| Ülkeler haber, genel bilgi ve resimleri |
|
|
|||||||||||||
|
|||||||||||||
|
|
Yüz binlerce hacı adayı Arafat yolunda |
||||||||||
Her yıl yaklaşık 2 buçuk milyon Müslüman Kâbe'yi ziyaret ediyor. Hacca gitmek manevî huzurun yanında bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Deutsche Welle'den Ina Rottscheid'in izlenimleri... Günlerden cuma... Almanya'daki camilerde öğle ezanı okunuyor. Mevdudî Can kutsal topraklara doğru yolculuğa çıkmadan önce son bir kez cuma namazına gitmeyi planlıyor. Ama bürodaki telefonlar bir türlü durmak bilmiyor. Mevdudî Can' ın akrabaları, hacca gitmeden önce bir kez daha onun sesini duymak istiyor... '' Eş, dost, akraba... Hemen hemen hepsi havaalanına gelir. Hem hacca gidenlerle vedalaşır, hem de küçük hediyeler getirirler.'' Akrabaları, Arafat Dağı'nda vakfeye duracak olan Mevdudî Can'a "Mübarek topraklara bizden de selam götür" türünden dileklerini iletiyor. Çünkü akrabaları, Mevdudî Can'ın, Müslümanların Allah'a en yakın olunan yer olduğuna inandıkları Arafat vakfesinde kendileri için de dua etmesini istiyor. Bu durum, yaklaşık 20 senedir böyle sürüyor. Çünkü Mevdudî Can sadece 20 senedir Hac'a gitmekle kalmıyor, ayrıca Almanya'dan Hac turları da organize ediyor. En önemlisi sabır Bu arada Mevdudî Can cuma namazına yetişmeyi başarıyor. Camide herkes Mevdudî Can'ı tanıyor. Onlardan biri de en yakın arkadaşı Engin Topal: ''Her sene erteleye erteleye bir türlü hacca gidemedim. Ama bu sene kararlıydım. Fakat sadece birilerinin bana gaz vermesi gerekiyordu...'' Araya giren Mevdudî Can "işte o gazı ben verdim" diyor... Hatta Mevdudî Can aylar öncesinden onu hac yolculuğuna hazırlamaya başlamış. Mina'da şeytan taşlarken etrafındaki milyonlarca insanın bazen üstüne üstüne geleceğini anlatmış. Özellikle bütün hacı adaylarının cep telefonlarıyla Kâbe'nin fotoğrafını çekmeye çalışırken yaşanan izdiham nedeniyle insanın baygınlık geçirebileceği uyarısında bulunmuş. Çadırlarda yerde yatmaya hazır olmasını, Arafat Dağ'ına çıkmadan önce bir kondisyon yüklemesi gerektiğini anlatmış. ''... En kötüsü de insanların cep telefonlarıyla fotoğraf çekmeyi bırakıp telefonlaşmaya başlamaları. 'Ben Kâbe'deyim' diye bağırıp yanındaki rahatsız ediyorlar. Onların içinde bulunduğu o manevî durumu sarsıyorlar. Yani beraberinizde getirebileceğiniz en önemli şey 'sabır' diyorum ben.'' Temizliğe dikkat Mevdudî Can bu yıl Mekke'de, bir kaç domuz gribi vakası ile karşılaşıldığı için özellikle temizliğe çok dikkat edildiğini kaydediyor. Bu nedenle resmî makamlar ülkeye girişlerde bazı kısıtlamalar getirmiş. Bu yıl hacca gidenlerin sayıları da geçen yıla oranla yüzde 40 dolayında düşüş göstermiş. Ancak Mevdudî Can bu durumun sebebini, domuz gribinden çok ekonomik krize bağlıyor: '' Bana gelip kimse 'ben domuz gribinden korktuğum için gitmiyorum' demedi. Aksine herkes, bu yıl az mesai yaptığı için izne çıkamadığını söylüyor.'' Almanya'dan hacca gitmenin yaklaşık 3 bin euroya mal olduğunu belirten Mevdudî Can'a, "20 kez hacı olmak nasıl bir duygu?" diye soruyoruz. Çünkü malum, hac farizasını yerine getirenlerin, tüm günahlarının bağışlandığına ve günahlardan uzak durması halinde Cennet'e gireceğine inanılır: ''Bir garantim yok. Sadece bunun için Cennet'teki yerimin hazır olduğunu düşünmüyorum. Ama inşallah öyledir.'' 26/11/2009 DW-World |
||||||||||
|
Karzai'den Bayram Mesajıyla Uzlaşma Çağrısı |
||||||||||
Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai, Kurban Bayram'ı Mesajında Taleban’ı silahlarını bırakmaya ve hükümetle uzlaşmaya çağırdı. Karzai, konuşmada, Taleban militanlarından “Kardeşlerim” diye söz etti ve hükümete katılarak ülke barışı ve refahı için çalışmalarını istedi. Taleban lideri Molla Ömer iki gün önce Karzai ile görüşme masasına oturmayı reddetmiş ve Afgan halkını hükümete karşı çıkmaya çağırmıştı. Karzai ise bugünkü konuşmasında Taleban’a yönelik davetinin hala geçerli olduğunu belirtti. Öte yandan güneydeki Kandahar ilinin valisi, Cuma namazına giderken uğradığı bombalı saldırıdan sağ kurtuldu. Saldırıda bir polis yaralanırken valinin bindiği aracın camları kırıldı. 27/11/2009 |
||||||||||
|
Obama Müslümanların Bayramını Kutladı |
||||||||||
Başkan Barack Obama, tüm dünyadaki Müslümanların Kurban Bayramı’nı kutladı. Başkan, eşiyle birlikte yayınladığı yazılı mesajda, Amerika ve diğer ülkelerde Kurban Bayramı'nı kutlayan ve hac görevini yerine getiren tüm Müslümanlara iyi dileklerini gönderdi. Başkan Obama, mesajında Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın bu yıl, hac sırasında H1N1 domuz gribi virüsünün yayılmasının önlenmesi için Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı’yla ortak çalışma yürütmesinden memnunluk duyduğunu da belirtti. “Hac mevsiminde, Amerikan halkı adına bütün Müslümanlara selamlarımızı yolluyoruz” diyen Obama, ihtiyacı olanlara yardımın önemini vurguladığı açıklamayı, Arapça “Eid Mubarak” “bayramınız mübarek olsun” diyerek bitirdi. 27/11/2009 Voa |
||||||||||
|
Cenazeden etkildendi müslüman oldu |
||||||||||
Almanya'dan Osmaniye'nin Kadirli ilçesine gelen Klara Gısela, katıldığı cenaze töreninden etkilenerek Müslüman oldu. Eşi Mehmet Sekin ile Kadirli Müftülüğü'ne gelen Klara Gısela, Müftü Orhan Öncü'nün makamında Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oldu. İsmini Gülseren Geisthardt olarak değiştiren bayana Müftü Orhan Öncü din değiştirme belgesi ve Kuran-ı Kerim hediye etti. Gülseren Geisthardt'ı Müslüman olduğu için kutlayan Öncü, "Müslüman olan hanımefendi gibi bizde çok sevinçliyiz. Kendi isteğiyle Müslümanlığı tercih etti. Buradaki örf ve adetlerin güzelliğini görmüş. Müslümanlıktaki güzellikler kendisini çok etkilemiş. Biz de onun Müslüman olmasına ve hidayete ermesine yardımcı olduk." diye konuştu. Eşi Mehmet Sekin'in vefat eden babası İbrahim Sekin'in cenazesine katıldığını anlatan Gülseren Geisthardt, "Cenazede gördüğüm birlik ve beraberlik beni çok etkiledi. Almanya'da cenazeleri aile yakınları kaldırır. Fakat Türkiye'de cenazeye aile dışında herkes katılıyor. Bu olay beni çok etkiledi ve Müslüman olmaya karar verdim." dedi. Eşi Klara Gısela'nın babasının 1 yıl önce vefat ettiğini söyleyen Mehmet Sekin ise, "Eşimin babası vefat ettiğinde cenazeye ben de katılmıştım. Almanya'da cenazelere aile yakınları dışında fazla katılan olmaz. Türkiye'de cenazelerdeki birlik ve beraberlik eşimi çok etkiledi ve Müslüman oldu. Almanya'ya yerleşmeyi düşünüyoruz. Çünkü eşim bir üniversite hastanesinde sağlık memuru. Ben de Köln Belediye'sinde işçiyim. Emekli olunca Türkiye'ye dönebiliriz." şeklinde konuştu. Almanya'nın Köln şehrinde Mehmet Sekin adlı Türk ile 2005 yılında tanışan Klara Gısela, Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde Mehmet Sekin ile evlenmişti. |
||||||||||
|
Fransa'da "Soykırım" ödevinde son nokta |
||||||||||
Fransa’nın Nancy kentinde ortaokul 3’üncü sınıfa devam eden 13 yaşındaki Türk öğrenci Mustafa Doğan, sınav kağıdına “Ermenilere soykırım yapılmamıştır. Yapıldıysa da hak edilmiştir” diye yazınca, okuldan uzaklaştırıldı. Ancak, bir hafta boyunca okul yönetimi, aile ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri arasında yapılan görüşmeler uzlaşmayla son buldu. Fransa’nın Almanya sınırındaki Nancy kenti yakınlarındaki Pont a Mousson beldesinde bulunan Jacques Marquette Lisesi’nde, bir haftadır Türk öğrencilerin soykırım isyanı tartışılıyor. Her şey Tarih öğretmeninin 1. Dünya Savaşını işlediği derste Türklerin, Ermenilere soykırım yaptığını söylemesiyle başladı. Mustafa ve diğer 5 Türk kökenli arkadaşı soykırım sözünü kabul etmediler. Bunun üzerine tartışma çıkı ve öğretmen Türk kökenli öğrencileri dersten çıkardı. Aynı konunun Tarih sınavında da karşılarına getirilmesine sinirlenen Mustafa sınav kağıdına, « Soykırım yapılmamıştır, yapıldıysa da Ermeniler hak etmiştir » yazdı. « Hak etmişlerdir » kelimesinin altını çizdi. Bunun üzerine sinirlenen Tarih öğretmeni okul yönetimine başvurdu ve Mustafa’ya 2 gün okuldan uzaklaştırma cezası verildi. Ayrıca son derece sert ifadelerle hazırlanan bri de ödev veren Tarih öğretmeni yazılı olarak verdiği ödev kağıdında « Soykırımı kabul eden ve Ermeni diyasporasından kişilerle görüşerek sözlü tanıklıklara yer veren » bir ödev hazırlanmasını istedi. Öğretmen Mustafa’ya kaynak olarak da sınırlama getirerek Türkçe kaynaklardan yararlanmasını yasakladı. Mustafa’nın babası oğlunun « hak etmişlerdir » lafını kullanmasından üzüntü duyduklarını ancak soykırım yapıldığının kabul edilmesi için baskıda da bulunulamayacağını söyleyerek bölgedeki türk sivil toplum örgütü COJEP’e başvurdu. COJEP de, Fransa’da inkarı suç sayan bri yasa bulunmadığını, Mustafa’nın kabule zorlanamayacağını yazdı. Ancak tarih öğretmeni ödevde ısrar edince konu medyayay yansıdı. Türk medyası ceza ehliyeti bile olmayan 13 yaşında bir çocuğun üzerine soykırım konusunda bu kadar gidilmesini eleştiren haberlere genişçe yer verine okul müdürü Françis Vignola, baba Mehmet Doğan ile COJEP Başkan Yardımcısı Veysel Filiz’i odasında görüşmeye davet etti. Bugün yapılan toplantıda müdür Vignola, evrensel değerler adına « soykırımın hak edildiği » görüşüne izin veremeyeceğini söyledi. Çaba Mehmet Doğan da « hak edilmiştir » sözünden dolayı üzgün olduğunu, oğlunun bu sözü bir anlık öfkeyle söylediğini belirtti. Ancak soykırımı kabul etmeyi öngören ödevi de hazırlamayacağını bildirdi. Mustafa’nın babası Mehmet Doğan’ın yanı sıra olayı başından beri takip eden sivil toplum kuruluşu COJEP İnternatinal’in Başkan Yardımcısı Veysel Filiz de, okulun 13 yaşında bir çocuğun üzerine gitmektense, iki halkı yaklaştıracak ortak platformlar oluşturacak sivil girişimlere yönelinmesini istedi. Sonuçta Müdür, Mustafa’nın hiçbir baskı olmadan okuluna devam edebileceğini ve tarih dersi de dahil tüm dersleri rahatlıkla izleyebileceğini söyleyince, tartışma tarafları bu uzlaşmasıyla sonuçlandı. Daha önce de Fransa’da belediye encümeni adayı olmak isteyince Başkan tarafından “soykırımı kabule diyor musun” şeklinde sorguya çekilen Sırme Oran, Lyon Villeurban Belediye Başkanı’nı mahkemeye vermişti. Türkiye’de protokol yakınlaşması sürerken Ermeni diyasporasının yoğun olduğu Fransa’da Mustafa’nın açtığı kıvılcım şimdilik söndü. Takkii bir dahaki kıvılcıma kadar. 20/11/2009 |
||||||||||
|
Almanya Camileri |
||||||||||
|
|
||||||||||
|
Almanya'nın İslam Konferansı için yeni hedefleri |
||||||||||
Almanya’da İkinci
Merkel hükümetiyle birlikte İçişleri Bakanlığına getirilen
Hrıstiyan Demokrat Partili (CDU) Thomas De Maiziere, Almanya İçişleri Bakanı Thomas De Maiziere, terörle mücadeleden İslam Konferansı hedeflerine muhtelif konulara bakış açısına açıklık kazandırdı. De Maiziere, kamu güvenliğine yeni bir çerçeveden yaklaşmaya çağırdı. ''Süddeutsche Zeitung'' gazetesine konuşan Bakan, “İç güvenlik kavramı bana pek fazla bir şey ifade etmiyor. İç barış ve kamu güvenliği kavramları daha fazla hoşuma gidiyor” dedi. Hrıstiyan Demokrat Partili (CDU) Bakan De Maiziere, koalisyon ortağı Hür Demokrat Parti'yi (FDP) Terörle Mücadele yasalarının esnetilmesi konusunda uyardı. Bakan, “Yasaları değiştireceksek bu kavgayla değil uzlaşmayla olmalı” dedi. İçişleri Bakanı olarak kendisini güvenlik ya da polis bakanı olarak görmediğini ifade eden De Maiziere, kendisini, ülkede birlikteliği sağlamak için her şeyle ilgilenen bir bakan olarak gördüğünü kaydetti. Terörle mücadele yasasını sertleştirme çağrılarına cevap veren De Maiziere, “Her tehdide önleyici ayrı bir yasa çıkarmanız mümkün değil” dedi. İslam Konferansı hedefleri Almanya İçişleri Bakanı, imamların ve Müslüman din adamlarının Alman yüksek okullarındaki eğitimi konusunda çalışmalara devam edeceklerini belirtti. De Maiziere, bu yasama döneminde yapılacak İslam Konferansı'nın hedefleri hakkında bilgi verdi. İslam Konferansı'ndaki ikinci büyük konunun kadın-erkek eşitliği olacağını, bu konuda sorunlar bulunduğunu, kadının aşağılanmasının Alman Anayasası'na uymadığını ifade eden De Maiziere, İslam Konferansı'nın üçüncü hedefinin ise aşırılığın önlenmesi olduğunu belirtti. Aşırı sağla mücadele Almanya İçişleri Bakanı Thomas De Maiziere, aşırı sağla mücadeleye daha fazla ağırlık verileceğini söyledi. Aşırı sağcılarla mücadele konusunda da bazen aşırı sağcılarının düzenlediği protestolara karşı protesto ile cevap vermenin yanlış olabileceğini ifade eden De Maiziere, ''Bazen görmezden gelinebilir. Birkaç yıl önce evlerinden çıkan kişiler aşırı sağcılara sessizce sırtlarını döndüler. Bunu çok etkili buldum. Heyecanlı tepkiler Nasyonal Demokrat Parti'ye (NPD) yarar'' şeklinde konuştu. Thomas De Maiziere, aşırı sağla mücadelede devletin tatbik ettiği araçların etkinlik ve uygulamanın gözden geçirileceğini vurguladı. 21/11/2009 |
||||||||||
|
Kadın piskopos kiliseleri böldü |
||||||||||
|
Rus Ortodoks Kilisesi Patriği I. Kirill ile Almanya Protestan Kilisesi’nin başkanlığına seçilen Piskopos Margot Käßmann karşı karşıya
Alman Protestanların ilk kez bir kadın piskoposu başkanlığa seçmesine Rus Ortodoks Kilisesi sert tepki gösterdi. Kiliseler arasında 50 yıldır süren diyalog askıya alındı. Almanya Protestan Kilisesi’nin başına ilk kez bir kadın başpiskoposun seçilmesine, Rus Ortodoks Kilisesi sert tepki verdi. Kadınların papazlık yapamayacağını ve Kilise'de liderlik rolü üstlenemeyeceğini öne süren Rus Ortodoks Kilisesi, Alman Protestan Kilisesi ile 50 yıldır süren diyaloğu askıya aldı. 25 milyon üyesi bulunan Almanya Protestan Kilisesi (EKD), Hannover Eyalet Piskoposu Margot Käßmann’ı Ekim ayında başkanlığa seçmişti. Käßmann, reformcu görüşleri ve eşinden boşanmış olmasına rağmen bu göreve seçilmesiyle dikkatleri üzerine çekmişti. 51 yaşındaki Käßmann'ın, 2007 yılında ayrıldığı eşinden dört kız çocuğu bulunuyor. Moskova'dan tepki Ortodoks dünyası içerisinde en büyük kiliselerden Rus Ortodoks Kilisesi, bu gelişme üzerine Lutheryanlarla ilişkilerini askıya aldı. Rus Ortodoks Kilisesi'nın dış ilişkilerini yöneten din adamı Georgi Saverşinski, Almanya Protestan Kilisesi ile 50 yıldır süren diyaloğun, EKD'nin başına bir kadının seçilmesinin ardından, artık mümkün olmadığını kaydetti. Saverşinski, “Bu ciddi bir sorun” ifadesini kullandı. Bu konuda son kararı ise Rus Ortodoks Kilisesi Patriği I. Kirill verecek. Rusya'daki Protestanlar da Rus Ortodoks Kilisesi'nin kadın başpiskoposa gösterdiği tepkiye destek verdi. Rusya Evangelist-Lutheryan Kilisesi Genel Sekreteri Alexander Priluzki, Piskopos Margot Käßmann’ın Almanya Protestan Kilisesi başkanlığına seçilmesini “Batı toplumunda kriz göstergesi” olarak yorumladı. Almanya Protestan Kilisesi ile Rus Ortodoks Kilisesi arasında ortaya çıkan gerilim, bu ay sonunda yapılması planlanan, diyaloğun 50'inci yıldönümü etkinliklerini de suya düşürdü. Käßmann şaşkın Almanya Protestan Kilisesi Başkanı Başpiskopos Käßmann, Rus Ortodoks Kilisesi'nin gösterdiği tepki karşısında “şaşkınlığa uğradığını” belirtirken, Kiliseler arasında karşılıklı saygı olması gerektiğini vurguladı. Bazı kiliselerin kadınlara yönetimde yer vermek istemediğini, kendisinin bunu anlayışla karşıladığını belirten Käßmann, diğer kiliselerden de kendilerini kabul etmeleri gerektiğini kaydetti. Käßmann,”Karşılıklı saygı, ekümenikliğin en önemli temelidir” ifadesini kullandı. Rus Ortodoks Kilisesi'nin tutumu, “ideolojik radikalleşmenin” bir göstergesi olarak görülüyor. Rus insan hakları aktivisti Lev Ponomaryov, Rus Ortodoks Kilisesi'nin son yıllarda kendini “modern Batı”dan izole etmeye başladığını” belirtirken, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği I. Kirill'in Katolik dünyası ile daha yakın bir ilişki arayışında olduğuna dikkat çekti. Patrik KirillI ile Papa 16’ıncı Benedikt'in yakın bir dönem içerisinde tarihi bir buluşma gerçekleştirmesi hedefleniyor. 13/11/2009 |
||||||||||
|
ABD, 4 camiye kilit vurdu |
||||||||||
|
ABD'de federal savcılar, İran hükümeti tarafından gizlice kontrol edildiğinden şüphelendiği bir vakfın, aralarında 4 cami ve New York'taki bir gökdelenin de bulunduğu malvarlığına el konulması için harekete geçti. Amerikan basınında çıkan haberlere göre savcılar, 500 milyon doları aşan değere sahip malvarlığına el konulması istemiyle federal mahkemeye dava dilekçesi sundu. Olayın, Amerikan tarihinin terörizmle mücadele kapsamındaki en büyük hacizlerinden birini oluşturabileceği belirtiliyor. El konulması istenen malvarlığı arasında banka hesapları, New York, Maryland, California ve Houston'daki okul ve camilerden oluşan İslam merkezleri, Virginia'da 100 dönümlük arazi ve New York'ta 36 katlı bir gökdelen işhanının bulunduğu bildirildi. "Alavi Vakfı'nın, işhanını İran hükümetinin adına işlettiğini ve Assa Corp. adlı paravan şirketle birlikte çalışarak, milyonlarca dolarlık kira gelirini yasadışı olarak İran devlet bankası Bank Mellat'a transfer ettiğini" belirten savcılar, "Vakfın işlerinin 20 yıldır, Amerikan yasalarının ihlalini oluşturacak biçimde, aralarında İran'ın BM büyükelçilerinin de yer aldığı çeşitli İranlı yetkililerce idare edildiğini" söyledi. ABD, İran'ın nükleer programına destek sağlamakla suçladığı Bank Mellat ile iş yapılmasını yasadışı olarak kabul ediyor. alvarlığına el konulmasının İran'a büyük bir darbe indireceği, Amerikan yönetimiyle Amerikalı Müslümanlar arasındaki ilişkileri de kızıştıracağı yorumları yapılıyor. Amerikalı Müslümanların en büyük insan hakları örgütlerinden Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR) sözcüsü İbrahim Hooper, "İbadet evlerine el konulmasının tüm dinlere mensup vatandaşların dini özgürlüklerine şok etkisi yapabileceği ve dünya genelindeki Müslümanlara olumsuz mesaj gönderebileceğinden endişe ettiklerini" ifade etti. Alavi Vakfının avukatı John Winter da, gelişmeden duyduğu hayal kırıklığını dile getirirken, dava açmayı planladıklarını ve kazanacaklarından umutlu olduklarını bildirdi. Bu arada binaların mahkeme süresince açık kalacağı ve kullanıcılarına karşı herhangi bir suçlamanın yöneltilmediği ifade edildi. 13/11/2009 |
||||||||||
|
Böhmer: Almanya’da İslam düşmanlığına yer yok |
||||||||||
El Şerbini cinayetinde yabancı düşmanı sanığa müebbet hapis verilmesi Alman hükümetini memnun etti. Ancak kararı yetersiz bulanlar da var. Mısırlı Müslüman El Şerbini’yi “yabancılara duyduğu nefret” duygusuyla öldürülen Alex W.’ye ömür boyu hapis cezası verildi. Almanya'nın Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer kararı Arap dünyası ve Almanya’daki Müslümanlar için açık bir işaret olarak değerlendirdi. Böhmer “İslam ve yabancı düşmanlığına ülkemizde yer yok” diyerek bu tür şiddet suçlarına asla müsamaha gösterilmeyeceğini vurguladı. Almanya Türk Toplumu derneğinin Başkanı Kenan Kolat da kararı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti, ancak Alman hükümetinin ırkçı saldırının ardından tepki vermekte gecikmesine atıfta bulunarak, hükümetten bir temsilcinin karar açıklanırken mahkeme salonunda bulunmamasının eksikliğini hissettiklerini söyledi.
Ailesi memnun değil Mahkeme kararı genelde olumlu yankı bulsa da El Şerbini'nin ailesini tatmin etmedi. Merve El Şeribini’nin ağabeyi Tarık El Şerbini, Alex Wiens’in 15 yıl sonra serbest kalabileceği endişesini dile getirirken, sanığın mahkeme salonuna bıçakla girebilmesine imkan sağlayan güvenlikteki boşluklar ve can cekişen ablasına yardımın geç gelmesi konusunda kimseden hesap sorulmadığını söyledi. Cinayetin siyasi altyapısı bulunduğuna inandığını belirten Tarık El Şeribini, sorumluların cezalandırılması için davayı uluslararası bir mahkemeye taşımak istediğini de kaydetti. Almanya’da suçun ağırlığına özel vurgu yapılarak verilen müebbet hapis cezalarında suçlunun 15 yıl sonra erken tahliyesi ancak yüksek yaş ya da ağır hastalık gibi istisnai durumlarda söz konusu olabiliyor. Mısır kamuoyu bölündü
El Şerbini'nin memleketi Mısır’da ise tepkiler ikiye bölünmüş durumda. Çoğunluk kararı memnuniyetle karşılarken, cezanın idam olması gerektiğini savunanlar da var. Mısır caddelerinden bazı tepkiler şöyle: -Kadın: “Genelde Avrupalılar ve Almanlar Müslümanlar'ın fanatik ya da terörist olduğunu düşünüyor. Biz terörist değiliz, bizim dinimiz hoşgörü dinidir. Fanatik falan da değiliz…” -Erkek: “Avrupalılar niye Müslümanları öldürüyor? Müslümanların imajı mı o kadar kötü, ya da sırf inançları nedeniyle mi Müslümanları öldürüyorlar? İslam'ın gerçekte ne anlama geldiğini anlamıyorlar mı?” -Kadın: Sanırım Almanya'ya asla gitmeyeceğim. Orası Müslümanlar için güvenli değil. Almanya'da böyle bir şey yaşanabileceğini düşünemezdim bile.” Siyasilere çağrı Mısır’ın Almanya Büyükelçisi Remzi Ezzeldin Remzi karardan memnuniyet duyduklarını ve talep ettikleri gibi en ağır cezanın verildiğini belirtti. Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkanı Eyüb Axel Köhler, “Hukuk sistemimiz ve bağımsız yargımızdan gurur duyuyoruz” açıklamasını yaparken, siyasileri de toplumdaki İslam düşmanlığına karşı harekete geçmeye çağırdı. 11/11/2009 |
||||||||||
|
Köln’e görkemli cami |
||||||||||
Avrupa’nın en modern cami ve kültür merkezinin temeli Köln’de atılıyor. Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) caminin dinler arası diyaloğa katkıda bulunmasını amaçlıyor. Almanya'nın Köln kentinde inşa edilecek yeni Merkez Camii'nin temeli bugün atılıyor. Törene Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti'nin Uyum Bakanı Armin Laschet, Türkiye'den de Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu ve yurtdışındaki Türklerden sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik katılıyor. Avrupa’nın en modern cami ve kültür merkezi olması hedeflenen DİTİB Merkez Camii, Almanya kamuoyunda uzun süre tartışılmıştı. Aşırı sağcı grupların itirazlarına ve yürüttüğü kampanyalara karşın Köln Büyükşehir Belediyesi cami projesi imar yapımına geçen yıl Ağustos ayında onay vermişti. Neden Köln? Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nin en kalabalık, çok kültürlü, siyaset, ekonomi ve medya merkezi olan Köln kenti ve çevresinde yaklaşık 120 bin Müslüman yaşıyor. DİTİB, bu kadar çok Müslüman'ın yaşadğı kentte, Müslümanları şehrin bir parçası olarak sembolize edecek ve onları temsil edecek bir merkez camisi olmadığını belirterek, projeye özel önem veriyordu. Eski bir fabrika binasında hizmet veren DİTİB Genel Merkez Camii, ihtiyaçları gidermekte yetersiz kalmıştı. Uluslararası proje yarışması
Yeni caminin Köln’ün görüntüsüne uyum sağlayan ve şehre mimari güzellik katan bir sanat eseri olmasını hedefleyen DİTİB, 2005 yılında 100’den fazla mimarın katıldığı uluslararası proje yarışması düzenledi. Yarışmada ünlü Alman mimarlar Prof. Gottfried ve Paul Böhm tarafından hazırlanan proje birinci seçildi. DİTİB’in şeffaflık hedefini ve camilerin kapısının halka her zaman açık olduğunu simgelemesi için ilk proje üzerinde birkaç değişikliğe gidilerek, tasarımıyla da şeffaflığın projeye daha iyi yansıması amaçlandı. DİTİB, cami ile birlikte Müslümanların toplumda kendilerini daha yerli hissedeceklerini ve bu şekilde projenin uyuma da büyük katkı sağlayacağını vurguluyor. Dinlerarası diyaloğa katkı Köln Merkez Camii'nin yalnızca bir ibadethane değil, aynı zamanda dinlerarası diyaloğa katkıda bulunacak bir kültür merkezi olması hedefleniyor. Bu amaçla inşa edilecek modern kompleks içerisinde Dinlerarası Diyalog Merkezi, İlmi Kütüphane, Kadınlar Merkezi, sosyal ve kültürel birimler de yer alacak. Cami 55 metre uzunluğunda iki minareye, şeffaf parçalardan oluşan 36,5 metre uzunluğunda kubbeye sahip olacak. 25 milyon euroluk proje Tahmini proje maliyeti 25 milyon euro olan DİTİB Merkez Camii’nin kaba inşaatının maliyeti 9 milyon euro olarak belirlendi. Caminin 2011 yılı Kasım ayında hizmete girmesi planlanıyor. Proje için şu ana kadar ise ancak 2 milyon 925 bin euroluk bağış toplanabildi. Görkemli cami projesinin sahibi olan DİTİB, Almanya’daki Müslüman Türk derneklerini bir araya getiren en büyük sivil kitle çatı kuruluşu. 1984 yılında Alman Dernekler Yasası’na göre kurulmuş olan DİTİB, 200 binden fazla üyeye sahip bulunuyor.
|
||||||||||
|
Azerbaycan'da din özgürlüğü |
||||||||||
|
||||||||||
|
Benzer Haber'in Sohbet yayını
|
|
|||||||||
|
Kahire'de ezan karmaşası |
||||||||||
|
||||||||||
|
Tevrat'taki Barack H. Obama şifresi |
||||||||||
Tevrat'ta şifre taraması yapan hahamlar taramada Obama ismine üç yerde rastladılar. Kimi hahamlar Obama isminin Tevrat şifresine takıldığını ve Obama'nın gelişiyle birlikte Yecüc ve Mecüc devrinin (Gog Mogog) başlayacağını ileri sürüyorlar." Milli gazete yazarı Mustafa Özcan'ın Tevrat'taki Obama şifreleri ile ilgili aktardığı oldukça ilginç bilgiler... Tevrat'taki Obama şifresi Tefeül, hem İslam'ın hem de diğer dinlerin geleneklerinden birisidir. Gerçi selefi meşrep anlayışlar bu tarz tefeüllere pek itibar etmezler. Tefeül'de tasannu ve yapmacık ve kurgusal ve çocuksu yaklaşımlar nedeniyle birçoklarını bu tarza mesafeli kılmıştır. Lakin geçmişte İran ve Hindistan gibi ülkelerde ve bu coğrafyanın kültüründe Kur'an ile tefeül yapmak nasıl hoş karşılanıyorduysa keza Hafız Şirazi'nin Divan'ı ile tefeül yapmak böyle bir alışkanlık ve gelenek idi. Şimdi ise bu alışkanlıkların yerinde yeller esiyor. Michael Drosnin isimli bir Tevrat uzmanı da aynen Reşad Halife'nin Kur'an üzerinde yürüttüğü matematiksel şifre çalışmaları gibi Tevrat üzerinde bazı şifre çalışmaları yürütmüş ve bunlardan bazı sonuçlar istihsal etmiştir. Bilindiği gibi, Reşad Halife, Kur'an-ı Kerim üzerinde yapmış olduğu şifre çalışmalarında 19 ağırlıklı bir sayı olarak temayüz etmişti. Lakin Reşad Halife bu metamatiksel şifre üzerinden giderken Tevbe Suresinin iki ayetinin şifre sistemine uymadığı gerekçesiyle inkara yeltenmişti ve ardından da bu Mısırlı ziaaat mühendisi esrarengiz bir şekilde öldürülmüştü. Keza Cenk Koray da özellikle Mustafa Kemal üzerindeki 19 vefklerinden (uyumlarından) yola çıkarak 19 üzerinde çok durmasından sonra 19 yaşındaki oğlu da bir şekilde asabi bir nöbetten sonra cam kesiklerinden dolayı kan kaybederek vefat etmişti. Ömer Çelakıl veya akıl çelen bazı kimseler de sayısal şifreler üzerinde durmuşlardı. Elbette Bediüzzaman gibi isimler de eski ulemanın da kullandığı ebced ve istihraç meselesini tefeül anlamına benimsemişler ama bunu asli bir sisteme dönüştürmemişlerdi. Sadece moral takviyesi açısından bir de gaybın kader kodlarıyla ezelden tespit edildiği noktasında meseleyle ilgilenmişlerdir. Reşad Halife ve benzerlerini Kur'an üzerinde yürüttükleri şifre sistemine benzer bir sistem (şifre cifrden alınmıştır) Yahudiler tarafından da Tevrat üzerinde yürütülüyor. Onlar da yakaladıkları vefk ve denklikler üzerinden Tevrat'ın mucize olduğunu ispata çalışıyorlar. Orjinali itibarıyla elbette Müslümanlar da buna katılıyorlar. Ama şu anki Tevrat odaklı çalışmalar manipülatif amaçlı görünüyor. Michael Drosnin Tevrat'ta yaptığı şifreleme çalışmalarında Rabin'in ölümü ve katilinin ortaya çıktığını ifade etmişti. Akabinde 11 Eylül olaylarıyla ilgili de Tevrat şifresinden bahsedildi. Şimdi ise kimi hahamlar Obama isminin Tevrat şifresine takıldığını ve Obama'nın gelişiyle birlikte Yecüc ve Mecüc devrinin (Gog Mogog) başlayacağını ileri sürüyorlar. Bu hususa temas etmeden önce Tevrat kaynaklı bir iki şifre örneğini hatırlatmakta fayda var. Musa'ya (Aleyhisselam) verilen ilk beş kitaba "Tora" adı verilir ve Tevrat'ın bu kısmı, Drosnin gibilerine göre içinde tüm insanların ve tüm dünya olaylarının geçmişten kıyamete, her ne olmuş ve olacaksa tamamını bildiren mucizevi bir şifre içermektedir. Sözcükler hiç ara vermeden bitişik yazılıp bir bilgisayara yüklendiğinde eşit atlama aralıklarıyla yatay, dikey veya çapraz olarak okunabilen sözcüklerle Tora her soruya cevap vermektedir. Bu; günümüzde bilgisayar çağına programlanmış bir mucizedir. Şifre çözüldüğünde ilk fark edilenlerden biri; İsrail Başbakanı İzak Rabin'in suikaste kurban gideceği idi. Haber, İzak Rabin'e ulaştırıldı. Fakat, 3200 yıl önce verilmiş olan Tevrat'ta bildirildiği gibi suikast gerçekleşti ve İzak Rabin öldürüldü. Newyork'ta terörist saldırı sonucu çöken ikiz kuleler için Tevrat'ın şifresinde şu ibareler vardı. "11 Eylül 2001, İkiz kuleler, uçak tarafından çökertildi, Bin Laden'in suçu, Pentagon hasarlı." Anlaşıldığı kadarıyla Tevrat'ın şifresini savunanlara göre sözkonusu kutsal kitabın yıldızname gibi bir özelliği daha var. Bu özelliği şöyle anlatıyorlar: "Tora'nın şifresi şu anda tüm dünyada bilgisayar programı halinde satılmaktadır ve şifrenin çözülüp programın ilk oluşturulduğu yıllarda denemek için ansiklopediden rastgele alınan 66 ünlü kişinin isimleri verildiğinde Tora'nın şifresi her birinin doğum ve ölüm yılları ile doğum-ölüm şehirlerini kusursuz vermiştir. Matematikte bunun rastgelelik ihtimali on milyonda birdir. Yani bu bir hatasızlık ve kesinlik oranıdır. Bu, şu demektir ki; "herkesin ve her olayın geçmişten "kıyamete" kadar gizli bir şifresi var." Gelelim Obama meselesine: Emir Tahiri, Şii hadis mecmualarından Meclisi'nin Bihar el Envar'ında bazılarının Obama ismini istihraç ettiklerini ve Hazreti Mehdi'nin habercisi ve müjdecisi olduğunu düşündüklerini aktarmıştı. Tabii Tahiri'nin aktardığı şifre değil istihraç. Tevrat kaynaklı şifrede ise onunla birlikte Yecüc ve Mecüc'ün yeryüzünde zuhur edeceği ileri sürülüyor. Hahamlar Ahd-i Kadim'de Obama ismine rastladıklarını söylüyorlar. Hahamlar Tevrat'ta şifre taraması yapmışlar ve bu taramada Obama ismine üç yerde rastlamışlar. Obama ile birlikte Yecüc ve Mecüc savaşı başlayacağını ileri sürüyorlar ve Obama'nın da şifre tarama yöntemiyle Bin Ladin'le bağlantılı olduğunun anlaşıldığını ileri sürüyorlar. Çok ilginçtir, Reagan ve İncilciler SSCB'yi şer imparatorluğu olarak takdim ederken şimdi İsrailli hahamlar benzeri bir yakıştırmayı ABD ve Obama için yapıyorlar. İşte bunlar da şifre enflasyonu ve manipülasyonu. Bu hususta mistik haham Mordehay Şakit gibi hahamlara diğer hahamlar da itibar etmiyorlar. Zira, 2001 yılında Bush kazandığında da benzeri mavalları söylemişler ama fos çıkmıştı. Dindar Yahudiler Bush seçildiğinde de Yecüc ve Mecüc zuhuruna ve savaşına neden olacağını öngörmüşlerdi. Bunlar, kendini gerçekleştiren kehanetlerden ziyade her mevsim kendisini tekrarlayan kehanetler zümresine giriyor. 13/02/2009 |
||||||||||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||