hazer.tv - ana sayfa

 

 Sağlık

Aktüel

Yaşam

Din

Sağlık

Rejim

Cinsel sağlık

Sinema

Sanat

Moda

Fashion

Resim Şov

Video

Resim İndir

Sağlık Haber ve Araştırmaları-3

AMERIKADA ÜCRETSİZ TEŞHİS Arı Sütü Nedir? EHEC H1N1 Domuz Gribi

 

Önceki sayfalar:

Tüberküloz can almaya devam ediyor

 

Tüberkülozlu bir akciğer röntgen filmi

Tüberkülozun tedavisi oldukça kolay olmasına rağmen her yıl iki milyon tüberküloz hastası ilaçsızlıktan ölüyor. 24 Mart Dünya Tüberküloz ile Mücadele Günü kapsamında bu tehlikeli hastalığa dikkat çekilmek isteniyor.

Tüberküloz, tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen, çağımızda hâlâ milyonlarca kişinin ölümüne neden oluyor. Aslında dünya nüfusunun üçte biri tüberküloza yol açan mikrobu vücudunda taşıyor. Koch basili olarak da bilinen bu bakteri özellikle akciğerlere yerleşiyor ve oradan tüm vücuda dağılıyor. Ancak vücutta tüberküloz bakterisinin taşınması kişinin mutlaka hasta olacağı anlamına gelmiyor, zira bu hastalık özellikle vücut direnci daha düşük olan kişileri etkiliyor. Almanya’nın Leipzig kentinde bulunan Robert-Koch Kliniği’nde akciğer uzmanı olarak görev yapan Dr. Adrian Gillisen, tüberkülozun ‘yoksul hastalığı’ olarak  nitelendirilebileceğine dikkat çekiyor:“Tüberküloz, her zaman zor dönemlerin ve yoksulların hastalığı oldu. Çünkü yetersiz beslenme ve bakımsızlık gibi sorunlar yaşayan yoksulların bu hastalığa yakalanma olasılığı daha fazla.”

Mikroskop altında tüberküloz mikrobu Ölçek: 700/1

 

Mikroskop altında tüberküloz mikrobu Ölçek: 700/1

Tüberkülozlu bir akciğer röntgen filmi

Tüberkülozlu bir akciğer röntgen filmi

Yoksul ülkelerde tedavi zor

Her yıl on milyon kişi tüberküloza yakalanıyor, iki milyon kişi de hastalık yüzünden hayatını kaybediyor. Özellikle Afrika'da, Güney ve Doğu Asya’da ve Doğu Avrupa’da tüberküloz kurbanlarının sayısı daha fazla. Tüberküloz ilaçları, özellikle antibiyotikler hastalıkla mücadelede önemli rol oynuyor. Şayet bu ilaçlar düzenli olarak alınır ve zamanından önce bırakılmazsa, tüberküloz hastası ilaç tedavisiyle iyileşiyor. Ancak hastalığın tam olarak tedavi edilebilmesi için farklı ilaçlardan oluşan bir kombinasyonun en az altı ay kullanılması, hatta şikâyetler azaldıktan sonra bile ilaçların bırakılmaması gerekiyor. Ne var ki özellikle yoksul ülkelerde etkin ilaç tedavisi uygulamak zor. Zira bu ülkelerde yeterli miktarda ilaç yok, piyasadaki ilaçlarsa pahalı. Bu nedenle, yoksul ülkelerdeki verem hastaları kendilerini iyi hisseder hissetmez ilaç kullanmayı bırakıyor. Dr. Adrian Gillisen, bunun hastalığın daha kuvvetli biçimde nüksetmesine ve bakterilerin ilaca karşı bağışıklık kazanmasına yol açtığını söylüyor. Uzman, “En başta dört daha sonra ise iki ilaçtan oluşan tedavi, düzenli olarak sürdürülmez ve ilaçlar uzun süre kullanılmazsa tüberküloza yol açan bakteriler ilaçlara direnç kazanıyor. Bu nedenle eski Sovyet ülkeleri gibi yoksul ülkelerde ilaca dirençli bakteriler türedi, çünkü oralarda tedavi usulüne göre uygulanmadı" diye konuşuyor.

Tedavi sürdürülmezse direnç artıyor

İlaca dirençli bakterilerin sayısı giderek artıyor. İşin kötü yanı, etken maddeleri ilaçlara aşırı direnç gösteren enfeksiyon hastalıkların tedavisi pek mümkün değil. Bu nedenle uzmanların umudu, tüberkülozun aşı ile önlenmesinde. Berlin’deki Max-Planck Enfeksiyon Biyolojisi Enstitüsü Yöneticisi Stefan Kaufmann konuyu şöyle açıklıyor: “Bu hastalık ancak aşı ile tamamen kontrol altına alınabilir.

 

Araştırmalarımız sonucunda, enfeksiyon hastalıklarının sadece ilaçlarla yok edilemeyeceğini öğrendik.”

Aşı arayışı

Aslında 80 yıldır tüberkülozun aşısı var. Ancak Dünya Sağlık Örgütü bu aşının kullanılmasını tavsiye etmiyor. Zira hastalığın oluşmasına engel olmayan bu aşının çok sayıda da yan etkisi var. Enfeksiyon biyoloğu Stefan Kaufmann, aşı araştırmalarında ilerleme kaydedildiğini belirtiyor. Dokuz yeni aşının klinik araştırma safhasında olduğunu söyleyen uzman, doğru aşının geliştirilebilmesi için zamana ihtiyaç olduğunu vurguluyor ve “Çalışmaların gösterdiği seyirden memnunuz. Ancak tüberkülozda sabırlı olmanız lazım. Tüberküloz aşısın geliştirip geliştiremeyeceğimiz 5 ila 10 yılda belli olacak" diyor.

25/03/2010

Obama Sağlık Reformu Yasasını İmzaladı

 

Başkan Barack Obama, Temsilciler Meclisinde Pazar günü kabul edilen sağlık reformu yasasını imzaladı.

Obama Beyaz Saray’daki imza töreninde yaptığı konuşmada küçük işletmelere vergi indirimi gibi bazı reformların hemen yürürlüğe gireceğini belirtti.

Obama, sigorta şirketlerinin hasta kişi ve çocukları sigortalamayı reddetmesinin yasaklanacağını da söyledi.

Başkan Yardımcısı Joe Biden, Senato ve Temsilciler Meclisi liderlerinin katıldığı imza törenini “tarihi bir gün” olarak tanımladı.

Yasa, 32 milyon sigortasız Amerikalıya sağlık sigortası sağlanmasını öngörüyor. 940 milyar dolara mal olacak reform, sigorta şirketlerinin primlere aşırı zam yapmalarını da önlüyor.

Sağlık reformu yasasının kabulü, sağlık reformunu iç siyasi gündemin birinci sırasına oturtan Başkan Obama için büyük bir zafer sayılıyor.

Amerika’da sağlık sigortası sisteminde büyük değişiklik yapan tasarı Pazar akşamı geç saatlerde Temsilciler Meclisi’nden 212’ye karşı 219 oyla geçti. 

Cumhuriyetçi Partililerin tümü ve 34 Demokrat Partili üye tasarıya ‘hayır’ oyu verdi.

23/03/2010 VOA

Evde, Masa başında, Ofiste yapılabilecek basit hareketler:

 

El bilekleri için:

Sol kolunuzu öne uzatın. Sağ eliniz ile sol parmaklarınıza her iki yönde germe hareketleri yaptırın. Önce parmakları geriye doğru gerip, 10’a kadar sayın sonra gevşetin. Bu hareketi 2 kez tekrarlayın. Aynı hareketleri öteki elinizle yapın. El bileklerinizi, içe doğru 8 kez çevirin ve hareketi ters yönde tekrarlayın.

Omuzlar için:

Omuzlarınıza önden arkaya doğru rotasyon hareketi yaptırın. Yani omuzlarınızı önce öne, sonra yukarı, sonra da geriye doğru hareket ettirin. Bu hareketi 8 kere yapın. Aynı hareketi arkadan öne doğru tekrar edin. Sağ elinizi sol omzunuza koyun. Sağ dirseğiniz yukarıda ve yere paralel konumda dururken; sol eliniz ile sağ dirseğinizi geriye doğru itip, germe hareketi yapın. Bu pozisyonda 10’a kadar sayın. Diğer omzunuzu da aynı şekilde gerin. Bu hareketi 2 kere tekrar edin.

Göğüs ve sırt için:

Ayakta durun. Ellerinizi kalçalarınızın üzerine koyun. Her iki kolunuzu arkada birleştirmek istermişçesine geriye doğru çekin. Bu pozisyonda 10’a kadar sayın. Omuzlarınızı olabildiğince öne itin. Sonra normal pozisyona dönün. Daha sonra omuzlarınızı olabildiğince geriye itin. Bu egzersizi 8 kere uygulayın.

Ayak bilekleri için:

Otururken: Her iki topuğunuzu yerden kaldırın. Ayak bileklerinizi içe doğru çevirin. Bu hareketi 8 kere yapın. Daha sonra hareketi ters yönde yapın; yani ayak bileklerinizi dışa doğru çevirerek, hareketi uygulayın.

Ayakta: Masa ve sandalyeden destek alın. Tek ayak üstünde durun. Yere bastığınız ayağınızın topuğunu yerden kaldırın. Ayak bileğinizi içe doğru çevirip, gövdenize doğru çekin. Sonra pedala basar gibi ayak bileğinizi ileri itin. Bu hareketi 8 kere yapın.

Bel için:

Ayaklarınız omuz genişliğinde açık olacak şekilde iken ayakta durun. Dizlerinizi hafifçe bükün. Kollarınız bükülü iken gövdenizin üst kısmını sağa doğru çevirin. Sonra aynı hareketi sol tarafa doru yapın. Bu hareketi 4 kez tekrarlayın. Egzersizi, ayakta veya otururken de yapabilirsiniz. Oturuyorsanız sırtınızı sandalyeye, ayakta iseniz duvara yaslayın. Ayakta iseniz dizlerinizi hafifçe bükün. Gözleriniz tam karşıya bakarken, sağ elinizi bacağınızın üzerine koyun; sol kolunuzu yukarı uzatın ve gövdenizi yavaşça sağa doğru eğin. Bu pozisyonda 10’a kadar sayın. Yavaşça ilk pozisyona dönün. Hareketi ters tarafa doğru tekrarlayın. Bu egzersizi 2 kere uygulayın.

Sırt için:

Sandalyeye dik oturun. Sandalyenin kenarlarından tutarken, önce sağ dizinizi sonra sol dizinizi yukarı kaldırın. Bu hareketi 4’er kere yapın. Sandalyenin arkasına geçin ve tutunun. Sağ dizinizi olabildiğince yukarı kaldırın. Başlangıç pozisyonuna dönün, sonra sağ bacağınızı tamamen geriye itin. Bu egzersizi 8 kere uygulayın. Oturur pozisyonda iken, yavaşça sandalyenin arkasına yaslanın. Kollarınızı iyice yukarı ve geriye doğru uzatın ve gerinin. Bacaklarınızın önde ve düz, ayaklarınızın ise yerde olmasına dikkat edin.

18/03/2010-Dr. Burcu Söylemez

Yanlış kolesterol tedavisi öldürebiliyor

 

Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre, doktorlar kalp rahatsızlıkları bulunan hastaların sadece yarısına kolesterol konusunda doğru tavsiyede bulunabiliyor. Bu da kalp krizi ve inme riskini artırıyor.

Alman araştırmacılara göre, eğer doktorlar kolesterolü azaltma konusunda doğru rehberlik edebilseydi geçen 10 yıl içinde, her 1000 hastadan 50 ya da 80’inin kalp krizi, inme veya diğer kalp hastalıkları nedeniyle ölümleri engellenebilirdi.

Yüksek kalp rahatsızlığı bulunan hastalara genellikle "statin" denilen kolesterolü azaltıcı ilaçlar yazılıyor. Almanya’da 25 binden fazla hasta üzerinde yapılan çalışmayı yürüten Heribert Schunkert ise her hastada ne kadar kolesterolün düşürülmesi gerektiği konusundaki kuralların çok karmaşık olabildiğini belirtiyor.

Almanya'nın Lübeck kentindeki Schleswig Holstein Üniversite Hastanesi’nde görevli olan Schunkert, doktorların sıklıkla, özellikle de kadın hastalarda, riskleri teşhis etme ve doğru hedefleri koyma konusunda başarısız olduklarını öne sürdü.

Kalp rahatsızlıkları

Kalp rahatsızlıkları Avrupa, ABD ve diğer sanayileşmiş ülkelerde kadın ve erkeklerin bir numaralı ölüm nedeni. Kandaki yüksek kolesterol da bunda büyük bir rol oynuyor.

"Kötü kolesterol" adı verilen düşük yoğunluklu "lipoprotein (LDL)", kanda proteinler üzerinde taşınan yağlı bir madde. Yüksek LDL oranının ilaç, diyet ve hayat tarzındaki diğer değişikliklerle azaltılması, kalp krizi ya da inmeyi önlemeye çalışmak açısında önemli bir adım.

Yarı yarıya doğru teşhis

Genellikle hastanın kalp krizi riski ne kadar yüksekse kolesterol seviyesinin de o kadar düşük olması tavsiye ediliyor, ancak risk seviyesinin saptanması bazen zor olabiliyor.

Almanya’da 25 bin 250 hasta ve 907 doktor üzerindeki çalışma, erkek hastaların yüzde 55’ine, kadın hastaların da yüzde 49’una doğru LDL hedeflerinin verildiğini ortaya koydu.

Benzer verilerin diğer Avrupa ülkeleri ya da dünya genelinde de bulunabileceğini belirten Schunkert, İtalya’da da benzer verilerin kaydedildiğini söyledi.

11/03/2010

Avatar Gibi Üç Boyutlu Filmler Göze Zararlı

Avatar gişe rekorları kırmaya devam ederken sinema sektörünün önde gelenleri, üç boyutlu filmlerle televizyon programlarının artacağını tahmin ediyor. Ancak üç boyutlu film ve televizyon programı izlemenin sağlığa zararlı etkileri olması söz konusu. 

Avatar gibi üç boyutlu filmler, sinemaseverlerden büyük ilgi görüyor.

Bilim kurgu türünün en iyi örneklerinden biri sayılan Avatar, en iyi dram ve en iyi yönetmen dallarında Altın Küre ödülü aldı. 

Ancak Berkeley’deki California Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre üç boyutlu filmler gözü yoruyor. 

Yakın nesnelere baktığımızda gözlerimiz birbirine yaklaşır. Uzağa baktığımızdaysa bunun tam tersi olur. 

California Üniversitesi optometri profesörü Martin Banks’e göre, aynı anda yakın ve uzağa odaklanmayı gerektiren üç boyutlu görüntüler gözün doğasına aykırı.  

Bu duruma “görüş uyumu zıtlaşması” deniyor. 

Banks, “Gözlerinizi yakındaki görüntüye yoğunlaştırmanız gerekirken uzaktaki görüntülere de odaklanıyorsunuz. Şu şekilde gözünüzü, normal hareketlerine aykırı çalışmaya zorluyorsunuz.” diyor.

Bu durum baş ağrısına ve bulanık görmeye neden oluyor. 

Martin, “Beyinle göz arasında yıllar boyunca oluşan ikili ilişkiyi bozuyorsunuz. Bu durum göz yorgunluğuna sebep oluyor.” diyor.

Banks, gençlerin daha büyük risk altında olduğu görüşünde: 

“50’li ve 60’lı yaşlarda gözün odaklanmasına ilişkin kaygılar azalıyor. Ancak çocuklar ve gençler için sorun daha ciddi.” 

Banks, film yapımcılarına bu kaygıları aktardığını, yapımcıların bazı değişiklikler yapmaya istekli olduğunu söylüyor:

“Sinema sektörü, üç boyutlu filmlerle ilgili sorunlar hakkında oldukça bilgili.” 

Banks, bazı ayarlamalar sorunu azaltsa da tamamen çözmeyeceğini söylüyor. 

Uzmanlar, üç boyutlu televizyon yayınlarının 5 yıl içinde çok büyük bir eğilim haline geleceğini tahmin ediyor. 27/02/2010

Kansere karşı doğal mucize

 

Doğal besinlerin çeşitli hastalık ve sağlık sorunlarına karşı etkisi yüzyıllardır bilinen bir gerçek. Son araştırmalar ise bazı yiyeceklerin kanserle aktif bir şekilde savaşarak kanser hücrelerini yok ettiğini gösteriyor

Amerikalı bilim insanları, çeşitli yiyeceklerin kansere karşı etkisini mercek altına aldı. Massachusetts merkezli Angiogenesis Vakfı'nın araştırmasında özellikle kırmızı şarap ve bitter çikolatanın kanser hücreleri ile aktif bir şekilde savaştığı ve hücrelerin çoğalmasını engellediği belirtiliyor. Araştırmaya göre kırmızı üzüm, bitter çikolata, yaban mersini, sarımsak, soya ve çeşitli çaylar vücudu beslemekle kalmıyor, aynı zamanda kanser hücrelerinin mukavemetini kırabiliyor.

Üç öğün kemoterapi

Angiogenesis Vakfı Başkanı araştırmacı William Li besin maddelerini kanserle mücadeledeki etkilerine göre sınıflandırdıklarını belirterek, belirli kimyasal maddeleri içeren besinlerin, tümörlere kan akışını keserek yok olmasına yol açtığını kaydetti. “Yediklerimiz günde üç öğün kemoterapi anlamına geliyor” diyen Li, Harvard Tıp Fakültesi'nin yaptığı bir araştırmaya da atıfta bulundu. Bu araştırma, haftada birkaç kez pişmiş domates yiyen erkeklerde prostat kanserine yakalanma riskinin yüzde 30 ila 50 oranında azaldığını ortaya koyuyordu. William Li, “Etrafımızda sürekli bir tıbbî devrim yaşanıyor. Eğer bulgularımızda haklıysak bunun tüketici bilincinde, gıda üretimi, halk sağlığı ve hatta sigorta sisteminde etkileri olabilir” diye konuştu.

'En az ilaç kadar etkili'

Kanser hücrelerine kan akışının kesilmesi temeline dayalı olarak piyasada on kadar ilaç bulunuyor. Yapılan araştırmada piyasada ruhsatlı ilaçlarla, maydanoz, şaraplık üzüm, üzümsü taneli meyveler ve diğer besin maddelerinin etkisi karşılaştırıldı. Araştırmacılar besin maddelerinin kansere karşı en az ilaçlar kadar etkili olduğu bulgusuna ulaştı. Besin maddelerinin birlikte alınması durumunda etkinin daha da güçlendiği görüldü.William Li, herkesin pahalı kanser ilaçlarını alacak parası olmadığına dikkat çekerek, beslenmeye dayalı tedavinin pek çok insan için tek çözüm yolu olabileceğini vurguladı.

Mucize besinler yağı da eritiyor

Araştırmaya göre kanserle savaşan besinlerin bir başka özelliği daha var: Vücuttaki yağı eritmeleri. Yağ tabakası, var olabilmek için kan akışına muhtaç olduğundan sözkonusu besinlerin içerdiği kan akışını etkileyen maddeler yağın erimesine yol açıyor. Yapılan testler, genetik olarak tombul farelerin normal fare boyutuna inebildiğini gösteriyor. 12/02/2010 DW

Meşrubat tüketiminde kanser riski

 

Araştırmacıların henüz kesin tedavisini geliştiremediği hastalıkların başında gelen
kanserin oluşumunda etkili olan faktörlere bir başkası daha eklendi.
Fazla meşrubat tüketiminin de kanser riskini artırdığı saptandı.

Meşrubatlara ilişkin araştırmanın sonuçları, "Cancer Epidemiology, Biomarkers and Prevention" dergisinde yayımlandı.

Araştırmada, 14 yıl boyunca Singapur’da 60 binden fazla kişiye ait çeşitli veriler, yeme-içme alışkanlıklarıyla karşılaştırıldı.

Araştırma, haftada en az iki kez meşrubat içenlerde pankreas kanserine yakalanma riskinin çok daha fazla olduğunu ortaya koydu. Pankreas kanseri en öldürücü kanser türleri arasında sayılıyor.

Uzmanlar, meşrubatlardaki yüksek seviyedeki şekerin vücutta insülini artırdığını, söz konusu faktörün pankreas kanser hücrelerinin oluşumuna katkıda bulunduğuna dikkat çektiler.

Meşrubatlar kanser riskini artırırken düzenli meyve suyu tüketiminin benzer bir etkiye yol açmadığı belirtildi. 09/02/2010 DW

Teröristlerin yeni silahı botoks

 

Kadınların güzelleşmek için büyük rağbet gösterdiği botoks, bugünlerde ABD güvenlik güçlerini fazlasıyla endişelendiriyor. Teröristlerin botoksu bir silah olarak kullanmayı planladıkları belirtiliyor.

Kırk yıl düşünülse, kimsenin aklına gelmeyecek bir fikir teröristlerin aklına gelirse ne olur? Örneğin herkesin güzelleşme aracı olarak gördüğü botoksu bir silah olarak kullanma fikri gibi... Hem üretmesi kolay hem de internet üzerinden, Çek Cumhuriyeti, Çin ya da başka bir ülkedeki yasadışı bir laboratuardan kolaylıkla temin edilebilen bir madde olan botoksun terörist amaçlar doğrultusunda kullanılma ihtimali, özellikle Amerikan güvenlik birimlerini bugünlerde kara kara düşündürüyor. 

 

Botoks ve güzellik

Botoks, alındaki ya da göz kenarındaki kırışıklıkların giderilmesi gibi çok farklı alanlarda kullanılabiliyor. Yani güzelleşmek ve genç görünmek için son yıllarda giderek artan oranda kullanılan bir madde. Bilimsel bir şekilde ifade etmek gerekirse, clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir toksin. Sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin salınımını engelleyip, sinirler ile sinirlerin ulaştığı organlar arasındaki iletimi durdurarak etkisini gösteriyor.

Sinir iletiminin durması, sinirin ulaştığı organın işlevlerinin azalmasını ya da tamamen kaybolmasını sağlıyor. Botoks’un etki mekanizmasından tıpta birçok alanda yararlanılıyor. Plastik cerrahi alanında ise genellikle mimik kaslarının hareketleri ile ortaya çıkan yüzdeki çizgilenmeleri azaltmak ve aşırı terleyen bölgelerdeki terlemeyi azaltmak amacı ile kullanılıyor.

 

Teröristler için yeni araç

Ancak Amerikan "Washington Post" gazetesine göre teröristler, bu toksinden bir insanı öldürmeye yetecek kadar zehir elde ederek, botoksu kötü emelleri için etkili bir silah olarak kullanmak istiyor. Halihazırda dünya genelinde, sekiz işletme clostridium botulinum bakterisinden botoks toksini üretme lisansına sahip.

Ancak asıl tehlike yasa dışı laboratuarlardan kaynaklanıyor. Piyasada rağbet gören ve kâr getiren hemen herşey gibi botoksun da korsan üretimi giderek yaygınlaşıyor. Yetkililer, bu durumun farkına ilk kez 2006 yılında Doğu Avrupa pazarının, alın kırışıklıklarını giderici maddelerle dolup taştığında farkına vardı. ABD’li uzmanların görüşüne göre, her üniversite mezunu biyolog, 2 bin dolarlık bir donanımla botoksun ana maddesini üretebilir -ki çoğu merdiven altı laboratuarın, nakit ödeme karşılığı bu ürünleri satmaya hazır olduğu belirtiliyor.

İçme suyuna karıştırılabiliyor

 

Teröristler için iki olasılık ortaya çıkıyor. İlki, yasadışı üretim ve karaborsada satış yaparak para kazanabilirler. Günümüzde hayli revaçta olan bu kozmetik ürününün daha uzun yıllar boyunca büyük oranda kâr edilmesi kuvvetle muhtemel. İkinci olasılık ise biraz daha tehlikeli. Teröristler, bu zehri yoğunlaştırılmış bir şekilde üreterek, bir terör saldırısında kullanabilirler.

Bu toksinlerin yoğunlaştırılmış halinin bir gramı, binlerce kişiyi öldürebilir. ABD, Irak ve eski Sovyetler Birliği, geçmişte, botoksu savaş maddesi olarak kullanabilmek için deneyler yapmışlardı. Ancak üretime son verildi, çünkü bir bomba içinde kullanıma uygun değildi. Ancak karışım, içme suyu ya da gıda maddelerinde çok farklı bir etki gösteriyor. 2001 yılında terör örgütü El Kaide’ye ait bir el kitabında, örgütün, sinirleri etkileyen bu maddeyi kullanmayı planladığı ortaya çıkarılmıştı.

Washington’da resmî olarak bu konuda kimse bir açıklama yapmak istemiyor. Bu nedenle Washington Post da kaynaklarının adını vermekten kaçınıyor. Haber kaynakları, yasa dışı yollardan üretilen ve karaborsada ticareti yapılan bu zehrin oranı hakkında kesin bir bilgi sahibi olmadıklarını kaydediyor. Bir Washington Post editörü, “İstihbarat birimlerinden elde ettiğimiz veriler ışığında, El Kaide’nin, ABD’ye bir gıda arzından söz ettiğini biliyoruz“ diyor ve ekliyor: "Bu nedenle, El Kaide’nin gelecekte nereye saldıracağı konusunda endişelenmek için ortada güçlü bir neden var."

 27/01/2010

Tuza dikkat

 

Tuz

Yemeklere tat veren tuz, göründüğü kadar masum değil. Uzmanlara göre, günlük tuz tüketiminin azaltılması, her yıl binlerce hayat kurtarabilir.

“New England Journal Medicine” adlı tıp dergisine açıklamalarda bulunan Amerikalı uzmanlar, vücuda alınan tuz miktarının azaltılmasının pek çok hastalığa yakalanma riskini azalttığını belirtti.

Kaliforniya Üniversitesi'nden Dr. Kirsten Bibbings-Domingo, günlük tuz tüketiminin üç gram azaltılması yoluyla yılda 44 bin ila 92 bin ölüm vakasının önüne geçebileceğini savundu.

Hangi hastalıklara "katkı" sağlıyor?

Araştırmacılar, tuz tüketiminin azaltılması halinde, kronik kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, kalp krizi ve beyin kanaması gibi hastalıklara yakalanma riskinin de azalacağını iddia etti. Amerikalı uzmanlar bu küçük önlemle, kronik kalp rahatsızlıklarının yılda 60 bin ila 120 bin arasında azalacağı, 54 bin ila 99 bin arasında daha az sayıda kalp krizi görüleceği ve beyin kanaması vakalarında da 32 bin ila 66 bin azalma olabileceğine dikkat çekti. Böylelikle, Amerikan sağlık sisteminin de yılda milyonlarca dolar tasarruf edebileceği belirtildi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde kadınlar ortalama 7,3 gram tuz tüketirken erkelerde bu miktar 10,4 grama çıkıyor. Almanya’da ise tuz tüketimi ABD'ye oranla daha düşük. Almanya’da erkekler günde ortalama 8 gram tuz tüketirken, kadınlar ise çeşitli besinlerden günde ortalama 6 gr. tuz alıyor. Almanya Beslenme Enstitüsü DGE, günde 6 gramdan fazla tuz tüketilmemesini tavsiye ediyor.

Günde 3.8 gram tuz

En çok tuz içeren yiyecekler ise hazır ürünler ve fast food gıdalar. Yüksek tuz tüketiminin tansiyonu yükselttiğine ve böylece kalp-damar rahatsızlıkları riskini artırdığını açıklayan Almanya Beslenme Enstitüsü, en makul seviyenin ise günde 3,8 gr.’lık tuz tüketimi olduğunu belirtiyor.

22/01/2010

Hedef, Finlandiya'da sigara kullanımını sıfıra indirmek.

 

İzmarit

Yasağın genişletilmesiyle sigara içmek iyice zorlaşacak

Finlandiya hükümeti sigara firmalarına savaş açtı.

Hedef, ülkede sigara kullanımını sıfıra indirmek.

Bunun için bütün yasalar sıkılaştırılıyor ve bundan böyle araçlarda sigara içimine yeni sınırlamalar getiriliyor, dükkanların, sigarayı görünür raflara dizmesi yasaklanıyor.

Yılların tiryakisi Helsinkili mimar Pekka Manner hükümetin sigara kullanımı konusunda bu kadar müdaheleci olmasını kabullenemiyor. "Korkarım giderek George Orwell'in tarif ettiği kontrol toplumuna daha çok benziyoruz." diyor.

Manner'ın evi, kendi deyişiyle "hiç bir suçluluk hissetmeden kendilerini zevk için öldürmeyi tercih eden" sigara tiryakisi dostlarının, mabedi gibi..

"Sigara içenlerle içmeyenler arasında bir tartışma yürütebilmek için hiç bir platform yok. Bence hükümet insanlara daha çok güvenmeli. İnsanlar birileri onlara yol göstermeden, gütmeden de, kendi kararlarını verebilir."

Hükümet kararlı

Fakat Finlandiya hükümeti bu görüşte değil.

Parlamentodan yakında fazla bir direnişle karşılaşmadan geçmesi beklenen yeni sigara karşıtı yasaların altına imza atan devlet bakanı İlkka Okksala, kısıtlamalar sayesinde hem bir çok insanın hayatının kurtarılacağını hem de sağlık bütçesinde büyük tasarruflar yapılmış olacağını söylüyor.

Okksala kararlı: "Bu ölümcül ürünü piyasaya sürerek kar sağlayan şirketlerle pazarlık yapılmayacak, ödün verilmeyecek."

"Amaç Finlandiya'da sigara kullanımını sıfıra indirmek" diyor. Bir kaç güçlü düşman edindiğinin de farkında.

Evet, Uluslararası sigara endüstrisinin hükümetimize bu yüzden baskı yapmaya çalıştığının da farkındayım. Ama eminim bu savaşı kazanan, sigara şirketleri olmayacak.

Helsinki Merkez Tren istasyonunun hemen önünde sıfırın altında soğukta paltolarının içine büzülmüş sigara içen Finler şimdiden toplum dışına itilmiş, bu mücadeleyi kaybetmiş görünüyor.

Dükkanlara konacak sigara sergileme yasağı yüzünden yakında sigaralarını gizlice almak zorunda kalacaklar.

Yanlarında 18 yaşından küçük biri varsa, kendi arabalarında da sigara içemeyecekler.

Bazıları müdahalenin bu kadarının fazla olduğunu, 'alkole bu kadar karışılmadığını' söylerken; bir diğeri "Herşey zarar onlara bakarsanız. Sigara, yağ, şeker.. hiç bir şey yiyemezsiniz. Onların sözüne uysanız bir günde ölürsünüz." diye ekliyor.

Şirketler rahatsız

Girişimden sigara şirketleri rahatsız.

Philip Morris Adalet Bakanlığına resmi bir şikayet başvurusu yaptı. Bu ay yanıt verilmesi gereken şikayetinde şirket, yeni kısıtlamaların emrivaki olduğunu ve Avrupa Birliği yasalarını ihlal ediyor olabileceğini söylüyor.

Şirketin halkla ilişkiler müdürü Anne Edwards, "sigara kullanımını tamamen engelleyemezsiniz" diyor.

İnsanlar gelecekte de sigara içmeye devam edecek ve bence burada ortaya daha önemli bir soru çıkıyor. Hükümet, vatandaşının bu sigarayı kimden almasını istiyor? Bizim gibi, yasalara uyan, düzgün şirketlerden mi, yoksa insanların yasaklar yüzünden sigara için karaborsacıların eline mi düşmesini istiyorlar?

Şimdi merak edilen, Finlandiya'nın izlediği radikal sigara karşıtı yöntemlerin başka hükümetler tarafından da benimsenip benimsenmeyeceği.

Olmaz dememek lazım. Daha bir kaç yıl önce insanlara lokantada sigara içemeyeceksiniz deseler herkes gülerdi.

Şimdi dünyanın bir çok ülkesinde kural bu. Finlandiya'daki sigara karşıtı kampanyanın danışmanları, başarının genç kuşakların gönlünü çelmekten ve tiryakileri bir suçluluk psikolojisi içine sokmaktan geçtiğini düşünüyorlar.

16/01/2010-Paul Henley-BBC Muhabiri, Helsinki, Finlandiya

Çıplak tarayıcılar sağlığa zararlı mı?

 

Havaalanlarına çıplak tarayıcı cihazları talebi tartışmaya yol açtı

Havaalanlarına çıplak tarayıcı cihazları talebi tartışmaya yol açtı

Amerika Birleşik Devletleri’ni hedef alan bir saldırı girişimi, dünya genelinde çıplak tarayıcı uygulamasını gündeme getirdi.

Uzmanlar, bu teknolojinin güvenliğe katkısını ve insan sağlığına etkilerini değerlendirdi.

"Gizli servisler, haber alma teşkilatları ve araştırmalar, terör saldırılarını önlemede ne kadar etkin?", "Uçakla bir yere gitmek ne kadar güvenli?", "Çıplak tarayıcılarla her türlü bombayı tespit etmek mümkün mü?" Soru listesi uzayıp gidiyor. Son günlerde uçağa binecek herkesi birtakım endişeler almış durumda.

"Çıplak tarayıcı tam olarak neleri görüntüleyebilir" sorusunu yönelttiğimiz Fraunhofer Enstitüsü Ultrasonik Görüntüleme ve Radar Teknolojileri Bölümü'nden Helmut Essen şu yanıtı veriyor: "Çıplak tarayıcılar kıyafetin altına gizlenmiş metal ve seramik malzemeler ile patlayıcıları algılayabilir. Ancak bu tarayıcıyla iç organların incelenmesi mümkün değil. Söz konusu yabancı maddenin deri ile giysiler arasında bulunması gerekiyor."

"Personelin işini kolaylaştıracak"

Ancak Essen, kağıt inceliğine getirilip vücuda sıkıca tutturulan plastik patlayıcıların, çıplak tarayıcılar tarafından tespit edilmesinin zorlaşacağı, böyle bir durumda ekrandaki görüntüde en fazla kontrast farklılıkları olacağı konusunda uyarıyor. Essen bu nedenle tarayıcının sadece güvenlik personelinin işini kolaylaştıracağı görüşünde… Böylece şüpheli bir görüntüyle karşılaşılması halinde, detaylı arama yapmak için bir gerekçe ortaya çıkacak. Essen şu an kullanılan teknolojiyle şüpheli durumları ayırt etmenin oldukça zor olduğunu, yaşanan yoğunluk nedeniyle güvenlik görevlilerinin dikkatinin vardiyalarının sonlarına doğru oldukça dağıldığını, bu nedenle de hata yapma olasılığının artığını belirtiyor.

Ancak Essen'a göre çıplak tarayıcılar tek başlarına yeterli değil. Bu teknolojinin güvenlik personelinin detaylı aramaları ve kimyasal maddeleri belirleyen kimyasal sensör teknolojisi gibi ek teknolojilerle desteklenmesi gerekiyor.

Sağlık açısından tehlike arz ediyor mu?

Çıplak tarayıcılarla ilgili en önemli tartışmalardan bir diğeriyse, insan sağlığını tehdit edip etmedikleri. Alman Radyasyondan Koruma Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Rolf Michel soruya şu yanıtı veriyor: "Elektromanyetik bir ışınım türü olan Terahertz dalgaları, röntgen ışınları kadar yüksek bir ışınıma sahip değil. Görülebilir ışık değerlerinin altında, yaklaşık 300 gigahertz ile 3 terahertz arasında bir dalga boyuna sahipler. Ancak bu ışınım şimdiye kadar teknik ve tıbbi alanda çok kısıtlı bir kullanım alanı buldu. Bu nedenle biyolojik etkileri konusunda çok az şey biliyoruz."

Michel ellerindeki verilerin çok kısıtlı olduğunu, Terahertz dalgaları ile ilgili bazı araştırmaların hücre boyutunda hiçbir etki tespit etmezken, İsrailli bir çalışma grubunun kromozom dağılımı sırasında lenfositlerde bozulmalar belirlediğini belirtiyor. Literatüre giren bu olay, henüz bağımsız başka bir grup tarafından doğrulanmamış. Michel'e göre konuyla ilgili araştırılması gereken çok fazla detay var. Michel ayrıca, çıplak tarayıcıların alışveriş merkezleri ve tiyatrolar gibi yerlerle de yaygınlaşması halinde, toplamda maruz kalınan ışınım miktarının da artacağı uyarısında bulunuyor.

Öte yandan Berlin Bilim Merkezi Kriz Araştırmaları Bölümü Başkanı Michael Zörn konunun etik bir boyutunun da olduğunu, bazı kişilerin inançları nedeniyle vücut hatlarının ve mahrem yerlerinin başkaları tarafından görüntülenmesini kabul etmeyeceğini kaydediyor.

09/01/2010 DW

Cilt beyazlatıcı kremlere dikkat

 

 

Batılılar bronzlaşmak için solaryuma giderken, Afrika ve Asya'da tam tersine açık ten moda. Beyazlaştırıcı kremler bu iki kıtada en çok satan kozmetik ürünler arasında. Ancak kremler çok tehlikeli sonuçlara yol açıyor.

 

Fransız dermatolog Hadi Sy Bizet, yaklaşık 20 yıldır cilt beyazlatıcı kremlere karşı mücadele veriyor. Dr. Bizet’ in Paris’teki muayenehanesine, yüzünde kara lekeler olan ya da birden sivilceler beliren kadınlar geliyor. Ciltteki bu sorunların büyük bölümü, beyazlatıcı kremlerin yan etkileri olarak ortaya çıkıyor. Khadi Sy Bizet, bu ürünlerin neden zararlı olduğunu şöyle açıklıyor: 

“İçinde tehlikeli maddeler var. Örneğin kortizonlu cilt beyazlatıcılar. Oysa kortizon bir ilaçtır ve asla güzelleşmek amacıyla kullanılan bir madde olmamıştır. Uzun süre kullanıldığında cildin üst tabakalarında tahribata yol açıyor. İşte doktorların ilaç olarak kortizonu kısa süreli kullanım için yazmaları da bu nedenledir. Afrikalılar ise kortizonu, cildin üst tabakasının tahribata uğraması ve bu yolla renginin açılması için kullanıyor. Kremlerin kana karışabildiğini unutuyorlar.”

 

Ak ten uğruna ölüm riski

Bizet, kortizon içeren ürünlerin uzun süre kullanılması halinde yüksek tansiyon, şeker hastalığı gibi rahatsızlıkların belirebileceğine de dikkat çekiyor. Cilt beyazlatıcı ürünlerin bazılarında da hidrokinon maddesi bulunuyor. Yine kremlerin uzun süreli kullanımında bu madde ciltte kızarıklık, yanma ve kaşınma yapıyor. Hidrokinonun tümörlere yol açtığından da şüphe ediliyor. Bazı beyazlatıcılarda bulunan cıva ise organları zedeliyor ve ölüme bile yol açabiliyor. 

Fildişi Sahilleri'nden Fransa'ya yerleşen dermatolog Khadi Sy Bizet, tüm bu zararlarına karşı Afrika'da pek çok kadının ten rengini beyazlatmak istemesini şöyle açıklıyor:

 “Hastalarımın arasında Malili üç iş kadını da var. Uzun süredir ciltlerini beyazlatıyorlar. Nihayetinde ilk ciddi sağlık sorunları başladı. Bana her gelişlerinde onlara bu tehlikeli beyazlatıcıları kullanmamalarını salık veriyorum ama her seferinde de aynı yanıtı alıyorum. Bana, Başkent Bamako’da başarılı iş kadını olarak tanındıklarını ve ciltlerini beyazlatmaktan vazgeçemeyeceklerini söylüyorlar. Çünkü o zaman insanlar işlerinin kötü gittiğini, beyazlatıcı krem satın almak için paralarının kalmadığını düşünürmüş. İtibarlarını kaybetmekten korkuyorlar. Bu modanın hangi boyuta ulaştığını görüyorsunuz: Açık renk ten, bir zenginlik sembolü.”  

 

Afrikalı kadınların yüzde 60’ı kullanıyor

Dermatolog Khadi Sy Bizet, Afrikalı kadınların yaklaşık yüzde 60'ının cilt beyazlatıcı ürünler kullandığını tahmin ediyor. Bizet, muayenehanesine gelen her beş hastadan birinin de beyazlatıcı krem kurbanı olduğunu söylüyor. Peki bu tehlikeli heves nereden geliyor:

  “1960’lı yıllarda Tina Turner, Diana Ross, Donna Summer gibi ilk Afro-Amerikan süper starlar ortaya çıktı. Siyah değil karamel renkli teni olan, düz saç peruk takan  kadınlar. Bu ilk büyük yıldızlarda melez kadın havası vardı. Onlar kendilerini ünlülerle özdeşleştiren Afrikalı kadınların güzellik ikonu oldu. Afrika’da ilk olarak cildinin rengini beyazlatmaya çalışan, Ganalı hayat kadınlarıydı. Amerika’daki ünlülere benzemek ve erkeklerin beğenisini kazanmak için her şeyi yaptılar.”    

 Fransa'da yaşayan Afrika kökenli kadınların yüzde 20'sinin cilt beyazlatıcı krem kullandığı tahmin ediliyor. Bu zararlı maddeler içeren maddeler Fransa'ya yasadışı yollardan sokuluyor. Tehlikenin farkında olan belediyeler aydınlatıcı kampanyalar düzenliyor.

 Doktor Bizet, bu tür kampanyalara Afrika ülkelerinde de ihtiyaç olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bugün herhangi bir Afrika ülkesinin başkentine gittiğinizde bir fenomen ile karşılaşacaksınız: Afrika’da güzellik kraliçesi kadar güzel denilen bayanlar hep cildini beyazlatmış olanlar.

09/01/2010DW

Çin'de süt ürününde yine melamin çıktı

 

Çinli bebekler

 

2008 yılında sekiz Çinli çocuk melaminli süt nedeniyle ölmüştü

Çin'de yetkililer Şangay kentinde, ürünlerine melamin adlı kimyasal maddenin karıştığı saptanan bir süt ürünleri tesisini mühürledi.

Tesisin üç yöneticisi de tutuklandı.

Melamin adlı sözkonusu kimyasal maddenin adı, 2008 yılındaki gıda güvenliği skandalında da geçmişti.

Şinhua haber ajansı, Şangay'daki Panda Süt Üretim Tesisi adlı işletmenin kapatılma nedeninin, imal edilen süt ürünlerinde "kabul edilemez seviyede melamin maddesi bulunması" olarak açıklandığını yazdı.

2008 yılında yapılan araştırmalarda, bazı imalatçıların, protein içeriğinin daha fazla olduğu görünümünü vermek için gıda ürünlerine sürekli olarak melamin maddesi eklediği ortaya çıkmıştı.

Çin'de iki yıl önce melaminli gıdalar tüketen en az sekiz çocuk ölmüştü.

Farklı imalatçıların ürettiği, süt içerikli bir dizi ürünü tüketen yüzbinlerce kişi de melamin nedeniyle hastalanmıştı.

Çinli yetkililer başlangıçta melamin skandalını örtbas etmeye çalışmakla suçlanmıştı.

Çin gıda sanayii de, standartları oturtamadığı ve ihlalleri zamanında yakalayamadığı için eleştiriliyor. 01/01/2010 BBC Türkçe

Çin'de zehirli süt tozu skandalı iki idamla sonuçlandı (24/11/2009)

Çin'de altı çocuğun ölümüyle ve 300 binden fazla çocuğun da hastalanmasıyla sonuçlanan zehirli süt tozu skandalına karışan iki kişi, idam edildi.

Zhang Yujun, kamu güvenliğini tehlikeye sokma, Geng Jinping de zehirli gıda üretip satma suçundan idam edildi.

Şinhua Haber Ajansı, Zhang Yujun'un, 2007 yılı Temmuz ayından 2008'in Ağustos ayına kadar 770 tondan fazla zehirli süt tozu sattığını yazdı.

Süt imalathanesi bulunan Geng Jinping de müflis Sanlu Grubu'na melaminli sütü sağlamaktan suçlu bulundu.

Sağlık skandalı

Sanlu, Eylül ayı ortalarında bu skandal patlak verene kadar Çin'in en büyük süt tozu satan firmasıydı.

Dava kapsamında toplam 21 kişi yargılandı ve bu iki kişi dışındakilerin tamamı, çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı.

Skandal, süt ürünlerinde protein testi yapan müfettişleri kandırmak ve karı artırmak amacıyla sütün sulandırılmasında melamin kullanıldığının anlaşılmasıyla patlak vermişti.

Normalde sanayide plastik ve gübre üretiminde kullanılan melamin, süt ürünündeki protein miktarını artırıyor ancak çeşitli böbrek sorunlarına yol açıyor.

Olay uluslararası toplumda tepkilere yol açarken, Çin'den bebek maması, süt ve süt ürünleri ithal eden ülkeler alımlarını durdurmuştu.

Morfin kanseri yayıyor

 

Morphine

 

Morfin kanser hastalarında ağrı kesici olarak kullanılıyor

ABD'de yapılan bir araştırmada, kanser tedavisinde ağrı kesici olarak kullanılan morfinin kanserli tümörlerin yayılmasına katkıda bulunabileceği sonucuna varıldı

Bilimadamları, morfinin tümörlere oksijen ve çeşitli besleyici maddeler taşıyan yeni kan damarlarının oluşumunu teşvik ettiğini belirtti.

Boston'daki Amerikan Kanser Araştırmaları Birliği'nin toplantısında yapılan sunumda, morfinin bu yan etkilerini engelleyen bir de ilaç bulunduğu kaydedildi.

Ancak İngiliz araştırmacılar kanser tedavisinde herhangi bir değişikliğe gidilmesinden önce daha fazla araştırma yapılması gerektiğini bildirdi.

Chicago Üniversitesi'nden Patrick Singleton, yaptıkları laboratuar testlerinde, morfinin tümörlere giden kan damarlarını güçlendirmesi dışında, kanserli hücrelerin başka dokuları işgal edip yayılmasını kolaylaştırdığı sonucuna vardıklarını söyledi.

Ancak Singleton, bu etkilerin Metilnaltrikson (MNTX) adlı bir ilaçla engellenebildiğini belirtti. Sözkonusu ilaç, 1980'lerde morfinin yol açtığı kabızlığın tedavisi için geliştirilmiş, ancak kısa bir süre önce onay almıştı.

İlacın morfinin ağrı kesici etkilerini engellemediği belirtiliyor.

Yüzde 90 azalma

Akciğer kanserli fareler üzerinde yapılan araştırmalarda MNTX'in morfinin tümör büyümesini teşvik eden etkilerini engellediği ve kanserli hücrelerin yayılmasını yüzde 90 oranında azalttığı ifade edildi.

Patrick Singleton, "Klinik testlerde de doğrulanırsa, kanser hastalarımızdaki anestezi sürecini değiştirebilir." dedi.

Singleton MNTX üzerindeki araştırmalara, anestezi uzmanı Jonathan Moss'un MNTX verilen kanser hastalarının tahmin edilenden daha uzun yaşadığını kaydetmesiyle başlandığını belirtti.

Ancak İngiliz bilimadamları, morfinin kanser tedavisindeki kullanım şeklini değiştirmek için daha çok erken olduğunu belirtiyor.

23/11/2009

AB’de sahte ilaç alarmı

 

Hastalık her yıl binlerce kişinin ölümüne neden oluyor

 

AB Komisyonu, son dönemde Avrupa’da sahte ilaçlarda büyük artış yaşandığı uyarısında bulundu. AB sınır kapılarında iki ay içinde

32 milyon sahte ilaç ele geçirildi.

 

AB'nin Sanayi'den Sorumlu Komiseri Günter Verheugen

 

AB'nin Sanayi'den Sorumlu Komiseri Günter Verheugen

AB Komisyonu, Avrupa sınırları içinde son dönemde sahte ilaçların sayısının ürkütücü boyuta ulaştığını duyurdu. AB'nin Sanayi'den Sorumlu Komiseri Günter Verheugen “Die Welt” gazetesine verdiği demecinde, “Son iki ayda AB sınır görevlilerinin yaptığı kontrollerde 32 milyon sahte hapın ele geçirildiğini ve bu miktarın bu yöndeki tüm tahminleri geride bıraktığını” söyledi. 

Ele geçirilen sahte ilaçların büyük bölümünü antibiyotik, kanser ve sıtma tedavisinde kullanılan ilaçlarla kolesterin düşürücü, ağrı kesici ve cinsel gücü artırıcı sahte Viagralar oluşturuyor.

“Katliama teşebbüs”

AB'nin Sanayi'den Sorumlu Komiseri Günter Verheugen, sahte ilaç üretimi ve ticaretinin “ağır suç” kapsamına girdiğini belirterek “bu katliama teşebbüstür” diye konuştu. Verheugen, bazı sahte ilaçların zararlı içerikleri olmasa bile, hastaların bu ilaçların kendilerini tedavi ettiklerini düşünmesi ve ihtiyaç duydukları asıl ilaçları alamaması nedeniyle ölebileceğini belirtti.

AB'de ilaçların daha sıkı denetimi isteniyor

 

AB'de ilaçların daha sıkı denetimi isteniyor

 

Sahte ilaçla mücadele

 

AB Komiseri Verheugen, sahte ilaçlardaki artışın son derece endişe verici boyutta olduğunu kaydederken, AB ülkelerinin gelecek yıl sahte ilaçla mücadele konusunda ortak bir formül bulcağına inandığını vurguladı. Verheugen sahte ilaçlarla mücadele önlemi olarak, AB sınırları içindeki ilaçların üretiminin başlangıç aşamasından satışına kadar izlenen yolun takip edilmesi ve daha sıkı kontrol edilmesini saydı. Verheugen bunun için de ilaç ambalajlarında güvenlik etiketleriyle barkot uygulamasına geçilebileceğini söyledi.

Verheugen ayrıca ilaç ambalajlarının satışından önce açılıp açılmadığının kontrol edilebilmesi için de paketlerin üzerinde bir güvenlik damgası yerleştirilebileceğini söyledi.

AB sınır kapılarında geçtiğimiz yıllarda da çok sayıda sahte ilaç ele geçirildi. 2008'de yapılan kontrollerde ele geçirilen sahte ilaçlar bir önceki yılın iki katı oranındaydı. İlaçlar Avrupa Birliği sınırları içinde en çok taklit edilen ve sahtesi üretilen üçüncü ürün grubunu oluşturuyor.

07/12/2009 DW

 

Nijerya'da

kolera kurbanları artıyor

Nijerya'da yaklaşık 3 ay önce başlayan kolera salgınında ölenlerin sayısı 169'a yükseldi.

Nijerya'nın kuzeyindeki üç eyalette 2008 Eylülünde baş gösteren kolera salgınında da yaklaşık 100 kişi ölmüştü.

04/11/2009

Yeni nesil babalar

Göçmen Türk erkeklerine yönelik düzenlenen "Gerçek babalar" adlı kurs, babalara çocukların gelişiminde sorumluluk almayı ve aile içindeki sorunların çözümüne aktif olarak katılmayı öğretmeyi amaçlıyor.

Çocuk yetiştirmek sadece kadının görevi midir? Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti'ndeki Herne'de yaşayan 14 Türk erkeğine göre hiç de öyle değil. Zira onlar "gerçek birer baba" olmaya çalışıyor.

Sosyal danışman olarak çalışan 34 yaşındaki Gürkan Uçan, "gerçek babalar" adlı projeyi bundan iki yıl önce hayata geçirdi. Uçan, göçmen aileleriyle yürüttüğü çalışmaların, kendisine böyle bir "babalık okulu"na ihtiyaç duyulduğunu gösterdiğini belirtiyor.

Ayda iki kez buluşuyorlar 

Kursa katılan babalar, çocuklarının eğitim-öğretim ve gelişiminde daha aktif rol oynamayı öğreniyor. Ancak ayda iki kez düzenlenen toplantılarda görüşülen konular sadece bununla sınırlı değil. Ergenlik çağı bunalımlarından, İslami değerlerin genç nesillere aktarılmasına kadar pek çok konu da babaların gündemini meşgul ediyor.

İlgi giderek artıyor

Uçan, kursun ve toplantıların babalar için çok yararlı olduğunu kaydediyor. Sosyal danışman, "Başlangıçta kursa gelen sadece dört baba vardı. Sayı sonradan yükseldi. Bu, babaların ailelerini desteklemek istediklerini gösteriyor. Bir problemleri olduğunda konuşabilecekleri bir topluluk olduğunu biliyorlar. Toplantıların dostluklara da vesile olması ayrıca güzel..." açıklamasını yapıyor.

Üç çocuk babası 42 yaşındaki Lokman Topuz, altı aydan uzun bir süredir kursa devam ediyor. Topuz kursa başladıktan sonra, çocuklarına karşı olan tutumunun tamamen değiştiğini belirterek, "Eskiden çok çabuk sinirlenirdim. Şimdi çocukların ne istediklerini, ne demeye çalıştıklarını anlamak için söylediklerini sonuna kadar dinliyorum. Önceden birbiri ardına soru sormaya başladıklarında, 'Beni artık rahat bırakın' diyordum. Şimdi sonuna kadar dinliyorum. Söylediklerinde haklılarsa, onlara hak veriyorum. Eğer haksız olduklarını düşünüyorsam, nedenini izah ediyorum. Büyük oğlum bana 'Baba artık daha sakin bir insan oldun farkında mısın?' diyor."

"Oğlumla arkadaş gibi olmalıyız"

Bazı babalarsa kursa, henüz evde sorunlarla karşılaşmadan, tedbir olarak katılıyor. 37 yaşındaki Mesut Özdarçın bunlardan biri. Oğlu henüz yedi yaşında olan Özdarçın, kendi babasıyla adeta arkadaş gibi olduklarını, oğluyla da bunu yakalamak istediğini, bu nedenle burada olduğunu söylüyor.

Gürkan Uçan, "Türk erkekleri konuya ilgisiz değiller, sadece motivasyona ve desteğe ihtiyaç duyuyorlar" yorumunu yapıyor. Uçan sözlerini şöyle sürdürüyor: "Göçmen kökenli babaların ya da ailelerin çocuk yetiştirilmesi ve gelişimi konularıyla ilgilenmediklerini söylemek doğru olmaz. Sadece, özellikle eğitim almamış kesimlerden gelenler, daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle birçok çocuk ailesinden yeterli yardımı göremediği için, daha ilkokuldayken başarısız oluyor."

Toplamda dokuz ay süren kurs, babaların çocuklarıyla birlikte verimli zaman geçirmelerini sağlayan, pedagojik destekli hafta sonu gezileri de içeriyor. Sosyal danışman Gürkan Uçan, "gerçek babalar"ın çocuklarıyla top oynadığını, tırmandığını, müzik yaptığını, kısacası çocuklarının hayatında "yer aldığını" belirtiyor.

12/12/2009 DW

Hafıza kaybının nedenleri

Yetişkinlerin beyinlerinin hafıza ve koku alma gibi işlevleri sürdürebilmelerinin, yeni beyin hücreleri üretmeye devam etmelerine bağlı olduğu, aksi halde hafızanın kısa sürede yok olduğu belirlendi.

 

Beyin

 

Hafıza kaynı beyin hücrelerinin yenilenmemesinden kaynaklanıyor

Japon bilim adamlarının bu konuda yaptığı araştırmayla ilgili makale, Nature Neuroscience adlı dergide yayımlandı.

Hafıza ve koku alma hücreleriyle ilgili yeni bulgular, felç geçiren insanların bazılarının beyinlerinin yeni hücre üretmeyi durdurması sonucu bazı yeteneklerini nasıl kaybettiklerinin ayrıntılarının öğrenilmesini sağlayabilecek.

Japon bilim adamları fareler üzerinde yaptıkları çalışmalarda, beynin kokuyla ilgili bölümündeki tüm hücrelerin hemen hemen tamamının, 1 yıl içerisinde yenilendiğini belirlediler.

Beynin hafızayla ilgili bölümünde de yeni beyin hücreleri belirlendi.

Yeni hücrelerin üretildiği, beyne zerk edilen floresanlı bir protein sayesinde saptandı.

Araştırmaya katılan bilimcilerden, Kyoto Üniversitesi Virüs Araştırmaları Enstitüsü mensubu Ryoichiro Kageyama, beynin yeni hücre üretmesini engellediklerinde ise farelerin daha önce öğrendikleri yolları ve saklanma yerlerini bir hafta içerisinde unuttuklarını belirtti.

Kageyama, "Bir hafta içerisinde hafızalarını tamamen kaybettiler" dedi.

Farelerin koku alma duyularının ise aylarca sürdüğünü belirten Kageyama, "Bu duyunun da tamamen yok olup olmadığını anlamak için zaman geçmesi gerekiyor" dedi.

'Sigara İçmeyenler Korunmalı'

Logo of the World Health Organization at WHO headquarters in Geneva

Dünya Sağlık Örgütü, sigara içmeyenlerin korunması gerektiğini açıkladı.

Örgüt, ikinci el sigara dumanının yılda 600 bin kişinin hayatına mal olduğunu bildirdi.

Yapılan açıklamada, kapsamlı sigara içme yasaklarına rağmen  geçen yıl dünya nüfusunun yalnızca yüzde 5 virgül 4’ünün korunabildiği kaydedildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün bulaşıcı olmayan hastalıklar ve ruh sağlığından sorumlu yetkilisi Ala Alwan, sigara dumanına maruz kalmanın yol açtığı hastalık ve ölümlerden korunmak için acilen harekete geçilmesi gerektiğini belirtti.

Örgüt ikinci el sigara dumanının, ölümlerin yanı sıra birçok sakatlık ve her yıl on milyarlarca dolarlık ekonomik kayba neden olduğunu da vurguladı.

2008 yılında Türkiye, Kolombiya, Guatemala, Mauritius, Panama, Zambiya ve Cibuti kamuya açık alanlarda sigara içilmesini yasakladı. Böylece sigara yasağı uygulanan ülke sayısı 17’ye yükseldi.

Ancak örgüt, halen dünyanın en kalabalık 100 kentinden yalnızca 22’sinde sigara yasaklarının yürürlükte olduğunu bildirdi. 09/12/2009

Kanserin gen haritası çıkarıldı

 

Akciğer kanseri hücreleri

 

Farklı hücre bozulmalarının farklı nedenleri tam olarak anlaşılacak

İngiltere'de bir grup bilim insanı en yaygın iki kanser türü olan, akciğer ve cilt kanserlerinin tam bir genetik haritasını çıkarmayı başardılar.

Bulgularını Nature adlı bilim dergisinde yayımlayan Wellcome Trust vakfından uzmanlar hücrelerin kanserli hale gelmesine yol açan binlerce mütasyon yani değişimi belgeliyor ve bazı durumlarda sebebi de saptayabiliyorlar.

Örneğin akciğer kanserinde, her onbeş sigara içildikçe bir mütasyonun meydana geldiği tahmin ediliyor.

Kanserlerin genetik yapısının çözümlenmesi gelecekte her bir hastaya en uygun özel tedavi biçimlerinin geliştirilmesinin yolunu açabilecek.

Ayrıca bu araştırma, tümörlerin kan tahlilleriyle çok daha erken saptanmasını da sağlayabilecek.

Şimdi dünyanın dört bir yanında aynı projenin parçası olarak kanser araştırmaları yapan uzmanlar insanlarda ortaya çıkan değişik kanser türlerinin genetik çözümlemesi üzerinde çalışıyorlar.

İngiltere'de göğüs kanseri, Japonya'da karaciğer ve Hindistan'da ağız kanseri inceleniyor.

Mide kanseri Çin'de, beyin, yumurtalık ve pankreas kanserleri ise ABD'de araştırılıyor.

Uluslararası Kanser Gen Konsorsiyumu bünyesinde biraraya gelen 10 ülkeden uzmanlar,bu zorlu ve dev projenin tamamlanmasının en az beş yıl süreceğini ve yüzbinlerce dolara malolacağını söylüyorlar.

Fakat bir kez tamamlandığında hastaların bunun yararlarını görmeye başlayacağını ekliyorlar.

İngiltere'deki bilim grubunun lideri Profesör Michael Stratton "Bu genetik çözümlemeler bizim her bir kansere yaklaşımımızı değiştirecek." dedi ve devam etti:

"Bütün kanser genlerini tek tek belirlemekle bu farklı değişimlere uğramış kanser genlerini hedefleyen daha etkili ilaçlar geliştirebileceğiz."

"Her bir kanserli dokunun ameliyatla alınması ardından hemen rutin olarak haritasının çıkarılacağı günler de gelecek"

Rus ruleti

Uzmanlar cilt kanseri ya da melanomanın DNA'sının hemen hemen tamamen fazla güneşte kalma nedeniyle oluşan 30 bini aşkın mütasyonu olduğunu saptadılar.

Akciğer kanserinin DNA kodu ise çoğu sigara içme sonucunda oluşan 23 bini aşkın hücre bozukluğunu kapsıyor.

Uzmanlar buradan kalkarak, tipik bir sigara tiryakisinin, içtiği her 15 sigara sonucu, akciğer hücrelerinden birinin daha mütasyona uğradığını tahmin ediyorlar.

Bu hücre bozulmaları ya da değişmelerinin çoğu zararsız olabiliyor ama bazıları kanseri tetikliyor.

Wellcome Trust grubundan Dr Peter Campbell "Rus ruleti oynamak gibi bir şey" diyor.

"Çoğunlukla mütasyona uğrayan hücreler gen yapısının zararsız yerlerine oturur. Ama bazıları kansere yol açan noktaları buluyor."

Dr Campbell, sigarayı bırakanların kanser riskinin bir süre sonra sigara içmeyen biriyle aynı düzeye indiğini de söylüyor.

Bunun, muhtemelen bozulmuş hücrelerin yerini zamanla genetik değişime uğramamış sağlıklı hücrelerin alması yoluyla gerçekleşiyor olabileceği tahmin ediliyor.

Kanserlerin genetik yapılarını listeleyen bu araştırmalar sayesinde uzmanlar, yaşam tarzı ve çevreye bağlı faktörlerin nasıl farklı tümörlere yol açtığını tam olarak anlamanın mümkün olacağını düşünüyorlar.

Kanser uzmanları araştırmayı "dönüm noktası" diye niteleyerek sevinçle karşıladılar.

17/12/2009

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya