hazer.tv - ana sayfa

 

 Sağlık

Aktüel

Yaşam

Din

Sağlık

Rejim

Cinsel sağlık

Sinema

Sanat

Moda

Fashion

Resim Şov

Video

Resim İndir

Sağlık Haber ve Araştırmaları

Pop Dünya (video)

Eş Cinsellik Nereye Gidiyor?

Arı Sütü Nedir? Amerika'da Ücretsiz Teşhis Salgın Hastalıklar

 

Önceki sayfalar:

2 bin 500 Türk kadına silikon çağrısı

 

silikon çağrısı

Fransız Hükümeti'nden yapılan uyarının ardından Türk cerrahlar da sanayi tipi silikon kullanılan, PIP marka meme protezlerine karşı harekete geçti. Bu protezlerden taktıran yaklaşık 2 bin 500 kadın kontrole çağrıldı.

Fransa'da patlayan silikon skandalı, Türkiye'de estetik operasyon geçiren kadınları da harekete geçirdi.

Tüm dünya'da 300 bine yakın kadına takıldığı tahmin edilen PIP marka silikonların insan sağlığına uygun olmadığının anlaşılması estetik sektöründe büyük bir skandal olarak patlak verdi.

Türk Plastik ve Estetik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ramazan Kahveci, “PIP marka protezlerde maalesef firma endüstri sahtekarlığı yaparak ruhsatı aldığı ürünü değil, daha sonra içine sanayi tipi silikonu koyarak satmıştır” açıklamasını yaptı.

silikon skandalı

 

Türk cerrahlar da yaklaşık 2 bin 500 kadına "silikonlarınızı çıkarttırın çağrısı" yaptı.

Prof. Dr. Ramazan Kahveci, “Ülkemize yaklaşık 5bin civarında protez girdiğini düşünüyoruz, bu da 2bin 500 kadın demek. Protez taktırmış hastalar hekimlerine başvursunlar, protezlerinin markasını öğrensinler, çünkü diğer marka protezlerde şu anda hiçbir problem ve kısıtlama yok” dedi.

Kendisine hangi protezin takıldığını bilmeyen kadın hastalar bu açıklamalardan sonra hekimlere koştular.

Fransa ve Venezüella’da silikonların çıkarılması için gereken masraflar sağlık bakanlığı tarafından karşılanırken Türkiye'de böyle bir uygulama henüz yok.

Sağlık Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde konuyla ilgili açıklama yapması bekleniyor.

09 Ocak 2012

Kalp krizi size ne kadar uzak?

Kalp krizi

 

Modern cihazlarla, ilaçsız ve kısa sürede yapılabilen kalsiyum skorlaması, 4 yıl içerisinde kalp krizi geçirme riskinin derecesini ortaya çıkarıyor. Uzmanlara göre yöntem, buzdağının görünen yüzünü değil, suyun altını da gösterdiği için önemli.

İSTANBUL - Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölüm nedenlerinin başında gelen kalp ve damar hastalıklarının önceden fark edilmesini sağlayacak testler hayat kurtarıyor. Derin bir nefes alma süresinde yapılabilen kalsiyum skorlaması, kalp damarlarındaki kireçlenme miktarını ve buna bağlı olan koroner arter hastalığı riskini ortaya çıkarıyor. Kalsiyum skorlaması sonuçları, kişinin gelecek yıllarına ilişkin bilgi veriyor.

Kalp krizi riskinin önceden belirlenebilmesini sağlayan yöntemler arasında ilk akla gelenin anjiyo olduğunu söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürsel Ateş, anjiyo ile kalsiyum skorlamasının birbirinden farklı iki yöntem olduğunu vurgulayarak şu bilgileri veriyor: “Anjiyoda kişinin var olan şartları belirlenip, tedaviye gereksinim duyup duymadığına karar veriliyor. Kalsiyum skorlamasında ise kişinin damarındaki gelişmeleri görmek amaçlanıyor. Böylece, ilerleyen yıllarda kalp krizi geçirme riskinin daha iyi belirlenmesi sağlanıyor.”

40'LI YAŞLARA DİKKAT

Belirgin herhangi bir şikâyet olmamasına karşın ailede kalp hastalıkları görülüyorsa kişinin kalsiyum skorlaması yaptırması öneriliyor. Dr. Gürsel Ateş, “Koroner arter hastalıkları, 40’lı yaşlardan itibaren giderek artan bir seyir izliyor. Aile öyküsü olan kişilerde, genç yaşlarda da kalp krizi riski olasılığı var. Araştırmalar, damarlarında kalsiyum birikmesine rastlanmayan kişilerin dört yıl boyunca kalp krizi geçirme riskinin çok düşük olduğunu gösteriyor” diyor.

Kalsiyum skorlamasında istenen, sonucun sıfır olması. Sonuç sıfır değilse, damardaki kalsiyum birikiminin miktarına göre kişide düşük, orta ya da yüksek derecede kalp damar hastalığı riski olduğu düşünülüyor ve çıkan sonuca göre ilaçla tedaviye başlanıyor. Ciddi bir damar tıkanıklığı saptananlara ise koroner anjiyografi uygulanıyor.

KALSİYUM SKORLAMASI NASIL YAPILIYOR?

Hastaya ağızdan veya damardan hiçbir ilaç verilmeden, bilgisayarlı tomografi ile sadece bir tutumluk nefes süresinde yapılan kalsiyum skorlaması, hekimlere göre en önemli tarama testlerinden biri. Modern cihazlarla yapılan ölçüm ile daha az radyasyon alınıyor.

KALP-DAMAR HASTALIKLARI AÇISINDAN RİSKLİ GRUPLAR

• Sigara kullananlar

• Trigliserid ve HDL düzeyi yüksek kişiler

• Diyabet ve hipertansiyon hastaları

• Kilo fazlası olanlar

• Metabolik hastalıkları bulunanlar

• Bel çevresi erkeklerde 102, kadınlarda ise 96 santimetreyi geçenler.

20 Aralık 2011

Acil servislerdeki senetler imha edilecek

 

Acil servisler

Sağlık Bakanlığı, hasta veya yakınlarından senet veya taahhütname alındığı şikâyetleri üzerine harekete geçti.

Acil servislerde senet ya da taahhütname şeklinde hazırlanmış tüm formlar imha edilecek.

ANKARA - Acil servislere müracaatlarda kimlik ya da sağlık karnesi gibi belge ibraz edemeyenler için sadece adres ve kimlik bilgilerini içeren form düzenlenmesini, birimlerdeki senet ya da taahhütname şeklinde hazırlanmış tüm formların imha edilmesini isteyen Sağlık Bakanlığı, aksi yönde hareket edenler için idari yaptırıma gitme kararı aldı.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, yayımladığı genelgede, Sağlıkta Dönüşüm Programı gereği sağlık hizmeti sunumunda hasta odaklı hizmet sunumunun benimsendiğini, hasta mağduriyetinin önüne geçilmesinin hedeflendiğini hatırlattı.

Bu bağlamda, muayene, tetkik, tahlil ve tedavi giderlerini karşılayamadıkları gerekçesiyle hastane idarelerince hasta veya hasta yakınlarından senet veya taahhütname adı altında belge alınmasının kesin olarak yasaklandığına dikkati çeken Tosun, sağlık hizmetlerinin sunumu konusunda yayımlanan başbakanlık genelgelerine göre de acillere başvuran hastaların sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın, tıbbi ve cerrahi müdahalenin öncelikle ve şartsız sağlanması gerektiğine dikkati çekti.

Bakanlığa bağlı hastanelerin acil servislerinde, artık işlevi olmayan veznelerin kaldırılarak hastalarla yakınlarından ücret alınmasının da engellendiğini hatırlatan Tosun, ''Uygulamaya ilişkin bugüne kadar yapılmış bu düzenlemeler sonucunda olumlu gelişmeler kaydedilmiş olmakla birlikte, son zamanlarda münferit de olsa bazı hastane idarelerince hasta ve yakınlarından senet ve taahhütname adı altında imzalı belge alındığı bilgisi basın ve şikayet yoluyla bakanlığımıza ulaşmaktadır'' dedi.

SADECE ADRES VE KİMLİK BİLGİLERİ ALINACAK

Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ''deki ''Acil servislere müracaat eden, ancak herhangi bir nedenle geçerli kimlik belgesi, sağlık karnesi veya hasta sevk evrakı ibraz edemeyen hastaların kimlik bilgilerinin ve adresinin belirlenmesi, hasta ve yakınlarının bilgilendirilmesi amacıyla hasta bilgilendirme formu doldurulur. Bu hastalardan hiçbir surette senet veya taahhütname alınmaz'' hükmü uyarınca, acillere başvurularda şu işlemler uygulanacak:

-Acil hastalarına, poliklinik ve taburcu aşamasındaki yatan hasta veya hasta yakınlarına, hastanın kimlik bilgilerinin ve adresinin belirlenmesi dışında kesinlikle senet-taahhütname ya da bu anlama gelebilecek herhangi bir evrak imzalattırılmayacak.

-Hastane yönetimlerince bu amaçla kullanılmak üzere bastırılan basılı matbuatlar uygulamadan kaldırılacak.

-Hastanın kimlik ve adres bilgilerini içeren hasta bilgilendirme formu haricinde başka basılı form kullanılmayacak.

Konuyla ilgili gerekli hassasiyetin gösterilmesini, uygulamanın il sağlık müdürlükleri ve kurum amirlerince titizlikle takip edilmesini isteyen Tosun, aksi takdirde idari yaptırıma gidileceğini bildirdi.

SENETLER İMHA EDİLECEK

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan, acillere başvurularda geçmişte yaşanan senet ya da taahhütname alınması gibi uygulamaların son yıllarda yapılan düzenlemelerle ortadan kaldırıldığını, bu düzenlemelere rağmen bazı hastanelerde senet ve taahhütname şeklinde matbu evrakların bulundurulmaya devam edildiğini söyledi.

Yayımlanan genelgeyle bu evrakların tümünün imha edilmesinin istendiğini bildiren Şencan, ''Hastaların yanında kimlik ya da sosyal güvencesini belirtir bir evrak yoksa sadece adres ve kimlik bilgilerinin yer aldığı formlar doldurulacak. Senet ya da taahhütname şeklinde bir evrak kesinlikle imzalatılmayacak'' dedi.

Ambulans

 

GEREKSİZ SEVKLER MERCEK ALTINDA

Öte yandan, Sağlık Bakanlığı acillerden diğer illere ya da üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapılan gereksiz nakilleri de mercek altına aldı. Prof. Dr. İrfan Şencan, yayımladığı genelgede, acil sağlık hizmetlerinin kaliteli, hızlı ve etkili bir şekilde sunulabilmesi ve oluşabilecek hasta mağduriyetlerinin önüne geçilebilmesi için gereksiz sevklerin engellenmesinin önemli bir husus olduğuna işaret etti.

Şencan, bu doğrultuda, gereksiz sevklerin önüne geçilmesi için her hastane başhekimliğinin bünyesinde ''sevk denetleme ve kontrol'' birimi kurulması, bu birimlerin belli aralıklarla toplanarak sevkleri değerlendirmesi, endikasyon harici gereksiz sevk yapan hekimlerin uyarılması ve gereksiz sevklere müsamaha gösteren hastane başhekimlerinin sorumlu olacağı talimatının verildiğini hatırlattı.

Üçüncü basamak sağlık tesislerine diğer illerden ve il içinden, gerekli koordinasyon sağlanmadan ve uygun şartlar oluşturulmadan, uygunsuz sevklerin önüne geçilebilmesi ve acil vakayı kabul etmeyen sağlık tesisleri için ''Sevk Değerlendirme ve Denetleme Komisyonu'' oluşturulması, komisyonun il dışına ve il içinde yapılan sevkler ile acil vakayı kabul etmeyen ve ambulansta bekleten sağlık tesislerini değerlendirmesi, endikasyon dışı yapılan uygunsuz ve gereksiz sevkler ile endikasyonu olduğu halde kabul edilmeyen vakaları tespit etmesi, sebeplerini sorgulaması ve çözüme kavuşturmasının amaçlandığını belirten Şencan, ancak, son zamanlarda bakanlığa endikasyon dışı ve koordinasyon sağlanmadan gereksiz sevkler yapıldığı, bu durumun hasta mağduriyetlerine yol açtığı ve merkez hastanelerde gereksiz yoğunluğa sebebiyet verdiği bilgisinin ulaştığını bildirdi.

Genelgeye göre, sevk nedenlerinin belirlenmesi ve gereksiz sevklerin önlenmesi için il sağlık müdürlükleri A, B ve C grubu hastanelerin acil servisinden gerek il içi gerekse il dışı başka bir hastaneye yapılan son 20 sevki 1 Ocak tarihine kadar bakanlığa bildirecek.

20 Aralık 2011

Ne onunla, Ne onsuz

 

Günlük beslenme düzeninde tuzu makul miktarda kullanmanın, aşırı ya da az miktarda tuz tüketimine oranla daha sağlıklı bir yaklaşım olduğu bildirildi.

Kanada'daki McMaster Üniversitesinden uzmanlar, iki ayrı klinik teste katılan yaklaşık 30 bin kişiden alınan idrar örneklerindeki sodyum ve potasyum oranlarını inceledi.

Katılımcıların yüzde 16'sının 4 yıl içinde çeşitli kalp rahatsızlıklarına yakalandığını tespit eden araştırmacılar, bu yüzdeye dahil olanların tuz tüketim oranları ve hastalığa yakalanma riskleri arasında bağlantı kurmaya çalıştı.

Araştırma sonucunda, kalp hastalığına yakalanma riskinin en düşük olduğu grubun “makul miktarda tuz tüketenler” olduğu saptandı. Çok miktarda tuz tüketen katılımcılarda felç, kalp hastalığı ve diğer kalp-damar rahatsızlığı risklerinin daha yüksek olduğunu tespit eden uzmanlar, beslenme düzenlerinde düşük miktarda tuza yer verenlerin ise kalp hastalığından ölme ya da kalp yetmezliği yaşama risklerinin yükseldiğini belirledi.

Journal of the American Medical Association dergisinde yayımlanan araştırmaya katılan uzmanlar, çalışmalarının çok miktarda tuz tüketenlerin tuzu azaltmaları gerektiğini ortaya koyduğunu, ancak makul miktarda tuz tüketenlerin tuzu daha da azaltmalarının herhangi bir yarar sağlayıp sağlamayacağının hala cevaplanması gereken bir soru olduğunu kaydetti.

Dünya çapında ölümlerin çoğu felç, kalp hastalığı ve diğer kalp-damar rahatsızlıklarından kaynaklanıyor. Yılda 17 milyondan fazla insanın söz konusu hastalıklar yüzünden hayatını kaybettiği bildiriliyor.

4 Aralık 2011

Kanser Aşısında ilerleme kaydedildi.

 

Yıllardır kansere çare bulmak için gecesini gündüzüne katan bilim insanları yılanın başını daha küçükken ezmek için bir kanser aşısı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırıyor.

Sağlıklı bir organizmada bağışıklık sistemi, vücuda potansiyel olarak zarar verebilecek bakteri, mantar, parazit ve virüs gibi birçok yabancı maddeye karşı koruma sağlar. Vücuda yabancı bir mikroorganizma girdiğinde vücudun bağışıklık sistemi bu mikroorganizmayı yüzeyindeki değişik yapılardan tanır. Böyle bir mikroorganizma tespit edildiğinde önce antikorlar tarafından çevrelenerek işaretlenir, ardından yutar hücreler tarafından yutularak zararsız hale getirilir.

Amsterdam'daki Kanser Enstitüsü'nden John Haanen gibi birçok araştırmacının hedefi, vücudumuzun hayat boyu sayısız defa uygulamaya koyduğu bu özel sistemi kanser tedavisinde kullanabilmek. Uzmanların hedefi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerinin zararlı hücreler olduğunu tespit etmesini ve yok etmesini sağlamak. Zira kanser hücreleri, organizmanın kendi hücrelerinden oluştuğu için bağışıklık sistemi çoğu kez bu hücrelerin zararlı olduğunu tespit edemiyor.

John Haanen üzerinde çalıştıkları yöntem hakkında "Vücudu, kanser hücrelerinin yüzeyindeki değişik yapılarla karşılaştığında bağışıklık yanıtı vermesi için harekete geçirmeyi hedefliyoruz. Elbette en makbulu bağışıklık sisteminin, tümör hücrelerinin yaşamak için gereksindikleri kısımlarına saldırması. Hücre bu kısmından saldırıya maruz kaldığında hayatta kalamayacaktır " bilgisini veriyor.

Bağışıklık sistemine yol gösteriyorlar

kanser hücreleri

 

Sadece kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunan, özgün yapılar genellikle proteinlerden oluşuyor. John Haanen ve ekibi kanser hücrelerinin yüzeyindeki bu yapıları bağışıklık sistemine tanıtmak için, vücuda zararsız kanser proteinleri üretmesini sağlayacak bir nevi yapım kılavuzu olan DNA'lar enjekte ediyor. Bu işlem sonrasında hücreler kanser proteinleri üretiyor ve bu proteinleri çevre dokulara gönderiyor. Kanser proteinleri burada yabancı madde olarak tanımlanıyor ve bağışıklık sistemi bunlara karşı savunma mekanizmasını uygulamaya geçiriyor. Bu noktadan itibaren bağışıklık sistemi aynı proteinlere sahip kanser hücreleriyle karşılaştığında onlara da saldırmaya başlıyor.

Araştırmacılar bu işlemde plazmidleri kullanıyor. John Haanen henüz nasıl olduğunu çözemeseler de, vücuttaki hücrelerin plazmidleri kabul ettiğini ve içerdikleri genetik bilgileri protein üretmek için kullandıklarını belirtiyor. Haanen genetik bilgiler plazmidde kaldığı ve hücre çekirdeğine taşınmadığı için plazmidlerin kullanılmasının büyük avantajlar sağladığına işaret ediyor:

 

Kanser Aşısında ilerleme

"Bu çok önemli bir faktör... Çünkü aksi halde hücre kansere neden olan özellikleri her bölünme sırasında diğer hücrelere de taşıyor. Bu yüzden bizim yöntemimiz, genetik bilgilerin virüsler yoluyla hücrelere taşındığı diğer yöntemlere göre çok daha güvenli. Zira virüsler söz konusu DNA’yı kalıcı olarak canlının genetik yapısına ekliyor."

Hayvanlar üzerinde başarı sağlandı

Plazmidler kullanılarak yapılan aşılama hayvanlar üzerindeki çalışmalarda başarılı sonuçlar elde etti. Henüz ileri seviyedeki kanser hastalarında tümörlerle mücadelede istenilen sonuçlara ulaşamamış olsalar da John Haanen yöntemden umutlu. Haanen "Bunun nedenini bilemiyoruz. İnsanlarda görülen kanser çok karmaşık bir yapıya sahip. Bazı tümörler çok uzun zamandan beri vücutta varlığını sürdürüyor ve bunlar bağışıklık sistemiyle mücadele edebilmek için kendi özel stratejilerini oluşturmuş durumda. Bağışıklık hücrelerini kendilerinden uzak tutmak için özel moleküller üretiyorlar ya da etraflarında bir mikroortam yaratarak onları engelliyorlar" açıklamasını yapıyor.

17.11.2011

Türk Öğrenci: 300 lira için kobay oldum

 

Türk Kobay

İlaç devlerinin Türkiye’de dört yıl içerisinde yaptıkları 716 klinik deneyde Türkleri kobay olarak kullandığı yönündeki iddia gündeme bomba gibi düştü. Para için kobaylık yapan üniversite öğrencisi G.Y., “Mecbur kaldım deneklik yapmaya. İş başına 200 ile 300 lira alıyoruz. Birçok öğrenci para için gidiyor” dedi.

İSTANBUL - ABD’deki ilaç devlerinin 2007-2010 yılları arasında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede binlerce insanı kobay olarak kullandığı yönündeki dehşet yarattı.

Dün İngiliz Independent gazetesinde yayımlanan haberde, sadece Türkiye’de dört yıl içerisinde 716 klinik deney yapıldığı ve bu deneylerde de, Türklerin kobay olarak kullanıldığı 893 araştırmanın gerçekleştirildiği iddia edildi. Haberin ardından Türkiye’deki kobay sorunu bir kez daha gündeme oturdu.

Ege Üniversitesi ARGEFAR İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma-Uygulama Merkezi Araştırma Kliniği’nde, ilaçların geliştirme ve araştırılmasında kobaylık yapan birçok öğrenci bulunuyor. Sosyoloji Bölümü öğrencisi G.Y. şu zamana kadar iki defa kobaylık yapmış, karşılığında da 300 lira almış: “İlaç denekliği diğer adıyla kobaylık Ege Üniversitesi’nde çok bilinen bir şey ama aleni yapılmıyor. Genellikle arkadaşlarınızdan duyuyorsunuz böyle bir şey olduğunu. Ben de bir arkadaşım vesilesiyle haberdar oldum. Ailemle yaşıyor olmama rağmen mecbur kaldım deneklik yapmaya. İş başına göre aldığınız para 200 ile 300 lira arasında değişiyor. Birçok öğrenci para kazanmak için gitmek zorunda kalıyor.”

Vatan'da yer alan habere göre G.Y., yapılan işlemi şöyle anlattı: “Önce sizden kan alınıyor ve test yapılıyor. Deney için uygunsanız sık sık aralıklarla kanınız alınmaya başlanıyor ve 1 geceyi orada geçiriyorsunuz. Kan alımı bitene kadar bir süre yemek yemiyorsunuz, sabah saat 07.00’ye kadar orada kalıyorsunuz ve çıkıyorsunuz. Aynı günün akşamı tekrar gidiyorsunuz.” G.Y deney öncesinde her türlü yan etki karşısında sorumluluğun kendisine ait olduğunu belirten bir sözleşmenin de imzalatıldığını ifade ederek şöyle devam etti: “1 seferde 12 kişi alınıyor, kadın ve erkekler ayrı odalara yerleştiriliyor. Bir ilacın testi yaklaşık 1 hafta sürüyor. Kan değerleri üzerinden yapılan testlerde ilacın nasıl bir etki vereceği ve diğer ilaçla olan karşılatılması yapılıyor. Ben iki kere gittim test için. İki tane böbrek ilacı kullandım. Yan etkilerin olma riski her zaman var. Teste başlamadan önce sorumluluğun size ait olduğu yönünde bir sözleşme imzalatıyorlar. 1 hafta sonunda da doktorunuzdan ya da hemşireden zarf içinde paranızı alıyorsunuz.”

PARAYLA KOBAYLIK YASAK

Sağlık Bakanlığı’nın Ağustos 2011’de yayımladığı yönetmeliğe göre klinik deneylere katılan gönüllülere deney sonrasında herhangi bir mali teklifte bulunmanın söz konusu olamayacağı belirtiliyor. Klinik araştırmaların, kişinin serbest iradesiyle verdiği bilgilendirilmiş gönüllü oluru, bağımsız etik kurulu onayı ve Sağlık Bakanlığı izni olmadan başlatılması ve yürütülmesi mümkün değil. Bunlardan herhangi birine aykırı davranılması durumunda Türk Ceza Kanunu’nun 90. maddesine aykırı işlem yapmaktan sorumlular, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor.

Bu arada Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de yapılan deneylerde kobay olarak kullanılan 893 Türk’ün öldüğü yönündeki haberlerin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirterek, “Türkiye’de 893 klinik araştırma” yapıldığını duyurdu.

893 TÜRK KOBAY

Independent’ın iddiasına göre 2006-2010 arasında Türkiye’de 716 klinik deney yapıldı, 893 araştırmada Türkler kobay olarak kullanıldı.

16 Kasım 2011

 

Ege Üniversitesi, Arge

Ege üniversitesi'nden kobay açıklaması

İlaç firmalarının Türkiye`de dört yıl içinde yaptıkları 716 klinik deneyde Türkler`in kobay olarak kullanıldığı ve 893 kobayın öldüğü yönündeki iddia üzerine Ege Üniversitesi İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma Uygulama Merkezi (ARGEFAR) Müdürü Doç Dr. Ercüment Karasulu, yazılı açıklama yaptı. Doç. Dr. Karasulu, "Araştırmalar gönüllü rızasıyla yasal olarak yapılıyor" dedi.

İngiliz Gazetesi The Independent`ın Ocak 2007- Aralık 2010 arası Türkiye`deki 716 ilaç deneylerinde kobay olarak kullanılan Türkler`den 893`ünün öldüğü iddiası üzerine ARGEFAR Müdürü Doç Dr. Ercüment Karasulu, yazılı açıklama yaptı. Doç.Dr. Karasulu, ARGEFAR`da yaptıkları testleri sağlıklı deneklere uyguladıklarını, deneklerin sağlıklı olup olmadıklarının tespiti için vücut fonksiyonlarını değerlendirmeye yönelik biyokimyasal, hematolojik ve serolojik testler uyguladıklarını anlattı. Doç.Dr. Karasulu, "Biyoeşdeğerlik araştırmaları için sağlıklı gönüllülere uygulanan ilaçlar, piyasada satılanların benzer muadilleridir, bunlara jenerik ilaç adı verilir. Bu ilaçlar muadilleri halen piyasada tedavi amacı ile kullanılmaktadır. Daha önce piyasaya çıkmış olan, patent ve veri koruma süresi bitmiş olan orijinal ilaç ile aynı etkin maddeyi, aynı miktarda ve aynı formülasyon şeklinde içermektedir" dedi.

17 Kasım 2011

Mevsim Depresyonundan korunalım

Mevsim Depresyonu

 

Dikkat! Depresyon ayındayız!

Güneşli günlerin geride kalması, saatlerin geri alınmasıyla birlikte gecelerin uzaması ve kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması gibi faktörler mevsimsel depresyonu tetikliyor. Kasım ayında tehlike daha da artıyor.

İSTANBUL - Mevsimsel depresyondan korunmak için hava güneşli olmasa bile gün ışığından mümkün olduğunca yararlanılması gerektiğini belirten Psikolog Çağdaş Artu, mevsimsel depresyonun farklı kentlerde, farklı iklimlerde yaşayan milyonlarca insanı etkilediğin söylüyor.

Artu, “Araştırmalar, kadınların erkeklere oranla daha fazla mevsimsel depresyon (Seasonal Affective Disorder-SAD) tanısı aldığını ve ekvatordan uzaklaşıldıkça semptomların arttığını gösteriyor” diyor.

Mevsimsel depresyonun oluşumunda, serotonin ve noradrenalin gibi hormonların yanı sıra melatonin hormonunun da etkili olduğunu söyleyen Artu, “Melatonin hormonunu üretmekle görevli olan beyindeki epifiz bezi, karanlık ortamlarda bu hormonun üretimini artırır. Meletonin hormonunun insanın fiziksel hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve dingin bir ruh hali yaratan doğal bir sakinleştirici özelliği vardır. Özellikle kış aylarında melatonin üretimindeki artışla birlikte depresif belirtilerin görülme sıklığı da artar” diye konuşuyor.

Mevsimsel depresyon açısından kasım ayının daha tehlikeli olduğunu belirten Artu, kasım ayı depresyonunun 17-25 yaş arasında görülme sıklığının daha fazla olduğunu vurgulayor ve aşağıdaki belirtilerden en az beşinin, iki hafta süreyle hemen her gün görülmesinin depresyon belirtisi olduğunu söylüyor:

• Günün büyük kısmında ve hemen hemen her gün üzgün, çökkün duygu durumu,
• Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı,
• Uyumada güçlükler; başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı kişilerde zamanın çoğunu uyuyarak geçirme isteği,
• Faaliyet düzeyinde değişiklik, ajite olma,
• İştah azalması ve kilo kaybı ya da iştah ve kilo artışı,
• Enerji kaybı ve aşırı yorgunluk,
• Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları,
• Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da gerçekten güçlük çekme,
• Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

İŞ GÜCÜ KAYBINA DA NEDEN OLUYOR

“Mevsimsel değişiklikler, vücut fonksiyonlarında da bir takım değişimlere yol açıyor. Birçok kişide uyku ihtiyacı ve iştah artışı yaşanırken, enerji ve keyif düzeyinde de azalma görülüyor” diyen Psikolog Çağdaş Artu, mevsimsel depresyonun iş yaşamında önemli sorunlara yol açtığını ifade ediyor:

“Enerji ve motivasyon seviyesindeki azalmayla birlikte iş gücü kaybı ortaya çıkar. Depresif belirtiler gösteren çalışanların performanslarındaki düşüş, iş kaybının en önemli sebeplerinden biridir. Ayrıca çalışanlar arasındaki sosyal etkileşim ile depresif belirtiler yaygınlaşır, enerji kaybı, çökkün ve mutsuz ruh hali, isteksizlik ve ilgisizlik gibi şikâyetlerin de arttığı gözlenir.”

NASIL KORUNABİLİRSİNİZ?

Psikolog Artu, mevsimsel depresyonun etkilerinden korunmak isteyenler için şu önerileri paylaşıyor:

• Gün ışığından faydalanın. Hava güneşli olmasa bile sabah ya da öğlen saatlerinde dışarıda zaman geçirin.
• Düzenli spor, en azından her gün yarım saatlik düzenli yürüyüşler yapın.
• Sağlıklı beslenin.
• Besin takviyesi olarak alınabilecek bir multivitamin kullanabilirsiniz, özellikle B vitamini eksikliğinizin olup olmadığını kontrol edin.
• Akşam saatlerinde floresan ışık yerine güneş ışığı renginde olan ampuller kullanın.
• Çalışma ortamınızda gerekli ışık ihtiyacınızı karşılayın.
• Çalışma ortamınızın ısı ayarını kontrol altında tutun.
• Çalışma aralarında müzik dinleyin.

4 Kasım 2011

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya