|
Kalp yetmezliği tedavisinde yeni umut |
Uluslararası
bir tıp araştırmasına göre, ivabradin etken
maddeli anjin ilaçları, kalp yetmezliğinden
ölüm riskini azaltıyor.
37 ülkede, beta
bloklayıcıları gibi standart tedavi
yöntemleri kullanmış olan 6 bin 500 kişi
üzerinde, iki yıl boyunca yapılan
araştırmaya göre ivabradin
etken maddeli ilaçlar, kalp yetmezliğinden
ölüm riskini yüzde 26 oranında azaltıyor.
|
|
 |
|
İlaç, tansiyonu
düşürmeden nabzı yavaşlatıyor |
Araştırma
sonuçları, İsveç'in başkenti Stockholm'de
düzenlenen Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin
kongresinde açıklandı.
İvabradin,
beta bloklayıcılarının tersine, kalp ritmini
azaltırken, tansiyonu da düşürmüyor.
Londra'daki
Royal Brompton Hastanesi'nden Kardiyoloji
Uzmanı Prof. Martin Cowie, kalp
rahatsızlıkları bulunan hastalara bu
ilaçların verilmesiyle İngiltere'de yılda en
az 10 bin ölümün engellenebileceğini
söyledi.
BBC'ye
açıklamalarda bulunan Cowie, İngiltere'deki
her dört kişiden birinin, hayatlarının bir
döneminde kalp hastalığı geçirme riski
taşıdığını belirtti.
'Ek araştırma şart'
Cowie, ilacın
nabzı düşürerek kalbin üzerindeki yükü
azalttığını kaydetti.
Martin Cowie, 'Geçmişte
bunu beta bloklayıcıları adlı ilaçlarla
yapıyorduk. Ancak çok sayıda hasta,
astımları olduğu ya da tansiyonlarını
düşürdüğü için bu ilaçları kullanamıyor. Bu
ilaç tansiyonu düşürmeden ve astım
hastalarını etkilemeden nabzı düşürüyor.
Dolayısıyla bu doktorlar için heyecan
verici, yeni bir seçenek.' dedi.
Ancak Cowie, bu
ilacın herkese göre olmadığını, sadece ciddi
kalp rahatsızlıkları bulunanlara tavsiye
edildiğini vurguladı.
California
Üniversitesi'nden kardiyoloji uzmanı Dr.
John Teerlink ise, bulgulara ihtiyatlı
yaklaşılması çağrısında bulundu.
Bu konuda daha
fazla araştırma yapılması gerektiğini
söyleyen Teerlink, 'Bu sonuçların
insanlara genel olarak nasıl
yansıtılabileceğiyle ilgili çok fazla soru
işareti var. Bu sorunların çözülmesi için de
daha çok çalışma yapılmalı.' dedi.
İngiltere Kalp
Derneği'nden Profesör Peter Weissberg de,
Teerlink'in daha fazla çalışma yapılması
çağrısına destek verdi.
30/08/2010 |
|
"Biyosentetik (Yapay) kornea" çığır açacak |
|
İsveç'te önemli görme
kaybı yaşayan on hastaya nakledilen laboratuvar üretimi kornea
tabakaları,
hastaların görme yeteneğinde önemli ilerleme sağladı.
Yapay korneayla insanın
kaybolan görme yeteneği yeniden sağlanabildi
Tamamen sentetik kolajenden üretilen kornea
ile gerçekleştirilen nakillerin, insandan insana yapılan kornea naklinin
yerini alması olasılığı, böylece büyük ölçüde arttı.
'Hastaya özel' yapay kornea, gözdeki
sinirleri ve hücreleri yeniden canlandırarak sonuç veriyor.
İnsanda görme yeteneği, bu yolla ilk kez
normale dönüştürülmüş oldu.
İnsanın görme yeteneği tamamen korneaya
bağlı. Gözbebeğini ve gözün ön kısmını kaplayan ve kolajenden oluşan bu
şeffaf tabaka, görüntüyü retina üzerinde odaklaştırlacak şekilde ışığın
kırılmasını sağlıyor.
Kornea zedelenmeleri, dünya çapında en
büyük görme kaybı nedenlerinden ikincisi. Yaklaşık 10 milyon insan
kornea zedelenmesi sonucu görme kaybı yaşıyor.
Doku bankası bulunan ülkelerde kornea
hasarı ve hastalıkları, insandan insana kornea nakliyle tedavi ediliyor.
Ancak kornea, dünyada çapında büyük darlık çekilen dokulardan biri.
"Biyosentetik" kornea ise, hastanın
korneası olabildiğince taklit edilerek ve insan kolajeninden üretiliyor.
Yapay korneayı üreten Fibrogen firması, 'hastaya özel'
korneayı üretmek için maya ve insanın DNA dizininden yararlandı.
Ameliyat edilen 10 hastanın gözlerindeki
hastalıklı doku alındı ve yapay kornea nakli yapıldı. Ardından gelen iki
yıl boyunca, hastalarda nakledilen korneaların göze ne derecede uyum
sağladığı incelendi.
6 Hastada görme yeteneği, 20/400'den
20/100'e yükseldi. Bu da hastaların, ameliyat öncesinden dört kat
uzağını görebildikleri anlamına geliyor.
Yapay kornea nakli yapılan 10 hastanın tümü
de görme yeteneğine yeniden kavuştular. Ancak bazı hastaların kontak
lensle destek alması gerekti.
Söz konusu hastaların hepsi de, İsveç'te
insandan kornea nakli için beklemekteydi.
İki yıllık araştırma ve çalışmanın
yazarlarından biri olan İsveç Linkopings Üniversitesinde
Rejeneratif Tıp Profesörü olan Dr. May Griffith,
BBC'ye yaptığı açıklamada, yapay kornea naklinde
böylesi bir başarı elde etmiş olmalarının, kendilerini şaşırttığını
söyledi.
Prof. Griffith, "Bizim amacımız yapay
korneaların insanda ne derece güvenli bir şekilde kullanılabileceğini
denemekti. Hastaların görme yeteneğindeki ilerleme, bizlere bir ödül
oldu." dedi.
İsveçli hastaların tümünde, görme yeteneği,
insandan yapılmış bir kornea naklinde sağlanan derecede iyileşti. Bazı
vakalarda hastanın gözü, insandan yapılan nakle kıyasla, daha hızlı
iyileşti.
Prof. Griffith, "Tüm hastaların göz
sinirlerindeki rejenerasyon, insandan kornea nakli yapılan
hastalarınkine kıyasla daha hızlı oldu." şeklinde konuştu.
Hastaların nakledilen dokuyla ilgili
herhangi bir uyumsuzluk ya da ret sorunu da yaşamadıkları ve uzun süreli
immunosupresyona gerek kalmadığı kaydedildi. Bunlar, insandan yapılan
kornea nakillerinde rastlanan en ciddi yan etkiler.
26/08/2010 |
|
|
|
Alman pop şarkıcısı Nadja Benaissa'dan HIV
itirafı |
|
|
 |
|
Nadja Benaissa, mahkemede ifade verirken, gözyaşlarına hakim olamadı |
Alman pop şarkıcısı Nadja
Benaissa, HIV’li olduğunu bilmesine rağmen, korunmadan
cinsel ilişkiye girerek partnerlerine virüs bulaştırdığını
itiraf etti. 28 yaşındaki yıldız için 10 yıla kadar hapis
isteniyor.
Ünlü Alman pop müzik grubu No Angels'ın
solistlerinden Nadja Benaissa, bugün hâkim karşısına çıkarıldı.
HIV'li olduğunu bilmesine rağmen,
korunmadan cinsel ilişkiye girerek partnerlerine virüsü bulaştırmakla
suçlanan Benaissa, mahkemeye itiraflarda bulunurken, büyük psikolojik
baskı altında kaldığını ve HIV'li olduğunu kimseye söyleyemediğini
anlattı.
28 yaşındaki pop yıldızı, 2000-2004 yılları
arasında birlikte olduğu partnerlerine bilinçli olarak HIV bulaştırma,
kasten ciddi derecede bedensel hasara yol açmaya teşebbüsle suçlanıyor.
Benaissa için “ağırlaştırıcı sebepler taşıyan saldırı” ve buna teşebbüs
etme suçlamalarıyla 10 yıla kadir hapis cezası isteniyor.
Benaissa'nın, HIV'li olduğunu saklayarak
korunmadan birlikte olduğu partnerlerinden birine virüsü bulaştırdığı
tespit edilmişti.
“Kontrolümü kaybettim”
Frankfurt yakınlarındaki Darmstadt kentinde
görülen mahkemenin bugünkü duruşmasında Nadja Benaissa, çok üzgün
olduğunu anlattı ve psikolojik baskı altında hatalar yaptığını söyledi.
“Kalbimin derinliklerinde büyük üzüntü yaşıyorum” diyen Benaissa,
“İstediğim en son şey, arkadaşıma HIV bulaştırmaktı” ifadelerini
kullandı.
1999 yılında test sonucunu öğrendiğinde
büyük şok yaşadığını ancak grupları No Angels'in büyük yükselişinin
sarhoşluğu nedeniyle kontrolünü kaybettiğini anlatan Benaissa, “Çok
korkmuştum. Kimseye anlatamadım. Çok üzgünüm” dedi.
No Angels üyeleri, 2000 yılında Popstar
yarışmasını kazanarak şöhreti yakalamıştı. Grubun albümleri 2000-2003
yılları arasında 5 milyon satış rakamına ulaşmıştı.
16 yaşında tek çocuğuna 3 aylık hamileyken
HIV'li olduğunu öğrenen Nadja, virüsü taşımasına rağmen, bugüne kadar
AIDS hastalığı belirtileri göstermedi.
Annesi Alman, babası Faslı olan Benaissa,
kendisine yönelik suçlamaların ardından geçen yıl Nisan ayında gözaltına
alınmış, 10 gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.
16/08/2010 |
|
Yeni Prostat Kanseri İlacına Onay Verildi |
Amerikan Gıda
ve İlaç Dairesi, prostat kanseri tedavisinde kullanılacak
Provenge adlı ilacı onayladı.
|
|
 |
|
Kanser Virüsü |
Damardan verilen ilaç,
hastalıkla mücadele etmek için vücudun bağışıklık sistemini
güçlendiriyor.
Gıda ve İlaç Dairesi uzmanları,
tedavi sürecinde hastanın bağışıklık sistemini oluşturan
akyuvarların toplandığını, daha sonra bu akyuvarların
prostat kanserinde bulunan bir protein türüyle
karıştırıldığını ve vücudun bağışıklık sistemini
güçlendirecek başka içerikler eklendiğini belirtiyor.
Uzmanlar, deneyler sırasında
Provenge’in, ilerlemiş prostat kanseri vakalarında bile
hastaların ömrünü en az dört ay uzattığının belirlendiğini
bildirdi.
30/04/2010
|
|
Yolcuları hastalanan Turistik Tur Gemisi
Boudicca, Geriye döndü |
|
Yolcularının çoğu kış
kusma hastalığına yakalanan bir tur gemisi İngiltere'nin Liverpool
kentine geri döndü.
Fred Olsen firmasına ait Boudicca gemisinde
yolcuların üçte ikisi hastalandı
Norveç merkezli Fred Olsen firmasına ait
Boudicca adlı gemi, Türkiye ve Doğu Akdeniz'e toplam üç hafta sürecek
bir tura çıkmıştı.
Gemi, üç gün sürecek detaylı bir temizlik
işleminden geçirilmek üzere seyahati iki gün erken tamamlayarak
Liverpool'a geri döndü.
Gemideki yüzlerce yolcunun norovirüse
yakalanarak hastalandığı haber veriliyor.
Geçen ay Southampton'dan yola çıkarak
benzer bir rota izleyen aynı gemideki yolcular da bu virüse
yakalanmıştı.
Son olarak da Liverpool'dan yola çıkan
gemideki 1,066 yolcunun yaklaşık üçte ikisi, yolculuk sırasında kusma
nöbetlerine yakalandı.
" Onay aldık "
Fred Olsen firmasının bir yetkilisi,
"İngiltere'deki ilgili kuruluşların gemideki sıhhi koşullar hakkında
kendilerine tam onay verdiğini" söyledi.
Sözcü "mide ve bağırsakları etkileyen
virüsün giderilmesi için gemide makul her türlü önlemin alındığını" da
sözlerine ekledi.
Firma yetkilisi, yolculuk sırasında virüsün
yayılmasının önlenmesi için benzer belirtilerle gemideki sağlık
merkezine başvuran tüm yolcuların iki gün boyunca kabinlerinden
çıkmamasının istendiği söyledi.
Bulaşıcı bir hastalık olan kış kusma
hastalığı, norovirüs adı verilen bir virüs aracılığıyla kişiden kişiye
geçebiliyor.
Genellikle kış aylarında rastlanan
hastalığın en önemli belirtileri ise bulantı, kusma ve ishal olarak
biliniyor.
Hastalık çoğunlukla yiyecek ve içme
suyundan bulaşıyor.
28/04/2010 |
|
Ağrı kesici kullananlar dikkat |
|
Yapılan yeni bir
araştırma çok sık ağrı kesici kullanan erkeklerin diğerlerine oranla
duyma problemi yaşama olasılığı oldukça fazla.
Araştırmaya göre en büyük risk grubunu ise
genç erkekler oluşturuyor.
50 yaşından önce haftada iki defa
parasetamol alan erkeklerin sağır kalma riski iki kat artıyor. Amerikalı
araştırmacıların yürüttüğü çalışmaya göre aspirin ve ibuprofen’in de
duyma bozukluğuna yol açabiliyor.
Araştırmada ağrı kesicilerin direkt olarak
sağır yapmadığı fakat ikisi arasında bir bağlantı olduğunu belirtildi.
Uzun süre yüksek dozda aspirin kullanılmasının kulakta çınlamaya da
neden olacağı söylendi.
Harvard Üniversitesi tarafından yapılan
araştırma 18 yıl boyunca 26 bin erkek üzerinde yapıldı. Araştırma
kapsamında ağrı kesicilerin sağırlıkla olan ilişkisi araştırıldı ve 3500
kişide duyma kaybı görüldü.
Araştırmaya göre 60 yaşın altında her hafta
iki aspirin alan erkeklerin yüzde 33’ünde duyma kaybı görüldü. 50 yaşın
altında çok sık ibuprofen ve diğer NSAIDS alan erkeklerin de yüzde
61’inde görüldü. Fakat en büyük bağlantı 50 yaş altında düzenli olarak
parasetamol alan erkeklerde görüldü. Bu erkeklerin yüzde 99’ı sağırlık
yaşıyor.
Araştırma The American Journal of
Medicine’da yayımlandı. 02/03/2010 |
|
Kül bulutu insan sağlığına zararlı mı? |
|
Çeşitli gaz
parçacıklarından oluşan kül, uçaklar için neden bir tehlike teşkil
ediyor, insan ve hayvan sağlığına da zararlı mı, uzmanlar bu konuda ne
düşünüyor?
İzlanda’daki yanardağın faaliyete geçmesi
ile oluşan kül bulutu bir anda tüm Avrupa’da hava trafiğini felce
uğrattı. Yüzlerce uçuş iptal edildi, hava sahaları trafiğe kapatıldı,
yolcular havaalanlarında mahsur kaldı. Peki, bu kadar katı önlemlar
alınmasının nedeni tam olarak neydi? Avrupa Hava Güvenlik Kurumu
uzmanlarından Daniel Höltgen, bulutun uçaklar için yarattığı tehlikeyi
şöyle açıklıyor: “Normalde, uçaklar volkanik patlamalar gibi çeşitli
nedenlerle oluşabilecek kül parçacıkları hesaba katılarak tasarlanır ve
buna uygunsa uçuş izni alır. Ancak toz parçacıkları bir araya gelerek
büyük bir kül bulutuna dönüşürse, motorların tamamen devre dışı kalması
ihtimali doğar. Bu tabii ki felaket demektir. Bu nedenle, hem ulusal hem
de Avrupa çapında uçuşların yasaklanması yerinde bir karar.”
Silikon motorun
çalışmasını olumsuz etkiliyor
Çeşitli gaz parçacıklarından oluşan kül
bulutu, bir tür silikon da içeriyor. Bu silikon, sıcaklık 1200 derecenin
altına düştüğünde eriyor. Uçak motorlarında da sıcaklık bu seviyenin
altında olduğundan, eriyen silikon türbinlerin üzerine ince bir tabaka
halinde yayılarak, motorun çalışmasını engelliyor. Bir diğer sorun ise
bulutun içinde yeterli miktarda oksijen bulunmaması. Zira motorların
çalışması için gereken kerosinin (uçak yakıtı) yanması esnasında
oksijene ihtiyaç duyuluyor. Kül parçacıklarının uçaklar için yol
açabileceği etkilerden bir diğeriyse, hareket halindeki küllerin uçağın
camlarına çarpıp görüşü engelleme ihtimali. Uzman Daniel Höltgen şöyle
konuşuyor: “Pilotun görüşüne de zarar veriyor. Bu aslında gün içerisinde
fazla sorun değil, zira pilotlar bulutu görüp, onun içine girmeden
kenarından uçabiliyor. Ancak geceleri radar cihazları kül bulutunu
tespit edemiyor.”
İnsan sağlığına zararlı değil
Yanardağın patlaması sonucu açığı çıkan kül
bulutunun sağlıklı insanlar için zararlı olmadığı belirtiliyor. İngiliz
makamları bronşit, astım gibi solunum yolu rahatsızlıkları olan kişileri
ise uyararark, kül partiküllerinin bu kişileri rahatsız edebileceğini
açıkladı. Ancak, külün hayvanlar üzerindeki etkisinin, içeriğindeki flor
ve kükürt oranına bağlı olarak daha ağır olabileceği belirtiliyor.
Duisburg- Essen Üniveristesi'nden yanardağ uzmanı Prof. Ulrich Schreiber
şöyle konuşuyor: “Kül, tek başına o kadar kötü değil. Asıl kötüsü, gazın
içindeki flor ve kükürt gibi maddeler. Bunlar hayvanlar için çok
zararlı. Bu maddeler otların içine karışıyor, hayvanların bunları yemesi
büyük sağlık sorunlarına yol açıyor. Geçmişte de İzlanda’da büyük baş
hayvanların bu yüksek kükürt oranı yüzünden telef olduğu vakalar
görülmüştü.”
"Haftalar sürebilir"
Uzmanlar, faaliyete geçen yanaradağın
etkilerinin uzun bir süre daha hissedilebileceğini belirtiyor.
Almanya'daki Würzburg Üniversitesi'nden yanardağ uzmanı Bernd Zimanowski,
"Deneyimler, yanardağ faaliyetlerinin en az iki üç hafta, en fazla bir
kaç ay sürebileceğini gösteriyor" diyor. İzlandalı jeolog Reynir
Bödvarsson ise hava trafiğinin uzun bir süre aksayabileceği görüşünde:
“Günler, haftalar belki de aylar sürebilir. Bütün Avrupa bunun
etkilerini hissedecek. Rüzgarın gelişimine göre, Kuzey Amerika’da bile
etkiler görülebilir. Kül şu anda olduğu gibi büyük bir basınçla
volkandan çıkmayı sürdürürse, hava trafiği geniş bir alanda sekteye
uğrayabilir.”
16/04/2010 |
|
Diş Kaybı Kalbe İşaret Edebilir |
|
Diş kayıplarının kalp
hastalığı riskinin habercisi olduğu bildirildi.
İsveç’teki 3 hastanede yapılan 7.674 kadın
ve erkeğin katıldığı araştırmalara imza atan Dr. Anders Holmlund ve
meslektaşları, kalp-damar hastalıklarının büyük ölçüde diş sayısına
bağlı olduğunu belirtti.
"Diş eti hastalıkları" dergisinde
yayımlanan araştırmada Holmlund, 10 dişini kaybetmiş bir kişinin kalp
hastalığından ölme riskinin aynı yaşta ve cinsiyetteki 25’ten fazla dişe
sahip bir kişiye göre 7 kat fazla olduğunu vurguladı.
Araştırmada, ağızdaki ve diş çevresindeki
iltihapların dolaşım sistemiyle yayılabileceği ve kalp krizine neden
olabilen kronik iltihaplanmalara yol açabileceğine dikkat çekildi.
Ağız sağlığı ve kalp-damar hastalıkları
arasındaki bağlantı 15 yıldır araştırılıyor, ancak ilk kez ağızdaki diş
sayısı ve kalp krizi riski arasında doğrudan bir bağlantı olduğu
görülüyor.
14/04/2010 |
|
Kellikte Umut Verici Gelişme |
|
ABD'nin Columbia
Üniversitesinde, saçların dökülmesiyle ilgisi bulunan yeni bir gen
belirlendi.
Bilim adamları, saçların dökülmesiyle
ilgisi bulunan yeni bir gen belirledi.
Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya
göre, ABD’nin Columbia Üniversitesinden bir ekip, ender rastlanan bir
saç dökülmesi türü olan kalıtsal hipotrişoz simpleks hastalığının APCDD1
adı verilen genin mutasyonundan kaynaklandığını tespit etti.
Saç folikülünün giderek küçülmesine yol
açan bu rahatsızlık, erkeklerde kellikte, saçların giderek tüy gibi
incelmesine yol açan bir süreç olarak dikkat çekiyor.
Pakistanlı ve İtalyan ailelerdeki genetik
verilerin analiziyle yapılan çalışmada belirlenen APCDD1 geninde, önceki
araştırmalarda başka türdeki saç dökülmeleriyle ilgisi bulunduğu tespit
edilen 18. kromozom bölgesinde bir mutasyon keşfedildi.
Araştırmacılar, APCDD1 geninin, daha önce
fareler üzerinde yapılan deneylerde görüldüğü üzere kılların uzamasının
kontrolünde rolü bulunan hücresel sinyalizasyonu engellediğini gösterdi.
İlk kez insanlarda bu sinyalizasyonun
manipüle edilmesinin saç ve kıl uzaması üzerinde etkisi olabileceğinin
görüldüğünü belirten bilim adamları, bulguların erkeklerde kellik ve
başka biçimlerdeki saç dökülmesi tedavilerinde yeni yollar
açabileceğinin altını çizdi. 14/04/2010 |
|
Şizofreni Genetik mi? |
|
Genetik mutasyonların,
bazı kişileri şizofreni hastalığına daha elverişli kıldığı belirtildi.
ABD’de yayımlanan "Proceedings of the
National Academy of Science" adlı dergide yayımlanan iki Kanadalı
bilimadamının araştırmasında, mutasyon geçirmiş SHANK3 adlı genin bazı
şizofreni hastalarında tespit edildiği bildirildi.
Araştırmacılardan olan Montreal
Üniversitesi’nden Profesör Doktor Guy Rouleau, "Araştırmamız, şizofreni
vakalarının çoğunun SHANK3 adlı genin geçirdiği mutasyondan ileri
geldiğini gösteriyor" dedi.
Rouleau, başka incelemelerin, SHANK3
geninin şizofreni hastalığında belirleyici olduğunu göstereceğinden emin
olduklarını da ifade etti.
Fransa’nın başkenti Paris’teki Pastör
Enstitüsü uzmanları, otizm hastalığıyla ilgili olarak ve sinir hücreleri
arasında iletişimin sağlanmasında anahtar rol oynayan SHANK3 adını
verdikleri yeni bir gen keşfetmişti.
Düşünce, duyuş ve davranışlarda önemli
bozukluklara, kişinin gerçeklikten kopmasına yol açan ve psikiyatrik bir
hastalık olan şizofreni, dünya nüfusunun yüzde 1’ni etkiliyor. 13/04/2010 |
|
Bahar Yorgunluğuna Dikkat! |
|
Havaların ısınmasıyla
birlikte bahar yorgunluğuna dikkat çeken uzmanlar, yorgunluğun uzun süre
devam etmesinin ciddiye alınması gerektiğini söylüyor.
Uzmanlar havaların ısınmasıyla birlikte
bahar yorgunluğuna karşı vatandaşları uyardı.
Bahar yorgunluğunu değişen hava koşullarına bağlayan uzmanlar, uzun
süren yorgunlukların mutlaka ciddiye alınması uyarısında bulundu.
Bahar yorgunluğunun insanların mevsim
dönüşlerinde hissedebildiği bir takım ruhsal ve bedensel belirtilerin
bütünü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, yeterli besin
alınmaması, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit bezinin
çalışma düzensizlikleri, tansiyon-kalp- enfeksiyon hastalıkları ve
sigaranın fazla kullanılmasının yorgunluk belirtilerini arttırdığını
söyledi.
Kavaklı, "Bahar aylarında havadaki elektrik
yükü artar. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması, insan
biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratır. Pozitif iyonlar
insanı zinde hissettirirken; negatif iyonlar insanın kendini daha halsiz
hissetmesine ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili olur.
Ayrıca bahar aylarında, vücudumuzun daha aktif olmasını sağlayacak
hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme
bozukluğu varsa, vücut buna uyum gösteremiyor ve yorgunluk hissi
artıyor" diye konuştu.
Bahar Yorgunluğuna Karşı Öneriler
Bahar yorgunluğunu gidermek için yapılması
gerekenleri sıralayan Kavaklı, vitamin ve besin destek ürünlerinin
alımının büyük önem taşıdığını belirtti.
Kavaklı şunları kaydetti: "Mümkün olduğu
kadar eksik olan vitaminlerin alınması gerekir. Özellikle B ve C
vitaminleri, potasyum ve çinko içeren besinler önemlidir. Yeterli
düzeyde karbonhidrat alımı, yorgunluktan korunmada etkilidir. Rafine
edilmemiş karbonhidratların tüketimine ağırlık verilmelidir. Özellikle
çalışanların çalışma ortamını iyi havalandırması gerekiyor. Günde en az
8-10 bardak su içilmesi ve kahve ile çayın mümkün olduğunca az
tüketilmesi gerekir."
Yorgunluğun uzun süre devam etmesi
durumunda artık onu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerektiğinin
altını çizen Kavaklı sözlerini şu şekilde tamamladı:
"Bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek
bazı psikiyatrik durumlar da söz konusu olabilir. Sadece psikiyatrik
değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da
unutmamak gereklidir." 12/04/2010 |
|
Öksürünce Ciğeri Dışarı Fırladı! |
|
Olay Kocaeli'nde meydana
geldi. 71 yaşındaki bir kişi kuvvetli öksürünce
akciğeri herkesin gözü önünde dışarı fırladı.
Akıllara durgunluk veren olay, 71 yaşındaki
Süleyman Zehir’in başına geldi.
Süleyman Zehir, bir süre önce açık kalp
ameliyatı oldu.
Taburcu edildikten sonra da Kocaeli’nde
yaşayan kardeşini ziyarete gitti.
Süleyman Zehir yakınlarıyla otururken
birden öksürme ihtiyacı hissetti.
Kuvvetli öksürünce de akciğeri, önceki
ameliyat yerinin patlaması sonucu, beraberindeki insanların şaşkın
bakışları arasında göğsünden dışarı fırladı.
Süleyman Zehir, ilk müdahalenin ardından
İstanbul’daki özel bir hastaneye sevk edildi.
Hemen ameliyata alınan Süleyman Zehir’in
akciğeri başarılı bir operasyonla yerine yerleştirildi.
Sağlık durumu normal seyrine yaklaşan
hastanın tedavisi sürüyor.
Süleyman Zehir olay anını şöyle anlattı:
"Yaslandığım zaman bir açılma hissettim
içimde. O zaman anladım, mahvoldum dedim. Ben görmedim, kızkardeşim
gördü. Elini kapattı, ’senin ciğerin elimde’ dedi."
Süleyman Zehir’in dışarı fırlayan
akciğerini ameliyatla yerine koyan Doktor Sezai Çelik de şunları
söyledi:
"Biz kalbi ve akciğeri hep içerde görmeye
alışkınız. Bütün meslektaşlarımız da hep böyle görür. Ameliyat sahası
devamlı içerisidir. Ameliyat sırasında kalbi ve akciğerleri çıkartıp,
yıkayıp yağlayıp tekrar içeriye koymazsınız. Akciğeri böyle tamamen
göğsün dışında görmüş olmamız bizi hayrete düşürdü. Hastamızın korku ve
endişesi ne kadar ise en az biz de o kadar korktuk. Ama biz doktorlar
soğukkanlı olmak zorundayız. Ekibimizle birlikte yaklaşık 40 dakika
süren ameliyatla akciğeri yerine yerleştirdik."
Doktorlar şimdi karşılaştıkları bu
inanılmaz olayı ve yaşadıkları tecrübeyi uluslararası makaleyle tıp
dünyasının değerlendirmesine sunmaya hazırlanıyor.
12/04/2010 |