| Ülkeler haber, genel bilgi ve resimleri |
|
|
|||||||||||||
|
|||||||||||||
|
|
'İsrail'de Yahudi Hukuku geçerli olsun' |
||||||||||||
İsrail Adalet Bakanı Yaakov Neeman, ülkesinde Yahudi Hukuku Halaka'nın geçerli ve bağlayıcı olması gerektiğini söyledi. İsrail Ordu Radyosu'nun haberine göre Yaakov Neeman, hahamların organize ettiği Yahudi hukuku konulu bir konferensta yaptığı konuşmada, kutsal kitapları Tevrat'ın, "tüm sorunlarına kapsamlı çözümler getirdiğini" belirtti. Yaakov Neeman'ın konuşmasının, aralarında aşırı dinci Şas Partisi'nin dini lideri Haham Ovadia Yusuf'un da bulunduğu kalabalıkça alkışlandığı bildiriliyor. İsrail Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada bakanın sadece Yahudi hukukun devletin yaşamındaki önemi konusunda 'genel hatlar' içeren bir konuşma yaptığı savunuldu. Açıklamada, Yaakov Neeman'ın, sözleriyle, İsrail yasalarını Yahudi Hukuku'yla değiştirmeyi ima etmediği belirtildi. Neeman, ilk olarak 1996 yılında meclis üyesi olmamasına karşın, o dönemde de başbakanlık yapan Binyamin Netanyahu tarafından kabinede görevlendirildi. 1999'a kadar Adalet ve Maliye Bakanı olarak görev yapan Yaakov Neeman, geçen yıl yine Netanyahu'nun kurduğu hükümette kabinedeki ilk görevini üstlenmişti. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun sözcüsü Neeman'ın sözleriyle ilgili bir açıklama yapmadı. Muhalefetten tepki İsrail Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya karşın, ana muhalefetteki Kadima Partisi'nin lideri Tzipi Livni Yaakov Neeman'a tepki gösterdi. Tzipi Livni, Yaakov Neeman'ın yaptığı açıklamanın, demokrasiyi önemseyen her İsrailliyi üzmesi gerektiğini söyledi. Bir diğer muhalefet partisi Meretz'in lideri ve eski İsrail Tarım Bakanı Haim Oron ise ülkede "tedirgin edici bir Talibanlaşma eğilimi" gözlendiği uyarısında bulundu. İsrail'in nüfusunun yüzde 80'i Yahudi, yüzde 20'si ise çoğunluğu Müslüman Araplar. Ülkede halen Yahudi Hukuku sadece doğum, evlilik ve ölümle ilgil işlemlerde uygulanıyor. 08/12/2009 |
||||||||||||
|
Almanya'da Lübnan'dan çok Müslüman var |
||||||||||||
ABD merkezli düşünce kuruluşu Pew'un
açıkladığı bir rapora göre, 6 milyar 800 milyonluk dünya nüfusunun neredeyse dörtte biri (%23'ü) Müslümanlardan oluşuyor. (Rapor, nüfus yapısına odaklanan en kapsamlı çalışma olarak gösteriliyor.) Pew Din ve Kamu Yaşamı Forumu'nun üç yıl süren çalışmasının ürünü olan rapor, Müslümanların yüzde 60'ının Asya'da yaşadığını gösteriyor. Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaşayan Müslümanlar ise toplamın sadece yüzde 20'sini oluşturuyor. Müslümanların değişen dağılımı 232 ülkeden nüfus verilerini inceleyen araştırmacılar Müslümanların geleneksel dağılımının da değiştiğini gördü. Günümüzde Almanya'da Lübnan'dakinden daha fazla Müslüman yaşıyor. Rusya'daki Müslüman nüfus, Ürdün ve Libya'dakilerin toplamını aşarken, Çin'dekiler de Suriye'dekilerden daha büyük bir topluluk. Dünya genelinde Müslümanların yaklaşık beşte biri, yani 317 milyon kişi Müslüman nüfusun çoğunlukta olmadığı ülkelerde yaşıyor. Araştırmacılar bu kapsamda dünyanın en büyük üçüncü Müslüman topluluğuna ev sahipliği eden Hindistan'ın durumuna dikkat çekiyor. Burada yaşayan milyonlarca Müslüman, nüfusun ise sadece yüzde 13'ünü oluşturuyor. Küresel Müslüman Nüfus Haritası raporu, bu alanda şimdiye dek yapılan en kapsamlı çalışma olarak ifade ediliyor. Raporu inceleyen Princeton Üniversitesi'nden Amaney Jamal verilerin, "Araplar Müslümandır, Müslümanlar Araptır" şeklindeki önyargıları yıktığını söyledi. İslam, Hıristiyanlıktan sonra dünyanın en yaygın ikinci dini. Hıristiyanların sayısı ise 2 milyarın üzerinde. Kuruluş, gelecek yıl Hıristiyanlığın dağılımı üzerine de benzer bir araştırmaya hazırlanıyor. Şiiler yüzde 10 kadar Pew Forumu, raporda Sünni-Şii dağılımını da incelemeyi hedeflediklerini, ancak verilerin sınırlı olması nedeniyle umdukları ölçüde sonuç alamadıklarını belirtti. Bununla birlikte Şiilerin Müslümanların yüzde 10 ila 13'lük bir bölümünü oluşturduğu tahmin ediliyor. Şiilerin yüzde 80'i ise dört ülkede toplanıyor: İran, Pakistan, Hindistan ve Irak. Dünyadaki Müslümanların üçte ikisinin 10 ülkede yaşadığını belirten rapor, bunları Endonezya, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, İran, Türkiye, Mısır, Cezayir, Fas ve Nijerya olarak sıralıyor. Avrupa'da yaşayan 38 milyon Müslümansa, kıta nüfusunun yüzde beşini oluşturuyor. Pew Forumu gelecek yıl da bu verilerden hareketle Müslüman toplumların büyüme eğilimlerini ve gelecekteki konumlarını inceleyecek. 2009 |
||||||||||||
|
Helal gıdaya talep artıyor |
||||||||||||
Lahey’de geçtiğimiz günlerde yapılan Dünya Helal Forumu’nda Avrupa pazarında helal gıdaların satışında son yıllarda bir patlama yaşandığını gözler önüne serdi. Fransa’da ve İngiltere’de neredeyse yok satan helal gıdalar sayesinde gıda şirketleri de kazançlarına kazanç katıyor. Fransız gıda şirketi Nestle’nin Asya sorumlusu Frits Van Dijk, şirketin Avrupa’da helal gıda arzını artırmak istediğini açıkladı. Avrupa’da Almanya, Fransa ve İngiltere’nin helâl ürünler açısından yükselen piyasalar olduğunu kaydeden Dijk, “Almanya’da helal ürünleri küçük etnik ürünler satan marketlerde satışa sunmaya başladık. Son iki yıldır, İslami kurallara uygun yiyecek ve içeceklere büyük bir talep olduğunu görüyoruz. Avrupa’nın her yanından sipariş alıyoruz” dedi. 95 ayrı kuruluş, 95 ayrı logo Şirket, ürünlerinin İslami kurallara uygun olduğuna dair sertifikayı, helal ürünlere sertifika veren İslamic Food Council of Europa adlı kuruluştan almış. İslamic Food Council of Europa, yani Avrupa İslami Gıda Konseyi dünyada gıdalar helal sertifikası veren 95 kuruluştan biri. Ancak 95 sertifika kuruluşunun bulunması, 95 ayrı "helal" logosu anlamına geliyor. Henüz yeni kurulan Avrupa Helâl Ürünler Geliştirme Ajansı (European Halal Development Agency-EHDA) bu karışıklığın önüne geçmek amacıyla, Avrupa'da helâl ürünler için ortak satandartlar belirlenmesini hedefliyor. Ajansın başkanı Adel Sabır, bu standartlarının yakında yürürlüğe gireceğini açıkladı. Sabır, “Aslında bunun için konferansın başlangıç tarihi uygun görülmüştü. Ancak teknik nedenlerden dolayı, bu projeyi ertelemeye karar verdik. Gelecek yılın Mart ayından itibaren bu standartları oluşturabilmeyi ve bu alanda öncü bir rol üstlenmeyi umuyoruz. İlk olarak İngiltere’de başlayacağız, orada helal gıda konsepti anlaşıldı, hükümetle işbirliği içindeyiz" dedi.
Piyasanın yüzde 17'si helal Kurum yetkilileri, kendileri için en önemli olanın tüketicinin güvenini kazanmak olduğunu belirtiyor. Ajansın finans müdürü Peter Carr ise ortak standartlarla helal gıda piyasasına girmek isteyen şirketlere yardımcı olmak istediklerini de vurguladı. Carr, “Avrupa helâl standartlarında göz önünde bulundurulması gereken diğer bir nokta ise şirketlerin piyasaya girişine yardımcı olabilmek. Zira gıda üretiminin ticari tarafı hesaba katılmadığı sürece, biz de gerekli standartları piyasaya süremez ve kullanamayız” dedi. Helal ürünler halihazırda dünya çapında gıda piyasasının yüzde 17’sini oluşturuyor. 4 milyondan fazla Müslümanın yaşadığı Almanya’da da helal ürünlere olan talebin giderek artması bekleniyor. Ancak şu anda Almanya’daki süpermarket raflarında "helal" logolu ürünlere rastlamak pek de mümkün değil. 04/12/2009 |
||||||||||||
|
Minare tartışması yargıda sürecek |
||||||||||||
İsviçre’de minare
yasağına uluslararası tepkiler sürerken, hukuk tartışması
başladı. Anayasa nasıl değişecek, yasak AİHM’e hangi İsviçre hükümeti, referandumla ülkede yeni minare inşaatına yasak getirilmesinin ardından zor günler geçiriyor. İsviçre'ye uluslararası toplumdan eleştiri yağmaya devam ediyor. Türkiye Devlet Bakanı ve AB Başmüzakereci Egemen Bağış yasağın ardından "İsviçre Avrupa Birliği üyesi olsaydı böyle mantık dışı bir lekeye bulaşması söz konusu olmazdı." açıklamasını yaptı. Bağış ayrıca "Eminim bu yasak, İsviçre bankalarında paralarını bekleten Müslüman ülkelerdeki kardeşlerimizin kararlarını gözden geçirmesine vesile olacaktır." şeklinde konuştu. Yeşiller Partisi'nin Avrupa Parlamentosu üyesi Daniel Cohn-Bendit de hiçbir şey olmamış gibi davranılamayacağını belirterek, "Referandumun ekonomik sonuçlar yaratması, İsviçrelilerin durumun ciddiyetini daha iyi kavramasına vesile olacaktır." dedi. "Minare yapmak yasaktır" Halkoylaması sonucunun nasıl uygulanacağı henüz açıklık kazanmadı. İsviçre Anayasası din ve inanç özgürlüğünü teminat altına alıyor. Bu maddenin yanına şimdi de ‘minare yapmak yasaktır’, maddesi eklenecek. Konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yansımasının, İsviçre hükümetinin başını derde sokabileceği konuşuluyor. Uzmanlar Strazburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İsviçre’de yaşayan Müslümanlara ayrımcılık yapılmasını tasvip etmeyeceğine kesin gözüyle bakıyor. Ancak Alman İnsan Hakları Enstitüsü Başkanı Heiner Bielefeld, bunun tahmin edildiği kadar çabuk gerçekleşebilecek bir süreç olmadığını belirtti: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeden önce ulusal hukuki makamlara başvurmak gerekiyor. O yüzden bu konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önüne gelmesi zaman alacaktır. Ancak bu gerçekleştiğinde, Mahkeme'nin minare yasağının inanç özgürlüğüyle çeliştiği yönünde görüş bildireceğinden kuşkum yok." Avrupa Konseyi’nden ayrılması gerekebilir İsviçre, Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi’ni imzalayan ülkeler arasında yer alıyor. İsviçreli hukukçular Anayasa Mahkemesi’nin minare yasağını kaldırmaması durumunda, İsviçre’nin Avrupa Konseyi’nden ayrılması gibi bir durumla karşılaşılabileceğini belirtiyorlar. Bielefeld bu konuyla ilgili şunları kaydetti: "İnanç özgürlüğü birçok uluslararası beyannameyle güvence altına alınmıştır. Buna İsviçre'nin imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi de dâhil. Bu, Avrupa Birliği'nin değil, İsviçre'nin de dâhil olduğu Avrupa Konseyi'nin ortaya koyduğu hukuki bir belgedir." Bielefeld ayrıca insan hakları açısından inanç özgürlüğünün çok kapsamlı bir şekilde koruma altına alındığının da altını çizdi: "İnanç özgürlüğü başlığı altına; sadece bireysel inanış değil, aynı zamanda toplumsal inanış da girer. Ayrıca sadece inançla ilgili bireysel düşünceler değil, inancın toplumsal tezahürünün tanınması da, insan hakları açısından koruma altındadır." 02/12/2009 DW |
||||||||||||
|
İsviçre: 'minareler yasaklansın' dedi |
||||||||||||
İsviçre'de referanduma ilişkin ilk sonuçlar seçmenlerin ülkede yeni minare inşaasına yasak getirilmesi yönündeki teklifi onayladıklarına işaret ediyor. İsviçre'nin kuzey batısında Türk kültür merkezinin çatısına yerleştirilen minare. Arkaplanda da kilise var. Teklif, yıllardır göçmen karşıtı politikalar yapan ve minarelerin ülkenin İslamlaşmasının işareti olduğunu savunan sağcı İsviçre Halk Partisi tarafından gündeme getirilmişti. Teklife karşı çıkanlar ise, minare yasağının ayrımcılık anlamına geleceğini, kin ve nefret kışkırtıcılığına neden olacağını söylüyor. Hükümet de teklifin referandumda reddedilmesinden yanaydı. Ancak pazar günü yapılan oylamaya ilişkin sandık çıkış anketleri, seçmenlerin minarelerin yasaklanmasından yana olduklarını ortaya koydu. Kamuoyu yoklamaları teklifin az farkla reddedileceğini öne sürüyordu. 400 bin civarında müslümanın yaşadığı ülkede dört minare var. Yeni minare inşaatları için ruhsat taleplerinin genellikle reddedildiği biliniyor. Referandumu destekleyenlere göre, minareler şeriata dayalı bir ideoloji ve hukuk sisteminin güçlenmesini temsil ediyor. İlerici İslam Forumu'ndan Elham Manea da, yakın zamanda ülkede Sih tapınağı ile Sırp Ortodox kiliselerinin inşaa edildiğini hatırlatarak, tek başına minarelerin yasaklanmasının ayrımcılık olduğunu söyledi. Maneca, ''Eğer bana bütün dini yapılardan dini sembollerin yasaklanacağını söylerseniz, ben bunda bir sorun görmem. Ama eğer Hıristiyanları, Yahudileri, Sihleri değil yalnızca müslümanları hedef alıyorsanız, bu ben bunu bir sorun olarak görürüm. Çünkü bu ayrımcılıktır'' dedi. İsviçre'de Türklerin de bulunduğu müslümanların büyük çoğunluğu ise eski Yugoslavya kökenli. 29/11/2009 BBC Türkçe |
||||||||||||
|
Avrupa’da İslam korkusu |
||||||||||||
|
İsviçre’deki minare yasağı referandumuna halkın yüzde 58’inin destek vermesi Avrupa’da yankı buldu. Alman Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı Wolfgang Bosbach, İslamlaşma endişesinin ciddiye alınması gerektiğini söyledi.
400 bin Müslüman’ın yaşadığı İsviçre’de yeni minare yapımının yasaklanıp yasaklanmayacağına karar vermek amacıyla düzenlenen halkoylamasında seçmenin yaklaşık %58’inin yasağa destek vermesi farklı tepkilere yol açtı. 26 kantondan sadece dördünün yasağa karşı çıktığı referandumun sonucunu ‘sürpriz’ olarak değerlendiren Bern yönetimi İsviçre anayasasına, dini özgürlüklere ve ülkenin hoşgörü geleneğine aykırı olduğu gerekçesiyle minare yapımını yasaklatma girişimini reddettiğini bildirmişti. İsviçrelilerin %57’sinden fazlası ülkesinde minare görmek istemiyor. Yeni minare yapımının yasaklatılma girişiminin böylesine açık destek bulması İsviçre hükümetini ve parlamentosunu şaşırttı. Halkoylaması öncesinde yapılan son anketler yasaklatma girişiminin az farkla reddedileceğini göstermekteydi. İsviçre’nin Almanca konuşulan kantonlarında minare istemeyenlerin oranı ülke genelinin de üzerinde çıktı.
İsviçreli sağcılar memnun Referandum sağ popülist İsviçre Halk Partisi’ne yakın çevrelerin girişimiyle tertiplenmişti. Oylamaya önayak olan politikacılar sonuçtan son derece memnun olduklarını ve İsviçrelilerin minare yapılmasını ret etmekle ülkenin giderek İslamlaştırılmasına karşı olduklarını gösterdiklerini açıkladılar. Halk Partisi’nin önde gelenlerinden Walter Wobmann halkın nabzını iyi tutup ruh halini doğru kestirdiklerini söyledi: “Siyasi İslam'ın İsviçre’de de kök salmasını teşvik eden gelişmeyi önlemek istiyoruz. Diğer bazı Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi. Henüz başında olduğumuz gelişmeyi şimdi durdurabiliriz. ‘Minareleri durdurma’ girişimizin kabul edilmesi son derece açık bir mesajdır.” İsviçre hükümeti seçmene, halk girişiminin ret edilmesi çağrısında bulunmuştu. Bern yönetimi minare yapımının yasaklanmasına İslam ülkelerinin olumsuz tepki göstermesinden çekiniyor. Walter Wobmann ise referandum sonucunun İsviçre’nin dış itibarına gölge düşüreceği şeklindeki endişelere katılmıyor: “Toplum hayatının kurallarını koyma ve dilediğimiz gibi şekillendirme hakkımızı kullanabilmeliyiz. Yabancı ülkeler de bu açıdan bize hak vermeli. Biz başka devletlerin referandum sonuçlarını eleştiriyor muyuz?” Entegrasyon çabalarına darbe Britanya İslam Birliği’nin kurucusu Kemal Helbavi, El cezire televizyonuna verdiği mülakatta minare yasağına sert tepki gösterdi: “İslam’da minare mecburiyeti yoktur ama cemaatin ezanı duyup camiye gelmesine yarar. Avrupa’nın herhangi bir yerindeki minarenin halkın büyük çoğunluğunu rahatsız edeceğini sanmıyorum. Sorun zaten bu değil. Asıl mesele, toplumun bir bölümünün özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır.” Zürih Müslümanlar Cemaati Başkanı Taner Hatipoğlu ise minare yasaklatma girişiminin İsviçre’nin halk gruplarına nifak sokmak amacını güttüğünü belirtti: “Bu girişimle, kimsenin istemediği bir şeyi, yani Müslümanların sosyal entegrasyonunu olumsuz yönde etkilemeyi başardılar.”
Alman Hristiyan Demokrat Birlik partili meclis içişleri komisyonu başkanı Wolfgang Bosbach çeşitli gazetelere verdiği demeçlerde, İslamlaşma endişesinin ciddiye alınması gerektiğini ve Almanya’da da İslamlaştırılma kaygısının yaygın olduğunu, söyledi. Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat ise referandum sonucunun Avrupa toplumlarının henüz göçmen kabul etme olgunluğuna ulaşmadığını gösterdiğini, dile getirdi. İsviçre’de şimdi ne olacak? %50’nin üzerindeki halkoylamasına katılma oranı daha önceki referandumlardan yüksek çıktı. Diğer İsviçre partileri ilk tepkilerinde, halkın İslam'dan duyduğu korkuyu yeterince ciddiye almadıklarını ve siyasetin halkın güvensizliğiyle yakından ilgilenmek zorunda olduğunu duyurdu. Halkoylaması sonucunun nasıl uygulanacağı henüz açıklık kazanmadı. İsviçre Anayasası din ve inanç özgürlüğünü teminat altına alıyor. Bu maddenin yanına şimdi de ‘minare yapmak yasaktır’, maddesi eklenecek. Konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yansıması, İsviçre hükümetinin başını derde sokabilir. İsviçre, Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi’ni imzalamıştı. Strazburg’daki mahkemenin İsviçre’de yaşayan Müslümanlara ayrımcılık yapılmasını tasvip etmeyeceğine kesin gözüyle bakılıyor. İsviçreli hukukçular Anayasa Mahkemesi’nin minare yasağını kaldırmaması durumunda İsviçre’nin Avrupa Konseyi’nden ayrılması gibi bir durumla karşılaşılabileceğini belirtiyorlar. 30/11/2009 DW |
||||||||||||
|
İsviçre'de minareler yasaklanıyor DW |
||||||||||||
|
İsviçre'de bugün yapılan referandumda halkın büyük çoğunluğu minarelerin yasaklanmasını istedi. Bazı politikacılar kararın İslam aleminde protestolara yolaçmasından endişe ediyor.
İsviçre'de yapılan referandumda resmi olmayan sonuçlara göre yaklaşık 5 milyon seçmenin yüzde 57,5'u, cami minarelerinin yasaklanması yönünde oy kullandı. Haber ajansları sonucu 'sürpriz' diye nitelendirdi. Daha önce yapılan anketlerde, minarelerin yasaklanmasını isteyenlerin az bir farkla oylamayı kazanabileceğine işaret ediliyordu. Sonuç çoğu siyasi parti ve İsviçre hükümeti tarafından da 'sürpriz' olarak nitelendirildi. İnisiyatifin mimarı Halk Partisi Camilerin minarelerinin yasaklanması inisiyatifinin mimarı, muhafazakar İsviçre Halk Partisi. Halk Partisi, ülkenin islamlaşma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu iddia ederek, halka minarelerin yasaklanması yönünde oy kullanması çağrısı yapmıştı. İsviçre Halk Partisi üyesi Walter Wobmann, "Minareler kabul edilirse, bunun arkasından sıra müezzinlerin ezan okumasına gelir" şeklinde endişeler olduğu uyarısında bulunmuştu. Wobmann sonunda İsviçre'nin şeriat tehlikesiyle karşılaşacağını da öne sürmüştü. Başka bir şahin politikacı olarak tanınan parlamento üyesi Ulrich Schlüer de İsviçre'nin adım adım İslamlaştırıldığını, İsviçre halkının buna 'dur' deme zamanının geldiğini savundu. Halk Partisi'ne eleştiri Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından İsviçre medyasına demeç veren politikacılar, bunun politik bir oylama olduğu görüşünde birleşti. Bazı politikacılar, muhafazakar Halk Partisi'nin vatandaşları kaygılandıran bir kampanya yürüttüğünü, bu nedenle seçimlere katılımın yüksek olduğunu dile getirdiler. Diğer partiler yasaklama kararına karşıydı Minarelerin yasaklanmasına başta Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller olmak üzere çoğu siyasi parti karşı çıkmaktaydı. Siyasi partilerin yanı sıra ülkedeki dini cemaatler de minarelerin yasaklanması girişimine tepki göstermişti. Ülkede dört minare var 400 bin Müslümanın yaşadığı İsviçre'de toplam dört caminin minaresi bulunuyor. Hükümet şimdi minarelerin yasaklanması kararının protestolara yolaçmasından endişe ediyor. Hükümet, yasaklama kararının islam aleminde tepkilere neden olabileceği uyarısında bulunarak, ülkede terör saldırıları düzenlenebileceği endişesini dile getirdi. 29/11/2009 DW |
||||||||||||
|
İsviçre’de minareler için referandum |
||||||||||||
![]() Bir Avrupa ülkesinin bugüne kadar böyle bir konuda halkoylamasına gittiği vaki olmamıştır: İsviçre’de inşa edilen camilerin minaresi yasaklansın mı, yasaklanmasın mı? Referandum Pazar günü... Siyasi gözlemciler, İsviçre’deki cami minarelerine ilişkin yapılacak referandumun, bir anlamda Avrupa’nın göbeğindeki bir Hrıstiyan ülkede yaşayan yaklaşık 400 bin Müslümanın topluma ne ölçüde uyum gösterdiğine de ışık tutacağını belirtiyorlar. İsviçre kamuoyunda haftalardan, hatta aylardan beri dini inançlar, hoşgörü, terörizm ve toplumun İslamlaştırılması gibi konular etrafında tartışma yürütülüyor. Bu konuda halk oylamasına gidilmesi için sağ eğilimli bazı politikacılar başı çekiyor. Minare karşıtı girişime İsviçre’nin en büyük siyasi partisi olan milliyetçi-muhafazakâr İsviçre Halk Partisi’nden de destek geliyor. Kiliseler Müslümanlardan yana Bu parti dışındaki tüm siyasi partiler, İsviçre hükümeti, Parlamento ve de kiliseler Müslümanlardan yana görüş bildiriyor. Öyle ki İsviçre Protestan Kiliseler Birliği, Katolik Kilisesi ve Yahudi Cemaati, bu girişimin din özgürlüğüne saldırı anlamına geleceğini gerekçe göstererek, uyarıda bulunuyorlar. Ülkedeki ekonomi çevreleri de bu girişimle dış dünyaya açık bir ülke olan İsviçre’nin imajının zedeleneceğini belirtiyorlar, ayrıca olası bir minare yasağının İsviçre ürünlerinin boykot edilmesine yol açacağından da endişe ediyorlar. İsviçre İslamlaşıyor iddiası Minarelere karşı çıkanların başında gelen İsviçre Halk Partisi üyesi Walter Wobmann, “minareler kabul edilirse, bunun arkasından sıra müezzinlerin ezan okumasına gelir” şeklinde endişeler olduğu uyarısında bulunuyor. Wobmann’a göre bunun arkasından da şeriat tehlikesi bulunuyor. Başka bir şahin politikacı olarak tanınan parlamento üyesi Ulrich Schlüer de İsviçre’nin adım adım İslamlaştırıldığını, İsviçre halkının buna dur deme zamanının geldiğini şu sözlerle savunuyor: "Minare dini bir sembol değil. Şeriat kanunları ile İsviçre yasalarını aynı noktada buluşturmak için kullanılan siyasi bir simge. Ancak şeriat kanunları İsviçre hukukuna çok büyük bir tezat oluşturuyor. Asıl sorun bu." Ancak gözlemciler İsviçre Müslümanlarının 1962’den bu yana sadece dört minare inşa ettiklerine, yeni bir cami minaresi yapılmasına da bundan yalnızca bir süre önce izin çıktığına işaret ediyorlar. İslam karşıtı kampanya Minare karşıtları mesajlarının İsviçreliler tarafından iyi algılanması için “roketli” afişlerini de her yere yapıştırıyorlar. Bu afişin üzerinde bir tarafta siyah çarşafa bürünmüş bir kadınını resmi, diğer yanda göğe uzanan roket biçimindeki minareler yer alıyor. Ve roketlerin karanlık gölgesi İsviçre bayrağını kapatıyor. Sadece girişim karşıtları değil, BM İnsan Hakları uzmanları bile bu afişi “kışkırtma” olarak algılıyor ve eleştiriyor. 8 milyon nüfuslu İsviçre’de yaşayan 400 bin kadar Müslüman ise uçuk olarak nitelendirilen bu kampanyayı korku ile izliyor. Ülkedeki Müslüman sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal ve dinler arası diyalog çerçevesinde faaliyette bulunan tüm Müslümanların ayrımcılığa uğradığını belirtiyorlar. Zürih Müslümanlar Cemaati Başkanı Taner Hatipoğlu şunları söylüyor: "Minare inşaatını durdurmak istiyorlar. Buna gerekçe olarak da Müslümanların neden olduğunu düşündükleri tüm diğer sorunları öne sürüyorlar. Eğer halk "minare yasağına evet" derse, sorunlar çözülmeyecek. Öne sürdükleri sorunlar çözülecek olsa, yasağı ilk ben kabul ederdim. Kampanya, İslamiyet ve Müslümanlara saldırı amaçlı kullanılıyor. Buradaki temel sorun, Müslüman cemaatin önemsizmiş gibi gösterilmesidir ve bence bu, tehlikeli bir girişim." 27/11/2009 de-world Aşırı sağcıların işi AFİŞİ hazırlayan kurum olarak “İslam Sorunları Komitesi” adlı bir grubun adı bulunuyor. Grubun arkasında ise aşırı sağcı Halk Partisi’ne (SVP) yakınlığıyla tanınan David Luyet çıktı. David Luyet’nin aynı zamanda koyu tutucu Katolik Econe-Kardeşler tarikatıyla bağlantısı olduğu belirlendi. |
||||||||||||
|
İrlanda kilisesine taciz suçlaması |
||||||||||||
İrlanda'da çocuklara cinsel taciz iddialarıyla ilgili soruşturma raporunda, kilise ve polis yetkilileri taciz olaylarının üstünü örtmekle suçlandı. Soruşturmada, kilise ve devlet yetkililerinin 46 rahibe karşı getirilen çocuk tacizi iddialarını nasıl araştırdığı incelendi. Soruşturma raporunda kilisenin kendi itibarına, bakımı üstlenilen çocukların korunmasından daha çok önem verdiği belirtildi. Ayrıca devlet yetkililerinin kilisenin taciz olaylarının üstünü örtmesini kolaylaştırdığı kaydedildi. 'Hiçbir özür yeterli olmaz' Raporla ilgili konuşan Dublin Başpsikoposu Diarmuid Martin, "Hiçbir özür yeterli olmaz. Tacize uğrayan herkese özürlerimi, duyduğum acıyı ve utancımı sunuyorum" dedi. Martin ayrıca 'başpsikoposluğa bağlı çok sayıda iyi rahibin' bu utancı paylaştığını ekledi. Soruşturmada 1975'ten 2004'e kadar uzanan dönem incelendi. Raporda, açılabilecek davaların kaçınılmaz olarak beraberinde getireceği halk öfkesinden kaçınmaya, tacizcilerin bu suçu tekrar işlemelerini önlemekten daha çok önem verildiği belirtildi. Taciz vakalarını adli makamlara bildirmek yerine, taciz yapan papazların bir kiliseden diğerine atandığı ve böylece kendilerinden hiçbir şüphe duymayan yeni kurbanlar buldukları kaydedildi. Dört başpsikoposa suçlama Raporda, 1973'te ölen başpsikopos John Charles McQuaid, 1984'te ölen başpsikopos Dermot Ryan, 1987'de ölen başpsikopos Kevin McNamara ve emekli Kardinal Desmond Connell'in yetkili makamlara tacizcilerle ilgili bilgi vermediği belirtildi.
Soruşturma raporunda ayrıca, yetkili makamların özellikle de polisin kiliseyle kurduğu sıcak ilişkiler de eleştirildi. Üst düzey polis yetkililerinin rahiplerin kendi yetki alanlarının dışında gördüğü, bazı polis yetkililerinin de taciz iddialarını araştırmak yerine, bu iddiaları kiliseye bildirdiği ifade edildi. Soruşturma raporunun hazırlanması talimatını veren İrlanda Adalet Bakanı Dermot Ahern durumu 'çocukların durumunun hiç düşünülmediği hayret verecek düzeyde büyük bir skandal' olarak tanımladı. 'Hesap verecekler' Bakan Ahern ayrıca üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, sorumluların adalet önüne çıkartılacağını söyledi. Soruşturma komisyonu, 320 çocuğun 46 rahip hakkında yaptığı taciz iddilarını inceledi. Bu 46 rahipten 11'i taciz iddialarından suçlu bulundu. Erkek çocukları tarafından yapılan taciz iddialarının, kız çocukların iki katı olduğu kaydedildi. 27/11/2009 BBC Türkkçe |