hazer.tv - ana sayfa

 

 Sağlık

Aktüel

Yaşam

Din

Sağlık

Rejim

Cinsel sağlık

Sinema

Sanat

Moda

Fashion

Resim Şov

Video

Resim İndir

Sağlık Haber ve Araştırmaları-2

AMERIKADA ÜCRETSİZ TEŞHİS Arı Sütü Nedir? EHEC H1N1 Domuz Gribi

 

Önceki sayfalar:

Portakal kabuğundaki gençlik mucizesi

Portakal kabuğundaki gençlik mucizesi

 

Hastalık her yıl binlerce kişinin ölümüne neden oluyor

 

Portakal ve limon kabuğu... Bu ikisi biberiye bitkisinin özü ile birleşince ortaya süper bir karışım çıkıyor. İşte bu güçlü iksirin formülünü Doğal Ürün Uzmanı Volkan Kurt açıklıyor.

Yüzde kırışıklık ve sarkma problemleri birçok kadının ortak sorunudur. Bu problem, sigara ve düzensiz beslenmeden dolayı genç kızlarda dahi görülebilmektedir. Form kazanma yöntemleri kışın daha çok gündeme geliyor. Çünkü kış, insanı depresyona sokan bir mevsim. Ve bu da cildi etkiliyor, bozuyor. Kadınların büyük çoğunluğu güzellik ve sağlık çözümleri için tercihini doğal olandan yana kullanıyor. Artık günümüzde, “doğal” güzelliğe daha çok kıymet verilmeye başlandı.

Şimdi size portakalın getirdiği güzellikten ama mucize bir güzellikten söz etmek istiyorum. Portakalın içeriğinde potasyum, protein, B ve E vitaminleri bulunmaktadır. Kabuğunda bulanan karoten, kanı temizlediği için cilde de çok yararlıdır. İşte güzellik sırrı da bu kabukta saklı. Portakal kabuğu özü, yine cilt için çok önemli bir şifalı bitki olan biberiye özü ile birleşince da harikalar yaratıyor. Bu karışım ciltteki sorunları yok ediyor.

Turuncu kabuktaki gençlik sırrı

Biberiyenin yapraklarının özü, yaralar ve kesiklerin giderilmesinde kullanılır. Portakal kabuğu uçucu yağı ise derideki bazı sorunları giderir. Limonda da cilt için çok faydalı maddeler bulunmaktadır. Bizler lekelere, kırışıklıklara iyi gelen, gençleştiren bitkisel çözümler üzerinde duruyoruz. Bazı bitki ekstreleriyle saf yağların da güzellik, gençlik için yararlarını biliyoruz. Portakal ve limon kabuklarındaki özler neticesinde, deride çok yönlü güzelleştirici etki yaratır. Sorunları gideren, deriye aydınlık ve parlaklık veren portakal ve limon özleri, biberiye gibi doğal başka bir yağ ile buluşturulduğunda ise mükemmel bir cilde davetiye çıkarır.

Güzelliğin ve gençliğin tabiattaki doğal bitkilerde aranmasının nedeni son yıllardaki yükselen eğilimlerle de ilgili. Çünkü birçok kadın artık doğal olan kozmetiğe değer veriyor. Doğadaki güzelleştirici formüllere inanıyor, deniyor ve sonuçlarını alıyor. Bu durum, derinin onarılmasını ve korunmasını sağlayan doğal kremlere olan ilgiden de açıkça belli oluyor.

Sözünü ettiğimiz bitki özlü krem düzenli olarak sabah ve akşam saf gülsuyu ile temizlenmiş cilde uygulanmalı. (Yalnız yüzünüz yağlı ise, gülsuyu ile silmeyin) Dairesel hareketlerle emilmesini sağlayın. 12 haftadan sonra cildin daha sorunsuz, genç ve yumuşak bir görünüme kavuştuğunu göreceksiniz.

Telefonla soru sorabilir veya bize mail yollayabilirsiniz. Telefonlarımız 24 saat açıktır.

Doğal bir yaşam sizinle olsun,

Volkan Kurt - www.herbalium.net

AIDS'te bebekler için seferberlik

AIDS günü

 

Hastalık her yıl binlerce kişinin ölümüne neden oluyor

 

1 Aralık Dünya AIDS günü nedeniyle, birçok ülkede, hastalığa dikkat çekmek amacıyla etkinlikler düzenleniyor.

Dünya genelinde 33 milyon HIV/AIDS hastası bulunuyor.

Güney Afrika, dünyada en fazla HIV hastasının olduğu ülke. 50 milyon nüfuslu ülkede 5,5 milyon HIV hastası var ve her yıl 59 bin bebek bu hastalıkla dünyaya geliyor.

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma, Dünya AIDS günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, HIV virüsü taşıyan bir yaşın altındaki tüm çocukların tedavi edileceğini söyledi.

Anti-retroviral ilaçların bu bebeklerin hayatını kurtarabileceğini belirten Zuma, kendisinin de yeniden AIDS testi yaptıracağını açıkladı.

Güney Afrika Cumhurbaşkanı, daha önce de eliza testi yaptırdığını ve hasta olmadığını bildiğini belirtti.

Zuma 'nın bu açıklamaları, selefi Thabo Mbeki'nin AIDS politikasıyla taban tabana zıt. Mbeki hükümeti HIV ile AIDS arasında bir bağlantı olmadığını savunuyordu.

Mbeki yönetimi, HIV hastalarına anti-retroviral ilaçları zamanında vermeyerek 300 bin kişinin ölümüne neden olmakla suçlanıyor.

Halihazırda Güney Afrika'da anti-retroviral ilaçlar, HIV nedeniyle bağışıklık sistemi ileri derecede zayıflamış kişilere veriliyor.

ABD'den AIDS'le mücadele yardımı

Jacob Zuma, şimdi bu ilaçların bebeklere ve hamile kadınlara da verileceğini söylüyor.

Güney Afrika Cumhurbaşkanı yeni uygulamanın gelecek Nisan'da başlayacağını açıkladı.

Amerikan hükümeti, HIV/AIDS'le mücadeleye katkı için 120 milyon dolar yardım verme kararı almıştı. 01/12/2009

33 milyon kişi HIV taşıyor

Dünya AIDS raporu açıklandı

BM AIDS ile Mücadele Programı ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaklaşa kaleme alınarak açıklanan son AİDS raporuna göre dünya genelinde 33,4 milyon kişi AİDS hastalığına yol açan HIV taşıyıcısı. AİDS hastalığı bugüne kadar 25 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Kampanyaların hastalığın hızla yayılmasını önleyebildiği açıklandı.

24/11/2009

 


Birleşmiş Milletler 'Dünya AIDS Raporu'nu açıkladı. Rapora göre,

son sekiz yılda AIDS’e neden olan HIV'in bulaşma oranında yüzde 17 düşüş kaydedildi.

Birleşmiş Milletler 'Dünya AIDS Raporu'na göre, son beş yılda AIDS nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısında yüzde ondan fazla düşüş yaşandı. Aynı şekilde AIDS'e neden olan ve bağışıklık sistemini çökerten virüs HIV'in bulaştığı kişilerin sayısında da belirgin bir azalma görülüyor. Her ne kadar dünya çapında 33,4 milyon kişi kanında HIV taşısa da, AIDS nedeniyle yaşanan ölümlerin sayısında da gerileme mevcut.

BM AIDS ile Mücadele Programı UNAIDS'in başkanı Michel Sidibe rakamlardaki düşüşle ilgili şunları kaydetti: "Yeni vakalarda yüzde 17'lik bir düşüş var... Sahra'nın güneyindeki bölgede bile iyileşme görülüyor. 2008 yılında 400 binle, bir önceki yıla nazaran daha az bulaşma vakası olmuştu. Aşı çalışmaları da umut vaat ediyor. Şangay'da, Tayland'dan aşıyla ilgili gelen sonuçların ümit verici olduğu konuşuldu. Ancak henüz ufukta kısa vadede etkin bir aşının geliştirileceğine dair işaret yok."

"Daha fazla hayat kurtarma zamanı"

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Başkanı Margaret Chan ise, AIDS'le mücadele amacıyla yapılan ulusal ve uluslararası yatırımların işe yaramaya başladığına işaret ederek "Bu ivmenin önünü kesmemeliyiz. Şimdi gayretimizi artırıp, daha fazla hayat kurtarma zamanıdır." şeklinde konuştu.

Geçtiğimiz yıl virüs dünya çapında 2,7 milyon kişiye bulaştı. Ancak 2001 yılıyla karşılaştırıldığında bulaşma oranlarında Afrika'da Sahra Çölü'nün güneyinde yüzde 15, Doğu Asya'da yüzde 25 ve Güney ile Güneydoğu Asya'da yüzde 10 oranında düşüş görülüyor. Fakat bulaşma vakalarının yüzde 97'sine hâlâ gelişmekte olan ülkelerde rastlanıyor. AIDS nedeniyle ölümlerin yüzde 98'iyle de bu ülkelerde karşılaşılıyor. Yine geçtiğimiz yıl AIDS'e bağlı komplikasyonlar nedeniyle iki milyon insan hayatını kaybetti. Ancak kişinin HIV'e rağmen uzun yıllar sağlıklı bir şekilde yaşamasına olanak veren AIDS ilaçlarının kullanımının yaygınlaşması sonucunda, 1996 yılından beri yaklaşık 2,9 milyon insanın hayatını kaybetmesinin engellendiği tahmin ediliyor.

"Yarısından fazlası tedavi göremiyor"

Ölümlerin büyük bölümünün, yeterli tıbbî yardımın sağlanamaması nedeniyle gerçekleştiğini kaydeden UNAIDS'in epidemiyoloji uzmanları şefi Peter Ghys şu açıklamayı yaptı: "Dar ve orta gelirli insanların çoğunlukta olduğu ülkelerde hastalığı kapanların ancak yüze 42'si gerekli tedaviyi görebiliyor. Bu da hastaların büyük bölümünün, yani yarısından fazlasının tedavi göremediğini gösteriyor."

Diğer yandan Almanya'da HIV taşıyıcılarının sayısında herhangi bir azalmanın söz konusu olmadığı bildiriliyor. Berlin merkezli Robert Koch Enstitüsü'nün tahminlerine göre Almanya sınırları içinde HIV bulaşmış yaklaşık 67 bin kişi yaşıyor. Bunların 41 bin 400'ünü ise homoseksüel erkekler oluşturuyor. Her ne kadar eşcinsel erkekler daha büyük risk altında olsalar da, bu heteroseksüellerin virüse bağışıklı oldukları anlamına gelmiyor. Zira HIV taşıyan yaklaşık 9 bin 200 kişi virüse heteroseksüel cinsel ilişki sırasında; geri kalan kişilerse kan nakli, enjektör gibi tıbbî malzemelerin paylaşımı ya da doğum ile emzirme sonucunda maruz kalmış. Robert Koch Enstitüsü, geçtiğimiz yıl Almanya’da 3 bin kişiye HIV bulaştığını tahmin ediyor.

24/11/2009 DW

Radyasyonun etkileri

Her ne kadar çoğumuz fark etmesek de, bazı kişiler teknolojik aygıtların yaydığı radyasyondan rahatsız olduklarını belirtiyor.

Cep telefonu, telsiz telefon, bilgisayar ve televizyon gibi hayatımızın değişmez parçalarından olan teknolojik cihazların belirli miktarda radyasyon yaydığı kabul edilen bir gerçek. Ancak bu cihazlardan ortama yayılan radyasyonun etkileri konusunda ne yazık ki elde yeterli veri bulunmuyor.

Bunun başlıca nedeni, düşük miktardaki radyasyonun etkileriyle ilgili araştırmaların çok uzun yıllar sürmesi. Bir diğer nedense kullandığımız teknolojik cihazların hemen hepsinin belirli miktarlarda radyasyon yaydığı düşünüldüğünde, oluşan sağlık sorunlarına hangi cihazın yol açtığının kesin olarak kestirmenin çok da kolay olmayışı.

"Elektro duyarlı" insanlar

Ancak birçok insan, yaşadıkları uykusuzluk, baş ağrısı, konsantrasyon bozuklukluğu, baş dönmesi ve kesilmeyen kulak çınlaması gibi sorunların nedeninin bu radyasyon olduğunu düşünüyor. Bu "elektro duyarlı" kimseler elektronik, manyetik veya elektromanyetik alanlarda bulunduklarında şikâyetlerinde artış olduğunu kaydediyor.

Elektro duyarlı kişilerden biri de Uli Weiner. 2002 yılına kadar telsiz teknisyeni olarak görev yapan Weiner, Frankfurt Havaalanı'nda bulunduğu bir gün tüm hayatının değiştiğini belirtiyor: "Bavulumu almaya çalışırken bir anda her şey bulandı, kalp atışım düzensizleşti, vücudum resmen iflas etti. Hastaneye geldim. Bana ne oldu bilmiyordum. Merkezî sinir sistemi bozukluğu teşhisi kondu."

Başlarda Weiner'in şikâyetlerinin psikosomatik olduğunu düşünen doktorlar, yapılan tetkikler sonucunda Weiner'in psikolojik bir rahatsızlığının olmadığı, sadece elektromanyetik alanlardan etkilendiği sonucuna varmış. Weiner o zamandan beri bir karavanda yaşıyor ve şikâyetlerinden kurtulabilmek için doğal koruma alanı görevlileriyle adeta köşe kapmaca oynadığını belirtiyor.

Weiner, "Ormanın içinde kendinize bir yer buluyorsunuz. Ancak tabi ki bir gün ormancı veya bir yetkili gelerek 'Burada duramazsınız. Burası doğal koruma alanı' diyor. İşte o an kâbus yeniden başlıyor." şeklinde konuşuyor.

Ücretsiz seminerler veriyor

Şu an 32 yaşında olan Uli Weiner, altı yıldan bu yana elektromanyetik alanlar ve teknolojik cihazların yaydığı radyasyonla ilgili seminerler veriyor. Ücretsiz verdiği seminerlerde teknolojik cihazların yaydığı radyasyonun etkilerine değinen Weiner, bu konuda yapılan bazı araştırmalarla ilgili edindiği bilgileri de katılımcılarla paylaşıyor.

Weiner İsviçre'nin dağ köylerinden birinde yapılan bir araştırmayı örnek veriyor. Araştırma, köye baz istasyonu kurulmasının ardından, köydeki çocuklarda görülen hiperaktivite oranlarındaki artışa dikkat çekiyor.

Almanya'nın sadece yüzde biri elektromanyetik dalgalardan tamamıyla arınmış halde bulunuyor. Kablosuz telefonların dalgalarının 300 metre, kablosuz internet cihazlarından çıkan dalgalarınsa 50 metreye kadar etkin oldukları düşünüldüğünde, bunun nedenini anlamak hiç de güç değil. 16/11/2009

Depresyon intiharın başlıca nedeni

Sürekli mutsuzluk hali, karamsarlık, uyku ve iştah bozukluğu,

hayattan kopma ve içine kapanma…

Çağımızın hastalığı depresyon, Almanya’da intiharların en önde gelen nedeni.

İntihar ederek yaşamına son veren Alman milli kalecisi Robert Enke'nin uzun süredir depresyon nedeniyle tedavisi gördüğünün ortaya çıkması, hastalığa ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Eldeki verilere göre, depresyon Almanya'da intiharların en önde gelen nedeni olduğu gibi, iş hayatının sekteye uğramasına yol açan hastalıkların da başında geliyor. Peki bir psikolojik rahatsızlık olan depresyon tam olarak nedir, kimler depresyona eğilimlidir, belirtileri nelerdir, tedavisi mümkün müdür?

Korku, kaygı, üzüntü, karamsarlık gibi duygular depresyon hastalarını esir alıyor.

 

Korku, kaygı, üzüntü, karamsarlık gibi duygular depresyon hastalarını esir alıyor.

 

Depresyon nedir?

Latince ‘deprimere' (bastırma) fiilinden türeyen depresyon en sık görülen psikolojik rahatsızlık. Depresyon kadınlarda, erkeklere oranla iki kat daha fazla görülüyor. En sık olarak ise 25-45 yaş aralığında etkili oluyor. Hastalık, kişinin yaşama olan ilgisini, heyecanını ve yaşam sevincini kaybetmesi, sürekli üzgün bir ruh hali içinde olması, kendi içine kapanması, hayatla olan bağlarını koparması, sosyal ilişkilerden kaçınması gibi özelliklerle tanımlanıyor. Ancak bir kişinin depresyonun bazı belirtilerini göstermesi, ona depresyon teşhisi konması için yeterli değil. Zira hastalığın tanısını kolaylaştıran bir takım kriterler var. Huzursuzluk, uyku ve iştah bozukluğu, cinsel istekte azalma, kendini değersiz hissetme, konsantrasyon bozukluğu depresyonun en önemli belirtileri arasında gösteriliyor.

 

 

Ağır depresyon, hastaları intihara kadar sürüklüyor.

 

Ağır depresyon, hastaları intihara kadar sürüklüyor.

Tetikleyici nedenler

Depresyonu tetikleyen pek çok farklı neden bulunuyor. Depresyon beyinden salgılanan hormonlara bağlı olarak biyolojik nedenlerle açıklanabileceği gibi, ölüm, ayrılık, çocukluk tecrübelerine bağlı olarak kişinin ruh durumunu etkileyen olaylarla da ilişkilendirilebiliyor. Ancak, alkolizm, uyku bozukluğu, kronik ağrılar gibi rahatsızlıkları olan kişilerin depresyona daha eğilimli olduğu belirtiliyor.

Işık terapisi depresyon tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri.

 

Işık terapisi depresyon tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri.

 

Depresyon, genellikle uyku ve iştah bozukluğu ile başlıyor. Karamsarlık, geleceğe olumsuz bakma gibi duygular da fiziksel bozukluklara eşlik ediyor. Uzmanlar, depresyon hastalarının, kendilerini değersiz görmeye başladığını, yaşadıkları her olayın sorumlusu olarak kendilerini gördüğünü ve kendilerini suçlama eğilimi içinde olduğunu belirtiyor. Depresyondaki kişiler fiziksel ağrılar da yaşayabiliyor ve genellikle bu ağrıların bir takım fiziksel nedeni olduğunu düşünüyorlar.

Ağır depresyon hastalarının yüzde 10'undan fazlası intihar teşebbüsünde bulunuyor. Ancak, intihara eğilimli depresyon hastalarının genellikle uzun bir depresyon geçmişi olduğu vurgulanıyor.

 

Tedavisi mümkün

Depresyon, uygun terapi yöntemleri ve ilaç tedavisi ile aşılabiliyor. Depresyon hastalarının tedavisi 6 aydan 12 aya kadar sürebiliyor. 

DW-11/11/2009

Dünya Depresyona Doğru Gidiyor

Dünya genelinde 450 milyonu aşkın insanın ruhsal sorunları bulunduğu, 20 milyonu aşkın kişinin de ruhsal sorunlar nedeniyle yardım arayışı içinde olduğu belirtildi.

DSÖ'nün öngörülerine göre depresyonun, 2020'de kadınlarda ve gelişmekte olan toplumlarda başta gelen yeti yitimine yol açan hastalık olacağı ifade edildi.

Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Genel Başkanı Şeref Özer, beden sağlığı ile ruh sağlığının bir bütün olduğunu, beden hastalığı bulunanların ciddi ruh sağlığı sorunlarıyla karşılaşma riski taşıdıklarını söyledi.

Bedensel hastalıkların ve tedavi sürecinin, kişinin duygu ve düşüncelerini etkilediğini ifade eden Özer, ciddi bedensel hastalıkların, insanda belirsizlik, gelecek endişesi, umutsuzluk, ağrı veya ameliyatla başa çıkma, tedaviye alışma, hastalığın yarattığı yeti yitimine uyum sağlama güçlüğü ve başkasına bağımlı olma korkusu yaratabildiğini bildirdi.

Özer, ruh sağlığının genel sağlıkla da bağlantılı olduğunu vurgulayarak, ruhsal hastalığı bulunan kişilerde, bedensel sağlığa yönelik olumsuz-zararlı davranışların artabileceğini, ruhsal sorunlar ile stresin diğer bazı bedensel hastalıklara zemin hazırlayabileceğini ya da var olan bedensel hastalıkların gidişini kötüleştireceğini belirtti.

"Her Dört Kişiden Biri Ruhsal Hastalıklardan Etkilenmekte"
Ruhsal hastalıkların görülme sıklığının yüksek olduğunu ve yaygınlığının arttığını ifade eden Özer, şunları kaydetti:

"Ruhsal hastalıklar tedavi edilmezlerse bireysel, toplumsal ve maddi kayba neden olmaktadır. Yapılan çalışmalara göre, günümüzde insanların yüzde 25'i yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilenmektedir.

75 yaşına gelmiş kişiler arasında herhangi bir ruh hastalığı yaşamış olanlar yarıdan daha fazladır. Belli bir zaman diliminde nüfusun yüzde 10'unda ruhsal hastalık görüldüğü bildirilmektedir.

Birçok birey ruhsal davranışsal sorunları nedeniyle birinci basamakta yardım aramaktadır. Birinci basamak sağlık kuruluşlarına yaklaşık her dört kişiden birinin ruhsal sorunlar nedeniyle başvurduğu ve yeterli tedavi hizmeti alamadığı bilinmektedir. Ruh sağlığı sorunu bulunanların en az bir yakını olduğu düşünülürse ruh sağlığı sorununun toplumun önemli bir kesimini, hatta tamamını doğrudan ilgilendirdiğini söylemek abartı sayılmamalıdır."

"Ruhsal Hastalıklar, Yeti Yitimine Yol Açıyor "
Özer, ruh sağlığı sorunlarının, kişinin kendinden beklenen iş, okul, ev, toplumsal roller ve kendine bakabilme işlevlerini giderek yitirip üretici niteliğini ve sosyalliğini kaybetmesi ve görevlerini aksatması anlamına gelen yeti yitimine yol açtığına işaret etti.

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) araştırmasına göre, "dünyada yeti yitimine en çok yol açan 10 hastalıktan beşini ruhsal hastalıkların oluşturduğunu" dile getiren Özer, "Bu hastalıklar sırasıyla depresyon, alkol kullanımı, bipolar bozukluk, şizofreni ve obsesif kompılsif bozukluklardır.

Anksiyete bozuklukları, depresyon, bipolar bozukluklar ve şizofreni, yeterince tedavi edilemediği zaman daha çok işlev ve iş gücü kaybı ve ailesel sorunlara yol açmakta, hastalığın yaygınlığının ve tedavi maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır" uyarısında bulundu.

"Ruh Sağlığı Hizmetinde Avrupa'dan Çok Geriyiz"
Kentleşme ve nüfus artışı gibi nedenlerle ruhsal sorunu olanların damgalanması ve dışlanmasının toplumsal boyutta sorunlara yol açtığına dikkati çeken Özer, "Damgalama ve dışlama, ruh sağlığı sorunu olanların tedavi başvurusundan kaçınmasına yol açmaktadır" dedi.

Özer, Türkiye'de ruh sağlığı hizmetlerinin yetersiz olduğunu öne sürerek, şöyle devam etti:
"Ülkemiz, ruh sağlığı hizmetlerine ayrılmış yatak sayısı bakımından Avrupa ülkelerinin çok gerisindedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ülkemizdeki ruh sağlığı yatağı, olması gerekenin onda biridir.

Ülkemizde yüz bin kişiye düşen ruh sağlığı uzmanı sayısı 1.6'dır. Uzmanlık eğitimi almakta olan asistan hekimler eklendiğinde bu sayı 2'nin biraz üzerine çıkmaktadır.

Bu, dünya ortalamasının yarısı, Avrupa ortalamasının ise ancak altıda biridir. Çocuk ruh hekimlerinin oranı ise çok daha düşüktür. Aynı şekilde ruh sağlığı hemşiresi, sosyal hizmet uzmanı, psikolog gibi diğer ruh sağlığı çalışanları sayısı da oldukça düşüktür."

  11.10.2009

Neden uyuruz?

Neden uyuruz?Cevabı çok basit gibi görünse de aslında uykunun gerçek sebebi veya fonksiyonu bilinmemektedir.

Uykunun sebebi veya fonksiyonu bilinmemektedir. Chicago üniversitesi uyku araştırmalarından Allan Rechtschaffen uykunun hiç bir fonksiyonu olmadığını tespit etmiştir. Adale yorgunluklarının azalmasına rağmen vücudun dinlenmesi için uykuya ihtiyacı olmadığını söylemiştir. Çünkü vücudumuzdaki hücrelerin kendi kendilerini tamir etme yeteneği vardır.

Araştırmacıların tespitlerine göre bu esnada faaliyetten uzak olmasına, ya dinlenme veya uyku durumunda bulunmasına da gerek yoktur. Uyku sırasında alınan EEG kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde beyinde faaliyetsizlik görülmemiştir. İngiltere Milli Fizik Laboratuarı Kompütür bilimleri bölümünde psikolog araştırmacı Dr. Evans'a göre uykunun tek maksadı rüya görmemiz için, zemin hazırlamasıdır.

Rüyalar fiziki dengenin oluşmasını sağlanmaktadır. Temple Üniversitesinden Koruyucu ilaç profesörü Dr.Fred.Rofers uykunun aktif hayattan tamamıyla uzaklaşmak olmadığını, bilakis yavaşlayan kalp de dahil olmak üzere uzuvlarımızın değişik bir tip yaşayış durumuna girdiğine inanmaktadır. Fakat yinede aklımıza şu sorunun gelmemesi mümkün değil.

 

Uyku geceye ait bir alışkanlık olabilir mi?

Uyku araştırmacılarının babası olarak bilinen Nathaniel Klietman uyku haline geçebilmek için bir faaliyet sisteminde kritik bir seviyenin altında şiddetli bir durum olması gerektiği inancındadır. Bütün kainata ölçülü bir hareket,yani ritim hakimdir. Med-Cezir, güneş ve ayın doğup batmaları, mevsimler, dünyanın ekseni etrafında dönmesi ve daha pek çok düzenli ve maksatlı hareketler hep bu ritmi bize gösterirler.

Dr.Franz Halberg normal durumda ve 24 saatlik bir periyotta meydana gelen değişmeler için "circation" kelimesini kullanmıştır. Vücut dengesi zamana bağlı ritim değişmeleriyle sağlanır. Azalarımızın ritminin en kifayetsiz olduğu anlarda uyku bastırır.Gecenin ilk uyku dönemine hızlı olamayan göz hareketi manasına gelen "NREM-non Raped Eye Movement" denilmektedir. Vücudun dinlendiği en sakin uykudur bu.Nefesimiz düzgün ve sakindir.

EEG kayıtları ve beyin faaliyetleri düzgün ve imtiyazlıdır.Horlamada bu uyku döneminde vuku bulur. Hızlı göz hareketi denilen (REM Ropel Eye Movement) faal uyku halidir. Vücut hareketsiz olmakla beraber yüzde ve parmak uçlarında düzensiz hareketler vardır. Horlama kesilir. Nefes düzensiz haldedir.Yani hızlı ve yavaş arasında ritim değişikliği görülür. Bazılarının kanaatlerine göre REM uyku hali değil bir çeşit sara nöbetidir.

Gece uykumuzun 1.5 ile 2 saati REM uykusudur. NRAM ve Rem dereleri 70 ile 110 dakika arasında değişir.Ortalama 90 dakika olarak kabul edilmektedir. Ruhi depresyon geçirenler REM uykusu olmadığı sürece kendilerini daha rahat hissederler. Rüya görme hadisesi ekseriye REM döneminde olmaktadır.Pek çok kişi yatıştırıcı ve uyku verici ilaçları almalarına rağmen REM döneminde faal uyku halinden kurtulamazlar. Halbuki alınan ilaçlarda Rem'i tamamen veya kısmen ortadan kaldırılması aranmaktadır.

Fakat soru hala yerinde duruyor! ‘Niçin uyuyoruz?’ Kimse bilmiyor. İşte size çeşitli teoriler:

- Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

- Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde 4-5 kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tasarrufu yaparız.

- Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcanmasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

- Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğimiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.

Uyku insan hayatında sırrı tam olarak çözülememiş enteresan bir olaydır. Uykunun nasıl olduğunu bir bakıma hepimiz biliriz. Uyuyan bir insanda aşağıdaki durumlar gözlemlenir;

- Yatarak uyur.
- Gözleri kapalıdır.
- Çok yüksek bir ses olmadıkça, hiçbir şeyi işitmez.
- Daha yavaş ve ritmik olarak nefes alır.
- Adaleler tamamen gevşemiştir. (Eğer bir koltukta otururken uyumuşsanız, derin uykuda koltuktan düşebilirsiniz.)
- Bir veya iki saatte bir kendi vücudunu elleri ile kontrol eder.

Bunlara ilave olarak kalp atışı yavaşlar ve beyinde rüya denilen çok ilginç olaylar oluşur. Diğer bir deyişle uyuyan insan çevresinde oluşan şeylerin çoğuna ilgisizdir. Uyuyan bir insan ile komada olan bir hasta arasındaki en önemli fark, uykuda olanın yeterli bir dış müdahale ile uyandırılabilmesidir.

Vahşi doğada yaşayan hayvanlar için bu düzgün ve etrafa ilgisiz, yaklaşık sekiz saatlik uyuma periyodu pek mümkün görünmemekte, bu durumun insanın evrimi süresince oluştuğu sanılmaktadır.

Sürüngenler, kuşlar ve memeliler hepsi uyurlar. Onlar da uykularında kısa süreler için de olsa çevreleri ile ilişkilerini keserler. Bazı balıkların ve kurbağa gibi hem suda, hem de karada yaşayanların da belirli sürelerde aktivitelerini yavaşlattıkları, fakat hiçbir zaman çevre ile ilgilerini kesmedikleri biliniyor. Böceklerin ise uyuyup uyumadıkları bilinmiyor, ancak onların da bazıları gece, bazıları gündüz hareketsiz kalıyor.

Beyin dalgaları üzerine yapılan çalışmalar sonucu, sürüngenlerin rüya görmedikleri, kuşların çok az, memelilerin ise hepsinin uykularında rüya gördükleri saptanmıştır. İlginç olan noktalardan biri şu ki, inekler ayakta uyurken değil de, yatarken rüya görebilmektedirler.

Hayvanların uyku süreçleri de farklıdır. Örneğin insan bir kere ve uzun süre uyurken, köpekler kısa aralıklarla bütün gün uyurlar. Hayvanların bazıları uyku için geceyi tercih ederken, bazıları gündüzü tercih eder.

İnsanların uyku ihtiyacı yaşlandıkça azalır. Yeni doğmuş bir bebeğin uyku ihtiyacı günde 20 saat iken, dört yaşında 12 saate, on sekiz yaşında 10 saate düşer. Yetişkinler uyku için 7-9 saate ihtiyaç duyarlar ama, genelde 6 saat yeterlidir. Uykunun beden ve beynimizin dinlenmesi için gereklidir.

Akciğer hastalığı sigara içenleri daha çok seviyor

Sigara içenler özellikle sabahları gelen öksürük krizlerine ve merdiven çıkarken nefes darlığına alışıktır. Ancak bilmezler ki aynı belirtiler tehlikeli bir düşman gibi içten içe seyreden ve öldürücü darbeyi vurmak için bekleyen KOAH hastalığının en önemli habercileridir.

Akciğer hastalığı sigara içenleri daha çok seviyor

Ülkemizde tam 3 milyon insan bu hastalıkla karşı karşıya. Hastaların büyük bir çoğunluğu ise bu işaretlerin sadece sigaradan kaynaklandığını düşünüyor ve hastalığından habersiz. Suadiye Memorial Tıp Merkezi; Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. İlkay Keskinel, 18 Kasım Çarşamba “Dünya KOAH günü” öncesi “Sigaranın KOAH üzerindeki tetikleyici etkisi ve korunma yolları” hakkında bilgi verdi.

Dünya da en sık görülen 4. ölüm nedeni

“Kronik obstrüktif (tıkayıcı) akciğer hastalığı”nın baş harflerinden oluşan “KOAH”, aslında iki hastalığı tanımlamakta kullanılır: kronik bronşit ve amfizem. Kronik bronşit, en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlıktır. Amfizem ise, kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerinde harabiyete neden olan bir hastalıktır. Bunun sonucunda akciğerde elastikiyet kaybı ve nefes darlığı görülür. Çoğumuzun adını bile duymadığı KOAH, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kalp-damar hastalıkları, zatürre ve AIDS’ten sonra 4. en sık ölüm nedenidir. Ölüm nedenleri arasında bu kadar üst sıralarda yer almasının ötesinde KOAH, yaşam kalitesini bozan, işgücü kaybına neden olan ve kişiyi zaman içinde kendi bakımını bile gerçekleştiremeyecek hale getiren bir hastalık. Ülkemizde yaklaşık 3 milyon kişinin KOAH’lı olduğu tahmin edilmekte, tüm dünyada ise bu sayı 600 milyona ulaşmaktadır.

Bu Bir Tesadüf Değil: Sigara İçen her 5 kişiden birinde KOAH görülüyor

Sigara içen kişilerde içmeyenlere göre KOAH riski 30 kat daha fazla. Yalnızca sigara değil, pipo ve puro kullanımı da KOAH’a yol açmaktadır. Sigara içenlerin beşte birinde KOAH gelişmektedir. Sigaraya erken yaşta başlanması ve uzun süre çok miktarda içilmesi, KOAH’ın daha ağır seyretmesine neden olur. Sigara dışında bazı mesleki faktörler (madencilik, fırın/tahıl işçiliği, çiftçilik) ve ısınma amaçlı tezek yakılması da KOAH’a zemin hazırlar.

Öksürük ve eforla gelen nefes darlığı KOAH’ın başlıca belirtileri

KOAH’da erken tanı ve müdahale, hastalığın gidişini durdurabilir ya da yavaşlatabilir ancak KOAH tanısı ihmal edilen bir hastalık. Toplumda yeterince bilinmiyor ve önemsenmiyor. Tanıda öncelikle hastanın şikayetleri değerlendirilmekte ve solunum fonksiyon testleri ile akciğer grafisi gibi tetkiklerden yararlanılmaktadır. Başlıca belirtileri; öksürük, daha çok sabahları balgam çıkarma ve özellikle eforla gelen nefes darlığıdır.

Tanıda gecikilmesinin en önemli sebebi, sigara içenlerin öksürüğü ve balgamı “normal” kabul etmeleridir

Biliyoruz ki, “normal öksürük” ya da “normal balgam” yoktur. KOAH’lı kişiler, öksürük ve balgamı çoğunlukla o kadar kanıksamışlardır ki; yakınmaları iyice artana kadar doktora başvurmayı düşünmezler. Oysa, KOAH’a erken tanı konup zamanında sigara bırakılırsa, yıllık akciğer fonksiyon kaybı azalmaktadır. 35 yaşından sonra sağlıklı her insanın 1 saniye içinde dışarı verebildiği soluk hacmi yılda 30 ml azalma gösterir. Sigara içen KOAH’lılarda bu azalma 150 ml kadardır. Dolayısıyla KOAH’lılarda sigaranın bırakılması, hastanın daha uzun yıllar boyunca hayat kalitesinin yüksek kalması açısından kritik önem taşımaktadır.

Vakit geçirmeden sigarayı bırakma polikliniğine başvurun

Sigara, eroin ve kokain gibi bağımlılık yapıcı bir maddedir. Bu fiziksel bağımlılık nedeniyle kişi sigarayı bırakmada zorluk çekmektedir. Kendi kendine sigara bırakılamıyorsa, sigarayı bırakma poliklinikleri devreye girmelidir. Günümüzde sigara bağımlılığının tıbbi tedavisi mümkündür. Sigara Polikliniğimiz’de, öncelikle hastalarımızın fizik muayeneleri yapılmakta, gerekli görülen tetkikleri istenmekte ve fiziksel mi, yoksa ruhsal bağımlılığın mı daha ön planda olduğu saptanmaktadır. Bundan sonraki aşamada kişinin bağımlılık tipine göre, nikotin yerine koyma tedavisi ya da ilaç tedavisi önerilmektedir.

Sonuç olarak: kendinizi ihmal etmeyin. Nefes darlığı, öksürük, balgam yakınmalarınız varsa, mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurun ve KOAH hastası iseniz erken tanı şansını yakalayın.

'Sadece kalbi olanlar aspirin almalı' Zatürreyle küresel savaş

İngiltere'de yayınlanan saygın tıp dergisi The Drugs and Therapeutics Bulletin (DTB), kalp rahatsızlığı olmamasına rağmen olası bir krizi önlemek için hergün aspirin alanları bu alışkanlıktan vazgeçmeye çağırdı.

 

Derginin araştırmasına göre, aspirin bu kişilerde kalp krizine karşı garantili koruma sağlamadığı gibi, iç kanama riskini doğuruyor.

Düşük dozda ve düzenli aspirin kullanımının, zaten kalp rahatsızlığı bulunan, örneğin kallp krizi geçirmiş kişilerde yeni bir krizi önlemede etkili olduğu biliniyor.

Doktorlar da bunu doğruluyor.

Ancak özellikle Batılı ülkelerde çok sayıda insan herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmamasına rağmen tedbir olarak aspirin alıyor.

Aslında haksız da sayılmazlar.

Zira bizzat saygın tıp dergisi DTB, 2005-2008 yılları arasında bunu özendirdiğini kabul ediyor.

Ancak dergi şimdi, yeni araştırmaların bunun yanlışlığını ortaya koyduğunu duyuruyor.

İngiltere'deki Kraliyet Toplum Hekimleri Koleji de, DTB'nin uyarısını dikkate alacaklarını ve bu konumdaki hastaların durumunu gözden geçireceklerini açıkladı.

İngiliz Kalp Vakfı da, "Doktorunuz önermediyse, günlük olarak aspirin kullanmayın" uyarısında bulundu.

Vakıf'tan yapılan açıklamada, faydalı bir hatırlatma da vardı:

"Kalp krizini önlemenin en iyi yolu hala, sigara içmemek, doymuş yağ oranı düşük besinleri tercih etmek, meyve-sebzeye ağırlık vermek ve düzenli spor yapmaktır."

 03/11/2009

Her yıl yaklaşık iki milyon çocuk zatürre nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF 2015 yılına kadar beş yaşın altındaki çocuklarda zatürreden ölümlerin üçte iki oranında azaltılmasını hedefliyor.

Emzirmenin önemi

Ayrıca, ellerin düzenli olarak yıkanması, yeterli beslenme ve bebeklerin ilk altı ay boyunca emzirilmesi de daha sonra zatürreye yol açan hastalıkların bulaşma oranını büyük ölçüde azaltıyor. UNICEF uzmanı Anne Golaz, emzirmenin önemine vurgu yapıyor:

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yaklaşık 70 ülkeyi kapsayan eylem planı, özellikle çocukların kızamık ve boğmacaya karşı aşılanmasını öngörüyor. Her iki hastalık da zatürreye yol açan hastalıklar arasında sayılıyor. Ayrıca, zatürrenin teşhis ve tedavisinin geliştirilmesi de amaçlanıyor.

13 Dolara bir çocuk kurtulabilir

Bu önlemlerle, gelecek beş yıl içinde, beş milyondan fazla çocuğun hayatını kaybetmesi önlenebilir.

“Bu meblag yüksek gibi görünüyor. Ancak bu sayede ne kadar çok çocuğun hayatın kurtarılabileceğini ve diğer alanlara ne kadar çok para harcanabileceğini düşünürseniz, söz konusu meblağ hiç de fazla değil.“

Bu projeden asıl faydalanacak olan ülkeler ise Çin ve Hindistan. İki ülkede, yılda yaklaşık 65 milyon çocuk zatürreye yakalanıyor.

Bugünlerde tüm dünya âdeta domuz gribiyle yatıyor, domuz gribiyle kalkıyor. Bir yandan dünyanın çeşitli bölgelerinde yeni ölüm vakaları meydana gelirken, diğer yandan da başlatılan aşı kampanyalarına vatandaşların pek ilgi göstermemesi yetkilileri kara kara düşündürüyor. Domuz gribiyle ilgili yaşanan bu gelişmeler, neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir başka hastalığın unutulmasına neden oldu: Zatürre! Dünya genelinde en fazla çocuk ölümüne yol açan hastalıkların başında zatürre geliyor. Bu hastalık, yerkürede hayatını kaybeden her beş çocuktan birinin ölüm nedeni. Oysa, bazı önlem ve yatırımlarla, zatürreyle mücadelede önemli sonuçlara ulaşılabilir. BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü, hayata geçirdikleri küresel eylem planıyla, zatürreyle mücadele etmeyi hedefliyor. Yaklaşık 39 milyar dolara mal olması planlanan bu projeyle, 5,3 milyon çocuğun hayatını kurtarmak mümkün.

Her yıl yaklaşık iki milyon çocuk zatürre nedeniyle hayatını kaybediyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve UNICEF’in eylem planıyla, 2015 yılına kadar, beş yaşın altındaki çocuklarda zatürreden ölümlerin üçte iki oranında azaltılması hedefleniyor.

Bu hedefe ulaşmak için alınacak bazı önlemlerle çocukların bağışıklık sistemlerini güçlendirmek mümkün. Örneğin, aşı ile hastalığa karşı tedbir almak ya da hasta çocukların daha iyi tedavi ve bakımını sağlamak bunlar arasında.

Emzirmenin önemi

Ayrıca, ellerin düzenli olarak yıkanması, yeterli beslenme ve bebeklerin ilk altı ay boyunca emzirilmesi de daha sonra zatürreye yol açan hastalıkların bulaşma oranını büyük ölçüde azaltıyor. UNICEF uzmanı Anne Golaz, emzirmenin önemine vurgu yapıyor:

“Çocukların doğal vücut direncini geliştirmek için, dengeli beslenme çok önemli. Yetersiz beslenen ve ilk altı ay boyunca emzirilmeyen çocuklar, zatürre ve diğer hastalıklara yakalanma konusunda çok yüksek bir risk taşıyor. Emzirme, çocukların bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Eğer çocuklar, ilk altı ay içinde, diğer gıdalar hariç tutularak sadece emzirilirse, zatürre vakaları yüzde 23 oranında

02/11/2009

Rahim nakline 'az kaldı'

İngiliz bilim adamları insandan insana ilk rahim naklinin

iki yıl içinde başarıyla yapılabileceğini açıkladı.

İngiltere'de rahmi alınmış yaklaşık 15 bin kadın var

Bu durumda, doğuştan rahmi bulunmayan veya kanser ya da başka hastalıklar yüzünden rahmi alınmış kadınlar da bebek sahibi olabilecek.

Bilim adamları, Londra'daki Kraliyet Veteriner Koleji'nde tavşanlar üzerinde yaptıkları rahim nakline yönelik çalışmalarda başarı sağladılar.

Çalışmanın sonuçları, Atlanta'daki Amerikan Üreme Tıbbı Derneği'ne sunuldu.

Times gazetesine konuşan, çalışmayı gerçekleştiren bilim adamlarından Hammersmith Hastanesi jinekoloji cerrahı Richard Smith, nakil sırasında rahme uzun süre kan akışını sağlayacak bir yöntem bulduklarını söyledi.

Çalışmada, belli başlı damarları birbirine bağlayan ve damarların daha önce kullanılanlardan daha geniş olduğu "vasküler yama tekniği" kullanıldı.

Halledilmesi gereken bazı teknik sorunlar olduğunu söyleyen Smith, yine de başarılı bir nakilin nasıl yapılabileceğini gördüklerini söyledi.

Ancak Smith, yeteri miktarda fon bulamadıkları için çalışmalarının sekteye uğradığını belirtti.

Hedef, çalışmalar için 250 bin sterlin toplamak

İngiliz bilim adamı, çalışmalarını sürdürebilmek için gerekli 250 bin sterlini toplamak amacıyla Uterine Transplant UK adlı bir yardım kuruluşu kurmayı planlıyor.

Çok sayıda tıp kurumu ise bu aşamada insandan insana rahim naklinin güvenli şekilde yapılamayacağını belirterek, araştırmalar için fon sağlamayı reddediyor.

Sadece İngiltere'de ya doğuştan rahimsiz ya da kanser gibi rahatsızlıklar nedeniyle rahmi alınmış yaklaşık 15 bin kadın bulunuyor.

Suudi Arabistan'da 2000 yılında bir kadına rahim nakli yapılmaya çalışılmıştı.

A ncak rahmi bağlayan damarlar çok dar olduğu ve bazıları pıhtılarla kapandığı için organ 3 ay sonra bozulmuştu.

23/10/2009

Bu haptan mı öldü?

Obama'nın sağlık reformuna senatodan onay

110 kilo olan internet kafe işletmecisinin acı sonu...

Antalya'da, Meksika biberi çekirdeği esanslı zayıflama hapından öldüğü iddia edilen 110 kilo ağırlığındaki internet kafe işletmecisinin cenazesi, adli tıp morgundan alındı.

Bayındır Mahallesi'nde bir apartmanın 5'inci katında yalnız yaşayan ve internet kafe işletmeciliği yapan 110 kilo ağırlığındaki Ferhan Yılmaz (28), dün öğle saatlerinde polis tarafından evinde ölü bulunmuştu. Polis, evde yaptığı incelemede, zayıflama haplarını bulmuştu. Yılmaz'ın cesedi kesin ölümünün belirlenmesi için Antalya Adli Tıp morguna gönderilmişti. Adli Tıp morgunda otopsisi tamamlanan Yılmaz'ın cenazesi yakınları tarafından alındı. Yılmaz'ın ilk tespitlere göre kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği belirlenirken, kullandığı zayıflama haplarının geçirdiği kalp krizine etkisi olup olmadığı yönünde ise inceleme yapılacağı öğrenildi.

Yılmaz'ın Uncalı Asri Mezarlığında toprağa verileceği belirtildi.

Öte yandan, Türkiye'de üretim izni verilmediği belirtilen zayıflama haplarının piyasada kutusu 40 TL'den başlayan fiyatlarla satışının kaçak yollarla yapıldığı iddia edildi. Dünyada sadece Rusya ve Çin'de resmi olarak satışı yapılan hapın Türkiye'de sahtelerinin de üretildiği iddia ediliyor.

 25.09.2009

ABD Başkanı Barack Obama'nın ülkenin sağlık sisteminde kapsamlı reformlar öngören planı senatonun maliye komisyonunda onaylandı. Komisyon, saatler süren oturum sonunda Obama'nın reform hedeflerinin yer aldığı yasa tasarısına onay verdi. Yasa tasarısı 23 üyeli maliye komisyonunda, 9'a karşı 14 oy ile kabul edildi. 

Herkesin sağlık hizmetlerinden faydalanmasını öncelikli hedefleri arasında yer veren Obama, sağlık reformunun bu yıl yasalaşmasını hedefliyor.

ABD'de yaklaşık 48 milyon kişinin sağlık sigortasının olmadığı tahmin ediliyor.

14/10/2009

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya