Kanuni Sultan Süleyman'ın veziriazamı
Makbûl ve Maktul İbrahim Paşa, nâm-ı diğer Pargalı İbrahim Paşa,
bilindiğinin aksine padişahın damadı değilmiş.
PARGALI KANUNİ'NİN
ENİŞTESİ DEĞİLMİŞ
Bu bilgi Türk Tarih Kurumu'nun (TTK)
kurucularından ve on ciltlik Osmanlı Tarihi'nin yazarı Ord. Prof.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı'ya ait. Uzunçarşılı, TTK'nın resmi dergisi
Belleten'in 114. sayısında, Pargalı İbrahim Paşa'nın padişah damadı
olmadığını yazıyor.
Zaman gazetesinin haberine göre:
Uzunçarşılı, Pargalı İbrahim'in eşinin, Hatice Sultan değil Muhsine
adında saray soylu olmayan bir hanım olduğunu belgeleriyle
açıklıyor. Yazar, Hatice Sultan'ın İbrahim Paşa ile değil, İskender
Paşa ile evli olduğunu da belirtiyor.
Muhteşem Yüzyıl dizisiyle birlikte
geçtiğimiz yıldan itibaren Kanuni Sultan Süleyman hakkında birçok
kitap ve yazı kaleme alındı. Dizide Okan Yalabık'ın canlandırdığı
Pargalı İbrahim Paşa ile ilgili yazılanlar ise genellikle memleketi,
esir edilişi, Hatice Sultan'la evliliği ve öldürülmesiyle ilgiliydi.
Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan "İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın
Osmanlı Hanedanı Üstüne İncelemeler-Seçme Makaleler 2" adlı
kitabındaki bir makalesinde yazar, İbrahim Paşa'nın Padişah'ın
damadı olduğuna dair hiçbir kaydın bulunmadığını söylüyor.
Bu bilgiyi ise İbrahim Paşa'nın
tezkirecisi ve sonra reisülküttap olan Celalzade Mustafa Çelebi'ye
dayandırıyor: "Paşa'nın en yakını ve en çok itimat ettiği adamı
olduğundan Mustafa Çelebi'nin Tabakatü'l-Memâlik isimli eserindeki
kayıttan anlaşılacağı üzere damatlığı hakkında bir ima dahi olmadığı
gibi zevcesinin de hanedana uzaktan yakından mensubiyetine dair bir
mütalaa zikredilmemektedir."
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, ikinci elden
eserler olan, Âli, Peçevî, Solakzade, Mir'ât-ı Kâinat, Ravzatü'l-ebrar,
Enderuni Ata tarihleriyle Hadikatü'l Vüzera'da da damatlığa dair bir
kanıt olmadığını belirtiyor. Yazar, İbrahim Paşa'nın Padişah'ın
kardeşiyle evlendiğine dair tek bilginin Hammer Tarihi'nde geçtiğini
söylüyor.
Uzunçarşılı,
Osmanlı Tarihi'nin ikinci cildinin birinci basımında, İbrahim
Paşa'nın Hatice Sultan'la evli olduğu şeklindeki kendisine ait
beyanın da yanlış olduğunu belirtiyor: "Benim kitabımdan nakil
yapanlar, İbrahim Paşa'nın zevcesinin Hatice Sultan olduğunu
göstermişlerdir; halbuki bu hususta ben yanılmış ve yanıltmışım,
şimdi bu yazımla bu yanlışlığı düzeltmiş olacağım."
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, bu bilgiyi
İbrahim Paşa'nın eşine gönderdiği ve Topkapı Sarayı arşivinde
bulunan mektuplarla da destekliyor. Paşa'nın Ekim 1524 tarihli
mektubunda "Kaynanama selam ve dualar ederiz" şeklinde bir ifade
bulunduğunu, bu ifadeye göre Paşa'nın hayatta olan kayınvalidesinin
bir sultan anası olamayacağını belirtiyor. Yazar, eşinin İbrahim
Paşa'ya yazdığı bir mektupta, "valide sultanın vefat ettiğini fakat
kendisine (İbrahim Paşa'ya) danışmadan taziyeye gittiği için
paşasından özür dilediğini" yazdığını belirtiyor ve ekliyor: İbrahim
Paşa'nın zevcesi olan bu hanım Yavuz Sultan Selim'in kızı olsaydı,
saraya taziyeye gittiğinden dolayı kocasından özür dilemeğe hacet
yoktu. Vefat eden valide sultan, onun hakiki validesi olmasa bile
üvey validesi demekti."
02 Şubat 2012
2012 Oscar
Adayları
Oscar'da en fazla
adaylık kazanan filmler 9 adaylıkla 'Hugo' ve 'The Artist' oldu.
Sinema dünyasının en prestijli ödülleri
26 Şubat Pazar gecesi sahiplerini bulacak. 84. Oscar ödüllerinin
adayları belli oldu.
Martin Scorsese'nin "Hugo" adlı filmi,
"En İyi Film" dahil 11 dalda aday gösterilirken "The Artist" 10
dalda aday oldu.
"En İyi Film"
adayı filmler şunlar: "The Artist", "The Descendants", "Extremely
Loud & Incredibly Close", "The Help", "Midnight in Paris", "Moneyball",
"The Tree of Life" ve "War Horse".
"En iyi
yönetmen" dalında Michel Hazanavicius (The Artist),
Alexander Payne (The Descendants), Martin Scorsese (Hugo), Woody
Allen (Midnight in Paris) ve Terrence Malick (The Tree of Life)
ödüle aday gösterildi.
"En iyi erkek
oyuncu" dalında Demián Bichir (A Better Life), George
Clooney (The Descendants), Jean Dujardin (The Artist), Gary Oldman (Tinker
Tailor Soldier Spy) ve Brad Pitt (Moneyball) aday oldu.
"En iyi kadın
oyuncu" dalında Glenn Close (Albert Nobbs), Viola Davis (The
Help), Rooney Mara (The Girl with the Dragon Tattoo), Meryl Streep (The
Iron Lady) ve Michelle Williams (My Week with Marilyn) ödüle aday
gösterildi.
"En iyi
yardımcı kadın oyuncu" dalında ödüle Octavia Spencer (The
Help), Berenice Bejo (The Artist), Jessica Chastain (The Help),
Janet McTeer (Albert Nobbs) ve Melissa McCarthy (Bridesmaids) aday
oldu.
"En iyi
yardımcı erkek oyuncu" dalında Kenneth Branagh (My Week
with Marilyn), Jonah Hill (Moneyball), Nick Nolte (Warrior)
Christopher Plummer (Beginners) ve Max von Sydow (Extremely Loud &
Incredibly Close) aday gösterildi.
"Yabancı film"
ödülüne ise "Bullhead" (Belçika), "Footnote" (İsrail), "In
Darkness" (Polonya), "Monsieur Lazhar" (Kanada) ve "A Separation"
(İran)filmleri aday oldu.
"Orijinal
senaryo" dalında Michel Hazanavicius (The Artist), Annie
Mumolo ve Kristen Wiig (Bridesmaids), J.C. Chandor (Margin Call),
Woody Allen (Midnight in Paris) ve Asghar Farhadi (A Separation)
ödüle aday gösterildi.
Ödüller 26 Şubat'ta Los Angeles'taki
Kodak Tiyatrosunda Billy Crystal'in sunuculuğunu yapacağı törenle
dağıtılacak.
24 Ocak 2012
İstanbul'da
Japon Film Festivali
8. İstanbul Japon
Filmleri Festivali, 26-29 tarihleri arasında Levent Kültür Merkezi
Onat Kutlar Sinema Salonu'nda düzenlenecek.
Japonya'nın İstanbul Başkonsolosluğu
tarafından organize edilen festival, Japon Foundation, Beşiktaş
Belediyesi ve Tiglon Film'in işbirliğiyle gerçekleştirilecek.
Festival filmleri Türkçe alt yazılı ve
ücretsiz olarak sunulacak.
Festivalde, ''Bir Milyon Yen Kazanan
Kız'', ''Bir Yaz Rüyası'', ''Bizim Unutulmaz Günlerimiz'', ''Güney
Kutbundaki Aşçı'', ''İyi Uçuşlar'', ''Kappa ve Sampei'', ''Küçük
Cadı Kiki'', ''Noriben: Şansın Tarifi'', ''Rengarenk'' adlı filmler
gösterilecek.
23 Ocak 2012
“ZENNE” dansıyla
13 Ocak 2012´den itibaren vicdan yoklayacak
Senaryosu gerçek öykülerden ve
kişilerden esinlenilerek M. Caner Alper tarafından kaleme alınan
"ZENNE"; muhafazakar bir ailenin çocuğu olan Ahmet, renklerini
gizlemekten sakınmayan ve İstanbul'un dans kulüplerinde zennelik
yapan Can ile Türkiye'nin değer yargılarını çok iyi tanımayan Alman
fotoğrafçı Daniel'in evrensel dostluk hikayesini anlatıyor. Film, bu
sıradışı üçlünün öyküsünü, 'aile kafesleri', 'töre kuralları' ve
2008 yılına kadar eşcinsel erkeklere evrensel insan haklarına aykırı
şekilde uygulanan askerlikten muafiyet prosedürleri üzerinden ele
alıyor.
Başrollerini Kerem Can (Can), Erkan
Avcı (Ahmet) ve Giovanni Arvaneh'nin (Daniel) paylaştığı filmde;
Tilbe Saran, Ünal Silver, Rüçhan Çalışkur, Tolga Tekin, Esme Madra,
Jale Arıkan gibi başarılı oyuncuların yanı sıra, Amberin Zaman, Banu
Güven ve Piyale Madra gibi isimler de konuk oyuncu olarak yer
alıyor.
"ZENNE"nin, Eylül 2009'da başlayan
okuma ve ezber provaları çekim tarihi olan Mart 2011'e kadar devam
etti. Başrol oyuncularından Kerem Can; 7 ay boyunca Almanya'da
modern dans topluluğu Pina Bausch koreograflarından Daphnis Kokkinos,
Türkiye'de ise Beril Şenöz ve Burçin Orhon'la filmin dans sahneleri
üzerinde çalıştı. Etkileyici dans müziklerini Demir Demirkan'ın
hazırladığı "ZENNE"nin dramatik müzikleri ise İtalya'da, Paolo Potì
tarafından 1,5 yıl süren bir çalışmayla bestelendi ve Bulgar Senfoni
Orkestrası tarafından Sofya'da seslendirildi.
Görsel zenginliğiyle de dikkat çeken "ZENNE"nin
büyüleyen dans kostümleri ödüllü tasarımcı Belma Özdemir tarafından
hazırlandı. Konsept çizimlerine 2009 yılının Eylül ayında başlanan
kostümler, İstanbul ve Tayland'da dikildi. Filmin, Oscar ödüllü
sanat yönetmeni İsviçreli Maja Zogg; filmde kullanılan setlerin ve
dev kuş kafesinin mimari çizimlerine 2010 yılının Ağustos ayında
başladı. Setlerin inşası, toplamda 4 aylık bir çalışma sonunda
tamamlandı.
48. Uluslararası Antalya Altın Portakal
Film Festivali'nde, SİYAD Ulusal En İyi Film, En İyi İlk Film, En
İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tilbe Saran), En İyi Yardımcı Erkek
Oyuncu (Erkan Avcı) ve En İyi Görüntü Yönetmeni (Norayr Kasper)
ödüllerini alan "ZENNE"; daha sonra 17-24 Kasım 2011 tarihleri
arasında Ankara'da düzenlenen Türkiye'nin ilk "LGBT" festivali Pembe
Hayat KuirFest'te ise "açılış filmi" olarak gösterildi.
Muhteşem Yüzyıl bu hafta sonundan
itibaren Rus Domashniy televizyon kanalında yayınlanacak.
Milyonları ekrana kilitleyen ve her
bölümünden sonra yeni tartışmalara neden olan Muhteşem Yüzyıl
Rusya’da da gösterime giriyor.
Tatillerini Türkiye'de geçiren ve
Türklerle evli olan Rusların, sosyal paylaşım sitelerinde konu
yaptıkları Muhteşem Yüzyıl 14 Ocak cumartesi gününden itibaren Rus
Domashniy televizyon kanalı tarafından yayınlanmaya başlanacak.
Fragmanlarını yayınlamaya başlayan Domashniy kanalı Rusçası
“Velikolepnıy Vek ” olan Muhteşem Yüzyıl’ı seyircilerine şu şekilde
tanıtıyor:
“Saray dekorasyonu, mükemmel şık
giysiler ve dünyadaki inanılmaz başarı. Sultanın kalbini çalan
Cariye Roksalana’nın öyküsü… Roksalana ve Süleyman!”
Halit Ergenç, Okan Yalabık, Meryem
Uzerli, Nebahat Çehre, Selma Ergeç ve Nur Fettahoğlu’nun başrolleri
paylaştığı ve Rusça seslendirilen dizide Rusların en çok ilgisini
çeken ise Meryem Uzerli’nin hayat verdiği Rutenya doğumlu Hürrem
Sultan karakteri ve o dönemin kıyafetleri.
09 Ocak 2012
Şehzade Mustafa
Annesinden 5 yaş büyük
Mehmet Günsür,
Şehzade Mustafa’nın gençliğini canlandırmak üzere 'Muhteşem Yüzyıl'
kadrosuna katıldı.
Aktörün annesini oynayan Nur
Fettahoğlu’ndan 5 yaş büyük olması ortaya ilginç bir tablo çıkardı.
İSTANBUL - Yeni kanalı Star TV’de
çarşamba gününden itibaren yayınlanacak olan 'Muhteşem Yüzyıl'
dizisine ünlü bir isim daha katıldı. İtalya’da yaşayan oyuncu Mehmet
Günsür, dizide Şehzade Mustafa’nın gençliğini canlandıracak.
Ancak bu durumla
ilgili oldukça ilginç bir detay var.
Günsür, dizide annesi Mahidevran
Sultan’ı oynayan Nur Fettahoğlu’ndan 5 yaş büyük...
Yeni bölümler Şehzade Mustafa'nın
büyüdüğü gibi Mahidevran Sultan’ın da yaşlandığı bir dönemde
geçeceği için Fettahoğlu makyajla yaşlandırılacak.
02 Ocak 2012
Jolie’nin filmi
görücüye çıktı
Amerikalı yıldız Angelina Jolie’nin ilk
yönetmenlik denemesi olan “In The Land of Blood and Honey” (Kan ve
Bal Ülkesinde) ABD’de gösterime girdi.
Eleştirmenlerin film hakkındaki görüşleri birbirinden farklı.
Angelia Jolie’nin ilk filmi “In The
Land of Blood and Honey” (Kan ve Bal Ülkesinde) ABD’de New York ve
Los Angeles’taki sinemalarda gösterime girdi. Film eleştirmenlerden
farklı yorumlar aldı. Bazı eleştirmenler filmi, “etkileyici ve
sürprizli” sözleriyle değerlendirirken, bazıları da şiddet içerikli
ve kanlı sahneler olduğunu ve filmin fazla seyirci çekmeyeceğini öne
sürdü. Ancak eleştirmenler, Jolie’nin güçlü ve etkileyici bir
atmosfer yaratmayı başardığı konusunda mutabık kaldı.
Angelina Jolie Bosnalı bir aile ile
görülüyor.
Film hakkında iddialar ortaya atıldı
1992-1995 yılları arasındaki Bosna
Savaşı'nı konu alan film, savaş sırasında tecavüze uğrayan
kadınların hikâyeleri üzerine yoğunlaşıyor.
Jolie’nin bu ilk filmi “En İyi Yabancı
Dilde Film” dalında Altın Küre ödülüne de aday gösterilmişti. Bazı
gazetelerde Jolie’nin bu filmle “savaşa bir sima kazandırdığı ve ruh
verdiği” yorumları yapıldı.
Film, ABD’de gösterime girmeden önce
senaryosuna ilişkin olarak bir iddia gündeme gelmiş, Hırvat yazar
James Braddock filmin hikâyesinin kendisinin bu konuyla ilgili
olarak kaleme aldığı kitabıyla örtüştüğünü öne sürmüş ve ‘telif
hakları ihlal edildiği’ gerekçesiyle dava açmıştı.
Öte yandan filmle ilgili olarak filmin
isminin Türkçe’deki “Balkan” kelimesinden alındığı yorumları da
yapılmıştı.
23.12.2011
George
Clooney’li The Descendants filminin fragmanı
Marilyn Monroe
Bu Kez ‘Marilyn’le Bir Hafta’ adlı film ile Gündemde
Marilyn Monroe Bu Kez
Bir İlk Aşk Olarak Beyaz Perdede
Simon Curtis’in yönettiği ‘My Week with
Marilyn’ ‘Marilyn’le Bir Hafta’ adlı film, genç sinema asistanı
Colin Clark ve film yıldızı Marilyn Monroe arasında, yıldızın yedi
hafta boyunca ‘The Prince and the Showgirl’ filminin çekimleri için
Londra’da bulunduğu sırada gelişen romantik ilişkiyi konu alıyor.
Colin Clark’ın otobiyografik hikayesini temel alan film, aşkın
gözünü kör ettiği Clark’ın bakış açısından Marilyn Monroe’yu
anlatıyor.
1956 yazında ünlü oyuncu Monroe,
kendisi kadar ünlü İngiliz aktör Lawrence Olivier’le komedi filmi
‘The Prince and the Showgirl’ün çekimleri için Londra’da bir araya
gelir.
‘My Week With Marilyn,’ Colin Clark’ın
çekimler ve yıldızla geçirdiği bir haftayla ilgili anılarına
dayanıyor. Film, Marilyn’e, ilk kez bir film setinde çalışan bir
İngiliz aristokratının oğlu olan Clark’ın penceresinden bakıyor.
Hiç kimse, hatta Clark bile genç bir
asistanın yıldıza bu kadar yaklaşabileceğini düşünemezdi. Ancak
çekimler sırasında Clark, Monroe’nun hem arkadaşı hem de sırdaşı
oldu. Monroe, aynı zamanda Clark’ın ilk aşkıydı.
Filmdeki Monroe bir
seks sembolü ama kırılgan ve sorunlu bir kadın.
Şöhret ve ünlü oyun yazarı Arthur
Miller’la olan yeni evliliği Monroe’nun yalnızlığına ve kendine
güvensizliğine çare olamıyor.
Marilyn Monroe rolünde izlediğimiz
Michelle Williams yıldızın başına buyruk tavırlarını dinamizm ve
duyarlılıkla canlandırıyor. Williams film hakkında şunları söylüyor:
“Umarım film, benim yorumumla ya da
yıldızın kendi varlığıyla Marilyn Monroe’yla ilgili izlenimlere
farklı bakış açıları kazandırır, onun kıvrak zekasını, duygularını,
bir sanatçı olarak ciddiye alınma arzusu gibi daha önce bilmediğimiz
yönlerinin açığa çıkarılmasına yardımcı olur.”
Clark’ın kitabına göre Monroe, ‘The
Prince and the Showgirl’ filminde Lawrence Olivier’le başrolü
paylaşarak saygınlık kazanmayı amaçlıyordu. Ancak enerjik ve coşkulu
Monroe ile entellektüel Olivier’in arkadaşlık kurması zordu.
Çekimler sırasında iki ünlü bozuştu.
Film de tam bir fiyasko oldu.
Filmde Kenneth Branagh, Sir Lawrence
Olivier’yi sabırsız, önyargılı ve sıkıcı bir karakter olarak
canlandırıyor.Branagh bu konuda şöyle konuşuyor:
“Marilyn Monroe’yla tanıştığında
kendisi zaten o saygın Sir Lawrence Olivier. Onun sorunu da bu.
Gençlik dolu, farklı, dinamik olmak istiyor, Marilyn’in kendisini
yenilemesini arzu ediyor. Bu da çok zor. Hayal ettikleriyle olup
bitenler çok farklı.”
İki oyuncunun ilişkisi kötüleştikçe
Colin Clark, Marilyn’in imdadına yetişiyor. Clark ve Monroe
arasındaki romantizm filmin ana teması.
Bu ilişkinin yanı sıra
filmde Monroe’nun çöküşe geçen üçüncü evliliğini, sakinleştirici
bağımlılığını, yaşadığı depresyonu da izliyoruz.
Film, şöhretin hem beslediği hem de
harap ettiği Marilyn Monroe’nun yaşamına yeni bir açıdan bakıyor.
28 Kasım 2011
Brad Pitt,
Muhteşem Yüzyıl için geliyor
Dünyanın en ünlü
oyuncularından Brad Pitt, dizinin konuk oyuncularından biri olacak.
İSTANBUL - Brad Pitt, "Muhteşem Yüzyıl"
dizisinin bir bölümünde oynamak için dizinin yapımcıları ile 2
milyon dolar karşılığında anlaştı.
Dünyaca ünlü oyuncu, dizinin savaş
sahnelerinde oynayacak, çekimler önümüzdeki ay gerçekleştirilecek.
47 yaşındaki Pitt, üç yıl sonra 50
yaşında sinema kariyerine son vereceğini açıklamıştı. Ünlü oyuncu,
katıldığı '60 Minutes' isimli televizyon programında bu kararını
açıklamıştı.
22 Kasım 2011
Türk sinemasının
Koca Çınarı, Ömer Lütfi Akad hayatını kaybetti
Unutulmaz filmlerin
yönetmeni Ömer Lütfi Akad, 95 yaşında hayata gözlerini yumdu.
İSTANBUL - Türk sinemasındaki unutulmaz
filmlerin usta yönetmeni Ömer Lütfi Akad 95 yaşında hayatını
kaybetti.
Evinde vefat eden Akad için ilk olarak,
20 yılı aşkın süre öğretim üyeliği yaptığı Mimar Sinan Güzel
Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Sinema Televizyon Bölümünde 21 Kasım
Pazartesi günü saat 13.00'te tören düzenlenecek.
Aynı gün ikindi vakti Levent Camisi'nde
gerçekleştirilecek cenaze töreninin ardından Akad'ın naaşı, Ulus
Mezarlığı'na defnedilecek.
Türk sinemasının 'koca çınarı' olarak
bilinen Ömer Lütfi Akad, 2 Eylül 1916'da doğdu. Fransız Sainte
Jeanne d'Arc Okulu, Galatasaray Lisesi, İstanbul Yüksek İktisat ve
Ticaret Okulu Maliye Bölümünde okudu. Tiyatro ve sinema yazıları
yazan Akad, Sema Film'de mali danışmanlık ve yapım yönetmenliği
yaptı.
Akad, sinemaya 1946'da Şakir
Sırmalı’nın yönettiği Domaniç Yolcusu adlı filmde yapım yönetmenliği
yaparak ilk adımını attı. Yönetmenliğini Seyfi Haveri’nin yaptığı,
Damga filminin yarım kalan sahnelerini çekerek yönetmenliğe başlamış
oldu.
1948 yılında ilk filmi, Vurun
Kahpeye’yi yönetti. Bu film dönemin hasılat rekorlarını kırdı. 1952
yılında gerçek bir olaydan esinlenerek yapılan ve Ayhan Işık’ı üne
kavuşturan film, Kanun Namına Akad’ın baş yapıtlarından biri oldu.
Bu filmle birlikte "polisiye türdeki kent filmleri" furyasını
başlattı. 1955 yılında Yaşar Kemal’in senaryosunu yazdığı, Beyaz
Mendil’le ikinci büyük çıkışını yaptı. Attila İlhan’ın senaryosunu
yazdığı, Yalnızlar Rıhtımı (1959) o dönem büyük tartışmalara yol
açtı. Yılmaz Güney’le 1967 yılında birlikte yaptığı,
Hudutların Kanunu Akad sinemasının
dönüm noktası oldu. Bu filmden sonra Türk sinema tarihinin en önemli
üçlemesi olan, Gelin, Düğün ve Diyet ile; Türkiye’de iç göç sorununu
ele alan filmler yaptı. 1964 ve 1974 yılları arasında 10’a yakın
belgesel ve TV filmleri çekti.
ERDOĞAN: ÖMRÜNÜ
SİNEMAYA VAKFETTİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ünlü
sinema yönetmeni Ömer Lütfi Akad'ın vefatı nedeniyle bir mesaj
yayımladı.
Erdoğan mesajında "Türk sinemasının
usta yönetmeni, sanat dünyamızın dev çınarlarından biri olan Ömer
Lütfi Akad'ın vefatını derin bir teessürle öğrendim. Ömrünü sinemaya
vakfeden Akad, yönetmenliğini üstlendiği filmlerle, toplumumuzun
önemli meselelerini ele alan, topluma ışık tutan bir sanatçıydı.
Merhum Ömer Lütfi Akad'a Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına,
sevenlerine ve tüm sanat dünyamıza başsağlığı diliyorum" dedi.
USTA YÖNETMEN İÇİN NE
DEMİŞLERDİ?
Aylık Sinema Dergisi Film Arası, geniş
bir dosyayla ağırladığı Türk Sinemasının büyük ustası Ömer Lütfi
Akad’ı ünlü oyuncu ve yönetmenlere Eylül ayı sayısında sormuştu.
Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Sezer
Sezin, Yavuz Turgul, Ülkü Erakalın, Çağan Irmak, Mesut Uçakan, İhsan
Kabil, Selma Köksal Çekiç, Ege Görgün, Kerem Akça ve Yıldız
Ramazanoğlu’nun da yer aldığı oyuncu, yönetmen, sinema
eleştirmenleri ve yazarlar, büyük usta Lütfi Akad’ı anlattı. 52
sayfalık özel sayıda yer alan bazı demeçlerden başlıklar şöyle;
'ONUNLA ÇALIŞMAM OYUNCULUĞUMUN DÖNÜM
NOKTASI'
Türkan Şoray: "Benim sinema yaşamımda
onunla çalışmak dönüm noktası oldu. Kalıplaşmış melodram
oyunculuğundan geçiş dönemim oldu. Ana ve Vesikalı Yârim… Sade,
yalın oyunculuğu bu filmlerle başardım. Lütfi Akad sevecen,
sezgileri güçlü, kendinden emin ve çok nazik bir insan."
'LÜTFİ AKAD BENİM
İÇİN BİR YOL GÖSTERİCİYDİ'
Hülya Koçyiğit: "Birlikte çalıştığımız
ilk filmde, Lütfi Akad benim için sadece bir yönetmen değil, aynı
zamanda bir eğitmen, bir yol gösterici oldu. Onu tanıyıp çalışmaktan
sonra, yaptığımız işle ilgili yeni düşüncelerimiz oluştu. Yeteneğimi
geliştirmek, yeni, gerçek bir yol çizmek için kendime sorular
sormaya başlamıştım. Mesleğime tutkuyla bağlı olduğumu, nasıl
ciddiye aldığımı, farklı karakterleri talep ettiğimi gören Lütfi
Bey, benimle çok önem verdiği o üçlemesini gerçekleştirdi."
'AKAD, ‘USTALARIN
USTASI’ SIFATINI HAK ETMİŞ BİR PİRDİR'
Yavuz Turgul: "Akad kişiliğiyle,
ciddiyetiyle, işine duyduğu saygıyla, sinemaya verdiği önemle
ustaların ustası sıfatını sonuna kadar hak etmiş bir pirdir. Genç
sinemacıların ustanın filmlerini tekrar tekrar izlemelerini
öneririm."
'LÜTFİ AKAD BENİM
İLHAM KAYNAĞIM'
Çağan Irmak: "O benim ilham
kaynağımdır. Lütfi Akad’ın bütün filmleri, hayatımda karşılığını,
değerini buldu. Hepsi çok güzel birer anı oldular benim için. Türk
sineması deyince aklıma hemen onun gelivermesi, bundan belki de."
FİLMOGRAFİSİ :
Vurun Kahpeye 1949
Lüküs Hayat 1950
Tahir İle Zühre 1951
Arzu İle Kamber 1951
Kanun Namına 1952
İngiliz Kemal 1952
Altı Ölü Var 1953
Katil 1953
Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar 1953
Bulgar Sadık 1954
Vahşi Bir Kız Sevdim 1954
Kardeş Kurşunu 1954
Görünmeyen Adam İstanbul'da 1954
Meçhul Kadın 1955
Kalbimin Şarkısı 1955
Ak Altın 1956
Kara Talih 1957
Meyhanecinin Kızı 1957
Zümrüt 1958
Ana Kucağı 1958
Yalnızlar Rıhtımı 1959
Cilalı İbo'nun Çilesi 1959
Yangın Var 1959
Dişi Kurt 1960
Sessiz Harp 1961
Üç Tekerlekli Bisiklet 1962
Tanrı'nın Bağışı Orman 1964
Sırat Köprüsü 1966
Hudutların Kanunu 1966
Kızılırmak Karakoyun 1967
Ana 1967
Kurbanlık Katil 1967
Vesikalı Yarim 1968
Kader Böyle İstedi 1968
Seninle Ölmek İstiyorum 1969 [Renkli]
Bir Teselli Ver 1971
Mahşere Kadar 1971
Vahşi Çiçek 1971
Yaralı Kurt 1972
Gökçe Çiçek 1973
Gelin 1973
Düğün 1974
Diyet 1975
Esir Hayat 1974
19 Kasım 2011
Twilight
çılgınlığı yeniden başlıyor
Filimin
oyuncularına ilgi büyük. Robert Pattinson'un balmumu heykeli
dahi yapıldı
“Twilight-Alacakaranlık Kuşağı”
serisinin yeni filmi 18 Kasım’da vizyona giriyor. Filmin meraklıları
ABD’de galanın düzenlendiği yere günler öncesinden kamp kurdu.
Patlayan flaşlar, çığlık atan hayranlar
ve ışıklar altında şık görünümleriyle “Twilight – Alacakaranlık
Kuşağı“ serisinin yıldızları… Alacakaranlık Kuşağı meraklıları,
pazartesi akşamı serinin yeni filmi “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak
Vakti Bölüm 1“in galasının düzenlendiği Los Angeles'teki Nokia
Tiyatrosu'nun önüne akın etti.
Filmin yıldızlarının alkışlar ve
çığlıklar arasında geçişleri birkaç saat sürdü. Çoğu kişi ön
sıralarda yer alabilmek için günler öncesinden bina önüne kamp
kurmuştu. Beklediklerine de değdi. Filmin başrol oyuncuları vampir
Edward’ı canlandıran Robert Pattinson, kurt adamı canlandıran Taylor
Lautner ve Bella karakterine hayat veren Kristen Stewart,
hayranlarına imza dağıtıp birlikte fotoğraf çektirdiler.
Ölüm ve ölümsüzlük
arasında
Amerikan yazar Stephenie Meyer’in
romanından sinemaya uyarlanan Twilight serisinin dördüncü filminde,
Bella, vampir Edward Cullen’e duyduğu aşk nedeniyle bir dönüm
noktasına gelir. Ya aşkından vazgeçip bir ölümlü olarak yaşamaya
devam edecek ya da aşkının tarafına geçip ölümsüz bir vampir
olacaktır. Ancak Bella, kararını çoktan vermiştir…
Los Angeles’teki galanın ardından film,
18 Kasım’da ABD ve İngiltere’de, 24 Kasım’da da Almanya’da gösterime
girecek.
Serinin dördüncü kitabı “Alacakaranlık
Efsanesi: Şafak Vakti” iki bölüm halinde sinemaya uyarlandı. Filmin
ikinci ve son bölümünün ise 2012 yılının kasım ayında gösterime
girmesi bekleniyor.
15.11.2011
Pamuk Prenses
Fragmanı
The first official trailer for "Snow
White and the Huntsman"
'The Expendables' ın ikincisi
Bulgaristan'da çekiliyor
Başrollerinde Sylvester Stallone ve
birçok aksiyon yıldızının yer aldığı 'The Expendables'ın ikincisi
Bulgaristan'da çekiliyor.
Bulgaristan sık sık yolsuzluk ve
organize suçlarla anılır. Ama pek az kişi ülkenin son yıllarda
birçok büyük Hollywood yapımının çekimlerine ev sahipliği yaptığını
bilir. Bir zamanlar devlete ait olan, bugün Avrupa’nın sayılı
prodüksüyon firmalarından biri haline gelen “Boyana Film“ aralarında
Hillary Swank yada Morgan Freeman gibi Oscarlı yıldızların da rol
aldığı birçok filmin çekimine imza atmış.
Son günlerde yine birçok Hollywood
yıldızı Bulgaristan yollarını arşınlıyor. Zira “The Expendables“
(Cehennem Melekleri) adlı aksiyon-macera filminin ikinci bölümünün
çekimleri bu ülkede devam ediyor.
Peki neden Hollywood büyük
prodüksüyonları için Bulgaristan’ı tercih ediyor?
AKSİYONUN 'BABALARI'
BU FİLMDE
Aralarında Sylvester Stallone, Arnold
Schwarzeneger, Bruce Willis ve Jean-Claude Van Damme gibi 90’lı
yıllara damgasını vurmuş aksiyon yıldızlarının bulunduğu isimler,
son yıllarda film endüstrisinin cazibe merkezlerinden biri haline
gelen Bulgaristan’ı mesken tuttu. Hollywood’un bu ünlü isimleri
bugünlerde, ilki geçen yıl sinemalarda gösterilen ve başarılı bir
gişe hasılatı yapan “The Expendables“ (Cehennem Melekleri) filminin
ikinci bölümünün çekimlerini yapıyor. Filmin konusu basit; Sylvester
Stallone ve paralı askerleri, bir Latin Amerika adasının kanlı
diktatörünü devirmeye çalışıyor. Ancak işin teknik kısmı o kadar
kolay değil zira aksiyon sahnesi bol filmin çekim aşamasında birçok
dublör ve özel efekt kullanılması gerekiyor.
BÜTÇENİN ASLAN PAYI
BULGARİSTAN'A
Basında yer alan haberlere göre ”The
Expendables 2“nin bütçesi 80 milyon dolar. Paranın önemli bir kısmı
filmin tamamına yakını bu ülkede çekildiği için Bulgaristan’da
harcanacak. Çekimlerin başladığı ilk günlerde seti ziyaret ederek
eski Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger ile buluşan
Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, bunun ülkesi için de iyi bir
tanıtım olduğu görüşünü dile getirdi. Borisov; “Tabiki gelecekte
sinema endüstrimizi nasıl daha fazla destekleyebiliriz diye
düşünüyoruz. Zira bu ülkemiz için de büyük bir tanıtım fırsatı. Bu
alanda sert bir rekabet var. Birçok komşumuz bizden daha iyi
olanaklar sunuyor. Ama biz de elimizden gelenin en iyisini yapmayı
sürdüreceğiz. “
YAPIM MALİYETLERİ
DÜŞÜK
Bulgaristan bir noktada, rakiplerinden
bir adım önde. Ülkede film yapım maliyetleri oldukça düşük.
Kaliforniyalı yapım şirketi Nu Image’ın Bulgaristan yetkilisi David
Varod da bunu biliyor; “Film yapımcıları daima, prodüksiyonu daha
ucuza çıkarabileceği yerler arar. Biz de bu yüzden buradayız. Bir
film Bulgaristan’da, Almanya’dakinin yarısına mal edilebiliyor.“
Bulgaristan aynı zamanda diğer Doğu
Avrupa ülkelerine nazaran üçte bir daha ucuz. Örneğin Bond filmi
“Casino Royal“in çekildiği Çek Cumhuriyeti ile karşılaştırıldığında
figüran ücretleri gibi diğer personel giderleri daha uygun.
Almanya’da bir figüranın günlük yevmiyesi ortalama 50 euro. ABD'de
ise sendikalı figüranların günlük ücreti yemek ve barınma masrafları
hariç 120 dolara kadar çıkıyor. Bulgaristan’da ise 12 saatlik bir
çekim gününde figüranlara ödenen günlük yevmiye kahve ve yemek dahil
sadece 15 euro.
Bulgaristan
Başbakanı Boyko Borisov, seti ziyaret ederek Arnold
Schwarzenegger ile görüştü
BULGARİSTAN'IN
TECRÜBESİ BİR BAŞKA TERCİH NEDENİ
Bulgaristan’a olan ilginin bir başka
nedeni de, Avrupa’daki en düşük vergi oranlarına sahip olması.
İşletmeler yada şahıslar, yüzde 10’luk sabit bir gelir vergisi
ödemekle yükümlü. Kaliforniya merkezli Nu Image’ın Bulgaristan
yetkilisi David Varod, Bulgaristan’ı filmciler için cazip kılanın
sadece düşük maliyetler olmadığını belirtiyor ve ekliyor; “Buradaki
stüdyolar oldukça deneyim sahibi. Biz, Bulgaristan’da yaklaşık 10-12
yıllık süre içinde 100’den fazla film çektik.“
Bulgaristan'ın ünlü Boyana Film
stüdyoları, 1962 yılında devlete bağlı olarak başkent Sofya'da
kurulmuştu. Kaliforniya merkezli “Nu Image”, 90'lı yılların sonundan
bu yana çalıştığı Boyana Film stüdyolarını 2005 yılında 19 milyon
euroya satın aldı. Stüdyoların yeni ismi de “Nu Boyana Film Studios"
olarak değiştirdi.
Bugün tamamen modern ekipmanlarla
çalışan stüdyoda birçok sahne, çöl ve dağ dekorları, kaleler ve
küçük şehirlerin yanı sıra, özel efektlerden sorumlu 250 kişilik
uzman bir bilgisayar ekibi bulunuyor. Böylesi imkanlarla,
Bulgaristan büyük Hollywood yapımlarını ülkeye çekmekte zorlanmıyor.
ÜLKE EKONOMİSİ
KALKINIYOR
Bulgaristan Başbakanı ile görüşmesinde
yaptığı açıklamada, bunun sadece film endüstrisine değil, ülke
ekonomisinin tamanına yararı olduğunu belirten ünlü aktör Arnold
Schwarzenegger,
“Burada ne kadar çok film çekilirse
oteller, restoranlar ve diğer işletmeler de o kadar çok para
kazanır“ diye konuşuyor.
Elbette öyle. Ülkeye gelen film
ekipleri, turistler ve gazeteciler, kalacak yer, yemek ve alışveriş
için para harcarken, ekonomi canlanıyor. Çekim mekanlarından birine
tek bağlantıyı sağlayan cadde ve köprü, yıllardır döküntü haldeyken,
“The Expendables 2“ filmi için baştan aşağıya yenilendi.
Bulgaristan’ın film çekimleri için
tercih edilmesinin avantajlarının farkında olan Başbakan Boyko
Borisov, Arnold Schwarzenegger ve ekibini şimdiden “The Expendlables
3“ün çekimleri için ülkesine davet etti. Borisov kafasında film için
uygun bir yer belirlemiş bile; inşaatı süren başkent Sofya’nın
metrosu.
12 Kasım 2011
Ertem Eğilmez
filmleri artık HD Formatında izlenecek
Çöpçüler Kralı, Neşeli Günler, Tosun
Paşa, Kibar Feyzo ve Salako gibi onlarca Ertem Eğilmez filmi restore
ediliyor.
Vipsaş Stüdyoları’nda restorasyonuna
başlanan Çöpçüler Kralı, Neşeli Günler, Tosun Paşa, Kibar Feyzo ve
Salako yıl sonuna kadar elden geçirilip HD ve Blue Ray formatlarında
hazır hale getirilecek ve TV'lerde bundan böyle HD formatında
izlenebilecek.
Onlarca kez gösterilmesine karşın hâlâ
kanalların cankurtaranı olan Ertem Eğilmez filmleri restore edilerek
“sinemanın kültür mirası” olduğu gerçeğine dayanarak gelecek
kuşaklara aktarılıyor.
Hababam Sınıfı serisi, Süt Kardeşler,
Mavi Boncuk, Salak Milyoner, Şaban Oğlu Şaban gibi baş yapıtlarında
olduğu bu listedeki 49 filmin restorasyonun 2 yıl içinde
tamamlanması bekleniyor.
03 Kasım 2011
Bir Zamanlar
Anadolu, Londra'daydı
İlkbahar aylarında Cannes'da Büyük
Ödül'ü paylaştığı günlerden beri, Nuri Bilge Ceylan tutkunlarının
merakla beklediği film, Bir Zamanlar Anadolu'da dün akşam Londra
Film Festivali'nde gösterildi.
Ceylan'ın filmi aslında geçtiğimiz
günlerde önce medyaya tanıtılmıştı. Thames ırmağının öte yakasındaki
İngiliz Film Enstitüsü (BFI) sinemasının ikinci salonu tıka basa
doluydu sabahın dokuzunda.
157 Dakikalık film boyunca beyaz
perdede sürüp giden öyküyü, baş döndürücü çarpıcılıktaki renkleri
izlemekle kalmayıp sık sık sağıma soluma fark ettirmeden göz atmaya,
izleyicilerin tepkileri yakalamaya çalıştım.
Film bittiğinde medya mensupları öyle
hemen fırlayıp çıkmadı salondan. Adeta izledikleri görüntüleri
belleklerinde sindirmeye çalışıyor gibiydiler.
Ve bir başka film gösterimine
yönelmelerinden önce, içlerinden dört eleştirmene, Nuri Bilge Ceylan
sinemasına ve bu sonuncu filmine ilişkin düşüncelerini sordum.
İşte, yanıtları...
Geoff Andrew (Film eleştirmeni
ve BFI Southbank Film Programı başkanı) :
Nuri Bilge Ceylan'ın tüm filmlerini izledim, hepsini de çok
beğeniyorum. Özellikle uzun metrajlı filmlerini. Ceylan, bugün
dünyadaki en ilginç film yönetmenlerinden biri bence. En iddialı ve
en iyi yönetmenlerden biri. Bu filmde, Nuri Bilge Ceylan, hayatı,
hem trajik, hem de gülünç yönleriyle ortaya koyuyor. Bütün
filmlerinde komedi unsuru var aslında. Bu filmde bence en hoş olan
sahnelerden biri, cesedi bulmak için toprağı kazdıkları sırada
yaptıkları Clark Gable benzetmesiydi. Geçmişte kendisinin Clark
Gable'a benzetildiğini anlatan savcı, ceset için de aynı şeyi
söylüyor. Bu sahneyi çok eğlendirici buldum.
Ceylan'ın filmlerinin yavaş ve uzun
olduğu şeklindeki eleştiriler hakkındaysa şunu söyleyebilirim. Bu
eleştiriyi pek çok yönetmenin sineması için de yapabilirsiniz ama
herşeyin de Hollywood sineması gibi hızlı olması gerekmiyor. Nuri
Bilge Ceylan eğer Batılı ülkelerde bu denli seviliyorsa, bu çok iyi
bir yönetmen olmasından ileri geliyor. Burada da filmleri büyük
beğeni topluyor. Ceylan'ın en önemli taraflarından biri, her filmle,
kendisini yeni yerlere yönlenmeye zorlaması. Yıllar boyunca değişti,
sanatını geliştirdi, bugün dünyanın belli başlı sinema
yönetmenlerinden biri oldu. Bundan sonra da, eminim ki, kendisini
zorlamaya ve biz izleyicilere meydan okumaya devam edecektir. Bir
Zamanlar Anadolu'da filmiyse, birkaç defa izlemekle tadı daha fazla
çıkarılan, çok zengin bir film.
Hemanth Kissoon (Film
eleştirmeni) :
Ben, Bir Zamanlar Anadolu'da filmini
izlerken bunun çok tipik bir Nuri Bilge Ceylan sineması olduğunu
düşündüm. Teknik bakımdan mükemmel bir filmdi, sinematografi ve
yönetmenlik bakımından harikaydı. Filmin ilk yarım saati gece
saatlerinde, Anadolu'nun bir kırsal bölgesinde otomobil farları
altında geçiyor. Olağanüstüydü ama ben filmi, öyküsü bağlamında
tatminkar bulmadım. Aslında olay bir polis işlemi ama, Ceylan,
konuyu diğer çalışmalarına benzer şekilde işliyor. Daha çok
kahramanlarının birbirleriyle ilişkilerine ağırlık veriyor. İlginçti
ama her zaman da izleyiciyi kavramıyordu bence. Festivalin ilginç
filmlerinden biri, ancak, kendi açımdan, pek tatminkar değildi.
Mark Stafford (Film eleştirmeni)
:
Bir Zamanlar Anadolu'da filminin,
şimdiye dek izlediğim en iyi filmlerden biri olduğunu düşünüyorum.
Güzel görüntüler sunan bir filmdi, özellikle gece çekimleri. Mistik,
garip, harika imgeler vardı. Gündüz gözüyle bakıldığında süzülüp
kaybolan, bürokratik işlemlere dönüşen imgeler... Çok etkileyici bir
çalışma bence. Çok güzel görüntüler vardı. Rönesans tabloları
gibiydi bazıları. İki ayrı film aslında; gecenin gizemli dünyası ve
gündüzün sıradan işleri, bürokratik işlemler, bilgisayarda
yazdırılan raporlar, taburenin yüksekliği, yani gündelik hayatın
çöplüğü...
Filmdeki kimi sahneler, eğlendiriciydi.
Dairelerinde olup bitenleri konuşuyorlar, sonra yoğurdun hangi
kıvamda olması gerektiği hakkında tartışmaya girişiyorlardı. Hem
gerçek, hem de insanı eğlendiren anlar vardı. Sinemadan çıkanlar
katilin kim olduğu, adamın niçin ve nasıl öldürüldüğü konusunda
farklı fikirler ortaya atacaktır. Aslında katilin kim olduğunu bilip
bilmemek de bence çok önemli değil; durumun ne derece vahim olduğu
önemli. İşlenen bu korkunç suçtan, kaç insanın ne derecede
etkilenmiş olduğunu görüyorsunuz.
Maria Almendra McBride
(Meksikalı TV muhabiri) :
Ben âşığım! Yalnızca Nuri Bilge Ceylan
sinemasına değil, Türkiye'ye, o çok eski ve bilge uygarlığına
âşığım. Filmden unutamadığım sahneye gelince. Karanlık içinde o genç
kızın, muhtarın kızının çıkageldiği an beni çok etkiledi,
duygulandırdı. Bir evde kadının ne kadar büyük bir rol oynadığını
gösteriyordu o görüntüler. Çok duyarlı bir üslupla anlatmış bunu
Nuri Bilge Ceylan. İzlediğim filmler içinde kadının rolünü bunca
duyarlı ve şefkatli bir şekilde betimleyen başka bir sahne olmadı.
Filmin montajı ve filmdeki ışıklar
harikaydı. Hamam sahnesini izlerken, Malta Katedrali'ndeki
Caravaggio resimlerini hatırladım. Bedeni görüntülerken kullandığı
ışık tekniği, çok ilginç ve kendisine özgü. İlişkileri anlatırken
kullandığı üslup herkesi etkiliyor. Nuri Bilge Ceylan'ın sinemasıyla
karşımızda yeni bir dünya beliriyor. Ve bugün o, bizleri ülkesinin
kalbinde bir yolculuğa çıkardı.
18 Ekim 2011
Film şeritlerine
elveda
Nuri Bilge
Ceylan'ın Oscar görevi
Cannes'da Jüri Büyük Ödülü'nü kazanan
ve Türkiye'nin Oscar aday adayı seçilen son filmi 'Bir Zamanlar
Anadolu'da' için New York Film Festivali'ne katılan Nuri Bilge
Ceylan, ''Türkiye'de Oscar çok önem verilen bir şey. Biz de madem bu
görev verildi elimizden geleni yapacağız'' diye konuştu.
Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın
Cannes Film Festivalinde Jüri Büyük Ödülünü alan son filmi 'Bir
Zamanlar Anadolu'da' New York Film Festivalinde gösterildi.
Nuri Bilge Ceylan, bu yılın Oscar
ödüllerine ''En İyi Yabancı Film'' kategorisinde aday adayı da olan
''Bir Zamanlar Anadolu'da (Once Upon a Time in Anatolia)'' filminin
New York Film Festivalinde gösterilmesi dolayısıyla New York'a
geldi. Filmin gösteriminin ardından Nuri Bilge Ceylan onuruna
resepsiyon düzenledi.
Resepsiyonun başında Moon and Stars
Project'in Sanat ve Kültür Programları Direktörü Binnaz Saktanber,
Nuri Bilge Ceylan'ı New York Film Festivalinde görmekten büyük onur
duyduklarını belirtti. Saktanber, Türk sinemasını yurt dışında
desteklemeyi amaçladıklarını ifade ederek, gelecek yıl Nisan ayında
da ''Lincoln Center Film Society'' ile birlikte düzenleyecekleri
programla Türk sinemasını yine New York'a getireceklerini söyledi.
Yönetmen Ceylan resepsiyonda
gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ceylan, Amerikan
sinemaseverlerin filmini nasıl bulduklarının sorulması üzerine, ''Bu
filmim, Amerikan seyircisi için ilk bakışta kolay görünmüyor,
standartların bayağı ötesinde, uzun bir film. İçinde başka zorluklar
da var, ama yine de tahminimden iyi karşılandı'' dedi. Amerikan
seyircisinin de çok homojen bir yapıya sahip olmadığının altını
çizen Ceylan, Amerikan seyircisinin içinde de dünya sinemasını seven
bayağı büyük bir kitlenin bulunduğunu söyledi.
Ceylan şöyle konuştu: ''ABD'de
muhakkak ki çoğunluk, ticari sinemaya daha yakın, her ülkede olduğu
gibi. Ama farklı bir sinema arayışı içinde olan, farklı bir
duyarlılık peşinde koşan, hayatın farklı boyutlarını merak eden bir
kitle her yerde var, bu Amerika'da belki de diğer yerlerden daha
fazla hatta. Burada da beklediğim gibi bu bahsettiğim kitle filme
daha çok ilgi gösteriyor.''
New York'a daha önce de 3-4 kez
geldiğini söyleyen Ceylan, New York'a ilk gelişinde siyah-beyaz film
satın aldığını, o dönemde siyah beyaz filmin Türkiye'de
bulunmadığını anlattı.
New York Film Festivalinde daha önce de
filmlerinin gösterildiğini belirten Ceylan, içinde yarışma olmayan
bu festivalin oldukça özel ve önemli bir festival olduğunu ve
gösterim için sadece 25 kadar film seçtiğini, festivalin dünya
sinemasından en seçkin örnekleri seçtiğini iddia ettiğini ifade
etti.
'MADEM BU GÖREV BİZE
VERİLDİ...'
Filmin 4 Ocak'ta New York'ta vizyona
gireceğini de bildiren Ceylan, filmin ABD'de tanıtımı için de bu
festivalin önemli olduğunu, bu arada talep eden Amerikan basın
organlarına röportajlar verdiğini de anlattı.
Ceylan, New York'ta film çekmeyi hiç
düşünüp düşünmediğini sorulması üzerine ise ''Yurt dışında film
çekmeye çok sıcak bakmıyorum, çünkü sinemacının malzemesi
detaylardır, mimiklerdir, bir kültürün detaylarını iyi bilmeniz
gerekir, iyi bilmediğim yerde çekmeyi tercih etmem'' diye konuştu.
Filminin Oscar aday adayı olmasını
nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Ceylan,''Türkiye'de Oscar
çok önem verilen bir şey. Biz de madem bu görev verildi bize
elimizden geleni yapacağız tabii'' dedi.
'BU FESTİVALDEKİ EN
İYİ FİLM'
New York Film Festivali Program
Direktörü Richard Pena da gazetecilerin soruları üzerine yaptığı
açıklamada, ''Bir Zamanlar Anadolu'da'' filminin festivalde büyük
ilgi gördüğünü, filmi önceden izleyen basın mensuplarının gelip
kendisine ''Bu festivaldeki en iyi film'' dediklerini anlattı.
''Gerçekten çok harika bir film'' diye
konuşan Pena, bazı gazetecilerin filmi çok beğendikleri için bu gece
filmi bir kez daha izlemeye geldiğini söyledi. Eleştirmenlerden de
film severlerden de çok iyi tepkiler aldıklarını vurgulayan Pena,
''Film New York'ta gösterilmeye başlayınca büyük bir başarı
kazanacağını umuyorum'' diye konuştu.
Pena, Nisan 2012'de ''The Walter Reade''
sinema salonunda 1940'lardan bugünlere Türk sinemasından 30 kadar
filmin de gösterileceğini bildirerek, ''Tabii bu zengin Türk
sinemasının küçük bir bölümünü oluşturacak, ama bu zengin sinemanın
tarihini Amerikalı sinemaseverlere tanıştırmış olacağız'' diye
konuştu.
09 Ekim 2011
Bir Süper Yıldız
daha kaydı
Türk sinemasının
Süper jönü Muzaffer Tema, Çeşme Ege Kent Sitesi’ndeki yazlığında
hayata veda etti.
92 yaşındaki Muzaffer Tema, bu sabah
(Salı) saat 09.15’te evinde hayatını kaybetti.
Eşi İnci Tema, ünlü aktörün geçen hafta
Pazar günü beyin enfarktüsü geçirdiğini ve solunum yetmezliği çeken
Tema için doktorların fazla ümitli konuşmadığını belirtti.
DHA'nın haberine göre; aktörün huzur
içinde yaşama veda ettiğini belirten İnci Tema, “Çeşme’de gömülmek
istiyordu ve Belediye Başkanı Faik Tütüncüoğlu’ndan mezar yeri
istemişti. Son dakikalarında elimi tuttu ve ’Seni seviyorum’ diyerek
hayata veda etti. Son ana kadar bilinci yerindeydi" diye konuştu.
Tema, ünlü aktörün cenazesini 5 yıldır
yaşadığı Çeşme’de defnetmek istediklerini belirtti.
1919 yılında İstanbul’da doğan Muzaffer
Tema, İstanbul Belediye Konservatuvarı’ndan mezun oldu. Ankara
Devlet Konservatuvarı ve Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası’nda
görev yapan Tema, 1949 yılında “Uçuruma Doğruö filmi ile sinema
kariyerine başladı. 1959 yılında bir süreliğine ABD’ye giden Tema,
sinemada yeni yüzlerin ortaya çıkmaya başlamasıyla karakter
rollerinin vazgeçilmez ismi oldu. “Kanun Namına, İngiliz Kemal
Lawrence’a karşı, Buruk Acı, Damga, Seninle Düştüm Dile, Fakir
Gencin Romanı, Kahveci Güzeli, Posta Güvercini, Kırık Merdiven,
Milyonerin Kızı onun unutulmaz filmleri arasında yeraldı. Tema, dört
filmde yapımcı oldu, bir filmde yönetmenlik, bir filmde de
senaristlik yaptı. Tema, toplam 146 filmde rol aldı.
TÜRKİYE'Yİ HOLLYWOOD'TA TEMSİL EDEN
İLK TÜRK
Türk sinemasının ilk romantik jönü, ilk
erkek starı Muzaffer Tema bir dönem Marilyn Monroe, Zsa Zsa Gabor
gibi dünya starlarının gözdesi idi.
Türk sinemasında başarılara imza atan
ve hızla yükselen yıldızına rağmen birdenbire Amerika'ya gitmeye,
Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye karar verdi. Amerikaya ayak basar
basmaz Paramount Film Stüdyosunun Newyork ofisine başvurdu ve bir
gün katıldığı bir kokteylde prodüktör Sukuras'la tanıştırıldı.
Ayağının tozuyla hızla girdiği Hollywood’da Türkiye'de de gösterilen
iki filmde oynar. 'Certain Smile' (Acı Tebessüm), 'Twelve to the
Moon' (Aya Giden 12 Adam).
ZSA ZSA GABOR İLE YAŞANAN AŞK
Los Angeles'ta, Cumhuriyet Balosu'nda
tanıştığı Zsa Zsa Gabor ile kısa süreli bir aşk yaşayan Tema
Hollywood hayalini gerçekleştirmeye başladı ve kendini bir anda Gary
Grand, Gary Cooper, Robert Mitchum, Marilyn Monroe gibi dünya
starları arasında buldu. Burada 2,5 sene kalan ünlü aktör babasının
vefatı nedeniyle Türkiye'ye döndü.
AY'A GİDEN İLK TÜRK
Muzaffer Tema'nın Hollywood'taki
macerasına sığdırdığı 2 filmden biri olan 'Aya Giden 12 Adam' ile
Ay’a ilk adımını attı. 1959 yapımı Aya Giden 12 Adam filmiyle
Colombia Pictures'ın yapımcılığını üstlendiği David Bradley'in
yönettiği filmde 12 farklı milletten astronotun Ay'a seyahati konu
ediliyordu. Tema ise 12 astronot arasında Dr. Selim Hamid'i
canlandırmış, Ay’a ilk adım atan astronotlardan biriydi. Böylece
Neil Armstrong’tan tam 10 yıl önce bir Türk Ay’a ilk adımını
atmıştı.
04 Ekim 2011
Bir Zamanlar
Anadolu’da, Oscar aday adayı
Ünlü yönetmen Nuri
Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmi Oscar aday adayı
oldu.
Nuri Bilge Ceylan'ın "Bir Zamanlar
Anadolu'da" filmi Oscar aday adayı oldu.
Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın
''Bir Zamanlar Anadolu'da” isimli filmi Oscar ödüllerinde ''En İyi
Yabancı Film'' kategorisinde aday adayı oldu.
Sanatsal Etkinlikler Komisyonu Başkanı
İsmail Güneş, yaptığı yazılı açıklamada, komisyonu oluşturan
örgütlerinin temsilcilerinden oluşan jürinin bugün 84. Akademi
Ödülleri'nde ''En İyi Yabancı Film'' kategorisinde yarışacak filmi
seçmek üzere toplandığını bildirdi.
Güneş, 84. Akademi Ödülleri'ne başvuran
''Çınar Ağacı'', ''Kavşak'', ''Gölgeler ve Suretler'', ''Bir
Zamanlar Anadolu'da'', ''Hayde Bre'', ''Çoğunluk'', ''Bizim Büyük
Çaresizliğimiz'' isimli filmlerden yönetmenliğini Nuri Bilge
Ceylan'ın yaptığı ''Bir Zamanlar Anadolu'da/Once Upon a Time in
Anatolia'' filmini, Türkiye'yi 84. Akademi Ödülleri'nde temsil
etmesine oy birliği ile karar verildiğini belirtti.
Sanatsal Etkinlikler Komisyonu jürisi
tarafından Oscar'a aday adayı gösterilen film, bu aşamadan sonra
''En İyi Yabancı Film'' kategorisine girmek için yarışacak.
Jüride, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Telif Hakları ve Sinema Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ülger,
Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden Yılmaz Atadeniz,
Sinema ve Televizyon Eser Sahipleri Meslek Birliğinden Semih
Kaplanoğlu, Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden Yüksel Aksu,
Film Yönetmenleri Derneğinden Reyis Çelik, Belgesel Sinemacılar
Birliğinden Hakan Aytekin, Sinema ve Televizyon Yazarları
Derneğinden Gül Dirican, Sinema Emekçileri Sendikasından Sinan
Güngör, Sinema Oyuncuları Meslek Birliğinden Meltem Cumbul yer aldı.
CANNES ÖDÜLLÜ
Nuri Bilge Ceylan'ın yönettiği ''Bir
Zamanlar Anadolu'da'' adlı filmde, Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan,
Taner Birsel ile Fırat Tanış rol aldı. Filmin senaryosunu Nuri Bilge
Ceylan, Ebru Ceylan ve Ercan Kesal ile birlikte yazdı.
64. Cannes Film Festivali'nde ''Jüri
Büyük Ödülü''nü kazanan, Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde
Türkiye prömiyerini gerçekleştiren ve Hamburg Film Festivali'nde
gösterilecek 3 Türk filminden biri olan ''Bir Zamanlar Anadolu'da''nın
konusu şöyle:
''Kasabalarda hayat, bozkırın ortasında
sürdürülen yolculuklara benzer. Her tepenin ardında 'yeni ve farklı
bir şey' çıkacakmış duygusu ama her zaman birbirine benzeyen,
incelen, kıvrılan, kaybolan veya uzayan tek düze yollar.''
CEYLAN: ÇOK
SEVİNDİRİCİ
Filmin senaristlerinden Ebru Ceylan,
aday adaylığını NTV’ye değerlendirdi.
Ceylan, şunları söyledi: “Haberi sizden
aldık. Çok sevindirici bir olay. Çok onure edici bir durum. Yoğun
bir süreç bizi bekliyor, yapmamız gereken bazı işlemler var. Çok çok
küçük bir ihtimal.”
Geçtiğimiz hafta vizyona giren film,
Cannes Film Festivali'nde "Juri Büyük Ödülü" kazanmıştı.
Hollywood'un ünlü
Avustralya asıllı aktör ve yönetmeni Mel Gibson, şimdi de yeni film
projesiyle Yahudilerin tepkisini çekti.
2004 yılında çevirdiği 'The Passion of
the Christ' filmiyle dünya genelinden Yahudilerin tepkisini çeken ve
bugüne kadar herhangi bir özür açıklamasında da bulunmayan aktör,
yeni film projesinde Yunanlılara karşı Yahudi isyanını başlatan ''Judah
Maccabee''nin (Yehuda Makabi) hayatını sinemeya taşımayı planlıyor.
Mel Gibson'un çekeceği filme
Yahudilerin tepki gösterme nedeni, Hannukah bayramının doğuşuna
neden olan kutsal liderlerinin hayatını anlatacak filmi kendisinin
çekmesi ve başrolünde de oynaması ihtimali...
Tepkileriden ilki, Hollywood Reporter'a
kouşan etkili Yahudi kuruluşlarından olan New York merkezli Anti-Defamation
League’in (ADL) başkanı Abraham Foxman'dan geldi. Foxman; ''Judah
Maccabee daha iyisini hakediyor. Maccabee Yahudi halkı için özel
olarak ve genel olarak da dünyada dini özgürlük için mücadele eden
herkesin kahramanı. Onun hikayesinin, başkalarının dini inançlarına
saygısı olmayan biri tarafından aktarılması gülünç olur''
ifadelerini kullandı.
Sözkonusu film projesinden dolayı
Yahudi kuruluşları, sadece Mel Gibson değil, aynı zamanda, projenin
ortağı olan Temel İçgüdü (Basic Instinct) filminin yazarı Joe
Eszterhas ve projeyi gerçekleştirecek Warner Bross film şirketine de
tepkililer.
New York'ta da bir şubesi olan, Los
Angeles'taki Simon Wiesenthal Tolerance Müzesi’nin (Hoşgörü Müzezi)
müdürü Haham Marvin Heir de, tepkisini, ''Gibson’u Judah Maccabee
filmine yönetmen yapmak, Bernard Madoff’u Sermaye Piyasası Kurulu'na
(SEC) başkan yapmak gibidir'' açıklamasıyla gösterdi. (Nasdaq
Borsası eski başkanı Yahudi asıllı Madoff, çoğunluğu Yahudi olmak
üzere binlerce yatırımcının 65 milyar dolarını dolandırmıştı.)
Tepkilerin ardından görüşleri sorulan
Gibson, konuşmaktan kaçındı.
10 Eylül 2011
Venedik'te Al
Pacino’ya onur ödülü
Venedik Film
Festivali’nde onur ödülü İtalyan asıllı ünlü aktör ve yönetmen Al
Pacino’ya verildi.
Bu yıl 68'incisi düzenlenen festivalin
gala gecesinde Jaeger-LeCoultre Onur Ödülü çağdaş sinema sanatına
yaptığı hizmetlerden ötürü Al Pacino'ya verildi. Festivalde ayrıca
ünlü aktörün rol alıp yönettiği “Wild Salome” adlı film de
gösterildi.
Oscar Wilde'ın eserinden
Film, İrlandalı yazar Oscar Wilde'ın
Salome adlı eserinden esinlenerek hazırlanmış. Orijinali Fransızca
olan trajedi, Musevi kral Hirodes'in üvey kızı Salome'ye olan
takıntısını konu alıyor. Al Pacino filmde Kral Hirodes'i
canlandırırken, Salome rolünde aktrist Jessica Chastain var.
Festivali takip eden gazeteciler dün 71
yaşındaki aktöre gelecekte ne gibi hedefleri olduğunu sormuş; Al
Pacino bu sorulara "Geleceğim mi? Hiçbir fikrim yok" yanıtını
vermişti.
5 Eylül 2011
Sinema
Dünyasında Gözler Venedik'te
Dünyanın en eski film festivali olan
Venedik Film Festivali, ünlü Hollywood yıldızı George Clooney'nin
son yönetmenlik deneyimi olan "The Ides of March" adlı filmin ilk
dünya gösterimi ile başladı. Festival dolayısıyla yıldızlar
Venedik'e akın etti.
Dünyanın en eski film festivali olan
Venedik Film Festivali, ünlü Hollywood yıldızı George Clooney'nin
son yönetmenlik deneyimi olan "The Ides of March" adlı filmin ilk
dünya gösterimi ile başladı.
Ünlü yıldızları ağırlayan festivalin
konukları arasında Madonna, Al Pacino, Colin Firth, Keira Knightley,
Matthew McConaughey, Kate Winslet, Matt Damon, Jude Law ve Gwyneth
Paltrow yer alıyor.
Festival için dünyanın dört bir
yanından bağımsız film yapımcıları, oyuncular ve paparazziler
Venedik'e geldi.
George Clooney'nin politik drama filmi,
10 Eylül'de sahibini bulacak Altın Aslan ödülü için yarışan 23
filmden biri. Venedik jürisinin başkanlığını, "Black Swan" adlı
filmiyle geçen yılki Oscar ödüllerinde büyük başarı kazanan
Amerikalı yönetmen Darren Aronofsky yapacak.
Venedik Festivali'nde toplamda 66 film
ilk kez görücüye çıkacak.
4 Eylül 2011
Batman Superman
aynı filmde
Çizgi roman ve sinema
sitelerinin forumlarını son günlerde meşgul eden haberlere göre,
Warner Bros Batman ve Superman’i aynı filmde buluşturmak için
çalışmalara başladı.
Screen Rant sitesinde yayınlanan habere
göre, Batman'e hayat veren Christian Bale ve Superman’i canlandıran
Henry Cavill, süper kahramanların ikisinin birden yer aldığı bir
senaryoda boy gösterecek.
Haberde, yönetmen Wolfgang Petersen’ın
benzer bir projeye 10 yıl önce başlamasına rağmen kahramanların
‘Batman Begins’ ve Superman Returns’ gibi kendi filmlerinde rol
almaları nedeniyle, projenin bir türlü gerçekleşemediğine yer
verildi.
Diğer taraftan, son Batman filmi ‘The
Dark Night Rises’tan sonra süper kahraman rolünden çekileceğine
kesin gözüyle bakılan Christian Bale’in böyle bir filme sıcak
bakmayabileceği konuşuluyor.
Bununla birlikte, Christopher Nolan’ın
iki kahramanın filmlerinde de (‘Batman’ için yönetmen, prodüktör,
senarist olarak ve ‘Man of Steel’ için prodüktör, senarist olarak)
çalışması bir ortak çalışma ihtimalini arttırıyor.
Daha önce ‘Justice League’ ile Warner
Bros bütün süper kahramanları bir araya toplamayı denemişti. Marvel
ise kendi süper kahramnalarını gelecek yıl ise gösterime girecek
‘The Avengers’ta topladı.
17 Ağustos 2011
Madonna'nın
filmi Venedik Film Festivali'nde
Madonna’nın yönetmenliğini üstlendiği
ve İngiltere Kralı 8. Edward’ın Amerikalı dul Wallis Simpson ile
yaşadığı romantik ilişkiyi konu alan “W.E.” adlı filmin dünya
prömiyeri Venedik Film Festivali’nde yapılacak.
İSTANBUL - Ünlü şarkıcının yönetmenlik
çabalarının ikincisi olan film, 31 Ağustos’ta başlayacak, 10
Eylül’de sona erecek olan festivalin yarışmalı bölümüne katılmıyor.
Madonna’nın, hem yönetmenliğini
üstlendiği hem de Alek Keshishian ile senaryosunu yazdığı filmde
Abbie Cornish, Richard Coyle, Oscar Isaac gibi ünlü yıldızlar
bulunuyor.
HALUK BİLGİNER DE
KADRODA
Filmin oyuncu kadrosunda sanatçı Haluk
Bilginer de yer alıyor. Bilginer, Madonna’nın filminde, Prenses
Diana’nın sevgilisi Mısırlı işadamı Dodi El Fayed’in babası Muhammed
El Fayed’i canlandırıyor.
İLK FİLMİ
BEĞENİLMEMİŞTİ
Madonna ilk yönetmenlik denemesini
2008’de “Filth and Wisdom” ile yapmıştı. Eugene Hütz, Holly Weston,
Vicky McClure ve Richard E. Grant’in rol aldığı film, ilk kez 13
Şubat 2008’de Uluslararası Berlin Film Festivali’nde gösterilmişti.
Film sinema eleştirmenleri tarafından beğenilmemişti.
30 Temmuz 2011
Üç boyutlu
Şirinler beyazperdede
Tüm dünyada sevilerek izlenen çizgi
dizi Şirinler'in (The Smurfs) üç boyutlu filminin tanıtımı Amerika
Birleşik Devletleri'nde yapıldı.
'Zorba' Filminin
Yönetmeni Mihalis Kakoyannis Öldü
Zorba filminin yönetmeni Yunan sinema
ustası Mihalis Kakoyannis 89 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Kıbrıs doğumlu Kakoyannis, bir süredir
kalp ve solunum yetmezliğinden rahatsızdı.
Avukat olmak üzere gönderildiği
Londra’da sinema ve tiyatroya ilgi duyan Yunan yönetmen, kariyerine
İngiliz yayın kuruluşu BBC’de başladı. 1954 yılında ilk filmini
yöneten Kakoyannis, iki yıl sonra Melina Merküri’nin başrolünü
oynadığı Stella adlı filmle ödül aldı.
1964 yılında Anthony Quinn’in başrolünü
oynadığı Zorba adlı filmi Kakoyannis’e En İyi Yönetmen Oscar’ı
kazandırmıştı.
25 Temmuz 2011
Harry Potter'ın Son Filmi
Gişe Rekoru Kırdı
Amerika’da bu
haftasonu gösterime giren “Harry Potter and Deathly Hallows”
filminin ikincisi rekor gişe hasılatı yaptı.
Gösterime girdiği ilk haftasonunda 168
milyon dolar hasılat yapan film, “The Dark Knight” adlı Batman
filminin rekorunu elinden almış oldu.
Harry Potter serisinin sonuncusu olan
filmin uluslararası gişe hasılatının ise 475 milyon doları bulduğu
bildiriliyor.
J. K. Rowling’in 7 kitaplık serisini
konu alan Harry Potter filmleri gişe hasılatı açısından hep başarılı
bir çizgi sürdürdü.
Bu sekizinci ve son filmle birlikte,
Harry Potter serisinin bugüne kadarki hasılatı toplam 7 milyar
doları buldu.
17 Temmuz 2011
Efsane dizi Dallas geri
dönüyor
Dallas'ın yeni Kadrosu
Dallas dizisi yeniden ekrana geliyor.
Dizinin unutulmaz karakterleri J.R., Bobby, Sue Ellen'i canlandıran
Larry Hagman, Patrick Duffy ve Linda Gray yeni bölümlerde de
oynayacak.
'Kötü adam' J.R. yine
işbaşında!
33 yıl önce başlayan ve dünyanın dört
bir tarafından milyonlarca hayranı olan Dallas dizisi ekranlara geri
dönüyor. Bugüne kadar 357 bölümü yayınlanan dizi, Ewing ailesinin
büyük oğlu J.R.’ın sinsi gülüşüyle özdeşleşmişti. TNT Amerikan
televizyon kanalının yayınlayacağı on yeni bölümde J.R. Ewing’i yine
80 yaşındaki Larry Hagman oynayacak.
Dallas dizisi ilk kez 1978 yılında
yayınlanmış ve 1991'de de ekranlara veda etmişti. Dünya genelinde 70
ülkede izlendi. Diziye Larry Hagman’ın rolü için yüksek ücretler
talep etmesi nedeniyle son verildiği söyleniyor. J.R. Ewing
rolündeki Larry Hagman, Dallas dizisinin bugüne kadar çekilen 357
bölümünde de rol alan tek oyuncusu. Hagman ve J.R.'ın kardeşini
oynayan 62 yaşındaki Patrick Duffy, dizinin pek çok bölümünde kamera
arkasına geçerek yönetmenlik de yaptılar.
Artık çocukların sözü
geçiyor
Dallas’ın planlanan yeni on bölümü,
2012 yazında ekranlarda izlenebilecek. Teksaslı petrol zengini Ewing
ailesinin yaşadığı ünlü 'Southfork Çitliği'nde artık J.R’ın oğlu
John Ross’un sözü geçecek. John Ross’u 29 yaşındaki Josh Henderson,
Bobby’nin üvey oğlu Christopher’ı da 32 yaşındaki Jesse Metcalfe
canlandıracak. Yine dizinin en önemli karakterlerinden biri olan Sue
Ellen rolünü bugün 71 yaşında olan Linda Gray oynamaya devam edecek.
Dallas’ın 21 Kasım 1980’de yayınlanan
bölümü ABD'de izlenme rekoru kırmıştı. Herkese kötülük yapan J.R’ı
kimin vurduğunu görmek için Amerikan CBS televizyonunu 83 milyon
kişi izledi. Bu rekoru daha sonra bir tek yine CBS’te yayınlanan
MASH dizisinin son bölümü kırabildi.
12/07/2011
Woody Allen'in Son Filmi:
"Paris'te Geceyarısı"
Woody Allen, son filmi ‘Midnight in
Paris’te mazide kalan bir dönemin baş döndürücü cazibesini
anlatıyor. Ünlü yönetmen kusursuz görünümlü Paris’i beyazperdeye
aktarırken aynı zamanda bu kentte yüzyıllardır devam eden bir
hikayeyi de izleyenlere aktarıyor.
Amerikalı senarist Gil ve nişanlısı
Inez romantik bir gezi için Paris’e gidiyor. Gil Inez’e sırılsıklam
aşık, ancak ikisi de farklı dünyaların insanları. Gil Paris’te Bohem
hayatı sürüp roman yazmak istiyor. Sosyal statü ve parayı seven
maddiyatçı Inez ise aşırı muhafazakar ailesine çok bağlı.
Gil ve Inez’le birlikte Paris’e Inez’in
ailesi de geliyor. Inez’in babası bir iş anlaşması yapmayı
planlıyor. Inez ve Gil arasındaki ilişki giderek bozulmaya başlıyor.
Inez’in üniversiteden eski bir arkadaşı ve arkadaşının Sorbonne’da
profesör olan ukala nişanlısı Paul’le buluşması, ilişkiyi daha da
gerginleştiriyor. Gil, Paul’den bıktığı için artık yalnız kalmak
istiyor. Paris’in eski sokaklarında dolaşırken saat geceyarısını
vuruyor. Gil aniden 1920‘lere zaman yolculuğuna çıkıyor. Bir partide
Pablo Picasso, Salvador Dali ve Ernest Hemingway’le tanışıyor. Ve bu
kez gerçek anlamda aşık oluyor. Aşık olduğu Picasso’nun metresi
Adriana’yı Marion Cotillard oynuyor. Gil her gece tılsımlı bir
geçmişe gidiyor, her sabahsa 21‘inci yüzyılda uyanıyor.
Woody Allen bu
masalsı öyküyü komedi unsurlarıyla akıllıca süslerken izleyicilere
büyülü bir Paris’e yaşatıyor.
Allen, ”Paris’i duygusal açıdan
göstermek, kent hakkında hissettiklerimi aktarmak istedim.
Gerçekleri yansıtmak önemli değildi. Sadece Paris’i kendi bakış
açımdan anlattım,” diye konuşuyor. Allen, zamanın en önemli
entellektüel kişiliklerini yansıtmak için filmde birçok ünlü isme
yer veriyor. Salvador Dali’yi oynayan Adrian Brody bunlardan biri.
Ünlü oyuncu, ”Dali’yi oynamayı ilk kez
kabul ettim. Farklı yapımlarda Dali’yi canlandırmam için teklif
gelmişti. Dali’nin hayatından çok kısa bir kesiti canlandırmam
gerekiyordu. Ben de epey araştırma yaptıktan sonra bu rolü
üstlendim,” diyor.
Fransa’nın First Lady’si Carla
Bruni’nin de filmde bir müze rehberi olarak küçük bir rolü var.
Paris gibi Allen’in filmi de
büyüleyici. Ancak Paris’in anlatımı, filmdeki yüzeysel diyaloglarla
uyumlu değil. Gil’i oynayan Owen Wilson Woody Allen’in tarzını o
kadar çok taklit ediyor ki izleyicinin dikkati dağılıyor, Woody
Allen’in gençliğini izliyormuş gibi bir duyguya kapılıyor. Inez’i
canlandıran Rachel McAdams’ın oyunculuğuysa çok abartılı. Komik
sahneler filme renk katsa da “Paris’te Geceyarısı” Allen’ın diğer
yapıtları gibi klasikleşecek bir film olma özelliğinden uzak.
10 Temmuz 2011
Türk Filmleri Hollywood Yapımlarını
Geride Bıraktı
Geçtiğimiz günlerde Kültür ve Turizm
Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü'nden yapılan bir
açıklama yıllardır tartışılan bir konuyu, Türk sineması ve Türk
filmlerinin Amerikan sinema sektörünün ezici ağırlığı karşısındaki
durumunu tekrar gündeme getirdi.
Açıklamaya göre 147 yerli ve yabancı
filmin vizyona girdiği son sezonda Türk filmleri Hollywood'un dev
bütçeli yapımlarını geride bırakmıştı.
Amerika'nın Sesi, "Hollywood'un Türk
sinema seyircisi üzerindeki etkisi kırılıyor mu?" sorusunu Sinema
Yazarları Derneği (SİYAD) Başkanı ve film eleştirmeni Tunca Arslan'a
yöneltti.
'Hollywood
Filmlerinin Giderek Düşen Bir Grafiği Var'
Arslan, son yıllarda yerli yapımların
Hollywood yapımları karşısında sayısal bir üstünlüğünün olduğunu
vurguluyor. "Hollywood ürünlerinin giderek düşen bir grafiği var"
diyen Arslan bir başka noktaya da dikkati çekiyor. O da bir yandan
sinema seyircisi sayısının düşüyor olması. Yani seyirciler Türk
filmlerini daha çok tercih ediyor ancak sinemaya giden seyirci
sayısı düşüşte.
'Türk Sineması Dibe
Vurmuştu'
80'lerden 90'ların ortasına kadar geçen
dönemde Türk sinemasının dibe vurduğunu söylüyen SİYAD Başkanı
Arslan, Şerif Göğen'in "Amerikalı" filmiyle birlikte bir artışın
görüldüğünü daha sonra "Eşkiya" ve "Babam ve Oğlum" gibi filmlerle
Türk sinemasının bir ulusal sinema olarak atak yapmaya başladığını
düşünüyor.
Arslan, "Dünyada diğer ülke
sinemalarıyla kıyaslanamayacak kadar farklı" diye niteliyor Türk
sinemasını ve Türkiye'de şu anda "Neo-Yeşilçam" dönemi yaşandığını
söylüyor.
Tabii Tunca Arslan, Türk sinemasının
Hollywood karşısındaki seyirci sayısı üstünlüğüne rağmen, dev
bütçeli ve reklam kapasitesi yüksek, sanatsal filmlere de çok
yatırım yapan Hollywood'la dünyada yarışmasının şu an için mümkün
olmadığını söylemeyi de ihmal etmiyor.
29 Haziran 2011
İki günde 66 milyon $
Hasılatıyla ''Thor'' filmi gişeleri sarsıyor
Kenneth Branagh'ın
yönetmenliğini yaptığı film, ABD'de 6 Mayıs'ta gösterime girdi. ABD
ve Kanada'da sadece hafta sonunda elde ettiği 66 milyon dolarlık
hasılat ile gösterimde olan filmler arasında ilk sıraya yerleşti.
Hafta sonu sadece Amerikan
sinemalarında değil dünya sinemalarında da ''Thor'' rüzgarı esti.
ABD dışındaki ülkelerde bir hafta önce gösterime giren filmin toplam
hasılatı şimdiden 240 milyon doları geçti.
Paramount'un yeni bir Marvel
karakterini beyazperdeye taşıdığı 3 boyutlu filmde ''Thor''
karakterini Star Trek filminden tanıdığımız Avusturyalı genç aktör
Chris Hemswort canlandırıyor. Filmin diğer başrol oyuncuları ise pek
tanınmamış bir sima olan Tom Hiddleston'ın yanı sıra Oscar ödüllü
sanatçılar Anthony Hopkins ve Natalie Portman.
Kibirli bir savaşçı iken insanlığın
kurtarıcısı olur
İskandinav mitolojisinin en önemli
tanrılarından biri olan Thor, Anthony Hopkins'in canlandırdığı
babası Odin tarafından, bazı entrikalar yaptığı gerekçesi ile
fantastik Asgard diyarından Dünya'ya sürgün edilir. Kibirli bir
savaşçı olan Thor, insanlar arasında yaşamaya mecbur bırakılarak
gerçek bir kahraman olmanın gerektirdiklerini öğrenecektir.
Dünyalılar arasında gerçek kimliğini gizlemeye çalışan Thor, Mjolnir
isimli çekicinin yardımı ile insanlığın kurtarıcısı olur.
Thor karakteri, aynı zamanda filmin de
senaristlerinden biri olan ABD'li çizgi roman yazarı Stan Lee'nin
kaleminden çıkma. İskandinav mitolojisinin efsanelerine dayalı çizgi
romanlar ABD'de neredeyse 50 yıldır büyük merakla takip ediliyordu.
Bu epik efsaneleri filme uyarlama fikri ilk olarak 1990'lı yıllarda
doğmuştu. Söylentilere göre, Mark Protosevich'in kaleminden çıkan
ilk senaryo versiyonunun prodüksiyon masrafları 300 milyon doları
bulduğu için uzun bir süre senaryo üzerinde çalışılması gerekti.
2008 yılında da Shakespeare film uyarlamaları ile meşhur ve aynı
zamanda ünlü bir İngiliz aktörü olan Kenneth Branagh, reji koltuğuna
getirildi.
09/05/2011
Üç Boyutlu Seks ve Zen, Hong
Kong'da Avatar'ı geçti
Dünyanın ilk üç
boyutlu erotik filmi olarak tanıtılan Çin filmi Seks ve Zen, Hong
Kong'da gösterime girer girmez Avatar'ın gişe rekorunu kırdı.
Çinli yetkililer, filmin gösterimini
erotik içeriğinden dolayı ana karada yasakladı, fakat filmin farklı
bir idareye sahip olan Hong Kong'da gösterime girmesi önünde bir
engel bulunmuyor.
Muhabirler, çok sayıda Çinlinin bizzat
Seks ve Zen'i görmek için Hong Kong'a gittiğini bildiriyor.
Film eleştirmenleri, 17'inci yüzyıldan
kalma bir erotik hikayeye dayanan senaryonun sinema ödülleri
kazanmasını beklemediklerini, fakat seyirciyi sinema salonlarına
çekmekteki başarısının gişe hasılatından açıkça belli olduğunu
söylüyor.
Yönetmen James Cameron'ın gişe
rekorları kıran üç boyutlu filmi Avatar, gösterime girdiği ilk gün
2,63 milyon Hong Kong doları kazanmıştı. Seks ve Zen'in açılış
günündeki hasılatı 2,78 milyon Hong Kong doları oldu.
Çin ana karasında her türlü erotik film
sansürlendiği için Hong Kong'da vizyona giren Seks ve Zen'i görmek
isteyenlere, seyahat acentaları özel gezi programları düzenliyor.
Hong Kong'lu yetkililer, seyircilerin
hemen hemen yarısının Çin'in diğer bölgelerinden gelen ziyaretçiler
olduğunu söyleyerek, Seks ve Zen'in yerel ekonomiye katkısından
memnuniyetlerini dile getiriyorlar.
Aslında Seks ve Zen'in hikayesi bundan
daha önce de sinemaya uyarlanmış, fakat 1991 yılında Hong Kong'da
çekilen ilk film aynı etkiyi yaratmamıştı.
Bu sefer erotik sahnelerin üç boyutlu
çekilmiş olmasının seyircilerde merak uyandırdığı anlaşılıyor.
Yüzyıllar öncesinde geçen hikayenin
konusu, cinsel yönden aradığını bulamayan Çinli bir düşünürün, dost
olduğu bir adamın hareminde kendini kaybedişiyle ilgili.
Filmde başrolleri, iki Japon porno
yıldızı Hara Saori ve Suo Yukiko ile Hong Kong sinemasının erotik
oyuncusu Vonnie Liu paylaşıyor.
Çekimleri Hong Kong'da gerçekleştirilen
Seks ve Zen'deki çıplak vücut ve yatak sahneleri hiçbir pornografik
ayrıntı içermiyor.
Prodüksiyonu 3 buçuk milyon Amerikan
dolarına malolan film, Hong Kong haricinde geçen hafta sonu
gösterime girdiği Tayvan'da sinema salonlarını dolduruyor.