Din Konulu haber ve araştırmalar - 14

Yaratan'ın İmzaları

Doğa Olayları

Pompei

Ayasofya

KABE

Önceki sayfalar:

İznik'te 90 Yıl Aradan Sonra İlk Namaz

  İznik Ayasofya Camii

Bursa'nın İznik ilçesindeki Ayasofya Camii, yaklaşık 90 yıl aradan sonra bayram namazının kılınmasıyla ibadete açıldı.

Sabahın erken saatlerinden itibaren bayram namazı için Ayasofya Camii'ne giden İzniklikler, tarihi camiyi doldurdu.

Bayram namazına ilgi fazla olunca, cemaat dışarıya hasırlar sererek, saf tuttu.

İznik Müftüsü Veli Vehbi Bardakçı'nın kıldırdığı bayram namazına, Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem, İznik Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Vakıflar Genel Müdürü Ertem, cami çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada, caminin yeniden ibadete açılmasından dolayı duyduğu mutluluğu ifade etti.

Ertem, Ayasofya'nın 680 yıl önce Orhangazi tarafından camiye çevrildiğini ve 1920'li yıllardan beri de ibadete kapalı olduğunu hatırlattı.

6 Kasım 2011

Maradona mescit yaptırıyor

  Diego Armando Maradona

Dünyaca ünlü Arjantinli futbol adamı Diego Armando Maradona bozulan imajını mescit yaptırarak onarmayı umuyor.

ANKARA - BAE'de El Vasl takımını çalıştırmaya başlayan Maradona ülkeye uyum sorunu yaşadığı için takımı da ilk haftalarda yenilgiye uğruyordu. Zaten hakkında yapılan "haberlerde deneyimsiz, abartılı konuşan ve disiplinsiz" olarak nitelendirilen teknik adam bu tepkiler üzerine El Vasl takımı ve Dubai'deki imajını değiştirmek istedi.

Öncelikle Eylül ayında 21 yaşındayken trafik kazasında hayatını kaybeden Bani Yas takımında forma giyen Ziyab Avane'nin ailesine taziye ziyaretinde bulunan Maradona, Avane anısına bir mescit yaptıracağını ilan etti.

FİLİSTİN'İ DESTEKLEDİ

Bu arada, bir Arap taraftarın kendisine hediye ettiği Filistin kefiyesini boynuna sararak sahaya çıkan ve İspanyolca "Viva Palestine / Yaşasın Filistin" sloganları atan Maradona, dünya genelinde yarım yüzyılı aşkın süredir devam eden Filistin sorununa dikkati çekmek için ''Filistin'e özgürlük'' adında bir video da yayınlayacak.

Eski futbolcu BAE'nin Abu Dabi kıyılarında bulunan ''Ayşe Tinah'' adasına da doğanın 7 harikası listesine girmesi konusunda internet üzerinde yapılan oylamada destek veriyor.

Maradona'nın El Vasl takımıyla yaptığı anlaşmanın ardından aldığı eleştirilere rağmen Dubai'de kalmaya devam edeceğini ve ülkenin tanıtımına katkıda bulunacağı kaydediliyor.

02 Kasım 2011

Katolik Kilisesi'nde taciz iddiaları

Katolik Kilisesi tacizci  

 

Katolik Kilisesi İngiltere'nin güneybatısındaki çocuk koruma politikalarının kapsamlı bir değerlendirmesini istedi.

Times'ın haberine göre bu talep, Kilise'nin cinsel taciz iddialarını soruşturmakla görevlendirmiş olduğu yetkilinin, internette pedofili suçundan hüküm giymesini izliyor.

Daha önce çocukların korunmasından sorumlu olan, eski Plymouth bölge piskoposu Chris Jarvis'in kimileri en ciddi kategoride değerlendirilen dört binden fazla çocuk tacizi fotoğrafına sahip olduğu için çarptırılacağı ceza da bugün açıklanacak.

28 Ekim 2011 - BBC Türkçe

Ermeni kiliselerinden Surp Giragos Diyarbakır'da yeniden açıldı

Ortadoğu'nun en büyük Ermeni kiliselerinden Surp Giragos'ta 30 yıl aradan sonra çanlar çaldı. Yurtiçi ve yurtdışından binlerce kişinin katılımıyla kilisede ayin gerçekleştirildi.

  Ermeni kiliselerinden Surp Giragos

Ortadoğu'nun en büyük Ermeni kiliselerinden Fatihpaşa Mahallesi'ndeki Surp Giragos'ta 30 yıl aradan sonra çanlar çaldı.

Ayin nedeniyle binlerce Ermeni bir araya geldi.

Yurtiçi ve yurtdışından binlerce kişinin katılımıyla kilisede ayin gerçekleştirildi.

Uzun yıllar bakımsızlık nedeniyle kullanılamaz hale gelen kilise, restorasyon çalışmaların ardından ibadete açıldı.

Yurtiçi ve yurtdışından binlerce kişinin katılımıyla Kilisede 30 yıl aradan sonra ilk kez ayin düzenlendi.

Ayine katılanlar ibadet etti, dualar okudu.

Yıllar sonra Diyarbakır'da buluşan Ermeniler, duygusal anlar yaşadı.

Ayine Diyarbakırlılar da ilgi gösterdi.

Ayine katılanlar paylaştıkları anılarla geçmişe doğru yolculuk yaptı.

24 Ekim 2011

2001 Türkiye Güzeli Tuğçe Umreye gidiyor

2001 Türkiye güzeli, Tuğçe Kazaz  

Yorgo Seitaridis'le evlenirken Hıristiyanlığı seçen, boşanma kararının ardından geçtiğimiz günlerde, "Din değiştirdiğim için pişmanım" diye açıklama yapan ünlü manken, Umre'ye gidecek ve bir daha bikinili poz vermeyecek.

İSTANBUL - Türkiye'nin en güzel modellerinden olan Tuğçe Kazaz, 2005 yılında Yunan oyuncu Yorgo Seitaridis'le evlenirken sok bir kararla din değiştirip Hıristiyan olmuştu.

Daha sonra boşandıktan sonra Kazaz'ın bir dönem Hıristiyanlığı terk edip Budist olduğu iddiaları ortaya atıldı. Ünlü model, geçtiğimiz günlerde, "Geçmişte din değiştirdiğim için çok pişmanım" diye açıklama yapmıştı.

  Tuğçe Kazaz

Habertürk'ün haberine göre; güzel modelin geçen ramazan ayı boyunca oruç tutup namaz kıldığı ortaya çıktı.

Önümüzdeki günlerde umreye gitmeye hazırlanan Kazaz, mayo ve bikini kataloglarında da poz vermeyecek.

19 Ekim 2011

Almanya'da İlk İslam ilahiyat kürsüsü eğitime başlıyor

İlk İslam ilahiyat kürsüsü  

Almanya’nın Tübingen Üniversitesi’nde kurulan ilk Alman İslâm ilahiyat kürsüsünde şu günlerde hummalı bir çalışma hâkim.

Zira üniversitedeki ilahiyat bölümü 10 Ekim’de ilk kez eğitime başlayacak.

Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı’nın tahminlerine göre önümüzdeki yıllarda Almanya’daki mevcut yaklaşık 700 bin Müslüman öğrenciye, 2 bin kadar İslâm dinî öğretmeni gerekiyor. Bununla birlikte Almaya’nın acil bir başka ihtiyacı da Alman yüksek okullarından mezun olmuş ve Almanya’daki koşulları yakından tanıyan imamlar. Bugüne kadar bu ihtiyaç her yıl Türkiye’den neredeyse hiç Almanca bilmeyen yaklaşık 100 imam getirtilerek karşılanmaya çalışılıyordu. Almanya’daki hayatı yakından tanımayan bu imamlar, 4-5 yıl boyunca camilerde görev yapıyordu.

Bilimsel kriterler esas alınıyor

Tübingen Üniversitesi’nde bu yıl ilk kez eğitim vermeye başlayan ilahiyat kürsüsünde kadın-erkek karışık toplam 24 öğrenci bulunuyor. Bunlar İslâm dini öğretmenliği ve imamlık eğitimi alacak. 4 yıllık eğitim süresince kültür, felsefe ve sosyal bilimler dersleri de verilecek. Üniversite Rektörü Bernd Engler, gelecekte Almanya'da İslâm dinini, en iyi vasıfların kazandırıldığı Müslümanların aktarmaya devam edeceğini kaydediyor ve şunları söylüyor: ‘’Eğer İslâm ilahiyatı alanında bir merkez haline gelmek, uluslararası alanda kendimizi tanıtmak ve bilimsel anlamda ciddiye alınmak istiyorsak, o zaman kuruluş sürecini büyük bir itina ile ele almalıyız ve bizim için bilimsel kriterlerin esas alındığını da açıkça belirtmeliyiz.’’

Tübingen Üniversitesi Rektörü Bernd Engler''Müslümanlar kendilerini Almanya'da evlerinde hissedecek''

  Tübingen Üniversitesi Rektörü Bernd Engler

O nedenle ilahiyat kürsüsünde görev yapacak İslâm bilimci profesörler büyük bir özenle seçiliyor. Uzun vadede 6 profesörün görev yapması planlanıyor. Profesörler şimdilik kadrolu olarak alınmıyor, öncelikle davet ediliyor. Bölümün başkanı ise kısa bir süre önceye kadar Berlin Hür Üniversitesi’ndeki İslâm Bilimi Bölümü’nde görev yapan ilahiyatçı Dr. Ömer Hamdan. Uzun yıllar Yahudilik, Hrıstiyanlık ve Müslümanlığın ortak tarihini araştıran 47 yaşındaki Hamdan, İsrail vatandaşı bir Müslüman. Hamdan, ‘’Çocuklarım’’ diye adlandırdığı yaklaşık 3 bine yakın kitabını da yeni bölümüne bağışlıyor. Hamdan ‘’Sağlam bir temele sahip, bilimsel ve akademik yeni bir kuşak yetiştirmenin vakti çoktan geldi. Bu kuşak sayesinde Almanya’daki Müslümanlar da kendilerini evlerinde, memleketlerinde gibi hissedecekler’’ diye konuşuyor.Ömer Hamdan’a göre bu eğitim sayesinde genç Müslümanlar, dinlerini, kültür ve dillerini çok daha iyi öğrenecek.

''Almanya'da yeni bir Müslüman kuşak''

21 yaşındaki Boşnak Adnan Fetiç, Almanya’nın yeni ilahiyat kürsüsünde bu yıl eğitimine başlayacak bir öğrenci. Fetiç, Almanya'da İslâm ilahiyatı kürsülerinin kurulmasını şöyle değerlendiriyor: ''Almanya’da Müslümanlardan oluşan yeni bir uzman kadro oluşturmak için bu girişim büyük bir imkan ve fırsat bence. Bu kadro daha sonra Müslüman dernek, cemaat ve birliklerinde insanlara büyük destek olup, toplumda da İslâm’ın daha iyi bir imaj kazanmasını sağlayabilir.’’

Adnan, 4 yıllık eğitimin ardından yoluna imam olarak mı, yoksa akademisyen olarak mı devam etmek istediğini henüz bilmiyor. Ancak eğer imam olmaya karar verirse, göreve başlamak için cemaatlere başvurması gerekecek. Cemaatler de eğer taleplerinin karşılandığını düşünürlerse, imamları kabul edecek.

Federal hükümet büyük bütçe ayırdı

Almanya’da ilahiyat kürsüsünün kurulduğu diğer üç üniversite olan Osnabrück/Münster, Erlangen/Nürnberg ve Frankfurt/Gießen Üniversiteleri ise eğitime 2012 yılı başında start verecek. Federal hükümet, önümüzdeki 5 yıl için tüm 4 İslâm ilahiyatı kürsüsü için toplam 20 milyon euro bütçe ayırdı.

06 Ekim 2011

Şimon Peres'in cami utancı!

Şimon Peres'in cami utancı  

Bir caminin kundaklandığı Arap köyünde giden İsrail Cumhurbaşkanı, saldırının üzerlerine büyük bir utanç yüklediğini söyledi.

TEL AVİV - İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, bu sabahın erken saatlerinde İsrail'in kuzeyindeki Arap köylerinden Tuba-Zangeriyye köyü caminin kundaklanmasına büyük tepki gösterdi.

Peres, yanında Müslüman, Hristiyan, Yahudi ve Dürzi toplumlarının dini liderleriyle birlikte camisi yakılan köyü ziyaret etti.

Peres, "korkunç bir saldırı" dediği olayın, kendisinde derin bir şok yarattığını söyledi.

Böyle bir hareketin yasadışı, ahlak dışı olduğunu, Yahudiliğin değerleriyle bağdaşmadığını söyleyen İsrail Cumhurbaşkanı, saldırının üzerlerine büyük bir utanç yüklediğini de dile getirdi.

Bugünün sadece Tuba-Zangeriyye köylüleri için değil, İsrail'deki tüm toplumlar için de zor bir gün olduğunu belirten Peres, "bu korkunç hareketi her lisanda şiddetle kınadığını" vurguladı.

Saldırıyı kınayarak, suçluların bir an önce yakalanması talimatını veren Başbakan Netanyahu da, "şok edici" olarak nitelendirdiği saldırının İsrail devletinde yeri olmadığını kaydetmişti. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak da saldırının İsrail devletine zarar verdiğini vurgulamıştı.

Öte yandan, İsrail polisinin İslam'a ait kutsal mekanların bulunduğu yerlerde güvenlik önlemlerini yoğunlaştırdığı bildirildi.

03 Ekim 2011

İsrail'de cami kundaklandı

İsrail'in kuzeyinde bulunan Yukarı Celile'deki bir Arap köyünde cami kundaklandı. Caminin, aşırı sağcı Yahudi yerleşimcilerin Filistinliler'e "bedel" ödetme uygulaması kapsamında kundaklandığından şüpheleniliyor.

  İsrail'de cami kundaklandı

TEL AVİV - Ordu radyosunun haberine göre, Roş Pina kasabası yakınındaki Arap köyü Tuba Zangeriyye merkez camii, gece yarısı sonrası bilinmeyen kişilerce ateşe verildi.

Köy camiinin sorumlusu Ahmed Ali Zangeriyye, radyoya yaptığı açıklamada sabaha karşı 2 sularında yangını farkettiklerini; hem köylüleri yardıma çağırdığını hem de polise haber verdiğini belirtirken, caminin içinde büyük hasar meydana geldiğini ve içindeki Kur'anı Kerimlerin çoğunun yandığını aktardı.

Köylerinin hemen yanıbaşındaki moşavda (kooperatif çiftlik) Yahudi sakinlerle barış içinde bir yaşam sürdürdüklerini ve bunu devam ettirmeyi istediklerini ifade eden Ali Zangeriyye, olayın kendilerinde büyük bir hayal kırıklığı yarattığını dile getirdi.

KÖYLÜLERLE POLİSLER ARASINDA ARBEDE

Caminin yakılması üzerine olayı protesto eden köy sakinlerinden yaklaşık 300 kişi, Roş Pina'ya doğru yürüşüye geçti. Ancak polislerin Arap köylülerine engel olmaya çalışması nedeniyle, köy gençlerinin polislere taşlarla saldırdıkları, yolları kesip lastikler yaktıkları; polislerin de yürüyüşçülere karşı göz yaşartıcı bomba kullandıkları kaydedildi.

Bu arada kundaklanan caminin duvarlarına, Batı Şeria'daki aşırı sağcı Yahudiler'in Filistinliler'e yönelik "bedel ödetme" uygulamasıyla ilgili "intikam" ve benzeri sloganlar yazıldı.

İsrail polisi, olayla ilgili soruşturma açtı; Başbakan Binyamin Netanyahu da olayı kınayarak, sorumluların derhal yakalanmasını istedi..

Geçen Eylül ayı başında, İsrail askerlerinin Batı Şeria'daki bir Yahudi yerleşim biriminde 3 evi yasadışı olduğu gerekçesiyle yıkmalarının ardından bölgedeki aşırı sağcı yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistin köylerinde iki camiyi kundaklamış; ayrıca İsrail ordusunun Ramallah yakınındaki Beit-El'deki üssüne girerek 10'dan fazla aracı tahrip etmişlerdi.

03 Ekim 2011

Okulda namaz davası üst mahkemede

  almanya'da namaz

Müslüman öğrenciler Alman okullarında namaz kılabilir mi? Almanya'nın en üst idare hukuku mercii olan Almanya Federal İdare Mahkemesi konuyla ilgili davayı görüşmeye başlayacak.

2007 yılında Yunus M. adlı 14 yaşındaki müslüman öğrenci beş altı arkadaşıyla birlikte okul koridorunda namaz kıldı. Okul yönetiminin yasaklaması üzerine Yunus M. mahkemeye başvurdu. Berlin İdare Mahkemesi verdiği geçici kararında, öğrencinin ders saatleri dışında, kapalı bir odada namaz kılabileceğine hükmetti. Ancak Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesi kararı bozdu. Dava, bugün ülkenin en üst düzey beş yüksek yargı mahkemesinden biri olan Almanya Federal İdare Mahkemesi’nde görülmeye başlıyor.

Pragmatizm ve sükûnet eksikliği

Almanya Müslümanları Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek basit bir sorunun gereğinden fazla abartıldığı görüşünde: “Tarafların olayı bir parça abarttığına inanıyorum. Şimdi en üst mercideyiz ve böylece olay tamamıyla bir politika konusu haline geldi. Elbette bunun bir nedeni de geçmişte bu meseleleri ele alırken hâkim olan pragmatizm ve sükûnetin şimdi geri plana atılmış olması.”

"Öğle namazı ikindiyle birleştirilebilir"

Bonn Üniversitesi İslam Bilimleri Fakültesi öğretim üyelerinden Sabine Damir-Geilsdorf da aynı fikirde. Damir-Geilsdorf öğle namazının belli bir zaman diliminde kılınabileceğine işaret ediyor. İslamî mezheplerin birçoğunda seyahat, hastalık veya iş koşulları gibi zorunlu nedenler olduğunda, öğle namazının kısa tutulduğunu veya ikindi namazıyla birlikte kılındığını vurguluyor.

"Politika konusu haline geldi"

Berlin Protestan Okulu'ndan İslam bilimcisi Ralph Ghadban ise 1960’lardan bu yana Almanya’da yapılan işletmenin faaliyetini zarara uğratmadan namaz kılmanın mümkün olduğuna dikkat çekiyor. Ancak Ghadban Berlin’deki olayın siyasetle ilgili olduğuna inanıyor: “Kanımca bu göçmenlerle ilgili bir hadise, yani çoğunluk toplumuna karşı bir tepki olarak şekillenen politik bir olay ve din üzerinden çoğunluk toplumunu diz çökmeye zorluyor.”

Almanya Müslümanları Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek  

Almanya Müslümanları Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek

Devletin tarafsızlığı ilkesi

Almanya'da devletin tarafsızlığı ilkesi geçerli. Buna göre devlet herhangi bir inancı ya da bir dünya görüşünü ifade edemez. Aksi takdirde başka bir dinî inanca veya dünya görüşüne sahip olanlar tehlikeye düşer. Bu olayda ise bireysel inanç özgürlüğü ile devletin yetkileri karşı karşıya geliyor. İslam bilimcisi Ghadban da buna dikkat çekiyor: "Konu, okulla, devletle, devletin tarafsızlığı ilkesiyle ilgili. Ve burada İslamî örgütler, ki bunlar genellikle bu tür şeylerin arkasında dururlar, onlar bu alanı fethetmek yani İslamîleştirmek istiyorlar."

"Abartmak bizim işimiz değil"

Almanya Müslümanları Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek ise bu tür suçlamaları şiddetle reddediyor: "Dinî pratiklerle ilgili sorunları sunî şekilde abartmak bizim işimiz değil. Tersine bu tam da katı İslam eleştirmenlerinin taktiği. Anayasamız inanç özgürlüğüne bir temel oluşturuyor. Ve eğer bir öğrenci öğle namazını okulda kılması gerektiğini söylüyorsa, bırakın bunu yapsın - heyecanlanmaya gerek yok."

Hukuk yolu açık

Leipzig'teki mahkeme davanın taşınabileceği son hukuk mercisi değil. Taraflar verilen kararın kendi temel hak ve hürriyetlerini yaraladığı gerekçesiyle Karslruhe'deki Federal Anayasa Mahkemesi'ne başvuru hakkına sahip.

27.09.2011

Fransa'da peçeye ilk ceza

  Fransa'da peçeye ilk ceza

Fransa'da yasağa rağmen peçe takan iki kadın bugün mahkemede para cezasına çarptırıldı.

Hind Ahmas ve Nejate Nait Ali adlı kadınlar Mayıs'ta Paris'te Meaux belediye binasının önünde peçe taktıkları için durdurulmuştu.

Daha önce polis bazı kadınlara ceza yazmıştı. Ama Ahmas ve Ali mahkeme tarafından para cezasına çarptırılan ilk kadınlar oldu.

Ülkedeki bazı Müslüman gruplar, Ahmas ve Ali'nin in para cezasına çarptırılması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceklerini açıklamıştı.

Tüm Avrupa davayı yakından izliyor

Dava sadece Fransa'da değil, tüm Avrupa'da yakından izlendi.

Belçika, İtalya, Danimarka, Avusturya, Hollanda ve İsviçre peçeyi ya yasakladı ya da yasaklamaya hazırlanıyor.

Dul bir anne olan 32 yaşındaki Amas ile Ali, Fransa'da peçe takan ve bunun Avrupa yasalarının güvencesinde bir hak ve kişisel bir tercih olduğunu söyleyen kadınların temsilcisi oldu.

Hind Ahmas'ın peçe takmaya altı yıl önce başladığı belirtiliyor. Amas daha önce mini etek giyen ve partilere giden bir kadın olduğunu ancak sonradan imanını yeniden keşfettiğini söylüyor.

Ülkedeki Müslüman gruplar, peçe yasağının Nisan'da yürürlüğe girmesi ardından birçok Müslüman kadının sözlü ve fiziksel saldırıya uğradığını belirtiyor.

22 Eylül 2011

Kuran oku, Kalaşnikof kazan

Kuran oku, Kalaşnikof kazan  

Somali'de Şeriatçı el Şebab örgütüne ait bir radyo, Kuran okuma yarışmasını kazanan çocuklara Kalaşnikof hediye etti.

Mogadişu yakınlarından yayın yapan Endülüs Radyosu, Ramazan ayı dolayısıyla düzenlediği yarışmada birinci olan gruba bir AK-47 tüfeği ile 700 dolar değerinde para ödülü verdi.

İkinci olan grup da bir AK-47 ile 500 dolar değerinde para ödülü aldı.

Üçüncülere ise iki el bombası ile 400 dolarlık para ödülü verildi.

"Çocuklar bir ellerini eğitim, diğerini de İslam'ı koruyacak silah için kullanmalı"

El Şebab yetkilisi Muhtar Robov

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen yarışma için ülkenin çeşitli bölgelerinden 10-17 yaşlarında dörder çocuk seçilmişti.

El Şebab'ın üst düzey yetkililerinden Muhtar Robov, Elaşa'da düzenlenen ödül töreninde "Çocuklar bir ellerini eğitim, diğerini de İslam'ı koruyacak silah için kullanmalı." diye konuştu.

Kuran okuma yarışmasını kazanan çocuklara dini kitaplar da hediye edildi.

BBC muhabiri Muhammed Muallimu, yarışmanın geçen yıllardaki ödülleri arasında roketatarlar bulunduğunu söylüyor.

El Kaide ile bağlantıları olduğu öne sürülen el Şebab, Somali'nin merkez ve güney bölgelerini kontrol ediyor.

Örgüt geçenlerde başkent Mogadişu'dan çekilerek kenti BM destekli hükümete bırakmak zorunda kalmıştı.

Somali halen büyük bir kuraklık felaketinin ve bunu izleyen açlığın pençesinde.

20Eylül 2011

Türk halkının yüzde 33ü günde 5 vakit namazını düzenli kılıyor

 

TÜRKİYEDE YAPILAN BİR ARAŞTIRMAYA GÖRE HALKIN SADECE YÜZDE 22Sİ TÜRBAN YASAĞINI DESTEKLİYOR

Amerikan düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonunun (GMF) yılda bir gerçekleştirdiği Transatlantik Eğilimler anketine göre Türkiyede halkın yüzde 72si, üniversitelerde türban yasağını onaylamıyor.

Türkiye'de bin kişiyle görüşülerek gerçekleştirilen kamuoyu yoklamasında, halkın sadece yüzde 22si türban yasağına destek verirken kalan yüzde 6lık kesim görüş bildirmekten kaçındı.

Araştırmaya göre Türk halkının yüzde 33ü günde 5 vakit namazını düzenli kılıyor.

Toplumun yüzde 45 ile yarıya yakını, bazen namaz kıldığını belirtirken

Yüzde 17lik kesim hiç namaz kılmadığını bildirdi.

GMF anketinde Türk halkının yüzde 99ü Müslüman olduğunu belirtirken kalan yüzde 1 inancını açıklamaktan kaçındı.

Türkiye'de toplumun yüzde 13ü kendini merkez sağda, yüzde 14ü sağda ve yüzde 8i aşırı sağda, yüzde 5 merkez solda, yüzde 12 solda ve yüzde 2 aşırı solda görüyor. Kendisini merkezde görenlerin oranı ise yüzde 23.

15 Eylül 2011

Papa ziyareti Almanya’yı böldü

  Papa 16. Benedikt

Papa 16. Benedikt'in 22-25 Eylül tarihleri arasında Almanya'ya yapacağı ilk resmi ziyaret şimdiden tepki çekiyor.

100 milletvekili Papa'nın Federal Meclis'teki konuşmasını boykot etmeye hazırlanıyor.

Papa 16. Benedikt, ziyaretinin ilk gününde Federal Meclis'te bir konuşma yapacak. Bu bir Papa'nın Federal Meclis'te yapacağı ilk konuşma olacak. Ancak muhalefet milletvekillerinin önemli bir bölümü Papa’nın Federal Meclis’te yapacağı konuşmayı boykot etmeye hazırlanıyor. Meclis’i oluşturan 620 milletvekilinden yaklaşık 100 kadarı salonda bulunmayacaklarını açıkladı. Sosyal Demokrat, Yeşiller ve Sol Parti’ye üye milletvekilleri, Katoliklerin ruhani liderinin Meclis’te konuşma yapmasının devletin seküler yapısına ters düştüğünü savunuyorlar. Meclis’te boş kalacak sandalyelerin eski milletvekilleri ile doldurulacağı bildiriliyor.

Kilise tepkili

Almanya’daki Katolik Kilisesi ise Papa’nın konuşmasını boykot planlarını eleştiriyor. Alman Katolik Kiliseleri Başkanı Başpiskopos Robert Zollitsch “böyle bir misafiri gerekli nezaket ve saygı ile ağırlamanın yakışık alacağını” söyleyerek, Papa’nın bir Alman ve Vatikan’ın Devlet Başkanı olarak Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert tarafından konuşma yapması için Meclis’e davet edildiğini hatırlattı. Köln Kardinali Joachim Meisner de planlanan boykotu dar görüşlü bir tepki olarak nitelendirdi.

Claudia Roth  

Roth ifade özgürlüğünü savundu

Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth ise, Papa’nın ziyaretine yönelik eleştirileri anlayışla karşılıyor. “Berliner Morgenpost” gazetesine konuşan Roth, “Bir devlet başkanı Almanya’yı ziyaret ediyor diye ifade özgürlüğü kısıtlanamaz. Bu devlet başkanı Papa bile olsa,” dedi. Kadının rolü, eşcinsel beraberliklerin tanınması gibi konular göz önünde bulundurulduğunda “Berlin ziyareti ve 2011 yılının gerçeklerini görmek Papa’ya yarayacak” şeklinde konuşan Roth, Papa 16. Benedikt’in Federal Meclis’te yapacağı konuşmada hazır bulunacağını kaydetti.

Brandenburg Kapısı'nda gösteriye izin yok

Öte yandan 22 Eylül’de Berlin’deki Brandenburg Kapısı’nın önünde düzenlenmesi planlanan Papa karşıtı gösteriye izin verilmedi. Berlin İdarî Mahkemesi karara, Papa’nın ve diğer yüksek düzey siyasetçi ve resmi misafirlerin güvenliğini gerekçe gösterdi. 60’tan fazla sivil toplum örgütü ve parti tarafından düzenlenen gösterinin şimdi Potsdam Meydanı’na kaydırılması planlanıyor. Papa’nın Federal Meclis’te yapacağı konuşma ile aynı anda düzenlenmesi öngörülen protesto gösterisine yaklaşık 20 bin kişinin beklendiği belirtiliyor. Papa karşıtları Katolik Kilisesi’nin eşcinsellik, kürtaj, kadın hakları ve doğum kontrol yöntemlerine ilişkin tutucu çizgisini eleştiriyor.

Bild'den dev karşılama

Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesi Bild Papa’ya özel bir karşılama hazırlıyor. Berlin’deki 19 katlı yayınevi binasının cephesine 45 çarpı 64 metre ebadında ve 1,25 ton ağırlığında iki adet dev poster asılacak. Posterlerde Bild gazetesinin, Papa 16. Benedikt’in seçilmesinin ardından çıkan 20 Nisan 2005 tarihli baş sayfası görülecek. Gazete, haberi “Papa’yız” manşetiyle duyurmuştu.

Kamuoyu ilgisiz

Alman kamuoyu Berlin’den sonra Erfurt ve Freiburg’a geçecek olan Papa’nın ziyaretine fazla ilgi göstermiyor. Son kamuoyu araştırmaları halkın yüzde 86’sının Papa 16. Benedikt’in Almanya ziyaretini “önemsiz” olarak nitelendirdiğini gösteriyor.

15.09.2011

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın geçen yılın ikinci yarısına ait dini özgürlükler raporu

  ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton

Türkiye dini hoşgörü iklimini geliştirme yolunda ciddi adımlar attığını gördük. Türk hükümeti Ağustos ayında, gayrimüslimleri, 75 yıl önce el konulan kiliseler ve sinagogları geri almaya davet eden bir karar yayımladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bunu yapmaya yönelik çok önemli taahhüdünü kutluyorum.

Türkiye şimdi ayrıca, kızların üniversitelerde başörtüsü takmasına artık izin veriyor. Bu, kız öğrencilerin artık dinleri ile eğitimleri arasında bir seçim yapmak zorunda kalmadıkları anlamına geliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın geçen yılın ikinci yarısına ait dini özgürlükler raporunun Türkiye bölümünde, olumlu ve olumsuz tespitler yer aldı. Yahudi karşıtlığı konusunda 'Kurtlar Vadisi Filistin' de rapora girdi.

WASHINGTON - ABD raporunda, Türkiye'de dini özgürlüklerin korunması noktasında, laiklik vurgusu da yapılarak, bazı anayasal hükümlerin bu özgürlükleri kısıtladığı kaydedildi.

Sümela Manastırı ve Akdamar Adası'ndaki ayinlerin olumlu, imam hatip öğrencilerinin durumunun olumsuz örnekler olarak yer aldığı raporda, Yahudi karşıtlığı konusunda 'Kurtlar Vadisi Filistin' örnek gösterildi.

Raporun nasıl hazırlandığı noktası da yine raporun içinde yer aldı: Türk hükümeti ve devlet kuruluşlarıyla dini özgürlükler konusunu konuşuldu, Türkiye'deki ABD misyonu temsilcilerinin devlet yetkilileri ve dini grupların temsilcileriyle sık sık bir araya gelindi, dini gruplar üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasını içeren adli reform da dahil olmak üzere, dini özgürlüklerle alakalı konular ele alındı.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2010 yılının ikinci yarısını kapsayan Uluslararası Dini Özgürlükler Raporu'nun Türkiye bölümünden:

Devletin pratikte genel olarak dini özgürlüklere saygı gösterdiği, raporun hazırlanma aşamasında, hükümetin dini özgürlükleri geliştirici adımlar attığı 'Dini Özgürlüklere Saygıda Olumlu Gelişmeler' başlığı altında, "hükümetin, on yıllardır terk edilmiş halde durduktan sonra devlet müzelerine çevrilen tarihi dini mekanlarda yıllık bazda dini faaliyet gösterilmesine izin vermesinin göze çarpan bir örnek" olarak sunuldu.

SÜMELA VE AKDAMAR'DAKİ AYİNLER

Raporda, "Geçen yıl 15 Ağustos'ta Sümela Manastırı'nda ilk kez ayin yapılmasına izin verilmesi, buna benzer olarak, 19 Eylül'de Akdamar Adası'ndaki tarihi Ermeni kilisesinde ayin düzenlenmesi ve 2011 yılında da bu ayinlere müsaade edilmesi, ayrıca Diyarbakır belediyesinin, kentteki terk edilmiş bir Ermeni kilisesinin onarımına para ve destek sağlaması, Şişli Belediye Başkanının da komşu bir belediyedeki ünlü bir Ermeni kilisesinin onarımına para katkısı yapmasından" bahsedildi.

"LAİKLİKLE İLGİLİ HÜKÜMLER KISITLIYOR"

"Anayasa dini özgürlükleri koruyor ve pratikte devlet genel anlamda bu korumaları uyguluyor. Ancak, laik devletin bütünlüğü ve varlığıyla alakalı anayasal hükümler bu hakları kısıtlıyor" ifadesinin kullanıldığı raporda, "Cumhurbaşkanlığı, silahlı kuvvetler, yargı ve bürokrasi dahil olmak üzere devletin çekirdek kurumlarının, ülkenin tarihi boyunca laikliği savunma rolü oynadığı, bazı durumlarda devletin unsurlarının, seçilmiş hükümetin faaliyetlerine, laik devleti tehdit ettikleri gerekçesiyle karşı çıktığı" belirtildi.

MÜSLÜMANLARA DA SINIRLAMA

Raporda, "devletin, 'laik devleti' koruma gerekçesiyle, üniversiteleri de içine alacak şekilde devlet kurumları ve devlet dairelerinde İslami ifadeye getirilen kısıtlamalar da dahil, Müslüman ve diğer dini gruplara sınırlamalar koymaya devam ettiği" ifade edildi. Raporda, bununla birlikte, üniversiteler de dahil olmak üzere devlet binalarında Müslümanların ibadetlerini yerine getirebilmeleri için mescitlerin bulunduğu kaydedildi.

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI

"Müslümanların devlet daireleri ve devlet okullarında başörtüsü takmalarına getirilen geniş çaplı yasağın devam ettiği" belirtilen raporda, "bununla birlikte, bu yasağın üniversitelerde gevşetildiği ve bazı iş yerlerinde görmezden gelindiği" kaydedildi.

Raporda, "Yükseköğretim Kurulunun (YÖK), üniversitelerde öğrencilerin başörtüsü takmasına getirilen yasağın artık uygulanmayacağını açıkladığı, ancak bu kararın ilk ve ortaöğretim ile liseleri kapsamadığı" ifade edildi.

"Başörtüsü yasağının, kamu binalarındaki memurlarda da yürürlükte olduğuna" dikkati çekilen raporda, "ancak bazı devlet dairelerinin, gayri resmi olarak, çalışanlarının aleni şekilde başörtüsü takmasına izin verdiği" kaydedildi.

Raporda, "kamu sektöründe hemşire ya da öğretmen olarak çalışan ve başörtüsü takanların zaman zaman disiplin cezasına çarptırıldıkları ya da işten çıkarıldıkları" belirtildi.

İMAM HATİP LİSESİ

Raporda, "meslek liseleri öğrencilerinin, eğitim gördükleri alan dışında bir üniversite programına başvurmaları halinde üniversite giriş sınavında katsayılarının düşürüldüğüne" değinilerek, "bunun, İmam Hatip Liseleri öğrencilerinin ilahiyat dışındaki üniversite programlarına yazılabilmelerini zorlaştırdığı" kaydedildi.

"Bazı dini grupların üyelerinin, inançları yüzünden devlet kurumlarında kariyer yapmalarının engellendiğini söylediklerinin" ifade edildiği raporda, "bazı dini grupların da ibadet özgürlüğü, devlete kayıt yaptırma, mülk edinme ve dindaşlarını eğitme konularında zorluklarla karşılaştıkları, ayrıca dinlerini yaymaya çalıştıkları ya da çocuklara dini eğitim verdikleri gerekçesiyle bazı Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Bahailerin kısıtlamalara ve yer yer tacizlere uğradıkları" belirtildi.

'KURTLAR VADİSİ FİLİSTİN' RAPORDA

Bazı gayrimüslim topluluklarının özgürlüklerini azalttığı, birçok Hıristiyan, Bahai, Musevi ve Alevi'nin toplumsal şüphe ve güvensizlikle karşı karşıya kaldıkları ve toplumun bazı ögelerinin Yahudi karşıtlığı hissiyatlar dile getirmeye devam ettiği" kaydedilen raporda, "ülkedeki bazı Yahudi liderlerin, Yahudi karşıtlığı potansiyeli konusunda kaygılar dile getirdiği ve Yahudi karşıtlığı vakalarının doğrudan Ortadoğu'daki olaylarla alakalı olduğuna inandığı" ifade edildi.

"Bazı gazeteler ve televizyon programlarının Hıristiyan ve Yahudi karşıtı mesajlara yer vermeye devam ettiği, kitapçılarda Yahudi karşıtı edebi eserlerin yaygın olduğu" öne sürülen raporda, 'Kurtlar Vadisi Filistin' filminden bahsedildi.

FENER RUM PATRİĞİ

"Yetkililerin, kiliselerin faaliyetlerini izlemeye devam ettiği, ancak genel anlamda onların dini faaliyetlerine müdahale etmediğinin" kaydedildiği raporda, "bununla birlikte, kiliselerin yönetimine önemli çapta kısıtlamalar getirildiği" iddia edildi.

Raporda, "40 yıldır kapalı durumda olan Heybeliada Ruhban Okulu'nun hala açılmadığına" da değinildi. Raporda, bazı gayrimüslim toplulukların özgürlüklerinin azaltıldığına ilişkin eleştirilere de yer verildi.

Raporda Alevilerin bazı şikayetlerine de yer verildi.

13 Eylül 2011 Salı

Wulff: Terörizm tüm Dinlerin doğasına aykırı

  Almanya Cumhurbaşkanı Wulff

11 Eylül kurbanları için düzenlenen törene katılan Almanya Cumhurbaşkanı Wulff, insanlık dışı saldırıların tüm dinlerin özüne aykırı olduğunu belirterek, “teröre boyun eğmeyeceğiz, birlikte mücadele edeceğiz” dedi.

11 Eylül terör saldırılarının kurbanlarını anmak amacıyla başkent Berlin'deki Amerikan Kilisesi'nde düzenlenen tören devletin zirvesini bir araya getirdi.

Törene Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un yanı sıra, Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve ABD'nin Berlin Büyükelçisi Philip D. Murphy de katıldı.

11 Eylül kurbanları için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunulan anma töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Wulff, terörizmin her çeşidinin insanlık dışı olduğunu belirterek, teröristlerin din adına eylemlerini meşrulaştırmaya çalışmalarının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Terörizmin tüm dinlerin doğasına aykırı olduğunu, tüm dinlerin ortak dualarının önemli bir mesaj olduğunu kaydeden Wulff, terörizme karşı hiçbir zaman boyun eğmeyeceklerini ve buna karşı birlikte mücadele edeceklerini kaydetti.

Amerikan Kilisesi'nde anma törenine Müslüman ve Musevi kuruluşların temsilcileri de katıldı.

Westerwelle de mesajına 11 Eylül saldırılarının, özgürlük içinde yaşamak isteyen tüm insanların onuruna yönelik saldırılar olduğunu belirtirken, Friedrich de bugün tüm dünyada birliktelik ruhunun sergilendiğini söyledi.

11.09.2011

11 Eylül Saldırılarından Sonra Müslüman Oldu

11 Eylül Saldırılarından Sonra Müslüman Oldu  

2001 yılındaki 11 Eylül saldırıları bazı Amerikalıların İslam dinine karşı öfke duymasına ve tüm Müslümanlara terörist gözüyle bakmasına yol açmıştı.

Ancak aradan geçen süre zarfında medyanın konuya geniş yer ayırmasıyla İslam dini daha iyi bilinir hale geldi.

Hatta Amerikalılar arasında İslamiyeti kabul edenler bile oldu…. İşte buna bir örnek…

Elizabeth Torres, İslam dininin erdemlerini anlatan biri olarak aklınıza gelebilecek ilk kişi değil kesinlikle. Torres El Kaide’nin saldırı düzenlediği 11 Eylül 2001’de Porto Rikolu ailesinin Dünya Ticaret Merkezi’nde çalışan sekiz ferdini kaybetmiş.

Tores, “O anda akrabalarımın ölümünden hiçbir dini sorumlu tutmadım,” diyor.

Uzun zamandır hayatında manevi bir anlam aradığını söyleyen Torres, Fas’a tatile gittiğinde o anlamı bulduğunu söylüyor. İslam dinini kabul eden ve kendinden 22 yaş küçük bir Mısırlıyla evlenen Torres, Safiye El Kasabi adını almış: “İslam dini zarar vermeyi emretmiyor. Saldırıları düzenleyen kişilerin beyni yıkanmıştı, manipüle edilmişlerdi.”

El Kasabi iki yıl boyunca Florida eyaletinin Tampa kentindeki en büyük caminin işletme müdürü olarak çalışmış. Camide kültürel gelenekler ve Kuran öğretileri üzerinde farklı görüşlere sahip kişilerle çatıştığını anlatan El Kasabi bu gerilim nedeniyle görevinden ayrıldığını söylüyor: “İslami değerlerin iyi anlatılması gerekiyor. Bazı yanlış anlamaların önüne geçilmesi gerekiyor mesela İslam karınıza şiddet uygulamanızı emretmiyor.”

Ailesi İslam dinini seçen El Kasabi’yi reddetmiş. Asker eşini kaybeden büyük kızı Silvia, El Kasabi’yle artık konuşmuyor. 16 yaşındaki kızı Natalia ise arkadaşlarının olumsuz tepkilerine maruz kalmış: “Bana annen terrörist mi diye soruyorlar. Ben de terörün dinden tamamen farklı olduğunu söylüyorum.”

El Kasabi İslami geleneklerin çoğunu benimsememiş. Alışveriş yaptığı Ortadoğu süpermarketindeyse nasıl davranması ve nasıl giyinmesine dair birçok örnekle çevrelenmiş durumda.

Müslüman olmayanlar tarafından sürekli taciz edilen El Kasabi artık başörtüsü takmadığını, dinini kıyafetiyle ifade etmek yerine içinde taşımayı tercih ettiğini söylüyor: “Benim için önemli olan kendi inancım. Eğer benim inancım tamsa o zaman başkalarının ne dediği önemli değil.”

El Kasabi alışılmışın dışında bir Müslüman olduğunu kabul ediyor. İslam’ı bütün kalbiyle kucaklıyor, ancak aynı şeyi tüm Müslümanlar için söyleyemiyor. 11 Eylül’den de İslam dinini değil, insanları sorumlu tutuyor.

09 Eylül 2011

Azerbaycan Türk dizilerinde başörtüsünden rahatsız olmuş (!)

 

WikiLeaks’te yayımlanan yeni belgelere göre, Azerbaycan'ın Türk dizilerine yönelik ambargosunun nedenin başörtüsü sorunu olduğunu kanıtladı.

Azerbaycan’da Türk dizilerinin yasaklanma nedeninin, bugüne kadar açıklanandan farklı olduğu ortaya çıktı.

Hürriyet´in haberine göre, 2008 yılı sonunda, Azerbaycan’ın RTÜK benzeri kurumu Milli Radyo Televizyon Şûrası, “televizyonlarda dizi, film ve programların Azerbaycan Türkçesi’nde yayımlanması” kararı almış, Türk dizilerini de bundan muaf tutmamıştı.

Özel televizyon yetkilileri de, Türkiye Türkçesiyle ilgili konunun net olmadığına işaret edip, durum açıklığa kavuşturuluncaya dek Türk dizilerinin yayımlanmayacağını duyurmuştu.

WikiLeaks’te yayımlanan yeni belgeler, Türk dizilerine yönelik ambargonun kaynağının, doğrudan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev olduğunu gösterirken, esas nedeninse başörtüsü sorunu olduğunu kanıtladı. ABD Bakü Büyükelçiliği’nce hazırlanan 23 Ocak 2009 tarihli kriptoda, ABD’li yetkiliyle Aliyev arasında yapılan görüşmenin özetine yer veriliyor.

'Başörtüsünden rahatsızız'

Aliyev bu görüşmede, Türk dizilerine yönelik ambargonun, "İslamcılık" korkusundan kaynaklandığını söyleyerek, dizilerde kadınların başörtüsüyle gösterilmesinin, kendilerini rahatsız olduğunu aktarıyor.

Belgede, Aliyev’in şu sözlerine doğrudan atıf yapılıyor: "İranlılar, kadınlarını kapatırken gülüyoruz; ama insanlar Türklerin de kadınlarını kapattıkları görülürse bu ciddiye alınabilir."

Aynı belgeye göre Aliyev, televizyon yöneticilerinden “gayrıresmi bir istek”te bulunarak, bundan sonra yayınlara başörtülü kadınların davet edilmemesini talep etmiş.

04 Eylül. 2011

Almanca İslam dini dersi

 

Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde, Okul Yasası'nda değişikliğe gidilerek ilk ve orta dereceli okullarda Almanca İslam dini dersinin müfredata geçirilmesi hedefleniyor.

Ancak aşılması gereken birkaç engel var.

Almanya'da çıkan ve İslam dinini anlatan Almanca birkaç okul kitabından biri olan ‘'Mein Islambuch'' küçük çocuklara hitap ediyor. O nedenle çizim, minyatür ve fotoğraflar kitapta ağırlıklı olarak yer alıyor. Baden-Württemberg eyaleti yetkilileri şu günlerde bu kitabı okullarda müfredata alıp almamayı tartışıyor. Zira Baden-Württemberg eyaleti, birkaç yıldır Almanca İslam dini dersi veren 6 eyaletten biri. Ancak bu dersler şimdilik sadece pilot okullarda veriliyor. Bu sürece Kuzay Ren Vestfalya eyaleti öncülük etmişti. Almanya’da müfredata hangi derslerin alınacağına eyaletler karar veriyor.

Dinî toplulukların tanınması

Almanya çapında yaklaşık 900 bin Müslüman öğrenci olduğu tahmin ediliyor. Ancak uzmanlar seçilen pilot okullarda verilen din derslerinden bu öğrencilerin beşte birinin bile yararlanamadığı belirtiyor. Bununla birlikte din dersi alma hakkı, Alman anayasasında da güvence altına alınıyor. O halde Müslüman öğrenciler için din dersi neden ülkenin her yerinde verilmiyor? İlahiyatçı Michael Kiefer, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: ‘’Bunun nedeni çok basit ve anlaşılır. İlk ve orta dereceli okullarda İslam dini dersi verilmesi için işbirliği ortamının hazırlanması ağır şartlara bağlı. Örneğin dinî bir topluluğun resmi anlamda tanınması için belli bir sürenin geçmesi gerekiyor.’’

İslam Bilimci Michael Kiefer  

İslam bilimci Kiefer, bir dini topluluğun resmi anlamda tanınması için, o topluluğun kayıtlı üyelerine gerek duyulduğunu söylüyor ve ‘’Oysa Müslümanlar cami üyesi değiller, onlar sadece ibadet için oraya gidiyorlar’’ diye konuşuyor. Kiefer, bununla birlikte kooperasyon ortaklığı için Almanya’da birçok değişik Müslüman topluluk veya derneğin bulunduğunu ama bunların Müslüman çoğunluğu temsil etmediğini ifade ediyor.

Din öğretmeni eksikliği

Alman yetkililer de bu soruna bir ara çözüm buldu ve okullarda işlenecek konulların içeriği için gerekli kooperasyon ortağı olarak, bugüne kadar yerel dernek veya aile birliklerini muhatap aldı. Ama bu çözüm uzun vadede pek işlemiyor. Kuzey Ren Vestfalya eyalatinde Okul ve Eğitim Bakanlığı ile Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi’nin (KRM) ortaklaşa kuracakları bir komisyonun bu işlevi görmesi öngörülüyor. Bu konseye tüm Müslüman derneklerinin ve derneğe kayıtlı olmayan Müslümanların temsilci göndermesi hedefleniyor. Eylül ayı ortasına kadar Eyalet Okul Yasası’nda değişiklik yapılması ve komisyon üyelerinin kesinleşmesi bekleniyor. Ancak ilahiyatçı Michael Kiefer, İslam dini eğitiminin başlayabilmesi için başka sorunların da aşılması gerektiğini söylüyor. ‘’En büyük tartışma öğretmenlik diploması yüzünden çıkıyor. Zira din eğitimi verecek öğretmenlerin hangi koşulları yerine getirmesi gerektiği, hâlâ bir netlik kazanmadı. Kim inanç sahibi, iyi bir Müslüman? Bu konuda din adamları arasında görüş ayrılıkları olabilir.’’

 

İlahiyatçı Kiefer, Almanca din dersinin okullarda normal müfredata dahil olmasının önündeki en büyük engelin öğretmen yetersizliğinde yattığını belirtiyor. Kiefer Almanya çapında yaklaşık 200 Müslüman din öğretmeni bulunduğunu tahmin ediyor. Bu öğretmenlerin ya İslam dini üzerine yüksek lisans eğitimi almış ve öğretmenliği ek iş olarak yapanlar ya da ilahiyat eğitimi almış ama pedagoji diploması bulunmayan kişiler olduğunu belirtiyor. Kiefer öğretmen açığının ancak, ilahiyat eğitimi veren yüksek okullarda İslam dini ve pedagoji eğitiminin birlikte verilmesiyle kapatılabileceğini düşünüyor.

Pilot projelerden alınan olumlu sonuçlar

Bütün zorluklara rağmen eyaletler, okullarda İslam dini eğitimi veren pilot projelerini normal müfredata dönüştürmek istiyor. Michael Kiefer’e göre bunun İslam dininin ‘’yabancıların dini’’ etiketini kaybedip Almanya’da yerleşmesi ve Müslümanların kendilerini evlerinde hissetmesi gibi birçok faydası bulunduğunu belirtiyor. Baden-Württemberg eyaletindeki pilot projeler aracılığıyla ulaşılan bir başka avantajı da, proje müdürü Barbara Lichtenhaeler şöyle açıklıyor: ''Daha önce dil takviyesi ya da diğer kurslarla ulaşamadığımız kadar çok anne ile iyi bir iletişime geçebildik. Kurduğumuz diyalog bizi çok olumlu tarzda etkiledi.’’

30.08.2011

Ankara'dan AB'ye Jest

  Ankara'dan AB'ye Jest

Türkiye’de 1936 yılından bu yana el konan dini azınlıkların taşınamaz mallarının iade edileceği açıklandı.

İade edilecek mallar listesinde Hıristiyan ve Yahudilere ait 150 mülk var.

Üçüncü şahıslara satılmış malların Maliye Bakanlığı tarafından tespit edilen rayiç değerleri cemaat vakıflarına ödenecek.

İade edilecek mallar arasında Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerinin sahip olduğu okullar, hastaneler, yetimhaneler, çeşmeler ve mezarlıklar da bulunuyor.

Avrupa Birliği uzun süredir dini azınlıklara ait malların iadesi için Türkiye’ye baskı yapıyordu.

Hükümet, bu kararını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dini azınlıkların temsilcilerinin davet edildiği iftar yemeğinden önce açıkladı.

29 Ağustos 2011

Azınlık temsilcileriyle iftar

Azınlık temsilcileriyle iftar

Başbakan Erdoğan, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde azınlık temsilcileriyle yapılan iftara katıldı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde azınlıklarla yapılan iftar programına katıldı. Başbakan programın yapıldığı İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin bahçesine eşi Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan'la geldi. İftara Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'da katılırken, Başbakan iftara katılanları selamladı ve azınlık liderleriyle tokalaştı.

 Vakıflar Meclisi bu yıl ikincisi düzenlenen iftar yemeğinde Baybakan Erdoğan'ı onur konuğu olarak ağırlayacak. 162 vakıf tarafından oluşturulan Meclis'te Rum, Musevi, Ermeni, Ortadoks Bulgar, Süryani, Keldani ve Katolik kuruluşların temsilcileri yer alıyor.

350 kişilik iftarda Fener Rum Patriği Bartholomeos, Hahambaşı İsak Haleva, Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan, Süryani Ortadoks Cemaati Ruhani Lideri Yusuf Çetin'in de bulunduğu ruhani liderler de katıldı.

Erdoğan: AB akıl tutulması yaşıyor

Başbakan Erdoğan, "Maalesef şu anda Türkiye'ye karşı çifte standarttan da öteye AB'nin akıl tutulması yaşadığı bir dönemdeyiz" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin Avrupa Birliği standartlarında bir demokrasiyi yakalayabilmesi için kararlı bir duruş sergiledik ve bugün de aynı kararlılıkla AB müktesebatına uyum çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Maalesef şu anda Türkiye'ye karşı çifte
standarttan da öteye AB'nin akıl tutulması yaşadığı bir dönemdeyiz" diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye'de cemaat vakıflarının temsilcileriyle bir iftar sofrasını paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu dile getirerek, ''Farklı inanç gruplarına mensup kardeşlerimizin bu müstesna ev sahipliğinden dolayı sizlere en kalbi şükranlarımı sunuyorum'' ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan, iftar programında temsil edilen cemaatlerin bütün mensuplarına selam ve sevgilerini gönderdiğini belirterek, şunları kaydetti:

''İşte, burası İstanbul. Burada yüzyıllar boyu ezan, hazan ve çan bir arada olmuştur. Burada camiler, kiliseler, sinagoglar yüzyıllarca aynı caddede, aynı sokakta yan yana yaşamıştır. Millet olarak, ülke olarak bu noktada eşsiz bir tecrübeye sahibiz. Bugün bizi diğer ülkelerden farklı kılan en önemli özelliğimiz de budur. O tarihi kökler üzerinden bugün, burada, sizlerle birlikteyiz, bir aradayız. İnşallah daima barış ve huzur içinde buradaki gibi bir arada, birlikte olacağız. Zira buradaki beraberliğimizin sembolik anlamı çok büyük. İftar sofrası sadece 'birlikte bir yemek' değil, birlikte köklü bir hatırayı ve bir manevi iklimi paylaşmaktır. Öteden beri bu sofrada herkese yer var değerli dostlar. Bizimle oturan herkesle paylaşacak ekmeğimiz, aşımız, muhabbetimiz var. Zira, bizim değerlerimizde biliyorsunuz, 'muhabbetten Muhammet oldu hasıl, Muhammetsiz muhabbetten ne hasıl', bu çerçeve var. Zira bütün yaratılanları yaratan adına sevecek bir gönlümüz var. Burada herhangi bir ayrım, ötekileştirme söz konusu değil. Bu noktada kişisel tarihimizin şahidi de millet olarak da şahidimiz İstanbul'dur.''

İstanbul kentinin bir arada yaşamanın eşsiz ilham kaynağı olduğunu ifade eden Erdoğan, ''İstanbullu yazar Berberyan demiş ki, 'İstanbul, görmesini bilen göz için, orkidelerle güllerin, leylaklarla mimozaların, papatyalarla kır çiçeklerinin ve yabani otların bir arada derlendiği, koca bir çiçek demetidir.' Öyledir. Bu çiçek demetini inşallah soldurmayacağız'' diye konuştu.

'KARDEŞLİK İKLİMİNİ BOZMAYA ÇALIŞAN PROVOKASYONLAR VAR'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Yassıada'da merhum Menderes ile aynı makus talihi paylaşan, Yassıada'yı bizim için Yaslı Ada haline getiren ve orada hayatını kaybeden değerlerimizden biri de milletvekili Doktor Zakar Tarver idi'' dedi.

Zakar Tarver'in, TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada kullandığı ''Memleketimizde yaşayan gayrimüslim azınlık, mukadderatını bu memleketin mukadderatına bağlamış, bu memleketin iyiliğine candan sevinen ve maazallah felaketine de samimiyetle üzülen insanlardan mürekkeptir'' sözlerini aktaran Erdoğan, ''İşte bu hissiyat, tarihi kader birlikteliğimizin, birbirimize bakışımızın özetidir'' diye konuştu.

Erdoğan, ne yazık ki, bu huzur ve kardeşlik iklimini bozmaya çalışan provokasyonlar da olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

''Geçmiş zaman içinde ve hala bugün de var, provokatörler çıkmıştır. Hükümet olarak son 9 yılda demokratikleşme noktasında attığımız kararlı adımlar, hukuk dışı yapılanmalara karşı verdiğimiz kararlı mücadele ile bizatihi bu provokasyonları boşa çıkarttık. Kimsenin hatasını sahiplenmeyeceğiz ki o hataları tekrarlamaya çalışanlar bir daha asla huzurumuza kastedecek cüret ve cesareti bulmasınlar. Allah şahidimiz olsun ki, hiçbir zaman hiçbir yerde, hiçbir vatandaşımızın, ayırt etmeksizin, hiçbir insanın, sorumluluğu bizde, 'ruh tedirginliği' içinde yaşamasına gönlümüz, vicdanımız asla el vermez.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de toplumun her kesiminden insanların özgürlüklerini yaşayamadığı dönemler olduğunu belirterek, ''Herkes gibi farklı inanç gruplarının da 'farklılıklarından dolayı' maruz kaldıkları haksızlıkları biliyoruz'' dedi.

Ama artık bunların geride kaldığını belirten Erdoğan, ''Bizim ülkemizde vatandaşımızın inancından, etnik kökeninden, giyiminden, farklı hayat tarzından dolayı baskı gördüğü dönemler, evet, geride kaldı. Bu ülkenin hiçbir vatandaşı, anayasa ve yasalar karşısında diğer bir vatandaşa üstün değildir. 74 milyon vatandaşımızın her biri bu ülkenin asli unsurudur, birinci sınıf vatandaşıdır'' şeklinde konuştu.

'9 YILDA TARİHİ REFORMLARA İMZA ATTIK'

Erdoğan, bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanın, bütün farklılıklarıyla bir ve beraber olduğunu, bu topraklarda yaşayan tek bir vatandaşın ruhunun incinmesine, ayrımcılığa maruz kalmasına müsaade etmediklerini söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu:

''Birileri çıkar değişik değişik şeyler söyleyebilir. O bizi ilgilendirmez. Çünkü bulunduğumuz makam asla buna müsaade etmez. Bu makam, sorumluluk makamıdır. Bu sorumluluk makamında bulunduğumuz süre içerisinde bu ülkede yaşayan vatandaşlarımızın hakkını, hukukunu, can güvenliğini, mal güvenliğini korumak bizim görevimizdir. Bunu yüzde 100 başarabilir miyiz? Yüzde 100 başarmaya gayret etmek zorundayız. Hedefimiz budur. Akıl güvenliğini korumak, nesil güvenliğini korumak zorundayız. Yüzde 100 başarabilir miyiz? Başarma yolunda olmalıyız.

'AB AKIL TUTULMASI YAŞIYOR'

Ülkemin bütün insanlarını seviyor, herkesi aynı samimiyetle kucaklıyoruz. AK Parti Hükümeti olarak son 9 yılda gerçekten de bu ülkede yaşayan bütün kesimleri aynı derecede kucakladık, tabuları yıkarak tarihi reformlara imza attık. Türkiye'nin Avrupa Birliği standartlarında bir demokrasiyi yakalayabilmesi için kararlı bir duruş sergiledik ve bugün de aynı kararlılıkla AB müktesebatına uyum çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Maalesef şu anda Türkiye'ye karşı çifte standarttan da öteye AB'nin akıl tutulması yaşadığı bir dönemdeyiz. Bizim gösterdiğimiz samimiyeti AB üyesi ülkeleri gösteriyor mu? Hayır, öyle bir şey yok, açın AB müktesebatını göreceksiniz. Ne Almanya'da, ne Fransa'da, ne Hollanda'da, ne Belçika'da, İskandinav ülkelerinin hiçbirinde bizim şu anda gösterdiğimiz müktesebata uymaya yönelik adımlar, hiçbirinde bize karşı gösterilmiyor. Bunları önlerine koyduğumuz zaman da orada tıkanıyoruz. Öyle de olsa, biz diyoruz ki: Bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Oldu, olmadı. Olmaması halinde Kopenhag siyasi kriterlerinin yerine biz Ankara siyasi kriterlerini koyar, yolumuza devam ederiz. Maastricht ekonomik kriterleri yerine İstanbul kriterlerini koyar, yolumuza devam ederiz. Şu anda biz adımlarımızı atıyoruz. İstanbul'u finans merkezi haline getiriyoruz. Merkez Bankasını şimdilik tehir ediyoruz, onun dışındaki bütün devlet bankalarını, Sermaye Piyasası Kurumunu, Rekabet Kurumunu, hepsini İstanbul'a taşıyoruz. İstanbul, aynen bu şekilde bir yapılanmayı gerçekleştiriyor. Bütün bu kurum ve kuruluşların yapılanmasının adımları hep buna yönelik. Artık bilinmeyen bir şey yok. Her şey biliniyor. Hele hele Türkiye için bunlar zor şeyler değil.

Temennimiz zaman içinde sağduyunun bağnazlığa galip gelmesi ve Avrupa Birliğinin zamanın ruhuna uygun şekilde hareket ederek Türkiye'ye verdiği sözleri yerine getirmesidir. Biz kararlıyız. Ülkemizin ileri demokrasi standartlarını yakalaması için ne gerekiyorsa bu adımları dün olduğu gibi bugün de atıyoruz, yarın da atmaya devam edeceğiz. 9 yıllık faaliyet raporumuz, 9 yıllık icraatımız bu noktada bizim alnımızın ak olduğunu açıkça gösteriyor.''

28 Ağustos 2011

İsrail'de bir laik evlilik

  Inna Zyskind ve Pavel Kogan

Inna Zyskind ve Pavel Kogan'ın geçen haftaki düğünleri, yaşamlarındaki en mutlu günlerden biriydi.

Tel Aviv'de, açık havada yapılan törene binin üzerinde konuk katıldı ve gece boyunca eğlendiler.

Düğünde hem gelenekler yaşatıldı, hem de bir karnaval havası vardı

Tek üzüntüleriyse, evliliklerinin İsrail'de yasal olarak tanınmaması.

Rusya doğumlu Inna, 'Yahudilerin dönüşü' yasası uyarınca buraya gelip, İsrail vatandaşı olabildi.

Ancak, dini kurumlar Inna'yı gerçek bir Yahudi olarak görmüyor. Ve İsrail'de sadece dini nikahlara izin veriliyor.

Çiftin 9 aylık kızları ve iki kedileriyle paylaştıkları Yafa'daki sıcak apartman dairelerinde otururken, Inna bir Yahudi olarak görülmediğini öğrendiğindeki şaşkınlığını anlatıyor bana.

Belirsiz medeni durum

'İsrail'e geldiğimde, evime dönmüş gibi hissettim. Ber bir Yahudi kızı olarak büyütüldüm. Dede ve ninelerimin üçünü soykırımda kaybettik' diyor.

Sorunu bulması uzun sürmüyor; Anneannesi Yahudi değil ve Yahudilik anne tarafından geçiyor.

Eski Sovyetler Birliği'nden gelen, vergilerini ödeyen ve çoğu orduda görev yapan 300 bin kişinin aynı durumda olduğu tahmin ediliyor.

Tabi bunların bir kısmı da Pavel ve Inna'nın, en nihayetinde sembolik olabilen evlilik törenlerinde konuktu. Düğün TuB’Av gününde, yani Yahudilerin sevgililer gününde yapıldı.

İsrail'de dini kurum  

İsrail'de dini kurumlar çok ciddiye alınıyor

Pavel, 'Düğün bizim gösterimizdi. Biz laik insanlarız ve İsrail'deki yaşamımızın bu kısmındaki din hakimiyetini kırmak istiyoruz. Medeni nikâh yapabilmeliyiz' diyor.

Seçeneklerinin neler olduğunu soruyorum. Sonuçta başka bir ülkeye gidip, resmi nikah kıydırabilirler. İsrail'de konuştuğum bir haham bile bunu tavsiye etmişti.

Ancak Pavel ve Inna bu fikri 'incitici' buluyor. Sonuçta Las Vegas'a gidip, nikâhlarını bir Elvis Presley benzerine kıydırabileceklerini, sonra da İsrail makamlarının belgelerini onaylayıp yeni medeni durumlarını kabul edeceklerini söylüyorlar. Ama, 'Böyle bir nikahı, memleketimizde kıyılacak bir nikaha nasıl tercih edebiliriz ki?' diye de ekliyorlar.

Vegas mı, din kursu mu?

Bir diğer seçenekse, Inna'nın tam bir Yahudi olarak kabul edilebilmesi için bir kurstan geçirilmesi.

Yoğun bir dini eğitim programı olan bu kurs bir yılı aşkın sürebiliyor. Ama Inna bunun ikiyüzlü bir tavır olduğunu düşünüyor. 'Sahte bir dindarlık istemiyorum. Birbuçuk yıl dindar gibi gözüküp, Yahudilik onayı aldıktan sonra laik yaşam biçimime dönmek istemiyorum.' diyor.

  Inna Zyskind ve Pavel Kogan, baby

Rusya kökenli İsrailliler, ülkede önemli bir siyasi güç haline geldikçe, bu grubun sosyal sorunlarının çözülmesi için baskı artıyor.

Değişim baskısı

Yisrael Beiteneu, ya da 'Evimiz İsrail' Partisi, bu konuda yeni bir yasa yapmayı vaat etti. Ama girişimleri, siyasi tartışmalar arasında kayboldu.

Sorun çözülmezse çiftin küçük kızı da aynı sorunla karşılaşabilir

Son günlerdeki bir başka gelişmeyse, İsrail askerleri için hızlı din değiştirme. Bu ihtiyaç, görevde ölen İsrail askerlerinin aileleleri, çocuklarının Yahudi mezarlıklarına gömülemeyeceğini öğrendiğinde vahim bir şekilde ortaya çıktı.

Yahudi devletinde Yahudi yasaları ve dini makamlar çok ciddiye alınıyor. Bu durum da özellikle laik Yahudilerle gerilimlere yol açabiliyor.

Inna ve Pavel şimdilik eğlenceli düğünlerinin fotoğraflarına bakarak keyifleniyor. Ama Inna'nın Yahudi kimliği konusundaki soruna çözüm bulunmazsa, bu sorunun küçük kızlarına miras kalmasından kaygılılar.

26 Ağustos 2011 Yolanda Knell-BBC

50 dakikalık sahur farkı

  50 dakikalık sahur farkı

İmsak vaktinin 50 dakika erken başladığını savunan İlahiyatçı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, 250 kişiyle birlikte 05.30’a kadar sahur yaptı.

İSTANBUL - Süleymaniye Vakfı Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi tarafından Süleymaniye Camisi'nin yanındaki Mimar Sinan Cafe Terası'nda düzenlenen imsak rasatı (gözlemleme) programına gazeteciler ve vatandaşlar katıldı.

İmsak vaktinin, Türkiye'de erken başladığını öne süren İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi ve Süleymaniye Vakfı Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, burada yaptığı konuşmada, imsakin orucun başlama vakti olduğunu, dolayısıyla sabah namazının da erken kılındığını söyledi.

Namazların zamanlarında kılınması gerektiğini ifade eden Bayındır, vakitleri dışında farz namazlarının kılınamayacağını, bu nedenle vatandaşların sabah namazlarını daha geç kılmaları gerektiğini ifade etti.

Bunun sebebinin imsak vaktinin yanlış hesaplanması olduğunu ileri süren Bayındır, kendilerinin yeni bir takvim hazırlama çalışmalarının olduğunu da kaydetti.

Takvim hazırlamanın çok ciddi ve zor bir iş olduğuna değinen Bayındır, çalışmaları sonuçlandığında imsak vaktinin bugünkü saatten 50 dakika ileri olacağını söyledi.

Şu ana kadar kılınan namazların kabulü konusunda, vatandaşların durumdan haberlerinin olmaması nedeniyle bir sorun teşkil etmeyeceğini savunan Bayındır, ancak bundan sonra, bile bile kıldıklarında, bu kişilerin namazlarının kabul olmayacağını dile getirdi.

18 asırdan beri İslam aleminde yürürlükte olan bu uygulamaya, yapılan gözlemle son verileceğini umduklarını söyleyen Bayındır, şunları kaydetti:

''İmsak vaktinde, gecenin karanlığına, güneşten gelen kızıl ve beyaz ışıklar karışır ve gittikçe yoğunlaşır, beyaz ışık belirginleşmeye ve kızıl ışık ayrı bir hat oluşturmaya başlar. Doğu ufkundaki bu ilk aydınlanmaya Türkçede 'şafak', Kur-an'ı Kerim'de 'fecr' adı verilir. Bu gerçekleştiğinde imsak vakti gelmiş demektir. Ama bugünkü vakitte gökyüzü hala kapkaranlık bir durumda.''

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, gözlemini izlemeye gelen yaklaşık 250 vatandaşla, sahurunu saat 05.33'e kadar sürdürdü.

İmsak vakti rasat'ının ardından bu kişilerle sabah namazını Süleymaniye Camisi'nde kıldı.

21 Ağustos. 2011

Amerikan askerlerine Adnan Oktar eğitimi

  Amerikan askerlerine Adnan Oktar eğitimi

ABD ordusundaki pilotların eğitildiği en büyük hava akademisi olan Teksas Lackland Hava Üssü’ndeki Müslüman askerlere Adnan Hoca cemaati tarafından “Darwin teorisinin çöküşü” ve “Kur’an mucizeleri” anlatıldı

Evrim karşıtı kitaplarıyla tüm dünyada tartışma yaratan Adnan Oktar sonunda Amerikan ordusunu da çekim alanına kattı. Amerikan pilotlarının eğitildiği en büyük askeri üs olan Lackland’da Oktar’ın temsilcisi tarafından iki sunum yapıldı. San Antonio kentindeki üssün içerisinde yer alan mescitte, 7 Ağustos’ta düzenlenen konferansta Oktar’ın temsilcisi iki oturum gerçekleştirdi. Gündüz yapılan oturumda ‘Darwinizm’in çöküşü ve Yaratılış Gerçeği’ anlatılırken öğleden sonra yapılan sunumda ‘Kuran Mucizeleri’ ele alındı. Adnan Oktar’ın fotoğrafları ve video görüntüleri barkovizyondan askerlere gösterildi. Sunumlar boyunca kadın askerler, erkeklerden ayrı bir yerde oturdu.

Yüzbaşı davet etti

Amerikan Hava Kuvvetleri’nin iki din adamından biri olan Yüzbaşı Sharior Rahman tarafından organize edilen etkinlik sonrasında Oktar adına sunum yapan konuşmacıya Adnan Hoca’ya iletilmek üzere bir de madalya verildi. Tepkiler üzerine daha önce İslam, Katolik, Ortodoks ve Yahudilik haricinde Budizm ve Yehova Şahitleri gibi inançların da sunumlar yaptığı dikkat çekilerek Adnan Oktar’ın davetinin de bu kapsamda olduğu açıklandı.

Sadece Müslümanlar

Etkinliğin ardından hem Amerikan odrusu yetkililerinin hem de Adnan Oktar’ın internet sitesinden yaptığı açıklama ise kafalarda soru işareti oluşmasına sebep oldu. Amerikan yetkililer, etkinliğe katılanların tamamının Müslüman olduğunu belirtirken, Oktar’ın resmi internet adresinde ‘Tamamı Amerikalı ve gayrimüslim olan askerler anlatılanları beğeni ile dinlediler’ açıklaması yer aldı. Öte yandan konuşmacının etkinlik sonrasında katılımcılara, Kuran ve Oktar’ın yazdığı kitapların hediye edildiği öğrenildi. ABD’li yetkililerin benzer etkinlikler düzenlemek istediği belirtilirken Oktar’ın internet sitesinde ‘İleriki aylarda tüm hava üssünün katılacağı daha geniş çaplı ve büyük bir program organize etmek istedikleri bildirildi’ açıklamasında bulunuldu.

Dip not:

Lackland Hava Üssü’nde görevli askerlerin yüzde 66’sı Hıristiyan, yüzde 0.4’ü Budist ve Yahudi. Müslümanların oranını ise yüzde 0.2. (Vatan)

21 Ağustos 2011 gazeteci.tv

Hazer Tv, Ana sayfa©2005

Ana sayfaKapak

 

 

Son Güncelleme:06/05/12

Ana Haber Genel,
Bilim ve Özel Dosyalar

Ülkeler Haber
ve Genel Bilgileri

Dünya Kurum Haber
ve Genel Bilgileri

Türkiye Haber
ve Özel Dosyalar

Aktüel Haber, Video,
Resim ve Özel Dosyalar