| Ülkeler haber, genel bilgi ve resimleri |
|
|
|||||||||||||
|
|||||||||||||
|
|
El Ezher Şeyhi Tantavi öldü |
|||||||
İslam dünyasının en saygın okullarından Kahire El Ezher Üniversitesi'nin ılımlı görüşleriyle bilinen Şeyhi Muhammed Seyyid Tantavi, Suudi Arabistan ziyareti sırasında kalp krizinden öldü. El Cezire televizyonu, 81 yaşındaki Tantavi'nin, ''Kral Faysal Uluslararası Ödülü'' törenleri için gittiği Suudi Arabistan'da geçirdiği kalp krizi sonucu vefat ettiğini duyurdu. Ödül bu sene Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a verilmişti. Şeyh Muhammed Seyyid Tantavi'nin beklenmedik ölümü, ödül töreni için ülkeye giden yabancı konuklar arasında da büyük üzüntü yarattı. Mısırlı yetkililer, Şeyh Tantavi'nin ziyaret öncesinde hiçbir ciddi sağlık sorunu yaşamadığını, bugün Mısır'a dönmek üzere havalimanına gittiği sırada kalp krizi geçirdiğini açıkladılar. Peçe ve kadın sünnetine karşıydı Ilımlı görüşleri ile İslamcı muhafazakârların tepkisini çeken Tantavi, geçen yılın sonlarında El Ezher ve bağlı tüm eğitim kurumlarında kadın öğretmenler ve öğrencilerin “peçe” takmasını yasaklamıştı. İslam öncesi dönemden gelen bir gelenek olan peçenin, İslam diniyle bir ilgisi olmadığını söyleyen Şeyh Tantavi'nin kararı, ülkede hararetli bir tartışma başlatmıştı. 1996 yılından bu yana El Ezher'in başında olan Şeyh Tantavi, kadın sünnetine de karşı çıkmıştı. Tantavi'nin ölümünün ardından, Mısır'ın en yüksek dini otoritesi konumundaki El Ezher'in başkanlığına geçici olarak, Şeyh'in yardımcılarından Muhammed Wasel getirildi. El Ezher Üniversitesi'nin yeni başkanı ise Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek tarafından atanacak. 10/03/2010 DW |
|||||||
|
Teröre karşı fetva |
|||||||
İngiltere'nin önde gelen İslam âlimlerinden
Muhammed Tahir ul-Kadri, Özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından, İslam dininin adı terörizmle ilişkilendirilmeye başlandı. Nitekim Almanya'daki "Sauerland Grubu" adıyla bilinen terör hücresi ve benzeri oluşumlar bu ön yargıları daha da körükledi. Toplumdaki bu yanlış kanaat, son zamanlarda artan terör saldırıları ve Müslüman gençler arasında radikalleşmenin yaygınlaşmaya başlaması üzerine, İngiltere'nin önde gelen İslam âlimlerinden Muhammed Tahir ul-Kadri, terör eylemleri ve intihar saldırılarını kınayan bir fetva verdi. Ul-Kadri, intihar bombacılarının kesinlikle bir şehit ya da İslam toplumunun kahramanları olarak değerlendirilemeyeceğini, onların ancak ve ancak “cehennemin kahramanları” olabileceğini söyledi. 59 yaşındaki Pakistan doğumlu İslam âlimi Muhammed Tahir ul-Kadri, terör ve şiddet karşıtı fetvasında şu görüşlere yer verdi: “Terör, terördür, şiddet ise şiddet. Bunların İslam öğretisinde yeri yoktur. Terör ve şiddet için hiçbir gerekçe gösterilemez ya da herhangi bir mazeret ileri sürülemez. Bunun herhangi bir istisnası da yoktur.“ Ul-Kadri, dünya genelinde faaliyet gösteren “Minhay ul-Kur'an“ hareketinin yöneticisi. Aynı zamanda da İngiltere’nin en önemli İslam âlimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Teröristleri kâfir olarak nitelendirdi Pakistan’daki şiddet eylemleri ve İngiliz üniversitelerindeki Müslümanların giderek radikalleşmesi, ul-Kadri’yi bu fetvayı vermeye yönelten sebeplerdi. Ama tabii ki İslam dinin adının genel olarak terörizmle ilişkilendirilmeye başlanması da bunda etkiliydi. Fetva, sadece bir âlimin konuşmasından çok fazlasını içeriyor: Ul-Kadri, başta Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif'ler olmak üzere pek çok İslamî kaynaktan yararlanarak 600 sayfalık bir metin hazırladı. Fetvasında, bu tarz bir şiddetin İslam öğretilerinde yeri olmadığını vurgulamaya çalıştı. Ul-Kadri, daha da ileri giderek teröristleri “kâfir” olarak nitelendirdi ve kendilerini cehennem ateşinin beklediğini söyledi. Pakistanlı İslam âlimi, “şehitlik“ ve “cihad“ kavramlarının terör eylemleriyle bir araya getirilemeyeceğini de kaydetti: “Bugün ya da geçen 10-20 yıl içinde, İslam’ın adını yanlış şekilde kullanarak yapılan her çeşit terör eylemini kınıyorum.“ Fetva İngilizce'ye çevrilecek Ul-Kadri, İslam dininin, güzeli ve iyiliği teşvik eden bir barış dini olduğunu vurguladı. Kamuoyu önünde duyurulan bu fetva, İngiltere’de genelde olumlu karşılandı. Özellikle de Müslüman âlim ve makam sahiplerinin, terör eylemleriyle aralarına yeterince mesafe koymadıklarını iddia eden çevrelerde… Muhammed Tahir ul-Kadri’nin fetvası önümüzdeki haftalarda İngilizceye çevrilerek internete koyulacak. En azından bu şekilde internetteki radikal İslam yanlılarına karşılık verilmesi hedefleniyor. Terörü kınadılar Ul-Kadri’nin fetvası belki şu ana kadarki en geniş kapsamlı fetva ancak bu tarz çağrılar ilk kez yapılmıyor. Londra’daki saldırılar sonrası, İngiltere’nin önde gelen imam ve cemaat liderleri, terörizmi sert bir biçimde kınamışlardı. Viyana’da benzer bir fetva verilmiş, Hamburg’daki Şii cemaatinin dinî lideri ve Almanya’daki diğer Müslüman kurluşlarının yöneticileri de benzer açıklamalar yapmışlardı. Arap dünyasında da bu tarz açıklama ve fetvaların sayısı arttı. Uzun süre sessiz kalan Kahire’nin El Ezher Üniversitesi rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi de Londra ve Şarm El Şeyh’teki saldırılar sonrasında, masum insanlara karşı düzenlenen şiddet eylemlerinin hiçbir gerekçesi olamayacağını dile getirmişti: “İslam’ın emirlerini yerine getirdiklerini iddia eden teröristler yalancı ve şarlatandırlar. İslam dini ile bu kişiler arasında herhangi bir bağ olamaz." 05/03/2010 DW |
|||||||
|
Almanya kendi imamını yetiştirecek |
|||||||
Almanya'nın Osnabrück şehrinde Kültürlerarası İslam Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen uluslarası bir konferansta 'Almanya'da imam yetiştirilmesi konusu' tekrar masaya yatırıldı. Konferansa, katılan 60'ın üzerinde bilimadamı, Almanya'da imam yetiştirilmesi konusunun içeriği ve koşullarını tartıştı. Konferansın yöneticisi ve Kültürlerarası İslam Araştırmaları Merkezi'nin Başkanı Bülent Uçar, Osnabrück Üniversitesi kapsamında imam yetiştirilmesi konusunda somut adımlar atıldıgını belirtti. Uçar, böyle bir eğitimde Almanya'daki Müslüman cemaatleriyle işbirliğinin önemini vurguladı. ''Bizim yapacaklarımızın cami cemaatleriyle bir işbirliği içerisinde düzenlenmesine büyük önem veriyoruz. Çünkü bizim, zaten cami cemaatleri tarafından kabul edilmeyen bir imam yetiştirmemizin anlamı olmaz. Bu nedenle işbirliğinin anlamı bizim için çok büyük.'' Eğitimin Almanya'ya getireceği faydalar Oysa Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) gibi İslamî cemaatlerin çoğu, Almanya'da imam yetiştirilmesi konusunda çekimser kalmakta. Ancak Bülent Uçar, böyle bir eğitimin Almanya'ya getireceği faydalara dikkat çekti: ''Eğer Almanya'da çok sayıda din adamı yetiştirirsek, İslam dini Almanya'da yeni bir çehreye kavuşacaktır. Burada, yetiştirilen imamlar, yine burada yaşayan Müslümanların dinî gereksinimlerine çok daha iyi cevap verebileceklerdir. Aynı zamanda bu imamlar, Almanca'yı iyi konuştukları ve içinde yaşadıkları toplumun kültürünü ve tarihini daha iyi tanıdıkları için uyum çalışmalarına da katkıda bulunacaklardır.'' Eğitim kadınlara da açık İslami teoloji eğitiminin kadınlara da açık olduğunu belirten Uçar, bu eğitimin bilimsel kaynaklara dayandırılarak yapılması gerektiğini vurguladı. Bu bağlamda Türkiye, Fas ve Bosna Hersek gibi ülkelerdeki ilahiyat fakültelerinden bilim adamlarının desteğine başvurulduğunu ifade etti. Uçar, eğitimin ilk aşamasını, önümüzdeki sonbaharda, hâlihazırda imam olarak görev yapanlara yönelik bir meslek içi eğitim programının oluşturacağını söyledi: ''Bu çerçevede Osnabrück Üniversitesi gelecek kış sömestrinden itibaren halihazırda Almanya'da imam olarak görev yapanlara yönelik bir meslek içi eğitim programı sunacaktır. Çünkü imamların temelden yetiştirilmesi öyle bugünden yarına olacak bir şey değil. Bu programla hâlihazırda görev yapan ve koşullarımıza uygun imamlara ulaşmak istiyoruz.'' İslam'ın Almanya'da resmî sözleşmeyle tanınma olasılığı Konferansa katılan Aşağı Saksonya eyalatinin Hrıstiyan Demokrat Partili İçişleri Bakanı Uwe Schünemann, İslam'ın Aşağı Saksonya eyaleti tarafından bir resmî sözleşmeyle tanınma olasılığını gündeme getirdi. Schünemann, böyle bir sözleşmenin, ancak, Osnabrück Üniversitesi kapsamında bir İslamî Teoloji Enstitüsü kurulması ve geliştirilmesi koşuluyla olabileceğini kaydetti. Kültürlerarası İslam Araştırmaları Merkezi'nin Başkanı Bülent Uçar da bu fakültenin 2012 yılında kurulmasının planlandığını belirtti. ''Aynı zamanda orta vadede de eyalet hükümetinin desteğiyle Osnabrück Üniversitesi kapsamında İslam Teoloji Enstitüsü kurmak ve geliştirmek istiyoruz. Bunlar bizim hedeflerimiz.'' 03/03/2010 DW |
|||||||
|
Katolik kurumlarında taciz skandalı |
|||||||
Şu ana kadar 120 mağdur şikâyette bulundu. Mağdurların çoğu, Almanya’nın en saygın liselerinden biri olan Berlin’deki Canisius Koleji’nin eski öğrencileri. Kolej müdürü Klaus Mertes, 1970 ve 80’li yıllarda cinsi suistimale maruz kalanların sayısının 100’den fazla olduğuna inandığını belirtti. Özellikle Cizvit Tarikatı’na bağlı okullar yoğun suçlamalara hedef oluyor. Tarikatın, iddiaları araştırmak üzere görevlendirdiği avukat Ursula Raue ilk raporunu sundu. Bir kaç gündür avukat Ursula Raue'nin ofisindeki telefonlar susmuyor. Raue, Cizvit Tarikatı’nda cinsel istismar vakalarını araştırıyor. Şüphesiz bayan avukat, kısa bir süre öncesine kadar, böylesine büyük bir skandalın içine düşeceğinden bihaberdi. “Bu düzenleme 2002 yılından beri mevcut. Ben bu işi 2007’den beri yapıyorum ve şu ana kadar sürekli vakalarla alakadardım. Ancak şuanda başımıza gelen şey, şimdiye dek fark edilemeyen bir boyuta ulaştı.” 120 mağdur başvurdu Olayın mağdurları her gün başvuruda bulunuyor. Şu ana dek bu sayı 120’ye ulaştı. Raue, sadece Cizvit Tarikatı’ndaki olaylar hakkında değil diğer farklı kilise kurumları hakkında da rapor tutuyor. Suçlamalardan birinde bir Protestan enstitüsüne değiniliyor, diğerleri ise Katolik okulları ve gençlik kurumlarıyla alakalı. Toplam 12 öğretmen ve eğitimci suçlanıyor. Geçen üç hafta içinde, skandalın ortaya çıktığı Berlin’deki Cizvit okulu Canisius Koleji’nin 50 eski öğrencisi başvurarak iki rahibe cinsel istismar suçlamasında bulundu. Mağdurların çoğu birkaç hafta öncesine kadar sessizliğini koruyordu. Okul müdürü peder Klaus Mertes, kamuoyunu bilgilendirdikten sonra şikayetler artmaya başladı: “Benim için şaşırtıcı olan bu istismarların - burada ağır bir şiddet ya da vahşice bir tecavüzden bahsetmiyoruz, tam aksine dokunma, kendini tatmin etme, tensel yakınlaşma ve böyle şeyler söz konusu – tüm bunların insanlarda yaralar açmasıydı. Bir kısmı tekrar su yüzüne çıktı. Peder Mertes’in dediği gibi şöyle söylenebilir: Bazı yaralar vardır ki bunlar bir türlü iyileşmez.“ "Yıllarca taciz etti" suçlaması Suçlanan pederlerden R rümuzlu olanı erkek lisesinde, boş vakit aktivitelerini yönetiyormuş. Kendisine yıllarca pek çok genci taciz ettiği ve cinsel ilişkiden söz ettiği suçlamaları yöneltiliyor. Raue, “Belgeler, okul yönetiminin pedere karşı bazı suçlamalarla karşılaştığını gösteriyor“ diyor ve ekliyor: “Bunu daha sonra karşılıklı yazışmalar takip etti ve 1981 yılında, okul yılının sonunda, Peder R.’nin okulla ilişkisi kesildi. Peder daha sonra Göttingen’e gitti. Orada da tekrar gençlik çalışmaları yürüttü. Orada kızları da suistimal ettiğini biliyoruz.“ Suçlanan Wolfgang S. eğilimlerini anlatmış Canisius Koleji’nde suçlanan ikinci kişi Wolfgang S.’nin ise öğrencilere sadistçe işkence yaptığı ve taciz suçlamaları nedeniyle, pek çok kez diğer Cizvit kurumlarına gönderildiği belirtiliyor. En çok dikkat çeken ise 1960’lı yıllarda tarikata girerken sunduğu yazılı belgede sadist eğilimlerini anlatıyor olması: “Wolfgang S.’nin verdiği bu geniş kapsamlı tasvirden hiçbir sonuç çıkarılmaması benim için hayret verici bir durum.” Raue, şimdi Cizvit Tarikatı yetkililerine öncelikle, olayla ilgili özenli bir araştırma yapılmasını öneriyor. Sadece tek tek kişilere yönelik suçlamaları araştıran değil aynı zamanda tarikat kurumlarında tacizlerin ne derecede olduğunu kanıtlayan bir çalışma grubunun da görevlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Avukat Raue, bundan böyle benzeri durumlarda öğrencilerin başvurabileceği ombudsmanların bulunması gerektiğini de sözlerine ekliyor. 20/02/2010 |
|||||||
|
Aczimendiler AİHM'de yine kazandı |
|||||||
Aczimendi tarikatı Ankara'ya karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) açtığı üçüncü davayı da kazandı. AİHM, tarikat adına kendisine başvuran 127 davacının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) tarafından güvence altına alınmış din özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna vardı. İhlale neden olan olay 20 Ekim 1996 tarihinde Ankara'da yaşanmıştı. Türkiye'nin dört bir yanından gelip kendilerine has dini kıyafetlerle Ankara Kocatepe camisinde toplanan tarikat üyeleri, daha sonra kent içinde gösteri yapmışlar, çıkan olaylar sonrasında da gözaltına alınmışlardı. Siyah türbanlar olay oldu Davacılar hakkında dönemin 3713 sayılı terörle mücadele kanunu çerçevesinde Ankara DGM'de dava açılmış, davacıların duruşmada başlarındaki siyah türbanları çıkarmaması da olay olmuştu. Sanıkların her biri dava sonunda 28 Kasım 1925 tarihli şapka kanunu ile 3 Aralık 1934 tarihili kılık kıyafet kanununa aykırı davrandıkları gerekçesiyle iki ay hapis ile o dönem yaklaşık 2,4 Amerikan dolarına tekabül eden para cezasına mahkum edilmişlerdi. Karar sonrasında AİHM'ye başvuran davacılar, haklarındaki mahkumiyet hükmünün, kıyafetleriyle dini inançlarını ifade etmelerini engellediğini savunup, AİHS'nin din özgürlüğüyle ilgili maddesinin ihlal edildiği tezini işlemişlerdi. Türk hükümetinin, davacıların, "dini inançları nedeniyle değil, mahkeme önündeki tavırları nedeniykle mahkum edildikleri" tezini inandırıcı bulmayan AİHM, davacıların tezlerine hak verdi. AİHM'nin, davaya bakan 7 yargıçlı İkinci Dairesi'ndeki 6 yargıç, davacıların din özgürlüklerinin ihlal edildiği soncuna vardı. Mahkemenin gerekçeli kararında, davacıların sıradan vatandaşlar oldukları, kamusal hizmet veren devlet memuru olmadıkları ve bu nedenle kendilerinden dini inançlarını ifade ederken ihtiyatlı davranmalarının istenemeyeceği belirtildi. Kararda, davacıların dini inançlarını spesifik bir kıyafetle ifade etmelerinin kamusal düzen veya şahıs üzerinde tehdit ya da risk oluşturduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanılmadığını da not etti. Bu gerekçelerden yola çıkan AİHM, davacılara getirilen kısıtlamanın inandırıcı olmadığına ve bu nedenle Ankara'nın AİHS'nin din özgürlüğüyle ilgili 9'uncu maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Sırp yargıçtan muhalefet Karar aleyhinde tek oy Sırp yargıç Popoviç'den geldi. Popoviç, karara ek yayımlanan muhalif görüşünde, kararı veren çoğunluğun Türkiye'nin kendine has karmaşık sosyal yaşamını dikkate almadığını savundu. Sıpr yargıç, kararla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin iç hukuka tanıdığı takdir yetkisi ilkesinin aşıldığını belirtti. AİHM, davacıları haklı bulmakla birlikte, yüksek tazminat taleplerine olumlu yanıt vermedi. Mahkeme Ankara'yı, 800 bin Euro'nun üzerinde maddi tazminat talep eden davacıların her birine sadece 10 Euro ödemekle cezalandırdı. Ankara ayrıca davacılara toplam 2 bin Euro mahkeme masrafı ödeyecek. Ankara'nın karara 3 ay içinde itiraz hakkı bulunuyor. Aczimendi tarikatı daha önce Ankara'ya karşı iki dava daha açmış, ikisini de kazanmıştı. Tarikatın lideri Müslüm Gündüz, Ankara'yı, 2003 yılında sonuçlanan davada ifade özgürlüğünden, 2005 yılından sonuçlanan diğer davada ise adil yargılanmadan AİHM'de mahkum ettirmişti. 23/02/2010 BBC Türkçe |
|||||||
|
Trafikte alkollü yakalanan Başpiskopos zorda |
|||||||
|
Ve baskı etkili oldu. Trafikte alkollü yakalanan Başpiskopos istifa etti. 24/02/2010 |
|||||||
Almanya Protestan Kilisesi’nin (EKD) başına geçen yıl getirilmesi olay olan kadın Başpiskopos Margot Käßmann'ın 1,54 promil alkolle yakalanması büyük tartışma yarattı. Käßmann, büyük baskı altında… Konuyla ilgili Bild gazetesinde yayımlanan haberi Almanya Protestan Kilisesi de doğruladı. Kilisenin açıklamasında, “Kırmızı ışıkta geçen Başpiskoposumuz polis tarafından durdurulmuş, yapılan kontrolde alkollü araç kullandığı belirlenmiştir” denildi. Hannover’de Cumartesi akşamı kırmızı ışıkta polis tarafından durdurulan Almanya Protestan Kilisesi Başkanı Margot Käßmann’ın yapılan kontrolde 1,54 promil alkollü olduğu belirlendi. Käßmann hakkında trafikte alkol sınırını aştığı gerekçesiyle hakkında yasal işlem başlatıldı. "Kendimden ürktüm" Trafikte alkollü yakalanması büyük yankı uyandıran Başpiskopos Margot Käßmann da açıklamasında, “Böylesine büyük bir hata işlediğimden dolayı kendim de ürktüm” dedi. Käßmann, “Alkollü araç kullanmanın ne kadar tehlikeli ve sorumsuzca olduğunun bilincindeyim. Elbette bunun hukuki sonuçlarına da katlanmaya hazırım” diye konuştu. Protestan Kilisesi ayakta Protestan Kilisesi yönetimi de Başpiskopos Käßmann’ın geleceğini görüşmeye başladı. Kilise yetkililerinden Johannes Neukirch, 2008 yılından bu yana bu tür olaylarla ilgili disiplin cezası uygulanmadığını belirtirken, kilisenin yasal soruşturmanın sonucunu bekleyeceğini kaydetti. Almanya Protestan Kilisesi Sözcüsü Reinhard Mawick de şu ana kadar Käßmann’ın istifası yönünde bir talebin gündeme gelmediğine dikkat çekti. Ancak muhafazakar Protestanlar Käßmann’ın istifasına sıcak bakıyor. "Margot Käßmann bir piskopos ve bir başkan olarak zor bir durumda" diyen muhafazakar Protestan grubun başkanı Ulrich Rüss, Käßmann’ın olası sonuçları dikkate alarak karar vermesi gerektiğini dile getirdi. Politikacılardan destek Hrıstiyan Birlik partilerinden Maria Flachsbarth ise Käßmann’ın alkollü araç kullanmasını "bariz bir hata" olarak değerlendirerek en azından kimseye zarar gelmediğini dile getirdi. Flachsbarth, Käßmann’ın görevinin bundan zarar göreceğine inanmadığını da sözlerine ekledi. Liberal Hür Demokrat Parti’nin kilise uzmanlarından Steffen Ruppert de bu olayın, Protestan Kilisesi Başkanı olsa da herkesin hata yapabileceğini gösterdiğini söyledi. Yasal işlem sürüyor Margot Käßmann'ı direksiyon başında alkollü olarak yakalayan Hannover Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ise “kadın başpiskoposa normal prosedürün uygulandığını” duyurdu. Hakkında soruşturma başlatılan 51 yaşındaki Käßmann'ı bekleyen muhtemel cezalar arasında sürücü belgesine 1 yıla kadar el konması, ayrıca 1 aylık maaşı kadar ceza verilmesi de yer alıyor. Käßmann'ın ehliyetini yeniden talep etmesi durumunda Alman kamuoyunda “aptallık testi” denilen psikolojik ve tıbbi bir dizi testten geçirilmesi de gerekecek. Almanya Protestan Kilisesi (EKD), Hannover Eyalet Piskoposu Margot Käßmann’ı geçen yılın Ekim ayında başkanlığa seçmişti. Käßmann, reformcu görüşleri ve eşinden boşanmış olmasına rağmen bu göreve seçilmesiyle dikkatleri üzerine çekmişti. 51 yaşındaki Käßmann'ın, 2007 yılında ayrıldığı eşinden dört kız çocuğu bulunuyor. 23/02/2010 DW |
|||||||
|
Minare çöktü 41 kişi öldü |
|||||||
|
Fas'ın Meknes kentinde bir caminin minaresinin yıkılması sonucunda en az 41 kişi hayatını kaybetti, 71 kişi de yaralandı. 400 yıllık caminin minaresi Cuma namazı sırasında çöktü. Yetkililer son dönemdeki yoğun yağışın caminin zeminini yumuşatarak çöküşe yol açmış olabileceğine dikkat çekiyor. 20/02/2010 |
|||||||
|
Fransa'da "helal hamburger" dönemi |
|||||||
Fransa'da yıllardır devam eden İslam tartışmasına "Helal Hamburger" polemiği de eklendi. Bir fast-food restoranlar zincirinin domuz ürünü içermeyen "helal" hamburgerler piyasaya sürmesi, hararetli tartışmalara yol açıyor. İslam ve İslam'ın Fransız toplumundaki yerini son aylarda burka, minare ve türbanli politikacılar üzerinden tartışan ülkede, bir fast-food restoranlar zincirinin domuz ürünü içermeyen "helal" hamburgerler piyasaya sürmesiyle tartışmada yeni bir cephe daha açılmış oldu. Polemiğe neden olan QUICK restoranlar zinciri, yeni pazarlama politikası çerçevesinde Fransa'daki 350'den fazla restoranının 8'inde her türlü domuz ürününü kaldırma kararı aldı. Söz konusu restoranların 3'ü Paris banliyösünde, 2'si Marsilya'da, diğerleri ise Toulouse, Villeurbane ve Roubaix kentlerinde bulunuyor. Restoranların ortak yanı, her birinin Müslümanlarin yoğun yaşadığı semtlerde bulunması.
İslami kesim QUICK, bu restoranlarda daha önce satılan ve domuz ürünü içeren hamburgerleri tamamen kaldırdığı gibi, sığır etlerini de İslami geleneklere göre kesim yapan mezbahalardan tedarik ediyor. Bu restoranlarda klasik "bacon" hamburgerler yerine "helal hindi" servis ediliyor. QUICK, uygulamanın bir "deneme" olduğunu, birkaç ay süreceğini ve deneme süresinin sonunda verimliliği ölçeceğini söylüyor. Ülkedeki Müslüman toplumu ise uygulama konusunda ikiye bölünmüş durumda. Müslüman kuruluşların tepkisi Paris Camisi Bölge Federasyonu Başkanı Kamel Chibout, QUICK'in Müslümanları hedef gösterdiği görüşünde. QUICK'in helal hamburger yanında diğerlerini de satması gerektiğini savunan Chibout, Liberation gazetesine yaptığı açıklamada, "Müslüman olmayan ve bu uygulamadan memnun kalmayan tüketicileri anlayabiliyorum. QUICK tüm tüketicilere karşı adilane yaklaşmalı, Müslüman olmayanlara dahi" şeklinde konuştu. "Müslüman Tüketiciler Derneği" (ASIDCOM) Başkanı Hacabelaziz Di Spigno ise uygulamayı desteklediklerini açikladi. ASIDCOM Başkanı, "QUICK helal hamburger yanında normal hamburger de pazarlamaya devam etmeliydi" eleştirilerine "Fast-food restorancılıktakı çalışma koşullarına bakarsanız her zaman hata yapılabileceğini görürsünüz, yani orada çalışan bir kişi kimi zaman domuz etiyle diğer etleri ayırt edemeyebilir" yanıtını verdi. Sağ cephe kızgın QUICK'e en sert tepki ise ülkenin aşırı sağcı ve merkez sağcı partilerinden geldi. Aşırı sağcı Milliyetçi Cephe (FN) partisinin başkan yardımcısı Marine Le Pen, Fransiz Canal+ televizyonuna yaptığı açıklamada, "Helal tüketmek istemeyenlerin seçenek şansı dahi olmayacak" diyerek QUICK'in uygulamasını "kabul edilemez" bulduğunu söyledi. Le Pen, helal ürün tüketenlerin İslami ürün sertifikasyon şirketlerine "vergi" ödemek zorunda kalacaklarini da belirtti. Fransa'da helal etin kilosu başına, etin helal olduğuna dair sertifikasyon veren devlet tasdikli İslami kuruluşlara belli bir ödeme yapılıyor. İktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) partisine mensup bazı milletvekilleri de QUICK'in uygulamasını eleştiren açıklamalarda bulundular. Bir diğer tepki de QUICK'in uygulamayı başlattığı kentlerden biri olan Roubaix'nin Sosyalist Partili Belediye Başkanı Rene Vandierendonck'tan geldi. Bacon hamburgerlerin füme hindiyle değistirilmesini "ayrımcılık" olarak niteleyen Roubaix Belediye Başkanı, QUICK'in yöneticileriyle görüşeceğini, görüşmenin olumlu sonuçlanmaması halinde, şirket hakkında "ayrımcı" pazarlama politikası nedeniyle yaptırım kararı alabileceklerini bildirdi. Bölgesel seçimler yaklaşıyor Tartışma, Fransa'da Mart ayında yapılacak bölgesel yönetim seçimleri öncesine gelmesi bakımından önem taşımakta. QUICK, 2006 yılından bu yana Fransa'da bir devlet kurumu olan ve bir nevi tassarruf mevduatı fonu işlevi gören CDC'nin elinde bulunuyor. CDC, QUICK'in satış işlemini iş dünyasının ünlü bankalarından Rotschild'e devretmiş durumda. 18/02/2010 DW |
|||||||
|
Avusturya'daki İslam din dersleri |
|||||||
Tam 30 yıldır İslam din dersi, Avusturya okullarda müfredatın bir parçası. Devlet kontrolünde verilen ders, Almanca olarak okutuluyor. İslam konusu son dönemde Avrupa'da sık sık gündeme taşındı. İsviçre'de aralık ayında yapılan referandumda minare inşaatına "ret" oyu çıkarken, Almanya Bilim Konseyi de geçen ay, imamların artık Almanya'da yetiştirilmesi ve bu amaçla ilahiyat fakülteleri açılmasını önerdi. Fransa ise haftalardır burka ve çarşaf tartışmalarıyla yatıp kalkıyor. Bu tartışmaların yankıları hâlâ sürerken, bir diğer Avrupa ülkesi Avusturya ise İslam konusunda sessiz ve derinden ilerliyor. Zira İslam din dersi, ülkede yaklaşık 30 yıldan bu yana okullardaki müfredatın vazgeçilmez bir parçası. 400 din bilgisi öğretmeni Avusturya'da 50 bin öğrenciye, devlet kontrolü altında Almanca olarak İslam din dersi veren, yaklaşık 400 öğretmen bulunuyor. Bu öğretmenlerden biri olan Erdal Saka Türkiye' de doğmuş ama Salzburg'da büyümüş ve burada okula gitmiş. Avusturya'da lise ve dengi okullarda din bilgisi öğretmeni olarak çalışan Erdal Saka, ilahiyat eğitimini Avusturya İslam Enstitüsü'nde tamamlamış. Ancak enstitüde pedagojik formasyon verilmediği için Saka bu eksiğini Salzburg Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nde okuyarak kapatmaya çalıştığını söylüyor: "Bu ikinci eğitimi gönüllü olarak alıyorum aslında. Çünkü pedagojik anlamda zayıf yönlerimin olduğunu keşfettim ve bunu giderme ihtiyacı duydum.'' Sözleşmeli olarak çalışan Erdal Saka'nın ataması Avusturya İslam Cemaati adlı kurum tarafından yapılmış. Bu kurum, yaklaşık 30 yıldır mevcut ve Avusturya'daki Müslümanların temsilcisi olarak görülen resmî ve merkezî bir çatı örgütü konumunda. Cemaat, ülkedeki Müslümanlara yönelik din derslerinin koordinasyonunu yapıyor. Öğretmenler yetiştiriyor, eğitim planını hazırlıyor ve müfettişler vasıtasıyla derslerin teftişini yürütüyor. Öğretmenlere gelen eleştiriler Ancak bazı uzmanlar, müfettiş sayısının az olması nedeniyle din bilgisi öğretmelerinin yıllardır yeterli düzeyde denetlenmediğini iddia ediyor. Ayrıca Avusturya'daki din bilgisi öğretmenlerinin sadece yüzde 30'nun Avrupa standartlarında dinî pedagojik eğitime sahip olduğunu öne sürüyor. Bu eleştirilere Viyana Üniversitesi İslam Pedagojisi Enstitüsü'nün Başkanı Adnan Aslan da katılıyor. Daha önce müfettiş olarak da görev yapan Aslan, sistemi yakından tanıyor ve iyileştirmeye çalışıyor. Bu amaçla bir süredir Avusturya Federal Hükümeti ve Viyana Belediyesi ile beraber Viyana Üniversitesi'nde meslek içi eğitim kursları düzenliyor. "Avrupa'daki Müslümanlar" isimli proje, din dersi öğretmenlerini ve imamları, Avrupa yasaları ve değerleri konusunda bilgilendirmeyi hedefliyor: "İmamlar ve diğer dinî görevliler bu kursla öncelikle Avrupa'daki sistemi ve değerleri öğreniyorlar. 'Yasal olan nedir? Devletin demokrasi, eğitim, kadın-erkek eşitliği konularındaki tutumu nedir?' gibi konular ele alınıyor. Tabii diğer dinlerin, önyargılardan uzak, gerçek yanlarını bilmeleri de çok önemli.'' İmamların Avrupa'da yetiştirilmesi İlk kez Kasım 2009'da başlayan bu kurslar iki sömestr sürüyor. Hâlihazırda 30 katılımcısı var ve bunların 7'sini kadınlar oluşturuyor. Kursa toplamda 70 kişi başvurmuş ama bunların çoğu yeterli derecede Almanca bilmek başta olmak üzere, gerekli şartları yerine getirmedikleri için reddedilmiş. Salzburg'da din bilgisi öğretmenliği yapan Erdal Saka ise kabul edilenler arasında. 33 yaşındaki Saka, öğretmenliğin yanı sıra Salzburg'da bir camide imam olarak da çalışıyor. Saka, Avrupa'da yetişmiş nadir imamlardan biri ve Avusturya'da imam yetiştiren bir eğitim kurmunun olması görüşünde: "Çünkü dili, kültürü ve yaşadıkları çevreyi daha iyi anlayabilirler. Böylece bizim başka bir kültürden ithal edilmiş bir imamımız değil, burada doğup, büyümüş ve burada yaşamaya devam edecek, hangi değerlerin müslümanlara akratılması, hangileriyle ilgili daha yoğun çalışmalar yapılması gerektiğini bilen bir imamımız olur.'' Kursa katılacakları belirleyen seçici kurulda , ilahiyatçılar, pedagoglar, hukukçular ve hatta iktisatçılar da bulunuyor. Ancak Avusturya'daki çeşitli İslamî kuruluşlar temsil edilmiyor. Profesör Aslan, elde ettikleri başarıların ardından yavaş yavaş büyük Müslüman örgütlerinin de desteğini almaya başladıklarını belirtiyor. Aslan, pilot proje olarak sadece Viyana'da yürütülen bu kursları yakında Avusturya geneline yaymayı hedefliyor. 16/02/2010 DW |
|||||||
|
Lammert'ten Türkiye'ye din özgürlüğü uyarısı |
|||||||
Almanya Federal Meclisi Başkanı Norbert Lammert, Başbakan Erdoğan'ın verdiği mesajlara atıfta bulunarak Türkiye’deki Hrıstiyanların dinî hak ve özgürlüklerinin korunması çağrısında bulundu. Almanya Federal Cumhuriyeti Meclis Başkanı Norbert Lammert, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'e gönderdiği mektupta, Türkiye'deki Hristiyanların dinî özgürlüklerinin korunması çağrısında bulundu. Ocak ayında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri açılışı için Türkiye'ye giden Lammert, Şahin'e davet için teşekkür etti ve Başbakan Erdoğan'ın İstanbul'da her kültürün kendi kimliğini bulabileceği şeklindeki sözüne atıfta bulundu. Lammert, "Bu dikkate şâyan sözler, sorumlu Türk makamlarının, Türkiye'deki Hrıstiyanların serbestçe ibadet etme hakkını koruma konusunda giderek daha büyük bir azimle çalışacakları umudumu güçlendirmektedir“ ifadesini kullandı. Şahin'e de mesaj gönderdi Lammert, Türk mevkidaşı Şahin'e de "Kiliselerin mevcut ibadet yerlerinin mülkî sahibi olma hakkı ve serbest ibadet için elindeki araçları kullanması" çağrısında bulundu. Hrıstiyan Demokrat Birlik Partili Lammert, özellikle Mor Gabriel Manastırı ile Diyarbakır'daki Meryem Ana Kilisesi'nin ‚müşkül' durumu ve Tarsus'ta bir Hrıstiyan Hac Merkezi kurulması konusundaki sorunlara dikkat çekerek "Tüm bu konularda Başbakan Erdoğan'ın yaptığı konuşmada yeniden beyan ettiği sözlerin hayata geçirilmesi için büyük bir fırsat bulunmaktadır“ dedi. Lammert'in Ocak ayında TBMM Başkanı Şahin ile yaptığı görüşmede iki ülke parlamentoları arasındaki temasların derinleştirilmesi kararlaştırılmıştı. Norbert Lammert, Şahin'e gönderdiği mektupta Türk ve Macar meclis başkanlarını 2010 yılı Eylül ayında Almanya'nın Essen kentinde düzenlenecek üçlü konferansa davet etti. 17/02/2010 |
|||||||
|
Cizvit tarikatını sarsan taciz skandalı |
|||||||
Almanya'nın önde gelen liselerinden Berlin Canisius’ta ortaya çıkarılan cinsel taciz skandalı, eğitim kurumunun ait olduğu Cizvit Tarikatı’nı gündeme getirdi. Taciz iddialarına her gün bir yenisi daha ekleniyor. Cizvit tarikatındaki skandal, Berlin'deki Canisius Koleji'nin müdürlüğünü yapan papaz Klaus Mertes'in girişimleriyle kamuoyuna yansıdı. 1994 yılından buyana lisede görev yapan Mertes, ilk yıllardan itibaren taciz iddialarına tanık olduğunu, ancak taciz mağduru ilk öğrencinin 2006 yılında kendisine başvurduğunu söyledi. İlk öğrenciyi 2008, 2009 ve 2010'da diğerleri izledi. "Sistematik cinsel taciz" “Süddeutsche Zeitung”a konuşan Mertes, “Cinsel taciz olaylarının sistematik boyutta” olduğunu belirtti. Mertes, “Şiddetin üstünü örten, bu olaylar karşısında pes eden tarikatımdan ve kilisemden utanç duyuyorum” dedi. İddialarla ilgili savcılık da soruşturma başlattı. Soruşturmanın diğer Cizvit okullarındaki taciz iddialarını da ele alması bekleniyor. Taciz kurbanlarından biri “Berliner Tagesspiegel”e konuştu. Hartmut Walter adını kullanan taciz mağduru, 1975-1978 yılları arasında eğitim gördüğü Canisius kolejinin bodrumunda, öğrenciler tarafından çok sevilen bir öğretmen tarafından mastürbasyon yapmaya ve özel hayatıyla ilgili soruları yanıtlamak zorunda kaldığını söyledi. Eski öğretmen kurbanlardan af diledi Skandalla birlikte adı gündeme gelen eski Cizvit rahibi ve beden eğitimi öğretmeni Wolfgang S., “Der Spiegel” dergisinin sorularını yanıtladı. Bugün Şili'de yaşayan 65 yaşındaki Wolfgang S., yaptıklarından ötürü kurbanlarından af diledi. 1975- 1985 yılları arasında Cizvit tarikatına ait Canisius, Sankt Ansgar ve Sankt Blasien liselerinde görev yapan Wolfgang S., “Sizlere yaptıklarımdan ötürü üzgünüm. Affınıza sığınıyorum” dedi. 1985'te gittiği Şili'de 1992 yılında evlenen Wolfgang S., Cizvit tarikatını işlediği suçlar hakkında bilgilendirmesine rağmen ifadelerinin değerlendirilmediğini söyledi. Skandalda
adı geçen bir başka kişi ise Peter R. Bugün 69 yaşında olan Peter R.,
emekli ve hayatını Berlin'de sürdürüyor. 1972 -1986 yılları arasında
Cizvit tarikatına ait muhtelif liselerde ders veren Peter R., hakkındaki
iddiaların doğru olmadığını savunuyor. 1995 yılında tarikattan ayrılan
Peter R. Hakkında birçok iddia tarikat yönetimine iletildi. Ancak papaz
hakkında tarikat yönetimi herhangi bir soruşturma başlatmadı. Canisius koleji Taciz skandalının yaşandığı Canisius koleji, Berlin'in en prestijli liseleri arasında yer alıyor. 70'li yılların ortasına kadar erkek lisesi olarak hizmet veren Canisius'ta 850 öğrenci eğitim görüyor. Din derslerine katılımın mecburi olduğu okulda birçok ayine katılım da zorunlu tutuluyor. Cizvit tarikatı Cizvitler tarikatı, 16'ncı yüzyılda Ignatius von Loyola tarafından kuruldu. Katolik Kilisesi'nin en çok rahibe mensup tarikatı olan Cizvitler, manastırlara kapanıp ibadet etmek yerine eğitim ve misyonerlik alanında faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadırlar. Dünya çapında 19 bin papazın üye olduğu tarikata Almanya'da bağlı orta ve yüksek eğitim kurumlarında yaklaşık 6 bin kişi öğrenim görüyor. 05/02/2010 |
|||||||
|
Almanya'da ilahiyat fakülteleri kuruluyor |
|||||||
Almanya’daki dinî çeşitliliği göz önünde bulunduran Almanya Bilim
Konseyi, Almanya’da yaklaşık 4 milyon 300 bin Müslüman yaşıyor. Almanya’da nüfusun yaklaşık yüzde 5’ini oluşturan Müslümanların dinî konulardaki ihtiyaçları çoğunluk toplumundan farklılık gösteriyor. Almanya’daki dinî çeşitliliği göz önünde bulunduran Almanya Bilim Konseyi, ülkedeki en az iki veya üç üniversitede İslam dini öğretmeni ve imam yetiştirecek ilahiyat bölümleri kurulmasını önerdi. Merkezi Köln’de bulunan Konsey, Federal Alman Hükümeti ile eyalet yönetimlerine bilimsel konularda ve yüksek öğrenime ilişkin konularda tavsiyelerde bulunuyor. Bilim Konseyi Başkanı Peter Strohschneider dün Berlin'de düzenlediği basın toplantısında, Müslümanlara devlet okullarında din derslerinin sunulabilmesini ve üniversitelerde bunun için gereken dinî eğitimin verilmesini, yani ilahiyat öğretimi ve araştırmalarının yapılabilmesini istediklerini dile getirdi. Almanya’daki üniversitelerde, İslam çalışmaları bölümü bulunuyor. Ancak bu fakültelerde ilahiyat eğitimi verilmiyor. Strohschneider kurulacak yeni "İslam araştırmaları merkezlerinde" verilecek eğitimin uyuma katkı sağlamasını beklediklerini ifade etti. İslam araştırmaları merkezinin hedefleri Almanya Bilim Konseyi Başkanı Strohschneider, İslam araştırma merkezlerinin dört hedefi olacağını kaydetti. Bu bölümlerde İslam dini öğretmeni, yani ilk ve orta dereceli okullar için öğretmen yetiştirilecek. İkinci olarak, İslam dini konusunda uzman kişilerin yetiştirilmesi hedefleniyor. Ayrıca sosyal konularda ve cemaate yönelik çalışacak olan personel, yani imamların yetiştirilmesi öneriliyor. Ve son olarak Almanya’da İslam alanında ve ilahiyat konusunda çalışmalar yapacak yeni uzmanların üniversite düzeyinde yetiştirilmesi hedefleniyor. Kurul oluşturulacak Almanya Bilim Konseyi, İslam araştırma merkezlerinin devlet okulları ile dinî cemaatlerin işbirliği ile kurulmasını tavsiye ediyor. Strohschneider, Almanya’da bu işbirliğinin anayasa ile belirlendiğini hatırlattı: "Din dersi ile yapılacak araştırma ve verilecek öğrenimin içeriğinin kiliseler ve dinî cemaatlerin katkısı ile belirlenmesi zorunlu. Anayasaya göre dinî cemaatler müfredatın belirlenmesinde söz hakkına sahip." Strohschneider, bu anayasal hak çerçevesinde İslam araştırmaları bölümlerinin kurulması için uzmanlardan ve dernek temsilcilerinden oluşan bir kurul oluşturmasını önerdiklerini belirtti: "Bu kurullarda bir yandan Müslüman derneklerinin temsilcileri yer alacak. Aynı zamanda yeni derneklerin kurularak bu kurula katkı sağlamalarına önem veriyoruz. Ayrıca kamusal yaşamda öne çıkan kişilikler ile dernek temsilcisi olmayan İslam uzmanlarının da bu kurulda yer almasına önem veriyoruz." Bu kurul, müfredatın yanı sıra görev yapacak öğretim kadrosunun belirlenlemesinde de söz sahibi olacak. İlahiyat bölümlerinin masrafları ise federal ve eyalet bütçeleri tarafından karşılanacak. Tepkiler Almanya Bilim Konseyi’nin bu önerileri siyasetçiler tarafından memnuniyetle karşılandı. Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer, bu önerileri "uyum açısından önemli bir sinyal" olarak değerlendirdi. Hristiyan Birlik Partileri Federal Meclis Grubu Kilise ve Dini Cemaatler Uzmanı Maria Flachsbarth yaptığı yazılı açıklamada, Almanya'da ilahiyat eğitimi imkânı sunulacak olmasının, Müslümanların kendilerini evlerinde hissetmesine katkı sağlayacağını kaydetti. Müslüman dernekler de önerileri olumlu karşıladı. 04/02/2010 DW |
|||||||
|
Eşine zorla burka giydirene vatandaşlık yok |
|||||||
Fransa'da, eşine zorla
burka giydirildiği belirtilen Fas kökenli bir erkeğin Göç ve Uyumdan Sorumlu Bakanı Eric Besson’ın kararına Başbakan Francois Fillon'dan da destek geldi. Fillon, Europe 1 radyosuna yaptığı açıklamada başvuru sahibinin, eşine zorla burka giydirdiğini, kadın-erkek ayrımcılığı yaptığını ve kadınların elini sıkmayı reddettiğini söyledi. Fransa yasalarına göre, vatandaşlığa geçmek isteyen kişinin, Cumhuriyet’in değerlerine uyması gerektiğini vurgulayan Başbakan, "Tavrını değiştirmediği sürece, bu kişinin ülkemizde yeri yok." şeklinde konuştu. Fransız Ulusal Meclisi'nde oluşturulan özel bir komisyon, burka ve çarşafın kamusal alanların yanı sıra toplu taşıma araçlarında da yasaklanmasını önermişti. Öneri ülkede büyük tartışmalara neden olmaya ve özellikle muhalefetten ağır eleştiriler almaya devam ediyor. 04/02/2010 |
|||||||
|
Almanya’da İslamcı örgüte baskın |
|||||||
Alman polisi, yasadışı İslamcı bir gruba karşı ülke genelinde kapsamlı operasyon düzenledi. Stuttgart Emniyet Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, 6’sı Alman vatandaşı, 1’i Mısırlı olan zanlıları ele geçirmek için Baden Württemberg, Bavyera, Berlin, Hessen ve Kuzey Ren Vestfalya eyaletlerinde 43 ev ve iş yerine baskın düzenlendi. Operasyonlarda 3 kişi gözaltına alınırken, birçok belge, bilgisayar ve sabit diske de el kondu. Yaşları 24 ile 59 arasında değişen 7 şüpheli, 2008 yılından bu yana 100'den fazla kişiye Kur’an ve dil kurslarında radikal eğilimler aşılayarak Afganistan ve Pakistan'daki terör kamplarına gönderdikleri gerekçesiyle aranıyor. 04/02/2010 |
|||||||
|
Savcı: Sauerland grubu katliam yapacaktı |
|||||||
|
Almanya'da 3 yıl önce terör hazırlığı içindeyken yakalanan İslamcı zanlıların Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesi'nde yargılanmalarına devam edildi. Başsavcı Volker Brinkmann, tutuklu bulunan 2'si Türk kökenli 4 Alman vatandaşının, cihad adına “kitlesel katliam” hazırlığında olduklarını kaydetti. İslamî Cihad Birliği üyesi olan zanlılar, Almanya’daki ABD tesisleri ve Amerikan vatandaşlarına yönelik eylem hazırlığındayken yakalanmıştı. Davada Mahkeme’nin kararını 4 Mart’ta açıklaması bekleniyor. 04/02/2010 |
![]() |
||||||
|
|||||||
|
Almanya kendi imamını yetiştirecek |
|||||||
Almanya Bilim Konseyi, Alman üniversitelerinde imam yetiştirilmek üzere ilahiyat eğitimi verilmesi önerisinde bulundu. Öneriyi içeren rapor, pazartesi günü kamuoyuna tanıtılacak. Almanya Bilim Konseyi uzmanları, Alman üniversitelerinde, İslam dersi verecek öğretmenler ve imam yetiştirilmek üzere ilahiyat eğitimi veren bölümlerin açılmasını talep ediyor. Süddeutsche Zeitung gazetesinde yer alan habere göre, konu hakkında kapsamlı önerilen hazırlayan Konsey, üniversitelere bağlı İslam dini üzerine araştırmalar yapan enstitülerin de sayıca artırılmasını istiyor. Raporun basına sızan bölümlerine göre, Almanya’da dört milyon Müslüman yaşadığına dikkat çeken Konsey, ‘Alman üniversitelerinde teoloji eğitiminin ve din araştırmalarının geliştirilmesi amacıyla en az iki ya da üç İslam araştırmaları merkezi” kurulması önerisinde bulunuyor. Konseyin önerileri arasında, ilahiyat eğitimi verilecek üniversitelerde İslam dini uzmanlarından oluşan bir heyet oluşturulmasının bulunduğu da belirtildi. Rapor, Pazartesi günü kamuoyuna açıklanacak. Müslüman dernekleri işbirliğine hazır Almanya’daki Müslüman dernekleri de öneriye olumlu yaklaştı. Almanya Müslümanlar Koordinasyon Konseyi Sözcüsü Bekir Alboğa, tıpkı kiliseler gibi Müslüman derneklerinin de bu bölümlerde görev alacak profesörlerin seçiminde ve müfredatın içeriğinin belirlenmesinde söz hakkına sahip olması gerektiğini söyledi. Almanya İslam konseyi Başkanı Ali Kızılkaya da Süddeutsche Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada, olası bir işbirliğine hazır oldukları mesajı verdi. Türkiye’den gelen öğretmenler görev yapıyor Almanya’da şu ana kadar yalnızca Münster Üniversitesi’nde İslam dersi veren öğretmenler yetiştirildi, ancak bu öğretmenler, İslam dersi veren öğretmenler arasında küçük bir bölümü oluşturuyor. Almanya’daki okullarda İslam dersleri genelde Türkiye'den gelen öğretmenler tarafından veriliyor. 30/01/2010 DW |
|||||||
|
Alman aileden ABD’ye iltica başvurusu |
|||||||
|
Genellikle mültecilerin sığınmak için tercih ettikleri Almanya'dan, bu kez başka bir ülkeye iltica olayı yaşandı. Dinsel gerekçelerle çocuklarının zorunlu eğitimine karşı çıkan Alman aile, ABD’de sığınma arıyor.
Uwe Romeike, yaşları 5 ila 11 arasında değişen beş çocuğuna İncil'i İngilizce olarak okuyup, Almanca'ya tercüme ediyor. Romeike ailesinin çocukları, eğitimlerine evde devam ediyor. Anne Hannelore Romeike, Almanya'da yaşadıkları dönemde Daniel ve Lydia'nın kısa bir süre okula gittiğini, ancak bu süre zarfında çok değiştiğini anlatıyor. Bunun üzerine Romeike ailesi, çocuklarına evde kendileri eğitim vermeye karar vermiş. Hannelore Romeike, bu şekilde çocukların öğrenme tempolarına ve yeteneklerine daha uygun bir öğrenme programının uygulanmasının mümkün olduğunu, ayrıca kullanacakları kaynakları da kendilerinin seçebildiğini belirtiyor. Hannelore Romeike'ye göre okullarda kullanılan bazı kitaplarda çocukların ailelerine ve öğretmenlerine saygısız davranışlarının anlatıldığı hikâyeler geçiyor, oysa onlar çocuklarını iyi birer Hrıstiyan olarak yetiştirmek istiyor. Çocukların annesi şu açıklamayı yapıyor: "Okul kitaplarından verilen eğitimin asla tarafsız olamayacağını tespit ettik. Kendi düşünüş biçimini katmadan, birine eğitim vermek mümkün değil. Biz kendi zihniyetimize, öğretmenler ise kendi zihniyetine göre eğitim veriyor. Ve onların işine karışma şansımız yok." ABD'ye iltica başvurusu Çocuklarını okula göndermedikleri için küçük bir para cezasıyla kurtulmayı uman ailenin bu umudu, bir gün polisin kapıya dayanıp çocukları zorla okula götürmesiyle sona erdi. Bu olay üzerine turist vizesiyle ABD'ye giden aile burada iltica başvurusunda bulundu.
Romeikelerin şu anda yaşadığı Morristown'da çocuklarına evde eğitim veren birçok aile bulunuyor. Sadece birkaç parça eşyayla ABD'ye gelen Romeikelere bu ailelerin yanında Evde Eğitim Hakkını Güvenceye Alma Birliği'nden (HSLDA) de yoğun destek geldi. Ailenin iltica başvurusu bizzat birliğin avukatları tarafından yapıldı. "Başvuru tanıma uygun" Birliğin hukukçularından Mike Donnelly, belirli bir dinî, siyasi ya da toplumsal gruba dâhil oldukları gerekçesiyle takibata uğrayacağından korkan kişilerin iltica başvurusunda bulunabileceklerini ve Romeikelerin de bu tanıma uyduğunu belirtiyor: "Almanya'da çocuklarına evde eğitim veren ailelerin özel bir toplumsal gruba dâhil olduğunu düşünüyoruz. 50 bin euroya varan para cezası ile velayet hakkını kaybetme ve hapis cezası almaları olası. Bu nedenle takibata uğramaları da kuvvetle muhtemel." Almanya'da uygulanan zorunlu örgün eğitim uyarınca ebeveynler çocuklarını altı yaşından itibaren okula göndermekle mükellef. Zorunlu eğitim süresi bazı eyaletlerde 9 ila 10 yılla sınırlıyken, bazı eyaletlerde 18 yaşını doldurana kadar zorunlu eğitim verilmesi prensibi uygulanıyor. Çocuklarını okula göndermedikleri tespit edilen ailelere önce uyarıda bulunuluyor. Durumun devam etmesi halindeyse ebeveynleri 50 bin euroya kadar ulaşan para cezası, velayet hakkının bir bölümünü veya tümünü kaybetmesi ya da hapis cezası gibi yaptırımlar bekliyor. 29/01/2010 DW |
|||||||
|
||||||
|
Papazlar çağ atlıyor |
||||||
Papa 16'ncı Benedikt, papazların modern çağa ayak uydurmaları gerektiği görüşünde. Papa, Katolik Kilisesi’nin 2010 Dünya Sosyal İletişim Araçları Günü için yayımladığı mesajında, “interneti daha sık kullanın” dedi. Katolik Kilisesi tarafından her yıl farklı bir temanın işlendiği Dünya Katolik Günü'nün 44'üncüsü bu yıl Dünya Sosyal İletişim Araçları Günü olarak kutlanıyor. 82 yaşındaki Papa 16'ıncı Benedikt, bu vesileyle yayımladığı mesajında, papazlarını “interneti daha sık kullanmaya” çağırdı. Katoliklerin ruhani lideri, yeni iletişim araçlarının, dinin yaygınlaştırılmasında “yeni bir çağın başlangıcı olduğunu” söyledi. Yeni iletişim teknolojilerinin kullanımıyla daha çok insana ulaşılabileceğini belirten Papa, papazların internet blogları açmalarını ayrıca internette dini içerikli videolar yayınlamalarını istedi. Papa, internet ve diğer modern iletişim araçlarının kullanımının papazlık eğitimi sırasında da yürürlüğe sokulacağını kaydetti. Papa mesajında ayrıca “Papazlar iletişimin ruhunu oluşturmalı” ifadesine yer verdi. 24/01/2010 |
||||||
|
Amerikalılar'ın Çoğu İslam'a Olumsuz Bakıyor |
||||||
Gallup Müslüman Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan kamuoyu araştırmasına göre Amerikalılar Müslümanlar’a karşı Hristiyan, Budist ya da Yahudiler’e karşı olanın iki katı daha fazla olumsuz duygu besliyor. Amerikalılar’ın yüzde 40’tan fazlası Müslümanlar’a karşı az da olsa önyargılı olduklarını kabul ediyor. Diğer dinlere karşı önyargılı olanların oranıysa yüzde 20’den az. Gallup Müslüman Araştırmalar Merkezi Direktörü Dalia Mogahid araştırmanın şaşırtıcı bir sonuç verdiğini söylüyor: Mogahid, “Genel kanı dindar Amerikalılar’ın daha az hoşgörülü olduğu yolundaydı. Ancak bunun doğru olmadığını gördük,” diyor. Haftada en az bir kez kiliseye giden Amerikalılar’ın Müslümanlar’a karşı yarı yarıya daha az önyargılı oldukları görüldü. Araştırmaya katılan Amerikalılar’ın çoğu İslam’ı beğenmese de Mogahid araştırmanın bir öncekilerden daha iyi bir sonuç verdiğine inanıyor. Mogahid’e göre, Müslüman ülkelerde yapılan araştırmalarda da çoğunluk, Amerika’ya karşı daha olumlu görüş bildirdi. Mogahid Başkan Barack Obama’nın Amerikalılar ve Müslümanlar arasında anlayışı arttırma yönündeki çabalarının kültürler arası hoşgörüyü arttırdığına dikkati çekti. Amerikan İslami İlişkiler Merkezi’nden İbrahim Hooper Amerikalılar’ı İslam konusunda eğiterek önyargıları aşmaya çalıştıklarını söyledi: Hooper, “Kuran İslam’ın temel belgesi. Herkes Kuran’ı kendisi okuyabilirse İslam dini ve Müslümanlar hakkında daha az yanlış bilgi sahibi olur,” dedi. Hooper yerel ve federal yetkililere verilmek üzere 100 bin adet Kuran dağıtım kampanyası üzerinde çalıştıklarını ve bu sayede yetkililerin İslam hakkındaki bilgisini arttırmayı umduklarını söyledi. 22/01/2010 voa |
||||||
|
Hamburg'a Dünya Dinleri Akademisi |
||||||
Müslüman, Yahudi, Hrıstiyan ya da Budist olsun dünyanın bütün dinlerine açık bir ilahiyat merkezi mümkün mü? Almanya’nın Hamburg kentinde bu alanda yürütülen çalışmalar sonunda meyvesini verdi. Hamburg'da faaliyet veren Dünya Dinleri Diyalog Merkezi üyelerinden Medhi Rasvi'yi ne ilerlemiş yaşı ne de soğuk yüzünden buz tutmuş sokaklar katılacağı konferanstan uzak tutmayı başarabiliyor. Ancak konferansın yapıldığı salona uzanan eziyetli yolculuğa değiyor. Çünkü merkezin başkanı Wolfram Weiße'den yıllardır sabırsızlıkla bekledikleri "Hamburg kentinin yakında bir dünya dinleri akademisine kavuşacağı" haberini alıyorlar. Merkez şimdiye kadar uyum alanında birçok farklı projeye imza attı. Avrupa ülkelerinde okullarda verilen din derslerinin araştırıldığı REDCO adlı programı yönetti. Ayrıca Hamburg'da Müslüman, Yahudi, Hrıstiyan ve Budistlerin beraber ders almasına olanak sağlayacak bir din dersi modeli ortaya koydu. Merkezin önündeki en büyük engelse araştırmaları sürdürmek için ellerinde yeterli maddi olanak ve personelin bulunmaması. Dünya Dinleri Diyalog Merkezi Başkanı Wolfram Weiße, akademinin faaliyete geçmesinin ardından bu sorunun çözüleceğini belirtiyor: "Üniversitenin örneğin, araştırmalar yoluyla sistemli bir biçimde bildirimler elde etme imkânı var. Mesela bu şekilde karşılıklı olarak ortak bir paydada buluşma isteğinin olup olmadığını ortaya koymak mümkün. Aynı zamanda hangi noktalarda sabırsızlık, hoşgörüsüzlük ve eksikliklerin olduğunu da..." "Yolun başındayız" Almanya'da görev yapan sayılı İslam teologlarından olan Halime Krausen'e göre diyalog konusunda daha alınması gereken çok uzun bir mesafe var. Krausen "Halk arasında büyük bir iletişim kopukluğu mevcut. Herkes birbiri hakkında konuşuyor. Özür dilerim, ama basında da yaşanan bir durum bu. Yetiştirme ve eğitim konusunda eksiklikler söz konusu. Henüz daha her şey başlangıç aşamasında…" şeklinde konuşuyor. Öte yandan Amerikalı din sosyologu Jose Casanova, Avrupa'nın laikliği modernitenin temeli olarak gördüğünü, bu nedenle birçok kişinin İslam'a mesafeli yaklaştığını belirtiyor. Ancak Casanova'ya göre bu noktada da yanlış anlaşılan bazı noktalar mevcut: "Birçok farklı medeniyetin bugün modernleştiğine şahit oluyoruz. Ancak bunlardan hiçbiri bu şekilde dinle olan bağını kaybetmiyor. İslam da giderek modernleşiyor. Öte yandan terörizm konusuna gelirsek, onu bulanlar da Müslümanlar değil. Bugün terörist olan bazı Müslümanlar bunu modernizmden öğrendi, Geleneksel İslam'dan değil." "Taklit edilmemeli, örnek alınmalı" Ankara Üniversitesi'nde İslam dininde kadın erkek eşitliği üzerine araştırmalar yapan İslam Tarihi Profesörü Nahide Bozkurt ise geleneksel İslam'ın modern düşüncelerle nasıl birleştirilebileceğini şu sözlerle anlatıyor: "Özellikle radikal Müslümanlar Hz. Muhammed'in tüm yaptıklarını taklit etmeye çalışıyor. Ancak o zamanlar uygun olan her şeyi bugüne uyarlamak mümkün değil. Toplum değişti. Hz. Muhammed'i taklit etmek değil, örnek almak gerekiyor." Bozkurt'a göre tüm dinlerde olduğu gibi İslam dininde de farklı görüşlere sahip uzmanlar ve insanlar bulunuyor. 22/01/2010 DW |
||||||
|
İngiltere İçin İslam örgütü yasaklandı |
||||||
|
||||||
|
İslam karşıtı aşırı sağcı hakim karşısında |
||||||
“Fitne” adını verdiği filmle Müslümanların tepkisini çeken Hollandalı aşırı sağcı politikacı Geert Wilders’in halk arasında düşmanlık duygularına yol açmak suçundan yargılanmasına başladı. İslam karşıtı “Fitne” adlı filmiyle tartışmalara neden olan aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri Hollandalı politikacı Geert Wilders'in toplumun bir kesimine hakaret ederek toplum içinde düşmanlık duygularına sebebiyet vermek suçundan yargılanmasına başlandı. Mahkeme önünde Wilders'i destekleyen 200 kadar yandaşının destek gösterisi yaptığı bildirildi. Düşünce özgürlüğüne vurgu yapan Wilders hakkındaki suçlamaları geri çeviriyor. Duruşmada Wilders'i temsil eden avukatı Abraham Moszkowicz, müvekkilinin toplumsal tartışmaya önemli bir katkıda bulunduğunu belirterek, bunun hiçbir şekilde cezalandırılamayacağını savundu. Moszkowicz ayrıca Wilders'in seçilmiş bir parlamenter olarak yargılanamayacağını da dile getirdi. Büyük tartışma yaratmıştı İki yıla kadar hapis ve 10 bin Euro'ya kadar para cezasına çarptırılma talebiyle yargılanan Geert Wilders hakkında “Fitne” adlı filmi ve Müslümanlarla Kur'an-ı Kerim ile ilgili sözleri nedeniyle çok sayıda suç duyurusunda bulunulmuştu. Kur'an-ı Kerim'i Adolf Hitler'in “Mein Kampf – Kavgam” adlı kitabına benzeten ve Kur'an'ın yasaklanmasını isteyen Geert Wilders, ayrıca Hollanda'ya Müslüman göçünün yasaklanmasını gerektiğini söylemişti. “Fitne” adlı filminde insan hakları ihlalleri ve terörizmin kaynağı olarak Kur'an'ı gösteren aşırı sağcı politikacı, İslam dünyasının ayağa kalkmasına neden olmuştu. İtirazı reddedildi |