|
Hileli Bal Satanlar Teşhir edilecek |
||||||
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, balda hile yapanları teşhir etme kararı aldı. Bal, tansiyonu düzenliyor, bağışıklığı güçlendiriyor, mide rahatsızlıklarına ve öksürüğe de iyi geliyor. Ancak kafalarda “Piyasada raflarda yer alan her bal sağlıklı ve doğal mı?” sorusu var. Hileli Bal Satanlar Teşhir Edilecek Bu konuda önemli bir adım geliyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı “Alo 174” hattına gelen 305 adet şikayet üzerine 660 bal üreticisi firmayı denetledi. Balda hile yapan firmaları teşhir kararı aldı. Tüketiciyi sağlıksız baldan kurtaracak karara üretici birlikleri de sıcak bakıyor. Hileli balda suni petek, glikoz şurubu, nişasta ve boyar madde kullanılıyor. "Tadarak, Koklayarak Anlamak Mümkün Değil" Gıda Mühendisi Yasin Kırgız, bu konuda, “Tüketicinin sahte balı bakarak, tadarak, koklayarak anlaması ne yazık ki mümkün değil. Sahte bal ancak analizlerle anlaşılabilir" dedi. Arıların bilinçsiz ilaçlanması baldaki ikinci büyük tehlike. Veteriner Sezai Erginoğlu, “Arılarda ya da peteklerde kullanılan ilaçlar bala geçiyor. Bbal yiyen tüketicide de sağlık problemlerine sebep oluyor" şeklinde konuştu. İncelenen bin 130 numune içinde hileli bulunan markaların önümüzdeki günlerde açıklanması bekleniyor. 03 Şubat 2012 |
||||||
|
Sigara kadar zararlı ve bağımlılık yapıyor |
||||||
Uzmanlar mutfağınızdaki düşman için uyarıyor Amerikalı uzmanlar, şekerin alkol ve tütün kadar zararlı ve bağımlılık yapıcı olduğunu öne sürerek, şeker konusunda yasal düzenleme yapılması gerektiği uyarısında bulundu. BBC'nin sağlık editörü Helen Briggs'in haberine göre, California Üniversitesi uzmanları, tüketimi büyük bir hızla artan şeker ve tatlandırıcı maddelerin kontrol altına alınması için vergilendirme gibi uygulamalara ihtiyaç olduğunu belirtti. Gıdalara eklenen şeker ve tatlandırıcıların modern insanın beslenmesindeki artan payına dikkat çeken araştırmacılar, dünyada şeker tüketiminin son 50 yılda üç kat arttığı belirtiyor. Çocuklarda obezite konusunda önde gelen bir uzman olan Profesör Robert Lustig, hükümetlerin vergilendirme, şekerli gıda ve içeceklerin okul saatlerinde satışının kısıtlanması ya da belli bir yaşın altındakilere satış yapılmaması gibi uygulamalar önerdi. Nature dergisinde görüşleri yayınlanan Lustig, kamu sağlığının korunması için bu konuda köklü değişimler olması gerektiğini belirtti. "ŞEKER BAĞIMLILIK YAPIYOR" California Üniversitesi'nden pediatri uzmanları, şekerin alkol ve tütüne uygulanan kısıtlamaların uygulanmasını gerektirecek özellikte olduğunu öne sürerek, "güçlü şeker lobisine karşı zorlu bir politik mücadele ile karşı karşıya olduklarını" kaydetti. Uzmanlar, "kamuya açık mekanlarda sigara kullanımının yasaklanması, umumi tuvaletlere kondom makinelerinin konulması" gibi başlangıçta tartışma yaratan ancak basit önlemlerle kamu sağlığı konusunda önemli kazanımlar elde edildiğini hatırlatarak, "Şimdi dikkatimizi şekere yöneltmeliyiz" diye konuştu. "SAĞLIĞIN ANAHTARI DENGELİ BESLENME" İngiltere Gıda ve İçecek Federasyonu ise bir gıdayı "günah keçisi yapmanın" olumlu bir çaba olmayacağını kaydederek, sağlıklı yaşamın anahtarının "dengeli beslenme" olduğunu savunuyor. Federasyonun Yöneticisi Barbara Gallani, bulaşıcı olmayan hastalıkların dünya genelinde yarattığı sağlık sorunlarının farkında olduklarını belirterek, duruma karşı harekete geçilmesi gerektiğini doğruladı. "Ancak hastalıkların nedenleri çok boyutludur ve belirli gıda içeriklerini günah keçisi ilan etmek, tüketicilerin gerçekçi bir beslenme düzeni oluşturmasına yardımcı olmaz" diye konuşan Gallani, sağlıklı yaşamın anahtarının dengeli ve çeşitli bir diyet olduğunu, aynı zamanda fiziksel aktivitenin de gerektiğini vurguladı. Nature dergisine görüş veren İngiliz Kalp Vakfı araştırma ekibi üyelerinden Doktor Peter Scarborough ise vergilendirme fikrinin değerlendirilmesi gerektiğine ancak öngörülmeyen sonuçları olabileceğine dikkat çekti. Scarborough, insanların "pahalı olan bu gıdaları alabilmek için meyve ve sebze gibi yararlı gıdaların alımından kesintiye gidebileceğini" kaydetti. Peter Scarborough, "yağ, tuz ve şekeri vergilendirip, meyve ve sebze üretimine destek verirseniz sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturabilirsiniz" dedi. Sağlıksız gıdalara vergi uygulaması yapan ülkeler arasında bulunan Danimarka ve Macaristan'da donmuş yağlar, Fransa'da ise gazlı içecekler bu kapsamda yer alıyor. 02 Şubat 2012 |
||||||
|
Zeytinyağıyla kızartma kalbe zararlı olmayabilir |
||||||
İspanya'da yapılan bir araştırmada zeytinyağı ve ayçiçek yağında kızartıldığı sürece, kızarmış yiyeceklerin kalp için düşünüldüğü kadar kötü olmayabileceği sonucuna varıldı. Madrid Otonom Üniversitesi'ndeki uzmanların 40 bini aşkın yetişkin üzerinde yaptığı araştırmaya göre, zeytinyağı ya da ayçiçek yağında kızartılan yiyecekler kalp hastalığı, ya da yeme alışkanlıklarına bağlı erken ölümlere yol açma riskini arttırmıyor. Ancak, uzmanlar bu durumun hayvansal yağlar için geçerli olmadığına dikkat çekiyor. Araştırmada, katılımcılara normal bir hafta boyunca neler yedikleri ve yiyeceklerin nasıl hazırlanıp, pişirildiğini sordu. 11 yıl süren araştırmanın başlangıcında katılımcıların hiçbirinde kalp hastalığı yoktu. 11 yılın sonunda, 606 katılımcıda kalp hastalığına rastlandı ve 1134'ü öldü. Kalp hastalığına yakalananlar incelendiğinde de, hastalıklarla kızarmış yiyecekler arasında bir bağa rastlanmadı. Uzmanlar da bunun kızartmalarda kullanılan yağın tipiyle ilgili olduğu sonucuna vardı. Çalışmayla ilgili bir yazı kaleme alan Almanya'nın Regensburg Üniversitesi'nden Profesör Michael Leitzmann, "Bu araştırma, kızarmış yiyeceklerin kalp için kötü olduğu algısının, eldeki kanıtlarla desteklenmediğini gösteriyor" dedi. Akdeniz diyeti Düşük yağlı, bol lif içeren sebze ve meyve ve taze balık içeren Akdeniz tipi beslenme usun süredir sağlıklı kabul ediliyor. Akdeniz tipi beslenmeyle ilgili yapılan çok sayıda araştırma, bu diyetin kanser ve kalp hastalığı riskini azalttığı sonucuna varmıştı. İngiliz Kalp Vakfi'dan diyetisyen Victoria Taylor ise, "Bu çalışmadaki katılımcılar, zeytinyağı ve ayçiçek yağı gibi doymamış yağlar kullanıyor. Biz de tereyağı ve diğer hayvansal yağlardan vazgeçilmesini tavsiye ediyoruz" dedi. Taylor ayrıca, "Ancak hangi yağ kullanılırsa kullanılsın, yağ oranının fazla olması daha çok kalori ve daha çok kilo alınması anlamına geliyor. Bu durum da kalp hastalığı riskini arttırıyor. Sağlıklı bir kalp için en iyisi, çok fazla sebze ve meyveyle, çok az fazla yağlı gıdanın tüketildiği dengeli bir diyet" diye de ekledi. 25 Ocak 2012 |
||||||
|
Obezitenin nedeni "Mide Beyni" |
||||||
Araştırmaya göre çok yağlı ve şekerli beslenme tarzı, 100 milyondan fazla sinir hücresinin bulunduğu sindirim sistemindeki ‘ikinci beyni’ olumsuz etkiliyor. ANKARA - Obezitenin, "Mide Beyninin" gelişim bozukluğundan kaynaklanıyor olabileceği belirlendi. Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü'nden (Inserm) Fransız ve Alman bilim insanları Raphael Moriez ve Michel Neunlist'in fareler üzerinde yaptığı araştırma, çocukken yağlı yiyecekler ve şekerli içecekler tüketmenin sindirim sistemindeki sinir hücrelerinin gelişimine zarar verdiğini gösterdi. "The Journal of Physiology" dergisinde yayımlanan araştırma, çok yağlı ve şekerli beslenme tarzının sindirim sisteminin çevresindeki 100 milyondan fazla sinir hücresinin bulunduğu karındaki "ikinci beyni" olumsuz etkilediğini ortaya koydu. Bilimciler, bu tür beslenme şekliyle fareleri obez hale getirdi. Bu beslenme tarzının, sinir hücrelerinin bir bölümünün doğal olarak kaybolmasını engelleyerek, farelerin "ikinci beyninin" doğal gelişim sürecini değiştirdiği görüldü. TOKLUK HİSSİNİ AZALTIYOR, YEME EMRİ VERİYOR Moriez, çok yağlı ve şekerli besinler tüketmenin sindirim borusunun yetişkinlik dönemine uygun beslenme tarzına alışmasını engellediğini, sindirim borusunun "yaşlanmayarak" hayatın maksimum besin alımına uygun dönemindeki şekliyle kaldığını açıkladı. Araştırmacılara göre, “ikinci beyin" besinlerin geçişinin hızlandırılması emri veriyor, bu da tokluk hissinin azalmasına ve daha fazla besin alma isteğinin artmasına yol açıyor. Araştırma sonuçlarının, obezitenin anlaşılmasına ve sindirime bağlı hastalıkların önlenmesine ışık tutabileceği vurgulandı. 24 Ocak 2012 |
||||||
|
Diyetisyenlerin önerilerine kulak verin |
||||||
Protein kaynaklarının besin değeri aynı mı, esmer pirinç beyaz pirinçten daha mı sağlıklı, 1 bardak meyve suyunun besin değeri 1 porsiyon meyveye eşit mi? Zaman zaman besinlerle ilgili sizin de kafanız karışıyorsa diyetisyenlerin önerilerine kulak verin. İSTANBUL - “Hayatın vazgeçilmez dinamiği beslenme de diğer birçok dinamik gibi modernleşen dünyanın oluşturduğu popüler kültürden etkilenerek kendi yanlışlarını oluşturuyor” diyen Diyetisyen Sema Mamak, besinlerle ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi, kafa karışıklığına neden olan soruları yanıtladı: Bütün protein kaynakları birbirine eşit mi? Günlük hayatımızda ağırlıklı olarak kullandığımız protein kaynakları; kırmızı et, balık, tavuk, yumurta, peynir, süt, yoğurt ve kuru baklagillerdir. Protein kalitesi bakımından yapılacak sıralama; yumurta, tavuk eti, kırmızı et, peynir, süt, yoğurt, kuru baklagiller şeklinde olacaktır. Yumurta biyoyararlılığı, yani vücutta kulanım oranı en yüksek olan proteine sahiptir. 1 bardak meyve suyunun besin değeri 1 porsiyon meyveye eşit mi? 1 su bardağı meyve suyu yaklaşık 4 porsiyon meyveye eşittir. Ancak tam bir meyve tüketimine göre olumsuz yönleri vardır. Öncelikle meyvedeki posa meyve suyuna geçmeyecektir, meyve suyu taze tüketilmez ise içerisindeki vitaminler kaybolacaktır, özellikle çocukların yemeğin yanında tüketmeleri iştahlarının kapanıp asıl öğünlerinden vazgeçmelerine neden olacaktır. Ne içsem beni uyanık tutar? Günlük 300 mg geçmemek şartıyla alınan kafein içeren besinler merkezi sinir sistemini etkileyerek uykuya dalma süresini geciktirebilir. Günlük hayatımızda tükettiğimiz en çok kafein içeren yiyecek ve içecekler işe kahve, çay ve çikolatadır. Ancak çok fazla kafein tüketen bireylerde ise uyku düzensizliklerinin oluştuğu gözlemlenmiştir. Esmer pirinç beyaz pirince göre daha mı sağlıklı? Pirincin esmer olması daha az rafine edilmiş olması demektir. Dolayısıyla 100 gram esmer pirinç ile 100 gr beyaz pirinç karşılaştırıldığında muhafaza ettikleri kalori hemen hemen aynı olsa da içerdikleri lif oranı bakımından esmer pirinç daha zengindir. Lifin fazla bulunması esmer pirincin kan şekerinin hızlı yükselmesini engellemek, bağırsakların daha düzenli çalışmasını sağlamak ve tokluk hissini uzatmak bakımından sağlığa katkısı daha fazladır. Seçenekler arasında hamburger, sosisli sandviç ve pizza varsa hangisi tercih edilmeli? Et grubu içerisinde en çok uzak durmamız gereken ürünler şarküteri (sucuk, salam, sosis) ürünleridir. Günümüzde bu ürünler pizzalarda, fast-food tarzı besinlerde sıkça kullanılmaktadır. Sağlıklı beslenme prensibi, yeterli ve dengeli şeklinde tanımladığımız politikaya dayanır. Bu politikadan yola çıkarsak eğer ev yapımı az yağlı kıyma, az baharatla yapılmış bir hamburger köftesi, kepekli hamburger ekmeği içine salatalık, marul, domates dilimi, mayonez ve ketçap gibi sos kullanılmadan yapılmış hamburger yanında, 1 bardak ayranla oluşturulacak menü en sağlıklısıdır. Ancak bu menünün sıklığı bireyin yaşı ve kilosuna göre kontrol altında olmalıdır. Beyaz peynirle diğer peynirler arasındaki fark nedir? 1 porsiyon yani yaklaşık 30 gram beyaz peynirle kaşar peynirini karşılaştıracak olursak kalori bakımından tam yağlı kaşar peynir 124 kcal iken, beyaz peynir 70 kcaldir. Kaşar en yağlı peynir grubundadır, iyi kalsiyum ve çinko kaynağıdır. Beyaz peynir ise kalsiyum bakımından ne çok zengin ne de fakirdir. Ancak iyi derece D vitamini kaynağıdır. Beyaz peynir kaşar peynirine göre daha tuzludur. Ancak her ne olursa olsun özellikle kilo sorunu yaşayan bireyler her iki tür peynirin tüketiminde de aşırıya kaçmamalıdır. 23 Aralık 2011 |
||||||
|
Anadolu kültüründeki yemek anlayışına sahip çıkın! |
||||||
Hacettepe Üniversitesi Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmada beslenmenin önemine vurgu yaptı, tarhanayı örnek gösterdi. ANKARA - Prof. Dr. İsmail Çelik, 5. Prevantif Onkoloji Sempozyumunda soruları yanıtlayan kanserden korunmada beslenmenin önemine ilişkin bilgi verirken, Anadolu kültüründeki yemek anlayışına sahip çıkılmasını istedi ve özellikle annelerin vazgeçilmezi ''tarhana çorbasının'' faydalarına dikkati çekti. Prof. Dr. Çelik, şu görüşleri dile getirdi: ''Televizyondan duyduklarına değil, ananelerinden duyduklarını yemelerini önereceğim. Köyümüzdeki, bize öğretilenleri yerlerse kanserden korunurlar. Meyve, sebze, lifler, tahıllar. Köylerde çok ciddi et yenmezdi. Her gün her gün etler, pideler restoran kültürüdür. Her gün et mi yenir, bir kere o kadar zengin değildi Türk halkı. Et az yenecek, meyve sebze çok yenecek, tahıldan da biraz fazla. 'TARHANA ÇORBASININ İÇERİĞİNE BİR BAKIN' Kilo kontrolünün önemine işaret eden Çelik, ''Şişman olmayacaksınız, şişmanlıktan kaçınacaksınız. Bakanlığın çalışması var, şişmanlığın sebebi ne olursa olsun kanser riski yaratıyor diye. O diyeti, bu diyeti değil, şişmanlığın sebebi zeytinyağı da olabilir, fındık, fıstık da olabilir. İnsan her gün badem yer mi, kanserden korunmak için de yenmez, tedavi olmak için de yenmez'' diye konuştu. Sigara kullanmamanın, kanserden korunmada önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Çelik, ''Bir sigara içmemek ve şişmanlamamak. Yiyorsanız eğer yakmak için egzersiz yapın. Ticari amaçlı, belli kliniğe yönlendirme amaçlı her şeyi kesmeliler insanlar, Anadolu kültüründeki yemek anlayışına uygun beslenmeli. Tarhana çorbasının içeriğinde o kadar kanserden koruyan madde var ki... Yoğurdundan domatesine içindekilere bir baksınlar'' değerlendirmesinde bulundu. 17 Aralık 2011 |
||||||
|
Ekmeğe Sağlık Standardı Geliyor |
||||||
Yılbaşından itibaren ekmekteki tuz oranı
azaltılırken, kepek miktarı artırılacak. İsrafın önüne geçmek için de
ekmeğin gramajı düşürülecek. Zaman Gazetesi'nde yer alan habere göre Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı Gıda ve Yem Kanunu'na ilişkin yönetmelik kapsamında yapılan bazı değişiklikler, vatandaşın daha sağlıklı ekmek tüketmesinin önünü açacak. Yönetmelik, AB'ye uyumlu, gıda işiyle uğraşan her alandaki mükellefe (üreten, dağıtan) sorumluluk getiriyor. Yeni sistem piyasa, gözetim, denetim ve izlenebilirlik esasına dayanıyor. Bakanlık, gıda işletmelerindeki hijyen çıtasının yükseltilmesi için teşkilatlanmasını yeniden gözden geçiriyor. Gıda şirketlerinin il, ilçe ve merkez teşkilatlarından izlenebilmesi için gerekli altyapı kuruluyor. Fırıncılar Uygulamaya Olumlu Bakıyor Sağlık Bakanlığı'nın da obeziteyi önlemeye yönelik çalışma yürüttüğünü hatırlatan Ankara Fırıncılar Odası Başkanı Orhan Yaralı, ekmeğe standart getirecek yeni düzenlemeyi toplum sağlığı açısından olumlu bulduklarını söyledi. Yaralı, gramajın düşmesinin israfın önlenmesine katkı sağlayacağına dikkat çekti. Yeni yıldan itibaren yönetmeliğin yürürlüğe gireceğini ifade eden üst düzey bir ekonomi yetkilisi, ekmeğin üretim yerinin bilineceğini ifade ederek, "Avrupa Birliği (AB) direktiflerine uyumun sağlanmasının yanı sıra vatandaşın sağlığını destekleyecek önemli bir adım daha atılmış olacak. Yönetmelikte yapılan değişiklik ile hem vatandaş sağlıklı ekmek tüketecek hem de denetimin bir ayağına katılacak." dedi. Ankara Fırıncılar Odası Başkanı Yaralı, ekmekteki yeni düzenlemenin sağlık açısından olumlu olduğunu söyledi. Sağlık Bakanlığı'nın obeziteyi önlemeye yönelik çalışma yaptığını kaydeden Yaralı, "Tuz miktarının yüksek olduğuna yönelik eleştiri vardı. 100 kiloda ortalama 1,8 kilo tuz kullanılıyor. Bunun 1,5 kiloya düşürülmesi talebinde bulunuldu. Dünya Genelinde de Aynı Eğilim Var Dünya genelinde de yüksek tansiyonun önlenmesi açısından bu yönde bir eğilim vardı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bu talebe sıcak yaklaştı." dedi. 300 gram olan ekmek gramajının 250 grama düşmesinin de olumlu olduğunu ifade eden Yaralı, "Ortalama kişi başı ekmek tüketimi 150 gram civarında. 300 gramı bitirmek zor olduğu için çöplere ekmek atılabiliyordu. Gramajın düşmesi, israfın önlenmesine de katkı sağlayacak." değerlendirmesinde bulundu. Günde 5 Milyon Ekmek Çöpe Gidiyor Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, halen 600 bin kişi Türkiye'de açlık sınırında yaşarken, günlük 5 milyon ekmek çöpe atılıyor. Türkiye Fırıncılar Federasyonu bilgilerine göre, günlük üretilen 82 milyon ekmeğin, 77 milyon adedi tüketilirken günlük 5 milyon ekmek israf ediliyor. Bunun dışında henüz üretim aşamasında 1,5 milyon ekmek zayi oluyor. Türkiye'de bir yılda israf edilen ekmek, ortalama 450 bin ton buğdaya karşılık geliyor. Türkiye'de israf edilen ekmek miktarı, 4 milyon 495 bin 404 nüfuslu Hırvatistan, 4 milyon 300 bin nüfuslu Gürcistan ve 3 milyon 596 bin nüfuslu Moldova'dan daha yüksek. 17 Aralık 2011 |
||||||
|
Meyve Sularında Arsenik Tehlikesi |
||||||
Amerika'da her ay çıkan Tüketici Raporu (Consumer Report) dergisine göre, ürün deneme grubunun yaptığı araştırma, 88 örnek incelemesinde 5 marka elma ve 4 marka üzün suyunda Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından belirlenen yasal sınırların üstünde arsenik bulunduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre bu, özellikle çocuklarda kanser vakalarının artmasına neden olabilir. Federal standartların içme suyu için belirlendiği ancak meyve suları ve diğer içecekler için bunun yapılmadığı bildiriliyor. Consumer Report dergisi, araştırmada elde edilen bulguların internette yayınlandığını açıkladı. Dergi yetkililerine göre, bu konudaki ayrıntılı yazı da derginin 2012 Ocak sayısında çıkacak. Toprak, su ve havada doğal olarak bulunan arsenik, yüksek düzeyde solunursa boğazı ve akciğeri tahriş edebiliyor. Arseniğe düşük seviyede maruz kalmak da bulantı, kusma ve cildin rengini kaybetmesine neden oluyor. Arsenik çok yüksek seviyelerde ise ölüme yol açıyor. Amerika Gıda ve İlaç Dairesi, çoğunluğu elma suyu olan içeceklerde yapılan ölçümlerde düşük seviyede arsenik bulunduğunu ve ürün güvenliğinden emin olduklarını bildirdi. Arsenik içeceklerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Dünyaca ünlü kalp cerrahı Doktor Mehmet Öz de Amerika’da yayınlanan televizyon programında bazı ürünlerdeki arsenik seviyesinin yüksek olduğunu söylemişti. Öz durumun doğrulanması ve uyarısında haklı çıkması üzerine dün akşam da ABC televizyonunun akşam haberlerine katıldı ve bu konuda bilgi verdi. 01 Aralık 2011 |
||||||
|
Hipnozla 35 kilo verdi |
||||||
Hipnoterapiste giden genç kadın, 45 dakikalık bir seans ile bir operasyon geçirdiğine inandırıldı ve hızla kilo vermeye başladı.
İkinci çocuğunu doğurduktan sonra 86 kiloya çıkan Sam Alderwish, tüm çabalarına rağmen fazla kilolarından kurtulamadı. Mide kelepçesi ameliyatını yaptırmak istedi ancak çok pahalı olduğu için vazgeçti. Daha sonra hipnoz yaptırmaya karar verdi. Hipnoterapist Russell Hemmings’e giden 36 yaşındaki kadına, Eylül ayında 45 dakikalık hipnoz seansı uygulandı. Hipnozla midesine kelepçe takıldığına inandırılan Alderwish, az yemek yemeye ve hızla kilo vermeye başladı. Üç seans sonunda, üç ayda 51 kiloya indi. Alderwish, “Kilo vermem şarttı, hipnoz sayesinde amacıma ulaştım. Hemmings bile sonuçlar karşısında hayrete düştü” dedi. 29 Kasım 2011 |
||||||
|
Tatlandırıcılar da Kilo Yapıyor |
||||||
İnsan vücudu kalorisiz yapay tatlandırıcılarla gerçek şekeri ayırt edemiyor. Uzmanlara göre; daha fazla yeme hissi ortaya çıkaran bu durum, vücudun daha fazla yağ depolamasına ve kilo almaya yol açıyor. İSTANBUL - Günümüzde kilo probleminin çok yaygınlaşması daha düşük enerji değeri olan yiyecek ve içeceklere karşı ilgiyi artırıyor. Gün geçmiyor ki yeni yeni düşük kalorili diyet ürünleri market raflarında ortaya çıkmasın. Ama artık uzmanlar yapay tatlandırıcıları, ne kadar sıfır kalorili olsa da diyetlere almıyor. Araştırmalara göre; insan vücudu kalorisiz yapay tatlandırıcılarla gerçek şekeri ayırt edemiyor. Bu yüzden de tatlandırıcılar, tıpkı şeker gibi, glikozun emildiği bağırsaklardaki sensörleri harekete geçirerek şekerle aynı etkiyi gösteriyor. Bu da kilo almaya sebep oluyor. Kilo verme konusunda çalışmaları bulunan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya, tatlandırıcı önermediğini özellikle vurguluyor. Akşam gazetesinin haberine göre; Kaya, 'Tatlandırıcıları yüksek dozda ve uzun süre kullanmak başta mesane kanseri olmak üzere bazı kanser türlerini artırdığı biliniyor. Bizim için önemli olan, kilo fazlalığı olanların mevcut kilolarından kalıcı olarak kurtulmaları ve daha sağlıklı bir vücuda sahip olmalarıdır. O nedenle sağlıklı yeme alışkanlıkları kazanmalarıdır. Tatlandırıcı ve şeker kullanmadan çay, kahve içmek daha sağlıklıdır ve kişi bu tarz yeme içmeyi benimsemelidir' dedi. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın'a göre de insanlar tatlandırıcıyı hayatlarından çıkarmalı: 'Yüzde 40 oranında sinirsel bir uyarıcı olan aspartik asit, yüzde 50 oranında fazla alındığında beyin için zararlı maddelere dönüşüyor. Aynı zamanda da kanserojen etki yapıyor. Bu madde vücuda girdiğinde beyne, 'şeker geldi' komutu geliyor ve bedende insülin salgılanmaya başlıyor. Çevrede şeker olmadığı için insülin kanda açlık şekerini düşürüyor, dolayısıyla da karnı acıkan insan daha çok yemeye başlıyor.' DÜNYA FARK ETTİ İngiltere'de Liverpool Üniversitesi'nde Prof. Dr. Soraya Shirazi -Beechey ve arkadaşlarının fareler üzerinde yaptıkları çalışmada yapay tatlandırıcıların da bağırsaklar tarafından şeker gibi algılandığını ve GLP-1 ve GIP hormonlarını salgılattığı gösterildi. Bu hormonların artması yapay tatlandırıcıların bağırsaklardan şeker emilimini artırarak kilo alınmasına neden olabileceği ortaya kondu. ABD'de Indiana Eyaleti Purdue Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, yapay tatlandırıcı ve normal şeker olan glikoz ile beslenen fareler incelendi. Glikozla tatlandırılan yoğurt verilen farelerle kıyaslandıklarında, sakarinli yoğurt yiyen farelerin, daha fazla kalori harcadıkları, daha fazla kilo aldıkları ve daha fazla vücut yağı depoladıkları tespit edildi. American Psychological Association tarafından Behavioral Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmada vücudu kalori almaya yönlendirebilen yapay tatlandırıcıların daha fazla yeme hissi ortaya çıktığını ya da normalden az enerji harcadığını belirlendi. KALBİN DÜŞMANI Memorial Şişli Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez de, tatlandırıcıların kalp sağlığını tehdit ettiğine dikkat çekti. Sönmez, 'Diyet tatlandırıcılar, vücut tarafından şeker gelmiş gibi kabul edildiği için vücutta ensülin salgılanmasına neden olur. Ensülin muhatap olacak şeker bulamadığı için o kişide hipoglisemi gelişir. Hipoglisemi açlık yaratır ve sürekli yeme ihtiyacı ortaya çıkar. Bunun sonucunda da insülin direnci ortaya çıkar. Ensülin direnci de kalp sağlığı açısından en tehlikeli durumdur' uyarısında bulundu. 21 Kasım 2011 |
||||||
|
Bir Yaşından küçük Bebeklere Bal yedirmeyin! |
||||||
Bala Avrupa Birliği kriteri geliyor. Bu kapsamda ''bebeklere bal yedirmeyin'' uyarısı, bundan böyle etiketlerde yer alacak. ANKARA - Sağlık Bakanlığı’nın ve doktorların alerjin maddeleri içermesi nedeniyle bir yaşından küçük bebeklere bal yedirilmemesi uyarısı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca etiketlere taşınacak. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca hazırlanarak görüşe açılan bal tebliği taslağına göre, bal etiketlerinde ''1 yaşından küçük çocuklara bal yedirilmemelidir'' ifadesi yer alacak. AB'ye uyum çerçevesinde hazırlanan taslağa göre bala gıda katkı maddeleri de dahil olmak üzere dışarıdan hiçbir madde katılamayacak. Bal doğal bileşiminde bulunmayan organik ve/veya inorganik maddelerden ari olacak. Bala hiç bir katkı maddesi ve aroma verici katılmayacak. Fırıncılık balı dışında bal, bala ait olmayan yabancı tat ve kokuda, fermantasyonu başlamış, asitliği yapay olarak değiştirilmiş veya içerdiği doğal enzimleri parçalayacak ya da önemli düzeyde inaktive edecek şekilde ısıtılmış olmayacak. Filtre edilmiş bal ile ilgili hükümler saklı kalmak kaydıyla yabancı organik veya inorganik maddelerin ayrılması sırasında kaçınılmaz olan kayıplar dışında balda polen veya diğer bala özgü bileşenler uzaklaştırılamayacak. Bal, Türk Gıda Kodeksi Şeker Tebliğinde yer alan şekerleri içermeyecek. Balın tadı ve aroması, balın kaynağına ve üretildiği bitkinin türüne bağlı olarak değişmekle birlikte, bal kendine özgü koku ve tada sahip olacak.) Balın rengi su beyazından koyu amber renge kadar değişebilecek. Temel petekte balmumunun doğal yapısında bulunmayan, parafin, serezin, iç yağı, reçine, oksalik asit gibi organik maddeler ile ağartıcı maddeler gibi inorganik maddeler bulunmayacak. Etiketinde orijin aldığı çiçek, bitki, bölge veya coğrafya belirtilen ballara filtre bal ilave edilmeyecek. Petekli ballarda, peteğin en az yüzde 80'i sırlanmış olması gerekecek. Etiketinde botanik orijini belirtilen ballarda, balların bu özellikleri polen analizi ile uyumlu olacak.
ETİKETLERDE YER ALACAK Bal etiketlerinde de ''1 yaşından küçük çocuklara bal yedirilmemelidir'' ifadesi yer alacak. Çerçeveli balda net miktarda çerçeve ağırlığı dahil edilmeyecek. Çerçevelere arıcıların işletme tescil numaraları yazılacak. Etikette balın orijini, salgı balı veya çiçek balı olduğu, bal ifadesinin yanında aynı punto ile belirtilecek. Etikette balın hasat yılı, üretim tarihi olarak balın ambalajlandığı tarih, dolum/paketleme tarihi olarak ifade edilecek. Filtre edilmiş ballar ve fırıncılık balları hariç olmak üzere, balın botanik kaynağı belirli ise ve bal bu kaynağa ait duyusal fiziksel, kimyasal ve mikroskopik özellikleri belirgin şekilde taşıyorsa, ürün ismi, ''ayçiçeği balı, ıhlamur balı'' gibi orijin aldığı çiçek veya bitkinin adı ile desteklenebilecek. Filtre edilmiş ballar ve fırıncılık balları hariç olmak üzere, bala üretildiği bölgenin florasına ait özellikleri belirgin şekilde taşıdığı sürece o bölgenin bölgesel, coğrafi ve topografik adı ürün ismi ile birlikte kullanılabilecek. Fırıncılık ballarının etiketinde ''sadece pişirme amaçlı'' ifadesi ürün ismine yakın ve kolayca görülebilir bir şekilde yer alacak. Hammadde ambalajı üstünde Arıcılık Kayıt Sistemine kayıtlı olan işletme hammaddenin kaynağına işaret edecek ''Türk-Vet sistemi''nden alınan işletme numarası bulundurulacak. Ballar paketleme, dolum noktasından tüketiciye ulaştırılana kadar tüm aşamalarda temiz ve kuru yerlerde kokulardan ari biçimde, doğrudan güneş ışığından korunacak ve 25 dereceyi aşmayacak şekilde muhafaza edilecek. Ballarda pestisit kalıntı miktarları ile veteriner ilaç kalıntıları, Türk Gıda Kodeksi Pestisit Kalıntıları ve Veteriner İlaç Kalıntıları Yönetmeliğinde yer alan hükümlere uygun olacak.
ÜÇ AYLIK UYUM SÜRECİ Halen faaliyet gösteren ve tebliğ kapsamındaki ürünleri üreten ve satan işyerlerine tebliğin yayımı tarihinden itibaren 3 aylık uyum süreci tanındı, buna göre üretici ve işyerleri tebliğin yayımından 3 ay sonra söz konusu hükümlere uymak zorunda olacak. BEBEKLERİ ZEHİRLEYEBİLİR Uzmanların verdiği bilgiye göre, arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm bakteri sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelişmemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Yetişkinlerin aksine bebeklerin sindirim sisteminde botulizm sporlarını kontrol eden ve bakterinin çoğalmasını ve zehir üretmesini önleyen faydalı bakteriler henüz gelişmemiştir. Bu bakteri bebeklerde botulizm adı verilen tehlikeli bir zehirlenmeye neden olabilir. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olmazken, bu nedenlerle doktorlar tarafından 12 aylıktan daha küçük bebeklere bal yedirilmemesi tavsiye ediliyor. 20 Kasım 2011 |
||||||
|
Kahve ve Çay Alzheimer Oluşma Riskini Yüzde 50 Azaltıyor |
||||||
Teknoloji pek çok bilgiye kolay ulaşımı sağladığı için "hafıza düşmanı" olarak biliniyor. Bu da "alzheimer"ın önemli nedenlerinden... Çözüm ise kahve ve çayda... Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, tüm dünyada 20 milyon kişinin alzheimer nedeniyle kronik unutkanlık yaşadığını, Türkiye'de de 300 bin alzheimer hastası bulunduğunu belirtti. Yavuz, günlük yaşamın koşuşturmacası, internet, yeteri kadar kitap okumamak gibi bir sürü nedenden kaynaklanan unutkanlığın pek çok kişinin yaşadığı bir sorun olduğunu, teknoloji sayesinde bilgiye kolayca ulaşabilmenin rahatlığın da zihni tembelleştirerek unutkanlığı daha da artırdığını aktardı. Unutkanlığa karşı beyni, kelimenin tam anlamıyla çalıştırmak, yormak gerektiğini vurgulayan Yavuz, ''Tüm dünyada 20 milyon kişi, alzheimer hastalığı nedeniyle kronik bir unutkanlık yaşıyor. Türkiye'de de yaklaşık 300 bin alzheimer hastası bulunuyor. Hastalık, sadece hatırlama güçlüğü yaratmakla kalmıyor, kişiyi zihinsel karmaşaya sürüklüyor, günlük yaşamını her zamanki gibi idame ettirmesini engelliyor'' diye konuştu. Alzheimer hastalığında, unutkanlık ile ortaya çıkan hafıza ve bellek fonksiyonlarında başlayan dejenerasyonun, zamanla diğer beyin fonksiyonlarına da sıçrayarak, başta konuşma ve yürüme olmak üzere tüm kişisel ve sosyal faaliyetleri tedrici olarak bozabildiğini belirten Yavuz, bu hastalığın zaman içinde hastanın aile yakınlarının destek ve bakımına ihtiyaç duyduğu ilerleyici, düşkünleştirici bir beyin hastalığı olduğunu kaydetti. Teknoloji Hafıza Düşmanı Alzheimer hastalığının, günümüzde tıp dünyasının en çok bütçe ayırdığı ve üzerinde en çok uğraş verdiği hastalıkların başında geldiğini belirten Dr. Yavuz, sadece ABD'de her yıl 100 milyar dolar civarında bütçenin alzheimer ve tedavisi için harcandığına dikkat çekiyor. Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, ''Sağlık alanındaki gelişmelerle birlikte ortalama insan ömrünün uzaması yanında, teknolojinin gelişimi ile beraber dev bir problem şeklinde ortaya çıkan elektromanyetik kirlilik de alzheimer hastalığını tetiklemektedir'' dedi. Yavuz, şöyle devam etti: ''Dünyamız gittikçe şehirleşmekte ve kırsal nüfus gittikçe azalmaktadır. Elektromanyetik kirlilik ise şehirlerde ve büyük metropollerde had safhadadır. Maalesef gelişen teknoloji ile paralel olarak elektromanyetik yoğunluk da artmaktadır. Özellikle çarpık ve yoğun yapılanmanın olduğu İstanbul gibi şehirlerde tehlike daha da büyüktür. Cep telefonu sinyalleri, TV ve radyo, telsiz dalgaları, kablosuz internet ve telefon ortamları, yüksek gerilim hatları ve elektronik cihazlar tehlikeli elektromanyetik kirliliğe neden olmakta bu ise beynimizin her taraftan elektromanyetik saldırılara maruz kalmasına neden olmaktadır.'' ''Kahve ve Çay Alzheimer Oluşma Riskini Yüzde 50 Azaltıyor'' Uzman doktor Yavuz, bilim adamlarının kahve-çay ve alzheimera ilişkin çalışmasına değinerek, İsveç ve Finli nörologların, 10 yıl boyunca 1400 hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Yavuz, şunları ifade etti: ''İsveçli ve Finli nörologların, 10 yıl süren çalışmalar sonucunda, kahve içmenin, çağın hastalığı alzheimerın oluşma riskini yarı yarıya azalttığını buldular. 1400 gönüllü hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar sonucu günde 3 ila 5 fincan kahve içenlerde, içmeyenlere göre yüzde 50 oranında alzheimer oluşma riskinin azaldığının belirlendi. Kahvenin içerdiği kafein maddesinin, alzheimer oluşumunda rol oynayan beta amiloid birikimini önemli ölçüde azalttığı ve böylece alzheimer gelişmesini önlediği tahmin ediliyor.'' Dr. Yavuz, daha önceki yıllarda birçok bilimsel makalede yer alan fareler üzerinde yapılan çalışmalarda da farelere içirilen kahvenin, beyinde alzheimera neden olan beta amiloid birikimini önlediğinin tespit edildiğini hatırlattı. Birçok araştırmacının ortak fikri olarak kahvenin, sinir sistemini koruyucu bir özelliğe sahip olduğunun bilindiğini vurgulayan Yavuz, kahvenin içinde çok miktarda barındırdığı kafeinin, sinir sisteminin düzenleyici bir uyaranı olduğunu belirterek, ''Unutkanlığı toparlayıcı, ayrıca hafıza ve önbellek fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri biliniyor. Yani, asırlardan beri birçok insanın, zinde ve uyanık kalmak için her gün kahve içmesi boşuna değil. Kahvenin aynı zamanda diyabet hastalığı, parkinson ve karaciğer hastalıkları üzerinde de koruyucu rol oynadığı iddia ediliyor'' diye konuştu. ''Alzheimer Hastalarında Kahve ve Çay Tüketimi Fakir'' Nöroloji uzmanı Yavuz, 2 fincan kahvenin, ihtiva ettiği kafein bakımından, yaklaşık 10 fincan çaya eş değer olduğunu, çay ve alzheimer ilişkisine yönelik bir çalışma bulunmamasına rağmen kahve gibi çayın da hafıza fonksiyonları üzerinde olumlu etkiler gösterdiği söylenebileceğini vurguladı. Yavuz, ''Kendi klinik gözlemlerime dayanarak, alzheimer tanısı almış hastalarda, oldukça zayıf çay ve kahve tüketimi izlenimi ediniyoruz. Dolayısıyla her ne kadar bilimsel kesin bir veri olmamakla beraber, çayın da alzheimer hastalığında koruyucu rol oynadığını söyleyebiliriz'' diye konuştu. Yeşil Çay da Faydalı Yeşil çayın da barındırdığı antioksidanlar ve flavnoid maddesi ile alzheimer hastalığına neden olan beta amiloid birikimini azalttığını kaydeden Dr. Yavuz, ''Bilinen en iyi ve etkili antioksidanlardan biri olan EGCG (epigallocatechin-3-gallate) yeşil çay içinde bolca bulunmaktadır. EGCG'nin ise unutkanlığa neden olan beta amiloid birikimini önleyici etkisi mevcuttur'' dedi. Nöroloji uzmanı Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı: ''Gerek siyah, gerekse de yeşil çay, alzheimer hastalığında rol oynayan asetilkolinesteraz enziminin aktivitesini yok etmektedir. Halbuki kahvenin bu enzim üzerinde bir etkisi yoktur. Şu an günümüzde tek tedavi girişimi, ilaçlarla asetilkolinesteraz enzimini yok etme amacına yöneliktir. Maalesef beyinde ki amiloid madde birikimini önleyen kesin bir ilaç henüz keşfedilmemiştir. Hülasa olarak, alzheimer hastalığı üzerinde aynı kahve gibi koruyucu ve önleyici bir etki gösterdiğini düşündüğümüz geleneksel çayımızla alakalı olarak uzun vadeli bilimsel araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Ancak çayın da alzheimer hastalığından koruması kuvvetle muhtemeldir.'' 19 kasım 2011 |
||||||
|
Etin KDV'si %1'e Düşürüldü |
||||||
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, toptan ette yüzde 8 olan KDV'nin yüzde 1'e indirildiğini açıkladı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, ''Toptan ette KDV yüzde 8'di, bunun yüzde 1 olması kararlaştırıldı'' dedi. Eker, Dünya Türk Girişimciler Kurultayı'nın 8 bakanın katılımı ile gerçekleşen interaktif oturumunda yaptığı konuşmada, aslında iş dünyasının hoşuna gideceğini düşündüğü bir konuyu açıklayacağını belirtti. Bakan Eker, ''Toptan ette KDV yüzde 8'di, bunun yüzde 1 olması kararlaştırıldı. Huzurunuzda Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e teşekkür ediyorum, destek verdi. Tabii sayın Başbakanımıza çok şükran borçluyuz, Başbakanımızın onayı ile oldu. Geçen pazartesi günkü Bakanlar Kurulu'nda bu konu kararlaştırıldı. Sayın Başbakanımızın bir talimatı daha oldu, bu gıdada mümkün mertebe bunun çalışılması yönünde...Dolayısıyla bunu da sizinle paylaşmak istiyorum'' dedi. 19 Kasım 2011 |
||||||
|
Adriana Lima'dan rejim Uyarısı |
||||||
'Kızlar o diyeti sakın yapmayın' Brezilyalı süper model Adriana Lima, daha önce önerdiği sıvı diyetiyle ilgili uyarıda bulundu. İSTANBUL - Brezilyalı süpermodel Adriana Lima’nın, Victoria’s Secret defilelerinden önce, 9 gün boyunca yalnız protein içeren sıvılar ve yumurta tozuyla beslendiğini söylemesi büyük tartışma yarattı. Bunun üzerine açıklama yapan Lima “Sözlerim yanlış anlaşıldı. Genç kızlar sakın sıvı diyetine kalkışmayın” açıklaması yapmak zorunda kaldı. 16 Kasım 2011 |
||||||
|
Kadınlara çikolata müjdesi |
||||||
İsveç'te yapılan bir araştırma, diyetleri bozduğu için uzak durmaya çalışılan çikolatanın, kadınların kalp damar hastalıkları ve felç riskini azalttığını ortaya koydu. İZMİR - Kilo alma korkusuyla çikolatadan uzak durmaya çalışan, suçluluk duygusuna rağmen çikolata kaçamakları yapmaktan vazgeçmeyen kadınlara müjdeli haber İsveçli araştırmacılardan geldi. İsveç Karolinska Enstitüsü'nün Amerikan Kardiyoloji Dergisi'nde yayımlanan araştırmasına göre, haftada iki kez çikolata tüketen bir kadın, kendisiyle aynı fiziksel koşullara ve yaşam alışkanlıklarına sahip, ancak çikolata yemeyen hemcinsine oranla kendini felç riskinden yüzde 20 daha fazla koruyabiliyor. Araştırmaya göre, kakaoda bulunan antioksidan özelliğe sahip flavonoidler, kötü kolestorol olarak adlandırılan düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (LDL) oksidasyonunu önlüyor ve bu şekilde kişinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve felç riskini düşürüyor. Yaşları 49 ile 83 arasında değişen 33 bin 372 kadının, 8 farklı kategoriye ayrılarak kapsamlı şekilde incelendiği araştırmada, yeme alışkanlıkları, yaş grupları ve sağlık koşulları birbirine denk gruplardaki kadınlar, sadece çikolata tüketimlerindeki farklara göre incelendi. Tüm deneklerden ayrıca son bir yıl içinde aralarında çikolatanın da bulunduğu 96 farklı gıdayı hangi sıklıkla tükettiklerine dair 350 sorudan oluşan anketi yanıtlamaları istendi. Merkez tarafından 10.4 yıl boyunca yapılan incelemelerin sonucunda, 33 bin 372 kadında görülen bin 549 felç vakasını mercek altına alan uzmanlar, çikolata tüketen kadınların, kendi kategorilerindeki çikolata tüketmeyenlere oranla felç riski ve kalp damar hastalıkları konusunda daha avantajlı olduklarını tespit etti. BİTTER ÇİKOLATA TAVSİYESİ Uzmanlar, çikolataların farklı miktarlarda kakao içerebileceği uyarısında da bulunarak, söz konusu araştırmadaki kadınların, en az yüzde 30 oranında kakao içeren çikolata tükettiklerini belirtirken, daha az şeker ve daha çok kakao içerdiği için bitter çikolata tüketilmesini tavsiye ediyorlar. Araştırmanın, tansiyonu düşürdüğü, insülin direncini azalttığı ve kan pıhtılarını önlediği de bilinen çikolatanın, kalp damar hastalıklarıyla mücadelede de etkili olduğunu tespit eden en geniş kapsamlı çalışma olması bakımından önem taşıdığı belirtildi. 07 Kasım 2011 |
||||||
|
Kurban Kavurmasının Püf Noktaları |
||||||
Kurban Bayramı'nda şüphesiz pek çok evde kavurma da yapılacak. Peki kavurma yaparken nelere dikkat edilmeli, nelerden kaçınmalı? İşte bu soruların yanıtları... Türkiye Aşçılar Federasyonu (TAFED) üyelerinden Koray Türk, Kurban Bayramı sofralarının vazgeçilmezi kavurmanın püf noktalarını anlattı. Et Bir Gün Dinlendirilmeli Kavurma ikramının bayramın ilk gününde itibaren başladığını, bu nedenle etlerin dinlendirilmesine fırsat bulunamadığını anlatan Türk, ''Kuzu ve dana kavurmanın lezzetli ve yumuşak olması için etin bir gün dinlendirilmesi gerekir'' dedi. Etler Önce Harlı Ateşte "Mühürlenmeli" Aksi halde lezzetli bir kavurma yapmanın mümkün olmayacağını dile getiren Türk, kuzu kavurmanın yapımına ilişkin şunları anlattı: ''Öncelikle bir süre ısıttığımız tavaya etin kendi iç yağını koyuyoruz. Yağ bir süre eridikten sonra kuzu etini tavaya alıyoruz ve etleri yaklaşık 7-8 dakika harlı ateşte pişiriyoruz. Biraz kavrulduktan sonra etin lezzetini ve besin değerini artırması için tüm bir soğan koyuyoruz. Soğanı doğramıyoruz çünkü kavurma uzun sürede pişeceği için dağılacaktır. Tüm soğan, hem kokusunu hem de lezzetini ete verecektir. Et yemeklerinde tuz ve baharatlar en son eklenmelidir. Tuz eti sertleştirebilir ve suyunu çektirir. Etimizi harlı ateşte biraz kavurduktan sonra ocağın altını biraz kısıyoruz. Sonrasında acıyı seviyorsak biraz pul biber ve defne yaprağı ekliyoruz. Defne yaprağı hem kuzunun kokusunu alacaktır hem de lezzetini artıracaktır. Biraz da kekik ekliyoruz. Etimizi altı kısık yumuşayana kadar pişiriyoruz. Bayram kavurmamız servise hazır hale geliyor.'' Dana Kavurmanın İyi Pişmesi İçin 1 Bardak Su Konulmalı Dana kavurmanın da benzer şekilde yapıldığını dile getiren Türk, ancak dana kavurmaya bir bardak su eklenmesi gerektiğinin altını çizdi. Türk, "Dana etlerimizi biraz kavurduktan sonra içerisine 1 bardak su ekliyoruz. Dana etinin pişme süresi daha uzundur. O nedenle su eklemek gerekiyor" dedi. 5 Kasım 2011 |
||||||
|
Altın Çileğin Yabanisi öldürüyor |
||||||
Altın çilekten kaynaklanan zehirlenme ve ölümlerin asıl sebebi tespit edildi. ISPARTA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da bir manavdan almasıyla Türkiye’de tanınır hale gelen ’Altın çilek’, besleyici özelliği ve barındırdığı vitaminler nedeniyle çok tüketiliyor. Metabolizmayı hızlı çalıştırdığı ve zayıflatmaya yardımcı olduğu iddia edilen ’Altın çilek’ bu özelliği nedeniyle de tercih ediliyor. Türkiye’de doğal olarak yetişen ve ’güvey feneri’, ’kamber otu’, ’gelin feneri’ gibi isimlerle bilinen bu çileğin yabani türü, yiyenlerde zehirleyerek ölüme yol açıyor. Anadolu’da Batı Karadeniz’den başlayıp Gaziantep’e kadar geniş kıyı şeridinde yetişen bitki, zehirli bitkiler grubuna girdiği için kullanılmıyor. Özellikle İran’da halk arasında çocuk düşürücü olarak kullanılıyor. "ÇİLEKLERİ KARIŞTIRMAYIN" Türkiye’de ’altın çilek’ kültürü yapıldıktan sonra ’Yabani altın çilek’ dikkat çekmeye başladı. Uzmanlar farklı isimlerle bilinen ve literatürdeki adı ’Fisalis arkegenge’ olan ’yabani altın çilek’in ’altın çilek’ zannedilerek tüketilmemesi gerektiği konusunda uyardı. DHA'nın haberine göre; Doğada yetişen bu bitkinin meyvelerinin kırmızı ve dıştaki yaprağının da portakal rengi olduğunu belirten Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Gıda Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Erdoğan Küçüköner, yüksek fiyatı ve geniş ihraç olanağıyla ilgi gören altın çilek meyvesinin yabanisine karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Altın çileğe benzeyen ’yabani altın çilek’ meyvelerinin de satıldığına dikkat çeken Küçüköner, zehirlenme olaylarına bu yabani çeşidin neden olduğunu vurguladı ve şu uyarılarda bulundu: ZEHİRLİSİ KIRMIZI RENKLİ "Ülkemizde bu nedenle 2 ölüm olayı meydana geldi. Gerçeğine çok benzeyen bu bitki, yabani olarak yetişir ve meyveleri kırmızıdır. Gerçek altın çileğin meyvesi ise sarı renktedir. Ölümlere neden olan yabani altın çileği, gerçeğinden ayırma konusunda vatandaşlarımız çok dikkatli davranmalı. Altın çilekten yağ ve posa elde ediyoruz. Bu ürün geleceğin meyvesi olmaya aday. Altın çileğin öne çıkan 3 önemli özelliği var. Bu özellikler olağanüstü lezzet, içeriğindeki besin öğeleri ve sağlık üzerindeki etkileridir. Bütün bunlar, meyveyi çok değerli bir bitki yapmakla kalmamakta, geleceğin en değerli meyvesi haline getirmektedir. Altın çilek, yüksek miktarlarda E vitamini, C vitamini, vitamin K1 ve birçok mineral madde de içermesi nedeniyle son derece önemli bir üründür. Diyabetik öneme sahip bir meyve olan altın çilek, içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp ve damar hastalıklarını, kanseri, şeker hastalıklarını, iltihabi rahatsızlıkları ve hatta yaşlanmayı geciktirmektedir." 23 Ekim 2011 |
||||||
|
Badem; Zayıflatıyor, Tok tutuyor ve Gençleştiriyor |
||||||
Zaman zaman sizin de, ‘Öyle bir yiyecek olsa ki, hem tok tutsa, hem zayıflatsa, hem lezzetli olsa, hem kolay bulunabilir olsa, hem de sağlığıma sağlık katsa’ dediğiniz olur mu? Öyle bir yiyecek var! İç Hastalıkları ve Metabolizma Uzmanı Dr. Ayça Kaya’ya göre badem, bütün bu isteklere cevap verecek nitelikte. Dr. Kaya bademin yararlarının araştırmalarla kanıtlandığını söylüyor. Bademi, ‘21. yüzyılın mucizesi’ olarak nitelendiren Dr. Kaya, “Çiğ, kavrulmamış, tuzlanmamış badem mucize bir yiyecek. Uzun yıllardır yağlı tohumlar dediğimiz bir gurup yiyecek olan ceviz, badem, fındık, çekirdek, fıstık gibi yiyeceklerin içerdikleri kaliteli yağ asitleri sayesinde kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu olduklarını biliyorduk. Ancak bu yiyecekler yağlı oldukları ve kalori değerleri de yüksek olduğu için kilo aldırır endişesi ile hastalarımıza dikkatli tavsiye ediyorduk” diyor. HEM ZAYIFLATIYOR, HEM GENÇLEŞTİRİYOR Bademde çinko, demir, kalsiyum, potasyum, E vitamini gibi mineraller ve vitaminler bulunuyor. Ayrıca içerdiği Amigdalin maddesinin kansere karşı koruyucu olabileceği savunuluyor. Bununla birlikte Koenzim Q 10 ve Omega 3 seviyesi çok yüksek. Bu enzim ve yağ asidi kalp damar hastalıklarından koruyor ve yaşlanmaya gidiş sürecini yavaşlatıyor. Bademi düzenli tüketmek kötü kolesterol olan LDL’yi yüzde 6 ila yüzde 15 oranında düşürüyor. Dr. Kaya, “Bu kadar iyi kalpli olduğunu bildiğimiz bademin aynı zamanda çok da iyi zayıflattığı kanıtlandı. Çok yakınlarda, Amerika’da yapılan bir araştırma ile de zayıflamak isteyenlere günde 17 tane badem verildiğinde daha iyi kilo kaybettikleri gösterildi” diye konuşuyor. Bademin kaliteli protein içermesi ve sağlıklı yağlardan zengin olması, kişiyi daha uzun süre tok tutuyor. Dr. Kaya, bademin diğer avantajlarını şöyle sıralıyor ve zayıflamak isteyenlere bademi nasıl tüketeceklerinin ipuçlarını veriyor: ÇİĞNEME DUYGUSUNU DA TATMİN EDİYOR “Sert bir yiyecek olduğu için çiğnemesi zor oluyor ve bu durum kişinin çiğneme duygusunu tatmin ediyor. Lif oranı yüksek olduğu için bağırsak hareketlerini artırıyor. Hazırlama zorluğu olmadığı için her yerde kolayca bulunabiliyor ve her yere kolayca taşınabiliyor. ZAYIFLAMAK İSTEYENLER BADEMİ NASIL YEMELİ? • Bademi satın alırken dikkat; çiğ, kavrulmamış ve tuzsuz olarak satın alın. • Mümkünse kabuklu ve kabuğu kolay kırılabilir olandan tercih edin. • Bir defada 15’den fazla yemeyin. Küçük bir kâseye sayarak koyun. İş yerinizde çekmecenizde ve çantanızda 15’lik küçük paketler şeklinde de bulundurabilirsiniz. • Ara öğünlerde özellikle tercih etmeye çalışın. Az yağlı süt ve ayranla birlikte mükemmel bir birliktelik oluşturuyor. • Meyveleri tek başına yemektense bademle birlikte yediğinizde, glisemik indeksi düşürmüş olursunuz bu da sizin daha tok kalmanızı sağlar. • Yiyecek bir şey bulamadığınızda da 50 tane bademi bir öğün olarak da tüketebilirsiniz.” 27 Eylül 2011 |
||||||
|
500 Milyon Obeziteye çözüm aranıyor |
||||||
Dünyada obezite sorununu araştıran bilim adamları, hükümetlere abur cubur yiyeceklere vergi koyma ve benzer sert önlemler alma çağrısı yaptı. Tıp dergisi Lancet'te yayınlanan bir dizi araştırmaya göre gelişmiş ülkeler arasında obezitenin en yaygın olduğu ülkeler ABD ve İngiltere. Araştırmacılar "Eğer her şey şu anki gibi devam ederse 2030'da Amerikalıların yaklaşık yarısı, İngilizlerinse %40'ı obez olacak." diyor. Bu da sağlık sistemlerine büyük bir ek masraf getirecek. Araştırmalara göre obeziteden kaynaklanan şeker ve diğer hastalıklar, şu anda pek çok ülkenin sağlık masraflarının %2-6'sını oluşturuyor. Sorunun boyutları Dünyada 500 milyon obez var Bunlardan 170 milyonu çocuk 1,5 milyar kişi ise aşırı kilolu Ancak bu vakalar hızla artıyor; öyle ki önlenebilir kronik hastalıkların bir numaralı sebebi olan sigaranın yerini obezite almaya başlıyor. Bilim adamları obezitenin artmaması için kişilere ve iş dünyasına da görevler düştüğünü ancak öncelikle hükümetlerin derhal radikal önlemler alması gerektiğini söyledi. Önerileri arasında şunlar var: Abur cubura vergi konsun Bu tür yiyeceklerin reklamlarına kısıtlama getirilsin Gıdalara trafik ışığı renkleri kullanılarak sağlık uyarısı etiketleri konsun Çocuklar TV seyretme dışında aktivitelere teşvik edilsin Okullarda spor ve sağlıklı beslenmeye ağırlık verilsin Okullara yürüyerek gitmek için gruplar oluşturulsun Obez yetişkin ve gençlere ameliyat imkanı sağlansın Araştırma ekibinin başkanlarından Oxford Üniversitesi Profesörü Klim McPherson, örneğin İngiltere'nin bu konuda yasalar çıkarmaktan kaçınıp, gıda endüstrisi ile gönüllülüğe dayanan anlaşmalar yapmaya çalışmasını eleştirdi. McPherson gelecek ay BM'nin düzenleyeceği sağlık zirvesinde bu konuda tüm hükümetlere baskı yapılması gerektiğini söyledi. Dünya Sağlık Örgütü'nde çalışan Profesör Boyd Swinburn de hükümetlerin "obezite krizinin" ardında yatan sebepleri ele almak yerine ilaca ve ameliyatlara yatırım yapmayı tercih ettiğine dikkat çekiyor. 500 milyon obez Dünyada 1,5 milyar aşırı kilolu, 500 milyon obez yetişkin bulunduğu bildiriliyor. ABD halen her üç kişiden, İngiltere'de ise dört kişiden biri obez. Japonya ve Çin'de her 20 kadından biri, Hollanda'da her 10 kadından biri, Avustralya'da her dört kadından biri ve Tonga'da her 10 kadından yedisi bu sınıfa giriyor. Aşırı kilolar kalp hastalığı, felç, şeker, çeşitli kanser türleri, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol riskini artırıyor. 26 Ağustos 2011 |
||||||
|
Yağlarını aldırdı; şimdi komada |
||||||
Televizyondan izlediği doktordan randevu
alarak İstanbul'da fazla kilolarından kurtulmak için ameliyat olan
kadın, komaya girdi. İki çocuk annesi kadın, ameliyatla fazla yağlarını aldırmaya karar verdi. Bir televizyon programında kendini tanıtan doktor ile kısa süren bir görüşme sonrası randevu aldı. 10 dakikalık bir görüşmeden sonra gitme kararı aldı. Apar topar İstanbul'a gitti. 10 bin Euro'ya anlaştılar. İki ameliyatla sırt, karın, bacak gibi vücudunun bir çok yerinden ameliyat oldu. DHA'nın haberine göre; genç kadının arkadaşı Funda Tunçok, Thind'in ameliyattan çok korktuğunu söyledi. Tunçok, "Yüksek tansiyon hastasıydı, günde üç ayrı hap kullanıyordu. Kendisine sakinleştirici verilmiş ve aynı gün saat 18.00 gibi ameliyata alınmış. Ancak iki saat sonra durumu kötüleşmiş ve solunum sıkıntısı yaşanmış. Yakınlarına haber verilmemiş. Kocası haber alamayınca İstanbul'a uçtu ve Belgin'i başka bir hastaneye naklettirdi" dedi. Daha önce Almanya'da da doktora giden arkadaşına "Önce kilo vermelisiniz. Sizi bu haldeyken ameliyata alamayız" dendiğini hatırlatan Tunçok, şöyle devam etti: "Tükiye'deki doktorun 'hemen ameliyata alabiliriz' demesi Belgin'e cazip geldi ve fazla düşünmeden bıçak altına yatmaya karar verdi. Onu bu kararından vazgeçirmeye çalıştık ama dinlemedi." Arkadaşının sağlık durumuna çok üzüldüğünü söyleyen Tunçok, Thind'in tedavi gördüğü Offenbach Hastanesi'ndeki doktorların 16 günlük komanın ardından nakletmeye çalıştıkları hastanın kalbinin uçakta durduğunu, hastanın tekrar hayata döndürüldüğünü, hastanın böbrek ve ciğer gibi organları çalışmadığını, yapılan incelemelerde ise kan zehirlenmesini tespit ettiklerini söylediklerini iddia etti. Aile, doktorların Thind'in sağlık durumunun kritik olduğunu ve ellerinden geleni yaptıklarını söylediğini belirtti. 20 Temmuz 2011 |
||||||
|
Atalarımızın Yadigarı Susuzluğu Önlüyor |
||||||
Super ikili susuzluğu önlüyor Yaklaşan Ramazan ayı nedeniyle sahur ve iftar sofralarının ayrılmaz ikilisi tahin ve pekmez satışlarında yüzde 100'e varan artış yaşandı. Konya'da tahin ve pekmez üretimi yapan Gesaş A.Ş. Satış Müdürü Hayati Çimen, Türkiye çapında geniş bayi ağına sahip olduklarını belirterek, yurtdışı ihracat, zincir market ve raf sistemi olmak üzere 3 ayaklı satış sistemi yaptıklarını söyledi. 53 ülkeye tahin ihracatı yaptıklarını, yılbaşında kapasite artırımına gittiklerini ifade eden Çimen, Türkiye'de susam işleme kapasitesiyle lider firma olduklarını, Avrupa'da ise zirvedeki belli başlı firmalar arasında yer aldıklarını dile getirdi. Türkiye'de tahin ve pekmezin ayrılmaz ikili olarak Ramazan sofralarının vazgeçilmezi olduğunu anlatan Çimen, ''Ramazan ayının yaz mevsimine rastlaması satışlarımızı azaltmadı, aksine artırdı. Ramazan öncesi yoğunluğumuz arttı. Tahin ve pekmez satışlarında yüzde 100'e ulaşan artış var'' dedi. EN ÇOK İŞÇİLER VE ÇİFTÇİLER TERCİH EDİYOR Tahin ve pekmezin en çok Ramazan ayında tüketildiğini bildiren Çimen, en çok işçi ve çiftçi kesiminin ikiliyi tercih ettiğini söyledi. Çimen, sanılanın aksine tahin ve pekmezin susuzluğa neden olmadığını ve susamın yüksek enerji kaynağı olduğunu iddia ederek, ''Susam, insanın iç vücut ısısını yükseltip dışarıdaki sıcaklığa endeksli vücut ısısını dengeliyor. Bu durum az su kaybına neden olarak, hararet dengesi sağlıyor'' diye konuştu. Özellikle çocukların, tahin ve pekmezi, kemik yapısını güçlendirme, vücut direncini arttırma, sindirim sistemlerini çalıştırma ve kan yapma gibi özelliklerinden dolayı tüketmeleri gerektiğini vurgulayan Çimen, tahin ve pekmezin doğal bir ilaç olduğunu savundu. Çimen, marketlerde birinci sınıf tahinin kilosunun 9, pekmezin ise 7,5 liradan satıldığını sözlerine ekledi. 19 Temmuz 2011 |
||||||
|
Elmaların atası Kazakistan'da |
||||||
Bilim adamları, bütün elmaların
"atasının", Ama binlerce yıl yetişmesine rağmen, elmanın "atası" neslinin tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya. Bu ilk elma türü tükenirse, hastalığa dayanıklı elma üretilmesi ve böylece ilaçlamadan milyonlarca dolar tasarruf edilmesi umutları da boşa çıkacak. Bütün elmaların atası denebilecek ilk elma türü, Kazakistan'ın güneyinde başkent Almatı'dan sadece 30 kilometre uzaklıktaki Bel Bulak doğa koruma alanında yetişiyor. Kazakistan Devlet Televizyonu'nda doğal yaşamla ilgili program yapan botanik uzmanı Yuri Anatolyev'e göre 150 milyon yıl geçmişi olan elmaların bu türüne "Malus Sieversii" deniyor. Dünyadaki bütün elmalar, doğal eleme sürecinden geçerek bugüne kadar varlığını sürdüren bu yabani elmanın eşsiz bir geninden üreme. Elma sektörünün geleceği Meyvesi küçük, ama sulu ve lezzetli olan Malus Sieversii tüm Orta Asya dağlarında yetişiyor. Ama Kazakistan dağlarında gruplar halinde yabani elma ağacı ormanları bulunuyor. Buradaki ağaçları ve genetik yapıları, doğal kaynakları koruma uzmanlarınca koruma altına alınmış. Kazak Botanik Enstitüsünden Tatyana Salova, bu elma türünün bütün elma endüstrisinin geleceği için hayati önem taşıdığını söylüyor. Uzmanlara göre Avrupa ve Amerika'da çapraz dölleme ile yetiştirilen elmalar bu nedenle hastalıklara karşı dirençlerini yitirdiler. Şimdi, meyvenin neslinin devamı için bahçelere kimyasal spreyler sıkılıyor. Bugün bazı ülkelerde ağaçlar yılda 50 defaya kadar ilaçlanabiliyor. İlaçlama gerekmeyen meyve bahçelerine sahip olunabilmesi için üreticilerin yabani elmaların genlerine ihtiyaçları var. Yabani elma ormanlarının yüzde 80'i şimdiden yok olmuş durumda. Çevre koruma örgütleri, bu durumdan şehirleşmeyi, odun için kesim yapılmasını ve iklim değişikliklerini sorumlu tutuyorlar. Uzmanlara göre elma ağacı ormanları, şimdiye kadar kısmen de olsa kendilerini yeniledikleri için dayanmayı başardı. Ancak bir çoğu, özel bir koruma altına alınmadıkları sürece Almatı'ya adını veren elmaların tükenme tehlikesinin büyük olduğuna dikkat çekiyor. 07/01/2010 - Reyhan Demytrie - BBC muhabiri, Kazakistan |
||||||
|
Hula hoop, 1950’lerden sonra yeniden moda oluyor. |
||||||
1950’lerden kalma bir spor yeniden moda oluyor. Hula hoop, hem eğlenceli hem de uzun vadede sağlık için yararlı. Uzmanlar, bir saat çember çevirmenin koşu bandında bir saat koşmayla aynı miktarda kalori yaktığını söylüyor. Çember çevirmek tüm dünyada popüler. Amerika’da spor kulüplerinde çember dersleri büyük ilgi görüyor. Hula hoop, çok eğlenceli, sağlıklı, ucuz ve Amerika’da son günlerin en popüler egzersiz çılgınlığı.
Hula hoop’un asıl çıkış noktası tam olarak bilinmese de çocuklar ve yetişkinler tarih boyunca dönem dönem bu çılgınlığa kapıldı. Son zamanlarda New York’ta yetişkinler çember çevirmenin sağlık yönünü keşfediyor. Uzmanlara göre çember çevirerek saatte 400 kalori yakılabilir. Başkan Barack Obama’nın eşi Michelle Obama hula hoop’u çocuklar için iyi bir spor olarak tanıttı. Ancak KaytiBunny Roberts’a göre çember yetişkinler için de yararlı: “Kalbi çalıştıran bir egzersiz. Dizlere zararı yok ve tüm vücut çalışıyor. Koşmaksa vücuda zarar verebiliyor.” Roberts çembere bir buçuk yıl önce başladı. Evi yandıktan ve herşeyini kaybettikten sonra çembere terapi olarak başladığını söylüyor. New York’taki gibi derslerde öğrenciler nasıl çember çevrileceğini öğreniyor. Çemberlerin tanesi yaklaşık 40 dolar. Öğrenmek için ders almanız da gerekmiyor. Roberts internet üzerinden ya da kendi başınıza da hula hoop öğrenebileceğinizi söylüyor. 29/11/2009 VOA |
||||||
|
Akapuntur Tedavisiyle 3,5 Ayda 21 Kilo Verdi |
||||||
![]() Antalya'nın Alanya İlçesinde Bir Üniversite Öğrencisi Akupunktur Tedavisiyle 3.5 Ayda 21 Kilo Verdi. Erciyes Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü'nde okuyan Alper Tok (19), uzun süre diyet ve spor yapmasına rağmen kilolarından kurtulamayınca çareyi akupunktur tedavisinde buldu. Bir yakınının tavsiyesi üzerine özel bir estetik ve güzellik merkezine başvuran genç, vücudunun değişik bölgelerine yapılan akupunktur tedavisi ile sağlığına kavuştu. Yaklaşık 3.5 ay süren akupunktur tedavisinden sonra hayatı değişen üniversite öğrencisi, 104 kilodan 83 kiloya düştü. Önceleri alışveriş yapmak için gittiği mağazalarda bedenine göre elbise bulmakta güçlük çeken genç, artık her yerde kıyafet bulabiliyor. Önceden XL beden gömlek giyen Tok, şimdi M beden gömlek giyiyor. Fazla kilolarından kurtulduğu için kendisini yeniden doğmuş gibi hisseden Alper Tok, artık hayatın kendisi için daha kolay olduğunu söyledi. Kilolu iken çok fazla hareket edemediğini aktaran Tok, "Önceden kilolu olduğumdan günün neredeyse 15 saatini bilgisayar başında geçiriyordum. Evden dışarı çıkamıyordum. Monoton bir hayatım vardı. Kilo vermeye başladıktan sonra kendi isteğime bağlı olarak gezmeye başladım. Şimdi hem spor hem de koşu yapıyorum. Giysi ve sosyal çevre konusunda özgürleştim. Psikolojik olarak kendime güvenim arttı." dedi. Kilo verdikten sonra uyku saatlerinin bile değiştiğini aktaran Tok, eskiden sabaha karşı saat 04.00 gibi uyuduğunu belirtti. Sağlığına kavuştuktan sonra uykusunun düzene girdiğini dile getiren Tok, artık en geç gece 24.00'da uyuduğunu, sabah da erken uyandığını ifade etti. Yaşantısında yemek alışkanlıklarını da değiştiren genç, fast foot yerine daha az yağlı, tuzsuz yiyecekleri tercih ettiğine işaret etti. Akupunktur Teşhis ve Tedavi Uzmanı Dr. Mehmet Çam da ilaçsız tedavi yöntemi olan akupunkturun hastaya hiçbir zararının olmadığını söyledi. Düzenli bir şekilde yaptıkları akupunktur sonunda üniversiteli gencin 21 kilo verdiğini dile getiren Çam, hastanın şu anda boyuna göre normal kilosuna kavuştuğunu aktardı. Obeziteyi vücutta gereğinden fazla yağın depolanması olarak tanımlayan Çam, obezitenin tedavisinde en sağlıklı yöntemin akupunktur olduğunu ileri sürdü. Tedaviye başlamadan önce obezitenin nedeni konusunda bir takım araştırmalar yaptıklarını ifade eden Çam, "Şişmanlığın nedeni belli olduktan sonra tedaviye başlıyoruz. Tedavi devam ederken diyetini değiştiriyoruz. Yaşam tarzını değiştirmesi konusunda önerilerde bulunarak hastadan spor yapmasını istiyoruz. Böylece sonuç alıyoruz." diye konuştu. (Cihan Haber Ajansı) 03.10.2009 |
||||||
|
BİR DİŞ SARIMSAK NELERE KADİR... |
||||||
Mevsim değişikliğinden dolayı saç dökülmelerini durduramayanlar derdinizin devası ilaç gibi bir bitki Sarımsak eski çağlardan beri çok kuvvetli bir antibiyotik olarak kullanılan bir bitki. Daha doğru bitki değil tam bir ilaç. Ama sarımsak yiyemeyen veya kokusundan rahatsız olanlar için aynı oranda yarar sağlayan sarımsak yağını kullanabilirsiniz. Sarımsak Yağının Faydaları:
Kullanılışı ve dozu: Bir çay bardağı suya 3 damla damlatılarak günde 2 defa alınır. Ayrıca cilde masaj yapılarak kullanılır. Kapsülle 3 damla alınır. |
||||||
|
ARI SÜTÜ NEDİR |
||||||
Arısütü; 5-15 günlük yaştaki işçi balarılarının, kraliçe (ana) arıyı beslemek için yutakaltı bezlerinden (hypopharyngeal) salgıladıkları, hammaddesi binbir çiçeğin balözü, çiçek poleni ve balarılarının enzimlerinden oluşan sedef görünümünde, peltemsi, (1/1 gr/cm3) özgül ağırlığında, organik asit karakterinde, %100 naturel, olağanüstü yüksek oranda hayati vitaminler, enzimler, mineraller, proteinler ve aminoasitler taşıyan yüksek besin değerli bir balarısı ürünüdür. Dünyanın en üstün doğal gıdasıdır ve doğadaki bütün doğal ilaçların annesi sayılır. Balarısı ortalama 40 gün yaşar, Arısütüyle beslenen kraliçe arı ise 7 sene yaşar ve dünyanın en fazla yumurtlayan canlısı olarak günde ortalama 3000 kez yumurtlar. Arısütünün içinde neler olduğu saptanamamış %3 oranında X maddeleri bulunmaktadır.
Dünya bilimadamlarınca buna Allah vergisi denilmiş ve Arısütünün olağanüstü etkilerinde X maddelerinin büyük payı olduğu öngörülmüştür. Aynı zamanda kanser hücrelerinin üremelerini engelleyen karınca asidi Arısütünde yüksek oranda mevcuttur. Arısütünün olağanüstü faydaları Dünya Bilim Adamlarınca onaylanmıştır. Arısütünün dünyadaki tüm besinlerden, bitkilerden, ilaçlardan, gıdalardan, vitaminlerden, otlardan vs. ayıran en büyük özelliği; Her yaş insan vücudunda tepeden tırnağa vücuttaki bütün hücreleri YENİLER, besler, onarır, tamir eder, geliştirir, metabolizma dengesi kurar, tüm hastalıkları yok eder, doğal, işlenmemiş vitamin verir, yaşlanma hızını keser, beyin-beden-direnç gücünü yüksek oranda arttırır En önemli unsur ise Arısütünün extra 1.kalitede, tahlilinden olumlu sonuç alınmış, %100 saf, bilimsel sistemde üretilen ve dozajına uygun kullanılan Arısütü olmasıdır. |
||||||
|
Arı Ürünleri Kullanımında Dikkat |
||||||
Hemen her yerde satılan bu ürünler, ne kadar faydalı? Arı sütü, polen ve propolis, son dönemde oldukça rağbet görüyor. Arı sütü, işçi arıların kraliçe arıyı beslemek için ürettiği özel bir salgı. Arı sütü, performansı arttırmada veya yaşlılığı geciktirmede, daha dinç ve sağlıklı kalabilmede önemli bir madde. Arılar, propolisi ise kovandaki delikleri kapatmak ve ölen böceklerin bakteri üretmesini önlemek amacıyla salgılıyor. Propolis, çok kuvetli antibakteriyel, anti viral özellik taşıyor. Çiçeklerden toplanan polen de yavru arıların beslenmesinde kullanılıyor. Polen de dengeli beslenmede kullanılanabilen bir madde. Gerekli olan amino asitleri içeriyor. Özellikle B gurubu vitaminlerin hepsini içeriyor. Peki bu ürünlerin kullanımında nelere dikkat etmek gerekiyor? Öncelikle arı ürünlerinin hiç biri direkt güneş ışığına maruz kalmamalı. Bazı insanlarda alerjik reaksiyona sebep olabilir. Özellikle buna da dikkat etmek gerekir. Uzmanlar, arı ürünlerinin bilinçli kullanılmasını öneriyor. Günlük tüketim miktarı ise polende 10 -20 gram, arı sütünde ise yarım gramla sınırlandırılmalı. Propolisin de tablet olarak tüketilmesi tavsiye ediliyor. |