|
Son Güncelleme:04/02/12 |
||
|
Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya |
||
| Ülkeler haber, genel bilgi ve resimleri |
|
||||||||
|
|
Müslümanlardan New York Polisine Protesto |
||||||
New York'ta Müslümanlar, polis ve New York Emniyet Müdürü Raymond Kelly'i protesto etti. Foley Square'de toplanan ve ''Wall Street'i İşgal Et'' hareketinin de destek verdiği Müslüman gruplar, alanda yaptıkları konuşmalarda, New York polisinin son dönemlerde Müslümanlara yönelik ayrımcılığına yeni bir unsurun daha eklendiğini, ''Üçüncü Cihad'' adlı belgeselin, New York polislerine terörle mücadele derslerinde izlettirildiğinin ortaya çıktığını belirttiler. Belgeselin Müslümanlara karşı propoganda amacıyla hazırlandığını söyleyen Müslüman gruplar, belgeselde mülakat yapılanlar arasında Emniyet Müdürü Kelly'nin de bulunduğunu ifade ettiler. New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg ve Emniyet Müdürü Kelly'nin, ''Müslümanlara karşı önyargılı olan belgeselin polislere izlettirilmediğini'' söylediklerini, oysa AP tarafından ortaya çıkartılan yeni belgelerde, filmin polislere seyrettirildiğinin belirlendiğini ifade ettiler. Gösteride Müslüman gruplar, iki gün önce kentin fakir semtlerinden Bronx'da öldürülen 19 yaşındaki siyahi gencin de ''ırkçı polis'' tarafından silahsız olduğu halde evinde öldürüldüğünü ileri sürerek, ''Hepimiz Ramarley Graham'ız'', ''Hepimiz New Yorkluyuz'' ''Hepimiz Müslümanız'', ''Hepimiz Hristiyanız'', ''Birimize Yapılan Saldırı Hepimize Yapılmış Demektir'' diye sloganlar attılar. Protestocular gösteri sırasında sürekli New York Emniyet Müdürü Kelly ve polis aleyhine slogan attılar. Alanda protesto konuşmaları devam ederken bazı göstericilerin namaz kılması dikkati çekti. Protesto gösterisine geçen yıl New York'ta Wall Street'i İşgal Et hareketinin yaptığı gösteriler sırasında gözaltına alınan New York yerel meclis üyelerinden Ydanis Rodriguez de katıldı ve katılımcılara hitap etti. Müslüman göstericiler, 33 sivil toplum kuruluşunun Eyalet Savcısı Eric Schneiderman'a mektup gönderip New York Emniyet Müdürlüğünün Müslüman aleyhtarı tutumu nedeniyle soruşturulmasını talep ettiklerini de bildirdiler. New York'ta geçen yıl Ağustos ayından beri çeşitli Müslüman gruplar, New York polisinin kendilerine ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle zaman zaman polis aleyhine protesto gösterileri düzenliyor. 04 Şubat 2012 |
||||||
|
Mevlid Kandili Kutlandı |
||||||
Bugün İslam alemi Hz Muhammed (S.A.V)'in doğum yıl dönümü münasebetiyle kutlanan mevlid kandili heyecanını yaşadı. Yıl 571... Cahiliye devrinin yaşandığı bir dönemde kainata bir güneş doğdu. Doğan güneş O'ydu: Son Peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselam. İslam dünyası Efendiler Efendisinin 1441'inci doğum yılını yani Mevlid kandilini kutladı. Bu mübarek gecede Müslümanların gönülleri huşu ile coştu. Kadınından erkeğine, çocuğundan yaşlısına binlerce kişi camileri doldurdu. İstanbul'daki camiler de Peygamber sevgisiyle doldu. Kur'an-ı Kerim okundu... Mevlid-i Şeriflerle anlatıldı Hazreti Peygamber... Bir Mevlid Kandili'nde daha eller af ve mağfiret için açıldı Allah'a... Bugünün anlam ve önemini belirten açıklama her sene olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan geldi. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez kandil vesilesiyle bir mesaj yayınladı. MEVLİD KANDİLİ MESAJI
3 Şubat Cuma gününü Cumartesiye bağlayan gece âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (sav) dünyamıza teşriflerinin 1441. yıldönümleridir. Sevgili Peygamberimiz, Yüce Rabbimizin insanlığa gönderdiği en son elçidir ve bütün bir insanlık için onun nübüvveti karanlıklardan aydınlığa, zulmetten nura geçişin iftihar vesilesi olmuştur. Efendimizin doğumu, içinde yaşadığımız dünyanın akışını değiştirmiş ve onun tebliğine kulak veren herkes hayatını yeniden tanzim etme, kendini yeniden yapılandırma ve bundan sonraki gidişatında istikamet sahibi olma konusunda sağlam bir dayanağa kavuşmanın ayrıcalığını yaşamıştır. Onun rahmet yüklü mesajları ve hikmet yüklü ahlâkî örnekliği bütün insanlık için umut vaad etmeye devam etmektedir. Bu kıyamete kadar da kesilmeksizin devam edecektir. Yüce Allah’ın son peygamberine ümmet olmak, pek tabiidir ki sadece onun varlığından ve doğumundan haberdar olmakla sınırlı değildir. Ona tabi olmak hemen her vesileyle kendimizi onun sünnetine ittiba ederek gözden geçirmeyi, hayatımızdaki eksiklikleri telâfi etmeyi ve yine onun çizdiği yol haritasına bağlı olarak kendimizi inşa etmeyi zorunlu kılar. Kısaca peygamberin yolunu takip etmek ve onu örnek almak, onun sağlığında ashabına takdim ettiği değer ve ölçüleri zaman ve mekân sınırlarının ötesine taşarak kendi dünyamıza taşımak ve onun şaşmaz rehberliğine sımsıkı sarılmaktır. Bu insanlık için en hayırlı ümmet olma şerefine nail olmanın yegâne yoludur. Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) mevlidini idrak ederken bugün bir kere daha O’nun ümmeti olmakla her zaman şerefyab olan bizler, tüm insanlık için en güzel örnek olarak takdim edilen Sevgili Peygamberimizin rehberliğine ne ölçüde ittiba ettiğimizi bu vesileyle yeniden gözden geçirmeliyiz. Bugün başta İslâm dünyası olmak üzere topyekûn insanlık âleminin dûçar olduğu manevî problemlerin gerek tanımlanma, gerekse çözüme kavuşturulması konusunda Efendimizin risaletine başvurma ve onun rehberliğinde ilerleme konusunda ciddî ve kayda değer bir ihmalkârlıkla karşı karşıyayız. Etrafımızı saran dost, kardeş Müslüman ülkelerde meydana gelen iç çatışmaların ortaya çıkardığı kaosu İslâmî değerler üzerinden onaylamak ve bunları mazur görmek asla mümkün değildir. “Ben, beni görmeden bana iman eden kardeşlerimi özlüyorum.” buyuran Sevgili Peygamberimizin bugün yaşadığımız acılar karşısında neler hissedeceğini tahmin etmek zor değildir. Kardeşlik bağlarının neredeyse ciddî yaralar aldığı bir zaman ve mekânda hem Efendimize hem de birbirimize kardeş olmanın iklim ve ortamlarını yeniden bulmak ve onun özlemini çektiği kardeşler topluluğu olmayı yeniden hatırlatmak zorundayız. Ne yazık ki Müslüman coğrafyasında meydana gelen kardeş kavgaları, iç çatışmalar, kardeşlik ortamını ciddî anlamda yaralamakta, ümmet-i Muhammed olma duyarlılığı hasara uğramaktadır. Allah’ı bir, peygamberi hak bilme düsturundan ayrılmaması gereken ve bu ana çerçeve içinde kardeşlik hukukunu tesis etmek zorunda olan Müslümanlar ne yazık ki bugün bölge coğrafyamızda uyandırılan fitneye dâhil olmakta, birbirlerine kin duyabilmekte, buğz edip intikam rüzgârına kendilerini kaptırabilmektedirler. Oysa biz Müslümanlara düşen kardeşlerimizin arasını bulmak ve hiçbir zaman adaletten ayrılmamaktır. Bugün cehalet, kör taassup ve dünyevî çıkarlardan beslenen bir gerilim ve çatışma ortamı, İslam’ın pak ve nezih kardeşlik dilini köreltmekte, Müslüman kardeşliğinin Ensar-Muhacirin kardeşliğinden beri süregelen tarihsel akışını gözardı etmekte ve bizi Sevgili Peygamberimizin özlemini çektiği kardeşler topluluğu olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bugün âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sas) dünyamıza teşriflerinin yıl dönümü münasebetiyle vurgulamak gerekir ki, bu aziz ve mübarek günlerin feyz ve bereketinden istifade ederken içimize yönelmek ve nefis muhasebesi yapmak, özeleştiriden kaçınmamak, insanlık nezdindeki görev ve sorumluluklarımızı hatırlamak, tarihten ders almak ve iyi, doğru ve güzelin timsali olma yolunda azmimizi yenilemek, hepimiz için bir huzur ve sükûn vesilesi olacaktır. Bu duygu ve düşünceler içerisinde Mevlid Kandilimizin bütün Müslümanlara huzur getirmesini, insanlığın içine düştüğü sıkıntıların aşılmasında kardeşlik bağlarımızın güçlenmesine ve yeni rahmet kapılarının açılmasına vesile olmasını Cenâb-ı Allah’tan diliyor, vatandaşlarımız, soydaşlarımız ve tüm İslâm âleminin Mevlid Kandilini kutluyorum. Yüce Rabbimizden en büyük niyazımız, Sevgili Peygamberimizin sık sık özlemini dile getirdiği kardeşler topluluğu olmaktan asla uzaklaşmamaktır. Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ Diyanet İşleri Başkanı |
||||||
|
Scientology kilisesi tarikatına verilen cezalar onandı |
||||||
Paris istinaf mahkemesi, Scientology kilisesi tarikatı yöneticilerine 2009 yılında "dolandırıcılık" suçlamasıyla verilen cezayı onadı. Tarikatın avukatları, karara itiraz için temyize gideceklerini açıkladı. Paris mahkemesi, 2009 yılında aldığı kararda, tarikat yöneticilerinin "organize bir şekilde dolandırıcılık yaptığına" hükmetmiş ve tarikatın genel merkezinin 400 bin avro, tarikata bağlı kütüphanenin ise 200 bin avro para cezası ödemesini kararlaştırmıştı. Mahkeme, tarikatın dört yöneticisine 10 ay ile 2 yıl arasında değişen tecilli hapis cezaları verirken, yine tarikat yöneticisi iki kişinin, 1000 ve 2000 avro para cezası ödemesine hükmetmişti.
Daha önce mahkum olan kişiler, "yasa dışı şekilde tarikat üyelerine, tedavi amaçlı olduğu iddia edilen, ancak gerçekte hiçbir faydası olmayan bazı ilaç ve cihaz ile kitapları satarak usulsüz bir şekilde kar sağlamak" ile suçlanmıştı. ABD’de 1954 yılında kurulan tarikatın, 159 ülkede 6 bin kilisesi ve milyonlarca müridi olduğu tahmin ediliyor. Tarikatın üyeleri, daha önce de Fransa’da çeşitli suçlardan yargılanmıştı. ABD’de, aralarında Tom Cruise ve John Trovolta gibi ünlü sinema oyuncularının da üyesi olduğu tarikat, Japonya, İspanya ve Kanada gibi ülkelerde dini örgüt statüsüne sahip bulunuyor. 02 Şubat 2012 |
||||||
|
Ünlü Futbolcu Thierry Henry İmamlık Yapıyor |
||||||
Cezayir asıllı Fransa vatandaşı futbolcu Henry, Fransa'daki bir futbol okulunda eğitim alan çocuklara namaz kıldırıyor.
Dünyaca ünlü Müslüman futbolcu Thierry Henry, Fransa'daki bir futbol okulunda eğitim alan çocuklara namaz kıldırırken görüntülendi. Dünya futbol tarihinin en büyük yıldızlarından ve yeniden 2 aylığına İngiliz devi Arsenal'e geri dönen Thierry Henry'nin olduğu iddia edilen imamlık yaptığı fotoğrafı, tüm dünyada sosyal paylaşım ve forum sitelerinde izlenme rekoru kırıyor. Fransız yıldız Henry'nin yoksul ailelere ve çocuklara yardım yaptığı biliniyor. 28 Ocak 2012 |
||||||
|
Londra'da İslamiyet'in kalbine yolculuk, HAC |
||||||
Londra'daki British Museum'un, "Hac: İslamiyetin kalbine yolculuk" sergisi 15 Nisan'a dek sürecek. Küratörler, Müslümanların yanı sıra, Kâbe'ye gitmelerine izin verilmeyen Müslüman olmayan kişilerin de, sergiyi ziyaret etmelerinin umulduğunu belirttiler. Serginin ortak küratörlerinden Kaisra Han, "İslam dinine bağlı olmayanların Hacca gitrmesine izin verilmiyor; dolayısıyla da Hac hakkında pek az şey biliniyor. Ama Müslümanların bile Haccın tarihi hakkında ne kadar az bilgi sahibi olduklarını duysanız, şaşardınız." dedi ve kendisinin de, son iki yıldır birçok şey öğrendiğini söyledi. Kaisra Han, Reuters ajansına verdiği mülakatta, "Bu sergide, Hacla ilgili giz perdesini kaldırmayı amaçlıyoruz. Dolayısıyla tanık olamayacağınız birşey hakkında çok şey öğrenebileceksiniz." dedi ve sergide verilen "barış" mesajının, son yıllarda şiddet ve ayaklanma kavramlarıyla eş anlamlı görülen Orta Doğu'nun imajı açısından, büyük bir önem taşıdığını söyledi. Kaisra Han,"Son beş yıla, hatta son 12 aya baktığınızda basında İslam ve Orta Doğu hakkında çok şey yazılıp çizildiğini göreceksiniz ama bunların hepsi de olumlu şeyler değil. Bence bu sergiyle, İslamiyetin pek fazla bilinmeyen bir yüzünü ortaya koyuyoruz ve bu da, yoğunlukla barışı konu alıyor." dedi. British Museum'daki sergide, Hacca gidecek Müslümanların nasıl hazırlandıkları, bu çerçevede borçların kapatılması ve küskünlüklerin giderilmesi gerekleri anlatılıyor. Sergide yüzyıllar boyunca Mekke'ye gidiş için izlenen bazı güzergâhlara da yer veriliyor ve dünyanın çeşitli yerlerinden hacıların anıları aktarılıyor. British Museum'da ayrıca Suudi Arabistan'dan ödünç alınan Kâbe örtüsü sitare gibi çeşitli Hac simgeleri de yer alıyor. British Museum'daki sergide verilen bilgilere göre, 1932 yılında 20 bin olan Hacca giderken, 2011'de Hac ziyaretine gidenler 3 milyona yaklaştı. Sergide kişisel öykülerine yer verilen kişiler arasında, hiçbir zaman resmen İslamiyeti kabul etmemiş olsa da kendisini nicedir Müslüman olarak gören ve 1933'de Hacca gitmek için özel izin alarak, kendisini Kâbe'yi tavaf eden ilk Avrupalı kadın olarak tanıtan Evelyn Cobbold da bulunuyor. Ayrıca, 1853'de bir Mısırlı hacı kervanına katılan, yakalanmamak için Afgan doktoru ve Sufî derviş kılığına giren ve daha sonra Hac izlenimlerini "Medine ve Mekke'ye Hac Konusunda Bir Kişisel Öykü" adı altında kitaba dönüştüren İngiliz askeri Richard Francis Burton da, sergide yer alıyor. 27 Ocak 2012 |
||||||
|
Kuran'ı Kerim'in En Eski Kopyası British Museum'da Sergileniyor |
||||||
|
Kur'an-ı Kerim'in bilinen en eski kopyalarından biri İngiltere'nin ünlü müzesi British Museum'da sergileniyor. İngiliz Millî Kütüphanesi (British Library) tarafından Londra'daki ünlü British Museum'a geçici olarak ödünç verilen tarihi Kur'an-ı Kerim Mekke'ye Hac Yolculuğu'nu anlatan müzenin ilk en büyük sergisinde yer alacak. Müze yetkilileri 'İslam'ın kalbi Mekke'ye Hac Yolculuğu' adlı sergide yer alacak olan Kuran-ı Kerim'in en eski kopyasını görmek isteyenlerin müzeyi 26 Ocak - 15 Nisan tarihleri arasında ziyaret edebileceğini duyurdu. Yetkililer birçok İslam araştırmacısının tarihi Kur'an-ı Kerim-i görmek çin sabırsızlandığını bunun için uzun mesafelerden geldiklerini ifade etti. 14 Ocak 2012 |
||||||
|
İngiltere: Müslümanlar arasında şeriat uygulaması artıyor |
||||||
İngiltere'de yaşayan binlerce Müslüman'ın, boşanma taleplerinden ticari ve mali anlaşmazlıklara kadar çok çeşitli konularda şeriat konseylerine başvurduğu bildiriliyor. Civitas adlı düşünce kuruluşunun 2009 yılında yayımladığı bir raporda göre, Birleşik Krallık'ta tahminen 85 şeriat konseyi faaliyet gösteriyor. Son beş yılda, Londra'nın doğusundaki Leyton semtinde yer alan ve ülkedeki en büyük konsey olan "İslami Şeriat Konseyi" gibi kurumlara gelen davaların sayısında büyük artış olduğu kaydediliyor. Leyton'daki konseyde görevli Şeyh el-Haddad, "Son 3-5 yıldır bize gelen davalar üç kat arttı. Her ay ortalama 200-300 davayla uğraşıyoruz. Müslümanlar dinlerine giderek daha fazla bağlanıyor ve bizim sunduğumuz olanakların farkına varıyor." dedi. Ancak resmi olmayan konseylerin herhangi bir yasal yetkisi yok ve herhangi bir ceza uygulatamıyorlar. Şeriat konseyleri, yalnızca özel hukuk davalarına bakmakla birlikte, birçok Müslüman, gönüllü olarak dini liderlerce verilen hükümlere uyuyor. Örneğin Solihull'dan 28 yaşındaki Ömer Hannan, işlettiği temizlik şirketindeki İngiliz Müslüman ortaklarıyla arasında anlaşmazlık belirince İngiliz mahkemesine değil, şeriat konseyine başvurduğunu anlatıyor. Hannan, "Konsey benim manevi ilkelerime uygun düşüyordu, o yüzden de şeriat mahkemesine gittim. Ayrıca anlaşmazlık çok hızlı bir şekilde, 3-4 ay içince çözüldü. Ve sadece 200 sterlin kadar bir masrafı oldu. İngiliz hukuk sistemine başvursaydım, maliyetin ne olacağını tahmin edin siz." diyor. Talep artıyor ama eleştiriler de geliyor
Şeriat konseylerine talebin artmasıyla, kimi İngiliz hukuk şirketleri de bu pazardan pay alma hevesinde. Müslüman avukat Aina Khan, Londra'daki hukuk bürosunda ilk şeriat bölümünü kurdu. Khan, "İlgilendiğim kişilerin çoğunluğunun 50 yaşından genç olması beni şaşırtıyor. Bu insanlar, hem Müslüman, hem de İngiliz kimliklerini korumak isteyen kişiler. Dolayısıyla, sorunlarına tek bir çatı altında, her iki hukuk sistemini de tatmin edecek çözümler getiriyorum." dedi. Birleşik Krallık'ta şeriat konseylerine talebin artmasıyla birlikte, bazı gruplar, şeriatın kadınlara karşı ayrımcılık güden uygulamaları bulunduğunu belirtiyorlar. İran ve Kürt Kadınlarının Hakları Örgütü, şeriat uygulamasına son verilmesi için kampanya yürütüyor. Örgüt yetkilisi Diana Nammi, "Birçok kadınla konuştuk, hepsi de aynı şeyi anlatıyor. Şeriatın kendilerine aradıkları adaleti sağlamadığını söylüyorlar. Şeriat konseylerinde erkekler egemen ve kararlar, erkeklerin yararı gözetilerek alınıyor." dedi. İran ve Kürt Kadınlarının Hakları Örgütü, ülkede hiçbir dini hukuk uygulaması olmaması gerektiğini, yargı önünde tüm kadınlar için ancak bu şekilde eşitlik sağlanabileceğini vurguluyor. Ancak Şeyh Haitham el-Haddad, şeriat uygulamasının yasaklanamayacağını savunarak, "Biz kimseyi zorla sokmuyoruz kapımızdan içeri. Kendi istekleriyle geliyorlar bize. Bizi yasaklarsanız, o zaman İngiliz Müslümanları, başvuracak başka bir yer bulur. Birçoğu yurt dışındaki Müslüman ülkelere gider, oralarda da onları koruma imkanı ortadan kalkar." diyor. 17 Ocak 2012 |
||||||
|
İslamiyet'i seçen İngilizlerin üçte ikisi kadın |
||||||
İngiltere'de yayımlanan Times gazetesi İngiltere'de İslamiyet'i seçenler hakkında özel bir araştırmaya yer verdi. 'İki kültür arasında kalmak' başlığıyla sunulan araştırma İngiltere'de Müslümanlığı seçenlerle şimdiye dek yapılmış en kapsamlı araştırmalardan biri. Araştırmanın sonuçlarına yer verilen özel dosya oldukça ilginç sonuçları ortaya koyuyor. Faith Matters isimli vakfın araştırmasına göre İngiltere'de son on yılda İslamiyet'e geçenlerin sayısı bir önceki on yıla göre iki kat artmış ve 100.000'i bulmuş. Geçtiğimiz yıl Müslüman olanların sayısı ise 5200. Üçte ikisi kadın Müslüman olan İngilizlerin ortalama yaşı 27 buçuk ve bu grubun üçte ikisi kadınlardan oluşuyor. İslamiyet'i seçen kadınların hemen hepsi başörtüsü takıyor. İngiliz kadın Müslümanlar peçe ya da nikab gibi yüzü tümüyle kapayan kıyafetleri ise tercih etmiyor, ancak takılma hakkına saygı duyuyor. Haberde ayrıca, İslamiyet'i tercih eden İngilizlerin oldukça zor bir durumda kaldıkları yorumuna da yer verilmiş. Çünkü bu kişiler yeni dahil oldukları Müslüman toplumu tarafından kolaylıkla kabul edilmedikleri gibi yakın çevreleri tarafından da dışlanıyorlar. 17 Ocak 2012 |
||||||
|
Almanya’nın ilk İslâm ilahiyat kürsüsü faaliyete başladı |
||||||
Almanya’nın ilk İslâm ilahiyat kürsüsü, Tübingen Üniversitesi bünyesinde faaliyetlerine başladı. Almanya'da yaşayan Müslümanlar ve onların dinî vecibelerini yerine getirmesi, ülkede sık sık çeşitli politik tartışmalara konu oluyor. Çünkü birçok Alman, ülkedeki Müslümanlığın, Türkiye ya da Suudi Arabistan gibi dış ülkelerden kontrol edildiğini düşünüyor. Özellikle de Türkiye’den Almanya’ya çalışmaya gelen ama tek kelime bile Almanca konuşamayan imamlar, birçok Almanın kafasında soru işareti yaratıyor. Alman hükümeti, yaklaşık 2 yıl önce bu durumu değiştirmeye karar verdi ve birçok üniversitede İslam ilahiyatı kürsüsü kurulacağını açıkladı. Bu üniversitelerden biri de Tübingen Üniversitesi. Tübingen Üniversitesi’nde dün Almanya’nın ilk İslam İlahiyatı Enstitüsü'nün açılışı yapıldı. Açılış törenine Federal Eğitim Bakanı Annette Schavan da katıldı. Schavan "Alman üniversitelerinin din bilimi alanındaki büyük deneyimlerini, İslam ilahiyatının geliştirilmesinde de göstermesini istediklerini" söyledi. Tübingen Üniversitesi Rektörü Bernd Engler enstitünün vereceği eğitime dair sorularımızı yanıtladı: Üniversitenizdeki İslâm ilahiyatı kürsüsünde tam olarak kimler yetiştirilecek? ENGLER: Öncelikle liselerde İslam dini dersi verecek din bilgisi öğretmenleri... Ama aynı zamanda da imamlar... Bununla birlikte birçok öğrenci de verilen eğitimi destekleyen akademik çalışmalar yapacak. Medya ya da çeşitli sosyal yardım kuruluşları gibi farklı alanlarda meslekî beklentileri olan öğrenciler de burada yetişecek. Sanırım Almanya’nın kendi imamlarını yetiştirmesi, birçok kişinin en büyük arzusuydu. Peki sizde verilen eğitimin, Türkiye’de imamlara verilen eğitimden farkı nedir? ENGLER: Bir kere, biz sadece belirli bir meslek alanında eğitim vermek istemiyoruz. Aksine biz, tıpkı Hıristiyan ilahiyatında olduğu gibi öğrencilerimize İslam ilahiyatının her yönünü ele alan, çok kapsamlı ve dengeli bir eğitim sunmak istiyoruz. O nedenle biz, önceliği sadece imamlara değil, aksine geniş bir yelpazede tüm İslam din bilimini temsil edebilecek bilim insanları yetiştirmeye veriyoruz. İmamların yetiştirilmesi o nedenle ikinci sıradaki amacımız diyebilirim. Peki öğretim programınızın içeriğine değinecek olursak, müfredatınız daha çok, tabiri caizse, liberal bir İslam’ı mı içeriyor? ENGLER: Bence her şeyden önce çoğulcu bir İslam’ı içeriyor. Zira burada önemli olan İslam’ın uygulamada çeşitli yorumlamalarının olması. Tabii bu çoğulculuğu göz önünde tuttuğumuz için de öğrencilere bu sırada şüphesiz bir liberallik de aşılamış olacağız. Örneğin şeriat hükümleri gibi konulara yaklaşımınız ne olacak? ENGLER: Elbette Tübingen Üniversitesi’nde İslam hukuku da öğretilecek. Ama tıpkı öğretilen diğer konularda olduğu gibi farklı hukuk ekolleri de tartışılacak. O nedenle bu çoğulcu yaklaşımın bir denge sağlayacağını düşünüyorum. Almanya’daki Müslümanların Tübingen Üniversitesi’nde yetişen Müslüman ilahiyatçıları ciddiye alacağından ne kadar eminsiniz? ENGLER: Bu, elbette Bilimsel Konsey’in tavsiyeleri arasında da yer alan temel isteklerinden biriydi. Biz de o nedenle eğitim için başvuruda bulunanların akademik yeterliliğini değerlendiren "atama komisyonunun" yanı sıra bu kişilerin daha sonra Müslüman cemaatleri tarafından kabul görmesine katkı sağlayan bir kurul oluşturduk. Bu kurulda, İslamî birliklerin, Müslüman cemaatlerinin temsilcileri de bulunuyor. Aksi takdirde, Müslüman cemaatleri tarafından kabul görmeyen din adamları yetiştirmek büyük budalalık olurdu. Yine de Almanya’da yaşayan Müslümanların, Müslüman ülkelerde yetişmiş din adamlarını tercih edeceğini düşünmüyor musunuz? ENGLER: Hayır, ben öyle düşünmüyorum. Bence Almanya’da dinî cemaatlerde, Müslüman cemaatlerde etkin olan Müslümanlar yetiştirmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor bile. Tabii ki bazı Müslümanlar, örneğin Türkiye’den Almanya’ya çalışmaya gelen ilk kuşak, kendi ülkelerinden gelen imamları tercih edecektir. Ama bence bu ikinci kuşaktan itibaren artık değişiklik gösteriyor. Özellikle üçüncü kuşak, yani artık Türkçeyi birinci ve ikinci kuşak gibi iyi konuşamayan jenerasyonun, dinlerinin kendilerine tanıtılması için kesinlikle Almanca bilen imamlara ve pedagoglara ihtiyacı var. Almanya’da İslam ilahiyatı kürsülerinin kurulması, İslam dininin Almanya’daki nüfuzunu ve etkisini artırdığı şeklinde yorumlanabilir mi sizce? ENGLER: Sanmıyorum. Bence bu daha çok Müslümanların dinî duygularını daha önceki yıllara göre daha fazla ciddiye aldığımız şeklinde yorumlanabilir. Almanya’daki Müslümanlar dinî vecibelerini yerine getirmek gibi birçok konuda bugüne dek daha çok arka avlulara sıkıştırıldı ve buna artık bir son vermenin çok iyi olacağına inanıyorum. 17 Ocak 2012 |
||||||
|
Hollanda Kraliçesi'nden başörtüsü eleştirisine tepki |
||||||
Hollanda Kraliçesi Beatris, Körfez ülkelerini ziyaretinde başını kapayan bir kıyafet giymesi sebebiyle ülkede yaşanan siyasi tartışmayı "tam anlamıyla saçmalık" olarak değerlendirdi. Kraliçe'nin tepkisi, İslam ve yabancı karşıtı görüşleriyle bilinen Özgürlük Partisi tarafından mecliste gündeme getirilen tartışma ardından geldi. Özgürlük Partisi, Kraliçe Beatris'i başörtüsü takarak "kadınların baskı altına alınmasını meşrulaştırmakla" suçlamıştı. Hollanda Kraliçesi Pazar günü Abu Dabi'de ziyaret ettiği bir camiye uzun bir elbise ve saçını örten bir eşarpla gitmiş, daha sonra bulunduğu Umman'da da benzer bir kıyafet giymişti. Yetkililer Kraliçe'nin kıyafet tercihinin İslam geleneklerine saygısından kaynaklandığını belirttiler. Kraliçe'nin Umman gezisinde kendisine eşlik eden Prenses Maksima da saçlarını kapayan bir kıyafet giymişti. Hollanda televizyonu Kraliçe'nin eldiven de taktığını belirtmişti. Koalisyonda yer almadan, Hollanda'daki azınlık hükümetini destekleyen Özgürlük Partisi, Kraliçe'nin Körfez ülkelerindeki kıyafet tercihini "üzücü bir gösteri" olarak eleştirmişti. Kraliçe'ye ziyaretlerinde eşlik eden muhabirler, kıyafet meselesinin Hollanda siyasi gündemine düşmesine şaşırmadığını ancak "hayıflandığını" belirttiler. Muhabirler, Prenses Maksima'nın yaşananlar üzerine Adu Dabi'deki öğrencilerin üçte ikisinin kadın olduğunu hatırlattığını bildirdiler. Kraliçe'nin ülkedeki siyasi partiler hakkında değerlendirmede bulunması Hollanda'da sık karşılaşılmayan bir durum. 12 Ocak 2012 |
||||||
|
60 milyon cemaati, 421 bin okulu var |
||||||
Endonezya'nın en büyük dini cemaati Nahdlatul Ulema'nın 60 milyon cemaati ve 421 bin okulu var. Cemaatin lideri Said Aqil Siradj, Türkiye'nin İslam dünyasının "Batı kapısı", Endonezya'nın ise "Doğu kapısı" olduğunu söyledi. Nahlatul Ulema'nın lideri Siradj, ''Her ülkenin kendisine ait bazı özellikleri vardır. Esas olan müsamaha ve saygıdır. Elbette İslam dünyasının gelişmişleri diğerlerine örnek olmalıdır. Fakat bu müsamaha ekseninde olmalı'' dedi. 'DAVOS BİZİ ÇOK ETKİLEDİ' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Endonezya'da yakından ve takdirle takip ettiklerini ifade eden Siradj, ''Özellikle Davos toplantısında İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e gösterdiği tepki, bizi çok etkiledi'' dedi. Endonezya'nın Türkiye'yle ilişkilerinin Osmanlı İmparatorluğu döneminde başladığını hatırlatan Siradj, ''Özellikle Açe'nin Endonezya'ya bağlı olduğu dönemde sıkı ilişkilerimiz vardı. Endonezya'dan Osmanlı'ya gemilerle karanfil gelirdi. Açe'de askeri eğitim vermesi için bir Osmanlı paşası gönderilmişti. Mezarı hala oradadır'' şeklinde konuştu. 'ARAPLAR İÇİN DEMOKRASİ YENİ BİR ŞEY' Arap coğrafyasında son dönemde yaşanan halk hareketlerini ve rejim değişikliklerini de değerlendiren Siradj, ''Arap coğrafyasında sınırlar sömürgeci ülkeler tarafından çizildi. Hepsi Arap olmasına rağmen bu ülkeler birbirleriyle görüşemiyordu bile. Diktatörlükler hakimdi. Biz 17 bin adadan oluşmamıza rağmen Arap ülkelerinden daha bütünlüklü bir haldeyiz. Bizde demokrasinin geçmişi var. Arap ülkeleri için ise demokrasi yeni bir şey'' görüşlerini dile getirdi. Nahdlatul Ulema'nın Endonezya'da 60 milyon mensubu, 421 bin okulu ve 850 bin cami ve mescidi olduğunu hatırlatan Siradj, İslam'ın bir devlet düzenini değil, öncelikle güzel bir hayat düzenini gerçekleştirmeyi istediğine dikkat çekti. 9 Ocak 2012 |
||||||
|
İlköğretim öğrencilerine özel umre turu |
||||||
Diyanet, 20 Ocak’ta başlayacak yarıyıl tatili için ilköğretim ve lise öğrencilerine özel umre programı hazırladı. 5 gün Mekke, 5 gün Medine’de konaklayacak şekilde tasarlanan program, 5 Ocak’ta 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderildi. İSTANBUL-ANKARA - Diyanet İşleri Başkanlığı, yarıyıl tatilinde ilköğretim ve lise öğrencileri için 10 günlük özel umre programı hazırladı. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Ekrem Keleş imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderilen 5 Ocak tarihli yazıda, ülke genelinde öğrencilerin bilgi, görgü ve deneyimlerinin artırılması ve pekiştirilmesine katkıda bulunmak, kutsal topraklarda bulunan ve İslam tarihi açısından önem arz eden mekanların ziyaret edilmesini sağlamak amacıyla öğretmenleri nezaretinde öğrenciler için özel umre turu planlandığı belirtildi. Yazıda, “Yarıyıl tatili dönemindeki program 5 gün Mekke, 5 gün Medine’de konaklayacak şekilde 10 günlük olarak tasarlanmıştır. Bu itibarla, okul müdürlüklerine söz konusu program ivedi duyurularak katılmak isteyen öğretmen, öğrenci ve velilerin isimlerinin en geç 9 Ocak tarihine kadar Başkanlığımıza bildirilmesi gerekmektedir” denildi. Ücret 795 Euro Öğrenciler için 2 kişilik oda 795 Euro, 3 kişilik oda 760 Euro, öğretmenler için 2 kişilik oda 875 Euro, 3 kişilik oda 850 Euro olarak belirlenen umre ücretlerinin 13 Ocak’a kadar ilgili banka hesaplarına yatırılması, başvuruların il ve ilçe müftülüklerine yapılabileceği belirtildi. Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü de, Diyanet’in yazısını ildeki ilköğretim ve liselere gönderdi. Umre programına tepki gösteren Eğitim-Sen Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol, “Bu durum laiklik ilkesinin açıkça ihlal edilmesinden başka anlam taşımamaktadır. Dini faaliyet yürütmekle görevli Diyanet İşleri Başkanlığı ve müftülüklerin okulları adeta birer şubesi gibi görmesi kabul edilemeyeceği gibi, bilimsel ve laik eğitim anlayışına da aykırıdır.” Akyol, programın öğrencilerde pedagojik sorunlar yaratabileceğini savundu. Milli Eğitim, dini eğitime dönüşüyor Umre programına sendikalar ve siyasiler tepki gösterdi. CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, “Milli Eğitim’den, ‘dini’ eğitime dönüşüme bir eklenti daha yapılıyor” diyerek tepki gösterdi. Serter, şunları söyledi: “Ne söylenebilir ki bu durum karşısında. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu kapsamda son dönemde yaptığı çabalar artık iyice hızlandı. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, İmam Hatip Liseleri’nin arka bahçe haline getirilerek, katsayının kaldırılması, Kuran kurslarında yaş sınırının kaldırılması, hepsi adım adım ‘milli’ eğitimin ‘dini’ eğitime dönüştüğünün kanıtları. Laik ve çağdaş eğitimin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Bir eksik umre kalmıştı. Şimdi o da tamam.” ‘Laik ülke’ sarsılıyor Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir: “Milli Eğitim’in artık bilimsel bir tarafı kalmadı. Okullar artık medreseye dönüştürülüyor. Laik ülkenin temelleri iyice sarsılıyor. Laik eğitimden artık söz etmek mümkün değil. Diyanet İşleri Başkanlığı Milli Eğitimi Bakanlığı’nın işlerine karışıyor. Diyanet, milli eğitime karar veriyor. Tabii ki tüm insanların dini vecibelerini yerine getirme hakkı var ancak henüz kendi iradesiyle karar veremeyecek olan küçücük çocukları böyle bir yönlendirme eğitimin dinselleştiğinin açık bir kanıtı.” Eğitim dinselleştiriliyor Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız: “Bu örnek siyasal iktidarın Türkiye’deki toplumsal hayatı dinsel olarak şekillendirme adımlarının ürünü. Diyanet İşleri eğitim ve bilim alanına müdahale ediyor, bunu kabul etmek mümkün değil. Eğitim sistemi dinselleştiriliyor. Laik eğitimin karşısında tutum alan bir hareket var. Süratle toplumsal ve eğitim yapısı teokratikleştirilmeye çalışılıyor.” 30 yıl önceki gömleği giymemiz beklenmesin Diyanet İşleri Başkanı Pof. Mehmet Görmez, Manisa’daki Atatürk Spor Salonu’nda il genelinde görev yapan din adamlarıyla bir araya geldi. Ankara’da oturan bir Diyanet İşleri Başkanı olmak istemediğini söyleyen Prof. Görmez, din görevlilerinin İslam aleminde neler olup bittiğini takip ederek kendilerini ve hizmetlerini yenileme mecburiyetinde olduğunu vurguladı. Prof. Görmez, şunları söyledi: “Artık görev tanımlarımız değişmiştir. Bir din görevlisinin, Kuran kursu hocasının, vaizin, bütün teşkilatın, başta Diyanet İşleri Başkanı olarak benim görev tanımım değişmiştir. Hiç kimse 20-30 yıl önce bize biçtiği gömleği giymemizi ve çizdiği çerçevede kalmamızı beklemesin. Çünkü Türkiye, coğrafyamız, dünya ve bütün insanlık değişmiştir. O yüzden her arkadaşımız kendi görevini yeniden gözden geçirmek zorunda. 8 Ocak 2012 |
||||||
|
Artık İnternet de "Resmi Din" oldu! |
||||||
İsveç'te "dosya paylaşımı" bir din olarak tanındı ve mensuplarının bağlı olduğu "Kopimizm Kilisesi" resmi kayıtlara geçirildi. İsveç, kopimizmi din olarak kabul etse de korsan dosya paylaşımı ülkede hala yasal değil. İngilizce "kopyala beni" anlamına gelen "Copy me"den türetilen Kopimizm Kilisesi'nin İsveç makamları tarafından resmen tanınan 3 bin üyesi, bundan böyle dosya paylaşımının meşru hale gelmesini umuyor. Kopimizm Kilisesi'nin ruhani lideri İsak Gerson, kilisenin web sitesinde yaptığı açıklamada, baş dini ritüellerinin, dosya kopyalama ve bilgiyi paylaşmak için birbirleriyle bağlantı kurmak olduğunu söyleyerek, "Kopimizm Kilisesi için bilgi ve kopyalamak kutsaldır. İsveç devleti tarafından tanınmak tüm kopimiler için büyük bir adımdır " ifadesini kullandı. Bunun ayrım korkusu olmadan inançlarını yaşamaya doğru bir adım olmasını umduklarını kaydeden Gerson, İsveç basınına yaptığı açıklamada da, dinlerini bir yıldır resmi olarak kaydettirmeye çalıştıklarını, ancak hep reddedildiklerini belirtti. İsveç, kopimizmi din olarak kabul etse de korsan dosya paylaşımı ülkede hala yasal değil. 6 Ocak 2012 |
||||||
|
Amerikalı Piskopos Evli Olduğu Anlaşılınca İşinden Oldu |
||||||
Katolik Kilisesi Papa Benedick’in Los Angeles piskoposlarından Gabino Zavala’nın istifasını kabul ettiğini açıkladı. Piskopos Zavala’nın kilisenin bakir kalma yasağını ihlal etmekle kalmadığı, başka bir kentte karısı ve iki genç çocuğu bulunduğu ortaya çıkmıştı. Los Angeles Başpiskoposu Jose Gomez, Zavala’nın bu sırrını geçen ay kendisine ifşa ettiğini açıkladı. Piskoposun görevinden ayrıldığını belirten Gomez, Zavala için “kendi hayatını yaşamaya karar verdi” dedi. Başpiskopos Jose Gomez, Katolik Kilisesi’nin Zavala’nın eşi ve çocuklarına maddi ve manevi destek önerdiğini de sözlerine ekledi. Hristiyanlar arasında, erkek veya kadın, din görevlilerinin evlenmesine izin vermeyen tek büyük mezhep Katolik Kilisesi. Mezhebe sonradan giren bu inanca göre, kendini dine adayanların İsa peygamberle bağları ailevi ya da toplumsal bağlardan daha önemli. Başka bir deyişle rahip ve rahibeler kendilerini tümüyle dine adayarak, din uğruna bakir kalmayı kabul ediyor. Katolik kilisesi, İsa peygamberin, “karısını veya kocasını boşayıp başkasıyla evlenen kişi diğerine karşı zina etmiş olur” sözlerine sadık kaldığı için boşanmayı tanımıyor. Son yıllarda Katolik kilisesinde ardı arkası kesilmeyen seks skandalları ve çocuklara tecavüz olaylarından kısmen kilisenin seks yasağı politikası sorumlu tutuluyor. 04 Ocak 2012 |
||||||
|
60 Yaşından Sonra Hafız Oldu |
||||||
O, "öğrenmenin yaşı yok" dedi ve 60 yaşından sonra hafızlığa soyundu. Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde yaşayan Zişan Kurt, içindeki Kur'an sevgisini hafızlıkla taçlandırmayı başardı. Zişan Kurt, yıllarca işçilik yaptıktan sonra emekli oldu. İçindeki Kur'an-ı Kerim sevgisi, emekli olduktan sonra daha da arttı. Bunun üzerine harekete geçen Zişan Kurt, müftülüğün düzenlediği kursa katıldı. "Yaşlıyım, öğrenemem" demedi ve 2 yılın sonunda Hafız olmayı başardı. Zişan Kurt, "Zaten hafızlığa bir ukdem vardı içimde. Hafızlığı çok seviyordum. Burada da hatimle teravih kıldırıyorlardı. Onları da görünce daha çok sevmeye başladım. Ben de çalıştım ettim derken çok şükür rabbime, güzel bir şekilde hafızlığı yerine getirdim" dedi. Kısa süre öncesine kadar sadece belirli duaları bilen 9 torun sahibi Kurt, şimdi çocuklarına ve torunlarına Kur'an okumayı öğretiyor. 1 Ocak 2012 |
||||||
|
1 Ocak Mekke'nin Fethinin Yıldönümü, (1 Ocak 630) |
||||||
Mekke'nin Fethi, 1 Ocak 630'da Müslümanların, Kureyşlilerin elindeki Mekke'yi fethi olayı. Bir süre önce Müslümanlarla Mekkeli Kureyşliler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Kureyşlilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Huzaa kabilesine saldırdı. İslam peygamberi Hz.Muhammed(S.a.v) Mekke'ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması'nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Mekkeliler daha sonra fikir değiştirip Ebu Süfyan'ı Müslümanları bir barışa ikna etmesi için Medine'ye gönderdiler. Ancak görüşmelerden hiçbir netice alınamadı. 1 Ocak 630 sabahı İslam Ordusu savaş pozisyonu aldı. İslam peygamberi Hz.Muhammed (S.a.v) orduyu 4 kola ayırdı ve orduya şu emri verdi: "Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz." Hz. Muhammed (S.a.v) hareket emri verdi ve Fetih Suresi'ni okuyarak Mekke'ye girdi. 3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid'in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü. Hz. Muhammed (S.a.v) Mekke'ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan'a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti. Ardından içerisinde 360 put bulunan Kabe'ye yöneldi. İsra Suresi'nin 81. ayetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kabe'yi tavaf etti. Fetih Sonrası Fetih sonrasında İslam peygamberi Hz. Muhammed (S.a.v) Kabe'de ilk hutbesini verdi. Mekkelilerin şüphelerini de gidermek adına hutbesinde şu sözlere de yer verdi: Benim halimle sizin haliniz, Yusuf'un kardeşlerine dediğinin tıpkısı olacaktır. Yusuf'un kardeşlerine dediği gibi ben de diyorum: "Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok. Allah,
sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. (Yusuf Suresi
92)." Gidiniz; sizler serbestsiniz. |
||||||
|
Papazların Temizlik Kavgası |
||||||
Hıristiyanların en kutsal mekanlarında biri olan Beytüllahim'deki Milad Kilisesi, farklı mezheplerden papazların kavgasına sahne oldu. Kiliseyi 7 Ocak'taki Ortodoks Noeli'ne hazırlayan Rum Ortodoks ve Ermeni rahipler arasında temizlik sırasında, kimin nereyi temizleyeceği konusunda çıkan tartışmadan doğan kavgada, papazlar ve yardımcıları birbirlerine süpürgelerle saldırdı ve yumruklaşmalar oldu. 28 Aralık 2011 |
||||||
|
Maya yerlileri geri sayıma başladı |
||||||
Meksika'nın güneyindeki Maya yerlileri geleneksel takvimlerinde beş bin yıllık bir döngünün sonu olan 21 Aralık 2012 tarihi için gün sayıyor. Geri sayım dolayısıyla rahipler törenler düzenledi. İSTANBUL - Kimileri, beş bin yılın sonunu 'kıyametin gelişi' olarak yorumluyordu. Ancak Maya kültürü uzmanları bu tarihin dünyanın değil, daha çok bir devrin sonu olarak görülmesi gerektiğini savunuyor. Meksikalı turizm yetkilileri bu özel dönemde bölgeye ziyaretçi akını yaşanmasını bekliyor. Yetkililer, 2012 yılında 52 milyon turist çekmeyi umduklarını söylüyor. Birçok turistin güneydeki Chiapas, Yucatan, Quintana Roo ve Tabasco eyaletlerine gitmesi umuluyor. 'BİR DÖNEMİN SONU' Maya uygarlığı, Milattan Sonra 250 ile 900 yılları arasında doruğa ulaşmıştı, bu uygarlık döneminde astronomi, matematik ve zaman döngülerine büyük ilgi gösterilmişti. Maya takvimi aşağı yukarı 400 yıllık dönemlere ayrılıyor ve uzmanlara göre 2012, kimi belgelerde bu dönemlerden birinin sonu olarak geçiyor. Uzmanlar 2012'den aynı zamanda Maya tanrılarından birinin dünyaya geri döneceği tarih olarak da bahsedildiğine dikkat çekiyor. Ancak kimi uzmanlara göre de Maya medeniyetinin kullandığı takvimde Aralık 2012 tarihinin dünyanın sonu olarak belirlendiği bilgisinin hiçbir dayanağı bulunmuyor. 2012 tarihine değinilen Maya tabletlerini yeniden okuyan uzman tarihçiler, kıyamet gününe değil, takvimdeki dönemlerden birinin sona erişine göndermede bulunulduğunu belirtiyorlar. 23 Aralık 2011 |
||||||
|
Dünya Hıristiyan Nüfusu ile çarpıcı araştırma |
||||||
Hıristiyan nüfusu, son yüzyılda çarpıcı biçimde Avrupa'dan Afrika, Asya ve Amerika'ya kaydı. Hıristiyanların sadece dörte biri Avrupa'da yaşıyor. ABD'deki Pew Araştırma Merkezi'nin Din ve Kamu Yaşamı Forumu'nun yaptığı araştırma, Avrupa'nın günümüzde dünyadaki Hıristiyanların dörtte birine ev sahipliği yaptığını, geçen yüzyılda ise dünyadaki Hıristiyanların üçte ikisinin Avrupa'da yaşadığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, dünyadaki Hıristiyan nüfusunun yaklaşık dörtte biri şu anda Sahra Altı Afrika'sında, yüzde 37'si Amerika kıtasında, yüzde 13'ü de Asya-Pasifik bölgesinde yaşıyor. En küçük Hıristiyan nüfusunun, bu dinin yayıldığı bölge olan Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da bulunduğu, bu bölgedeki Hıristiyanların, genel nüfusun yüzde 4'ünü oluşturduğu belirtildi. Bu bölgede en fazla Hıristiyan'ın Mısır'da yaşadığı, Mısır'da çoğu Ortodoks olmak üzere yaklaşık 4.3 milyon Hıristiyan'ın bulunduğu, dünya Hıristiyanlarının yüzde 10'unun, çoğunlukta oldukları ülkelerde yaşadığı kaydedildi. ABD'NİN YÜZDE 80'İ HIRİSTİYAN Çin'de nüfusun yüzde 5'i (67 milyon) Hıristiyan iken, en fazla Hıristiyan nüfusuna sahip ülkeler, ABD, Brezilya, Meksika ve Rusya olarak sıralandı, ABD nüfusunun yaklaşık yüzde 80'inin, Rusya vatandaşlarının da yaklaşık yüzde 74'ünün Hıristiyan olduğu görüldü. Araştırma ayrıca Brezilya'da İtalya'dakinden iki kat fazla Katolik, Nijerya'da da Almanya'dakinden iki kat fazla Protestan yaşadığını ortaya koydu.
EN BÜYÜK İNANÇ GRUBU Tüm bu değişikliklere rağmen Hıristiyanların, 2.2 milyar inanan sayısıyla hala dünyanın en büyük inanç grubu olduğu, ikinci sırada 1.6 milyar inananla Müslümanların bulunduğu kaydedildi. Pew Araştırma Merkezi'nin, araştırmayı ulusal nüfus sayımları, kilise gruplarının hesapları ve farklı dinlere mensup kişilerle ilgili diğer kaynaklara dayanarak yaptığı, bulguların 1910 yılında yapılan araştırmalarla karşılaştırıldığı bildirildi. Hıristiyanlar arasındaki en kalabalık mezhebi yüzde 50,1’lik oranla Katolikler oluşturuyor. Protestan cemaatlerin toplam Hıristiyanlar arasındaki payı yüzde 36,7. Ortodoks mezhebindekilerin oranı ise yüzde 11,9 dolayında. Mormon ya da Yehova'nın Şahitleri gibi marjinal tarikatların Hıristiyanlık içindeki payı yüzde 1,3. Hıristiyanlar dünyadaki en büyük dini topluluk olmayı sürdürüyor. Ancak Avrupa'da kan kaybeden Hıristiyanlığın Afrika, Asya ve ABD'ye kaydığı görülüyor.
Hıristiyanlık yeryüzündeki en kalabalık dini topluluk olma konumunu sürdürüyor. Yedi milyar nüfuslu dünyamızdaki Hıristiyan sayısı 2 milyar 180 milyonu buluyor. Amerikan Pew Research Center’in araştırmasına göre, Hıristiyan nüfus ağırlığı giderek Afrika, Asya ve ABD’ye kayıyor. Son yüz yılda Avrupa nüfusunda Hıristiyanların oranı ise yüzde 95’ten, yüzde 76’ya geriledi. Dünyanın en büyük ikinci dini olan İslam’ın ise bir milyar 600 milyon inananı var. Bütün Hıristiyanların sadece yüzde 25’i Avrupa’da yaşıyor. Yüz yıl önce bu oran yüzde 66’yı aşıyordu. Kuzey ve Güney Amerikalar dünya Hıristiyanlarının yaklaşık yüzde 37’sini barındırıyor. 1910 yılında Büyük Sahra Çölü’nün güneyindeki Afrika ülkelerinde yaşayan Hıristiyanların toplam Hıristiyanlar içindeki payı yüzde 1,4 iken bu oran geçen yıl yüzde 23,6’ya yükseldi. 155 milyon nüfuslu Nijerya'daki Protestanlar, Reformasyonun anavatanı Almanya’daki Protestanlardan bir kat fazla. En çok Hıristiyan, ABD'de Hıristiyanların yaklaşık yarısı on ülkede yaşıyor. ABD, 247 milyon Hıristiyan’la ilk sırada. Onu 176 milyonla Brezilya, 108 milyonla Meksika, 105 milyonla Rusya, 87 milyonla Filipinler ve 81 milyonla Nijerya izliyor. Çin’de 67, Almanya’da ise 58 milyon Hıristiyan yaşıyor. Hıristiyan nüfusun kalabalık olduğu diğer ülkeler ise Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Etiyopya. Hıristiyanların sadece yüzde onu, nüfus çoğunluğunu oluşturmadıkları ülkelerde yaşıyor. 20 Aralık 2011 |
||||||
|
Anadolu'daki son Yezidiler |
||||||
Anadolu'nun çok kültürlü yapısında farklı bir yeri bulunan ve çoğunlukla Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinde yaşayan Yezidiler, yıllar önce yurt dışına göç eden yakınlarının yolunu gözlüyor. Şanlıurfa- Başta Irak'ın kuzeyi olmak üzere Türkiye, Suriye, İran, Ermenistan ve Gürcistan'da cemaatleri bulunan Yezidiler, 1970'li yıllarda ağırlıklı olarak Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesindeki 30-40 civarında köyde kendilerine özgü bir yaşam tarzı sürdürüyor. 1980 yılından sonra genellikle ekonomik nedenlerle Almanya ve İsviçre gibi ülkelere göç etmeye başlayan Yezidiler'in bu ülkelere yerleşmesi ve yakınlarını da yanlarına davet etmeye başlamasıyla birlikte Türkiye'deki nüfusları hızla azaldı. Viranşehir'e bağlı Burç, Oğlakçı, Bozca ve Kerme köylerindeki Yezidiler, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Bölgede sayıları 400 civarında olan Yezidiler, genellikle çiftçilikle geçimlerini sağlıyor. Yurt dışında ölenler Türkiye'de gömülüyor Yazılı kaynaklara ulaşma konusunda sıkıntı yaşadıkları için ibadetle ilgili konularda yeterince bilgi sahibi olmadıklarından yakınan Yezidiler, uzun yıllardan bu yana anlatıla gelen şekliyle güneşin doğuşu, öğle saati ve güneşin batışı olmak üzere günde 3 kez ibadet ediyor. Güneşin bulunduğu yöne doğru yönelen ve ellerini birbirinin üzerine kenetleyen Yezidiler, ''kötülüklerden ve felaketlerden'' korunmak için dua ediyor. Yılın belirli dönemlerinde 9 gün oruç da tutan Yezidiler, genellikle sonbaharda Irak'ın kuzeyindeki Musul-Duhok kentleri arasındaki bir vadide bulunan ve Şeyh Adi'nin mezarına ev sahipliği yapan Laleş bölgesini ziyaret hacı oluyorlar. Şeyh Adi'nin mezarının yanı sıra kutsal olarak kabul ettikleri mekanları da beyaz kıyafetlerle ziyaret eden Yezdiler'in bir kısmı burada çocuklarını vaftiz ediyor. İnançlarında toprağa ayrı bir önem veren Yezidiler'den yurt dışında vefat edenler Türkiye'ye getirilip, doğduğu topraklara gömülüyor. Güneşi ''kutsal'' kabul eden Yezidiler'in mezarlarında güneş ve tavus kuşu figürleriyle, vefat eden kişinin fotoğrafı da yer alıyor. Tabutla gömülen cenazelerin bulunduğu mezarlarda ''Lalişa Nurani'' yazısı da yer alıyor. Yöre halkıyla ilişkiler Viranşehir'deki köylerde yaşamlarını sürdüren Yezidiler, Ramazan ve Kurban bayramlarında Müslüman komşularını ziyaret edip, bayramlarını kutluyor. Bir kısmıyla ticari ortaklıklar da kuran Yezidiler, aralık ayı içerisindeki ''Yezidi Bayramı''nda kendilerini ziyaret eden Müslüman dostlarıyla bayramlaşmanın mutluluğunu yaşıyor. Müslüman misafirleri için evlerinde namazlık bile bulunduran kimi Yezidiler, konuklarına ikram edecekleri yemekler için hayvanları Müslümanların kesmesine özen gösteriyor. Kapalı bir toplum olan ve genellikle kendi içlerinde evlenen Yezidiler'in 3 gün, 3 gece süren düğünleri bölgedeki düğünlerle genellikle benzer özellikler taşıyor. Çocuklarının mutluluğuna önem veren Yezidiler, özellikle kız çocuklarını kendi dinlerine mensup kişiler arasından ancak birbirlerini beğenmesi koşuluyla evlendirebiliyor. Viranşehir'de yaşamlarını sürdüren Yezidiler, çocuklarının öğrenimlerine büyük önem veriyor. İlçeye bağlı Burç köyündeki tarım işlerinde çalışan Müslüman ailelere mensup çocuklarla okulda aynı sıraya paylaşan Yezidi öğrenciler, zamanlarının büyük çoğunluğunu birlikte geçiriyor. Kardeşleri gitti kendi kaldı Burç köyünün ileri gelenlerinden Halis Avanaş, yaptığı açıklamada, maddi olanaksızlıklar nedeniyle yıllar önce kardeşlerinin Almanya'ya göç ettiğini ancak kendisinin iki kardeşiyle birlikte doğduğu topraklarda kalmaya karar verdiğini söyledi. Daha önce yaklaşık 40-50 hanenin bulunduğu köyün büyük çoğunluğunun göç ettiğini, şu anda yalnızca 18 hanenin kaldığını anlatan Avanaş, tarımla uğraştıklarını ancak tarımsal girdi fiyatlarının yüksek oluşu nedeniyle zaman zaman sıkıntı yaşadıklarını dile getirdi. Bölge halkıyla iç içe yaşadıklarını ve bugüne kadar herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını ifade eden Avanaş, şöyle devam etti: ''Müslümanlarla genelde iç içeyiz. Doğru söylemek gerekirse geçinip gidiyoruz. Bayramlarda dostlarımızı arayıp, kutluyoruz. Bizim bayramımız olduğunda bir kısmı ziyaretimize geliyor. Sosyal hayatta da arkadaşlığımız var bir çoğuyla. Dinler, mezhepler ayrı ama herkes kendi işine bakıyor.'' Dinlerini öğrenme konusunda yeterli yazılı kaynak bulunmadığını bu nedenle bazı konularda yeterli bilgiye sahip olamadıklarını anlatan Avanaş, ''Dinimizi daha iyi yaşamak istiyoruz. Şeyhlerimiz olmadığı için doğru dürüst bir şey öğrenemiyoruz. Almanya'dan şeyhlerimizin dönmesini, gençlerimize yol göstermesini istiyoruz'' diye konuştu. Köyde birkaç yıldan bu yana öğretmenlik yapan Murat Taş da köyde inanç yönünden herhangi bir ayrımın olmadığını söyledi. İlk atandığı dönemde ön yargılarının bulunduğunu ancak köylüleri tanıyınca çok sevdiğini ve iyi ilişkiler kurduğunu anlatan Taş, görev yaptığı süre içerisinde hiç yalnızlık çekmediğini, köylülerden her türlü imkanı sağladığını kaydetti. Yezidilik nedir? Ortadoğu kökenli bir inanç sistemi olan ve Şeyh Adi tarafından kurumsallaştırıldığı belirtilen Yezidilik, tek tanrılı bir dindir. 12. yüzyılın yarısında ortaya çıktığı ve o döneme kadar ''güneşe tapan'' Zerdüştler olarak anılan Yezidiler, kendi inanç sistemlerine göre yasak olduğu belirtilen konuların yer aldığı 15. yüzyılda yazılan mitolojik bir eser niteliğindeki ''Meshaf Reş'' ve ''Kitabel Celve''yi kutsal kitap olarak kabul ediyor. Kimi kaynaklara göre üç büyük dinin karması olarak da tanımlanan Yezidiliğin ibadet yönünden pagan kültürünü de yansıttığı belirtiliyor. 17 Aralık 2011 |
||||||
|
Hollanda Katolik Kilisesi'nde taciz 1945'den, 2010'a sürüyordu |
||||||
Hollanda'da bağımsız bir komisyon, Katolik Kilisesi'ne bağlı kurumlarda on binlerce çocuğun cinsel tacize uğradığını açıkladı. Kiliseye ait okullar, dini eğitim kurumları ve yetimhanelerde 1945'ten itibaren taciz vakalarını araştıran komisyon, bu olayların 2010 yılına dek sürdüğünü bildirdi. Komisyon, 10 bin ile 20 bin arasında çocuğun uğradığı istismarı "hafif, ciddi ve çok ciddi cinsel taciz" olarak niteledi. Bunların tecavüze dek vardığını kaydetti. Çalışmada, kilise yetkililerinin meseleye el koymayı başaramadığı, mağdurlara yardım eli uzatmadığı belirtildi. Hollanda Katolik Kilisesi, rahiplerin ya da diğer kilise mensuplarının tacizine uğramış kişiler için bir tazminat fonu oluşturacağını duyurdu. Bağımsız komisyon kilisenin olayları örtbas etmeye ve suskun kalmaya yönelik bir kültürü olduğunu bildirdi. Katolik Kilisesi, ülkede küçük yaşta çocukların kaldığı son bakımevi ve yetimhaneleri 1981'de kapatmıştı. Ancak tacizin yakın zamana dek başka yerlerde sürdüğü anlaşılıyor. Bununla birlikte raporda, Katolik kurumlarındaki sübyancılık ve tacizin başka kurumlardakine göre daha yaygın olmadığı; bu eğilimin "Hollanda toplumunun genelinde yaygın" olduğu belirtildi.
Örtbas edildi Araştırma 2010 yılında, Belçika, İrlanda, Almanya, Avustralya, Kanada ve ABD gibi ülkelerdeki Katolik kiliselerinde ortaya çıkan taciz vakaları ardından, Hollanda Dini Kurumlar Birliği (KNR) ve Piskoposlar Birliği'nin talebi üzerine açılmıştı. Raporda, kilisenin itibarını muhafaza etmek uğruna sübyancı rahiplerin kollanmasının mazlum durumdakilerin gözetilmesi ve korunması ilkelerine aykırı olduğu vurgulandı. Komisyona başkanlık eden, geçmişte eğitim bakanlığı yapmış Protestan siyasetçi Wim Deetman, "Dini kurumlar bu vakalarla karşı karşıyaydı. İnsanların bundan bihaber olduğu, yöneticilerin bunu bilmediği iddiası savunulamaz" dedi. Vakaların büyük bir bölümünün dokunma, okşama gibi hafif-orta düzey taciz sınıfında olduğu kaydedilse de tecavüz vakaları sayısının da bir kaç bini bulduğu tahmin ediliyor. Üyeleri arasında eski bir yargıç, akademisyenler ve bir psikologun da olduğu altı kişilik komisyon elindeki şikayetlerden 800 tacizcinin adından oluşan bir liste çıkardığını, bu kişilerin 105'inin hala sağ olduğunu kaydetti. Kilisenin daha sonra düzenleyeceği basın toplantısında, bu kişiler konusunda nasıl bir tutum izleyeceği merak konusu. 16 Aralık 2011 |
||||||
|
Diyanet İşleri Başkanılığı, kerbela şehitleri için ilk kez anma programı düzenledi. |
||||||
Diyanet İşleri Başkanlığı bir ilke imza attı. İlk kez Kerbela'da şehit düşen Hazreti Hüseyin ve beraberindeki müslümanlar için anma programı düzenlendi. Hacı Bayram Veli Camii'ndeki programda Kuran-ı Kerim'den ayetler okundu, Hazreti Hüseyin için methiyeler dizildi. Hacı Bayram Veli Camii bir ilke sahne oldu. Okunan Kuran-ı Kerimler ve methiyeler Kerbela Şehitleri için... ''Kerbela Şehitlerini Anma Programı'' akşam namazı sonrası Kuran ziyafetiyle başladı. Programa Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de katıldı. Görmez, "Kerbela'dan ayrılık ve gayrilik değil birlik ve beraberlik mesajı çıkarmalıyız. Mezhebi ve mesnebi farklı olan bütün müslüman kardeşlerime soruyorum. Bize düşen Kerbela'nın kerbelasını bugüne taşımak mıdır?" diye konuştu. Programda ünlü isimler tarafından muharremiyeler, mersiyeler ve mevlitten bölümler okundu. Vatandaşlar da ilk kez yapılan programdan oldukça memnun ayrıldı. Cami çıkışında vatandaşlara Diyanet Vakfı tarafından aşure ikram edildi. 4 Aralık 2011 |
||||||
|
Diyanet'ten" Muharrem Ayı" Mesajı |
||||||
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Hz. Hüseyin'in de aralarında bulunduğu 70 kişinin Kerbela'da şehit edilmesiyle ilgili ''Bu ciğersuz hadise, özellikle milletimiz başta olmak üzere mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun, bütün Müslümanların asırlardır dinmeyen ortak acısı olmuştur'' dedi. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, "Maldan ve mülkten hatta candan vazgeçmenin ibretli ve meşakkatli bir öyküsü, Yüce dinimizin rahmet yüklü mesajlarını bütün insanlığa ulaştırmak için çıkılan yolculuğun adıdır. Öyle ki tebliğ hicreti doğurmuş, hicret ise tebliği yoğurmuştur. Kısaca hicret Müslümanlar için bir milattır." dedi. ''Asırlardır Dinmeyen Ortak Acı'' Diyanet İşleri Başkanı sözlerini şu şekilde sürdürdü; Muharrem ayı ve bu ayın 10. Günü olan Aşure, tarih boyunca Müslüman toplumlar açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Muharrem ayı, aynı zamanda Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin'in ve çoğu Ehl-i Beyt mensubu 70'den fazla insanın siyasi ihtiraslar uğruna Kerbela'da şehit edilmesi nedeniyle Müslümanların ortak hafızasında büyük bir acının tarihidir. Bu ciğersuz hadise özellikle milletimiz başta olmak üzere mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun, bütün Müslümanların asırlardır dinmeyen ortak acısı olmuştur. Kerbela'da acımasızca şehit edilen Hz. Hüseyin ve arkadaşları, bu hadisedeki asil duruşu ve haksızlıkla karşısındaki onurlu mücadelesiyle bütün müminlerin gönüllerinde taht kurmuş, ona ve yakınlarına bu zulmü reva görenler ise insanlığın ortak vicdanında mahkum edilmiştir. Kerbela olayı, dünyanın hangi bölgesinde yaşarsa yaşasın, hangi dini-kültürel alt kimliğe mensup olursa olsun, İslam toplumlarının hemen hemen hepsinde önem atfedilen bir hadisedir. Bu öneme istinaden Muharrem, Aşura ve Kerbela'nın, İslam toplumlarının dini-kültürel hayatında da bazı yansımaları olmuştur. Müslüman coğrafyasında bu ayda tutulan oruçlar, pişirilip dağıtılan aşureler ve Kerbela'da Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin ile beraber ailesi ve yanında bulunanlardan şehit olanların yad edilmesi bunların başlıcalarıdır. Nitekim, Hz. Hüseyin'in şahadetine duyulan üzüntü şiirlere, mersiyelere ve maktellere yansımış, bu alanda pek çok eser vücuda getirilmiştir. Bunlardan birinde Aşık Yunus şöyle dile getirir duygularını: 'Şehitlerin serçeşdır sürdürdüğü gelenekle bugün de 'farklılıkların ahenk içindeki ortak tada katkı sağlamaları', 'birlik' gibi kültürümüzün özünde hep var olan güzellikleri devam ettirme bilinciyle birbirinden farklı tatları aynı kazanda kaynatıp, aşure aşı yapmaya, birlikte yaşamanın sembolünü tadarken muhabbeti paylaşmaya devam etmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle, şehitlerin efendisi İmam Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, onların İmam Zeynelabidin ile süren aziz hatırasını yad ediyor, Ehl-i Beyt-i Mustafa'yı saygıyla selamlıyor; asırlardan beri Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisi etrafında kenetlenen milletimizin barış, huzur, güven, karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde yaşamaya devam etmesini Cenab-ı Mevla'dan niyaz ediyorum.'' 26 Kasım 2011 |
||||||
|
Revakların yıkım kararı ertelendi |
||||||
|
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Kabe'deki düzenlemeyle ilgili kararın, Suudi Arabistan yönetimince 4 ay ertelendiğini açıkladı. Bozdağ, Suudi Arabistan'dan Ankara'ya teknik heyetin geleceğini söyledi. ANKARA - Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Türk hükümetinin Suudi Arabistanlı muhataplarıyla yaptığı görüşmelerin olumlu sonuç verdiğini belirterek, ''Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu, Suudi Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmede yıkım kararını 4 ay süreyle durdurma sözü aldı. Bu süre zarfında Kabe'nin yüce maneviyatı ruhaniyesinin korunması için revakları yıkmadan Kabe alanını genişletme konusunda görüşmeler yapacağız'' dedi. Önümüzdeki günlerde Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye konuyu görüşmek üzere bir heyet geleceğini vurgulayan Bozdağ, ''Diyanet İşleri Başkanlığımızın misafiri olarak gelecek heyette, Kabe ve civarını iyi bilen mimar ve mühendisler ile Kabe'nin sorumluluğunu yürüten yetkililer olacak'' diye konuştu.
KABE'NİN MANEVİYATI RUHİYYESİ Suudi makamlarının ''tavaf alanının özellikle Hac döneminde yetersiz kalması'' yönündeki gerekçesine karşı, ''Kabe'nin maneviyatı ruhiyyesi korunmalı'' diyen Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Çevresindeki tarihi yapıları kaldırdığımız zaman Kabe'nin maneviyatı ruhiyyesi açısından hoş olmayacağını düşünüyoruz'' dedi. Bu arada Türk makamları, aralarında İslam mimarisi eksperi ünlü mimar Sami Angawi'nin de bulunduğu teknik heyetle, revakların korunarak alanın genişletilmesi için Suudi yönetimine alternatif proje önerecek. İslami Miraslar Araştırma Komisyonu yetkililerinin de yer alacağı heyet, Kabe'nin etrafında yer alan çoğunluğu Osmanlı dönemine ait tarihi yapıların yıkılmaması için Türk hükümeti ile ortak çalışma yürütecek. Mekke'de kentsel planlama alanında çalışmalar yapan Suudi mimar Sami Angawi, ''Bu proje, doğa ve Allah'ın kutsallığı ile tamamen çelişiyor. Bu proje gerçekleşirse yakında bölgede gökdelenlerden başka birşey bulamayacaksınız. Gökdelenler ve otellerle Allah'ın evi ticarileştirilmemeli. Hacda, her zaman herkesin eşit olması gerekiyor. Ulus yok, sınıf yok. Kabe, bu dengeyi bulabildiğimiz tek yer. Kabe'de dünyevi şeyleri arkanızda bırakmanız lazım'' diyerek projeye karşı çıkıyor. REVAKLARDA KANUNİ VE MİMAR SİNAN'IN EMEĞİ VAR Revak, Kabe'nin etrafını çeviren ancak Kabe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapıya deniyor. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapımı için çalışmaların başlatıldığı revak projesini Mimar Sinan çizmişti. Revaklar, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Sultan İkinci Selim döneminde de yapılmış ve Müslümanların hizmetine sunulmuştu. Son 80 yılda Kabe'nin etrafındaki 300'e yakın eski eser, alan genişletme çalışmaları kapsamında yıkıldı. Suudi yönetiminin son aldığı karara dayanılarak hazırlanan projeyle, Ömer dağındaki düzleştirme çalışmalarıyla birlikte 230 bin metrekarelik alanda oteller, alışveriş merkezleri, otoparklar ve sosyal tesislerin inşa edilmesi planlanıyor. 29 Kasım 2011 |
||||||
|
Kâbe’nin Revakları İçin Diplomasi Atağı |
||||||
|
Osmanlı döneminde yapılan ve şimdi Suudi Arabistan’ın yıkmak istediği Kâbe’nin etrafındaki revakların Türkiye’ye getirilmesi için Cumhurbaşkanı ve Başbakan devreye girdi. İSTANBUL - Ankara, Suudi Arabistan’ın yıkım kararı aldığı Kâbe’nin iç avlusundaki Osmanlı revaklarının Türkiye’ye getirilmesi için her seviyede devreye girdi. Umm Al-Kurra Üniversitesi’nin geliştirdiği Kâbe'yi genişletme projesi çerçevesinde 5 Aralık 2011 tarihinde yıkımına başlanacak olan revaklar, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştı. Türkiye, 500 revakın nakli konusunda resmen talepte bulundu. Dışişleri Bakanlığı, yıkılacak revakları Suudi Arabistan Kralı Abdullah’tan bir yazıyla istedi. GÜL VE ERDOĞAN DEVREDE İhlas Haber Ajansı'nın haberine göre; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, revakların Türkiye’ye getirilebilmesi için gereken neyse yapılması talimatını verirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da revakların Türkiye’ye taşınması imkânlarının araştırılmasını istedi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bizzat devrede olduğu diplomasi başarıyla sonuçlanırsa revaklara ev sahipliği yapmak için bir çok il sırada bekliyor. ŞEHİRLER PAYLAŞAMIYOR Revaklara Ankara, İstanbul, Konya ve Şanlıurfa talip oldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek “Şayet revaklar kaldırılacaksa, ecdadımızın bu eserlerini biz Ankara’ya getirmeye hazırız. Yeni restore ettiğimiz Hacı Bayram Camisi’nin avlusuna yerleştiririz. Caminin çevresi müsaittir” dedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da revaklara ev sahipliği yapmak istediklerini duyurdu ve revakların Sultanahmet Meydanı’na konulabileceğini söyledi. Öte yandan revaklara Konya da ev sahipliği yapmak istediğini dile getirdi. Peygamberler şehri olarak bilinen Şanlıurfa da revakları talep etti. GÖKDELENLERİN GÖLGESİNDE Kâbe'yi dev gökdelenler arasına ‘sıkıştıran’ Suudi Arabistan, Ecyad Kalesinden sonra 400 yıllık Osmanlı revaklarını da yıkmaya hazırlanıyor. 14 Kasım 2011 |
||||||
|
Avrupa İslam'ı tartışıyor |
||||||
Bosna’daki İslam, Avrupa için model oluşturabilir mi? Almanya’nın Stuttgart kentinde düzenlenen konferansta bu soruya yanıt arandı. Tahmini rakamlara göre Batı Avrupa’da 20 milyon kadar Müslüman yaşıyor. Arap kökenli Alman vatandaşı, siyaset bilimci Bassim Tibi, 1992 yılında, “Euro-İslam” kavramını ortaya attı. Bu kavram, İslam’ın yükümlülükleri ve prensiplerinin modern Avrupa kültürü ve değerleriyle kombine edilebileceğini içeriyor. Hıristiyanlar ile Müslümanların bir arada yaşadığı Bosna-Hersek, Avrupa’da Euro-İslam modelinin iyi bir biçimde hayata geçirilmesine örnek olarak gösteriliyor. Bosna'daki İslam model oluşturabilir Müslümanlar uzun yıllar boyunca Avrupa’da gözlerden uzak yaşamlarını sürdürdüler. Ta ki radikal İslam boy gösterene kadar. O andan itibaren İslam ile lâik devlet anlayışının ve demokratik temel yapının bağdaşıp bağdaşmayacağı söylenmeye başladı. Almanya’nın Bochum Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan İslam bilimci Armina Omerika, tam da bu çerçevede Bosna’daki İslamî geleneklerin Avrupa için ilginç olabileceğini belirtiyor: “Öncelikle (Bona-Hersek’te) İslam dininin lâik ortamda ve lâik bir devlet yapısında kazandığı uzun deneyimler var. İkincisi, Bosna Hersek’te İslam, önemli ölçüde kurumsallaşmaya tabi olmuştur ve bu kurumsallaşma sayesinde ülkedeki İslam cemaati bu dinin ülkedeki en önemli temsilcisi konumuna gelmiştir.” Dr. Armina Omerika Bosna'daki İslam'ın 130 yıllık deneyimi Bosna-Hersek’te Müslüman çoğunluk, Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlar ve Sefardim Yahudileri ile birlikte uzunca yıllar iyi işleyen komşuluk ilişkileri içinde olmuştur. Hrıstiyanların hakimiyeti altındaki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde, bu topraklara dahil olan Bosna’da İslam, 130 yıllık bir deneyim geçirmiş ve bu ortamdan etkilenmiştir. Ve de tam da Avusturyalılar, Bosna’daki İslam Cemaati’ni Hrıstiyan kiliselerini örnek alarak organize etmişler ve yönetimlerine de bir baş müftü atamışlar. İslam bilimci Armina Omerika, işte bu niteliklerin Bosna’daki İslam geleneklerini batı açısından cazibeli hale getirdiğine işaret ediyor. İslam yabancı unsur gibi algılanıyor Ancak burada yöneltilmesi gereken soru, gerçekten Avrupaî İslam’a gerek olup olmadığı. Oxford Üniversitesi’nin Avrupa Araştırmaları Merkezi’nde görevli doçent Kerem Öktem, sorunun başka türlü sorulması gerektiğini söylüyor: “Başlıca sorun, İslam’ın yabancı bir unsur gibi algılanması ya da ötekileştirilmesidir. Avrupa kökenli olmayan bu din ehlileştirilmeli, Avrupalılaştırılmalı ya da ulusallaştırılmalı diye düşünülüyor.” Dr. Adam Was Avrupa'da tek İslam modeli hayal Kerem Öktem, gerçek hayatta durumun böyle olmadığını belirtiyor ve İslam’ın yüzyıllardan bu yana Avrupa’da mevcut olduğunu, Bosna-Hersek gibi Türkiye’nin, ya da Arnavutluk ve Bulgaristan’ın da örnek gösterilebileceğini söylüyor. Öktem, Batı Avrupa’da yaşayan çok sayıda Müslüman'ın farklı ülkelerden geldiğine, farklı diller konuştuğuna, farklı kültürel geçmişleri ve dinî gelenekleri olduğuna dikkat çekerek, tüm Avrupa’da tek bir İslam modeli yerleştirilmesinin hem imkânsız, hem de aslında arzu edilmeyen bir şey olduğunu vurguluyor. Farklılıklar içinde birlik Buna karşılık Polonya/Lublin Katolik Üniversitesi’nden İslam bilimci doçent rahip Adam Was, söz konusu olanın herhangi bir modelin Avrupa’daki Müslümanlar tarafından benimsenmesi değil, farklılıklar içinde birliğe ulaşmak olduğunu vurguluyor. Was, “Demokrasi, insan hakları, dini özgürlükler gibi belirli Avrupaî nitelikleri olan bir İslam’a ihtiyaç duyuluyor. Bu ise Kuran'ın yeniden gözden geçirilmesi, yani kutsal kitabın yeniden yorumlanmasına başlanması demektir. Yüzyıllardır Avrupa’da yaşayan Müslümanlar buna katkı sağlayabilirler" diyor. 23.11.2011 |
||||||
|
Kudüs’ün Tarihi ve Güncel Hikayesi |
||||||
|
Kudüs’ün Tarihi ve Güncel
Hikayesi 22 Kasım 2011
|
||||||
|
Türk hacı kafilesine Suriye'de saldırı |
||||||
Türk hacı kafilesini taşıyan otobüs konvoyu Suriye’de silahlı saldırıya uğradı. Olayda 2 kişi yaralandı. İSTANBUL - Karayolu ile hac vazifesini yerine getirmek için yola çıkan Türk hacı kafilesi Suriye'de saldırıya uğradı. Olayın yanlış yola giren şoförün kontrol noktasında yön sorması sırasında kaynaklandığı belirtildi. Yapılan iki ayrı silahlı saldırıda, üç otobüs hasar gördü. Saldırıda hacılardan Emin Doğan ve araç şoförü Naci Özata yaralandı. Yaralılar Antakya Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Bu arada, Emin Doğan, 7 Türk hacının Lübnan sınırında rehin alındığını da öne sürdü. Otobüste bulunan hacılardan biri, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Otobüse 11 kurşun atıldı. Kaptan bizi kurtardı. Yaralımız şu an hastanede.” 15 bin hacının Suriye üzerinden Türkiye’ye gelmesi bekleniyor. Hacı adayları, yol güvenliğinin alınmasını istiyor. 21 Kasım 2011 |
||||||
|
Yemen'de Cuma Namazı |
||||||
![]() |
||||||
|
Hükümet karşıtı protestocular, Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Saleh'e karşı bir miting sırasında Cuma namazı. 18 Kasım 2011 |
||||||
|
Uçurumda Hz.İsa'yı gördü |
||||||
İrlanda'yı gezen bir turistin falezlerde çektiği fotoğrafta İsa'nın yüzüne benzer bir figür gözüküyor. İSTANBUL - Amerikalı Sandra Clifford İrlanda'ya gidip orada Katolik kökenini bulmayı planlarken orada bir uçurum kenarında İsa'nın yüzüyle karşılaştı. 42 yaşındaki San Franciscolu pilot Moher falezlerinde gözlerine inanmakta güçlük çekerken İsa'ya benzettiği figürün fotoğrafını da çekti.
Şüpheci biri olduğunu söyleyen Clifford, etrafındaki insanlara onunla aynı şeyi görüp görmediklerini sorduğunu ancak etrafındakilerin de kendisiyle aynı fikirde olduğunu dile getirdi. (Daily Mail) 18 Kasım 2011 |
||||||
|
Kâbe’nin Revakları İçin Diplomasi Atağı |
||||||
Osmanlı döneminde yapılan ve şimdi Suudi Arabistan’ın yıkmak istediği Kâbe’nin etrafındaki revakların Türkiye’ye getirilmesi için Cumhurbaşkanı ve Başbakan devreye girdi. İSTANBUL - Ankara, Suudi Arabistan’ın yıkım kararı aldığı Kâbe’nin iç avlusundaki Osmanlı revaklarının Türkiye’ye getirilmesi için her seviyede devreye girdi. Umm Al-Kurra Üniversitesi’nin geliştirdiği Kâbe'yi genişletme projesi çerçevesinde 5 Aralık 2011 tarihinde yıkımına başlanacak olan revaklar, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştı. Türkiye, 500 revakın nakli konusunda resmen talepte bulundu. Dışişleri Bakanlığı, yıkılacak revakları Suudi Arabistan Kralı Abdullah’tan bir yazıyla istedi. GÜL VE ERDOĞAN DEVREDE İhlas Haber Ajansı'nın haberine göre; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, revakların Türkiye’ye getirilebilmesi için gereken neyse yapılması talimatını verirken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da revakların Türkiye’ye taşınması imkânlarının araştırılmasını istedi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bizzat devrede olduğu diplomasi başarıyla sonuçlanırsa revaklara ev sahipliği yapmak için bir çok il sırada bekliyor. ŞEHİRLER PAYLAŞAMIYOR Revaklara Ankara, İstanbul, Konya ve Şanlıurfa talip oldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek “Şayet revaklar kaldırılacaksa, ecdadımızın bu eserlerini biz Ankara’ya getirmeye hazırız. Yeni restore ettiğimiz Hacı Bayram Camisi’nin avlusuna yerleştiririz. Caminin çevresi müsaittir” dedi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da revaklara ev sahipliği yapmak istediklerini duyurdu ve revakların Sultanahmet Meydanı’na konulabileceğini söyledi. Öte yandan revaklara Konya da ev sahipliği yapmak istediğini dile getirdi. Peygamberler şehri olarak bilinen Şanlıurfa da revakları talep etti. GÖKDELENLERİN GÖLGESİNDE Kâbe'yi dev gökdelenler arasına ‘sıkıştıran’ Suudi Arabistan, Ecyad Kalesinden sonra 400 yıllık Osmanlı revaklarını da yıkmaya hazırlanıyor. 14 Kasım 2011 |
||||||
|
Son Bir Yılda Kaç Kişi Müslüman Oldu? |
||||||
![]() |
||||||
|
İslamiyet'ten Hıristiyanlığa geçenlerin sayısı ne? En çok hangi ülke vatandaşları din değiştiriyor? İslamiyet'i seçenler arasında kadın sayısı neden fazla? İşte yapılan ilginç araştırmanın sonuçları... Türkiye’de resmi verilere göre bir yıl içinde farklı dinlere mensup iken İslamiyet’e geçenlerin dörtte üçünü kadınlar oluşturdu. İslamiyet’i seçenlerin büyük bir bölümünün daha önce Hıristiyan olduğu belirlendi. İslamiyet’e geçenlerin daha çok gençler olduğu da ortaya çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın verilerine göre bir yıl içinde 634 kişi din değiştirerek Müslüman oldu. Bunların 467’si kadın. Kadınların neden İslamiyet’i seçtikleri sorusuna verdiği yanıtların başında “inceleme ve araştırma” geliyor. ÜLKELERE GÖRE SIRALAMA Türkiye’de bir başka dinden İslamiyet’e geçenlerin yaklaşık dörtte birini Almanlar oluşturuyor. Onları Rusya, ABD, Fransa ve İngiltere vatandaşları takip ediyor. Diyanet verilerinde ilginç bir ayrıntı da dikkat çekti. 47 Türkiye vatandaşı, bir yıl içinde bir başka dinden İslamiyet’e geçti. Bunların 41’i kadın, 6’sı ise erkek. İslamiyet’i seçenlerin büyük en büyük çoğunluğunu 21-30 yaş arası gençler oluşturdu (toplam 257 kişi). 31-40 yaş arasında da 175 kişinin İslamiyet’i seçtiği tespit edildi. İslamiyet’ten Hıristiyanlığa 7 yıl içinde 338 kişi geçti Türkiye’de 1997-2004 yılları arasında yapılan bir araştırmaya göre İslamiyet’ten başka dine geçenlerin sayısı 7 yılda 344 kişi olarak belirlenmişti. Bu kişilerden 338’i Hristiyanlığa, 6’sı ise Museviliğe geçmişti. 14 kasım 2011 - HaberTurk |
||||||
|
Almanya'nın İlk Camiisi - 1778 yılı |
||||||
|
|
||||||
Schwetzingen şehrinde 1778 senesinde inşa edilen camii ilginç bir mimariye sahip. Mannheim Bölge Hükümdarı Carl Theodor tarafından 1778 yılında ikinci bir saray inşa ettirilmiş, sarayın bahçesine de bu camii yaptırılmıştır. 13 Kasım 2011 |
||||||
|
İslam Sanatının En Güzel Eserleri Yeniden Amerika'da |
||||||
|
New York’un ünlü Metropolitan müzesi, sekiz yıl aradan sonra İslam sanatı galerisini yeniden açtı. Uzun süredir devam eden bakım onarımın ardından kapılarını yeniden ziyaretçilere açan galeride, 13 yüzyıllık, sayısız kültüre ait eserler sergileniyor. Metropolitan müzesi, İslam sanatına ait çok eski ve önemli eserleri barındıran zengin bir koleksiyona sahip. Ancak müzedeki bakım çalışmaları nedeniyle eserler uzun zamandır depodaydı. Şimdi, müze yönetimi yeni açılan 15 galeride İslam eserlerini geniş biçimde sergileme imkanı buldu. Eserler, bölgelerine ve ait oldukları zamana göre gruplandırıldı. Müzenin İslam sanatı kuratörü Sheila Canby anlatıyor: "Bu bölümün adı: Arap, Türk, İran, Orta Asya ve Güney Asya İslam sanatı galerileri. Bu şekilde adlandırdık çünkü eserler bu coğrafi bölgelerden geliyor." Müzenin yeniden ziyarete açtığı bu bölüme ilginin yüksek olması bekleniyor. Çünkü son yıllarda İslam’a ve İslam sanatına ilgi oldukça arttı. Müzedeki eserlerden biri, has yünden yapılma bir tarihi halı. Çok büyük ve ağır olan halı, bir ekip tarafından buraya taşınmış.
Galerilerden biri, Faslı zanaatkarlar tarafından inşa edilmiş. Ustalar, geleneksel Fas mimarisini sembolize eden bu avluyu inşa etmek için tam sekiz ay canla başla çalışmış. Şam bölümünde ise, 18. yüzyıldan kalma büyük bir evden getirilen, oyma ağaçlarla kaplı oda var. Suriye’de sökülen her parça, New York’a getirildikten sonra uzmanları tarafından dikkatlice yeniden birleştirilmiş. Sheila Canby, oyma figürlerin, Avrupa’dan esinlenilen çiçek ve geometrik desenlerle dolu olduğuna dikkati çekiyor: "Ayrıca yazılı eserler de var. Bunlarda şiirler yer alıyor, evi; evsahibini ve Hz. Muhammed’i övüyorlar." Ortaçağda İranlı bir saray muhafızına ait bu heykel gibi bazı heykel ve tablolara da rastlamak mümkün.
Koleksiyonda ev eşyalarıysa özel bir yer tutuyor. Örneğin, aslan şeklindeki bu bronz tütsü kabı lüks sayılabilecek eşyalardan. Sade, günlük eşyalar da var tabi… İslam sanatında insan ve hayvan tasviri yasak olduğundan eşyaların her biri değişik desenler ve yazılarla süslü. Sheila Canby’nin en sevdiği eserlerden biri olan 10. yüzyıla ait bir kasenin ön yüzünde, “İş yapmadan önce plan yapmak pişmanlığı önler,” yazıyor. Canby, "Bu çok büyüleyici bir söz. Ama bence asıl güzel olan, eşsiz ve pürüzsüz tasarımıyla bu beyaz kase," şeklinde konuşuyor. Kaligrafi sanatının görkemini yansıtan el yazması Kuran’lar da Metropolitan müzesinin koleksiyonu arasında. 1200 parçanın bulunduğu galerilerde gerçek koleksiyonun sadece onda biri sergilenebiliyor. 12 Kasım 2011 |
||||||
|
|
||||||
|
New York Polisinin Müslüman Düşmanlığı |
||||||
Amerika Birleşik Devletleri'nde New York polisinin Müslümanları sıkı takibe aldığının ortaya çıkması ile başlayan skandal büyüyor. Polisin, Brooklyn'de Müslümanlara ait iş yerlerini de gözetlediği ortaya çıktı. New York polisinin Brooklyn Koleji'ndeki Müslüman öğrencileri sıkı takibe aldığının ortaya çıkması ile başlayan skandal büyüyor. Polisin, öğrencilerin yanı sıra Müslümanlara ait iş yerlerini de gözetlediği ortaya çıktı. Brooklyn'deki iş yerlerini gözetleyen polisin zaman zaman buralara baskın düzenlediği belirtildi. Baskınlardan rahatsız olan esnafın şikayetleri üzerine New York polis teşkilatının sözcüsü bir açıklama yaptı. Sözcü, sivil özgürlüklere karşı çok hassas olduklarını iddia ederek polis ile vatandaşlar arasında her zaman gerginlik olabileceğini söyledi. Polisin Müslüman öğrencileri takip ederek haklarındaki bilgileri kayıt altına aldığının ortaya çıkması üzerine bir öğrenci grubu hak ihlallerine karşı seminerler düzenlemeye başladı. "Haklarınızı Bilin" adıyla düzenlenen seminerlerde polis takibine uğrayan ögrencilere yasal olarak ne yapmaları gerektiği konusunda bilgi veriliyor. 9 Kasım 2011 |