HAZER.TV

Ülkeler haber, genel bilgi ve resimleri

Aktüel Haber

Haberler

Cennet Gölgesi

HayAllah.net

Yaratan'ın İmzaları

Aktüel

Yaşam

Din

Sağlık

Rejim

Cinsel sağlık

Sinema

Sanat

Moda

Fashion

Resim Şov

Video

Resim İndir

Din Konulu haber ve araştırmalar-7

Esma'nın Mücadelesi

Doğa Olayları

Pompei

Ayasofya

 

Önceki sayfalar:

dini konular 1

İslam aleminden 1001 İcat

İslam aleminin bilime katkısı Londra'daki Bilim Müzesi'nde bu hafta açılan "1001 İcat:

Müslümanlığın Bilim Mirası" adlı yeni bir sergi ile yeniden gündeme taşındı.

Filli saat maketi  
Filli saat 800 yıllık bir tasarım  

Sergide, 700-1700 yılları arasındaki bin yıllık döneme ait, Ortaçağ'da Arap doktorların, gökbilimcilerin kullandığı araç gereçten, 13. yüzyılda bugün Türkiye'de bulunan Cizre'de yapılmış bir saate kadar bir çok ilginç tasarım var.

Filli saat, aslında serginin en dikkat çeken parçalarından

1206'da tasarlanıp yapılmış olan orijinal saatin maketi, altı metre yüksekliğinde.

Dev bir fil yontusunun üzerine oturtulmuş saatin akrep ve yelkovanı ejderhalara benzetilmiş. Ayrıca saat başlarının vuruşuyla birlikte hareket eden sarıklı bir takım robotlar var. Saat, daha önce antik Yunan'da da kullanılan bir su düzeneğiyle çalışıyor.

Serginin hem fikren doğuşunda hem fiilen gerçekleşmesinde önemli rol oynayan Profesör Salim el Hasani bu tasarımı şu sözlerle anlatıyor:

"1200'lerde, Türkiye'nin güneyinde; Irak'ın biraz kuzeyinde bulunan Cizre'de, İsmail Ebul aziz Bin Rezzaz El Cizirî tarafından tasarlanıp yapılmış. Çeşitli medeniyetlerin, insanlığın gelişmesine katkısını sembolize ediyor. El Cizirî kendi yaşadığı yerin doğal ortamında böyle bir hayvan olmamasına rağmen, saati bir filin üzerine oturtmuş, bu Hint medeniyetini simgeliyor. Filin karnına yerleştirilen ve saati çalıştıran su düzeneği antik Yunanı, inip çıkan ejderhalar Çin'i, sarıklı robotlar İslam dünyasını, kalenin üzerinde duran Zümrüd-ü Anka kuşu da antik Mısır medeniyetini temsil ediyor. Kısacası medeniyetler saati diyebiliriz buna..."

Profesör Hasani aslında sergilenenlerin "İslam bilimi diye nitelenmesine de karşı. "Çünkü, bilim bilimdir. Bilimin Hristiyanı, Müslümanı, Yahudisi olmaz. Müslüman fizik, hristiyan fizik ayrımı yoktur mesela." diyor.

"Ama, bizim burada vurgulamak istediğimiz, tarih boyunca, dini inançları ile bilimsel araştırma arasında herhangi bir çelişki görmemiş çok sayıda Müslüman bilim adamı olduğudur. Bilim, Çinli, Hintli, Yunan, Müslüman, Hristiyan, Musevi herkesçe geliştirilmiş ve birbiriyle uyum içinde alıp verilmiştir. Bu serginin ana fikri de bu. O nedenle belki sergiye, "İslamî bilim" değil, "İslam aleminde bilim" demek daha doğru olacaktır."

Serginin bir amacı da genç nesilleri bilime yönelmeye teşvik etmek, bu nedenle eserlerin hem eğitici hem de eğlendirici olmasına çalışılmış.

Bilim müzesinin koleksiyonu da katıldı

Sergi Londra Bilim müzesinin kendi koleksiyonu değil, ama müze de sergiye bir kaç parça eklemiş.

Bilim Müzesi'nin yöneticilerinden Yasmin Han için sergiye sundukları cam imbik değerli parçalardan biri.

Orta Doğu'da türünün bugüne kadar kalabilmiş en eski örneklerinden biri olan 10 ila 12. yüzyıl eseri imbiğin kimyasal damıtma işlemlerinde, özellikle parfüm üretiminde kullanıldığı düşünülüyor.

Bunlar arasında yıldızların yerlerini gösteren ve kıblenin yönünün ve namaz saatlerinin belirlenmesinde kullanılan bir disk şeklindeki usturlaplar da var.

17. yüzyıldan kalma Cebir'in tarihini anlatan bir kitap da Han'ın gururla tanıttığı parçalardan.

"El cebir aslında arapça bir kelime, dengenin kurulması, denklemin eşitlenmesi anlamına geliyor. Yazar John Harris, kitabında nefis bir dille cebirin nasıl medeniyetten medeniyete geçtiğinin hikayesini anlatıyor. Hindistan'dan, Farslara, oradan Araplara, giderek Avrupa'ya ve İngiltere'ye kadar yolculuğunu takip ediyor."

Peki İslam alemi, nasıl oldu da yüzlerce yıl bilimde oynadığı öncü rolü kaptırdı?

Profesör Salim el Hasani bilimsel gelişimi bir döngü olarak tarif ediyor.

"Bilimin tarih içinde, medeniyetler arasındaki seyahati, tamamen kendine özgüdür. Sıra Avrupa'ya, Avrupa rönesansına gelmişti bu döngü içinde. Kuşkusuz tarihin döngülerinin yanında başka faktörler de vardır ve uzmanlar bunlar üzerinde durabilir."

"Ama biz bu sergiyle, yüzlerce yıl önce sağlanmış ilerlemelerin hala ne kadar heyecan verici olduğunu, yeni kuşakların günlük yaşamlarını hala nasıl etkilediğini, bir yandan onlara ilham verdiğini bir yandan da başka kültürleri, halkları ve tarihi daha iyi anlamalarına yardımcı olduğunu göstermeye çalıştık."

21 Ocak - 25 Nisan arasında devam edecek ücretsiz sergiye 25 Şubat 12 Mart arasında ara verilecek.

21/01/2010 BBC Türkçe

Papa'nın Sinagog Ziyareti Protesto Edildi

 

Papa Benedict'in Pazar günü Roma’da bir sinagoğa yapacağı ziyaret bazı Yahudiler’in tepkisine yol açtı. Ünlü bir hahambaşıyla Nazi vahşetinden kurtulmuş bir İtalyan Yahudisi ziyareti boykot etti. Hahambaşı Giuseppe Laras ile temerküz kampı mağduru Piero Terracina, Vatikan’ın Yahudi karşıtı bir tutum izlediği gerekçesiyle ziyareti protesto edeceklerini açıkladı.

Protesto kararının bir nedeni, Papa Benedict’in, İkinci Dünya Savaşı yıllarında papalık yapan 12. Pious’u aziz yapmak istemesi.

Bazı Yahudiler Vatikan’ı Yahudi soykırımına seyirci kalmakla suçlarken; bazıları, geçmişin unutulması ve Katoliklerle dostluk ilişkisi kurulması gerektiğini savunuyor.

Vatikan soykırıma müdahale etmediği yolundaki suçlamaları reddediyor binlerce Yahudi’nin Katolik kiliseleri ve manastırlarına sığındığını  ileri sürüyor. 15/01/2010

 

'Artık 'Allah' diyebilirsiniz'

 
Malezya mahkemesi,
Hristiyanların 'Allah' kelimesini kullanabileceğine karar vererek,
hükümetin bu konudaki yasağının kanunsuz olduğunu ilan etti.

Kuala Lumpur Yüksek Mahkemesi, Hristiyanların Allah kelimesini kullanmasının anayasal hakları olduğunu vurgulayarak, hükümetin Müslüman olmayanların Allah kelimesini kullanmasını yasaklamasının yasa dışı olduğunu bildirdi.

Malezya'daki Roman Katolik Kilisesi 2007 sonunda, hükümetin Müslüman olmayanların yayınlarında Tanrı kelimesini Allah olarak çevirmelerini yasaklaması üzerine dava açmıştı.

Hristiyanlar, azınlık gruplarının dini mağduriyetlerinin sembolü haline gelen davadan sonra, mahkemenin kararının Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede dini özgürlük için zafer olduğunu belirtti.

Malezyalı yetkililer, Allah kelimesinin İslami bir kelime olduğunu ileri sürerek, Tanrı'yı ifade etmek için sadece Müslümanlar tarafından kullanılabileceği ve diğer dinlerce kullanımının yanlış olacağında ısrar ediyordu.

31/12/2009 msn

Karikatüriste suikast girişimi

 

Danimarka'da çizdiği Hz. Muhammed karikatürleriyle

Müslüman dünyasında tepkilere yol açan karikatürist

Kurt Westergaard'a yönelik bir suikast girişimi engellendi.

Danimarka Gizli Servisi, karikatürist Westergaard'a yönelik suikast girişiminin son anda engellendiğini açıkladı. Kısa adı PET olan Gizli Servis'in Başkanı Jacob Scharf, polisin, Westergaard'ın Aarhus'deki evine bıçak ve baltayla girmeye çalışan 28 yaşındaki bir Somalili'yi dizinden ve elinden vurduğunu söyledi. Polisi eve Westergaard'ın çağırdığı, karikatüristin daha sonra da evindeki özel güvenli odaya sığındığı belirtildi. Zanlının Westergaard'ın ardından bu güvenli odaya girmeye çalıştığı ve kapıda "intikam" ve "kan" diye bağırdığı vurgulandı. Zanlının kendisine müdahale eden polise saldırması üzerine vurulduğu kaydedildi. Saldırının ardından karikatürist Westergaard polis tarafından güvenli bir yere gönderildi.     

Terör bağlantılı

Scharf saldırının, "terör bağlantılı" olduğunu kaydederek, zanlının Somali'deki aşırı dinci Eşşaab örgütü ve Afrika'nın doğusundaki El Kaide liderleriyle yakın ilişkileri olduğunu söyledi. Scharf, Danimarka'da oturma izni bulunan Somalili zanlı hakkında cinayete teşebbüs suçundan yargılanacağını ifade etti. Bugün nöbetçi hakim karşısına çıkarılan eve girdiğini ancak amacının zanlıyı öldürmek olmadığını savundu. Hakim zanlının ilk aşamada 27 Ocak'a kadar tutuklu kalmasına karar verdi.   

İslam dünyasında protestolara neden olmuştu

Aralarında Kurt Westergaard'ın da bulunduğu Danimarkalı karikatüristlerin Hz. Muhammed'e hakaret içeren 12 karikatürü ilk kez 2005'te bir Danimarka gazetesinde yayımlanmıştı. Daha sonra karikatürlerin başka ülkelerde de yayımlanması İslam dünyasında protesto gösterilerine yol açmıştı. Karikatürlerden birinde, Hz. Muhammed altında bomba saklanan bir başörtüsüyle çizilmişti. Karikatürleri yayımlayan Jyllands-Posten gazetesi uzun süre tehdit edilmiş, bu nedenle polis korumasına alınmıştı. Karikatürleri protesto için birçok ülkede düzenlenen protesto gösterilerinde toplam 150 kişi hayatını kaybetmişti.

02/01/2009

Papa kararnamesine Yahudiler’den tepki

Papa 12’nci Pius  
  Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Genel Sekreteri Stephan Kramer

Papa 16’ncı Benedikt’in, uygulamaları tartışmalı bir Papa olan 12’nci Pius’a ilişkin aldığı kararla İsrail ve Almanya Yahudileri’nin tepkisini çekti.

Katolik Kilisesi’nin lideri Papa 16’ncı Benedikt’in 2’nci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere karşı soykırım uygulayan Nazi Almanyası’na ses çıkarmadığı iddia edilen 12’nci Pius ve selefi 2’nci Jean Paul’e azizlik yolunu açacak kararnameyi imzalaması, Almanya Yahudileri Merkez Konseyi'nin tepkisine yol açtı.

Almanya Yahudileri Merkez Konseyi Genel Sekreteri Stephan Kramer, “Vatikan'ın adımından üzüntü ve kızgınlık duyduğunu” söyledi.

“Nazi döneminin gerçekleri ters yüz edilmek isteniyor” diyen Kramer, Katolik Kilisesi'nin tarihi yeniden yazmak istediği görüşünü savundu. Kramer, “Papa 16’ncı Benedikt’in bu konuda ciddi bir bilimsel tartışmaya izin vermemesi kabul edilebilir bir tutum değil” diye konuştu. 

Azizlik yolu açıldı

Papa 16’ncı Benedikt’in cumartesi günü imzaladığı belge uyarınca, her iki papaya da “kahramanca erdemlere sahip oldukları” gerekçesiyle “ululuk unvanı” verildi. Söz konusu unvanı iki papanın aziz ilan edilmesi yolunda önemli bir adımı teşkil ediyor. Her iki papanın aziz ilan edilebilmeleri için “mübareklik” unvanını da edinmeleri yeterli olacak.

Papa 12'nci Pius 1939`dan ölümü 1958`e kadar Papalık görevini yürüttü. 12'nci Pius, milyonlarca Yahudinin Nazi Almanyası tarafından öldürülmesine seyirci kalmakla suçlanıyor.  Vatikan ise 12'nci Pius'un sessiz diplomasiyle Yahudilere yardımcı olmaya çalıştığını savunuyor. Papa 12'nci Pius ile ilgili gelişmeler Vatikan ile İsrail arasında da kriz yaratmıştı.

21/12/2009

Tsunami felaketi unutulmadı

 
 

5 yıl önce Güneydoğu Asya'da meydana gelen tsunami felaketinde hayatını kaybedenlerin yakınlarının acıları hâlâ çok taze. Onlara psikolojik destek amacıyla, "Sonuna kadar umut" adlı bir proje yürütülüyor.

26 Aralık 2004 tarihinde, Güneydoğu Asya’da yaşanan tsunami felaketi dünya genelinde büyük bir yankı uyandırmıştı. Yüzyılın felaketi olarak adlandırılan tsunamide 300 bine yakın kişi hayatını kaybetti. Dünyanın dört bir yanından Noel tatilini geçirmek için Güneydoğu Asya'nın gözde turizm beldelerine giden onbinlerce tatilci, kendini bir anda felaketin pençesinde bulundu. Sadece Almanya 552 kayıp verdi. Felaketten beş yıl sonra, Güney Asya’daki tatil cennetleri âdeta baştan yaratıldı. Ancak hayatta kalanlar ve kurbanların yakınları için tsunami felaketi, asla kapanmayacak derin yaralar açtı. Felaketin mağdurlarına psikolojik destek vermek amacıyla, Almanya’daki Protestan kilisesi tarafından “Sonuna kadar umut” adlı bir proje yürütülüyor.

Adam adlı Alman genci de okyanus ötesi ülkelerde ilk tatilini yapıyordu ve bunun için yıllarca para biriktirmişti. Annesiyle telefonda konuşurken, heyecanlı bir şekilde Tayland’daki denizin ne kadar muhteşem olduğunu anlatıyordu. Ancak 25 yaşındaki genç öğrenci üç gün sonra, kız arkadaşıyla birlikte sel sularında hayatını kaybetti. Olaydan dokuz ay sonra ise Adam’ın giysileri bulundu. Fakat cesedi hiçbir zaman teşhis edilemedi. Anne Halina Schejok için en zor olanı da buydu:

“Onu her yerde aradım. Sokakta, evde, alışveriş merkezlerinde, her yerde onu görüyordum.“

Oğlunun öldüğü yerde…

1990 yılından beri ailesiyle Almanya’da yaşayan Polonyalı Halina, dört yıl boyunca, Adam’ın günün birinde ansızın çıkıp gelmesini beklemiş. Bu bekleyişe artık daha fazla tahammülü kalmadığında ise eşi ve kızıyla birlikte geçen yıl Noel’de Tayland’a gitmişler. Oğlunun hayatını kaybettiği yere, onun kaldığı otele...

“Odanın, hiç değişmeden aynı kaldığını öğrendik. Kapının önündeydik ve ben kapıyı okşadım. Hemen odaya girmek, orada oturup kalmak istedim. Ancak yapamadık çünkü odada başkaları kalıyordu.“

Kurbanların yakınlarına psikolojik destek

Bu, oldukça cesaret isteyen bir seyahat. Aslında Halina Schejok, “Sonuna kadar umut” adlı proje olmasaydı böyle bir seyahate cesaret edemezdi. Proje, Protestan kilisesi ve Alman Kızıl Haç Örgütü işbirliğiyle 2004 yılı Aralık ayında başlatıldı. Yaklaşık 70 danışman, hayatını kaybeden 552 Alman’ın geride kalan yakınlarına psikolojik destek veriyor. Onlarla ilgileniyor, evlerinde ziyaret ediyor, yakınların bir araya geldiği toplantılar düzenliyor ve anma törenleri yapılıyor. Danışmanlar ayrıca, onlarla daha önce üç kez Tayland’a gidip, Khao Lak sahiline çiçek bırakmışlar. Proje direktörü Joachim Müller de bu trajik olayda yakınlarını kaybeden pek çok kişiye eşlik etmiş:

“Bu çiçek buketleri de suların derinliklerine gömüldü. Ancak sâkin şekilde yükselen suların altına... Bu, denizin aynı zamanda dingin olabileceğinin de sembolüydü. Yani bu dehşet verici denizin farklı bir yüzünü görmekte de mümkün oldu."

Çoğu yakınlarının ölümüne tanık oldu

Bu felaketten sağ kurtulan çoğu kişi eşlerinin, çocuklarının ölümüne tanıklık etmişti. Halina Schejok, doğrudan böyle bir şey yaşamadığı için minnettar:

“Orada durdum ve Tanrı’nın sözlerini düşündüm. Tanrı bizi terk ettiği için sürekli öfke içerisindeydim. Neden benim oğlumu almıştı, bunu bize neden yapmıştı? Ancak daha sonra bu yerde, Tanrı’nın aslında bizi terk etmediğini anladım. Tam aksine bize eşlik ediyordu ve bu, her şeye katlanmamıza yardımcı oluyordu. Ben de çaba gösteriyorum.” 17/12/2009 DW

Batı Şeria'da cami saldırısı

 

İsrailli yerleşimciler,
Kudüs'te Netanyahu'nun kararını protesto etmişti

İsrail işgali altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde, Nablus yakınlarındaki bir köyün camii kundaklandı.

 Saldırının ardında Yahudi yerleşimcilerin bulunduğundan kuşkulanılıyor.

Saldırganlar cami içinde, dini kitapların bulunduğu bir kütüphaneyi ve halıları ateşe verirken duvarlara İbranice yazılar yazdı.

Yazıda "Bu cami Efi tarafından yakılmıştır" deniyor. Efi, İbranice bir isim.

Köylüler saldırının gece saat 2'de düzenlendiğini söylüyor.

Video görüntüleri

Olayın ardından, Yasuf köyünün Filistinli sakinleri, saldırıyı soruşturan İsrail askerleri ile kısa bir süre karşı karşıya geldi.

Batı Şeria'daki yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarında son dönemde bir artış gözleniyor.

Bu olaylardan bazılarında kaydedilen video görüntüleri, kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.

Ramallah'tan bildiren BBC muhabiri Bethany Bell, olayın İsrail ordusu tarafından kınandığını söylüyor.

Yasuf köyü, bir Yahudi yerleşimi olan Tupah'ın yakınlarında bulunuyor.

Yerleşimcilerin tepkisi

Batı Şeria'daki yerleşimci grupları, Çarşamba günü Kudüs'te düzenledikleri gösteri ile başbakan Netanyahu'nun Batı Şeria'daki yerleşim yeri inşaatlarını yavaşlatma kararına sert tepki göstermişti.

Başbakan Netanyahu, Doğu Kudüs hariç olmak üzere, Batı Şeria'da yeni yerleşimci evleri inşa ruhsatlarına 10 ay süre ile ara verilmesi talimatını vermişti.

ABD ve Filistinliler, yerleşim yeri inşaatlarının tümüyle dondurulmasını talep etmişti.

Filistinli yetkililer inşaatlar tümüyle durdurulmadan barış görüşmelerine yeniden başlamayı reddetmişlerdi.

'Yeterince araştırılmıyor'

İsrailli insan hakları grupları, polisi ve orduyu, Yasuf köyündeki gibi olayları gerektiği karar ayrıntılı bir şekilde soruşturmamakla suçluyor.

Bu gruplardan birinin raporuna göre yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik düzenlediği iddia edilen saldırılarının onda dokuzunda, hiç kimse resmen suçlanmıyor.

Sertlik yanlısı bazı yerleşimciler, İsrail hükümetinin yerleşimcileri tehdit eden herhangi bir kararı karşısında, Filistinlilere karşı misilleme eylemleri düzenlenmesini savunuyor.

İsrail devlet radyosunun haberine göre Yasuf'taki camiin duvarlarına yazılan yazılardan birinde "Bedel ödemeye hazır olun" ifadesi yer alırken, bir diğer yazıda "Hepinizi yakacağız" deniyor.

Kudüs dahil olmak üzere Batı Şeria'daki tüm Yahudi yerleşimleri, uluslararası hukuka göre yasadışı olsa da İsrail yönetimi bunu kabul etmiyor.

11/12/2009

Sarrazin'den başörtüsü açıklaması

 

 

 

 

 

 

"Ağzımdan çıkanı, kulağım duymadan, ne düşündüğümü
nasıl bilebilirim?"

 

 

 

Berlin'deki Arap ve Türk göçmenler hakkındaki sözleriyle büyük tepkiye yol açan Alman Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin, Alman okullarında öğrencilerin başörtüsü takmasının yasaklanmasını istedi.

Bild gazetesinde çıkan habere göre Sarrazin, “başörtüsü dini değil siyasi semboldür. Avrupa'da artan oranda Müslüman var, bu, sorunlara yol açıyor.

Müslümanların gelişi sınırlandırılmalı.

Okullarda sadece Almanca konuşulmalı” diye konuştu.

 

12/12/2009

İlk çarşaflı Sunucu

 

Suudi Arabistan, ilk kara çarşaflı kadın televizyon sunucusuyla tanıştı. Ancak eleştiriler de beraberinde geldi.

BBC´nin haberine göre, Suudi Arabistan´da yayın yapan Awtan TV, yüzü bile görünmeyen kara çarşaflı bir katdın sunucuyu ekrana çıkararak, televizyonlardan “kara çarşaflı anchorwomanö devrini başlattı.

Ola el-Barki isimli kadın sunucu “Musabkat Banatö isimli bir sabah programı yapıyor. El Barki´nin stüdyosunda da tamamen kadın set görevlileri ve kameramanlar çalışıyor.
BBC´ye göre Ortadoğu´da 60´a yakın dini kanal bulunuyor ve bunların hiçbirinde kadın sunucu çalışmıyor. Awtan TV, kara çarşafla da olsa bir kadın sunucuyu çalıştıran ilk dini kanal oluyor.
YÜZ İFADESİ GÖRÜNMÜYOR ELEŞTİRİSİ

Televizyon eleştirmenleri, televizyon programlarında yüz ifadesinin seyirciyle bağ kurmada kilit önem taşıdığını savunarak programı eleştirirken, El Barki, seyirciyle ilişki kurmanın tek yolunun yüz ifadeleri olmadığını iddia ediyor ve seyircilerden çok olumlu tepkiler aldıklarını söylüyor.

Kara çarşaf sayesinde “programla ilgisi olmayan süslenme vb gibi şeylerle uğraşmak zorunda kalmadığını ve kendisini tamamen programa verebildiğini savunan kadın sunucu, “Biz, makyaz yapıp kendimizi güzel kadınlar olarak sunmuyoruz. Bizim seyircimiz sadece söylediklerimizle, fikirlerimizle ve savunduklarımızla ilgileniyorö dedi.

BBC, kara çarşaf konusunun müslüman din adamlarını da ikiye böldüğünü yazdı. BBC´ye göre, ünlü Mısırlı din adamı Şeyh Muhammed Tantavi, kara çarşafın “İslam´la ilgisi olmayan bir gelenek" olduğuna dair bir fetva yayınlayacağını söyledi. Müslüman din adamlarının büyük bir bölümünün Şeyh Tantavi ile aynı fikirde olduğunu belirten BBC, yine de bu çıkışın yeni tartışmaların fitilini ateşleyeceğini savundu.

12/12/2009

'İsrail'de Yahudi Hukuku geçerli olsun'

  İsrail Adalet Bakanı Yaakov Neeman
 

Neeman'ın sözleri eleştiri
konusu oldu

İsrail Adalet Bakanı Yaakov Neeman, ülkesinde Yahudi Hukuku Halaka'nın geçerli ve bağlayıcı olması gerektiğini söyledi.

İsrail Ordu Radyosu'nun haberine göre Yaakov Neeman, hahamların organize ettiği Yahudi hukuku konulu bir konferensta yaptığı konuşmada, kutsal kitapları Tevrat'ın, "tüm sorunlarına kapsamlı çözümler getirdiğini" belirtti.

Yaakov Neeman'ın konuşmasının, aralarında aşırı dinci Şas Partisi'nin dini lideri Haham Ovadia Yusuf'un da bulunduğu kalabalıkça alkışlandığı bildiriliyor.

İsrail Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada bakanın sadece Yahudi hukukun devletin yaşamındaki önemi konusunda 'genel hatlar' içeren bir konuşma yaptığı savunuldu.

Açıklamada, Yaakov Neeman'ın, sözleriyle, İsrail yasalarını Yahudi Hukuku'yla değiştirmeyi ima etmediği belirtildi.

Neeman, ilk olarak 1996 yılında meclis üyesi olmamasına karşın, o dönemde de başbakanlık yapan Binyamin Netanyahu tarafından kabinede görevlendirildi.

1999'a kadar Adalet ve Maliye Bakanı olarak görev yapan Yaakov Neeman, geçen yıl yine Netanyahu'nun kurduğu hükümette kabinedeki ilk görevini üstlenmişti.

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun sözcüsü Neeman'ın sözleriyle ilgili bir açıklama yapmadı.

Muhalefetten tepki

İsrail Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya karşın, ana muhalefetteki Kadima Partisi'nin lideri Tzipi Livni Yaakov Neeman'a tepki gösterdi.

Tzipi Livni, Yaakov Neeman'ın yaptığı açıklamanın, demokrasiyi önemseyen her İsrailliyi üzmesi gerektiğini söyledi.

Bir diğer muhalefet partisi Meretz'in lideri ve eski İsrail Tarım Bakanı Haim Oron ise ülkede "tedirgin edici bir Talibanlaşma eğilimi" gözlendiği uyarısında bulundu.

İsrail'in nüfusunun yüzde 80'i Yahudi, yüzde 20'si ise çoğunluğu Müslüman Araplar.

Ülkede halen Yahudi Hukuku sadece doğum, evlilik ve ölümle ilgil işlemlerde uygulanıyor.

08/12/2009

Almanya'da Lübnan'dan çok Müslüman var

 

ABD merkezli düşünce kuruluşu Pew'un açıkladığı bir rapora göre,
dünyadaki Müslümanların sayısı 1,5 milyar eşiğini aştı.

6 milyar 800 milyonluk dünya nüfusunun neredeyse dörtte biri (%23'ü) Müslümanlardan oluşuyor. (Rapor, nüfus yapısına odaklanan en kapsamlı çalışma olarak gösteriliyor.)

Pew Din ve Kamu Yaşamı Forumu'nun üç yıl süren çalışmasının ürünü olan rapor, Müslümanların yüzde 60'ının Asya'da yaşadığını gösteriyor.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaşayan Müslümanlar ise toplamın sadece yüzde 20'sini oluşturuyor.

Müslümanların değişen dağılımı

232 ülkeden nüfus verilerini inceleyen araştırmacılar Müslümanların geleneksel dağılımının da değiştiğini gördü.

Günümüzde Almanya'da Lübnan'dakinden daha fazla Müslüman yaşıyor.

Rusya'daki Müslüman nüfus, Ürdün ve Libya'dakilerin toplamını aşarken, Çin'dekiler de Suriye'dekilerden daha büyük bir topluluk.

Dünya genelinde Müslümanların yaklaşık beşte biri, yani 317 milyon kişi Müslüman nüfusun çoğunlukta olmadığı ülkelerde yaşıyor.

Araştırmacılar bu kapsamda dünyanın en büyük üçüncü Müslüman topluluğuna ev sahipliği eden Hindistan'ın durumuna dikkat çekiyor. Burada yaşayan milyonlarca Müslüman, nüfusun ise sadece yüzde 13'ünü oluşturuyor.

Küresel Müslüman Nüfus Haritası raporu, bu alanda şimdiye dek yapılan en kapsamlı çalışma olarak ifade ediliyor.

Raporu inceleyen Princeton Üniversitesi'nden Amaney Jamal verilerin, "Araplar Müslümandır, Müslümanlar Araptır" şeklindeki önyargıları yıktığını söyledi.

İslam, Hıristiyanlıktan sonra dünyanın en yaygın ikinci dini. Hıristiyanların sayısı ise 2 milyarın üzerinde.

Kuruluş, gelecek yıl Hıristiyanlığın dağılımı üzerine de benzer bir araştırmaya hazırlanıyor.

Şiiler yüzde 10 kadar

Pew Forumu, raporda Sünni-Şii dağılımını da incelemeyi hedeflediklerini, ancak verilerin sınırlı olması nedeniyle umdukları ölçüde sonuç alamadıklarını belirtti.

Bununla birlikte Şiilerin Müslümanların yüzde 10 ila 13'lük bir bölümünü oluşturduğu tahmin ediliyor.

Şiilerin yüzde 80'i ise dört ülkede toplanıyor: İran, Pakistan, Hindistan ve Irak.

Dünyadaki Müslümanların üçte ikisinin 10 ülkede yaşadığını belirten rapor, bunları Endonezya, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, İran, Türkiye, Mısır, Cezayir, Fas ve Nijerya olarak sıralıyor.

Avrupa'da yaşayan 38 milyon Müslümansa, kıta nüfusunun yüzde beşini oluşturuyor.

Pew Forumu gelecek yıl da bu verilerden hareketle Müslüman toplumların büyüme eğilimlerini ve gelecekteki konumlarını inceleyecek. 2009

Helal gıdaya talep artıyor

 

Domuz jelatini içermeyen şekerlemeler, hayvan enzimlerinin bulunmadığı peynirler, üretiminde alkol kullanılmayan hamurlar… İslami kurallara uygun şekilde üretilen “helal gıdalara olan

talep artıyor.

Almanya'daki Türk marketlerinde İslami usullere

uygun et satılıyor

Helal olarak adlandırılan gıdalar Avrupa pazarında giderek artıyor.

 

Lahey’de geçtiğimiz günlerde yapılan Dünya Helal Forumu’nda Avrupa pazarında helal gıdaların satışında son yıllarda bir patlama yaşandığını gözler önüne serdi. Fransa’da ve İngiltere’de neredeyse yok satan helal gıdalar sayesinde gıda şirketleri de kazançlarına kazanç katıyor.

Fransız gıda şirketi Nestle’nin Asya sorumlusu Frits Van Dijk, şirketin Avrupa’da helal gıda arzını artırmak istediğini açıkladı. Avrupa’da Almanya, Fransa ve İngiltere’nin helâl ürünler açısından yükselen piyasalar olduğunu kaydeden Dijk, “Almanya’da helal ürünleri küçük etnik ürünler satan marketlerde satışa sunmaya başladık. Son iki yıldır, İslami kurallara uygun yiyecek ve içeceklere büyük bir talep olduğunu görüyoruz. Avrupa’nın her yanından sipariş alıyoruz” dedi.

95 ayrı kuruluş, 95 ayrı logo

Şirket, ürünlerinin İslami kurallara uygun olduğuna dair sertifikayı, helal ürünlere sertifika veren İslamic Food Council of Europa adlı kuruluştan almış. İslamic Food Council of Europa, yani Avrupa İslami Gıda Konseyi dünyada gıdalar helal sertifikası veren 95 kuruluştan biri. Ancak 95 sertifika kuruluşunun bulunması, 95 ayrı "helal" logosu anlamına geliyor.

Henüz yeni kurulan Avrupa Helâl Ürünler Geliştirme Ajansı (European Halal Development Agency-EHDA) bu karışıklığın önüne geçmek amacıyla, Avrupa'da helâl ürünler için ortak satandartlar belirlenmesini hedefliyor.

Ajansın başkanı Adel Sabır, bu standartlarının yakında yürürlüğe gireceğini açıkladı. Sabır, “Aslında bunun için konferansın başlangıç tarihi uygun görülmüştü. Ancak teknik nedenlerden dolayı, bu projeyi ertelemeye karar verdik.

Gelecek yılın Mart ayından itibaren bu standartları oluşturabilmeyi ve bu alanda öncü bir rol üstlenmeyi umuyoruz. İlk olarak İngiltere’de başlayacağız, orada helal gıda konsepti anlaşıldı, hükümetle işbirliği içindeyiz" dedi.

 

Piyasanın yüzde 17'si helal

Kurum yetkilileri, kendileri için en önemli olanın tüketicinin güvenini kazanmak olduğunu belirtiyor. Ajansın finans müdürü Peter Carr ise ortak standartlarla helal gıda piyasasına girmek isteyen şirketlere yardımcı olmak istediklerini de vurguladı. Carr, “Avrupa helâl standartlarında göz önünde bulundurulması gereken diğer bir nokta ise şirketlerin piyasaya girişine yardımcı olabilmek. Zira gıda üretiminin ticari tarafı hesaba katılmadığı sürece, biz de gerekli standartları piyasaya süremez ve kullanamayız” dedi.

Helal ürünler halihazırda dünya çapında gıda piyasasının yüzde 17’sini oluşturuyor. 4 milyondan fazla Müslümanın yaşadığı Almanya’da da helal ürünlere olan talebin giderek artması bekleniyor. Ancak şu anda Almanya’daki süpermarket raflarında "helal" logolu ürünlere rastlamak pek de mümkün değil.

04/12/2009

Minare tartışması yargıda sürecek

 

Yasak Cenevre'deki ve İsviçre genelindeki diğer
3 camideki minareleri etkilemeyecek.
Ancak yeni minareler inşa edilemeyecek

 

İsviçre’de minare yasağına uluslararası tepkiler sürerken, hukuk tartışması başladı. Anayasa nasıl değişecek, yasak AİHM’e hangi
koşulda taşınabilir? Uzmanlar bu soruları yanıtladı.

İsviçre hükümeti, referandumla ülkede yeni minare inşaatına yasak getirilmesinin ardından zor günler geçiriyor. İsviçre'ye uluslararası toplumdan eleştiri yağmaya devam ediyor.

Türkiye Devlet Bakanı ve AB Başmüzakereci Egemen Bağış yasağın ardından "İsviçre Avrupa Birliği üyesi olsaydı böyle mantık dışı bir lekeye bulaşması söz konusu olmazdı." açıklamasını yaptı. Bağış ayrıca "Eminim bu yasak, İsviçre bankalarında paralarını bekleten Müslüman ülkelerdeki kardeşlerimizin kararlarını gözden geçirmesine vesile olacaktır." şeklinde konuştu.

Yeşiller Partisi'nin Avrupa Parlamentosu üyesi Daniel Cohn-Bendit de hiçbir şey olmamış gibi davranılamayacağını belirterek, "Referandumun ekonomik sonuçlar yaratması, İsviçrelilerin durumun ciddiyetini daha iyi kavramasına vesile olacaktır." dedi.

"Minare yapmak yasaktır"

Halkoylaması sonucunun nasıl uygulanacağı henüz açıklık kazanmadı. İsviçre Anayasası din ve inanç özgürlüğünü teminat altına alıyor. Bu maddenin yanına şimdi de ‘minare yapmak yasaktır’, maddesi eklenecek. Konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yansımasının, İsviçre hükümetinin başını derde sokabileceği konuşuluyor. Uzmanlar Strazburg’da bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İsviçre’de yaşayan Müslümanlara ayrımcılık yapılmasını tasvip etmeyeceğine kesin gözüyle bakıyor.

Ancak Alman İnsan Hakları Enstitüsü Başkanı Heiner Bielefeld, bunun tahmin edildiği kadar çabuk gerçekleşebilecek bir süreç olmadığını belirtti: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeden önce ulusal hukuki makamlara başvurmak gerekiyor. O yüzden bu konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önüne gelmesi zaman alacaktır. Ancak bu gerçekleştiğinde, Mahkeme'nin minare yasağının inanç özgürlüğüyle çeliştiği yönünde görüş bildireceğinden kuşkum yok."

Avrupa Konseyi’nden ayrılması gerekebilir

İsviçre, Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi’ni imzalayan ülkeler arasında yer alıyor. İsviçreli hukukçular Anayasa Mahkemesi’nin minare yasağını kaldırmaması durumunda, İsviçre’nin Avrupa Konseyi’nden ayrılması gibi bir durumla karşılaşılabileceğini belirtiyorlar.

Bielefeld bu konuyla ilgili şunları kaydetti: "İnanç özgürlüğü birçok uluslararası beyannameyle güvence altına alınmıştır. Buna İsviçre'nin imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi de dâhil. Bu, Avrupa Birliği'nin değil, İsviçre'nin de dâhil olduğu Avrupa Konseyi'nin ortaya koyduğu hukuki bir belgedir."

Bielefeld ayrıca insan hakları açısından inanç özgürlüğünün çok kapsamlı bir şekilde koruma altına alındığının da altını çizdi: "İnanç özgürlüğü başlığı altına; sadece bireysel inanış değil, aynı zamanda toplumsal inanış da girer. Ayrıca sadece inançla ilgili bireysel düşünceler değil, inancın toplumsal tezahürünün tanınması da, insan hakları açısından koruma altındadır."

02/12/2009 DW

İsviçre: 'minareler yasaklansın' dedi

 

İsviçre'de referanduma ilişkin ilk sonuçlar seçmenlerin ülkede yeni minare inşaasına yasak getirilmesi yönündeki teklifi onayladıklarına işaret ediyor.

 İsviçre'nin kuzey batısında Türk kültür merkezinin çatısına yerleştirilen minare. Arkaplanda da kilise var.

Teklif, yıllardır göçmen karşıtı politikalar yapan ve minarelerin ülkenin İslamlaşmasının işareti olduğunu savunan sağcı İsviçre Halk Partisi tarafından gündeme getirilmişti.

Teklife karşı çıkanlar ise, minare yasağının ayrımcılık anlamına geleceğini, kin ve nefret kışkırtıcılığına neden olacağını söylüyor.

Hükümet de teklifin referandumda reddedilmesinden yanaydı.

Ancak pazar günü yapılan oylamaya ilişkin sandık çıkış anketleri, seçmenlerin minarelerin yasaklanmasından yana olduklarını ortaya koydu.

Kamuoyu yoklamaları teklifin az farkla reddedileceğini öne sürüyordu.

400 bin civarında müslümanın yaşadığı ülkede dört minare var.

Yeni minare inşaatları için ruhsat taleplerinin genellikle reddedildiği biliniyor.

Referandumu destekleyenlere göre, minareler şeriata dayalı bir ideoloji ve hukuk sisteminin güçlenmesini temsil ediyor.

İlerici İslam Forumu'ndan Elham Manea da, yakın zamanda ülkede Sih tapınağı ile Sırp Ortodox kiliselerinin inşaa edildiğini hatırlatarak, tek başına minarelerin yasaklanmasının ayrımcılık olduğunu söyledi.

Maneca, ''Eğer bana bütün dini yapılardan dini sembollerin yasaklanacağını söylerseniz, ben bunda bir sorun görmem. Ama eğer Hıristiyanları, Yahudileri, Sihleri değil yalnızca müslümanları hedef alıyorsanız, bu ben bunu bir sorun olarak görürüm. Çünkü bu ayrımcılıktır'' dedi.

İsviçre'de Türklerin de bulunduğu müslümanların büyük çoğunluğu ise eski Yugoslavya kökenli.

29/11/2009 BBC Türkçe

Avrupa’da İslam korkusu

İsviçre’deki minare yasağı referandumuna halkın yüzde 58’inin destek vermesi Avrupa’da yankı buldu. Alman Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı Wolfgang Bosbach, İslamlaşma endişesinin ciddiye alınması gerektiğini söyledi.

  İslam ve Avrupa
 

Son mutlak monarşi son buldu.

400 bin Müslüman’ın yaşadığı İsviçre’de yeni minare yapımının yasaklanıp yasaklanmayacağına karar vermek amacıyla düzenlenen halkoylamasında seçmenin yaklaşık %58’inin yasağa destek vermesi farklı tepkilere yol açtı. 26 kantondan sadece dördünün yasağa karşı çıktığı referandumun sonucunu ‘sürpriz’ olarak değerlendiren Bern yönetimi İsviçre anayasasına, dini özgürlüklere ve ülkenin hoşgörü geleneğine aykırı olduğu gerekçesiyle minare yapımını yasaklatma girişimini reddettiğini bildirmişti.

İsviçrelilerin %57’sinden fazlası ülkesinde minare görmek istemiyor. Yeni minare yapımının yasaklatılma girişiminin böylesine açık destek bulması İsviçre hükümetini ve parlamentosunu şaşırttı. Halkoylaması öncesinde yapılan son anketler yasaklatma girişiminin az farkla reddedileceğini göstermekteydi. İsviçre’nin Almanca konuşulan kantonlarında minare istemeyenlerin oranı ülke genelinin de üzerinde çıktı.

İsviçre Halk Partisi’nin yöneticilerinden Walter Wobmann

 

İsviçre Halk Partisi’nin yöneticilerinden Walter Wobmann

 

İsviçreli sağcılar memnun

Referandum sağ popülist İsviçre Halk Partisi’ne yakın çevrelerin girişimiyle tertiplenmişti. Oylamaya önayak olan politikacılar sonuçtan son derece memnun olduklarını ve İsviçrelilerin minare yapılmasını ret etmekle ülkenin giderek İslamlaştırılmasına karşı olduklarını gösterdiklerini açıkladılar. Halk Partisi’nin önde gelenlerinden Walter Wobmann halkın nabzını iyi tutup ruh halini doğru kestirdiklerini söyledi:

“Siyasi İslam'ın İsviçre’de de kök salmasını teşvik eden gelişmeyi önlemek istiyoruz. Diğer bazı Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi. Henüz başında olduğumuz gelişmeyi şimdi durdurabiliriz. ‘Minareleri durdurma’ girişimizin kabul edilmesi son derece açık bir mesajdır.”

İsviçre hükümeti seçmene, halk girişiminin ret edilmesi çağrısında bulunmuştu. Bern yönetimi minare yapımının yasaklanmasına İslam ülkelerinin olumsuz tepki göstermesinden çekiniyor.

Walter Wobmann ise referandum sonucunun İsviçre’nin dış itibarına gölge düşüreceği şeklindeki endişelere katılmıyor:

“Toplum hayatının kurallarını koyma ve dilediğimiz gibi şekillendirme hakkımızı kullanabilmeliyiz. Yabancı ülkeler de bu açıdan bize hak vermeli. Biz başka devletlerin referandum sonuçlarını eleştiriyor muyuz?”

Entegrasyon çabalarına darbe

Britanya İslam Birliği’nin kurucusu Kemal Helbavi, El cezire televizyonuna verdiği mülakatta minare yasağına sert tepki gösterdi:

“İslam’da minare mecburiyeti yoktur ama cemaatin ezanı duyup camiye gelmesine yarar. Avrupa’nın herhangi bir yerindeki minarenin halkın büyük çoğunluğunu rahatsız edeceğini sanmıyorum. Sorun zaten bu değil. Asıl mesele, toplumun bir bölümünün özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır.” 

Zürih Müslümanlar Cemaati Başkanı Taner Hatipoğlu ise minare yasaklatma girişiminin İsviçre’nin halk gruplarına nifak sokmak amacını güttüğünü belirtti: “Bu girişimle, kimsenin istemediği bir şeyi, yani Müslümanların sosyal entegrasyonunu olumsuz yönde etkilemeyi başardılar.”

 

Alman Hristiyan Demokrat Birlik partili meclis içişleri komisyonu başkanı Wolfgang Bosbach

 

Alman Hristiyan Demokrat Birlik partili meclis içişleri komisyonu başkanı Wolfgang Bosbach çeşitli gazetelere verdiği demeçlerde, İslamlaşma endişesinin ciddiye alınması gerektiğini ve Almanya’da da İslamlaştırılma kaygısının yaygın olduğunu, söyledi. Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat ise referandum sonucunun Avrupa toplumlarının henüz göçmen kabul etme olgunluğuna ulaşmadığını gösterdiğini, dile getirdi.

İsviçre’de şimdi ne olacak?

%50’nin üzerindeki halkoylamasına katılma oranı daha önceki referandumlardan yüksek çıktı. Diğer İsviçre partileri ilk tepkilerinde, halkın İslam'dan duyduğu korkuyu yeterince ciddiye almadıklarını ve siyasetin halkın güvensizliğiyle yakından ilgilenmek zorunda olduğunu duyurdu.

Halkoylaması sonucunun nasıl uygulanacağı henüz açıklık kazanmadı. İsviçre Anayasası din ve inanç özgürlüğünü teminat altına alıyor. Bu maddenin yanına şimdi de ‘minare yapmak yasaktır’, maddesi eklenecek. Konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yansıması, İsviçre hükümetinin başını derde sokabilir. İsviçre, Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi’ni imzalamıştı. Strazburg’daki mahkemenin İsviçre’de yaşayan Müslümanlara ayrımcılık yapılmasını tasvip etmeyeceğine kesin gözüyle bakılıyor. İsviçreli hukukçular Anayasa Mahkemesi’nin minare yasağını kaldırmaması durumunda İsviçre’nin Avrupa Konseyi’nden ayrılması gibi bir durumla karşılaşılabileceğini belirtiyorlar. 30/11/2009 DW

İsviçre'de minareler yasaklanıyor DW

İsviçre'de bugün yapılan referandumda halkın büyük çoğunluğu minarelerin yasaklanmasını istedi.

Bazı politikacılar kararın İslam aleminde protestolara yolaçmasından endişe ediyor.

İsviçre'de yapılan referandumda resmi olmayan sonuçlara göre yaklaşık 5 milyon seçmenin yüzde 57,5'u, cami minarelerinin yasaklanması yönünde oy kullandı. Haber ajansları sonucu 'sürpriz' diye nitelendirdi. Daha önce yapılan anketlerde, minarelerin yasaklanmasını isteyenlerin az bir farkla oylamayı kazanabileceğine işaret ediliyordu. Sonuç çoğu siyasi parti ve İsviçre hükümeti tarafından da 'sürpriz' olarak nitelendirildi.

İnisiyatifin mimarı Halk Partisi

Camilerin minarelerinin yasaklanması inisiyatifinin mimarı, muhafazakar İsviçre Halk Partisi. Halk Partisi, ülkenin islamlaşma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu iddia ederek, halka minarelerin yasaklanması yönünde oy kullanması çağrısı yapmıştı. İsviçre Halk Partisi üyesi Walter Wobmann, "Minareler kabul edilirse, bunun arkasından sıra müezzinlerin ezan okumasına gelir" şeklinde endişeler olduğu uyarısında bulunmuştu.

Wobmann sonunda İsviçre'nin şeriat tehlikesiyle karşılaşacağını da öne sürmüştü. Başka bir şahin politikacı olarak tanınan parlamento üyesi Ulrich Schlüer de İsviçre'nin adım adım İslamlaştırıldığını, İsviçre halkının buna 'dur' deme zamanının geldiğini savundu.

Halk Partisi'ne eleştiri 

Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından İsviçre medyasına demeç veren politikacılar, bunun politik bir oylama olduğu görüşünde birleşti. Bazı  politikacılar, muhafazakar Halk Partisi'nin vatandaşları kaygılandıran bir kampanya yürüttüğünü, bu nedenle seçimlere katılımın yüksek olduğunu dile getirdiler.

Diğer partiler yasaklama kararına karşıydı

Minarelerin yasaklanmasına başta Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller olmak üzere çoğu siyasi parti karşı çıkmaktaydı. Siyasi partilerin yanı sıra ülkedeki dini cemaatler de minarelerin yasaklanması girişimine tepki göstermişti. 

Ülkede dört minare var

400 bin Müslümanın yaşadığı İsviçre'de toplam dört caminin minaresi bulunuyor. Hükümet şimdi minarelerin yasaklanması kararının protestolara yolaçmasından endişe ediyor. Hükümet, yasaklama kararının islam aleminde tepkilere neden olabileceği uyarısında bulunarak, ülkede terör saldırıları düzenlenebileceği endişesini dile getirdi.

29/11/2009 DW

İsviçre’de minareler için referandum

Bir Avrupa ülkesinin bugüne kadar böyle bir konuda halkoylamasına gittiği vaki olmamıştır: İsviçre’de inşa edilen camilerin minaresi yasaklansın mı, yasaklanmasın mı? Referandum Pazar günü...

Siyasi gözlemciler, İsviçre’deki cami minarelerine ilişkin yapılacak referandumun, bir anlamda Avrupa’nın göbeğindeki bir Hrıstiyan ülkede yaşayan yaklaşık 400 bin Müslümanın topluma ne ölçüde uyum gösterdiğine de ışık tutacağını belirtiyorlar.

İsviçre kamuoyunda haftalardan, hatta aylardan beri dini inançlar, hoşgörü, terörizm ve toplumun İslamlaştırılması gibi konular etrafında tartışma yürütülüyor. Bu konuda halk oylamasına gidilmesi için sağ eğilimli bazı politikacılar başı çekiyor. Minare karşıtı girişime İsviçre’nin en büyük siyasi partisi olan milliyetçi-muhafazakâr İsviçre Halk Partisi’nden de destek geliyor.

Kiliseler Müslümanlardan yana

Bu parti dışındaki tüm siyasi partiler, İsviçre hükümeti, Parlamento ve de kiliseler Müslümanlardan yana görüş bildiriyor. Öyle ki İsviçre Protestan Kiliseler Birliği, Katolik Kilisesi ve Yahudi Cemaati, bu girişimin din özgürlüğüne saldırı anlamına geleceğini gerekçe göstererek, uyarıda bulunuyorlar. Ülkedeki ekonomi çevreleri de bu girişimle dış dünyaya açık bir ülke olan İsviçre’nin imajının zedeleneceğini belirtiyorlar, ayrıca olası bir minare yasağının İsviçre ürünlerinin boykot edilmesine yol açacağından da endişe ediyorlar.

İsviçre İslamlaşıyor iddiası

Minarelere karşı çıkanların başında gelen İsviçre Halk Partisi üyesi Walter Wobmann, “minareler kabul edilirse, bunun arkasından sıra müezzinlerin ezan okumasına gelir” şeklinde endişeler olduğu uyarısında bulunuyor. Wobmann’a göre bunun arkasından da şeriat tehlikesi bulunuyor. Başka bir şahin politikacı olarak tanınan parlamento üyesi Ulrich Schlüer de İsviçre’nin adım adım İslamlaştırıldığını, İsviçre halkının buna dur deme zamanının geldiğini şu sözlerle savunuyor:

"Minare dini bir sembol değil. Şeriat kanunları ile İsviçre yasalarını aynı noktada buluşturmak için kullanılan siyasi bir simge. Ancak şeriat kanunları İsviçre hukukuna çok büyük bir tezat oluşturuyor. Asıl sorun bu."

Ancak gözlemciler İsviçre Müslümanlarının 1962’den bu yana sadece dört minare inşa ettiklerine, yeni bir cami minaresi yapılmasına da bundan yalnızca bir süre önce izin çıktığına işaret ediyorlar.

İslam karşıtı kampanya

Minare karşıtları mesajlarının İsviçreliler tarafından iyi algılanması için “roketli” afişlerini de her yere yapıştırıyorlar. Bu afişin üzerinde bir tarafta siyah çarşafa bürünmüş bir kadınını resmi, diğer yanda göğe uzanan roket biçimindeki minareler yer alıyor. Ve roketlerin karanlık gölgesi İsviçre bayrağını kapatıyor. Sadece girişim karşıtları değil, BM İnsan Hakları uzmanları bile bu afişi “kışkırtma” olarak algılıyor ve eleştiriyor.

8 milyon nüfuslu İsviçre’de yaşayan 400 bin kadar Müslüman ise uçuk olarak nitelendirilen bu kampanyayı korku ile izliyor. Ülkedeki Müslüman sivil toplum kuruluşları özellikle toplumsal ve dinler arası diyalog çerçevesinde faaliyette bulunan tüm Müslümanların ayrımcılığa uğradığını belirtiyorlar.  Zürih Müslümanlar Cemaati Başkanı Taner Hatipoğlu şunları söylüyor:  

"Minare inşaatını durdurmak istiyorlar. Buna gerekçe olarak da Müslümanların neden olduğunu düşündükleri tüm diğer sorunları öne sürüyorlar. Eğer halk "minare yasağına evet" derse, sorunlar çözülmeyecek. Öne sürdükleri sorunlar çözülecek olsa, yasağı ilk ben kabul ederdim.

Kampanya, İslamiyet ve Müslümanlara saldırı amaçlı kullanılıyor. Buradaki temel sorun, Müslüman cemaatin önemsizmiş gibi gösterilmesidir ve bence bu, tehlikeli bir girişim.

27/11/2009 de-world

Aşırı sağcıların işi

AFİŞİ hazırlayan kurum olarak “İslam Sorunları Komitesi” adlı bir grubun adı bulunuyor. Grubun arkasında ise aşırı sağcı Halk Partisi’ne (SVP) yakınlığıyla tanınan David Luyet çıktı. David Luyet’nin aynı zamanda koyu tutucu Katolik Econe-Kardeşler tarikatıyla bağlantısı olduğu belirlendi.

İrlanda kilisesine taciz suçlaması

 

Başpiskopos Martin taciz kurbanlarından özür diledi

 

İrlanda'da çocuklara cinsel taciz iddialarıyla ilgili soruşturma raporunda, kilise ve polis yetkilileri taciz olaylarının üstünü örtmekle suçlandı.

Soruşturmada, kilise ve devlet yetkililerinin 46 rahibe karşı getirilen çocuk tacizi iddialarını nasıl araştırdığı incelendi.

Soruşturma raporunda kilisenin kendi itibarına, bakımı üstlenilen çocukların korunmasından daha çok önem verdiği belirtildi.

Ayrıca devlet yetkililerinin kilisenin taciz olaylarının üstünü örtmesini kolaylaştırdığı kaydedildi.

'Hiçbir özür yeterli olmaz'

Raporla ilgili konuşan Dublin Başpsikoposu Diarmuid Martin, "Hiçbir özür yeterli olmaz. Tacize uğrayan herkese özürlerimi, duyduğum acıyı ve utancımı sunuyorum" dedi.

Martin ayrıca 'başpsikoposluğa bağlı çok sayıda iyi rahibin' bu utancı paylaştığını ekledi.

Soruşturmada 1975'ten 2004'e kadar uzanan dönem incelendi.

Raporda, açılabilecek davaların kaçınılmaz olarak beraberinde getireceği halk öfkesinden kaçınmaya, tacizcilerin bu suçu tekrar işlemelerini önlemekten daha çok önem verildiği belirtildi.

Taciz vakalarını adli makamlara bildirmek yerine, taciz yapan papazların bir kiliseden diğerine atandığı ve böylece kendilerinden hiçbir şüphe duymayan yeni kurbanlar buldukları kaydedildi.

Dört başpsikoposa suçlama

Raporda, 1973'te ölen başpsikopos John Charles McQuaid, 1984'te ölen başpsikopos Dermot Ryan, 1987'de ölen başpsikopos Kevin McNamara ve emekli Kardinal Desmond Connell'in yetkili makamlara tacizcilerle ilgili bilgi vermediği belirtildi.

 

 

Eski başpiskoposlar taciz iddialarının üstünü örtmekle suçlanıyor.

Soruşturma raporunda ayrıca, yetkili makamların özellikle de polisin kiliseyle kurduğu sıcak ilişkiler de eleştirildi.

Üst düzey polis yetkililerinin rahiplerin kendi yetki alanlarının dışında gördüğü, bazı polis yetkililerinin de taciz iddialarını araştırmak yerine, bu iddiaları kiliseye bildirdiği ifade edildi.

Soruşturma raporunun hazırlanması talimatını veren İrlanda Adalet Bakanı Dermot Ahern durumu 'çocukların durumunun hiç düşünülmediği hayret verecek düzeyde büyük bir skandal' olarak tanımladı.

'Hesap verecekler'

Bakan Ahern ayrıca üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, sorumluların adalet önüne çıkartılacağını söyledi.

Soruşturma komisyonu, 320 çocuğun 46 rahip hakkında yaptığı taciz iddilarını inceledi. Bu 46 rahipten 11'i taciz iddialarından suçlu bulundu.

Erkek çocukları tarafından yapılan taciz iddialarının, kız çocukların iki katı olduğu kaydedildi.

27/11/2009 BBC Türkkçe

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya