüştüğünü söyleyen Judd, "Birincil önceliğim, bu insanlara yardım eli uzatılmasını sağlamak" dedi.

16 Mart 2012

BM: Suriye'de 230 bin kişi yerinden edildi

BM, her gün yüzlerce Suriyeli'nin Lübnan ve diğer komşu ülkelere kaçtığını belirtiyor

Birleşmiş Milletler Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a karşı bir yıldır süren ayaklanmada 230 bin Suriyelinin yerinden edildiğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, ülke içinde 200 bin kişi yerinden edilirken, 30 bin Suriyelinin ise ülke dışına kaçtığını açıkladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)Suriye'yi Türkiye ve Lübnan sınırlarına kara mayını döşemekle suçladı.

Bu arada Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği'nin Suriye özel temsilcisi Kofi Annan Suriye'nin ortaya koyduğu somut önerileri kabul etmesini umduğunu söyledi.

Barış girişimi görüşmelerinin son ayağı için Türkiye'de olan Annan, ülkedeki Suriyeli muhaliflerle görüşecek.

Eski BM liderinin, Suriyeli muhalifleri Şam yönetimiyle masaya oturma fikrine ikna edemeyeceği düşünülüyor.

Suriye yönetimi ise 7 Mayıs'ta parlamento seçimleri yapılacağını açıkladı.

Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise, bugün partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, ilki Tunus'ta yapılan "Suriye'nin dostları" zirvesinin İstanbul'da yapılacağını vurguladı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin Suriye Koordinatörü Panos Moumtzis, her gün yüzlerce Suriyelinin Türkiye, Lübnan ve Ürdün gibi ülkelere kaçtığını açıkladı.

BM, Suriyeli isyancıların verdiği bilgilere dayanarak hazırladığı raporlarda, ülkedeki isyanda 8000 kişinin öldüğünü belirtiyor.

HRW Suriye hükümetine derhal kara mayını döşeme faaliyetlerine son verme çağrısı yaptı ve mayınların yıllar boyunca sivilleri öldürülüp sakatlamaya devam edeceğini söyledi.

Suriye Ulusal Konseyi'nin bir sözcüsü Muhammed Bassam İmadi BBC'ye verdiği mülakatta diplomasi için zamanın geçtiğini şu anda tek çözümün Bosna ya da Kosova'dakine benzer uluslararası bir müdahale olduğunu söyledi.

13 Mart 2012

Türkiye'ye mülteci akını

 

Türkiye'ye mülteci akını

Suriye’deki son şiddet olaylarının ardından, Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin sayısında yeniden artış yaşandı. Öte yandan Lübnan, Suriyeli muhaliflere kucak açmayacağını açıkladı.

Türk yetkililer, ülkenin güneyindeki mülteci kamplarında kalanların sayısının 12 bini bulduğunu açıkladı. Geçen yaz yaşanan mülteci akınından sonra, sonbahar aylarında mültecilerin sayısı azalmaya başlamış ve 7 bine kadar düşmüştü. Şu anda Suriye sınırı üzerinden her gün yüzlerce mültecinin yine Türkiye’ye geldiği belirtiliyor.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un insani yardımlardan sorumlu yardımcısı Valerie Amos, sabah saatlerinde sınırdaki mülteci kamplarını ziyaret etti. Valerie Amos, Suriye'deki incelemelerinin ardından Ankara'da, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldi. Yapılan görüşmede Amos’un izlenimlerini "sarsıcı" olarak tanımladığı bildirildi. Davutoğlu ise görüşmede, Türkiye'nin BM ile temas içinde olmaya devam edeceğini ve Suriye halkına yardım için elinden geleni yapmayı sürdüreceğini söyledi.

Kilis’te hazırlık

Türk diplomatların verdiği bilgiye göre, yeni bir mülteci dalgasına hazırlanmak için, Suriye sınırındaki Kilis’te prefabrik evlerden oluşan yeni bir yerleşim bölgesi oluşturuluyor. Hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Hatay’daki 10 bin kadar mültecinin Kilis’e transfer edilmesi planlanıyor.

TRT'de yer alan bir habere göre, Suriyeli 2 general 1 albay ve 2 astsubay da Hatay'ın Reyhanlı ilçesine bağlı Kavalcık köyü yakınlarından, sınırı geçerek Türkiye'ye geldi.

Haberde, Suriyeli subayların, Jandarma tarafından, Reyhanlı yakınındaki Cilvegözü Hac Konaklama Tesisleri'ndeki çadırkente götürüldüğü belirtildi.

Lübnan muhalifleri istemiyor

Öte yandan, Lübnan, “topraklarında hiçbir silahlı Suriyeli firariyi görmek istemediğini” açıkladı. Lübnan Silahlı Kuvvetler Komutanı General Jean Kahveci, Lübnan’da yayımlanan El Efkâr adlı dergiye verdiği demeçte, “Her kim ki Beyrut’ta Suriyeli asilere hareket özgürlüğü sunarsa, yanlış kapıyı çalmış olur” dedi.

Lübnanlı yetkililer, geçen hafta, Suriye’den gelen silahlı muhalifleri tutuklamıştı. Lübnan'da şu anda görevde bulunan Şii Hizbullah hareketi üyelerinden oluşan hükümet, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile işbirliği içerisinde. Lübnan hükümeti, Ürdün ve Türkiye'nin aksine Suriye'den sadece sivilleri kabul ediyor.

9 Mart 2012

Temiz suda 'Bin Yıl Hedefleri'ne ulaşıldı

 

Temiz su hedefi

Birleşmiş Milletler temiz suya erişim konusunda "Bin Yıl Kalkınma Hedefleri"ne zamanından önce ulaşıldığını açıkladı

Bin Yıl Hedefleri Komitesi'nin açıklamasına göre, şimdi dünya nüfusunun yüzde 89'unun iyileştirilmiş su kaynaklarına erişimi var.

Kalkınma hedeflerinin temel alındığı 1990 yılında bu oran yüzde 76'ydı. Bin Yıl Hedefleri çerçevesinde bu hedefe 2015 yılında ulaşılması öngörülüyordu.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun, temiz suya erişimi olmayan insanların sayısının yarı yarıya azaltılması hedefine ulaşılmasını büyük bir başarı olarak niteledi.

Genel Sekreter, bunun hedefi bir "hayal değil, insanların sağlık ve gönencini artırma yolunda yaşamsal bir adım olarak görenlerin" sayesinde başarıldığını söyledi.

Bununla birlikte temiz su kaynakları konusunda sağlanan iyileşme bölgesel açıdan büyük bir dengesizlik içeriyor. Hala temiz suya erişimi olmayanların yüzde 40'ı Afrika'da Sahra çölünün güneyindeki ülkelerde yaşıyor.

Dünya genelinde hala 800 milyon insan kirli su içiyor. Son yirmi yıl içinde 2 milyar insanın temiz suya erişimi sağlandı.

Hindistan'da 626 milyon kişi tuvaletsiz

Bu arada, Water Aid adlı yardım kuruluşu, Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'nin önemli bir parçasını oluşturan kanalizasyon konusunda çok geri kalındığı uyarısında bulundu.

Yoksul bölgelere su ulaştırılması konusunda projeler yürüten örgüte göre, Hindistan'da 626 milyon kişinin, bir başka ifadeyle nüfusun yarısından fazlasının tuvaleti yok.

Yoksulluğun azaltılması ve eğitim imkanlarının iyileştirilmesi konusundaki Bin Yıl Hedefleri'ne de 2015'e kadar ulaşılmasının mümkün olmadığı belirtiliyor.

7 mart 2012

Rusya ve Çin bu kez veto etmedi

 

Rusya ve Çin veto etmedi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Suriye’yi kınamasını iki kez veto hakkını kullanarak engelleyen Rusya ve Çin, insanî yardım konusunda hazırlanan ortak açıklamaya bu kez imza attı.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Suriye’yi kınamasını iki kez veto kullanarak engelleyen Rusya ve Çin, dün Suriye'nin, BM’nin insanî işler koordinatörü Valerie Amos’a giriş izni vermemesinden “derin hayal kırıklığı duyduğunu” belirten Konsey açıklamasına destek verdi.

Konsey’in 15 üyesinin üzerinde oybirliğiyle anlaşmaya vardığı açıklamada, Suriye hükümeti, Amos’un “derhal ve engelsiz biçimde” ülkeye girmesine izin vermeye çağrıldı.

BM Güvenlik Konseyi tarafından Şam’a insanî yardım personeline engel olmama çağrısı yapıldı.

Güvenlik Konseyi’nin bu ayki dönem başkanı olan İngiltere’nin BM Daimi Temsilcisi büyükelçi Mark Lyall Grant tarafından okunan açıklamada, Konsey üyelerinin, Suriye’de “hızla kötüleşen insanî durumdan” büyük üzüntü duydukları bildirildi. Açıklamada, Şam’a ayrıca “insanî yardım personelinin, yardıma ihtiyaç duyan tüm Suriyelilere herhangi bir engel çıkarmadan ulaşmalarını sağlama” çağrısı yapıldı.

Ağustostan beri ilk

Bu açıklama, geçen ağustos ayından beri Suriye konusunda çıkmaza giren Konsey’in bu konuda ortaklaşa attığı ilk adım oldu. Konsey üyeleri son olarak ağustos ayında yayımladıkları ortak bir başkanlık açıklamasında, Şam’ı ülkedeki şiddeti tırmandırmaktan dolayı eleştirmişlerdi.

O zamandan bu yanda Rusya ve Çin, Suriye hükümetini kınayan ve şiddete son vermeye çağıran iki ayrı karar tasarısını veto ederek engellemişti. Bu ülkeler, Batı ve Arap ülkelerini, Suriye’de “Libya’ya benzer” bir rejim değişikliği yaratmaya çalışmakla suçlamışlardı.

Rusya, Çin ve Küba, dün Cenevre merkezli BM İnsan Hakları Konseyi’nde “insanlığa karşı suç” anlamına gelebilecek ihlallerinden dolayı Suriye’yi kınayan ve ezici bir çoğunlukla kabul edilen karar tasarısına da red oyu verdi.

Dün New York’ta Güvenlik Konseyi’nin bu ayki dönem başkanı olarak açıklamayı okuduktan sonra, İngiltere hükümetini temsilen basın mensuplarının sorularını yanıtlayan büyükelçi Lyall Grant ise, “Suriye rejiminin kendi halkına yaptığı gaddarlık, dehşet ve nefret vericidir. Şu anda Humus kentine tüm cephelerden yapılmakta olan saldırıyı da bütünüyle kınıyoruz” dedi.

Bu arada BM ve Arap Birliği’nin Suriye özel temsilcisi olarak atanan BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, halefi Ban Ki Moon’un ardından dün de Konsey üyeleriyle bir araya geldi. “Çok kısa süre” içinde Suriye’ye gideceğini açıklayan Annan, Suriye’deki tüm aktörlerle kapsamlı istişareler yapacağını bildirmiş ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı “ülkedeki kanlı çatışmaları durdurma çabalarına katılmaya” çağırmıştı.

‘Suriye'nin kimyasal silahları olabilir'

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon Suriye’nin kimyasal silahlara sahip olması olasılığından kaygılı olduğunu açıkladı.

Öte yandan BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Türk başkanı Ahmet Üzümcü’nün, Suriye’nin kimyasal silahlara sahip olması olasılığından kaygı duydukları açıklandı.

Ban’ın önceki gün Üzümcü ile yaptığı görüşmeyle ilgili bilgi veren BM Genel Sekreterlik sözcüsü Martin Nesirky, iki örgüt başkanının da Suriye’de kimyasal silahların olası varlığına ilişkin haberleri endişeyle not ettiklerini bildirdi ve “bunlar, tümüyle anlaşılabilir olan endişeler” dedi.

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey, geçen hafta yaptığı bir açıklamada, Suriye’nin sofistike ve bütünleşmiş bir hava savunma sistemi ile kimyasal ve biyolojik silahlara sahip biçimde “çok büyük kapasitesi” bulunduğunu kaydetmişti.

2 Mart 2012

Michael Douglas çocukları yarıştıracak

Michael Douglas çocukları yarıştıracak

 

BM'nin "Barış Elçisi" usta oyuncu Michael Douglas, nükleerden arınmış bir dünya için BM'de resim yarışması düzenleyecek.

ABD'li ünlü aktör Michael Douglas BM'de nükleer silah karşıtı bir resim yarışması düzenleyecek. 5 ila 17 yaşındaki yarışmacılara önce nükleer silahların tehlikeleriyle ilgili olarak internetten yaşlarına uygun videolar izletilecek.

Daha sonra yarışmacılardan resimlerinde yaratıcılıklarını kullanarak savaşsız, bombasız ya da korku dolu olmayan nükleer silahlardan arınmış bir dünya tasvir etmelerinin isteneceği belirtildi.

Dougles, yarışmacı adayları için yaptığı duyuruda, sanatın evrensel bir dil olduğunu, yüreklere ve akıllara hitap ettiğini vurguladı.

BM Silahsızlanma Dairesi sözcüsü Ewen Buchanan da şu ana kadar başvuranların yüzde 90'ının Rusya ve Çin'den olduğunu söyleyerek, daha çok uluslararası katılım çağrısında bulundu.

Yarışmayla ilgili bilgilere 22 dilde ulaşmanın mümkün olduğu, başvuruların 30 Nisan'da sona ereceği kaydedildi.

BM, resimlerde yaratıcılık, kompozisyon, tema ve tekniğin belirleyici olacağını bildirdi.

Yarışmada 5-8, 9-12, 13-17 yaş grupları oluşturulacağı, her kategoriden 4'er kişinin kazananlar arasına gireceği, kazananların resimlerinin bir takvimde kullanılacağı belirtildi.

Kazananlara 100 ila 500 dolar para ödülü de verilecek.

2 Mart 2012

Unutulan Şehir çocukları

Unutulan kent çocukları

BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF yayınladığı yıllık raporunda, kent varoşlarında yaşayan çocukların temiz içme suyu, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma şansı olmadığını saptıyor.

Dünya üzerindeki büyük kentler ve bunların çevresinde ne kadar çocuğun yaşadığı konusunda kesin rakamlar bulunmuyor. UNICEF, önümüzdeki dönemlerde dünya çapında her iki çocuktan birinin kentler ve çevresinde yaşayacağını tahmin ediyor.

UNICEF raporlarına göre çocukların 13 yaşından itibaren gençlik çetelerine girmeye başladığı belirtiliyor

Ancak UNICEF Sözcüsü Sarah Crowe, kentlerin yüzeysel parlak görüntüsü altında yaşayan çocukların kırsal alanda yaşayan akranlarından çok daha kötü durumda olduğunu vurguluyor.

UNICEF'ten karanlık tablo

 

UNICEF'ten karanlık tablo

Bu yılın UNICEF yıllık raporunda da kentlerde yaşayan çocukların durumu konusunda karanlık bir tablo çiziliyor. Dünya çapında kentlerde yaşayan her üç kişiden biri, nüfusun aşırı yoğun olduğu varoşlarda yaşıyor. Kentler ve çevresinde dünya çapında gittikçe daha fazla çocuk doğuyor, ancak kent planlamasında ve kaynakların dağılımında bu çocuklar dikkate alınmıyor.

Hastalıklar, yoksulluk ve suç şebekeleri

Durumu en kötü olan çocuklar ise gecekondu bölgelerinde, kentlerin varoşlarında, kayda geçmemiş olan yerleşme birimlerinde yaşayanlar. Bu alanlarda çocuk ölümlerinin de yüksek olduğu saptanıyor. Çoğunlukla temiz içecek suyunun bulunmadığı, kolera, verem, kızamık gibi hastalıkların da nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu kentlerde kolayca salgınlara dönüştüğüne dikkat çekiliyor.

Bu alanlarda suç işleme oranının da yüksek olduğu, UNICEF raporlarına göre çocukların 13 yaşından itibaren gençlik çetelerine girmeye başladığı belirtiliyor. Şiddet, zorla fuhuş ve tecavüz, toplumun kenarında yaşayan bu kitleler için gündelik olaylardan sayılıyor.

Takibat altındaki sokak çocukları

UNICEF raporunda sokak çocuklarının durumuna da dikkat çekiliyor. Sokak çocuklarının yoğun kentleşmenin tipik görüntülerinden biri olduğu ve durumlarıyla fazla ilgilenilmediği, sokak çocuklarının çoğu kez polis ya da yarı askerî güçler tarafından izlendiği, hatta öldürüldüğü belirtiliyor.

UNICEF, önümüzdeki dönemlerde dünya çapında her iki çocuktan birinin kentler ve çevresinde yaşayacağını tahmin ediyor

Terre des Hommes çocuklara yardım örgütünün çocuk hakları bölümü başkanı Albert Recknagel, dünya çapında sayıları gün geçtikçe artmakta olan bu sokak çocuklarının ve gençlerin dışlandıklarını, yasadışı alanlara sürüklendiklerini, uyuşturucu ve küçük çaplı suçlara itildiklerini ve bunlara kentlerde ayakta kalma ve gelişme perspektifleri sağlanmadığını vurguluyor.

 

Sokak çocukları

Çocuklar karar süreçlerine dâhil olmalı

Albert Recknagel, UNICEF'in bu konuya odaklı yeni yıllık raporunun memnuniyet verici olduğunu söylüyor ve kentlerde ve varoşlarda yaşayan çocukların durumunun bundan böyle daha fazla dikkate alınacak olmasını ümit ediyor. Recknagel, kent planlamasında çocukların boş zamanlarını değerlendirmesi için olsa olsa oyun ve spor alanları inşa edildiğini, ancak çocuk ve gençlerin planlama öncesindeki karar süreçlerine dâhil edilmediğini belirterek, kent yönetimlerini eleştiriyor.

28 Şubat 2012

Kofi Annan BM Suriye elçisi

 

Kofi Annan BM Suriye elçisi

Birleşmiş Milletler'in eski genel sekreteri Kofi Annan Suriye özel temsilciliğine atandı.

Ancak Kofi Annan hem BM hem de Arap Birliği'ni temsil edecek.

BM'den yapılan açıklamada, Annan'ın bu görevi Suriye halkının kritik bir döneminde üstlendiği belirtildi ve yaşanan şiddete ve insan hakları ihlallerine son vermeyi amaçladığı kaydedildi.

Suriye ordusunun muhaliflerin güçlü olduğu bölgelere yönelik saldırısı ve can kayıpları dün de devam etti.

Bu bölgelerde yaşayanların durumu da her geçen gün daha da kötüleşiyor.

BBC'nin BM muhabiri, yetkililerin Annan'ı bu göreve atayarak Suriye üzerindeki diplomatik ivmeyi korumayı amaçladığını aktardı.

Batılı ve Arap ülkelerden temsilcilerin bugün Tunus'ta bir araya gelecek.

Görüşmede çatışmalardan en fazla etkilenen yerlerde insani yardımların ulaştırılabilmesi için ateşkes ilanının talep edilmesi bekleniyor.

BM'den Suriye 'savaş suçluları' listesi

Birleşmiş Milletler, insanlığa karşı suç işledikleri iddiasıyla yargılanmalarının istenmesi olası üst düzey Suriyeli yetkililerin isimlerinin yer aldığı gizli bir liste hazırladı.

BM için insan hakları uzmanları tarafından hazırlanan raporda, Suriye ordusu ve hükümetinin en üst kademelerindeki kişilerin insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğuna işaret eden güvenilir bulgulara yer verildiği söyleniyor.

Listede yer alan kişilerin isimleri kamuya açıklanmadı.

Raporda, Esad muhaliflerinin de insan hakları ihlallerinde bulunduğu, fakat Suriye hükümetinin işlediği iddia edilen suçlarla aynı boyutta olmadığı kaydediliyor.

24 Şubat 2012

Suriye'yi kınayan tasarı BM'de kabul edildi

BM Genel Kurulu, insan hakları ihlallerini kınayan Suriye tasarısını kabul etti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Suriye'de Esad rejiminin insan hakları ihlallerini ve şiddeti kınayan, şiddetin derhal sona ermesini isteyen karar tasarısını, 137 oyla kabul etti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, Suriye'de Beşşar Esad rejiminin insan hakları ihlallerini kınayan, bu ülkedeki şiddetin derhal sona ermesini isteyen karar tasarısını 137 oyla kabul etti.

BM Genel Kurulunda yapılan oylamada, 137 ülke karar tasarısına ''Evet'' oyu verdi, 12 ülke ''Hayır'' oyu kullandı, 17 ülke ise çekimser kaldı.

Oylamadan sonra üç ülkenin temsilcileri, teknik nedenlerle veremedikleri oylarını kullanmak istediklerini belirtti. Ancak bu teknik arıza bildirimi oylama sonucunu değiştirmedi, karar tasarısı büyük farkla kabul edildi.

Karar tasarısını, 193 üyeli BM Genel Kuruluna resmen sunan Mısır'ın temsilcisi, Suriye'nin kendi halkına karşı giriştiği şiddeti kınadıklarını ve bu ülkenin Arap Birliği'nin taleplerine yanıt vermediğini söyledi.

Suriye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Beşşar Caferi de kararın oylamaya sunulmasından önce söz alarak, BM üyesi ülkeleri tasarıya karşı oy kullanmaya çağırdı.

Caferi, Suriye'nin kendi ülkesinde vatandaşlarını korumaya, istikrar ve asayişi sağlamaya hakkı olduğunu belirtti. Suriye'de hükümetin, çoğulcu demokrasinin yolunu açan anayasal değişikliği 22 Şubat'ta referanduma sunacağını vurguladı.

''Bu referandumdan 10 gün önce bu tür bir karar tasarısının BM Genel Kuruluna sunulması siyasi amaçlıdır'' diyen Caferi, Rusya'nın yaptığı gibi tüm ülkelerin, muhalefeti silahı bırakarak ulusal diyaloğa girmeleri yönünde cesaretlendirmeleri gerektiğini, ancak bunun tam tersinin yapıldığını, hatta Arap Birliği'nin silahlı muhalefete maddi ve manevi destek verme kararı aldığını öne sürdü.

Yine oylamadan önce söz alan Venezuela ve Kuzey Kore temsilcileri, karar tasarısının ''Suriye'nin içişlerine karışmak'' ve kabul edilmesi halinde bunun ''Yabancı askeri müdahaleye davetiye çıkarmak'' olduğunu iddia etti.

Suriye'yi kınayan tasarı BM'de kabul edildi

Suriye'yi Kınayan BM Karar metni

Türkiye'nin de ortak sunucuları arasında bulunduğu karar metni, BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) Rusya ve Çin'in vetosu nedeniyle 4 Şubat'ta kabul etmediği ve Fas tarafından hazırlanan karar tasarısına çok benziyor.

Kararın giriş bölümünde, Suriye'de kötüye giden durumdan, devam eden insan hakları ihlallerinden ve Suriyeli yetkililerin kendi halkına şiddet kullanmasından ''Derin endişe'' duyulduğu belirtilerek, Suriye yönetimi, ülkedeki tüm insan hakları ihlallerine ve sivillere yönelik saldırılara son vermeye, halkını korumaya, uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini tamamen yerine getirmeye çağrılıyor.

Kararın asıl paragraflarında ise Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine, toprak bütünlüğüne güçlü destek verilerek, bu ülkedeki siyasi krizin barışçıl şekilde çözülmesi gerektiği vurgulanıyor ve Suriyeli yetkililerin, ''Sivillere karşı güç kullanımı, keyfi adam öldürmeler, tutuklamalar, infazlar, işkence ve kötü muamele'' gibi işledikleri tüm insan hakları ihlalleri kınanıyor.

Kararda Suriye'de silahlı gruplar da dahil olmak üzere bütün taraflar, şiddet eylemlerini sona erdirmeye çağrılıyor, ''Nereden gelirse gelsin'' bu tür eylemler kınanıyor ve şiddet eylemleri ile insan hakları ihlallerinden sorumlu olanların mutlaka hesap vermeleri gerektiği vurgulanıyor.

Kararda, Arap Birliği'nin 2 Kasım 2011'de kabul ettiği eylem planı ve 22 Ocak 2012'de benimsediği kararlara uygun şekilde Suriye Hükümeti, gecikmeden, ''Şiddete son vermeye ve halkını korumaya, son dönemdeki olaylar yüzünden keyfi tutuklananları serbest bırakmaya, tüm askerlerini kentlerden ve kasabalardan geri çekmeye, barışçıl gösteri yapma hakkını garanti etmeye, tüm Arap ve uluslararası medya mensuplarının ve Arap Birliği kurumlarının olayları izleme amacıyla Suriye'ye girebilmelerine ve engellerle karşılaşmadan görev yapabilmelerine imkan vermeye'' de çağrılıyor.

Karar metninde şiddet, korku, tehdit ve aşırılıktan uzak bir ortamda, halkın meşru emellerine ve endişelerine etkin şekilde yanıt verecek, ''Suriyeliler tarafından yürütülecek'', her kesimi kapsayan, ancak sonucunun ne olacağı konusunda önceden hüküm verilmemesi gereken siyasi bir sürecin başlaması çağrısında da bulunuluyor.

Metinde Suriye hükümeti ile tüm muhalif gruplar arasında, Arap Birliği himayesinde ciddi siyasi bir diyalog başlatılmasından da söz ediliyor ve Suriyeli yetkililer, insani yardımın ülke içinde engelsiz ve güvenli şekilde ihtiyacı olanlara dağıtılmasına izin vermeye çağrılıyor.

Kararda, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'dan ve BM'nin ilgili kurumlarından, Suriye'deki krizin barışçıl çözümü için Arap Birliği'nin çabalarını, hem özel temsilci atayarak hem de teknik ve maddi yardımda bulunarak desteklemeleri de isteniyor.

16 Şubat 2012

12 milyon aç için son çağrı

Sahel bölgesinin 5 ülkesi Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya ve Nijer

Roma'da toplanan BM kuruluşları, 12 milyon kişinin açlığın pençesinde bulunduğu Afrika'nın Sahel bölgesine yardım için 725 milyon dolara ihtiyaç bulunduğunu açıkladı.

BM'nin çeşitli kuruluşları ile Avrupa ve Amerikan insani yardım örgütlerinin bugünkü eşgüdüm toplantısından sonra BM Kalkınma Programı yöneticisi Helen Clark, bu yıl için bu bölgede yardım sağlanması amacıyla 725 milyon dolar civarında paraya ihtiyaç olduğunu belirlediklerini söyledi.

BM Gıda ve Tarım Teşkilatının (FAO) Genel Direktörü Jose Graziano da Silva da fazla zamanlarının olmadığını, kuraklığın yaklaştığını belirterek, "Ama hala kötü sonuçlardan kaçınmak mümkün, iki veya üç ayımız var, fazla değil. Somali gibi açlık durumundan güç bela çıkan, Somali gibi desteğimize ihtiyacı bulunan diğer bölgeleri unutmamalıyız" diye konuştu.

Avrupa Komisyonu'nun acil yardımdan sorumlu üyesi Kristalina Georgieva da AB'nin bölgedeki küçük yaştaki çocukların beslenmesinin sağlanması için 30 milyon Euro acil yardımda bulunacağını açıkladı.

ACİL YARDIM İSTEDİLER

Sahel bölgesinin 5 ülkesi Burkina Faso, Çad, Mali, Moritanya ve Nijer acil durum ilan ederek uluslararası yardım talebinde bulundu.

Avrupa Komisyonu geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, Sahel bölgesinde "açlık mevsimi" denilen dönem normal olarak Mayıs-Haziran'dan itibaren başlamasına karşın, geçen yıl bölgeyi etkileyen yetersiz hasat ve kuraklık nedeniyle, gıda krizinin gelecek haftalarda başlamasından endişe edildiğini belirtti.

15 Şubat 2012

Dünya gençliğinin en büyük kaygısı

Dünya gençliğinin en büyük kaygısı

Birleşmiş Milletler'in açıkladığı gençlik raporuna göre tüm dünyada gençliğin en büyük ortak endişesi, işsizlik. Rapora göre 31 yaşın altında yaklaşık 76 milyon genç iş arıyor.

Pazartesi günü New York'ta açıklanan Dünya Gençlik Raporu'na göre tüm dünya gençliğinin en büyük ortak endişesini işsizlik oluşturuyor. Tüm dünyada gençler, yatırımın teşvik edililip daha fazla istihdam alanının yaratılmasını talep ediyor. Raporda, 31 yaşın altında yaklaşık 76 milyon gencin iş aradığı ve bu gençlerin büyük bir kısmının Arap ülkelerinde yaşadığı belirtiliyor.

BM raporuna göre, geçtiğimiz yıllarda yaşanan ekonomik kriz, genç işsizlerin sayısında daha önce görülmemiş bir artışa yol açtı. Küresel malî krizin ardından dünya genelinde istihdam piyasası belini doğrultabildi; işsizlik oranı 2009 yılında yüzde 6,3 iken bu oran 2010 yılında yüzde 4,8'e düştü. Ancak genç işsizlerin sayısında neredeyse hiçbir değişiklik yaşanmadı: Dünya genelinde genç nüfus artmaya devam ederken, 2009'daki yüzde 12,7'lik işsizlik oranı 12 ay içerisinde ufak bir gerileme ile yüzde 12,6'ya düştü.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon

İşten çıkarılma tehlikesi en yüksek grup

Raporda bu durumun birçok sebebi olduğuna dikkat çekildi. Bunlar arasında gençlerin düşük hizmet süresi sebebiyle işten çıkarılma tehlikesiyle en fazla karşı karşıya olan grup olduğu belirtildi. İkinci sebep olarak da firmaların deneyime verdiği önem nedeniyle daha ileri yaştaki çalışanları tercih etmesi gösterildi. Bir diğer önemli sebebin de ekonomik kriz nedeniyle zaten gençlerin bir türlü iş bulamaması olduğu kaydedildi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, dünya gençliğinin sayısının hiç bu kadar yüksek olmadığını hatırlatarak "Tabii ki onlar da haklarını talep ediyor ve hem ekonomik hem politik yaşamda daha fazla söz sahibi olmak istiyor. Bizler, BM sistemini daha önce olmadığı kadar iyi kullanıp ekonomik büyüme ve istihdamın artmasını teşvik eden yeni bir sosyal sözleşme oluşturmalıyız" diye konuştu.

11 Şubat 2012

BM'nin Suriye karar taslağına ikili veto

 

BM'nin Suriye karar taslağına ikili veto

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunulan, Suriye konusundaki karar metni Rusya ve Çin tarafından veto edildi.

Güvenlik Konseyi'nin iki daimi üyesinin kararı ABD tarafından 'utanç verici' olarak tanımlanırken, İngiltere karardan 'dehşete düştüğünü' belirtti.

Çin ve Rusya ise karar taslağının 'yanlı' olduğunu söylüyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, kararda olup bitenlerden sadece Suriye lideri Beşar Esad'ın sorumlu tutulduğunu ve silahlı muhalif gruplara ilişkin bir önlem önerilmediğini söyledi.

Konsey, Rusya'nın itirazları nedeniyle, dün de bu konuda bir anlaşmaya varamamıştı.

Arap Birliği tarafından hazırlanan ilk taslak metin üzerindeki görüşmelerde bir uzlaşma sağlanamamış bunun üzerine Faslı diplomatlar, Rusya'nın, karar taslağında bulunmasına itiraz ettiği pek çok ifadenin yer almadığı yeni bir metin hazırlamışlardı.

Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Suriye konusundaki karar taslağının cuma günü oylanması durumunda veto edeceğini söylemişti.

Rusya, Beşar Esad'ın görevi bırakmasını istemenin, Suriye'de rejim değişikliği anlamına geleceğini savunarak karar taslağına itiraz ediyordu.

Suriye'nin en büyük silah sağlayıcısı olan ve toplam 4 milyar dolara ulaşan silah ticareti anlaşmalarına sahip olan Moskova yönetimi, Güvenlik Konseyi'nin 'silah satışının durdurulması' talebini de reddediyordu.

Bu arada Birleşmiş Milletler ise, bağımsız kaynaklarca doğrulamanın mümkün olmadığını belirterek ölü sayısı konusunda tahmin yürütmeyi durdurdu.

Örgütün elindeki son rakam 5,400.

İnsan hakları örgütleri, Suriye'de geçen yıl Mart ayında başlayan şiddet olaylarında 7 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiğini belirtiyor.

Muhalifler ölü sayısını aşağı çekti

Suriyeli muhalifler, cuma gecesi merkezi yönetime bağlı güçlerin Humus kentinde onlarca kişiyi öldürdüğünü ileri sürüyor.

Muhalefete göre, Humus kentine gece düzenlenen bombardıman nedeniyle 55 kişi öldü, yüzlerce kişi de yaralandı.

ABD Başkanı Barack Obama saldırıyı kınayan bir açıklama yaptı.

Obama Suriye lideri Beşşar Esad'ı 'kendi halkına karşı korkunç bir saldır başlatmakla' suçladı.

Humus yakınlarındaki BBC muhabiri muhalif savaşçıların, silah açısından zayıf olmalarına karşın, 'kapsamlı bir saldırı' başlatmak istediklerini söylüyor.

İnternete konan, kaynağı doğrulanamayan videolarda bir çok ceset görüntüleniyor.

Humus'ta yüzlerce kişinin öldüğü ileri sürülüyor

Ölenlerin arasında kadın ve çocukların bulunduğu da ileri sürülüyor.

Ancak Suriye yönetimi iddiaları reddedip, muhalefetin bir propaganda kampanyası yürütmekte olduğunu söylüyor.

El Arabiya televizyonu Humus'a düzenlenen saldırıda 337 kişinin öldüğünü ve 1300 kişinin de yaralandığını ileri sürmüştü.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi örgütü de, Beşar Esad'e bağlı askeri güçlerin Humus kentinin El Halidiye bölgesini bombaladığını, ölü sayısının 260'a yükseldiğini ileri sürdü.

Ancak daha sonra Suriyeli muhalifler bu sayıyı 55'e çekti.

04 Şubat 2012

Mısır İsrail'den 500 Milyar Dolar Tazminat Talep Etti

 

Mısır İsrail'den Tazminat Talep Etti

Mısır, Sina Yarımadası'nın işgalinden doğan zararın karşılaması için İsrail'den 500 milyar dolar tazminat talep etti.

Mısır medyasında yer alan haberlere göre, İsrail'in, Sina Yarımadası'nı işgal ettiği 15 yıl boyunca bölgedeki petrol ve su dahil tüm doğal kaynakları kullanmasına karşın 500 milyar dolar tazminat talep eden Mısır, Birleşmiş Milletlere sunulmak üzere 750 sayfadan ve 190 haritadan oluşan bir rapor tanzim etti.

El Muhit adlı internet sitesi, Kahire'nin rekor düzeydeki tazminat talebi ile ilgili meselenin çözülmesi için İsrail ve ABD'li diplomatların Mısır tarafı ile gizli görüşmelerde bulunduklarını öne sürdü.

Mısırlı İsrail uzmanı Tevhid Mecdi, Mübarek rejiminin İsrail ile Mısır arasında 1979 yılında imzalanan Camp David Anlaşması'nın 8. maddesini kasten uygulamaya koymadığını iddia etti.

Söz konusu maddenin, iki ülke arasında komisyon kurularak Arap İsrail savaşları sırasında oluşan zararların tespit edilmesi ve bu zararların karşılıklı olarak ödenmesini ön gördüğünü belirten Mecdi, ''Mübarek sonrası iktidarlar bu maddenin uygulanarak Mısır'ın zararının karşılanmasını istiyorlar'' dedi.

Mısır'ın İsrail'den tazminat talep etmesine yol açan olaylar, hazırlanan raporda özetle şöyle sıralandı:

  • İsrail, Sina işgalinde bölgedeki petrolü kullandı, mermer ve diğer değerli taş yataklarının yüzde 25'ni çıkararak kendi ülkesine götürdü.

  • Sina'da bulunan 2 ayrı altın madeni tamamen boşaltıldı.

  • 490 milyon dolarlık kullanıma elverişli kum İsrail tarafından çalındı.

  • İsrail bölgeyi işgal ettiği süre içerisinde Sina'dan çıkardığı bugünün değerine göre 49 milyar dolarlık kayaç ve taşı yurt dışına ihraç etti.

  • Mısır Milli Bankası, Mısır Ziraat Bankası ile diğer bankaların Gazze şubeleri 1967 savaşı sırasında İsrail ordusu tarafından yağmalandı, bu bankalarda bulunan para ile altın, İsrail ordusu tarafından komutanlara dağıtıldı.

  • Kızıldeniz'de bulunan mercan kayalıklarının yüzde 40'ı İsrail tarafından tahrip edildi ve bölge balıkçılığı öldürüldü.

  • İsrail Sina'da bulunan su kaynaklarını kullandı ve halen gömülü boru şebekesi sayesinde bölgeden su temin etmeye devam ederken bölgeden elde edilen su, İsrail'in yüzde 30 oranında su ihtiyacını karşılıyor.

  • Sina'da yaşayan ve ender bulunan antilop ile ceylanlar İsrail tarafından götürüldü, kurt ve tilki gibi hayvanların nesli derilerinden faydalanılmak üzere avlanarak tüketildi.

  • Bölgede bulunan yılanlar ilaç sanayinde kullanılmak üzer toplandı.

Raporda, İsrail'in Süveyş Kanalı'nı savaş süresince gemi trafiğine kapatmasının Mısır'ı ekonomik olarak zarara uğrattığına yer verildi. İsrail'in Sina bölgesinde bulunan tarihi eserleri yağmaladığı ileri sürülerek, ''Bu konuda, BM incelemesinin gerçekleşmesi halinde olay incelenilmek üzere UNESCO'nun gündemine taşınılacaktır'' denildi.

Savaşlar sırasında, İsrail ordusunun 250 bin asker ve sivil Mısırlıyı öldürdüğü, 1 milyon kişinin ise yaralandığı veya sakat kaldığı ileri sürüldü. İsrail 1967 ile 1982 yılları arasında işgal ettiği Sina topraklarının yüzde 2'sini mayınladığı ve iki ülke arasında barış anlaşması yapılmasına rağmen mayın haritalarının Mısır tarafına verilmediği bilgisi de raporda yer aldı.

Mısır ile İsrail 1948 Arap İsrail Savaşı, 1956 Süveyş Krizi, 1967 Altı Gün Savaşları ve 1973 Yovm Kippur Savaşı olmak üzere 4 kez karşı karşıya geldi. İsrail 1967 yılında işgal ettiği Sina'dan 1982 yılında geri çekildi.

10 Ocak 2012

Af Örgütü: Liderler Arap Baharı'nı kavrayamadı

Arap Baharı

 

2011'de Arap ülkelerindeki değişim ve protesto eylemlerini inceleyen Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Arap liderlerin henüz yaşananların ciddiyetini kavrayamadığını savundu.

Af Örgütü, bölgede demokratik değişim yönünde ilerlenme sağlanması için protestocuların uluslararası güçlerden çok daha etkili olduklarını kaydetti.

Örgüt, eylemcilerin uygulamada çok az değişim getiren reform açıklamaları ile uyutulup oyalanamayacağına dikkat çekiyor.

Raporda, "Çoğu yerde genç ve kadınların kilit rol oynadığı protesto hareketleri, inanılmaz boyutlara ulaşan baskı karşısında büyük bir dirayetle durdu. Protestocular yönetilme biçimlerinde ve geçmişte suç işlemiş olanlardan hesap sorulması konusunda somut değişimler olmasını istiyor" denildi.

Çifte standart eleştirisi

Örgütün eleştirileri bölge liderleri ile sınırlı değil.

Raporda, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi uluslararası örgütler tutarsız davranmakla, çifte standart uygulamakla suçlanıyor.

Buna göre insan hakları ihlalleri konusunda, bazı ülkeler karşısında diğerlerine göre daha sert tutum takınılıyor.

İsyan Yılı: Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da İnsan Hakları'nın Durumu adlı rapor, 2012 için de uyarılarda bulunuyor.

Örgütün bölge direktörü Philip Luther, "Bir kaç istisna dışında, hükümetler her şeyin değiştiğini kabul etmeyi başaramadı" dedi.

Luther, Arap baharı eylemlerinin önemini kavrayamayan liderlerin ne pahasına olursa olsun iktidara tutunmakta kararlı olduğunu; bu yıl da eylemleri bastırmak için çaba göstereceği uyarısında bulundu.

Raporda Tunus, Mısır ve Libya gibi ülkelerdeki kazanımların pekiştirilmesi gerektiği belirtiliyor.

En az beş bin kişinin hükümet aleyhtarı gösterilerde öldüğü tahmin edilen Suriye'de ise yetkililerin giderek daha sert önlemlere başvurduğu vurgulanıyor.

2011 yılında Arap ülkelerinde daha geniş demokratik ve sosyal haklar talebiyle düzenlenen kitlesel gösteriler sonucu Tunus'ta Zeynel Abidin Bin Ali, Mısır'da Hüsnü Mübarek, Libya'da Muammer Kaddafi iktidarı son buldu.

Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, gelecek ay görevden ayrılma sözü verirken, Suriye'de Cumhurbaşkanı Beşar Esad aleyhindeki eylemler sürüyor.

9 Ocak 2012

Rusya'dan BM'de Sürpriz Hamle...

Rusya'dan BM'de Sürpriz Hamle...

 

ABD, Suriye'ye karşı BM Güvenlik Konseyi'ni harekete geçirmeye çalışırken, hiç beklemediği bir hamleyle karşılaştı...

Rusya, NATO'nun saldırıları sırasında Libya'da meydana gelen sivil ölümleri soruşturmak üzere Konsey'e tasarı sundu.

Rusya'nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vitali Çurkin, NATO'ya askeri operasyon yetkisi veren Birleşmiş Milletler'in, meydana gelen sivil ölümleri soruşturmaya yetkili olduğunu iddia etti.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Rusya'nın girişime tepkisi ise sert oldu.

Girişimi 'ucuz bir manevra' olarak nitelendiren Amerikan temsilci Susan Rice, Moskova'yı Suriye'ye odaklanan dikkatleri dağıtmaya ve NATO'nun Libya'da gösterdiği başarıyı gölgelemeye çalışmakla suçladı.

23 Aralık 2011

Türkiye'nin girişimiyle 11 Ekim Kız Çocukları günü ilan edildi

 

11 Ekim tarihini ''Dünya Kız Çocukları Günü''

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye'nin girişimiyle 11 Ekim tarihini ''Dünya Kız Çocukları Günü'' ilan etti.

193 üyeli BM Genel Kurulunda, 2012 yılından itibaren 11 Ekim'in ''Dünya Kız Çocukları Günü'' olarak kabul edilmesine ilişkin Türkiye, Kanada ve Peru tarafından hazırlanan karar tasarısı bütün ülkelerin onayıyla kabul edildi.

Kararda, ekonomik büyüme, BM Binyıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılması ve kız çocuklarının kendilerini etkileyecek kararların alınmasına katılımı açısından kız çocuklarının desteklenmesinin, güçlendirilmesinin ve onlara yatırım yapılmasının son derece önemli olduğu, ayrıca bunun başarılmasının kız çocuklarına karşı ayrımcılık ve şiddet sarmalını kıracağı, onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlayacağı belirtildi.

Kararda, kız çocuklarının güçlendirilmesinde ailelere ve toplumlara da büyük rol düştüğü vurgulandı. BM'nin çocuklar, kız çocukları ve kadın haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelerine de atıfta bulunulan kararda, 11 Ekim tarihinin, 2012 yılından itibaren tüm BM ülkelerinde ''Dünya Kız Çocukları Günü'' olarak kutlanacağı bildirildi.

Kararda bu kapsamda BM'ye üye tüm ülkeler, BM'nin ilgili kurumları, diğer uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşları, 11 Ekim'i ''Dünya Kız Çocukları Günü''' olarak kutlamaya ve kız çocuklarının durumlarıyla ilgili tüm dünyada bilinç oluşturmaya çağrıldı.

Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan, Türkiye'nin kız çocuklarının haklarının korunmasına, eğitimlerine ve bu alanda uluslararası işbirliğinin geliştirilmesine önem verdiğini, bu anlayışla Kanada ve Peru'yla birlikte bu girişimi ortaklaşa başlattığını belirtti.

Büyükelçi Apakan, esasen Türkiye'de ilgili makamların bu konuda kapsamlı çalışmalar yaptığını ve karar tasarısının kabul edilmesinin bu yönde önemli bir adım teşkil ettiğini söyledi.

20 Aralık 2011

İran, ABD'yi BM'ye Şikayet Etti

 

İran, ABD'yi BM'ye Şikayet Etti

İran hava sahasına giren ABD casus uçağıyla ilgili BM Güvenlik Konseyi'ne şikayette bulundu.

İran'ın BM Daimi Temsilciliği, İran hava sahasına giren ABD'nin insansız casus uçağıyla ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'ne şikayette bulundu.

İran'ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Muhammed Kazayi tarafından Konsey'in dönem başkanı Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Vitali Çurkin'e yazılan mektupta, ABD'nin İran'a karşı kışkırtıcı ve gizli operasyonlarda bulunduğu belirtilerek son aylarda ABD'nin İran'a karşı bu tür faaliyetlerinin arttığı belirtildi.

Bir kopyasının da Genel Sekreter Ban Ki-mun'a iletildiği mektupta Kazayi, ''İran hükümeti bu tür şiddet hareketlerinin kınanması ve bu tür tehlikeli ve yasa dışı hareketlere son verilmesi çağrısında bulunmaktadır'' ifadesini kullandı.

Ancak BM kulislerinde, ABD'nin BM Güvenlik Konseyi'nin veto hakkına sahip daimi üyesi olması nedeniyle Konsey'in bu konuda harekete geçmesinin beklenmediği konuşuluyor.

9 Aralık 2011

Zengin ve Yoksulluk, Gelir Uçurumu Zirvede...

 

oecd, Zengin ve Yoksulluk, Gelir Uçurumu

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD: Üye ülkelerde zenginler ve yoksullar arasındaki gelir uçurumu 30 yılın zirvesinde...

OECD'nin 22 ülkede yaptığı araştırmaya dayanarak hazırladığı rapora göre, 1980 yılı ve finansal krizin etkili olduğu 2008 yılları arasında bu ülkelerden 17'sinde eşitsizlik büyüdü.

Rapor, en zengin yüzde 10'un ortalama gelirinin, şu anda en yoksul yüzde 10'un dokuz katına ulaşmış durumda olduğunu ortaya koydu.

Zenginler ve yoksullar arasındaki gelir uçurumu 1980 yılının ortalarından bu yana yaklaşık yüzde 10 arttı.

Rapora göre, zenginler ve yoksullar arasındaki gelir eşitsizliği en fazla ülkeler Meksika, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Türkiye olarak sıralanırken, gelir eşitsizliği en düşük ülkeler Danimarka, Norveç, Belçika ve Çek Cumhuriyeti oldu.

Gelir eşitsizliği, geleneksel olarak eşitlikçi ülkeler olarak bilinen Almanya, Danimarka ve İsveç'te bile büyüdü.

Şili ve Meksika'da en zenginlerin gelirinin en yoksulların gelirinin 25 katından fazla olduğu belirlendi.

Gelir eşitsizliğindeki artışın arkasındaki en önemli etkenin ücretler arasındaki eşitsizliğin büyümesi olduğu belirtildi.

Gelir eşitsizliğinin artmasındaki diğer unsurun ise yüksek gelirliler için vergi oranlarında kesintiye gidilmesi olduğu kaydedildi.

5 Aralık 2011

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Yeni Savcısı

Gambia'lı hukukçu Fatou Bensouda

 

Dünyanın en önemli adli görevlerinden, Uluslararası Ceza Mahkemesi savcılığına Gambia'lı hukukçu Fatou Bensouda'nın getirileceği öğrenildi.

TRT'nin Birleşmiş Milletler kaynaklarından edindiği bilgiye göre, 2012 yılı ortasında görev süresi dolacak Arjantin'li savcı Luis Moreno-Ocampo'nun yerine, halen bu kurumda savcı yardımcısı olarak görev yapan Bensouda'nın atanması konusunda anlaşma sağlandı.

Kaynaklar, Gambia'lı hukukçunun 50 kişilik bir aday grubu arasından dikkatli ve uzun bir eleme sürecinin ardından seçildiğini ifade etti.

2 Aralık 2011

Afrika'da Bebeklerin üçte ikisi yok sayılıyor

 

Afrika'da Bebekler

Birleşmiş Milletlerin Plan International Çocuklara Yardım Örgütü’nün yayımladığı bildiriye öre, bazı Afrika ülkelerinde yeni doğan bebeklerin yaklaşık üçte ikisi kayıt altına alınmıyor.

DAKAR - BM’nin bildirisinde, Liberya'da yeni doğanların sadece yüzde 16'sının, Nijer'de ise yüzde 38'inin kayıt altına alındığı vurgulandı.

Bildiride, yeni doğan bebeklerin, 20 yılda nüfusu iki kat artan Afrika bölgesinde kayıt altına alınması gerektiği belirtildi.

Bu bölgede birçok çocuğun eğitimden yoksun kaldığının belirtildiği bildiride, doğum belgesine sahip olmamaları nedeniyle bu çocukların "neredeyse görünmez olduğu", temel insan haklarından yararlanamadığı kaydedildi.

31 Ekim 2011

Nüfusumuz 7 Milyar

 

Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun 31 Ekim 2011 günü itibariyle 7 milyarı bulacağını açıkladı.

BM Nüfusu Fonu sağlıklı, sürdürülebilir ve refah içinde olacak bir geleceğin dünyanın ekonomik zorluklara ve çevre sorunlarına nasıl müdahale edeceğine bağlı olduğunu açıkladı.

2011 Dünya Nüfusunun Durumu başlıklı raporda kadın-erkek eşitsizliği, ülkeler ve nüfuslar arasındaki uçuruma dikkat çekiliyor. Raporda, Çin, Mısır, Etiyopya, Finlandiya, Meksika, Mozambik, Nijerya ve Makedonya’daki nüfus eğilimleri incelendi. Araştırmaya göre, 2011 yılında dünya nüfusunun yüzde 60’ı Asya’da; yüzde 15’i Afrika’da yaşıyor.

Raporda, Afrika’da nüfus artışının Asya’nın iki katı olduğuna dikkat çekiliyor.

Dünyanın birçok bölgesinde nüfusu artışının ekonomik kalkınmadan daha hızlı olduğu uyarısında bulunan BM yatırım ve planlamanın şart olduğunu vurguladı.

26 Ekim 2011

Sıtma Aşısından Olumlu Sonuçlar Alınıyor

Afrika, Sıtma Aşısı

 

Afrika ülkelerinde bebekler üzerinde denenen yeni sıtma aşısından olumlu sonuçlar alındı

Sahra Çölü’nün güneyindeki ülkelerde yapılan denemelerde aşının hastalığa yakalanma riskini yarı yarıya azalttığı belirlendi.

Denemeler uluslararası ekipler tarafından sıtma hastalığının yaygın olarak görüldüğü Kenya, Gana, Tanzanya, Burkina Faso, Mozambik, Malawi ve Gabon’da yapıldı.

Aşının güvenliğini sınamak için son iki yıl içinde bu ülkelerde yapılan denemelere, yaşları 5 ile 17 ay ve 6 ile 12 hafta arasında değişen 15,000 çocuk katıldı.

Denemelerde, aşının üç tam dozunun verildiği 5/17 ay grubundaki 6,000 çocukta sıtma riskinin yüzde 47 oranında azaldığı görüldü.

  Afrika, Sıtma Aşısı

Küçük yaş grubunun sonuçları yıl sonuna doğru, tüm denemenin kesin sonuçları ise 2014’de belli olacak.

Tedavisi mümkün olmasına rağmen sıtma hastalığı her yıl bu ülkelerde 700,000 çocuğun canını alıyor. BM Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Afrika’da sıtmadan her 45 saniyede bir çocuk ölüyor.

Son rakamlara göre tüm dünyada 2010 yılında 225 milyon sıtma vakası görüldü. 2009 yılında ise, çoğu bebek ve çocuk olmak üzere 781,000 kişi sıtmadan öldü.

Sıtma, plazmodium adlı parazitlerin, dişi anofel sivrisinekleriyle insanlara bulaşmasıyla yayılan ateşli bir hastalık. En yaygın belirtileri halsizlik, neşesizlik, iştahsızlık, baş ağrısı, sırt ve bacak ağrıları, şiddetli titreme, ateş ve terleme olarak görülüyor.

10 Ekim 2011

Üç Örgütten Dünya Açlık Raporu: 925 milyon kişi aç

Dünya Açlık Raporu

 

Birleşmiş Milletler'e bağlı üç örgüt tarafından yayımlanan Dünya Açlık Raporu, vahim bir tabloyu gözler önüne seriyor...

Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (Ifad) ve Dünya Gıda Programı (WFP) dün İtalya’nın başkenti Roma’da Dünya Açlık Raporu'nu yayımladı. Raporda dünyada açlık çeken insanların sayısının 2008 yılından bu yana 75 milyon arttığı kaydedildi. Bu artışın temel nedenlerinden biri, gıda fiyatlarının dalgalanma göstermesi.

Mısır ve buğday, adeta hisse senedi

Temel gıda maddeleri, diğer ticarî mallar gibi borsada işlem görüyor. Mısır ve buğday gibi ürünler, tıpkı bir hisse senedi gibi alınıyor, satılıyor. Bu da gıda fiyatlarında muazzam dalgalanmalara neden oluyor.

Gıda ve Tarım Örgütü üyelerinden Josef Schmidhuber bu durumu şöyle anlatıyor: “Gıda maddeleri daha pahalı. Orta vadede bu durumun değişeceğine dair bir beklentimiz yok.”

Afrika ve Asya'yı vuruyor

Almanya'da ortalama tek bir hane, gelirinin yüzde 11 ila yüzde 17'sini gıda maddelerine harcıyor. Ancak Afrika ve Asya’nın birçok ülkesinde bir hane için bu oran yüzde 70, 80 hatta 90’ı bulabiliyor. Dolayısıyla besin maddelerindeki dalgalanma bu aileleri çok daha dolaysız bir biçimde etkiliyor; ailelerde trajik sonuçlar yaratıyor.

Schmidhuber, yaşanan trajediyi şu sözlerle anlatıyor: “Yüksek fiyat dalgalanmaları yüksek fiyatlara neden oluyor. Bu dalgalanmaların toplumun en yoksul kesimi üzerinde yıkıcı sonuçları oluyor. Hatta sonunda tüm mal varlıklarını kaybedebiliyorlar. Bir daha içinden çıkamadıkları bir yoksulluk içine giriyorlar.”

Birleşmiş Milletler dünya nüfusunda yüzde 16 olan açlık oranını 2015 yılına kadar yüzde 8’e indirmeyi amaçlıyor. Sayılarla ifade etmek gerekirse, bugün dünyada açlıktan muzdarip 1 milyar insan var. 2015 yılında bu sayının 600 milyona düşürülmesi temel amaç.

Gıda ve Tarım Örgütü üyelerinden Josef Schmidhuber bunun gerçekleşebileceği konusunda bir hayli karamsar: “Varmak istediğimiz hedeften oldukça uzağız ve bu hedeften daha da uzaklaşacağız gibi görünüyor. Halihazırda yüzde 13’teyiz. Yüzde 8’e varmak için kat etmemiz gereken uzun bir yol var. Son gelişmelere bakıldığında bu hedefe varmak için ufukta somut hiçbir belirti görünmüyor.”

  Çiftçiye tohum ve yem sağlanmalı

Çiftçiye tohum ve yem sağlanmalı

Gıda ve Tarım Örgütü, fiyat dalgalanmalarını engellemek için güvenlik ağları oluşturulmasını talep ediyor. Çiftçilere tohum ve yem, tüketicilere ise hızlı ve kısa vadeli gıda yardımları sağlanmasını savunuyor. Örgüt, ayrıca birçok ülkede yaşanan israfa dikkat çekiyor. Bu durum sadece endüstri ülkelerinde yaşanmıyor. Fakir ülkelerde de gıda maddelerini saklamak için yeterli imkânlar bulunmadığı için bunlar heba oluyor.

Gıda krizinin en yoğun olarak yaşandığı bölgelerin başında ise Afrika Boynuzu’ndaki ülkeler geliyor. İç Savaşın yaşandığı Somali’de 750 bin insan açlıktan ölme tehdidi altında. Somali’yi, komşuları Cibuti, Etiyopya ve Kenya takip ediyor.

10.10.2011

Filistin için Jet Toplantı

bm, Filistin için toplantı

 

BM Güvenlik Konseyi, Filistin'in başvurusu üzerine yarın olağanüstü toplanacak

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanı olan Lübnan'ın BM büyükelçisi Navaf Selam, Konsey'in yarın öğleden sonra acilen toplanarak, Filistin'in bağımsızlık başvurusunu değerlendireceğini söyledi. Abbas'ın Ban Ki-moon'a verdiği başvuru mektubunu bütün üyelere dağıttığını kaydeden Selam'ın verdiği bilgiye göre,

Konsey üyeleri bağımsızlık başvurusunun takvimini kararlaştırarak, Genel Kurul'daki oylama ve sonrasına dair bir yol haritası sunacak. Toplantı, Abbas'ın c uma günü BM'de yaptığı konuşmanın ardından vakit geçirmeden düzenlenmesi açısından da dikkat çekiyor. El Fetih, başvurunun iki hafta içinde sonuçlandırılmasını talep ediyor.

Filistin'in başvurusu üzerine Güvenlik Konseyi'ndeki süreç böylece işlemeye başlarken, Ortadoğu Dörtlüsü'nün Abbas Yönetimi'ne sunulmak üzere hazırladığı planın ayrıntıları da ortaya çıktı. Buna göre, Filistin Devleti'nin bağımsızlığı için sunulan teklifin geri çekilmesi karşılığında,İsrail ve Filistin taraflarının hemen doğrudan barış görüşmelerine başlamaları öngörülüyor. Plan, tarafların 30 gün içinde bir takvim üzerinde uzlaşmalarını, 3 ay içinde de sınırlar ve güvenlik konuları başta olmak üzere temel noktaları görüşmek için doğrudan müzakerelere başlamalarını içeriyor. Ortadoğu Dörtlüsü, 2012 sonuna kadar tarafların anlaşma sağlamasını istiyor.

Filistin Karşı

Filistin'de müzakerelerin yeniden başlaması noktasında Rusya ve Avrupa Birliği'nin desteğini elde eden ABD tarafından 'küçük bir ilerleme' olarak adlandırılan plan, Filistin Dışişleri Bakanı Riyad Maliki tarafından reddedildi. Maliki, planın İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesi ve illegal yerleşim inşaatlarının durdurulması gibi hayati unsurlara değinmediği için kabul edilemez olduğunu savundu.

ABD, veto hakkını İsrail lehine 42 kez kullandı

BM'nin kurulduğu 1945'ten bu yana Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi (ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Çin) 252 defa veto hakkı kullandı. Rusya, Sovyetler Birliği döneminde tam 118 tasarıyı veto ederken, ABD de toplam veto sayısı olan 77'nin 42'sini İsrail için kullandı.

25 Eylül 2011

Başbakan Erdoğan BM Genel Kurulu'nda Konuştu

Başbakan Erdoğan BM Genel Kurulu'nda Konuştu

 

NEW YORK - "BM, ne yazı ki belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, bütün insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak ve vizyonunu yenilemek zorundadır."

New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitap eden Başbakan, 4 ana başlığa değindiği konuşmasının Somali bölümünde yukarıdaki sözleri sarf etti.

Diğer başlıkları İsrail, Arap baharı ve Kıbrıs sorunu olan Erdoğan, Somali'deki insanlık dışı duruma ve İsrail'in bölgedeki politikalarına sessiz kalınması nedeniyle BM'ye yüklendi; Rum tarafının doğalgaz ve petrol arama çalışmalarına engel olunması için çağrıda bulundu ve ekledi: "Aksi takdirde biz de gereğini yapacağız.''

Başbakan Erdoğan BM Genel Kurulu'nda şunları söyledi:

SOMALİ

"Açık söylemek zorundaydım ki; Birleşmiş Milletler, bugün insanlığın umutlarını, insanlığın geleceğini tehdit eden korkulara galip kılacak bir liderlik sergileyemiyor. BM, ne yazı ki belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, bütün insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak ve vizyonunu yenilemek zorundadır.

Açık söylüyorum: Somali'nin feryadını duymayan dünyada kimse barıştan, adaletten, medeniyetten söz edemez...

Somali faciası' bir kaç kelimeyle veyahut da bir kaç cümleyle geçiştirilecek bir konu değildir ve uluslararası toplum için yüz karasıdır...

Somali halkı, dünyanın gözü önünde adım adım ölüme sürükleniyor. Bugün uluslararası toplum, orada yaşanan acıyı adeta bir film gibi kayıtsızca seyrediyor. İnsanlığımızın test edildiği bu fotoğrafla acilen yüzleşmeliyiz."

İSRAİL

"Buradan bir kez daha İsrail'e seslenmek istiyorum: Barışın yerine ikame edilecek hiçbir şey yoktur. Bugün karşılaştığınız mesele, sadece basit bir 'güvenlik için barış' denklemi değildir. Ortadoğu'da yeşermeye başlayan yeni siyasal ve beşeri coğrafyayı doğru okuyarak, sürekli bir çatışma ve ihtilaf halini sürdürmenin artık mümkün olamayacağını görmeniz gerekmektedir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bu konuda bugüne kadar aldığı bağlayıcı nitelikteki 89 karara İsrail uymamıştır. Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun aldığı fakat İsrail'in hiçe saydığı yüzlerce karar vardır. Daha da acısı, Birleşmiş Milletler, Filistin halkının yaşadığı insanlık dramının sona ermesini sağlayacak hiçbir adımı atamayacak kadar aciz kalmaktadır...

İşgal altındaki Filistin topraklarıdır, İsrail toprakları değil. Orantısız güç kullanan İsrail'dir ama yaptırım uygulanmayan yine İsrail'dir. Bir sandık domatesi Filistin'e sokmak isterseniz, İsrail'in iznine tabisiniz. Ben, bunu insani olarak görmüyorum.

Uluslararası toplum olarak, Birleşmiş Milletlerin kuruluş gayesi olan uluslararası barış ve güvenliğin tesisi idealine inanıyorsak, İsrail'i, bu ülkeyi yönetenlere rağmen barış için zorlamak, bu ülkeye hukukun üstünde olmadığını açık bir şekilde göstermek gerekmektedir.

Bu doğrultuda atılması gereken en önemli adımlardan birisi, Filistin halkının devlet olarak tanınma yönündeki haklı talebinin karşılanması ve Filistin devletinin temsilcilerinin de bu yüce kurulda BM üyesi olarak hak ettiği yeri almasıdır. Türkiye'nin Filistin devletinin tanınmasına desteği koşulsuzdur.

İsrail, kendisine karşı tarih boyunca dostça yaklaşan bir ülkeye ve bu ülkenin halkına karşı vahim bir yanlış yapmış, dahası bu yanlışını görmemekte ısrar etmiştir. İsrail'den taleplerimiz ortadadır: Özür dileyecektir, şehitlerimizin ailelerine tazminat ödeyecektir ve Gazze'den ablukayı kaldıracaktır...


İsrail halkı ile sorunumuz yoktur. Sorun, şimdiki İsrail hükümetinin saldırgan politikalarından kaynaklanmaktadır."

ARAP BAHARI

"Artık herkes anlamalıdır ki, zaman değişmiştir. Halkın meşru talep ve beklentilerini karşılamayan, kendi halkına silah doğrultan, adalet ve hakkı tutup kaldırmak yerine, zulmü esas alan yönetimlerin devri kapanmalıdır.

Bu çağrımızın, Mısır, Tunus ve Libya'da makes bulmuş olmasından, halkın meşru talepleri doğrultusunda demokratik bir dönüşüm süreçlerinin başlamasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu, bizi gelecek için ümitlendirmektedir. Ancak, halen olayların gerisinde kalan ve eski zihniyetle yanlış refleksler veren ülkeler olduğunu da üzüntüyle müşahede etmekteyiz.

Bu bağlamda, bizim için en öncelikli ülkelerden biri olan komşumuz Suriye'deki gelişmeleri özellikle yakından takip etmekteyiz... 'Dost acı söyler' prensibinden hareketle, Suriye halkının demokrasi yönündeki çağrılarına ve sesine kulak vermelerinin gerekli olduğunu, kendi halkına karşı silah doğrultan rejimlerin ayakta kalamayacağını, zulümle abad olunamayacağını açıkça bildirdik. Ancak Suriye liderliği, bu ikazlarımızı duymamakta maalesef ısrar etmiştir. Ülkede dökülen her damla kan, Suriye liderliğiyle halkının arasındaki bağı koparmaktadır.

Geçtiğimiz hafta Libya'ya yaptığım ziyarette, Libya halkının, yaptığı devrimin haklı gururunu yaşadığını gördüm. Misrata'nın nasıl yıkılmış olduğunu müşahede ettim. Buradan Libya meselesinde bütün uluslararası topluma şu konularda hassas olması gerektiğini söylüyorum. Libya, Libyalılarındır. Libya'nın zenginlikleri Libyalılara aittir.

Libya'da demokrasinin inşa edilmesi sürecinde, Libya'nın yurt dışındaki mal varlıklarının serbest bırakılması gerekir ki bir an önce kendi ayakları üzerinde doğrulsun. Varlık içinde Libya halkı yokluk çekmesin. Zira Libya'nın şu anda yurt dışında yaklaşık 170 milyar dolar keş parası var. Ama bu paranın nemasından Libya istifade edemiyor."

KIBRIS SORUNU

''Hedef, müzakerelerin bu yıl sonuna kadar sonuçlandırılması ve çözüm planının gelecek sene başında referandumlarda onaylanmasını takiben birleşik yeni Kıbrıs'ın, Avrupa Birliği içindeki yerini almasıdır. Türkiye olarak biz de söz konusu takvim çerçevesinde bir an evvel çözüme ulaşılması için her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.

Ancak, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu buna izin vermediği takdirde, Kıbrıs Türk halkının geleceğinin bu şekilde ilanihaye sürüncemede bırakılmasına artık daha fazla bir garantör ülke olarak izin vermeyeceğimizi de vurgulamak isterim. Rum tarafının, içinde bulunduğumuz kritik aşamada, adanın tek yönetimiymiş veya Kıbrıs Türkleri adına da karar verme yetkisi varmış gibi hareket etmesini kabul edemeyiz.

Rum tarafının kendi başına deniz yetki alanları belirlemeye, bu alanlarda petrol ve doğalgaz aramaya kalkışması, zamanlaması ve muhtemel sonuçları bakımından son derece sorumsuz bir davranıştır.

Rum tarafının adeta bir kriz çıkarmaya yönelik bu tek yanlı hareketleri karşısında Türkiye ve Türk tarafı sağduyu içinde hareket edecek, ancak uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını da koruyacaktır. Şimdi ilgili tüm taraflardan beklentimiz, Rum yönetiminin sadece adada değil, tüm bölgede gerginliğe neden olabilecek bu girişimlerinin durdurulması yönünde etkin çaba sarf etmeleridir. Aksi takdirde biz de gereğini yapacağız.''

22 Eylül 2011

Filistinliler Devlet İlanı İçin Güvenlik Konseyi’ne Süre Tanıdı

Ramallah, Filistinliler

Ramallah'ta bağımsızlık gösterisi yapan Filistinliler

Filistinli yetkili Nabil Şaat, BM’e tam üyelik başvurusunu Genel Kurul’a sunmadan önce, incelenmesi için Konsey’e süre tanıdıklarını söyledi.

Filistin Cumhurbaşkanı Mahmut Abbas Cuma günü Genel Kurul’a hitap edecek. Sürenin o zamana kadar mı olup olmadığı açıklık kazanmadı.

Amerika Güvenlik Konsey’indeki veto hakkını kullanarak Filistinlilerin bağımsızlık ilan etmelerini önlüyor. Ancak Abbas’ın 193 üyeli Genel Kurul’da, basit oy çokluğuyla bağımsızlık girişimi kabul ettirmesi mümkün. Hedef Filistin yönetimini BM’e devletsiz üye yapmak.

Amerika ve İsrail buna şiddetle karşı çıkıyor. İsrail Filistinlileri tehdit ederken, Obama yönetimi sorunun ancak iki taraf arasında görüşmelerle çözümlenebileceğini savunuyor.

Bugün Genel Kurul’a hitap eden Başkan Barack Obama daha sonra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüştü.

Netanyahu görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Obama’nın Filistinlilerin devlet ilan etmesini tek başına engelleme kararını “şeref nişanı” olarak niteledi.

21 Eylül 2011

BM raporu: Gazze ablukası yasal değil

 

BM İnsan Hakları Konseyi'ne sunulan rapor, Mavi Marmara baskınına ilişkin Palmer raporunu reddetti.

CENEVRE - BM İnsan Hakları Komisyonu'na 5 kişilik bağımsız uzman tarafından sunulan rapor, İsrail'in Gazze ablukasının yasal olmadığını söyleyerek Palmer raporunu reddeder nitelikte.

Konseye sunulan yeni raporda, tıpkı geçen eylül ayındaki raporda ve Uluslararası Kızılhaç Teşkilatı'nn tespitinde olduğu, Gazze ablukasının yasal olmadığı belirtildi.

Ayrıca Palmer raporuna yapılan göndermede, "İsrail'in Gazze'ye yönelik, sivillerin insan hakları üzerinde aşırı etkisi olan kapalılık politikasının ayrılmaz parçası olduğunun ayrımına varmadığı'' kaydedildi.

BM insan hakları uzmanları, İsrail'in Gazze Şeridi'nde uyguladığı deniz ablukasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu bildirdi.

Bağımsız 5 BM uzmanının oluşturduğu heyet, BM İnsan Hakları Konseyi'ne sunduğu raporda, ''İsrail'in Mavi Marmara baskınında aşırı güç kullandığı'' belirtilen, ancak ''Gazze'ye uyguladığı ablukanın yasal olduğu'' öne sürülen Palmer Raporu'nun sonucunu reddetti.

Uzmanların raporunda, ablukanın, ''uluslararası insan hakları ve insani hukuku pervasızca ihlal ederek'' Gazzelileri toplu cezalandırmaya maruz bıraktığı kaydedildi.

Raporda, 4 yıldır süren ambargonun 1,6 milyon Filistinliyi temel haklarından yoksun bıraktığı ifade edildi.

PALMER AYRIMA VARAMADI

Uzmanların ortak açıklamasında, ''Palmer Raporunun, ablukanın yasal olduğunu bildirirken, deniz ablukasının İsrail'in Gazze'ye yönelik, sivillerin insan hakları üzerinde aşırı etkisi olan kapalılık politikasının ayrılmaz parçası olduğunun ayrımına varmadığı'' bildirildi.

Heyette yer alan uzmanlardan Richard Falk, Palmer raporunun sonuçlarının, Türkiye-İsrail ilişkilerini iyileştirme iradesinden etkilendiğini söyledi.

Palmer raporunun İsrail ile Türkiye arasında siyasi uzlaşmayı amaçladığını ifade eden Falk, raporda siyasetin yasaya üstün gelmesinin talihsizlik olduğunu belirtti.

13 Eylül 2011

BM Somali'de 'kıtlık' ilan etti

BM Somali'de 'kıtlık' ilan etti

 

Birleşmiş Milletler, Afrika'nın doğusunu etkileyen kuraklıktan ağır etkilenen Somali'nin bazı bölgelerinde "kıtlık" yaşandığını resmen ilan etti.

Örgüt, tüm yardım çabalarına rağmen Bakool ve Aşağı Shabele bölgelerindeki koşulların, kuraklık, yoksulluk ve çatışmaların da etkisiyle resmen "kıtlık" ilan etmeyi gerekli kıldığını belirtti.

Çocukların yüzde 30'unun yetersiz beslenmesi ve günde her 10 bin çocuktan dördünün ya da 10 bin yetişkinden ikisinin hayatını kaybetmesi, nüfusun günde 2100 kaloriden az besleniyor olması kıtlık ilanı için kriter olarak kabul ediliyor.

Afrika'nın doğusunda son 50 yılın en ağır kuraklığından 10 milyon kişinin etkilendiği tahmin ediliyor.

BM, Somali'de 3 milyon 700 bin kişinin yani nüfusun yaklaşık yarısının sıkıntı içinde olduğu, bunun 2 milyon 800 bininin de kuraklığın en şiddetli görüldüğü güney kesimlerde yaşadığını duyurdu.

Çaresiz durumdaki onbinlerce Somalili, komşu ülkeler Kenya ve Etiyopya'ya kaçmaya çalışıyor.

BBC muhabiri Andrew Harding, duygusal bir anlam içeren "kıtlık" ifadesinin yardım örgütleri tarafından nadiren ve dikkatli bir şekilde kullanıldığını söylüyor.

Bölgede son olarak 19 yıl önce kıtlık ilan edilmişti.

1992 yılındaki iç savaşta yaşanan kıtlık sırasında 200 bin kişi ölmüştü ancak bu sefer, çok daha fazla can kaybının söz konusu olabileceği belirtiliyor.

Kuraklığın daha önceki yıllara oranlara bu kadar sert geçmesinin en önemli nedeni çiftlik hayvanlarının ölümü.

Somali halkının çoğu göçebe ve hayvancılık yapıyor.

Öte yandan, BM ve ABD yardım örgütlerinin çalışanlarını gönderebilmek için Somali'deki silahlı gruplardan daha fazla güvenlik garantisi istediklerini açıkladı.

Somali'nin güneyi ve iç kesimlerini kontrol altında tutan El Kaide bağlantılı El Şebab örgütü, 2009 yılında yabancı yardım gruplarının bölgeye girişine yasak getirmişti.

Örgütün bu yasağı hafiflettiği bildiriliyor.

1,5 milyon kişiye gıda sağlamaya çalışan BM Gıda Programı, henüz erişemediği yerlerde bir milyon kişinin bulunduğunu tahmin ediyor.

ABD'nin Afrika'dan sorumlu dışişleri bakan yardımcısı Johnnie Carson, "el Şebab tavrını gerçekten değiştirdi mi yoksa yardımlara bir tür vergi mi getirecek, onu tespit etmeye çalışıyoruz" diye konuştu.

20 Temmuz 2011

BM: Afganistan'da siviller için en kanlı dönem

 

Afganistan’daki çatışmalar sırasında hayatını kaybeden sivillerin sayısında artış var. BM'nin hazırladığı rapora göre sivil kayıpların sayısı 2011’in ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 15 arttı.

BM’nin Afganistan’a Yardım Misyonu’nun (UNAMA) insan hakları bölümü başkanı Georgette Gagnon, 2011’in ilk yarısında yaklaşık 1500 kadın, erkek ve çocuğun öldürüldüğünü söyledi. Bu da bu yılın ilk altı ayının 2001’de Taliban rejimi ile başlatılan mücadelede bugüne kadar Afgan halkı adına en kanlı geçen dönem olduğu anlamına geliyor. Kabil’de bir açıklama yapan Gagnon, bu sayının resmi veri olduğunu ve asıl kurbanların sayısının çok daha yüksek olduğunun tahmin edildiğini belirtti. Kurbanların yüzde 80’inden Taliban’ın sorumlu olduğunu açıklayan Gagnon, bu dramatik artışın arkasında, hükümete karşı savaşan Taliban’ın döşediği kara mayını ve patlayıcı tuzakların sayısının artmasının yattığını vurguladı.

Afganlar tedirgin

Taliban, son aylarda özellikle Helmand, Kandahar ve Host vilayetlerinde güçlendi. Sadece siviller değil, hükümete yakın resmi görevliler de saldırılara hedef oluyor. Geçen Pazar günü Taliban’a bağlı intihar komandoları başkent Kabil’de Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin yakın danışmanlarından birini ve bir meclis üyesini öldürdü. Devlet Başkanı’nın üvey kardeşi ve nüfuz sahibi aşiret lideri Ahmed Veli Karzai’nin bir suikast sonucu öldürülmesi halkı tedirgin etti. Çoğunluk, aşiretin başına en kısa zamanda bir başkasının geçmesinin yeterli olmayacağı kanısında.

Halkın öfkesi hükümeti ve yabancı birliklere

Sivil kayıplar, halkın sokaklara dökülüp öfkeli gösteriler yapmasına yol açıyor. Ancak gösterilen öfkenin adresi Taliban’dan çok, hükümetin izlediği siyaset ve ülkedeki yabancı birlikler. Gerçekten de BM raporuna göre Afganistan’da öldürülen sivillerin yüzde 14’ünden NATO birlikleri sorumlu.

 

BM raporunun ciddiye alınması talep ediliyor

Karzai'nin yakınları son haftalarda şiddet kurbanı oldu

Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü'ne bağlı birlikler Temmuz başında ülkeden çekilmeye başladı. Bu sürecin 2014’te tamamlanması planlanıyor. BM’nin Afganistan’a Yardım Misyonu’nun (UNAMA) Başkanı Staffan de Mistura, artan saldırıların ülkedeki istikrarsızlığın göstergesi olduğunu vurguluyor ve sivil kayıplar hakkındaki BM raporunun özellikle şimdi ciddiye alınarak soruşturmaların sürdürülmesinin önemini vurguluyor.

De Mistura,“Yılın en olaylı geçmeye aday dönemi olan ve Taliban’ın ilkbahar ve yaz taarruzu olarak nitelendirdiğimiz dönemin tam ortasındayız ve yaz henüz bitmedi.” şeklinde konuşuyor.

Barışçıl çözüme inanç azalıyor

Afganların çoğunluğu hükümet ile Taliban arasında barışçıl bir çözüm bulunacağına inancını yitirmiş durumda. Buna rağmen herkes, bir sonraki BM raporunun daha az kanlı bir tablo sunmasını umuyor.

19/7/2011

BM-El Kaide işbirliği

 

Birleşmiş Milletler Somali’de süren kıtlıktan etkilenenlere El Kaide ile bağlantılı İslami El Şebab kanalıyla yardım ulaştırıyor.

MOGADİŞU - Somali’de son yılların en büyük kuraklıklarından biri yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, bir buçuk milyon insanın açlık nedeniyle evlerini terk ettiğini ancak komşu ülkelere geçemediğini açıkladı.

Şiddet eylemlerinin de eksik olmadığı ülkede Birleşmiş Milletler (BM), açlıktan etkilenenlere ulaşmakta zorluk çekiyor. Bu şartlar altında BM sıra dışı ortaklıklar kurmak zorunda kalıyor. BM’nin gönderdiği yardımlar, ülkenin en güçlü gruplarından biri olan İslami El Şebab aracılığıyla ulaştırılıyor.

Somali’deki Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinatörü Mark Bowden, yaptığı açıklamada yardımın El-Şabab’ın kuraklık için oluşturduğu komiteler aracılığıyla verildiğini ve bunun insani yardım ilkelerine uyulduğu sürece yapılabileceğini söyledi. Somali’ye yardım operasyonlarının artmasının hayati önem taşıyan çok ciddi bir durum olduğunu da dile getire Bowden, işbirliğini şu sözlerle açıkladı:
“Anladığım kadarıyla Shabab, kuraklık komiteleri aracılığıyla nüfusun savunmasız gruplarına yardım dağıtımını yapıyorlar. Böylece ilgi çekiyorlar ve hızlı bir şekilde karşılık görüyorlar. Bu tabi ki bizim yaptığımız, insani yardım ilkeleri altında bu alanlarla yürütülen ve politik ilişki olmadan, ihtiyaç üzerine kurulu işi tanımak açısından önemli”

EL KAİDE BAĞLANTISI

El Şebab’ın El Kaide ile bağlantılı olduğu biliniyor. Ancak bu durum, BM’nin işbirliğini etkilemiş değil. İşbirliğinin sadece insani yardımla ilgili olduğunu vurgulayan Bowden, “herhangi bir politik çağrışımdan bağımsız gerçekleştiği sürece bunun devam edebileceğini” de sözlerine ekledi.

YASAK KOYMUŞTU

Somali’nin merkezinde ve güneyinde geniş bir bölgeyi kontrol altında bulunduran El-Şabab, iki yıl önce kendi bölgelerinde yabancı yardım kuruluşlarına İslam karşıtı oldukları iddiasıyla yasak koymuştu. Yasağı 10 gün önce kaldıran El Şabab, yardım faaliyetlerinin önünü açtı.
Bu gelişme sonrasında UNICEF, başkent Mogadishu’nun 200 km kuzey batısındaki Baidoa’na havadan yardım ulaştırdı. UNICEF Somali temsilcisi Rozanne Chorlton da, El Şabab’la olan işbirliğini vurgulayarak, örgütün uygunsuz müdahale olmaksızın faaliyet göstermeleri konusunda kendilerine güvence verdiğini söyledi.

Chorlton, yardım ulaştırırken El Şabab’a hiç para ödenmediğinin altını çizdi.

18 Temmuz. 2011

Arap Birliği'nden BM'e 'Filistin tanınsın' başvurusu

 

Arap Birliği, Filistin devletinin tam tanınması için Birleşmiş Milletler'e başvuracak.

Filistin liderleri, Eylül ayında yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Konseyi toplantısında Filistin devletinin tanınması için bir önerge sunacaklarını ifade etmişti.

Arap Birliği'nin Katar'da yapılan toplantısında kaleme alınan ve Reuters haber ajansının ulaştığı taslak belgede şöyle deniyor: "Batı Şeria başkent olacak şekilde Filistin devletinin tanınması ve Birleşmiş Milletler'e tam üye yapılması talebiyle BM'ye başvurulmasına karar verildi."

AP haber ajansına konuşan Mahmud Abbas'ın üst düzey yardımcılarından Nabil Ebu Rdeneh de Katar'da toplanan Arap Birliği üyesi ülkelerin dış işleri bakanlarının Filistin'in girişimine destek verdiğini söyledi.

Filistinliler, Orta doğu sorununda süregelen tıkanıklığın çözülmesi için tek yolun Filistin devletinin tanınması olduğunu söylüyor.

Ancak girişime karşı çıkan İsrail, böyle bir gelişmenin istenen etkinin tam tersini yaratabileceğini ve barış çabalarına zarar verebileceğini söylüyor.

Filistin liderleri Orta doğu barış görüşmelerinin tıkanmasından sonra Birleşmiş Milletler'e başvurmaya karar vermişti.

İsrail ise Filistin'in bağımsızlığının üzerinde uzlaşılmış bir barış anlaşmasından geçmesi gerektiğini savunuyor.

14 Temmuz 2011

BM: Denizlerde korsanlık artıyor

 

Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslarararası Denizcilik Bürosu, bu yılın ilk yarısında korsanlık vakalarının bir önceki yıla göre üçte bir oranında arttığını açıkladı.

Örgüte göre, bu süre içinde 260'tan fazla gemi saldırıya uğradı.

En fazla gemi kaçırılma olayı Somalili korsanların üssü haline gelen Afrika Boynuzu'nda yaşandı.

Bununla birlikte Uluslararası Denizcilik Bürosu, korsanların gemi kaçırma girişiminde başarılı oldyukları vaka sayısında azalma görüldüğünü bildirdi.

Örgüt buna rağmen korsanların daha cesur davranmaya ve daha gelişmiş silahlar kullanmaya başladığına dikkat çekti.

Korsanlık 2007'de tırmanışa geçti

Birleşmiş Milletler'in verilerine göre korsanlar 2007'den itibaren saldırılarını yoğunlaştırmaya başladı.

Denizcilik sektörünün korsanlara karşı aldığı önlemlerin toplam maliyetinin 7 ila 12 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor.

Denizcilik örgütü, şayet bu gidişata dur denilmezse ululslararası ticaretin can damarı olan gemi nakliyatının ciddi yaralar alacağını ve bu durumun dünya ekonomisini olumsuz etkileyeceğini söylüyor.

Somali'de etkin bir hükümetin olmaması nedeniyle, korsanlık önlenemiyor.

14/11/2011

BM'den Gıda Uyarısı

 

BM, çiftçilerin hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak için gıda üretimini iki katına çıkarması gerektiğini bildirdi.

Örgütün son yayınlanan Dünya Ekonomik ve Sosyal Araştırma raporunda küresel gıda üretiminin 2050 yılında 9 milyar insanı beslemek için yüzde 70 ile yüzde 100 arasında arttırılması gerektiği belirtiliyor.

Rapora göre gıda üretiminde böylesine hızlı artış, ancak ülkelerin çevreye daha az zararlı yöntemler kullanmada ortak çaba göstermesi halinde mümkün olabilecek. Raporda büyük değişiklikler olmazsa gıda üretiminin iklim değişikliği ve çevre kirliliği sonucu düşeceği vurgulanıyor.

BM raporuna göre dünya çevreyi daha da tahrip etmeden açlığı yok etmek için yılda 1 trilyon 900 milyar dolar yatırım yapmak zorunda. Bu rakam küresel ekonomik üretimin üçte birini oluşturuyor. BM, hükümetleri yatırım çabalarına öncülük etmeye de çağırıyor.

Raporda mevcut gıda üretimini arttırmak için çevreye zarar vermeyen yeşil teknolojilere ihtiyaç olduğu belirtiliyor.

Rapora göre halen bir milyar kişi kötü besleniyor ve fiyatları yükselten son gıda krizleri yeni ekononik stratejilere ihtiyaç olduğunu kanıtlamış bulunuyor.

Gıda fiyatları geçen yıl mısır ve buğday üretiminin kötü hava şartlarından olumsuz etkilenmesiyle küresel düzeyde büyük çapta arttı. BM, gıda fiyatlarının hem nüfus hem gelir artışı, enerji maliyetlerinin yükselmesi ve küresel üretkenliğin yavaşlaması nedeniyle önümüzdeki on yıl içinde düşmeyeceği görüşünde.

05/07/2011

Almanya Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı

 

BM güvenlik konseyi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığı 1 Temmuz’da Almanya’ya geçiyor.

Dönem başkanlığı bir ay sürecek olan Almanya iki yıl boyunca devletler teşkilatının en güçlü karar mekanizmasında temsil edilecek.

Almanya’nın son kez BM Güvenlik Konseyi başkanlığı yaptığı 2003 yılında Irak savaşı başlamak üzereydi. Dışişleri Bakanı Joschka Fischer dramatik konsey toplantıları sırasında, Irak’a saldırılmasına neden karşı olduklarını anlatmaya çalışmıştı. 2011 yılının temmuz ayında da, Almanya’nın başkanlık edeceği Güvenlik Konseyi’nin gündemini, daha düşük düzeyde de olsa yine uluslararası krizler işgal edecek. Örneğin Güney Sudan devletinin kurulması, Arap ülkelerindeki çalkantılar ve Afganistan’daki durum.

Güvenlik Konseyi oturumlarına başkanlık edecek olan Almanya’nın BM’deki daimi temsilcisi büyükelçi Peter Wittig bu önemli konular dururken Almanya’nın diğer alanlarda girişim başlatmasının kolay olmayacağına dikkat çekti. Almanya’nın ajandasında, silahlı anlaşmazlıklarda okullara yapılan saldırıların yaptırımla cezalandırılması da var. Dönem başkanı, Güvenlik Konseyi’nin, çocuk haklarının korunmasıyla ilgili bir karar hazırlamasına ve kararın dışişleri bakanının ay ortasındaki New York ziyareti sırasında onaylanmasına çalışacak.

Dönem başkanı uzlaştırıcı olmalı

BM Güvenlik Konseyi her gün toplanıyor. Bazı günler birden fazla oturum yapıldığı da oluyor. Veto hakkını haiz beş daimi üye ile, aralarında Almanya’nın da bulunduğu on geçici konsey üyesi kapalı kapılar ardında toplanıyor ve konsey başkanlığı alfabetik sırayla her ay başka bir devlete geçiyor. Almanya Birleşmiş Milletler Derneği genel sekreteri Beate Wagner, bir ay sürse de, dönem başkanlığının formaliteden ibaret olmadığını söyledi. Bayan Wagner, 'Dönem başkanı siyasi ve diplomatik bir misyon üstlenmiş olur. Güvenlik Konseyi’ndeki dengeler, dönem başkanına sunulan öneriler, üyeler arasındaki görüşmelerin başarıyla sonuçlandırılıp, bir karar ya da bildiriye dönüştürülmesi, gibi. Bunun basit bir görev olduğu söylenemez', dedi.

 

Almanya’nın BM’deki daimi temsilcisi büyükelçi Peter Wittig

Aracılık yaparken inisiyatifi kaybetmemek, Güvenlik Konseyi başkanından beklenen en önemli özellikler. Diplomatik mahareti ve devletler topluluğundaki olumlu imajı Almanya’ya yarıyor. Ancak Libya oylamasında çekimser kalması Almanya’nın itibarını zedelemişe benziyor. Almanya’nın oylamadaki tercihi, Beate Wagner’e de sürpriz olmuş. Almanya Birleşmiş Milletler Derneği genel sekreteri, Almanya'nın hayal kırıklığı yarattığını ve önemli konularda güvenilir ve kestirilebilir bir müttefik olması gereken Almanya'nın oylamadaki tutumunun oldukça yadırgandığını, belirtti.

İklim değişikliği de gündemde

Berlin hükümeti, oylamadaki tutumunun Almanya’nın Güvenlik Konseyi’ndeki pozisyonunu sarstığı izlenimini dağıtmak için Suriye ile ilgili karar tasarısı hazırlıyor. Ancak tasarının geniş destek bulduğu söylenemez. Bir diğer ağırlık noktası da Güney Sudan’ın 193. üye olarak teşkilata katılmasını sağlamak.

Almanya her dönem başkanlığında yapılan açık tartışma oturumuna konu olarak iklim değişikliğini seçti. Konsey dönem başkanı Peter Wittig bu tartışma toplantısında, iklim değişikliğinin güvenlik politikası açısından değerlendirileceğini söyledi. Büyükelçi Wittig, deniz seviyesinin yükselmesi yüzünden birçok devletin sular altında kalma tehlikesinin başgösterdiğini ve ilerde BM'nin iklim değişikliği yüzünden üye kaybetmesinin söz konusu olabileceğini vurguladı.

01/07/2011

Angelina Jolie Türkiye-Suriye Sınırına Geliyor

 

Hollywood'un ünlü oyuncusu Angelina Jolie, Türkiye'ye gidiyor. Birleşmiş Milletler'in İyiniyet Elçisi olan Jolie, önce İstanbul'a gidecek, Cuma günü de Hatay'a geçecek.

Angelina Jolie'nin Türkiye-Suriye sınırında çadır kentlerde incelemeler yapacağı, Suriyeli sığınmacılarla konuşacağı bildiriliyor. Jolie, Suriye'de Beşar Esad'ın askerlerinden kaçan sivillerin dertlerini dinleyecek, onlara destek olacak.

Daha önce dünyanın çeşitli kriz bölgelerine giderek mülteciler ve zor durumdaki halka moral veren Oscar ödüllü ünlü aktris Jolie, özellikle Afrika ülkeleri ve Afganistan'daki çalışmalarıyla tanınıyor. Hollywood ve sanat dünyasından birçok ünlü Birleşmiş Milletler adına iyiniyet elçiliği yapıyor. Jolie ve kendisi kadar ünlü eşi, aktör Brat Pitt daha önce de dünyanın çeşitli yerlerinde yardım çalışmalarında aktif görev aldı. Çift ayrıca felaket bölgelerine yaptıkları milyonlarca dolarlık yardımla da sık sık gündeme geliyor.

Sınırdan geçip Türkiye'ye sığınan Suriyeliler'in sayısının 8,500'ü bulduğu açıklandı. Türk yetkililere göre, resmi sayı bu ancak, gizlice sınırı geçenlerin sayısını tahmin etmek zor.

15/06/2011

Angelina Jolie Türkiye'de

 

Angelina Jolie Türkiye'de

Angelina Jolie Türkiye'deAngelina Jolie Türkiye'de

BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye anlaşmazlığı

 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Suriye hükümetinin göstericilere karşı kullandığı şiddeti kınayan ortak bir açıklama üzerinde mutabakata varamadı.

Güvenlik Konseyi üyelerinden Rusya, batılı hükümetlere Suriye'ye dışarıdan yapılacak bir müdahalenin bölgesel istikrarı tehdit edeceği uyarısını yaptı.

Suriye hükümetinin göstericilere müdahalesinin bölgesel barış için tehlike oluşturmadığını söyleyen Rusya, bu nedenle uluslararası müdahalenin meşru olmadığını ifade etti.

Avrupa Birliği ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri Güvenlik Konseyi'nin Suriye konusunda ortak bir duruş sergilemesini umuyordu.

Toplantı sonrasında ülkedeki şiddet tekrar kınandı ve reform çağrısı yapıldı.

Suriye'den gelen son haberlere göre ise hükümetin göstericilere karşı uygulamalarını protesto eden yaklaşık 200 iktidar partisi üyesi istifa etti.

Genel Sekreter'den kınama

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, göstericilere karşı tank ve gerçek mermi kullanan Suriye hükümetini kınamıştı.

Ban, Suriyeli yetkililerin insan haklarına uygun davranmakla yükümlü olduğunu ifade etti ve yakın zamanda yaşanan ölümler için bağımsız bir soruşturma başlatılmasını istedi.

Suriye'nin Birleşmiş Milletler elçisi ise ülkesinin gerekli incelemeyi başlatmış olduğunu söyledi.

Suriye ordusuna bağlı birlikler başkent Şam'ın bir mahallesi ve gösterilerin merkezi olan güneydeki Dera'a kentinde konuşlanmış durumda.

28/04/2011

Dünya üzerinde kaç ülke bulunuyor?

Dünya üzerinde kaç ülke bulunduğu sorusunu yanıtlamakta zorlandıysanız üzülmeyin, çünkü bu konuda kesin bir rakam yok. BM yetkilileri de sadece BM'ye üye ülke sayısını söyleyebiliyor. Peki ama neden?

 

Dünyada kaç ülke olduğu bilinmiyor

Dünyadaki ülkelerin gerçek sayısını hangisi veriyor? Şanghay’daki Expo Fuarı'nın katılımcı sayısı olan 189 mu, yoksa Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği FIFA’ya kayıtlı üyelerin sayısı olan 208 mi? Dünyada kaç ülke bulunuyor? Bu soruya kesin bir yanıt bulmak oldukça zor. İnsanlar bu konuda en kesin bilgiyi şüphesiz BM'den bekliyor.

Ancak BM Bilgi Hizmetleri Direktörü Corinne Momal-Vanian, şaşırtıcı bir yanıt veriyor ve “Bu sorunun doğru yanıtı, hiçbir yanıt olmadığıdır. Size BM’nin kaç üyesi olduğunu söyleyebilirim. Yani 192 ülke. Ancak dünyada kaç ülke bulunduğunu söyleyemem, çünkü bir ülkeyi tam olarak ifade eden genel bir tanımlama mevcut değil. Neyin bir ülke olduğu neyin olmadığına karar vermek BM'nin yetki alanında bulunmuyor. BM sadece kimleri örgüte üye olarak kabul edeceğine karar verebilir" diyor.

Uzmanlardan da net bir yanıt almak mümkün değil. Uluslararası hukuk profesörü Marcelo Kohen de kesin rakam veremiyor. Kohen, "Benim bu soruya yanıtım, yaklaşık 200 egemen devletin var olduğudur. BM’nin 192 üyesinin bulunduğu ve bu üyelerin çoğunun egemen devletler olduğu gerçeğini temel alırsanız, o zaman güvenilir bir çıkış noktasına sahip olduğumuzu söyleyebilirim" açıklamasını yapıyor.

Cevap sanal alemde mi?

Uzmanların veremediği net yanıtını sanal alem bulmuş görünüyor. İnternet arama motoru Wolfram Alpha’ya “Dünyada kaç ülke bulunuyor?“ sorusunu yazdığınızda, gayet kesin bir şekilde 203 yanıtını alıyorsunuz. Bu rakamın kaynağı olaraksa dipnotta Montevideo Konvansiyonu’nun adı veriliyor.

Ancak BM'den Corinne Momal-Vanian, bu rakam konusunda dikkatli olunması uyarısında bulunarak "Her uluslararası hukuk öğrencisi, bir ülkenin devlet sayılabilmesi için gerekli dört kriteri sıralayan Montevideo Konvansiyonu’nu bilir. Bu dört kriter; toprak, halk, hükümet ve diğer devletlerle ilişkide bulunabilme yeteneğidir. Konvansiyon, bu kriterlerin hangi ülkeler için geçerli olduğunu ise söylemiyor. Konvansiyon metnini temel alarak listeler hazırlayan ve Konvansiyon'u yorumlayanlar var. Rakamlar da buradan çıkıyor" bilgisini veriyor.

Tartışmalı bölgeler

Öte yandan dünyada politik açıdan tartışmalı pek çok bölge mevcut. Tayvan, Kosova, Filistin, Batı Sahra, Kuzey Irak, Kuzey Kıbrıs gibi… Bazıları özerklik, bazıları bağımsızlık ilanı yoluyla adını duyurmaya çalışmış olsa da çözülmemiş siyasi çatışmalar nedeniyle uluslararası alanda tanınmıyorlar.

Profesör Kohen, uluslararası alanda adını duyurmaya çalışmanın yardımcı olacağını, ancak tek başına yetmeyeceğini vurguluyor. Marcelo Kohen, "1990’lı yılların başında Umberto Bossi, Kuzey İtalya’da Padanya’nın bağımsızlığını ilan etmişti. Bu çok etkileyici bir gösteriydi, ancak hiçbir somut sonuç getirmedi. Dünya genelinde sayısız ayrılıkçı hareket var. Bağımsızlıklarını ilan edebilirler, ancak bu sözde kalmaya mahkumdur" şeklinde konuşuyor.

Şu ana kadar, yeni kazandığı bağımsızlığını BM üyeliğiyle taçlandıran son ülke 2006 yılında Karadağ oldu. BM üyesi olmayı başaramayanlar ise hâlâ bir milli futbol takımı kurma imkanına sahip. Örneğin FIFA’nın üye sayısına göre dünyada 208 ülke bulunuyor. Ayrıca olimpiyat takımları da uluslararası ün açısından iyi bir fırsat. Olimpiyat Oyunları, 205 ulusal komiteyi bir araya getiriyor.

02/06/2010

Uluslararası Tavşan Günü de olmayıversin

BM özel günleri

 

Birleşmiş Milletler

 

 

BM özel günleri

Birleşmiş Milletler bazı özel konulara insanların dikkatini çekmek amacıyla her yılı belirli konulara ithaf ediyor. Ayrıca yıl içindeki bazı günler de belirli konulara adanıyor.

Ancak konu seçimi tartışma yaratıyor.

2010 yılında sadece İngiltere’deki seçimler, Dünya Futbol Şampiyonası, ay tutulması ya da yeni bir NASA projesine tanıklık etmeyeceğiz. 2010 ile birlikte ayrıca iki Uluslararası BM Yılı da başlamış oldu. Ancak uzmanlar, aynı yılın iki ayrı hatta bazen üç ayrı konuya ithaf edilmesinin, bu konuların etkinliğini yitirmesine yol açacağını düşünüyor. Peki, sizce 2010 hangi konulara ithaf edildi? İşte tahminler:

“Sanırım bu uluslararası açlık ve yoksullukla mücadele yılı.”

“Üzgünüm, hiç bir fikrim yok.”

“Belki de uluslararası seyahat yılı?”

Aslında BM, 2010’u resmi olarak hem Kültürlerin Yakınlaşması hem de Uluslararası Biyo-Çeşitlilik Yılı olarak ilan etti. Ancak her ikisinin de kamuoyu bilincine yerleştiği söylenemez.

Aslında sorun insanların ilgisizliğinden ziyade, BM’nin aynı anda çok fazla konuya birden dikkat çekmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Geçen yıl, üç konuya ithaf edilmişti, bu yıl iki ve gelecek yıl da iki tane daha konu olacak. Siyaset uzmanı Johannes Varwick, bunu çok fazla buluyor:

“Uluslararası yıl ve günlerin sayısında muazzam bir artış görüyoruz. İnsanlar bu kadar çok girişimle karşı karşıya kalınca, konunun ne olduğunu kavrayamaz hale geliyor.”

Konu sayısında ani artış

İlk uluslararası yıl 1957’de ilan edildi ve jeofiziğe adandı. 1960 ve 70’lerdeki ılımlı gidişin ardından 80 ve 90'lı yıllarda sayı arttı. Son on yılda ise BM takvimi herhangi bir şeyle ilgili yıllarla doluverdi. Peki, bu ani artışın nedeni ne? Varwick şu bilgiyi veriyor:

  BM özel günleri

“Çünkü bazı üye ülke grupları belirli konuları gündeme getirmeye çalışıyor. Buna kim karşı çıkar ki? Eğer BM Genel Kurulu’nda olsaydım ve bir ülke “bu yılı patates yılı ilan etmeliyiz” deseydi ben de muhtemelen “tamam” derdim. Bu tür teklifler kimsenin canını yakmıyor, bir zararı yok. Ancak bu, sonuçta ele alınan konuların şişirilmesi ve sulandırılmasına yol açıyor. Gündeme çok fazla konu alındığında anlamı kalmıyor."

1980 yılı kararı

BM, 1980 yılında bu tehlikenin farkına varmış olmalı. Alman BM Cemiyeti Genel Direktörü Beate Wagner, Genel Kurul’un konuların seçimi ve yapısıyla ilgili kurallar hakkında bir karar aldığını belirtiyor:

“Bu kararda, konuların BM amaç ve ilkeleriyle bağlantılı olması öngörülüyor. Ülkelerin çoğunluğunu ilgilendirmesi gerekiyor. Her yılın bir şeylere ithaf edilmemesi için uluslararası yıllar ilanına ara verilmesi ile ilgili bir karar da alındı.”

70'ten fazla uluslararası gün
Ancak BM, kendi aldığı karara bağlı kalamadı. Uluslararası yıl ilanı BM Genel Kurulu'nda yapılmasına rağmen işleyişi tamamen hükümetler, sivil toplum kuruluşları ve toplumun elinde. Ve bir yılın BM tarafından bir konuya ithaf edilmesi, o konunun işlenişini kolaylaştırıyor. Bu nedenle BM ajandasında 70’ten fazla “Uluslararası Gün” de mevcut. Uluslararası Af Örgütü Almanya Bölümü Basın Sözcüsü David Bartelt, bunların da kontrolden çıkmış olduğuna inanıyor:

“Bugünlerde herkes ve her şey için bir uluslararası gün var. Uluslararası Öğretmenler Günü, Uluslararası Engelliler Günü… Bunlar önemli günler çünkü dikkatimizi azınlık gruplara, basın tarafından çok fazla odaklanılmayan gruplara çekiyor. Ancak aynı zamanda bir Uluslararası Tavşan Günü ya da Uluslararası Portakal günü de var. Korkarım bu uluslararası bıkkınlık gününe dönüşüyor.”

06/01/2010 DW

2009'da 35 BM çalışanı öldürüldü

 

35 BM çalışanı öldürüldü

 

Geçen yıl 35 BM çalışanı görevleri sırasında düzenlenen çeşitli saldırılarda hayatını kaybetti.

BM Sözcülüğü'nden yapılan açıklamada ölenlerin 28'inin BM için faaliyet gösteren siviller, 7'sinin de barışı koruma görevlisi olduğu belirtildi.

Ölen BM çalışanlarının 18'i Pakistan ve Afganistan'daki saldırılarda hayatını kaybetti.

Açıklamada ayrıca BM personeli ölümlerinin, 2008 ve 2007 yılındaki ölümlerden ise daha az olduğunu kaydedildi.

2008'de hayatını kaybeden BM adına görev yapan asker ve sivillerin sayısı 34'tü.

06/01/2010

BM destekli operasyon başarısız

BM d.kongo operasyonu başarısız  

BM raporunda, isyancılara hala silah aktarıldığı belirtiliyor

BBC'ye sızan bir Birleşmiş Milletler raporunda, örgütün Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusunda desteklediği askeri operasyonun başarısızlıkla sonuçlandığı belirtildi.

BM'nin görevlendirdiği uzmanların son derece sert ve eleştirel bir dille yazdıkları raporda, operasyonun ülkede insani krize yol açtığı da bildirildi.

Raporda yüz binlerce sivilin evlerini terk etmesine neden olan operasyonun, toplu tecavüzleri ve cinayetleri de yeniden tetiklediği aktarılıyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin doğusunun zengin mineral kaynaklarının yağmalandığı ve suçluların cezasız kaldıkları da, raporda vurgulanan noktalar arasında bulunuyor.

Uzmanlar Grubu, bu raporu, ülkede silah ambargosunun ihlal edildiğine yönelik iddiaları soruşturmak için hazırlamıştı.

BM uzmanları, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde isyancılara silah aktarımının sürdüğünü ve yeni savaşçıların isyancılara katıldıklarını da söylüyor.

Uzmanlar, liderlerinin bazılarının Ruanda'da soykırıma da karıştıkları isyancıların bu noktada; Burundi, Uganda, Tanzanya ve bazı Avrupa ülkelerindeki bağlantılarından faydalandıklarını vurguluyor.

BM operasyonu savunuyor

Birleşmiş Milletler yetkilileri ise ülkede ilerleme sağladıklarında ısrarcı.

BM yetkilileri, barış gücü askerlerinin pek de disiplinli olmayan hükümet birliklerini desteklememesi halinde, ülkede insani durumun çok daha kötüleşeceğini söylüyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bugün toplanarak raporu görüşecek.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde farklı etnik ve siyasi gruplar arasında beş yıl süren iç savaş savaş 2002'de sona ermişti.

Ülkede, iç savaş sırasında dört milyon kişi hayatını kaybetmişti.

Barış anlaşmasını takiben yaklaşık 17 bin Birleşmiş Milletler askeri Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde görev yapmaya başlamış ancak ülkede çatışmalar bir türlü tam anlamıyla son bulmamıştı.

25/11/2009 BBC

BM Genel Sekreteri 24 saat aç kalacak

 

BM Genel Sekreteri 24 saat aç kalacak

 

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon dünya genelindeki açlık sorununa dikkat çekmek amacıyla 24 saat yemek yemeyecek.

 BM yetkilileri Ban'ın böylece Dünya Gıda ve Tarım Örgütü'nün yaptığı çağrıya destek vermiş olacağını belirtti.

Örgüt, hafta başında Roma'da yapılacak Dünya Gıda Güvenliği Zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada, dünya genelinde bir milyardan fazla insanın aç olduğunu belirterek, zirve öncesinde destek amacıyla herkese 24 saat aç kalma çağrısında bulunmuştu.

14/11/2009

'Çocukları korumak için' büyük kampanya

 

Çocukları korumak için büyük kampanya

Yardım kuruluşu, çok sayıda çocuk ölümünün önlenebileceğini vurguluyor

Uluslararası yardım kuruluşu Save the Children (Çocukları Kurtarın) bugüne kadarki en büyük kampanyasını başlatıyor.

 Kuruluş bu kampanyayla, çocuk ölümlerinin küresel düzeyde önemli oranda azaltılmasının maliyetinin, çoğu kişinin düşündüğünden az olduğunu göstermek istiyor.

Save the Children'a göre 40 milyar dolarlık bir fon, tedavi edilebilir hastalıklar yüzünden ölen çocukların sayısını önemli oranda azaltacak.

Yardım kuruluşu bu noktada, hükümetlere yeterince baskı yapılmadığını, insanların çocuk ölümlerinin önlenmesinin maliyetinin çok daha fazla olduğunu düşündüklerine dikkat çekiyor.

14 ülkede yapılan bir araştırmada, birçok kişinin bunun en az 400 milyar dolara mal olacağını düşündükleri gözlendi.

Her yıl 9 milyon çocuk 5 yaşını göremiyor

Save the Children'ın açıkladığı rakamlara göre dünyada her yıl 9 milyon çocuk, 5 yaşına gelmeden ölüyor.

Ekonomisi hızla büyümesine karşın, bu ölümlerin yaklaşık yüzde 20'si Hindistan'da görülüyor.

Öyle ki Hindistan'da her yıl 400 bin bebek, doğduktan sonra 24 saat içinde yaşama veda ediyor.

Bu da ülkede her 15 saniyede bir çocuğun ölmesi demek.

Bu ölümlerin temel neden, Hindistan'da sağlık hizmetlerinin ihtiyaç sahiplerine her zaman ulaşamaması.

Hindistan dışında Nepal, Peru ve Filipinler çocuk ölümlerini önlemede ciddi sorunları olduğu belirtilen diğer ülkeler.

Save the Children çocuk ölümlerini temelde, zatüree ve ishal hastalıklarına ya da iyi yetişmiş ebe eksiğine bağlıyor.

Birleşmiş Milletler'in Milenyum Hedefleri'nden biri de, çocuk ölümlerini 2015'e dek üçte iki oranında azaltmaktı.

Ancak Save the Children, bu hedefe varma yolunda çok yavaş ilerlendiğini vurguluyor.

05/10/2009

UNESCO'nun yeni başkanı Bulgar

 

İrina Bokova, eski Bulgaristan dışişleri bakanı

İrina Bokova,
eski Bulgaristan dışişleri bakanı

Birleşmiş Milletler'in bilim ve kültür örgütü UNESCO, eski Bulgaristan dışişleri bakanı İrina Bokova'yı genel direktörlüğe seçti.

Oylama sonucunda Bokova, bu görev için favori gösterilen Mısır kültür bakanı Faruk Hüsnü'yü geride bıraktı.

Faruk Hüsnü'nün adaylığı anti semitizm iddiaları ile gölgelenmişti.

UNESCO'nun yeni başkanının seçim sürecinde beş gün boyunca beş ayrı oylama yapıldı. Oylamalar sonucunda Bokova ve Hüsnü arasında bir tercih yapılmasına karar verildi.

Son turda ise Faruk Hüsnü'nün bu göreve getirilmemesi için bir "koalisyon" oluşturulduğu anlaşılıyor.

Anti semitizm tartışması

UNESCO'nun ilk Arap başkanı olacağı düşünülen Faruk Hüsnü, bu görev için tartışmalı bir adaydı.

Uzun süredir Mısır kültür bakanı olan Faruk Hüsnü, geçmişteki bir konuşmasında "Yahudilerin uluslararası medyaya sızmasından" söz etmişti. Faruk Hüsnü geçen sene de "Mısır kütüphanelerindeki İsrail kaynaklı kitapları yakmak istediğini" söylemiş, ancak daha sonra bu sözleri için özür dilemişti.

23/09/2009

42 milyon kişi evinden oldu

 

Sri Lanka'da bir mülteci kampı

Dünyada geçen yıl 42 milyon kişinin, yani dünyadaki pek çok ülkenin nüfusundan daha fazla sayıda insanın yerlerinden edildiği açıklandı.

BM Mülteci Örgütü'nün yılık raporuna göre, evlerini terk etmeye zorlanan bu insanların geri dönebilme imkanları da daralmış durumda.

Raporu örgütün merkezi Washington'da açıklayan Antonio Guterres, Taleban'a yönelik operasyonlar nedeniyle Pakistan'da yerinden edilenlerin yaşadıkları krizin, Ruanda soykırımı sırasında yaşanandan bu yana görülen en ciddi kriz olduğunu söyledi.

Guterres, Pakistan'da yerinden edilen iki milyon kişinin akıbetinin kendisini son derece kaygılandırdığını söyledi.

Rapora göre mültecilerin dönüş olasılığının azalmasının önemli bir nedeni, Afganistan ve Sudan gibi halkın göçe zorlandığı ülkelerdeki güvenlik koşullarının daha da kötüleşmiş olması.

Rapora göre, yerinden edilen insanların sayısında çok küçük bir azalma var.

Ancak raporun hazırlanmasından sonra Pakistan, Sri Lanka ve Somali'de yaşananlar, bu tabloyu çoktan tersine çevirmiş durumda.

Antonio Guterres ayrıca mülteci kriziyle başetmek için, dünya ülkelerinden, bankaları kurtarmak için gösterdikleri kararlılığa benzer bir kararlılık beklediklerini de belirtti.

Yerinden edilen insanların önemli bir kısmı, geleceklerine dair bir belirsizlik içinde sıkışıp kalmış durumda.

Mülteci haline gelen insanların yükünü en çok taşıyan ise, göçmen karşıtlığının yükselişte olduğu Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri değil; Pakistan, Suriye, İran ve Güney Afrika gibi ülkeler.

Bu ülkelerden Güney Afrika'ya giden mülteci sayısı, ABD'ye giden rakamın dört katından fazla.

Konuşmasında bu konuya da değinen BM Mülteci Örgütü Başkanı Guterres, dünyadaki mülteci nüfusun yüzde 80'ine ev sahipliği yapan gelişmekte olan ülkelere yardım çağrısında bulundu.

17/06/2009

Türkiye dünyada sevilmiyor...

Dünya çapında 26 bin kişiyle yapılan ankete göre 36 ülke arasında İsrail en kötü imaja sahip,
Türkiye de sondan ikinci.
(Kıstas, ülkelerin turizm, ihracat, halk, yönetim, kültür ve yatırım alanlarında nasıl algılandıkları)

 
ÜLKELERİN SIRALAMASI...
1 - Britanya 19 - Çin
2 - Almanya 20 - Rusya
3 - İtalya 21 - Brezilya
4 - Kanada 22 - Macaristan
5 - İsviçre 23 - Arjantin
6 - Fransa 24 - Singapur
7 - İsveç 25- Hindistan
8 - Japonya 26 - Meksika
9 - ABD 27 - G. Kore
10 - Avustralya 28 - Çek C.
11 - İspanya 29 - Mısır
12 - Hollanda 30 - Polonya
13 - Danimarka 31 - Malezya
14 - Norveç 32 - G. Afrika
15 - Yeni Zelanda 33 - Estonya
16 - Belçika 34 - Endonezya
17 - Portekiz 35 - Türkiye
18 - İrlanda 36 - İsrail

Global Market Insite (GMI) şirketi için Anholt National Brand Index'in yaptığı araştırmada, dünyada en olumsuz imaja sahip ülke İsrail çıkarken, Türkiye sondan ikinci geldi. Dünya çapında internet üzerinden 25 bin 903 'tüketici'yle yapılan araştırmada, bugüne dek 35 ülkeyle ilgili sorular soruluyordu. İlk kez 2006'nın üçüncü çeyreğinde İsrail için de nabız tutuldu.

ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, Belçika, Brezilya, Britanya, Çin, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, Hollanda, İrlanda, İtalya, İspanya, İsveç, İsviçre, Japonya, Kanada, Mısır, Macaristan, Malezya, Meksika, Norveç, Polonya, Portekiz, Rusya, Singapur, Türkiye, Yeni Zelanda'da yapılan araştırmada, bu ülkelerin birbirlerini ve İsrail'i nasıl algılandıklarının grafiği çıkarılıp 'ulusal marka' düzeyleri belirlendi. Listede sonuncu gelen İsrail, soruların konu başlığını oluşturan turizm, ihracat, halk, yönetim, kültür ve miras, yatırım ve göç alanlarında da diğer ülkelerin açık ara gerisinde kaldı. En az ziyaret edilmek istenen ülke İsrail olurken, İsrailliler en az misafirperver halk olarak görüldü.

ABD soğuk, Rusya sıcak

Asıl sürpriz sonuç İsrail'in yakın müttefiki olan ABD'de de halkın İsrail hakkında iyi şeyler düşünmemesi. Amerikalılar uluslararası güvenlik ve barış alanlarında Çin'i sonuncu sıraya yerleştirirken, İsrail'i de sadece bir üst sıraya koydu. Oysa İsrail'e en iyi notların geldiği ülke Rusya olurken, Ruslar bilim-teknolojiye katkıda 12., barış ve güvenlikte 20. sıraya koydukları İsrail'i sadece doğal güzellik açısından sonuncu yaptı.

Araştırmayı kaleme alan Simon Anholt, 'İsrail markası'nın bu endekste şimdiye kadar ölçülenler arasında en olumsuz imaja sahip olduğunu belirtti. Bir ülkenin politikasının bir kişinin o ülke hakkındaki düşüncelerinin her unsurunu etkilediğini dile getiren Anholt, imajını daimi olarak değiştirmede başarılı olmak isteyen bir ülkenin tavırlarını değiştirmesi gerektiğini, imajın kurgulanan değil, hakkıyla kazanılan bir şey olduğunu vurguladı.

Radikal-26/11/06

Hazer Tv, Ana sayfa©2005

Ana sayfaKapak

 

 

 

Ana Haber Genel, Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video, Resim ve Özel Dosyalar