HAZER.TV

Ülkeler haber, genel bilgi ve resimleri

Aktüel Haber

Haberler

Cennet Gölgesi

HayAllah.net

Yaratan'ın İmzaları

Aktüel

Yaşam

Din

Sağlık

Rejim

Cinsel sağlık

Sinema

Sanat

Moda

Fashion

Resim Şov

Video

Resim İndir

Din Konulu haber ve araştırmalar-3

Esma'nın Mücadelesi

Doğa Olayları

Pompei

Ayasofya

 

Önceki sayfalar:

dini konular 1

Filistin Gönüllüsü şimdi El Aksa Camii'ne namaza gidiyor.

 

Her yıl her milletten binlerce gönüllü Batı Şeria ve İsrail'e giderek sivil toplum faaliyetlerine katılıyorlar.

Ortadoğuda her milletten gönüllü İslamiyeti kabul ederek 'Cemal' adını alan Gavan ise, El Aksa Camiine namaza gidiyor.

Pek de ilk buluşma olabilecek gibi bir ortam değildi. Filistinlilerin 'Nakba' yani 'Felaket Günü' diye adlandırdıkları, İsrail devletinin kurulduğu günün anılması için düzenlenen bir otobüs gezisiydi.

Ama Dublin'den gelen 30 yaşındaki bir öğrenci, Gavan Kelly için , bu, hayatındaki en büyük aşkın da başlangıcı olacaktı. Doğu Kudüs'teki ya da Gavan'ın dediği gibi "işgal altındaki Filistin'de", bir kahvede oturmuştuk. "İsrail Ev Yıkımlarının Durdurulması Komisyonu" için çalışan Gavan, yaşadıklarını anlatıyor.

"O günü asla unutamam" diyor. "İlk defa burada, kendimi gerçekten evimde hissettim. İnsanların, köyleri üzerine inşa edilen otoparkta dansedip, dua etmeleri, yaşananları anmalarını izliyordum. Buna tanık olduktan sonra burayla aramda güçlü bir bağ oluştu." diye sürdürüyor.

Gavan'in yüzü kızarıyor, masada oturan nişanlısı Hanadi'ye bakıyor utangaç utangaç...

"Ve tabii aynı gün, bu inanılmaz, güzel Filistinli hanımla karşılaştım." diyor...

Sivil toplum kuruluşları mantar gibi

Burada son 20 yılda, mülteci nüfusunun artmasına paralel olarak faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları da mantar gibi çoğaldı. Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü UNRWA, 1990'ların başlarından bu yana Filistinli mülteci sayısının iki kat arttığını ve 4,5 milyonu aştığını tahmin ediyor.

Bu bölgedeki sivil toplum örgütlerinde çalışmak isteyenler yoğun bir rekabet içinde.

Örgüt kapsamındaki işlere talep yüksek, tek bir göreve 10 başvuru yapıldığı oluyor. Üstelik başvuruda bulunanlar da, Oxford ve Cambridge gibi İngiltere'nin en seçkin üniversitelerinden mezun gençler...

Cambridge mezunu Alice Gillham'a bu işin neden bu kadar popüler olduğunu soruyorum. Buradaki ikinci işi bu Alice'in. Geçen yaz bir mülteci kampında üç ay öğretmenlik yapmış; şimdi de Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü'nün iletişim bölümünde çalışıyor.

Doğu ve Batı Kudüs'ü ayrıan Yeşil Hat'tın yakınında yeralan örgütün şık tesislerinde konuştuğum Alice, ne yapmak istediği konusunda açık sözlü.

"Ben kendimi kurban etmiş değilim. Bu, burada işlerin gerçekte nasıl yürdüğünü öğrenmek için büyük bir fırsat. Bu iş bir atlama tahtası, benim heyecan verici mesleğimde ilk adım!" diyor...

Gavan gibi, Alice'in de, İsraillilerle Filistinliler arasında süre giden anlaşmazlık hakkındaki duygu ve düşünceleri güçlü ve kesin. "Her gün işgal yüzünden yaşanan haksızlıklara, her gün uluslararası hukukun ihlal ediliyor olmasına ben ve arkadaşlarım tepki duyuyoruz." diyor.

Burası, düpedüz bir savaş alanı olmasına rağmen, yardım görevlileri hayli yüksek bir yaşam standardına sahipler. İsrail belki ucuz bir ülke değil ama, buradaki yabancı çalışanlar, yüzme, binicilik, iyi restoranlara gitmek gibi, ülkelerinde yaptıkları hemen her şeyi burada da sürdürebiliyorlar.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi bir yerde çalışmakla kıyaslanamayacak bir durum kuşkusuz...

Cuma akşamı, Ramallah'taki "Kar Barı"nda kokteyl alan Araplar kadar, İngilizlerin, Fransızların, Amerikalıların sohbetleri de karışıyor havaya. Burası tıpkı kendi ülkenizde de gidebileceğiniz türden bir yer. Mönüde 'fajitas'lar ve kokteyller var; hoparlörlerden dans müziği yayılıyor.

Emily, "Burada yaşamak inanılmaz derecede kolay" diyor. Bu, gerçek adı değil. Bir araştırma enstitüsünde kaçak olarak çalışıyor. "Ramallah çok konforlu bir yer, burada yaşamak bir fedakarlık olmuyor." diyor. İki buçuk yıldır buradaymış ve buradan ayrılmayı düşünmüyor. "Başka bir yere gitmeye korkuyorum. Dünyada burası kadar ilginç bir başka yer olduğunu sanmıyorum" dişyor Emily.

Ama bölgede bunca çok sayıda uluslararası yardım görevlisinin bulunmasının yararlı olduğuna, herkes katılmıyor.

Eleştirel çevreler, Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü'nün, mültecilerin başka yerlere yerleştirilmesine yanaşmadığı için bu insanların yaşadığı sefaletidaimi hale getirdiğini savunuyorlar.

Diğerleri de, uluslararası görevlileri, yerel halkın gücünü elinden alıp, kendi güçlerini ortaya koyarak, adeta, yeni-sömürgeciler gibi davranmakla suçluyor.

İsrailli çalışma örgütü "Sivil Toplum Kuruluşu İzleme Grubu", ciddi suçlamalarda bulunuyor. Bölgede faaliyet gösteren 100'ü aşkın sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerini izliyor. Grubun başkanı, "daha köktenci eğilimli grupların, buraya, belli bir siyasi görüşü olan ve anlaşmazlığa miyop bir şekilde bakan öğrencileri getirdiğini" söylüyor.

Naftali Balanson, bana internetteki blogları gösteriyor. "Kullandıkları dile bakın" diyor ve ekliyor : "Getto, ırk ayrımcılığı, İsrail katliamları...Bu tür karşısındaki şeytanlaştıran ifadeler yapıcı değil. Bunlar anlaşmazlıkları alevlendiriyor."

Filistinlilerden de eleştiriler geliyor. Gelen yabancıların yalnızca kendi gruplarıyla haşır neşir olmalarından, burada çalışmanın onlara sadece, tamamlamaları gereken bir üniversite projesi gibi görünmesinden yakınıyorlar.

Doğu Kudüs'te, dile getirilen bu görüşleri Gavan ve Hanadi'ye aktarıyorum. Hanadi, derin derin içini çekiyor ve nişanlısının koluna sarılıyor. "Burada olmaları harika birşey." diyor. "Peki ama, burada bu kadar çok sayıda olmalarına rağmen, niçin hiçbir değişiklik görmüyoruz?" diye de ekliyor.

Sonra Hanadi kendi evine gidiyor, yakınlarda İslamiyeti kabul ederek 'Cemal' adını alan Gavan ise, El Aksa Camiine namaza gidiyor.

Bu artık her Cuma yaptığı birşey olmuş. Ama Gavan'ın yeni İslam kimliğiyle hala mücadele ettiği bir nokta var. "Bir bira için ölüyorum" diye itirafta bulunmadan edemiyor...

02/10/2009

Patrik'ten Ortodoks İmparatorluğu çağrısı

Patrik'ten Ortodoks İmparatorluğu çağrısı

 

Rusya Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill, siyasilere ve dini yetkililere çağrıda bulunarak Rusya-Belarus birlik devletine önem verilmesini istedi.

Rusya Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill, siyasilere ve dini yetkililere çağrıda bulunarak Rusya-Belarus birlik devletine önem verilmesini istedi. On gün süren Ukrayna temaslarının ardından Belarus'a da bir ziyaret gerçekleştiren Kirill, Rusya merkezli siyasi yapının oluşması için çaba sarf ediyor.

Başkent Minsk'te halka seslenen Kirill, Rusya-Belarus birlik devletinin önemine dikkat çekti. Patrik, "Bu birlik halkın rızasıyla kurulmuş ve kilisenin onayını almış bulunuyor. Eğer, biz bu birlik devletini kaybedersek bu durumda hem ekonomik hem de siyasi olarak kayba uğrarız. Sadece halk ve devlet olarak değil, aynı zamanda da ferd olarak da kaybederiz. Belarus ve Rusya dost ülkeler. Bu iki ülke arasındaki birliğin potansiyeli hissedilir bir gücü temsil ediyor. Birlik düşüncesi muazzam öneme sahip." dedi.

Kirill, ayrıca diğer Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinin egemenliğine saygı duyulması gerektiğini hatırlattı. "Bizim kardeşlerimiz arasında Ukrayna, Moldova ve başka ülkeler de var." ifadesini kullanan Kirill, Avrupa'nın bugün yaşadığı sorunlara yardımcı olunması gerektiğini belirtti.

Belarus'ta dinler arası diyalog açısından sağlıklı bir ortamın olduğunu kaydeden Kirill, Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko ile de bir görüşme gerçekleştirdi. Belarus topraklarının çok eski bir Ortodoks coğrafyası olduğunu ve ülke vatandaşlarının ezici çoğunluğunun Ortodoks kökenli sayıldığını kaydeden Rus din adamı, "Buna rağmen ülkenizde dinler arasında çok güzel samimi ilişkiler var. Her inançtan insanlar özgürce ibadet etme ve kendi dini yükümlülüklerini yerine getirme hakkına sahip olmalı. Ama bunun yanında da bu şahıs başkalarıyla ilişkisini öyle kurmalı ki bulunduğu toplumda bölücülüğe değil dayanışmaya yol açsın." dedi.

Daha sonra Kirill Belarus Devlet Üniversitesi'ne bağlı Teoloji Enstitüsü'nü ziyaret ederek öğrencilerle buluştu. Burada Rus patriğine fahri doktora da verildi.

26.09.2009

Mali'de aile hukuku tartışması

 

Batı Afrika ülkesi Mali'de son birkaç aydır en önemli konu yeni aile hukuku yasası.

Ağustos başında milletvekillerince benimsenen yasa, Müslüman örgütlerin yoğun protestoları ardından Cumhurbaşkanınca geri çevrildi ve yeniden parlamentoya gönderildi.

Çoğunluğu Müslüman olan Malililer yasayı İslama ve ülke geleneklerine aykırı buluyor.

İçinde bulunduğumuz stadyumda 50 bin kişinin "Allahü Ekber" nidaları arasında, "kadının kocasına niçin itaat etmesi gerektiğini" anlatan bir kadınla mülakat yapıyorum.

Hacı Safyatu Dembele'nin kendisi tam bir paradoks aslında.

Bir yandan, kadınların seslerinin işitilmesini ve kadınlara saygı gösterilmesini istiyor.

Mali Ulusal Müslüman Kadınlar Birliği'nin başkanı sıfatıyla kendisine "Madame la Présidente" - Başkan Hanım denmesini istiyor.

Ve son derece doğal bir hareketle, stadyumda daha çok önemli erkek şahsiyetlere ayrılmış tribünlerde yerini alıyor.

Ama diğer yandan da, Hacı Safyatu Dembele bir kadının evinde fazla söz sahibi olmaması, hatta kendi hayatı üzerinde bile sözünün geçmemesi gerektiğini savunuyor.

Kafam karışıyor.

Altın çerçeveli gözlüklerinin üzerinden, sabırlı olmaya çalışarak bana bakıyor.

"Kur'an erkeğin karısını koruması gerektiğini, buna karşılık olarak da bizlerin erkeğimize itaat etmemizi buyuruyor" diyor.

Mali parlamentosundan geçen aile hukuku yasasına karşı düzenlenen birçok protesto gösterisinden birine katıldım.

Bu tür protestolar yüzünden Mali Cumhurbaşkanı yasayı reddetmek ve değiştirilmek üzere Parlamentoya geri göndermek zorunda kalmış.

Protesto günü öfkeli bir ortam vardı Bamako'da. Yumruklar havaya kaldırılmış, ardarda kürsüye çıkan konuşmacılar yeni yasayı kınayan konuşmalar yapmıştı.

Mali'nin siyasi sahnesinde dinin öne çıktığına ilk kez tanık oluyordum.

Burada nüfusun yüzde 90'ının Müslüman olmasına ve Malililerin çoğunun koyu dindar olmasına rağmen, aynı zamanda hoşgörülü bir toplum Mali halkı.

Hıristiyanlar ve Müslümanlar sorunsuz bir şekilde bir arada yaşıyor.

Kadınlar genellikle peçe takmıyor.

Mali müziğiyle ünlü bir ülke. Bamako'nun dört bir yanı dansedilen içkili mekanlarla dolu.

Ama Müslüman Malililerin, önerilen aile hukuku yasasına itirazları pekçok.

Hacı Safyatu Dembele gibi düşünen bu çevreler, yasa taslağında "kadının bundan böyle kocasına itaat etmek zorunda kalmaması"nın öngörülmesine itiraz ettiler.

Yasa, eşlerin birbirlerine yalnızca sadakat ve karşılıklı koruma ile bağlı olacaklarını kaydediyordu. Ayrıca, boşanan kadınların ve evlilik dışı doğan çocukların miras hakları genişletiliyor; evlilik, lâik bir düzenleme olarak tanımlanıyordu.

Mali'nin Müslüman toplumunda bu öneriler büyük öfke yarattı; haftalarca gerilim yaşandı.

Cumhurbaşkanı yasa taslağını yeniden Parlamentoya göndermeseydi, bazıları, ülke sokaklarında şiddet başgöstereceği tahmininde bulunmuştu.

Müslümanların yeni aile hukuku yasasına karşı böylesine sert tepki göstermesi, yasayı savunanlarda şok etkisi yarattı.

Özellikle birçok kadın hakları savunucusu büyük düşkırıklığına uğramış görünüyor.

Yıllardır bu yasanın Palamentodan geçirilebilmesi için mücadele vermişlerdi.

Ve şimdi asla sonuç alamayacaklarını düşünmeye başladılar.

Cumhurbaşkanının kararını açıklamasından sonra, gece geç saatte aradığım bir kadın, "Nasıl uzlaşma sağlarız, bilemiyorum. Bu insanlar dini, demokrasiden daha önemli buluyor!" dedi.

Gerçekten de tartışmalı yasa üzerinde uzlaşma sağlanması güç olacağa benziyor.

Ülkedeki camilerde ve radyo istasyonlarında, yasayı savunanlar hakkında gayet şiddet öğeleri içeren konuşmalar yapılıyor.

Hatta artık bu yasanın Mali için olumlu birşey olabileceğini açıkça söyleyecek biriyle konuşmak imkansız hale gelmiş sayılır.

Bir gün, sabah saatleri boyunca yasanın parlamentodan geçirilmesi için çalışmalar yapmış milletvekillerini aradım.

Her biri mülakat talebimi geri çevirdi. Ülkesi kasıp kavuran dini duygulara karşı çıkar görünmek istemiyorlardı.

Bir kadın milletvekili "Şimdi velvele yaratılacak zaman değil" dedi...

Peki bundan sonra ne olacak?

Yeni aile hukuku yasasına destek veren hükümetin, parlamentonun, liberal kesimlerin ve Batılı kreditörlerin, önerilen değişikliklere Müslüman Malililerin nasıl tepki göstereceğini doğru değerlendiremedikleri açık.

Bu tepkilerle burunları sürtülmüş oldu adeta. Hükümet yeni yasa üzerindeki çalışmalara yakında başlayacağını belirtse de, konunun bir süre için rafa kaldırılmasına şaşmam.

Bu olaydan alınan ders açık : Malililerin geleneksel değer olarak gördükleri uygulamaları değiştirmeye kalkarsanız derin bir muhalefet dalgasının hızla yükseldiğini görürsünüz.

Peki o halde, yeni aile hukuku yasasını destekleyenler Mali'de yeni bir kuşağın, farklı değerlere inanan gençlerin yetişmesini mi beklemek ve ancak ondan sonra bu konuya yeniden eğilmek mi zorundalar?

Kişisel izlenimlere dayanarak söylemeliyim ki, Mali'de on yıl sonra da değişen birşey olmayacak.

Benim oturduğum sokakta gün boyunca çay içerek laflayan bir grup genç var.

Sık sık durup konuşuyorum bu bu gençlerden biri olan Salif'le.

Mali'deki birçok genç üniversite mezunu gibi, hukuk diplomalı Salif de iş bulamıyor.

Gün boyunca, ailesindeki kadınlar içerde yemek ve temizlik yaparken, o evin dışında oturuyor.

Birçok defalar yeni aile hukuku yasa taslağını konuştum Salif'le. Ama Salif daha başından tavrını açıkça koydu ortaya : "Mali'de kadınlar erkekler kadar önemli değil", Salif'e göre.

25/09/2009-Martin Vogl-Bamako, Mali

Almanya’da İslam ve Anayasa tartışması

 

Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Anayasa Mahkemesi Başkanı Michael Bertrams

Eyalet Anayasa Mahkemesi Başkanı Bertrams’ın, “İslam’ın Alman Anayasası ile bağdaşmadığı” açıklaması Müslüman kuruluşların tepkisini çekti. DİTİB, açıklamalardan kaygılı olduğunu bildirdi.

Protestanları,“Yükselen İslam'a karşı tavır benimsemeye” davet eden öyle herhangi bir kişi değil. Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Anayasa Mahkemesi Başkanı Michael Bertrams. Bu nedenle yarattığı şaşkınlık da o denli büyük oldu.

Kısa adı DİTİB olan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği'nin Dinlerarası Diyalog Sorumlusu Bekir Alboğa “Almanya'da İslam'ın yükseldiğine” dair bir tespitleri olmadığını söyledi ve “Bir yargıcın Müslümanları böyle hedef göstermesi ama aynı zamanda kaygı verici" dedi.

Kilise: "Önemli olan temel değerlere uyum"

Peki Protestanlar ne düşünüyor. Vestfalya Protestan Kilisesi Sözcüsü, Andreas Duderstedt, kendilerinin İslam ile diyaloğa ağırlık verdiklerini söylerken İslam'ın bütüncül olmadığını, çok farklı yorumlanabildiğine dikkat çekti. Duderstedt sözlerini şöyle sürdürdü:

"Almanya'da din özgürlüğü var. Dini vecibelerini yerine getirmek isteyenler bunu yapabilir. Ancak tüm taraflara bir rica da söz konusu, iyi bir şekilde bir arada yaşamak istiyorsak hoşgörülü olmalıyız. Örneğin cami inşa etmek isteyen inşa etsin ancak buna mutlaka ‘Fatih’ yani işgalci olarak algılanan bir şekilde değil mesela lale adını verebilir. Bu Müslüman toplumundan bizim ricamız. Hristiyan ya da Almanlara ricamız da iki metre uzunluğundaki minarelere tepki göstermemeleri olur."

Büyük tartışma yaratan sözler

Almanya'nın haftalık “Die Zeit” gazetesinin internet sitesinde yayımlanan habere göre, Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Anayasa Mahkemesi Başkanı Michael Bertrams İslam hakkındaki tartışma yaratan sözlerini bir tören sırasında dile getirdi. Bu etkinlik, 1934'te Alman Protestan din bilimcilerin Nazi ve Nazilere yakınlık gösteren Hrıstiyanlara karşı yayımladığı “Barmen Teoloji Bildirisi”nin Münster kentindeki yıldönümü töreniydi.

Habere göre Bertrams, bazı İslami değerlerin Alman Anayasası ile bağdaşmadığını ve bu yüzden Almanya’da Müslüman kurum ve cemaatlerin, Kiliseler gibi tüzel kişilik sayılmaması gerektiğini aktardı. Bertrams, ayrıca Müslümanların dışarıya dönük farklı bir tavır ve söylem içinde olmasına rağmen, içten içe Anayasal değerlere yabancı olduklarını" öne sürdü.

"Bariz haksızlık örneği"

DİTİB'in Dinlerarası Diyalog Sorumlusu Bekir Alboğa, Bertrams'ın “bariz bir haksızlık ve adaletsizlik örneği ortaya koyduğu” görüşünde. Alboğa şunları kaydetti:

 "Elli yıldır, bu ülkede yaşayan Müslümanlar olarak Alman Anayasası'ndaki mevcut değerlere, hiçbir zaman itiraz etmemişizdir. Alman Anayasası Müslümanların da yani Almanya'da yaşayan herkesin dinlerini yaşama hürriyeti olduğunu garanti ediyor. Burada Anayasa'ya aykırı hangi değer var. Biz Almanya'da Alman mahkemelerine gidiyoruz. Sanki ikinci bir devlet mi var, ikinci bir kanun mu var. Keşke yargıç beyefendi bizlerle Müslümanlarla konuşma nezaketinde ve tenezzüllünde bulunsaydı da ondan sonra bu açıklamaları yapsaydı.”

Kur'an-ı Kerim'in farklı yorumları

Protestan Kilisesi Sözcüsü Duderstedt de Almanya'da yaşayan Müslümanların bazı değerlerinin Alman Anayasası ile örtüşmediği yönündeki değerlendirme konusunda “Ben bu hissiyatı taşımıyorum” dedi ve şu görüşü ortaya koydu:

“Eğer Kur'an-ı Kerim Anayasa ile uyumlu bir şekilde yorumlanıyorsa ve kadınların eşitliği gibi temel değerleri ihlal etmiyorsa o zaman hiçbir itiraz söz konusu olamaz.”

İslam hakkında tartışmalı sözleri dile getiren Bertrams, “Derslere başörtüsüyle girmekte ısrar eden bir öğretmenin Anayasa'ya kayıtsız şartsız inandığını söylemeyiz” demişti. Vestfalya Protestan Kilisesi Sözcüsü, Andreas Duderstedt ise Bertrams'ın görüşüne şu değerlendirmeyle yanıt verdi: 

“Benim için belirleyici olan; Müslüman ve diğer dinlere mensup öğretmenlerin Anayasa'ya bağlı olmasıdır. Eğer böyleyse başörtüsü takabilir. Eğer bunu yapmıyorsa, başörtüsü konusundan bağımsız olarak. öğretmen olamaz.”

"Hukukçu olarak adil davranamaz"

Kuzey Ren Vestfalya Anayasa Mahkemesi'nin basın sözcüsü, başkanının konuşmasının kişisel görüşlerini yansıttığını söylerken Bertrams'ın törendeki kürsüye  “Anayasa Mahkemesi Kuzey Ren Vestfalya Başkanı” unvanıyla çıktığına dikkat çekiliyor. Önemli bir konumda bulunan bir kişinin bu beyanlarının ülkede yaşayan Müslümanların hukuk devletine güvenini zedelediği yönünde yorumlar yapılırken, DİTİB yetkilisi Bekir Alboğa şu noktaya dikkat çekti:

“Bu tip bir zihniyete sahip olan bir yargıcın, bir Müslümanı değerlendirmesi durumunda adil davranabileceği kanaatinde değilim.”

Bekir Alboğa son dönemde Almanya'da Müslümanlarla diyaloğun güçlendiğine ve Almanya'nın gerçeklerinden birisinin de İslam olduğunun kabul edilmekte olduğu bir dönemde bulunulduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: "Sanki bu durum birilerini paniğe sürükledi. Dolaysıyla 11 Eylül atmosferinden demek ki memnun olanlar o atmosferi terk etmek istemiyorlar."

08/10/2009 DW

Çizgi roman dünyasında medeniyetler ittifakı

 

Arap dünyasını kasıp kavuran çizgi roman dizisi 99'un kahramanları, Batılı kahramanlarla aynı macerada yer alacak.

99'un kahramanlarından biri de Türk.

Esma ül Hüsna'dan, yani Allah'ın 99 isminden esinlenerek yaratılan çizgi roman dizisi 99'un kahramanları Batı'ya açılıyor.

Arap dünyasında müthiş popüler olan bu dizinin yaratıcıları, Washington merkezli DC Comics şirketi ile anlaştı. Artık 99'un kahramanları ile DC Comics'in Süperman ve Wonderwoman gibi kahramanları ortak maceralara çıkacaklar.

Dizinin yaratıcısı psikolog Doktor Naif el Mutava, amacının İslam'ı, 11 Eylül olaylarıyla onu rehin alan insanların elinden kurtarmak ve gerçek yüzüyle tanıtmak olduğunu söylüyor. Kahramanlarının hiçbiri ibadet ederken görülmüyor, hatta "Ancak Yahudi çocuklar 99 karakterlerini Yahudi, Hristiyan çocuklar Hristiyan, Müslümanlar Müslüman, Hindular da Hindu sandığında hayalimin gerçekleştiğini düşüneceğim."diyor.

Arap dünyasında her yıl bir milyon tiraja ulaşan 99'un adına Kuveyt'te düzenlenmiş eğlence parkları var. Suudi Arabistan'daki parkları için de hazırlıklar sürüyor.

Bu arada Biri Bizi Gözetliyor gibi ünlü reality şovların yapımcısı Endemol şirketi, filmini çekmek için anlaşmış durumda. Çizgi romanın Türkçesi ise Eylül ayında piyasaya çıkacak.

BBC Türk-Ebru Doğan-03/08/2009

İsrail'de domuz gribi duası

 

İsrail'de bir grup haham, ülkeyi domuz gribinden korumak için uçakla duaya çıktı.

Yaklaşık 50 dini liderden oluşan grup önceki gün İsrail semalarında dualar edip, "şofar" çalarak dolaştı.

Geyik ya da koç boynuzunda yapılan şofar, Yahudilikte geleneksel olarak dini bayramlarda çalınıyor.

Yediot Aharonot gazetesine göre Haham İzak Batsri amaçlarının "salgını ve insanların bu yüzden ölmesini engellemek" olduğunu söyledi.

Batsri "Dua sayesinde tehlikeyi atlattığımıza eminim" diye konuştu.

Dua seferinin televizyonda yayımlanan  görüntülerinde geniş kenarlı siyah şapkalar giymiş hahamlar, ileri-geri sallanarak Kabala kitabından dualar okurken görülüyor.

Bir tür Yahudi sufiliği olarak tanımlanabilecek Kabala'nın müritleri arasında ünlü şarkıcı Madonna da var.

İsrail Sağlık Bakanlığı'na göre ülkede bugüne dek 2 binden fazla domuz gribi vakası görüldü; hastalardan beşi yaşamını yitirdi.

Musevilikte de domuz temiz olmayan bir hayvan olarak görüldüğü ve eti yasaklandığı için, ülkede hastalık genelde "H1N1" diye anılıyor.

12/08/2009

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya