©2006

Sinema Sanat

Son Güncelleme:02/02/12

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya

Ülkeler:
Resim, haber ve genel bilgileri

Haber Video

Aktüel Video

Fasion
International

Resim Şov Konulu Resimler

Resimler-poster (Wallpapers)

Dünya
Top Pop-Video

SiNEMA SANATI

Wüsten Blume - Çöl Çiçeği

82.oscar-2010

Grammy-2010

 

Pargalı'yı yanlış Bilgilendirdiler

  Pargalı'yı yanlış Bilgilendirdiler

Kanuni Sultan Süleyman'ın veziriazamı Makbûl ve Maktul İbrahim Paşa, nâm-ı diğer Pargalı İbrahim Paşa, bilindiğinin aksine padişahın damadı değilmiş.

PARGALI KANUNİ'NİN ENİŞTESİ DEĞİLMİŞ

Bu bilgi Türk Tarih Kurumu'nun (TTK) kurucularından ve on ciltlik Osmanlı Tarihi'nin yazarı Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'ya ait. Uzunçarşılı, TTK'nın resmi dergisi Belleten'in 114. sayısında, Pargalı İbrahim Paşa'nın padişah damadı olmadığını yazıyor.

Zaman gazetesinin haberine göre: Uzunçarşılı, Pargalı İbrahim'in eşinin, Hatice Sultan değil Muhsine adında saray soylu olmayan bir hanım olduğunu belgeleriyle açıklıyor. Yazar, Hatice Sultan'ın İbrahim Paşa ile değil, İskender Paşa ile evli olduğunu da belirtiyor.

Muhteşem Yüzyıl dizisiyle birlikte geçtiğimiz yıldan itibaren Kanuni Sultan Süleyman hakkında birçok kitap ve yazı kaleme alındı. Dizide Okan Yalabık'ın canlandırdığı Pargalı İbrahim Paşa ile ilgili yazılanlar ise genellikle memleketi, esir edilişi, Hatice Sultan'la evliliği ve öldürülmesiyle ilgiliydi. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan "İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın Osmanlı Hanedanı Üstüne İncelemeler-Seçme Makaleler 2" adlı kitabındaki bir makalesinde yazar, İbrahim Paşa'nın Padişah'ın damadı olduğuna dair hiçbir kaydın bulunmadığını söylüyor.

Bu bilgiyi ise İbrahim Paşa'nın tezkirecisi ve sonra reisülküttap olan Celalzade Mustafa Çelebi'ye dayandırıyor: "Paşa'nın en yakını ve en çok itimat ettiği adamı olduğundan Mustafa Çelebi'nin Tabakatü'l-Memâlik isimli eserindeki kayıttan anlaşılacağı üzere damatlığı hakkında bir ima dahi olmadığı gibi zevcesinin de hanedana uzaktan yakından mensubiyetine dair bir mütalaa zikredilmemektedir."

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, ikinci elden eserler olan, Âli, Peçevî, Solakzade, Mir'ât-ı Kâinat, Ravzatü'l-ebrar, Enderuni Ata tarihleriyle Hadikatü'l Vüzera'da da damatlığa dair bir kanıt olmadığını belirtiyor. Yazar, İbrahim Paşa'nın Padişah'ın kardeşiyle evlendiğine dair tek bilginin Hammer Tarihi'nde geçtiğini söylüyor.

Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi'nin ikinci cildinin birinci basımında, İbrahim Paşa'nın Hatice Sultan'la evli olduğu şeklindeki kendisine ait beyanın da yanlış olduğunu belirtiyor: "Benim kitabımdan nakil yapanlar, İbrahim Paşa'nın zevcesinin Hatice Sultan olduğunu göstermişlerdir; halbuki bu hususta ben yanılmış ve yanıltmışım, şimdi bu yazımla bu yanlışlığı düzeltmiş olacağım."

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, bu bilgiyi İbrahim Paşa'nın eşine gönderdiği ve Topkapı Sarayı arşivinde bulunan mektuplarla da destekliyor. Paşa'nın Ekim 1524 tarihli mektubunda "Kaynanama selam ve dualar ederiz" şeklinde bir ifade bulunduğunu, bu ifadeye göre Paşa'nın hayatta olan kayınvalidesinin bir sultan anası olamayacağını belirtiyor. Yazar, eşinin İbrahim Paşa'ya yazdığı bir mektupta, "valide sultanın vefat ettiğini fakat kendisine (İbrahim Paşa'ya) danışmadan taziyeye gittiği için paşasından özür dilediğini" yazdığını belirtiyor ve ekliyor: İbrahim Paşa'nın zevcesi olan bu hanım Yavuz Sultan Selim'in kızı olsaydı, saraya taziyeye gittiğinden dolayı kocasından özür dilemeğe hacet yoktu. Vefat eden valide sultan, onun hakiki validesi olmasa bile üvey validesi demekti."

02 Şubat 2012

2012 Oscar Adayları

  2012 Oscar Adayları

Oscar'da en fazla adaylık kazanan filmler 9 adaylıkla 'Hugo' ve 'The Artist' oldu.

Sinema dünyasının en prestijli ödülleri 26 Şubat Pazar gecesi sahiplerini bulacak. 84. Oscar ödüllerinin adayları belli oldu.

Martin Scorsese'nin "Hugo" adlı filmi, "En İyi Film" dahil 11 dalda aday gösterilirken "The Artist" 10 dalda aday oldu.

"En İyi Film" adayı filmler şunlar: "The Artist", "The Descendants", "Extremely Loud & Incredibly Close", "The Help", "Midnight in Paris", "Moneyball", "The Tree of Life" ve "War Horse".

"En iyi yönetmen" dalında Michel Hazanavicius (The Artist), Alexander Payne (The Descendants), Martin Scorsese (Hugo), Woody Allen (Midnight in Paris) ve Terrence Malick (The Tree of Life) ödüle aday gösterildi.

"En iyi erkek oyuncu" dalında Demián Bichir (A Better Life), George Clooney (The Descendants), Jean Dujardin (The Artist), Gary Oldman (Tinker Tailor Soldier Spy) ve Brad Pitt (Moneyball) aday oldu.

"En iyi kadın oyuncu" dalında Glenn Close (Albert Nobbs), Viola Davis (The Help), Rooney Mara (The Girl with the Dragon Tattoo), Meryl Streep (The Iron Lady) ve Michelle Williams (My Week with Marilyn) ödüle aday gösterildi.

"En iyi yardımcı kadın oyuncu" dalında ödüle Octavia Spencer (The Help), Berenice Bejo (The Artist), Jessica Chastain (The Help), Janet McTeer (Albert Nobbs) ve Melissa McCarthy (Bridesmaids) aday oldu.

"En iyi yardımcı erkek oyuncu" dalında Kenneth Branagh (My Week with Marilyn), Jonah Hill (Moneyball), Nick Nolte (Warrior) Christopher Plummer (Beginners) ve Max von Sydow (Extremely Loud & Incredibly Close) aday gösterildi.

"Yabancı film" ödülüne ise "Bullhead" (Belçika), "Footnote" (İsrail), "In Darkness" (Polonya), "Monsieur Lazhar" (Kanada) ve "A Separation" (İran)filmleri aday oldu.

"Orijinal senaryo" dalında Michel Hazanavicius (The Artist), Annie Mumolo ve Kristen Wiig (Bridesmaids), J.C. Chandor (Margin Call), Woody Allen (Midnight in Paris) ve Asghar Farhadi (A Separation) ödüle aday gösterildi.

Ödüller 26 Şubat'ta Los Angeles'taki Kodak Tiyatrosunda Billy Crystal'in sunuculuğunu yapacağı törenle dağıtılacak.

24 Ocak 2012

İstanbul'da Japon Film Festivali

  Japon Film Festivali

8. İstanbul Japon Filmleri Festivali, 26-29 tarihleri arasında Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu'nda düzenlenecek.

Japonya'nın İstanbul Başkonsolosluğu tarafından organize edilen festival, Japon Foundation, Beşiktaş Belediyesi ve Tiglon Film'in işbirliğiyle gerçekleştirilecek.

Festival filmleri Türkçe alt yazılı ve ücretsiz olarak sunulacak.

Festivalde, ''Bir Milyon Yen Kazanan Kız'', ''Bir Yaz Rüyası'', ''Bizim Unutulmaz Günlerimiz'', ''Güney Kutbundaki Aşçı'', ''İyi Uçuşlar'', ''Kappa ve Sampei'', ''Küçük Cadı Kiki'', ''Noriben: Şansın Tarifi'', ''Rengarenk'' adlı filmler gösterilecek.

23 Ocak 2012

“ZENNE” dansıyla 13 Ocak 2012´den itibaren vicdan yoklayacak

“ZENNE” Videolar, fragman ve dans  

Senaryosu gerçek öykülerden ve kişilerden esinlenilerek M. Caner Alper tarafından kaleme alınan "ZENNE"; muhafazakar bir ailenin çocuğu olan Ahmet, renklerini gizlemekten sakınmayan ve İstanbul'un dans kulüplerinde zennelik yapan Can ile Türkiye'nin değer yargılarını çok iyi tanımayan Alman fotoğrafçı Daniel'in evrensel dostluk hikayesini anlatıyor. Film, bu sıradışı üçlünün öyküsünü, 'aile kafesleri', 'töre kuralları' ve 2008 yılına kadar eşcinsel erkeklere evrensel insan haklarına aykırı şekilde uygulanan askerlikten muafiyet prosedürleri üzerinden ele alıyor.

Başrollerini Kerem Can (Can), Erkan Avcı (Ahmet) ve Giovanni Arvaneh'nin (Daniel) paylaştığı filmde; Tilbe Saran, Ünal Silver, Rüçhan Çalışkur, Tolga Tekin, Esme Madra, Jale Arıkan gibi başarılı oyuncuların yanı sıra, Amberin Zaman, Banu Güven ve Piyale Madra gibi isimler de konuk oyuncu olarak yer alıyor.

"ZENNE"nin, Eylül 2009'da başlayan okuma ve ezber provaları çekim tarihi olan Mart 2011'e kadar devam etti. Başrol oyuncularından Kerem Can; 7 ay boyunca Almanya'da modern dans topluluğu Pina Bausch koreograflarından Daphnis Kokkinos, Türkiye'de ise Beril Şenöz ve Burçin Orhon'la filmin dans sahneleri üzerinde çalıştı. Etkileyici dans müziklerini Demir Demirkan'ın hazırladığı "ZENNE"nin dramatik müzikleri ise İtalya'da, Paolo Potì tarafından 1,5 yıl süren bir çalışmayla bestelendi ve Bulgar Senfoni Orkestrası tarafından Sofya'da seslendirildi.

Görsel zenginliğiyle de dikkat çeken "ZENNE"nin büyüleyen dans kostümleri ödüllü tasarımcı Belma Özdemir tarafından hazırlandı. Konsept çizimlerine 2009 yılının Eylül ayında başlanan kostümler, İstanbul ve Tayland'da dikildi. Filmin, Oscar ödüllü sanat yönetmeni İsviçreli Maja Zogg; filmde kullanılan setlerin ve dev kuş kafesinin mimari çizimlerine 2010 yılının Ağustos ayında başladı. Setlerin inşası, toplamda 4 aylık bir çalışma sonunda tamamlandı.

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde, SİYAD Ulusal En İyi Film, En İyi İlk Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tilbe Saran), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Erkan Avcı) ve En İyi Görüntü Yönetmeni (Norayr Kasper) ödüllerini alan "ZENNE"; daha sonra 17-24 Kasım 2011 tarihleri arasında Ankara'da düzenlenen Türkiye'nin ilk "LGBT" festivali Pembe Hayat KuirFest'te ise "açılış filmi" olarak gösterildi.

Videolar için Buraya Tıkla

12 Ocak 2012

Hürrem'i artık Rusya da izleyecek

Hürrem'i artık Rusya'da  

Muhteşem Yüzyıl bu hafta sonundan itibaren Rus Domashniy televizyon kanalında yayınlanacak.

Milyonları ekrana kilitleyen ve her bölümünden sonra yeni tartışmalara neden olan Muhteşem Yüzyıl Rusya’da da gösterime giriyor.

Tatillerini Türkiye'de geçiren ve Türklerle evli olan Rusların, sosyal paylaşım sitelerinde konu yaptıkları Muhteşem Yüzyıl 14 Ocak cumartesi gününden itibaren Rus Domashniy televizyon kanalı tarafından yayınlanmaya başlanacak. Fragmanlarını yayınlamaya başlayan Domashniy kanalı Rusçası “Velikolepnıy Vek ” olan Muhteşem Yüzyıl’ı seyircilerine şu şekilde tanıtıyor:

“Saray dekorasyonu, mükemmel şık giysiler ve dünyadaki inanılmaz başarı. Sultanın kalbini çalan Cariye Roksalana’nın öyküsü… Roksalana ve Süleyman!”

Halit Ergenç, Okan Yalabık, Meryem Uzerli, Nebahat Çehre, Selma Ergeç ve Nur Fettahoğlu’nun başrolleri paylaştığı ve Rusça seslendirilen dizide Rusların en çok ilgisini çeken ise Meryem Uzerli’nin hayat verdiği Rutenya doğumlu Hürrem Sultan karakteri ve o dönemin kıyafetleri.

09 Ocak 2012

Şehzade Mustafa Annesinden 5 yaş büyük

  Şehzade Mustafa ve Annesi

Mehmet Günsür, Şehzade Mustafa’nın gençliğini canlandırmak üzere 'Muhteşem Yüzyıl' kadrosuna katıldı.

Aktörün annesini oynayan Nur Fettahoğlu’ndan 5 yaş büyük olması ortaya ilginç bir tablo çıkardı.

İSTANBUL - Yeni kanalı Star TV’de çarşamba gününden itibaren yayınlanacak olan 'Muhteşem Yüzyıl' dizisine ünlü bir isim daha katıldı. İtalya’da yaşayan oyuncu Mehmet Günsür, dizide Şehzade Mustafa’nın gençliğini canlandıracak.

Ancak bu durumla ilgili oldukça ilginç bir detay var.

Günsür, dizide annesi Mahidevran Sultan’ı oynayan Nur Fettahoğlu’ndan 5 yaş büyük...

Yeni bölümler Şehzade Mustafa'nın büyüdüğü gibi Mahidevran Sultan’ın da yaşlandığı bir dönemde geçeceği için Fettahoğlu makyajla yaşlandırılacak.

02 Ocak 2012

Jolie’nin filmi görücüye çıktı

Amerikalı yıldız Angelina Jolie’nin ilk yönetmenlik denemesi olan “In The Land of Blood and Honey” (Kan ve Bal Ülkesinde) ABD’de gösterime girdi.

In The Land of Blood and Honey

Eleştirmenlerin film hakkındaki görüşleri birbirinden farklı.

Angelia Jolie’nin ilk filmi “In The Land of Blood and Honey” (Kan ve Bal Ülkesinde) ABD’de New York ve Los Angeles’taki sinemalarda gösterime girdi. Film eleştirmenlerden farklı yorumlar aldı. Bazı eleştirmenler filmi, “etkileyici ve sürprizli” sözleriyle değerlendirirken, bazıları da şiddet içerikli ve kanlı sahneler olduğunu ve filmin fazla seyirci çekmeyeceğini öne sürdü. Ancak eleştirmenler, Jolie’nin güçlü ve etkileyici bir atmosfer yaratmayı başardığı konusunda mutabık kaldı.

Angelina Jolie Bosnalı bir aile ile görülüyor.

Film hakkında iddialar ortaya atıldı

1992-1995 yılları arasındaki Bosna Savaşı'nı konu alan film, savaş sırasında tecavüze uğrayan kadınların hikâyeleri üzerine yoğunlaşıyor.

Jolie’nin bu ilk filmi “En İyi Yabancı Dilde Film” dalında Altın Küre ödülüne de aday gösterilmişti. Bazı gazetelerde Jolie’nin bu filmle “savaşa bir sima kazandırdığı ve ruh verdiği” yorumları yapıldı.

Film, ABD’de gösterime girmeden önce senaryosuna ilişkin olarak bir iddia gündeme gelmiş, Hırvat yazar James Braddock filmin hikâyesinin kendisinin bu konuyla ilgili olarak kaleme aldığı kitabıyla örtüştüğünü öne sürmüş ve ‘telif hakları ihlal edildiği’ gerekçesiyle dava açmıştı.

Öte yandan filmle ilgili olarak filmin isminin Türkçe’deki “Balkan” kelimesinden alındığı yorumları da yapılmıştı.

23.12.2011

George Clooney’li The Descendants filminin fragmanı

 

Marilyn Monroe Bu Kez ‘Marilyn’le Bir Hafta’ adlı film ile Gündemde

Michelle Williams, Marilyn Monroe rolünde  

Marilyn Monroe Bu Kez Bir İlk Aşk Olarak Beyaz Perdede

Simon Curtis’in yönettiği ‘My Week with Marilyn’ ‘Marilyn’le Bir Hafta’ adlı film, genç sinema asistanı Colin Clark ve film yıldızı Marilyn Monroe arasında, yıldızın yedi hafta boyunca ‘The Prince and the Showgirl’ filminin çekimleri için Londra’da bulunduğu sırada gelişen romantik ilişkiyi konu alıyor. Colin Clark’ın otobiyografik hikayesini temel alan film, aşkın gözünü kör ettiği Clark’ın bakış açısından Marilyn Monroe’yu anlatıyor.

1956 yazında ünlü oyuncu Monroe, kendisi kadar ünlü İngiliz aktör Lawrence Olivier’le komedi filmi ‘The Prince and the Showgirl’ün çekimleri için Londra’da bir araya gelir.

‘My Week With Marilyn,’ Colin Clark’ın çekimler ve yıldızla geçirdiği bir haftayla ilgili anılarına dayanıyor. Film, Marilyn’e, ilk kez bir film setinde çalışan bir İngiliz aristokratının oğlu olan Clark’ın penceresinden bakıyor.

Hiç kimse, hatta Clark bile genç bir asistanın yıldıza bu kadar yaklaşabileceğini düşünemezdi. Ancak çekimler sırasında Clark, Monroe’nun hem arkadaşı hem de sırdaşı oldu. Monroe, aynı zamanda Clark’ın ilk aşkıydı.

Filmdeki Monroe bir seks sembolü ama kırılgan ve sorunlu bir kadın.

Şöhret ve ünlü oyun yazarı Arthur Miller’la olan yeni evliliği Monroe’nun yalnızlığına ve kendine güvensizliğine çare olamıyor.

Marilyn Monroe rolünde izlediğimiz Michelle Williams yıldızın başına buyruk tavırlarını dinamizm ve duyarlılıkla canlandırıyor. Williams film hakkında şunları söylüyor:

“Umarım film, benim yorumumla ya da yıldızın kendi varlığıyla Marilyn Monroe’yla ilgili izlenimlere farklı bakış açıları kazandırır, onun kıvrak zekasını, duygularını, bir sanatçı olarak ciddiye alınma arzusu gibi daha önce bilmediğimiz yönlerinin açığa çıkarılmasına yardımcı olur.”

Clark’ın kitabına göre Monroe, ‘The Prince and the Showgirl’ filminde Lawrence Olivier’le başrolü paylaşarak saygınlık kazanmayı amaçlıyordu. Ancak enerjik ve coşkulu Monroe ile entellektüel Olivier’in arkadaşlık kurması zordu.

  Arthur Miller, Marilyn MonroeMichelle Williams, Marilyn Monroe

Çekimler sırasında iki ünlü bozuştu. Film de tam bir fiyasko oldu.

Filmde Kenneth Branagh, Sir Lawrence Olivier’yi sabırsız, önyargılı ve sıkıcı bir karakter olarak canlandırıyor.Branagh bu konuda şöyle konuşuyor:

“Marilyn Monroe’yla tanıştığında kendisi zaten o saygın Sir Lawrence Olivier. Onun sorunu da bu. Gençlik dolu, farklı, dinamik olmak istiyor, Marilyn’in kendisini yenilemesini arzu ediyor. Bu da çok zor. Hayal ettikleriyle olup bitenler çok farklı.”

İki oyuncunun ilişkisi kötüleştikçe Colin Clark, Marilyn’in imdadına yetişiyor. Clark ve Monroe arasındaki romantizm filmin ana teması.

Bu ilişkinin yanı sıra filmde Monroe’nun çöküşe geçen üçüncü evliliğini, sakinleştirici bağımlılığını, yaşadığı depresyonu da izliyoruz.

Film, şöhretin hem beslediği hem de harap ettiği Marilyn Monroe’nun yaşamına yeni bir açıdan bakıyor.

 

28 Kasım 2011

Brad Pitt, Muhteşem Yüzyıl için geliyor

  Brad Pitt, Muhteşem Yüzyıl

 

Dünyanın en ünlü oyuncularından Brad Pitt, dizinin konuk oyuncularından biri olacak.

İSTANBUL - Brad Pitt, "Muhteşem Yüzyıl" dizisinin bir bölümünde oynamak için dizinin yapımcıları ile 2 milyon dolar karşılığında anlaştı.

Dünyaca ünlü oyuncu, dizinin savaş sahnelerinde oynayacak, çekimler önümüzdeki ay gerçekleştirilecek.

47 yaşındaki Pitt, üç yıl sonra 50 yaşında sinema kariyerine son vereceğini açıklamıştı. Ünlü oyuncu, katıldığı '60 Minutes' isimli televizyon programında bu kararını açıklamıştı.

22 Kasım 2011

Türk sinemasının Koca Çınarı, Ömer Lütfi Akad hayatını kaybetti

  Ömer Lütfi Akad

Unutulmaz filmlerin yönetmeni Ömer Lütfi Akad, 95 yaşında hayata gözlerini yumdu.

İSTANBUL - Türk sinemasındaki unutulmaz filmlerin usta yönetmeni Ömer Lütfi Akad 95 yaşında hayatını kaybetti.

Evinde vefat eden Akad için ilk olarak, 20 yılı aşkın süre öğretim üyeliği yaptığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Sinema Televizyon Bölümünde 21 Kasım Pazartesi günü saat 13.00'te tören düzenlenecek.

Aynı gün ikindi vakti Levent Camisi'nde gerçekleştirilecek cenaze töreninin ardından Akad'ın naaşı, Ulus Mezarlığı'na defnedilecek.

Türk sinemasının 'koca çınarı' olarak bilinen Ömer Lütfi Akad, 2 Eylül 1916'da doğdu. Fransız Sainte Jeanne d'Arc Okulu, Galatasaray Lisesi, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu Maliye Bölümünde okudu. Tiyatro ve sinema yazıları yazan Akad, Sema Film'de mali danışmanlık ve yapım yönetmenliği yaptı.

Akad, sinemaya 1946'da Şakir Sırmalı’nın yönettiği Domaniç Yolcusu adlı filmde yapım yönetmenliği yaparak ilk adımını attı. Yönetmenliğini Seyfi Haveri’nin yaptığı, Damga filminin yarım kalan sahnelerini çekerek yönetmenliğe başlamış oldu.

1948 yılında ilk filmi, Vurun Kahpeye’yi yönetti. Bu film dönemin hasılat rekorlarını kırdı. 1952 yılında gerçek bir olaydan esinlenerek yapılan ve Ayhan Işık’ı üne kavuşturan film, Kanun Namına Akad’ın baş yapıtlarından biri oldu. Bu filmle birlikte "polisiye türdeki kent filmleri" furyasını başlattı. 1955 yılında Yaşar Kemal’in senaryosunu yazdığı, Beyaz Mendil’le ikinci büyük çıkışını yaptı. Attila İlhan’ın senaryosunu yazdığı, Yalnızlar Rıhtımı (1959) o dönem büyük tartışmalara yol açtı. Yılmaz Güney’le 1967 yılında birlikte yaptığı,

Hudutların Kanunu Akad sinemasının dönüm noktası oldu. Bu filmden sonra Türk sinema tarihinin en önemli üçlemesi olan, Gelin, Düğün ve Diyet ile; Türkiye’de iç göç sorununu ele alan filmler yaptı. 1964 ve 1974 yılları arasında 10’a yakın belgesel ve TV filmleri çekti.

ERDOĞAN: ÖMRÜNÜ SİNEMAYA VAKFETTİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ünlü sinema yönetmeni Ömer Lütfi Akad'ın vefatı nedeniyle bir mesaj yayımladı.

Erdoğan mesajında "Türk sinemasının usta yönetmeni, sanat dünyamızın dev çınarlarından biri olan Ömer Lütfi Akad'ın vefatını derin bir teessürle öğrendim. Ömrünü sinemaya vakfeden Akad, yönetmenliğini üstlendiği filmlerle, toplumumuzun önemli meselelerini ele alan, topluma ışık tutan bir sanatçıydı. Merhum Ömer Lütfi Akad'a Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve tüm sanat dünyamıza başsağlığı diliyorum" dedi.

USTA YÖNETMEN İÇİN NE DEMİŞLERDİ?

Aylık Sinema Dergisi Film Arası, geniş bir dosyayla ağırladığı Türk Sinemasının büyük ustası Ömer Lütfi Akad’ı ünlü oyuncu ve yönetmenlere Eylül ayı sayısında sormuştu.

Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Sezer Sezin, Yavuz Turgul, Ülkü Erakalın, Çağan Irmak, Mesut Uçakan, İhsan Kabil, Selma Köksal Çekiç, Ege Görgün, Kerem Akça ve Yıldız Ramazanoğlu’nun da yer aldığı oyuncu, yönetmen, sinema eleştirmenleri ve yazarlar, büyük usta Lütfi Akad’ı anlattı. 52 sayfalık özel sayıda yer alan bazı demeçlerden başlıklar şöyle;

'ONUNLA ÇALIŞMAM OYUNCULUĞUMUN DÖNÜM NOKTASI'

Türkan Şoray: "Benim sinema yaşamımda onunla çalışmak dönüm noktası oldu. Kalıplaşmış melodram oyunculuğundan geçiş dönemim oldu. Ana ve Vesikalı Yârim… Sade, yalın oyunculuğu bu filmlerle başardım. Lütfi Akad sevecen, sezgileri güçlü, kendinden emin ve çok nazik bir insan."

'LÜTFİ AKAD BENİM İÇİN BİR YOL GÖSTERİCİYDİ'

Hülya Koçyiğit: "Birlikte çalıştığımız ilk filmde, Lütfi Akad benim için sadece bir yönetmen değil, aynı zamanda bir eğitmen, bir yol gösterici oldu. Onu tanıyıp çalışmaktan sonra, yaptığımız işle ilgili yeni düşüncelerimiz oluştu. Yeteneğimi geliştirmek, yeni, gerçek bir yol çizmek için kendime sorular sormaya başlamıştım. Mesleğime tutkuyla bağlı olduğumu, nasıl ciddiye aldığımı, farklı karakterleri talep ettiğimi gören Lütfi Bey, benimle çok önem verdiği o üçlemesini gerçekleştirdi."

'AKAD, ‘USTALARIN USTASI’ SIFATINI HAK ETMİŞ BİR PİRDİR'

Yavuz Turgul: "Akad kişiliğiyle, ciddiyetiyle, işine duyduğu saygıyla, sinemaya verdiği önemle ustaların ustası sıfatını sonuna kadar hak etmiş bir pirdir. Genç sinemacıların ustanın filmlerini tekrar tekrar izlemelerini öneririm."

'LÜTFİ AKAD BENİM İLHAM KAYNAĞIM'

Çağan Irmak: "O benim ilham kaynağımdır. Lütfi Akad’ın bütün filmleri, hayatımda karşılığını, değerini buldu. Hepsi çok güzel birer anı oldular benim için. Türk sineması deyince aklıma hemen onun gelivermesi, bundan belki de."

FİLMOGRAFİSİ :

Vurun Kahpeye 1949
Lüküs Hayat 1950
Tahir İle Zühre 1951
Arzu İle Kamber 1951
Kanun Namına 1952
İngiliz Kemal 1952
Altı Ölü Var 1953
Katil 1953
Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar 1953
Bulgar Sadık 1954
Vahşi Bir Kız Sevdim 1954
Kardeş Kurşunu 1954
Görünmeyen Adam İstanbul'da 1954
Meçhul Kadın 1955
Kalbimin Şarkısı 1955
Ak Altın 1956
Kara Talih 1957
Meyhanecinin Kızı 1957
Zümrüt 1958
Ana Kucağı 1958
Yalnızlar Rıhtımı 1959
Cilalı İbo'nun Çilesi 1959
Yangın Var 1959
Dişi Kurt 1960
Sessiz Harp 1961
Üç Tekerlekli Bisiklet 1962
Tanrı'nın Bağışı Orman 1964
Sırat Köprüsü 1966
Hudutların Kanunu 1966
Kızılırmak Karakoyun 1967
Ana 1967
Kurbanlık Katil 1967
Vesikalı Yarim 1968
Kader Böyle İstedi 1968
Seninle Ölmek İstiyorum 1969 [Renkli]
Bir Teselli Ver 1971
Mahşere Kadar 1971
Vahşi Çiçek 1971
Yaralı Kurt 1972
Gökçe Çiçek 1973
Gelin 1973
Düğün 1974
Diyet 1975
Esir Hayat 1974

19 Kasım 2011

Twilight çılgınlığı yeniden başlıyor

  Twilight

Filimin oyuncularına ilgi büyük. Robert Pattinson'un balmumu heykeli dahi yapıldı

“Twilight-Alacakaranlık Kuşağı” serisinin yeni filmi 18 Kasım’da vizyona giriyor. Filmin meraklıları ABD’de galanın düzenlendiği yere günler öncesinden kamp kurdu.

Patlayan flaşlar, çığlık atan hayranlar ve ışıklar altında şık görünümleriyle “Twilight – Alacakaranlık Kuşağı“ serisinin yıldızları… Alacakaranlık Kuşağı meraklıları, pazartesi akşamı serinin yeni filmi “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 1“in galasının düzenlendiği Los Angeles'teki Nokia Tiyatrosu'nun önüne akın etti.

Filmin yıldızlarının alkışlar ve çığlıklar arasında geçişleri birkaç saat sürdü. Çoğu kişi ön sıralarda yer alabilmek için günler öncesinden bina önüne kamp kurmuştu. Beklediklerine de değdi. Filmin başrol oyuncuları vampir Edward’ı canlandıran Robert Pattinson, kurt adamı canlandıran Taylor Lautner ve Bella karakterine hayat veren Kristen Stewart, hayranlarına imza dağıtıp birlikte fotoğraf çektirdiler.

Ölüm ve ölümsüzlük arasında

Twilight, üçüncü filminden bir görüntü  

Amerikan yazar Stephenie Meyer’in romanından sinemaya uyarlanan Twilight serisinin dördüncü filminde, Bella, vampir Edward Cullen’e duyduğu aşk nedeniyle bir dönüm noktasına gelir. Ya aşkından vazgeçip bir ölümlü olarak yaşamaya devam edecek ya da aşkının tarafına geçip ölümsüz bir vampir olacaktır. Ancak Bella, kararını çoktan vermiştir…

Los Angeles’teki galanın ardından film, 18 Kasım’da ABD ve İngiltere’de, 24 Kasım’da da Almanya’da gösterime girecek.

Serinin dördüncü kitabı “Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti” iki bölüm halinde sinemaya uyarlandı. Filmin ikinci ve son bölümünün ise 2012 yılının kasım ayında gösterime girmesi bekleniyor.

15.11.2011

Twilight çılgınları

Pamuk Prenses Fragmanı

Alert icon
You need Adobe Flash Player to watch this video.
Download it from Adobe.

The first official trailer for "Snow White and the Huntsman"

 'The Expendables' ın ikincisi Bulgaristan'da çekiliyor

  The Expendables, film

Başrollerinde Sylvester Stallone ve birçok aksiyon yıldızının yer aldığı 'The Expendables'ın ikincisi Bulgaristan'da çekiliyor.

Bulgaristan sık sık yolsuzluk ve organize suçlarla anılır. Ama pek az kişi ülkenin son yıllarda birçok büyük Hollywood yapımının çekimlerine ev sahipliği yaptığını bilir. Bir zamanlar devlete ait olan, bugün Avrupa’nın sayılı prodüksüyon firmalarından biri haline gelen “Boyana Film“ aralarında Hillary Swank yada Morgan Freeman gibi Oscarlı yıldızların da rol aldığı birçok filmin çekimine imza atmış.

Son günlerde yine birçok Hollywood yıldızı Bulgaristan yollarını arşınlıyor. Zira “The Expendables“ (Cehennem Melekleri) adlı aksiyon-macera filminin ikinci bölümünün çekimleri bu ülkede devam ediyor.

Peki neden Hollywood büyük prodüksüyonları için Bulgaristan’ı tercih ediyor?

AKSİYONUN 'BABALARI' BU FİLMDE

Aralarında Sylvester Stallone, Arnold Schwarzeneger, Bruce Willis ve Jean-Claude Van Damme gibi 90’lı yıllara damgasını vurmuş aksiyon yıldızlarının bulunduğu isimler, son yıllarda film endüstrisinin cazibe merkezlerinden biri haline gelen Bulgaristan’ı mesken tuttu. Hollywood’un bu ünlü isimleri bugünlerde, ilki geçen yıl sinemalarda gösterilen ve başarılı bir gişe hasılatı yapan “The Expendables“ (Cehennem Melekleri) filminin ikinci bölümünün çekimlerini yapıyor. Filmin konusu basit; Sylvester Stallone ve paralı askerleri, bir Latin Amerika adasının kanlı diktatörünü devirmeye çalışıyor. Ancak işin teknik kısmı o kadar kolay değil zira aksiyon sahnesi bol filmin çekim aşamasında birçok dublör ve özel efekt kullanılması gerekiyor.

The Expendables'dan bir sahne  

BÜTÇENİN ASLAN PAYI BULGARİSTAN'A

Basında yer alan haberlere göre ”The Expendables 2“nin bütçesi 80 milyon dolar. Paranın önemli bir kısmı filmin tamamına yakını bu ülkede çekildiği için Bulgaristan’da harcanacak. Çekimlerin başladığı ilk günlerde seti ziyaret ederek eski Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger ile buluşan Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, bunun ülkesi için de iyi bir tanıtım olduğu görüşünü dile getirdi. Borisov; “Tabiki gelecekte sinema endüstrimizi nasıl daha fazla destekleyebiliriz diye düşünüyoruz. Zira bu ülkemiz için de büyük bir tanıtım fırsatı. Bu alanda sert bir rekabet var. Birçok komşumuz bizden daha iyi olanaklar sunuyor. Ama biz de elimizden gelenin en iyisini yapmayı sürdüreceğiz. “

YAPIM MALİYETLERİ DÜŞÜK

Bulgaristan bir noktada, rakiplerinden bir adım önde. Ülkede film yapım maliyetleri oldukça düşük. Kaliforniyalı yapım şirketi Nu Image’ın Bulgaristan yetkilisi David Varod da bunu biliyor; “Film yapımcıları daima, prodüksiyonu daha ucuza çıkarabileceği yerler arar. Biz de bu yüzden buradayız. Bir film Bulgaristan’da, Almanya’dakinin yarısına mal edilebiliyor.“

Bulgaristan aynı zamanda diğer Doğu Avrupa ülkelerine nazaran üçte bir daha ucuz. Örneğin Bond filmi “Casino Royal“in çekildiği Çek Cumhuriyeti ile karşılaştırıldığında figüran ücretleri gibi diğer personel giderleri daha uygun. Almanya’da bir figüranın günlük yevmiyesi ortalama 50 euro. ABD'de ise sendikalı figüranların günlük ücreti yemek ve barınma masrafları hariç 120 dolara kadar çıkıyor. Bulgaristan’da ise 12 saatlik bir çekim gününde figüranlara ödenen günlük yevmiye kahve ve yemek dahil sadece 15 euro.

Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov - Arnold Schwarzenegger  

Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, seti ziyaret ederek Arnold Schwarzenegger ile görüştü

BULGARİSTAN'IN TECRÜBESİ BİR BAŞKA TERCİH NEDENİ

Bulgaristan’a olan ilginin bir başka nedeni de, Avrupa’daki en düşük vergi oranlarına sahip olması. İşletmeler yada şahıslar, yüzde 10’luk sabit bir gelir vergisi ödemekle yükümlü. Kaliforniya merkezli Nu Image’ın Bulgaristan yetkilisi David Varod, Bulgaristan’ı filmciler için cazip kılanın sadece düşük maliyetler olmadığını belirtiyor ve ekliyor; “Buradaki stüdyolar oldukça deneyim sahibi. Biz, Bulgaristan’da yaklaşık 10-12 yıllık süre içinde 100’den fazla film çektik.“

Bulgaristan'ın ünlü Boyana Film stüdyoları, 1962 yılında devlete bağlı olarak başkent Sofya'da kurulmuştu. Kaliforniya merkezli “Nu Image”, 90'lı yılların sonundan bu yana çalıştığı Boyana Film stüdyolarını 2005 yılında 19 milyon euroya satın aldı. Stüdyoların yeni ismi de “Nu Boyana Film Studios" olarak değiştirdi.

Bugün tamamen modern ekipmanlarla çalışan stüdyoda birçok sahne, çöl ve dağ dekorları, kaleler ve küçük şehirlerin yanı sıra, özel efektlerden sorumlu 250 kişilik uzman bir bilgisayar ekibi bulunuyor. Böylesi imkanlarla, Bulgaristan büyük Hollywood yapımlarını ülkeye çekmekte zorlanmıyor.

ÜLKE EKONOMİSİ KALKINIYOR

Bulgaristan Başbakanı ile görüşmesinde yaptığı açıklamada, bunun sadece film endüstrisine değil, ülke ekonomisinin tamanına yararı olduğunu belirten ünlü aktör Arnold Schwarzenegger,

The Expendables'dan bir sahne  

“Burada ne kadar çok film çekilirse oteller, restoranlar ve diğer işletmeler de o kadar çok para kazanır“ diye konuşuyor.

Elbette öyle. Ülkeye gelen film ekipleri, turistler ve gazeteciler, kalacak yer, yemek ve alışveriş için para harcarken, ekonomi canlanıyor. Çekim mekanlarından birine tek bağlantıyı sağlayan cadde ve köprü, yıllardır döküntü haldeyken, “The Expendables 2“ filmi için baştan aşağıya yenilendi.

Bulgaristan’ın film çekimleri için tercih edilmesinin avantajlarının farkında olan Başbakan Boyko Borisov, Arnold Schwarzenegger ve ekibini şimdiden “The Expendlables 3“ün çekimleri için ülkesine davet etti. Borisov kafasında film için uygun bir yer belirlemiş bile; inşaatı süren başkent Sofya’nın metrosu.

12 Kasım 2011

Ertem Eğilmez filmleri artık HD Formatında izlenecek

  Ertem Eğilmez filmleri, şaban
Ertem Eğilmez filmleri, şaban  

Çöpçüler Kralı, Neşeli Günler, Tosun Paşa, Kibar Feyzo ve Salako gibi onlarca Ertem Eğilmez filmi restore ediliyor.

Vipsaş Stüdyoları’nda restorasyonuna başlanan Çöpçüler Kralı, Neşeli Günler, Tosun Paşa, Kibar Feyzo ve Salako yıl sonuna kadar elden geçirilip HD ve Blue Ray formatlarında hazır hale getirilecek ve TV'lerde bundan böyle HD formatında izlenebilecek.

Onlarca kez gösterilmesine karşın hâlâ kanalların cankurtaranı olan Ertem Eğilmez filmleri restore edilerek “sinemanın kültür mirası” olduğu gerçeğine dayanarak gelecek kuşaklara aktarılıyor.

Hababam Sınıfı serisi, Süt Kardeşler, Mavi Boncuk, Salak Milyoner, Şaban Oğlu Şaban gibi baş yapıtlarında olduğu bu listedeki 49 filmin restorasyonun 2 yıl içinde tamamlanması bekleniyor.

03 Kasım 2011

Bir Zamanlar Anadolu, Londra'daydı

  Once upon a tıme in Anatolia

İlkbahar aylarında Cannes'da Büyük Ödül'ü paylaştığı günlerden beri, Nuri Bilge Ceylan tutkunlarının merakla beklediği film, Bir Zamanlar Anadolu'da dün akşam Londra Film Festivali'nde gösterildi.

Ceylan'ın filmi aslında geçtiğimiz günlerde önce medyaya tanıtılmıştı. Thames ırmağının öte yakasındaki İngiliz Film Enstitüsü (BFI) sinemasının ikinci salonu tıka basa doluydu sabahın dokuzunda.

157 Dakikalık film boyunca beyaz perdede sürüp giden öyküyü, baş döndürücü çarpıcılıktaki renkleri izlemekle kalmayıp sık sık sağıma soluma fark ettirmeden göz atmaya, izleyicilerin tepkileri yakalamaya çalıştım.

Film bittiğinde medya mensupları öyle hemen fırlayıp çıkmadı salondan. Adeta izledikleri görüntüleri belleklerinde sindirmeye çalışıyor gibiydiler.

Ve bir başka film gösterimine yönelmelerinden önce, içlerinden dört eleştirmene, Nuri Bilge Ceylan sinemasına ve bu sonuncu filmine ilişkin düşüncelerini sordum.

İşte, yanıtları...

Geoff Andrew (Film eleştirmeni ve BFI Southbank Film Programı başkanı) :
Nuri Bilge Ceylan'ın tüm filmlerini izledim, hepsini de çok beğeniyorum. Özellikle uzun metrajlı filmlerini. Ceylan, bugün dünyadaki en ilginç film yönetmenlerinden biri bence. En iddialı ve en iyi yönetmenlerden biri. Bu filmde, Nuri Bilge Ceylan, hayatı, hem trajik, hem de gülünç yönleriyle ortaya koyuyor. Bütün filmlerinde komedi unsuru var aslında. Bu filmde bence en hoş olan sahnelerden biri, cesedi bulmak için toprağı kazdıkları sırada yaptıkları Clark Gable benzetmesiydi. Geçmişte kendisinin Clark Gable'a benzetildiğini anlatan savcı, ceset için de aynı şeyi söylüyor. Bu sahneyi çok eğlendirici buldum.

Ceylan'ın filmlerinin yavaş ve uzun olduğu şeklindeki eleştiriler hakkındaysa şunu söyleyebilirim. Bu eleştiriyi pek çok yönetmenin sineması için de yapabilirsiniz ama herşeyin de Hollywood sineması gibi hızlı olması gerekmiyor. Nuri Bilge Ceylan eğer Batılı ülkelerde bu denli seviliyorsa, bu çok iyi bir yönetmen olmasından ileri geliyor. Burada da filmleri büyük beğeni topluyor. Ceylan'ın en önemli taraflarından biri, her filmle, kendisini yeni yerlere yönlenmeye zorlaması. Yıllar boyunca değişti, sanatını geliştirdi, bugün dünyanın belli başlı sinema yönetmenlerinden biri oldu. Bundan sonra da, eminim ki, kendisini zorlamaya ve biz izleyicilere meydan okumaya devam edecektir. Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyse, birkaç defa izlemekle tadı daha fazla çıkarılan, çok zengin bir film.

Once upon a tıme in Anatolia, film  

Hemanth Kissoon (Film eleştirmeni) :

Ben, Bir Zamanlar Anadolu'da filmini izlerken bunun çok tipik bir Nuri Bilge Ceylan sineması olduğunu düşündüm. Teknik bakımdan mükemmel bir filmdi, sinematografi ve yönetmenlik bakımından harikaydı. Filmin ilk yarım saati gece saatlerinde, Anadolu'nun bir kırsal bölgesinde otomobil farları altında geçiyor. Olağanüstüydü ama ben filmi, öyküsü bağlamında tatminkar bulmadım. Aslında olay bir polis işlemi ama, Ceylan, konuyu diğer çalışmalarına benzer şekilde işliyor. Daha çok kahramanlarının birbirleriyle ilişkilerine ağırlık veriyor. İlginçti ama her zaman da izleyiciyi kavramıyordu bence. Festivalin ilginç filmlerinden biri, ancak, kendi açımdan, pek tatminkar değildi.

  Nuri Bilge Ceylan

Mark Stafford (Film eleştirmeni) :

Bir Zamanlar Anadolu'da filminin, şimdiye dek izlediğim en iyi filmlerden biri olduğunu düşünüyorum. Güzel görüntüler sunan bir filmdi, özellikle gece çekimleri. Mistik, garip, harika imgeler vardı. Gündüz gözüyle bakıldığında süzülüp kaybolan, bürokratik işlemlere dönüşen imgeler... Çok etkileyici bir çalışma bence. Çok güzel görüntüler vardı. Rönesans tabloları gibiydi bazıları. İki ayrı film aslında; gecenin gizemli dünyası ve gündüzün sıradan işleri, bürokratik işlemler, bilgisayarda yazdırılan raporlar, taburenin yüksekliği, yani gündelik hayatın çöplüğü...

Filmdeki kimi sahneler, eğlendiriciydi. Dairelerinde olup bitenleri konuşuyorlar, sonra yoğurdun hangi kıvamda olması gerektiği hakkında tartışmaya girişiyorlardı. Hem gerçek, hem de insanı eğlendiren anlar vardı. Sinemadan çıkanlar katilin kim olduğu, adamın niçin ve nasıl öldürüldüğü konusunda farklı fikirler ortaya atacaktır. Aslında katilin kim olduğunu bilip bilmemek de bence çok önemli değil; durumun ne derece vahim olduğu önemli. İşlenen bu korkunç suçtan, kaç insanın ne derecede etkilenmiş olduğunu görüyorsunuz.

Maria Almendra McBride (Meksikalı TV muhabiri) :

Ben âşığım! Yalnızca Nuri Bilge Ceylan sinemasına değil, Türkiye'ye, o çok eski ve bilge uygarlığına âşığım. Filmden unutamadığım sahneye gelince. Karanlık içinde o genç kızın, muhtarın kızının çıkageldiği an beni çok etkiledi, duygulandırdı. Bir evde kadının ne kadar büyük bir rol oynadığını gösteriyordu o görüntüler. Çok duyarlı bir üslupla anlatmış bunu Nuri Bilge Ceylan. İzlediğim filmler içinde kadının rolünü bunca duyarlı ve şefkatli bir şekilde betimleyen başka bir sahne olmadı.

Filmin montajı ve filmdeki ışıklar harikaydı. Hamam sahnesini izlerken, Malta Katedrali'ndeki Caravaggio resimlerini hatırladım. Bedeni görüntülerken kullandığı ışık tekniği, çok ilginç ve kendisine özgü. İlişkileri anlatırken kullandığı üslup herkesi etkiliyor. Nuri Bilge Ceylan'ın sinemasıyla karşımızda yeni bir dünya beliriyor. Ve bugün o, bizleri ülkesinin kalbinde bir yolculuğa çıkardı.

18 Ekim 2011

Film şeritlerine elveda

Nuri Bilge Ceylan'ın Oscar görevi

  Nuri Bilge Ceylan

Cannes'da Jüri Büyük Ödülü'nü kazanan ve Türkiye'nin Oscar aday adayı seçilen son filmi 'Bir Zamanlar Anadolu'da' için New York Film Festivali'ne katılan Nuri Bilge Ceylan, ''Türkiye'de Oscar çok önem verilen bir şey. Biz de madem bu görev verildi elimizden geleni yapacağız'' diye konuştu.

Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes Film Festivalinde Jüri Büyük Ödülünü alan son filmi 'Bir Zamanlar Anadolu'da' New York Film Festivalinde gösterildi.

Nuri Bilge Ceylan, bu yılın Oscar ödüllerine ''En İyi Yabancı Film'' kategorisinde aday adayı da olan ''Bir Zamanlar Anadolu'da (Once Upon a Time in Anatolia)'' filminin New York Film Festivalinde gösterilmesi dolayısıyla New York'a geldi. Filmin gösteriminin ardından Nuri Bilge Ceylan onuruna resepsiyon düzenledi.

Resepsiyonun başında Moon and Stars Project'in Sanat ve Kültür Programları Direktörü Binnaz Saktanber, Nuri Bilge Ceylan'ı New York Film Festivalinde görmekten büyük onur duyduklarını belirtti. Saktanber, Türk sinemasını yurt dışında desteklemeyi amaçladıklarını ifade ederek, gelecek yıl Nisan ayında da ''Lincoln Center Film Society'' ile birlikte düzenleyecekleri programla Türk sinemasını yine New York'a getireceklerini söyledi.

Yönetmen Ceylan resepsiyonda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ceylan, Amerikan sinemaseverlerin filmini nasıl bulduklarının sorulması üzerine, ''Bu filmim, Amerikan seyircisi için ilk bakışta kolay görünmüyor, standartların bayağı ötesinde, uzun bir film. İçinde başka zorluklar da var, ama yine de tahminimden iyi karşılandı'' dedi. Amerikan seyircisinin de çok homojen bir yapıya sahip olmadığının altını çizen Ceylan, Amerikan seyircisinin içinde de dünya sinemasını seven bayağı büyük bir kitlenin bulunduğunu söyledi.

Ceylan şöyle konuştu: ''ABD'de muhakkak ki çoğunluk, ticari sinemaya daha yakın, her ülkede olduğu gibi. Ama farklı bir sinema arayışı içinde olan, farklı bir duyarlılık peşinde koşan, hayatın farklı boyutlarını merak eden bir kitle her yerde var, bu Amerika'da belki de diğer yerlerden daha fazla hatta. Burada da beklediğim gibi bu bahsettiğim kitle filme daha çok ilgi gösteriyor.''

New York'a daha önce de 3-4 kez geldiğini söyleyen Ceylan, New York'a ilk gelişinde siyah-beyaz film satın aldığını, o dönemde siyah beyaz filmin Türkiye'de bulunmadığını anlattı.

New York Film Festivalinde daha önce de filmlerinin gösterildiğini belirten Ceylan, içinde yarışma olmayan bu festivalin oldukça özel ve önemli bir festival olduğunu ve gösterim için sadece 25 kadar film seçtiğini, festivalin dünya sinemasından en seçkin örnekleri seçtiğini iddia ettiğini ifade etti.

'MADEM BU GÖREV BİZE VERİLDİ...'

Filmin 4 Ocak'ta New York'ta vizyona gireceğini de bildiren Ceylan, filmin ABD'de tanıtımı için de bu festivalin önemli olduğunu, bu arada talep eden Amerikan basın organlarına röportajlar verdiğini de anlattı.

Ceylan, New York'ta film çekmeyi hiç düşünüp düşünmediğini sorulması üzerine ise ''Yurt dışında film çekmeye çok sıcak bakmıyorum, çünkü sinemacının malzemesi detaylardır, mimiklerdir, bir kültürün detaylarını iyi bilmeniz gerekir, iyi bilmediğim yerde çekmeyi tercih etmem'' diye konuştu.

Filminin Oscar aday adayı olmasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Ceylan,''Türkiye'de Oscar çok önem verilen bir şey. Biz de madem bu görev verildi bize elimizden geleni yapacağız tabii'' dedi.

'BU FESTİVALDEKİ EN İYİ FİLM'

New York Film Festivali Program Direktörü Richard Pena da gazetecilerin soruları üzerine yaptığı açıklamada, ''Bir Zamanlar Anadolu'da'' filminin festivalde büyük ilgi gördüğünü, filmi önceden izleyen basın mensuplarının gelip kendisine ''Bu festivaldeki en iyi film'' dediklerini anlattı.

''Gerçekten çok harika bir film'' diye konuşan Pena, bazı gazetecilerin filmi çok beğendikleri için bu gece filmi bir kez daha izlemeye geldiğini söyledi. Eleştirmenlerden de film severlerden de çok iyi tepkiler aldıklarını vurgulayan Pena, ''Film New York'ta gösterilmeye başlayınca büyük bir başarı kazanacağını umuyorum'' diye konuştu.

Pena, Nisan 2012'de ''The Walter Reade'' sinema salonunda 1940'lardan bugünlere Türk sinemasından 30 kadar filmin de gösterileceğini bildirerek, ''Tabii bu zengin Türk sinemasının küçük bir bölümünü oluşturacak, ama bu zengin sinemanın tarihini Amerikalı sinemaseverlere tanıştırmış olacağız'' diye konuştu.

09 Ekim 2011

Bir Süper Yıldız daha kaydı

  Muzaffer Tema

Türk sinemasının Süper jönü Muzaffer Tema, Çeşme Ege Kent Sitesi’ndeki yazlığında hayata veda etti.

92 yaşındaki Muzaffer Tema, bu sabah (Salı) saat 09.15’te evinde hayatını kaybetti.

Eşi İnci Tema, ünlü aktörün geçen hafta Pazar günü beyin enfarktüsü geçirdiğini ve solunum yetmezliği çeken Tema için doktorların fazla ümitli konuşmadığını belirtti.

DHA'nın haberine göre; aktörün huzur içinde yaşama veda ettiğini belirten İnci Tema, “Çeşme’de gömülmek istiyordu ve Belediye Başkanı Faik Tütüncüoğlu’ndan mezar yeri istemişti. Son dakikalarında elimi tuttu ve ’Seni seviyorum’ diyerek hayata veda etti. Son ana kadar bilinci yerindeydi" diye konuştu.

Tema, ünlü aktörün cenazesini 5 yıldır yaşadığı Çeşme’de defnetmek istediklerini belirtti.

1919 yılında İstanbul’da doğan Muzaffer Tema, İstanbul Belediye Konservatuvarı’ndan mezun oldu. Ankara Devlet Konservatuvarı ve Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası’nda görev yapan Tema, 1949 yılında “Uçuruma Doğruö filmi ile sinema kariyerine başladı. 1959 yılında bir süreliğine ABD’ye giden Tema, sinemada yeni yüzlerin ortaya çıkmaya başlamasıyla karakter rollerinin vazgeçilmez ismi oldu. “Kanun Namına, İngiliz Kemal Lawrence’a karşı, Buruk Acı, Damga, Seninle Düştüm Dile, Fakir Gencin Romanı, Kahveci Güzeli, Posta Güvercini, Kırık Merdiven, Milyonerin Kızı onun unutulmaz filmleri arasında yeraldı. Tema, dört filmde yapımcı oldu, bir filmde yönetmenlik, bir filmde de senaristlik yaptı. Tema, toplam 146 filmde rol aldı.

TÜRKİYE'Yİ HOLLYWOOD'TA TEMSİL EDEN İLK TÜRK

Türk sinemasının ilk romantik jönü, ilk erkek starı Muzaffer Tema bir dönem Marilyn Monroe, Zsa Zsa Gabor gibi dünya starlarının gözdesi idi.

Türk sinemasında başarılara imza atan ve hızla yükselen yıldızına rağmen birdenbire Amerika'ya gitmeye, Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye karar verdi. Amerikaya ayak basar basmaz Paramount Film Stüdyosunun Newyork ofisine başvurdu ve bir gün katıldığı bir kokteylde prodüktör Sukuras'la tanıştırıldı. Ayağının tozuyla hızla girdiği Hollywood’da Türkiye'de de gösterilen iki filmde oynar. 'Certain Smile' (Acı Tebessüm), 'Twelve to the Moon' (Aya Giden 12 Adam).

ZSA ZSA GABOR İLE YAŞANAN AŞK

Los Angeles'ta, Cumhuriyet Balosu'nda tanıştığı Zsa Zsa Gabor ile kısa süreli bir aşk yaşayan Tema Hollywood hayalini gerçekleştirmeye başladı ve kendini bir anda Gary Grand, Gary Cooper, Robert Mitchum, Marilyn Monroe gibi dünya starları arasında buldu. Burada 2,5 sene kalan ünlü aktör babasının vefatı nedeniyle Türkiye'ye döndü.

AY'A GİDEN İLK TÜRK

Muzaffer Tema'nın Hollywood'taki macerasına sığdırdığı 2 filmden biri olan 'Aya Giden 12 Adam' ile Ay’a ilk adımını attı. 1959 yapımı Aya Giden 12 Adam filmiyle Colombia Pictures'ın yapımcılığını üstlendiği David Bradley'in yönettiği filmde 12 farklı milletten astronotun Ay'a seyahati konu ediliyordu. Tema ise 12 astronot arasında Dr. Selim Hamid'i canlandırmış, Ay’a ilk adım atan astronotlardan biriydi. Böylece Neil Armstrong’tan tam 10 yıl önce bir Türk Ay’a ilk adımını atmıştı.

04 Ekim 2011

Bir Zamanlar Anadolu’da, Oscar aday adayı

  Bir Zamanlar Anadolu’da

Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmi Oscar aday adayı oldu.

Nuri Bilge Ceylan'ın "Bir Zamanlar Anadolu'da" filmi Oscar aday adayı oldu.

Ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın ''Bir Zamanlar Anadolu'da” isimli filmi Oscar ödüllerinde ''En İyi Yabancı Film'' kategorisinde aday adayı oldu.

Sanatsal Etkinlikler Komisyonu Başkanı İsmail Güneş, yaptığı yazılı açıklamada, komisyonu oluşturan örgütlerinin temsilcilerinden oluşan jürinin bugün 84. Akademi Ödülleri'nde ''En İyi Yabancı Film'' kategorisinde yarışacak filmi seçmek üzere toplandığını bildirdi.

Güneş, 84. Akademi Ödülleri'ne başvuran ''Çınar Ağacı'', ''Kavşak'', ''Gölgeler ve Suretler'', ''Bir Zamanlar Anadolu'da'', ''Hayde Bre'', ''Çoğunluk'', ''Bizim Büyük Çaresizliğimiz'' isimli filmlerden yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı ''Bir Zamanlar Anadolu'da/Once Upon a Time in Anatolia'' filmini, Türkiye'yi 84. Akademi Ödülleri'nde temsil etmesine oy birliği ile karar verildiğini belirtti.

Sanatsal Etkinlikler Komisyonu jürisi tarafından Oscar'a aday adayı gösterilen film, bu aşamadan sonra ''En İyi Yabancı Film'' kategorisine girmek için yarışacak.

Jüride, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Ülger, Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden Yılmaz Atadeniz, Sinema ve Televizyon Eser Sahipleri Meslek Birliğinden Semih Kaplanoğlu, Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliğinden Yüksel Aksu, Film Yönetmenleri Derneğinden Reyis Çelik, Belgesel Sinemacılar Birliğinden Hakan Aytekin, Sinema ve Televizyon Yazarları Derneğinden Gül Dirican, Sinema Emekçileri Sendikasından Sinan Güngör, Sinema Oyuncuları Meslek Birliğinden Meltem Cumbul yer aldı.

CANNES ÖDÜLLÜ

Nuri Bilge Ceylan'ın yönettiği ''Bir Zamanlar Anadolu'da'' adlı filmde, Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel ile Fırat Tanış rol aldı. Filmin senaryosunu Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan ve Ercan Kesal ile birlikte yazdı.

64. Cannes Film Festivali'nde ''Jüri Büyük Ödülü''nü kazanan, Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde Türkiye prömiyerini gerçekleştiren ve Hamburg Film Festivali'nde gösterilecek 3 Türk filminden biri olan ''Bir Zamanlar Anadolu'da''nın konusu şöyle:

''Kasabalarda hayat, bozkırın ortasında sürdürülen yolculuklara benzer. Her tepenin ardında 'yeni ve farklı bir şey' çıkacakmış duygusu ama her zaman birbirine benzeyen, incelen, kıvrılan, kaybolan veya uzayan tek düze yollar.''

CEYLAN: ÇOK SEVİNDİRİCİ

Filmin senaristlerinden Ebru Ceylan, aday adaylığını NTV’ye değerlendirdi.

Ceylan, şunları söyledi: “Haberi sizden aldık. Çok sevindirici bir olay. Çok onure edici bir durum. Yoğun bir süreç bizi bekliyor, yapmamız gereken bazı işlemler var. Çok çok küçük bir ihtimal.”

Geçtiğimiz hafta vizyona giren film, Cannes Film Festivali'nde "Juri Büyük Ödülü" kazanmıştı.

Video İzle!

01 Ekim. 2011

Mel Gibson Yine Yahudilerin tepkisini çekti

  Mel Gibson

Hollywood'un ünlü Avustralya asıllı aktör ve yönetmeni Mel Gibson, şimdi de yeni film projesiyle Yahudilerin tepkisini çekti.

2004 yılında çevirdiği 'The Passion of the Christ' filmiyle dünya genelinden Yahudilerin tepkisini çeken ve bugüne kadar herhangi bir özür açıklamasında da bulunmayan aktör, yeni film projesinde Yunanlılara karşı Yahudi isyanını başlatan ''Judah Maccabee''nin (Yehuda Makabi) hayatını sinemeya taşımayı planlıyor.

Mel Gibson'un çekeceği filme Yahudilerin tepki gösterme nedeni, Hannukah bayramının doğuşuna neden olan kutsal liderlerinin hayatını anlatacak filmi kendisinin çekmesi ve başrolünde de oynaması ihtimali...

Tepkileriden ilki, Hollywood Reporter'a kouşan etkili Yahudi kuruluşlarından olan New York merkezli Anti-Defamation League’in (ADL) başkanı Abraham Foxman'dan geldi. Foxman; ''Judah Maccabee daha iyisini hakediyor. Maccabee Yahudi halkı için özel olarak ve genel olarak da dünyada dini özgürlük için mücadele eden herkesin kahramanı. Onun hikayesinin, başkalarının dini inançlarına saygısı olmayan biri tarafından aktarılması gülünç olur'' ifadelerini kullandı.

Sözkonusu film projesinden dolayı Yahudi kuruluşları, sadece Mel Gibson değil, aynı zamanda, projenin ortağı olan Temel İçgüdü (Basic Instinct) filminin yazarı Joe Eszterhas ve projeyi gerçekleştirecek Warner Bross film şirketine de tepkililer.

New York'ta da bir şubesi olan, Los Angeles'taki Simon Wiesenthal Tolerance Müzesi’nin (Hoşgörü Müzezi) müdürü Haham Marvin Heir de, tepkisini, ''Gibson’u Judah Maccabee filmine yönetmen yapmak, Bernard Madoff’u Sermaye Piyasası Kurulu'na (SEC) başkan yapmak gibidir'' açıklamasıyla gösterdi. (Nasdaq Borsası eski başkanı Yahudi asıllı Madoff, çoğunluğu Yahudi olmak üzere binlerce yatırımcının 65 milyar dolarını dolandırmıştı.)

Tepkilerin ardından görüşleri sorulan Gibson, konuşmaktan kaçındı.

10 Eylül 2011

Venedik'te Al Pacino’ya onur ödülü

Al Pacino’ya onur ödülü

Venedik Film Festivali’nde onur ödülü İtalyan asıllı ünlü aktör ve yönetmen Al Pacino’ya verildi.

Bu yıl 68'incisi düzenlenen festivalin gala gecesinde Jaeger-LeCoultre Onur Ödülü çağdaş sinema sanatına yaptığı hizmetlerden ötürü Al Pacino'ya verildi. Festivalde ayrıca ünlü aktörün rol alıp yönettiği “Wild Salome” adlı film de gösterildi.

Oscar Wilde'ın eserinden

Film, İrlandalı yazar Oscar Wilde'ın Salome adlı eserinden esinlenerek hazırlanmış. Orijinali Fransızca olan trajedi, Musevi kral Hirodes'in üvey kızı Salome'ye olan takıntısını konu alıyor. Al Pacino filmde Kral Hirodes'i canlandırırken, Salome rolünde aktrist Jessica Chastain var.

Festivali takip eden gazeteciler dün 71 yaşındaki aktöre gelecekte ne gibi hedefleri olduğunu sormuş; Al Pacino bu sorulara "Geleceğim mi? Hiçbir fikrim yok" yanıtını vermişti.

5 Eylül 2011

Sinema Dünyasında Gözler Venedik'te

Tehlikeli Yöntem, Venedik Film Festivali

Venedik Film Festivali  

Dünyanın en eski film festivali olan Venedik Film Festivali, ünlü Hollywood yıldızı George Clooney'nin son yönetmenlik deneyimi olan "The Ides of March" adlı filmin ilk dünya gösterimi ile başladı. Festival dolayısıyla yıldızlar Venedik'e akın etti.

Dünyanın en eski film festivali olan Venedik Film Festivali, ünlü Hollywood yıldızı George Clooney'nin son yönetmenlik deneyimi olan "The Ides of March" adlı filmin ilk dünya gösterimi ile başladı.

Ünlü yıldızları ağırlayan festivalin konukları arasında Madonna, Al Pacino, Colin Firth, Keira Knightley, Matthew McConaughey, Kate Winslet, Matt Damon, Jude Law ve Gwyneth Paltrow yer alıyor.

Festival için dünyanın dört bir yanından bağımsız film yapımcıları, oyuncular ve paparazziler Venedik'e geldi.

  yönetmen Darren Aronofsky

George Clooney'nin politik drama filmi, 10 Eylül'de sahibini bulacak Altın Aslan ödülü için yarışan 23 filmden biri. Venedik jürisinin başkanlığını, "Black Swan" adlı filmiyle geçen yılki Oscar ödüllerinde büyük başarı kazanan Amerikalı yönetmen Darren Aronofsky yapacak.

Venedik Festivali'nde toplamda 66 film ilk kez görücüye çıkacak.

4 Eylül 2011

Batman Superman aynı filmde

  batman, superman
Batman Superman logo  

Çizgi roman ve sinema sitelerinin forumlarını son günlerde meşgul eden haberlere göre, Warner Bros Batman ve Superman’i aynı filmde buluşturmak için çalışmalara başladı.

Screen Rant sitesinde yayınlanan habere göre, Batman'e hayat veren Christian Bale ve Superman’i canlandıran Henry Cavill, süper kahramanların ikisinin birden yer aldığı bir senaryoda boy gösterecek.

Haberde, yönetmen Wolfgang Petersen’ın benzer bir projeye 10 yıl önce başlamasına rağmen kahramanların ‘Batman Begins’ ve Superman Returns’ gibi kendi filmlerinde rol almaları nedeniyle, projenin bir türlü gerçekleşemediğine yer verildi.

Diğer taraftan, son Batman filmi ‘The Dark Night Rises’tan sonra süper kahraman rolünden çekileceğine kesin gözüyle bakılan Christian Bale’in böyle bir filme sıcak bakmayabileceği konuşuluyor.

Bununla birlikte, Christopher Nolan’ın iki kahramanın filmlerinde de (‘Batman’ için yönetmen, prodüktör, senarist olarak ve ‘Man of Steel’ için prodüktör, senarist olarak) çalışması bir ortak çalışma ihtimalini arttırıyor.

Daha önce ‘Justice League’ ile Warner Bros bütün süper kahramanları bir araya toplamayı denemişti. Marvel ise kendi süper kahramnalarını gelecek yıl ise gösterime girecek ‘The Avengers’ta topladı.

17 Ağustos 2011

Madonna'nın filmi Venedik Film Festivali'nde

  Madonna'nın filmi Venedik Film Festivali'nde

Madonna’nın yönetmenliğini üstlendiği ve İngiltere Kralı 8. Edward’ın Amerikalı dul Wallis Simpson ile yaşadığı romantik ilişkiyi konu alan “W.E.” adlı filmin dünya prömiyeri Venedik Film Festivali’nde yapılacak.

İSTANBUL - Ünlü şarkıcının yönetmenlik çabalarının ikincisi olan film, 31 Ağustos’ta başlayacak, 10 Eylül’de sona erecek olan festivalin yarışmalı bölümüne katılmıyor.

Madonna’nın, hem yönetmenliğini üstlendiği hem de Alek Keshishian ile senaryosunu yazdığı filmde Abbie Cornish, Richard Coyle, Oscar Isaac gibi ünlü yıldızlar bulunuyor.

HALUK BİLGİNER DE KADRODA

Filmin oyuncu kadrosunda sanatçı Haluk Bilginer de yer alıyor. Bilginer, Madonna’nın filminde, Prenses Diana’nın sevgilisi Mısırlı işadamı Dodi El Fayed’in babası Muhammed El Fayed’i canlandırıyor.

İLK FİLMİ BEĞENİLMEMİŞTİ

Madonna ilk yönetmenlik denemesini 2008’de “Filth and Wisdom” ile yapmıştı. Eugene Hütz, Holly Weston, Vicky McClure ve Richard E. Grant’in rol aldığı film, ilk kez 13 Şubat 2008’de Uluslararası Berlin Film Festivali’nde gösterilmişti. Film sinema eleştirmenleri tarafından beğenilmemişti.

30 Temmuz 2011

Üç boyutlu Şirinler beyazperdede

Şirinler 3-d, video

Tüm dünyada sevilerek izlenen çizgi dizi Şirinler'in (The Smurfs) üç boyutlu filminin tanıtımı Amerika Birleşik Devletleri'nde yapıldı.

26 temmuz 2011

Video İzle

'Zorba' Filminin Yönetmeni Mihalis Kakoyannis Öldü

Mihalis Kakoyannis, zorba filminin yönetmeni  

 

Zorba filminin yönetmeni Yunan sinema ustası Mihalis Kakoyannis 89 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Kıbrıs doğumlu Kakoyannis, bir süredir kalp ve solunum yetmezliğinden rahatsızdı.

Avukat olmak üzere gönderildiği Londra’da sinema ve tiyatroya ilgi duyan Yunan yönetmen, kariyerine İngiliz yayın kuruluşu BBC’de başladı. 1954 yılında ilk filmini yöneten Kakoyannis, iki yıl sonra Melina Merküri’nin başrolünü oynadığı Stella adlı filmle ödül aldı.

1964 yılında Anthony Quinn’in başrolünü oynadığı Zorba adlı filmi Kakoyannis’e En İyi Yönetmen Oscar’ı kazandırmıştı.

25 Temmuz 2011

Harry Potter'ın Son Filmi Gişe Rekoru Kırdı

 
 

 

Amerika’da bu haftasonu gösterime giren “Harry Potter and Deathly Hallows” filminin ikincisi rekor gişe hasılatı yaptı.

 

Gösterime girdiği ilk haftasonunda 168 milyon dolar hasılat yapan film, “The Dark Knight” adlı Batman filminin rekorunu elinden almış oldu.

Harry Potter serisinin sonuncusu olan filmin uluslararası gişe hasılatının ise 475 milyon doları bulduğu bildiriliyor.

J. K. Rowling’in 7 kitaplık serisini konu alan Harry Potter filmleri gişe hasılatı açısından hep başarılı bir çizgi sürdürdü.

Bu sekizinci ve son filmle birlikte, Harry Potter serisinin bugüne kadarki hasılatı toplam 7 milyar doları buldu.

17 Temmuz 2011

Efsane dizi Dallas geri dönüyor

  Dallas'ın yeni Kadrosu

 

 

 

 

Dallas'ın yeni Kadrosu

'Kötü adam' J.R. - Larry Hagman  

Dallas dizisi yeniden ekrana geliyor. Dizinin unutulmaz karakterleri J.R., Bobby, Sue Ellen'i canlandıran Larry Hagman, Patrick Duffy ve Linda Gray yeni bölümlerde de oynayacak.

'Kötü adam' J.R. yine işbaşında!

33 yıl önce başlayan ve dünyanın dört bir tarafından milyonlarca hayranı olan Dallas dizisi ekranlara geri dönüyor. Bugüne kadar 357 bölümü yayınlanan dizi, Ewing ailesinin büyük oğlu J.R.’ın sinsi gülüşüyle özdeşleşmişti. TNT Amerikan televizyon kanalının yayınlayacağı on yeni bölümde J.R. Ewing’i yine 80 yaşındaki Larry Hagman oynayacak.

Dallas dizisi ilk kez 1978 yılında yayınlanmış ve 1991'de de ekranlara veda etmişti. Dünya genelinde 70 ülkede izlendi. Diziye Larry Hagman’ın rolü için yüksek ücretler talep etmesi nedeniyle son verildiği söyleniyor. J.R. Ewing rolündeki Larry Hagman, Dallas dizisinin bugüne kadar çekilen 357 bölümünde de rol alan tek oyuncusu. Hagman ve J.R.'ın kardeşini oynayan 62 yaşındaki Patrick Duffy, dizinin pek çok bölümünde kamera arkasına geçerek yönetmenlik de yaptılar.

Artık çocukların sözü geçiyor

  Dallas dizisinin eski kadrosu

Dallas’ın planlanan yeni on bölümü, 2012 yazında ekranlarda izlenebilecek. Teksaslı petrol zengini Ewing ailesinin yaşadığı ünlü 'Southfork Çitliği'nde artık J.R’ın oğlu John Ross’un sözü geçecek. John Ross’u 29 yaşındaki Josh Henderson, Bobby’nin üvey oğlu Christopher’ı da 32 yaşındaki Jesse Metcalfe canlandıracak. Yine dizinin en önemli karakterlerinden biri olan Sue Ellen rolünü bugün 71 yaşında olan Linda Gray oynamaya devam edecek.

Dallas’ın 21 Kasım 1980’de yayınlanan bölümü ABD'de izlenme rekoru kırmıştı. Herkese kötülük yapan J.R’ı kimin vurduğunu görmek için Amerikan CBS televizyonunu 83 milyon kişi izledi. Bu rekoru daha sonra bir tek yine CBS’te yayınlanan MASH dizisinin son bölümü kırabildi.

12/07/2011

Woody Allen'in Son Filmi: "Paris'te Geceyarısı"

Midnight in Paris  

Woody Allen, son filmi ‘Midnight in Paris’te mazide kalan bir dönemin baş döndürücü cazibesini anlatıyor. Ünlü yönetmen kusursuz görünümlü Paris’i beyazperdeye aktarırken aynı zamanda bu kentte yüzyıllardır devam eden bir hikayeyi de izleyenlere aktarıyor.

Amerikalı senarist Gil ve nişanlısı Inez romantik bir gezi için Paris’e gidiyor. Gil Inez’e sırılsıklam aşık, ancak ikisi de farklı dünyaların insanları. Gil Paris’te Bohem hayatı sürüp roman yazmak istiyor. Sosyal statü ve parayı seven maddiyatçı Inez ise aşırı muhafazakar ailesine çok bağlı.

Gil ve Inez’le birlikte Paris’e Inez’in ailesi de geliyor. Inez’in babası bir iş anlaşması yapmayı planlıyor. Inez ve Gil arasındaki ilişki giderek bozulmaya başlıyor. Inez’in üniversiteden eski bir arkadaşı ve arkadaşının Sorbonne’da profesör olan ukala nişanlısı Paul’le buluşması, ilişkiyi daha da gerginleştiriyor. Gil, Paul’den bıktığı için artık yalnız kalmak istiyor. Paris’in eski sokaklarında dolaşırken saat geceyarısını vuruyor. Gil aniden 1920‘lere zaman yolculuğuna çıkıyor. Bir partide Pablo Picasso, Salvador Dali ve Ernest Hemingway’le tanışıyor. Ve bu kez gerçek anlamda aşık oluyor. Aşık olduğu Picasso’nun metresi Adriana’yı Marion Cotillard oynuyor. Gil her gece tılsımlı bir geçmişe gidiyor, her sabahsa 21‘inci yüzyılda uyanıyor.

Woody Allen bu masalsı öyküyü komedi unsurlarıyla akıllıca süslerken izleyicilere büyülü bir Paris’e yaşatıyor.

Allen, ”Paris’i duygusal açıdan göstermek, kent hakkında hissettiklerimi aktarmak istedim. Gerçekleri yansıtmak önemli değildi. Sadece Paris’i kendi bakış açımdan anlattım,” diye konuşuyor. Allen, zamanın en önemli entellektüel kişiliklerini yansıtmak için filmde birçok ünlü isme yer veriyor. Salvador Dali’yi oynayan Adrian Brody bunlardan biri.

Ünlü oyuncu, ”Dali’yi oynamayı ilk kez kabul ettim. Farklı yapımlarda Dali’yi canlandırmam için teklif gelmişti. Dali’nin hayatından çok kısa bir kesiti canlandırmam gerekiyordu. Ben de epey araştırma yaptıktan sonra bu rolü üstlendim,” diyor.

Fransa’nın First Lady’si Carla Bruni’nin de filmde bir müze rehberi olarak küçük bir rolü var.

Paris gibi Allen’in filmi de büyüleyici. Ancak Paris’in anlatımı, filmdeki yüzeysel diyaloglarla uyumlu değil. Gil’i oynayan Owen Wilson Woody Allen’in tarzını o kadar çok taklit ediyor ki izleyicinin dikkati dağılıyor, Woody Allen’in gençliğini izliyormuş gibi bir duyguya kapılıyor. Inez’i canlandıran Rachel McAdams’ın oyunculuğuysa çok abartılı. Komik sahneler filme renk katsa da “Paris’te Geceyarısı” Allen’ın diğer yapıtları gibi klasikleşecek bir film olma özelliğinden uzak.

10 Temmuz 2011

Türk Filmleri Hollywood Yapımlarını Geride Bıraktı

Geçtiğimiz günlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü'nden yapılan bir açıklama yıllardır tartışılan bir konuyu, Türk sineması ve Türk filmlerinin Amerikan sinema sektörünün ezici ağırlığı karşısındaki durumunu tekrar gündeme getirdi.

Açıklamaya göre 147 yerli ve yabancı filmin vizyona girdiği son sezonda Türk filmleri Hollywood'un dev bütçeli yapımlarını geride bırakmıştı.

Amerika'nın Sesi, "Hollywood'un Türk sinema seyircisi üzerindeki etkisi kırılıyor mu?" sorusunu Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Başkanı ve film eleştirmeni Tunca Arslan'a yöneltti.

'Hollywood Filmlerinin Giderek Düşen Bir Grafiği Var'

Arslan, son yıllarda yerli yapımların Hollywood yapımları karşısında sayısal bir üstünlüğünün olduğunu vurguluyor. "Hollywood ürünlerinin giderek düşen bir grafiği var" diyen Arslan bir başka noktaya da dikkati çekiyor. O da bir yandan sinema seyircisi sayısının düşüyor olması. Yani seyirciler Türk filmlerini daha çok tercih ediyor ancak sinemaya giden seyirci sayısı düşüşte.

'Türk Sineması Dibe Vurmuştu'

80'lerden 90'ların ortasına kadar geçen dönemde Türk sinemasının dibe vurduğunu söylüyen SİYAD Başkanı Arslan, Şerif Göğen'in "Amerikalı" filmiyle birlikte bir artışın görüldüğünü daha sonra "Eşkiya" ve "Babam ve Oğlum" gibi filmlerle Türk sinemasının bir ulusal sinema olarak atak yapmaya başladığını düşünüyor.

Arslan, "Dünyada diğer ülke sinemalarıyla kıyaslanamayacak kadar farklı" diye niteliyor Türk sinemasını ve Türkiye'de şu anda "Neo-Yeşilçam" dönemi yaşandığını söylüyor.

Tabii Tunca Arslan, Türk sinemasının Hollywood karşısındaki seyirci sayısı üstünlüğüne rağmen, dev bütçeli ve reklam kapasitesi yüksek, sanatsal filmlere de çok yatırım yapan Hollywood'la dünyada yarışmasının şu an için mümkün olmadığını söylemeyi de ihmal etmiyor.

29 Haziran 2011

İki günde 66 milyon $ Hasılatıyla ''Thor'' filmi gişeleri sarsıyor

  Natalie Portman

Natalie Portman

thor filmi  

Kenneth Branagh'ın yönetmenliğini yaptığı film, ABD'de 6 Mayıs'ta gösterime girdi. ABD ve Kanada'da sadece hafta sonunda elde ettiği 66 milyon dolarlık hasılat ile gösterimde olan filmler arasında ilk sıraya yerleşti.

Hafta sonu sadece Amerikan sinemalarında değil dünya sinemalarında da ''Thor'' rüzgarı esti. ABD dışındaki ülkelerde bir hafta önce gösterime giren filmin toplam hasılatı şimdiden 240 milyon doları geçti.

Paramount'un yeni bir Marvel karakterini beyazperdeye taşıdığı 3 boyutlu filmde ''Thor'' karakterini Star Trek filminden tanıdığımız Avusturyalı genç aktör Chris Hemswort canlandırıyor. Filmin diğer başrol oyuncuları ise pek tanınmamış bir sima olan Tom Hiddleston'ın yanı sıra Oscar ödüllü sanatçılar Anthony Hopkins ve Natalie Portman.

 

Kibirli bir savaşçı iken insanlığın kurtarıcısı olur

Chris Hemsworth  

Chris Hemsworth

İskandinav mitolojisinin en önemli tanrılarından biri olan Thor, Anthony Hopkins'in canlandırdığı babası Odin tarafından, bazı entrikalar yaptığı gerekçesi ile fantastik Asgard diyarından Dünya'ya sürgün edilir. Kibirli bir savaşçı olan Thor, insanlar arasında yaşamaya mecbur bırakılarak gerçek bir kahraman olmanın gerektirdiklerini öğrenecektir. Dünyalılar arasında gerçek kimliğini gizlemeye çalışan Thor, Mjolnir isimli çekicinin yardımı ile insanlığın kurtarıcısı olur.

Thor karakteri, aynı zamanda filmin de senaristlerinden biri olan ABD'li çizgi roman yazarı Stan Lee'nin kaleminden çıkma. İskandinav mitolojisinin efsanelerine dayalı çizgi romanlar ABD'de neredeyse 50 yıldır büyük merakla takip ediliyordu. Bu epik efsaneleri filme uyarlama fikri ilk olarak 1990'lı yıllarda doğmuştu. Söylentilere göre, Mark Protosevich'in kaleminden çıkan ilk senaryo versiyonunun prodüksiyon masrafları 300 milyon doları bulduğu için uzun bir süre senaryo üzerinde çalışılması gerekti. 2008 yılında da Shakespeare film uyarlamaları ile meşhur ve aynı zamanda ünlü bir İngiliz aktörü olan Kenneth Branagh, reji koltuğuna getirildi.

09/05/2011

Üç Boyutlu Seks ve Zen, Hong Kong'da Avatar'ı geçti

 

Dünyanın ilk üç boyutlu erotik filmi olarak tanıtılan Çin filmi Seks ve Zen, Hong Kong'da gösterime girer girmez Avatar'ın gişe rekorunu kırdı.

Çinli yetkililer, filmin gösterimini erotik içeriğinden dolayı ana karada yasakladı, fakat filmin farklı bir idareye sahip olan Hong Kong'da gösterime girmesi önünde bir engel bulunmuyor.

Muhabirler, çok sayıda Çinlinin bizzat Seks ve Zen'i görmek için Hong Kong'a gittiğini bildiriyor.

Film eleştirmenleri, 17'inci yüzyıldan kalma bir erotik hikayeye dayanan senaryonun sinema ödülleri kazanmasını beklemediklerini, fakat seyirciyi sinema salonlarına çekmekteki başarısının gişe hasılatından açıkça belli olduğunu söylüyor.

Yönetmen James Cameron'ın gişe rekorları kıran üç boyutlu filmi Avatar, gösterime girdiği ilk gün 2,63 milyon Hong Kong doları kazanmıştı. Seks ve Zen'in açılış günündeki hasılatı 2,78 milyon Hong Kong doları oldu.

Çin ana karasında her türlü erotik film sansürlendiği için Hong Kong'da vizyona giren Seks ve Zen'i görmek isteyenlere, seyahat acentaları özel gezi programları düzenliyor.

Hong Kong'lu yetkililer, seyircilerin hemen hemen yarısının Çin'in diğer bölgelerinden gelen ziyaretçiler olduğunu söyleyerek, Seks ve Zen'in yerel ekonomiye katkısından memnuniyetlerini dile getiriyorlar.

Aslında Seks ve Zen'in hikayesi bundan daha önce de sinemaya uyarlanmış, fakat 1991 yılında Hong Kong'da çekilen ilk film aynı etkiyi yaratmamıştı.

Bu sefer erotik sahnelerin üç boyutlu çekilmiş olmasının seyircilerde merak uyandırdığı anlaşılıyor.

 

Yüzyıllar öncesinde geçen hikayenin konusu, cinsel yönden aradığını bulamayan Çinli bir düşünürün, dost olduğu bir adamın hareminde kendini kaybedişiyle ilgili.

Filmde başrolleri, iki Japon porno yıldızı Hara Saori ve Suo Yukiko ile Hong Kong sinemasının erotik oyuncusu Vonnie Liu paylaşıyor.

Çekimleri Hong Kong'da gerçekleştirilen Seks ve Zen'deki çıplak vücut ve yatak sahneleri hiçbir pornografik ayrıntı içermiyor.

Prodüksiyonu 3 buçuk milyon Amerikan dolarına malolan film, Hong Kong haricinde geçen hafta sonu gösterime girdiği Tayvan'da sinema salonlarını dolduruyor.

21 NİSAN 2011

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya