Yaşam

Din

Sağlık

Rejim-Besin

H1N1

Cinsel-Sağlık

Sanat

Moda

Video

Pop Dünya

Esma'nın Mücadelesi

Slaytlar :

Pompei Ayasofya Doğa Olayları

Alman Sufilerin Ramazan Coşkusu

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının heyecanını Almanya'da diğerlerinden çok daha farklı yaşayan bir cemaat var. Sözünü ettiğimiz grup, Alman Sufi Cemaati.

 

20 yıl önce Hrıstiyanlığı bırakıp Müslüman olan Bernd-Dieter Wolff adlı Alman, adını İbrahim olarak değiştirmiş. Şimdiyse Almanya'nın kuzeyindeki Lüneburg şehrinde imamlığın yanı sıra Sufi Cemaati'nin liderliğini de üstlenmiş durumda.

Alman Sufi imam

Bernd-Dieter Wolff tam 40 yıldır Almanya'nın Lüneburg şehrinde kunduracı olarak çalışıyor. Oğluyla beraber işlettiği şehir merkezindeki atölyesinde özel sipariş üzerine ayakkabı da imal ediyor. Yıllar önce Müslüman olup adını İbrahim olarak değiştiren 66 yaşındaki ayakkabıcı neden Hrıstiyanlığı bırakıp İslam dinini seçtiğini şöyle anlatıyor:

"İslam dini benim için çok kapsamlı bir din. Tanıştığım âlimler ve mübarek zaatlar sayesinde derinden etkilendiği bir ilham gücünü keşfettim. Benim yüreğime seslenip ona yön verme gücüne sahipler.''

İbrahim atölyesinde ağarmış kısa saçlarının üstünde taşıdığı takkesiyle çalışıyor. Kendisini "Sufi" yani "Mutasavvuf" olarak tanımlıyor. Zamanla kuzey Almanya'nın bu küçük şehrinde imamlık da yapmaya başlamış. Vaazlarını dinlemeye gelenlerin çoğunu sonradan Müslüman olmuş kişiler oluşturuyor. Cuma namazlarını her hafta kendi evinde kıldırıyor.

İmam İbrahim'i, Şeyh Nazım Kıbrısi yetiştirmiş

İbrahim hiç Kur'an kursuna gitmemiş, onu bağlı bulunduğu cemaatin şeyhi Şeyh Nazım Kıbrısi bizzat yetiştirmiş. İmam İbrahim, vaaz ve hutbelerini, gündemdeki konuları ele almak suretiyle doğaçlama olarak veriyor.

Cuma namazından sonra kendisini dinlemeye gelen Müslümanlarla birlikte evinde kurulu yer sofrasında yemek yiyor. Yemekleri de yine 30 yıl kadar önce Müslüman olan Sarah hazırlıyor. 32 yaşında olan 3 çocuk babası oğulları da Müslüman olmuş. İbrahim ve eşi, Lüneburg şehrinin ilk Sufileriyken bu sayı şu an 40'a çıkmış. Toplumun farklı tabakalarından İmam İbrahim'i dinlemeye gelenlerden bir kadın bunun nedenini şöyle açıklıyor:

"Ramazan ayında buradaki bir camiye gittim. Bu, Türklere ait bir camiydi ve doğal olarak Türkçe konuşuluyordu. Ama ben söylenenlerden hiçbir şey anlamadım. Ama burada Almanca konuşulduğu için herşeyi anlıyorum. İşte buraya gelmemin en önemli nedeni bu. Severek geliyorum buraya. Almanca anlatılması, bambaşka bir düzeye getiriyor her şeyi."

Bernd-Dieter Wolff ya da nâm-ı diğer İbrahim, neden Sufiliği seçtiğini şöyle dile getiriyor:

"Sufilik yün elbise giyinmiş bir sâdelik içinde yaşayan manevi bir iştir. Bütün dünyevî işlerden feragat edip onları özünde bulmaya çalışmaktır. Yani kendi içinde bir yolculuk yapmak, bir nevî bir simya ya da dünyevî olanla ruhanî olanın değişimidir. İşte Sufilerin Allah'a ulaşmadaki manevî yolu budur.''

17/08/2010

Modern çağda Batıl inançlar

Dünya genelinde sayısız batıl inanç bulunuyor. Ancak bunların nereden geldiğini kimse bilmiyor. Kara kediler, kırık cam parçaları, 13'üncü cuma...

İşte Avrupa'daki ilginç batıl inançlar:

 

Dünya genelindeki pek çok insan çok enteresan batıl inançlara sahip. Tabii bu inanışlar, ülkeden ülkeye de farklılık gösterebiliyor. Ancak cuma günlerinin ayın 13’üne denk gelmesinin uğursuzluk getireceği inancı diğerlerinden çok daha yaygın. Alman mimar Susanne Euen de 13’üncü cumanın uğursuzluğuna inananlardan.:

Euen, "O gün, mümkün olduğunca daha az önemli şey yapmaya çalışıyorum. Yani 13’üncü cuma günleri kesinlikle uçağa binmiyorum. Otomobili sadece kesinlikle kullanmam gerekiyorsa kullanıyorum. Ancak tabii işe gidiyorum" diyor.

Almanların batıl inançları

Euen'in bu gizemli tarihe hiç güvenmiyor olmasına karşın bugüne dek başına da bir şey gelmemiş: "Aslında ben batıl inançlı bir insan değilimdir. Soldan gelen kara kedi, altından geçilmemesi gereken merdiven, kırık ayna; tüm bunları saçma sapan hokkabazlık olarak değerlendiriyorum. Ancak günlük falımı okuyorum. 13’üncü cuma günlerine de bir şekilde riayet ediyorum. Nedenini tam olarak bilmiyorum.”

Dijital bir çağda yaşıyor ve bu tarz inançlar bilimsel olarak kabul edilmiyor olsa da bir şekilde hayatlarımızda yer alıyor. Avrupa’nın her ülkesinde farklı batıl inançlar göze çarpıyor. Örneğin Almanların yüzde 25’i dört yapraklı yoncanın şans getireceğine, yüzde 36’sı bir baca temizleyicisi ile karşılaşmanın şans getiren bir işaret olduğuna inanıyor. Öte yandan Almanların dörtte biri de soldan gelen bir kara kediyle karşılaşmaktan korkuyor çünkü bunun uğursuzluk getireceğine inanıyorlar. Fakat pek çok ülkede olduğu gibi kayan bir yıldız görünce dilek tutmayı da ihmal etmiyorlar.

Her ülkeye özgü uğur

Türkiye’deki nazar boncuğu gibi, her ülkenin kendine özel şans getirdiğine inanılan bir uğuru var. İtalya’da yeni yılda kırmızı iç çamaşırı giymenin o yıl şans ve aşk getireceği düşünülüyor. Çünkü kırmızı rengin tüm kötü ruhları uzaklaştıracağına inanılıyor. İspanyolların yeni yıl geleneği ise hem vitaminsel açıdan zengin hem de sağlıklı. Saatler 12:00’yi gösterdiğinde, 12 adet üzüm yeniliyor.

Bir İspanyol, geleneklerini, “İspanya’da yeni yılla ilgili bir geleneğimiz var. Yılın her biri ayı için 12 üzüm yiyoruz. Saat tam 12:00’de 12 üzümü de yerseniz, bütün yıl boyunca şanslı olacağınıza inanılıyor.  İşin eğlenceli tarafı ise neredeyse hiç kimsenin bir dakika içinde 12 tane üzüm yemeyi başaramıyor olması. Sonra herkes ağzı açık bir şekilde gülmeye başlayınca çok komik oluyor" sözleriyle anlatıyor.

"Alkolsüz kadeh tokuşturanın çocuğu çirkin olur"

Bulgaristan’daki batıl inançlar ise biraz daha ilginç: “Bulgaristan’da batıl inançlar çok yaygın. Çok popüler bir geleneğe göre, bekâr bir kadın masanın kenarında oturmamalı. Aksi halde bu kadının evlenecek adam bulmak için şansı olmayacağına inanılıyor. Ayrıca Bulgarlar, alkolsüz içecekleri tokuşturmaz. Bardağında alkol bulunmadan bunu yapanın çirkin çocukları olur.“

Kara kediler, kırık aynalar, 13’üncü cuma ve daha pek çok batıl inanç, belki de yüzyıllardır insanlığı etkiliyor. Ancak istatistiklere göre, ayın 13’ünün cumaya denk geldiği günlerde daha az ya da daha çok kaza meydana gelmiyor. Peki, bu inançlar çoğu insanın hayatında neden bu kadar etkili? Psikolog Thomas Teubel, "Bu, toplumda var olan, iletilip öğrenilen bir konsept. Ailem ya da sosyal çevrem bir şekilde bu konsepte sahipse, ben de bunu devralabilirim. 13’üncü cuma günü başıma gerçekten bir şey gelirse, bu, gözümde çok büyütmüş olmamdan kaynaklanıyor olabilir ve daha sonra kendiliğinden yerine gelmiş bir kehanete dönüşür" değerlendirmesinde bulunuyor.

13/08/2010

Alman TV'si RTL II Kanalında Ramazan açılımı

Yaklaşık 4 milyonla nüfusun hatırı sayılır bir kısmını Müslümanların oluşturduğu Almanya’da medya kurumları artık yayın akışlarında Ramazan ayını dikkate almaya başladı.

RTL II kanalı bu alanda bir ilke imza attı.

 

Alman özel televizyon kanalı RTL II, bir ilke imza atarak, Ramazan boyunca her gün sahur ve iftar saatlerini verecek. Almanya'da 4 milyonu aşkın Müslüman yaşadığına ve pekçoğunun RTL II'yi izlediğine dikkat çeken kanal yetkilileri, entegrasyon üzerine konuşmak yerine net bir sinyal göndermek istedikleri mesajını verdi.

Kanalın pazarlama yönetimi bölümünden Carsten Molis, tüm insanlar ve tüm dinlerin mensuplarına yayın yaptıklarını belirterek, “Nasıl her yıl Noel ve Paskalya'ya programlarımızda yer veriyorsak, Ramazan'da da Müslüman inancındaki izleyicilerimize verdiğimiz değeri göstermek istiyoruz” diye konuştu.

Müslümanlar Merkez Konseyi'nden övgü

Münih merkezli RTL II kanalı, Ramazan boyunca her gün iftar ve sahur saatlerini yayın akışı sırasında ekrana yansıtacak. İftar ve sahur vakitleri ile ilgili verileri Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi sağlayacak. Konsey Genel Sekreteri Ayman Mazyek, RTL II'nin bu adımını ‘Almanya'da başarılı entegrasyonun işareti' olarak nitelendirerek kanalın bu yolla toplumsal sorumluluk örneği sergilediğini kaydetti. Kanalın bu yolla izleyicileri arasında Müslümanlar'ın yaşamına yönelik bir hassasiyet geliştireceğini belirten Mazyek, bu uygulamanın diğer büyük Alman kanallarına da örnek olmasını umduğunu kaydetti.

10/08/2010

Almanya'da 'helal' sertifikalı gıda satışları artıyor

Helal kesim etler, domuz jelatini içermeyen şekerlemeler, hayvan enzimlerinin bulunmadığı peynirler, üretiminde alkol kullanılmayan hamur işleri. İslamî kurallara uygun şekilde üretilen “helal gıda”lara talep artıyor.

 

Özellikle içinde bulunduğumuz Ramazan ayında, Avrupa'da yaşayan Müslümanlar, helal gıda konusunda daha da hassas hareket ediyor. Dünyaca ünlü birçok firma ‘helal’ sertifikalı  gıda satışına yöneliyor.  Fransa’da ve İngiltere’de neredeyse yok satan helal gıdalar sayesinde gıda şirketleri de kazançlarına kazanç katıyor. Alman firmaları da ‘helal’ gıdaların büyüyen pazar değerinin farkına varıyor ve küçük ölçekli işletmeler bile ‘helal’ sertifikalı gıda üretimine yöneliyor.

Müslümanlar 'helal' logosuna önem veriyor

Almanya’daki Müslümanlar, Türklerin yoğun olarak yaşadığı semtlerdeki marketlerden kaygısız bir şekilde alış veriş yapabiliyorlar. Çünkü aldıkları birçok et ve et ürününün İslamî usullere uygun olarak üretildiğinden eminler. Ancak bu gıdalara, Alman süpermarket raflarında rastlamak pek mümkün değil. Türk dükkânlarının yoğunlukta olduğu Hamburg'un merkezindeki Sankt Georg semtinde alış veriş yapan Müslümanlar, gıda maddelerinin üzerinde ‘helal’ logosunun bulunmasına büyük önem veriyor. Bir Müslüman bu logonun önemini şöyle belirtiyor:

"Çok önemli. Bizim alış verişte ilk kriterimiz aldığımız yiyeceğin ‘helal’ olması."

Sankt Georg semtinde alış veriş yapan bir başka müşteri de bu görüşe katılıyor:

" Tanımadığım dükkânlardan alış veriş yapmam. Çünkü onların sattıkları etin helal kesim olup olmadığından emin olamam."

Alman firmaların 'helal' ürün satışına ilgisi artıyor

Almanya’da  hâlihazırda 4 milyon dolayında Müslüman yaşıyor ve bu sayı giderek de artıyor. Bu müşteri profilini önemseyen Alman firmaları da sattıkları ürünlerde ‘helal’ niteliği olmasına özen göstermeye başladı. Bunlardan biri de kuzey Almanya'da peynir üreten Rücker firması. Bu dükkanda yaklaşık 2 yıldır ‘helâl’ sertifikalı ürünler de satılıyor. Firmanın proje müdürü Thorsten Schmitz, dükkanda ayda bir kez de İslami standartlara uygun peynir üretildiğini kaydediyor:

"‘Helal’ peynir yapacağımız zaman bize gelen sütü ayrı bir yerde depoluyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bu süt domuzların yetişritilmediği çiftliklerden naklediliyor."

100'e yakın firma 'helal' sertifikası veriyor

Helal peynirin üretimi sırasında yerine getirilmesi gereken sıkı hijyen kuralları var. Üretim tesisleri her zamankinden de itinalı bir şeklide temizleniyor, çalışanların peynirle temas etmemesine özen gösteriliyor ve paketleme aşamasında bile eldiven kullanılıyor. Bu durum Peynirci Rücker’e daha pahalıya mal olsa da firmanın satış sorumlusu Şenol Işıkay, bu ek önlemlerin, kendi kendini amorti ettiğini söylüyor:

"Çünkü bu pazar giderek büyüyor ve biz de müşteri profiline uygun hareket ediyoruz. Biz ‘helal’ gıda satışının daha da artacağına, bu alanın giderek genişleyeceğine inanıyoruz.’’

Peynirci Rücker’in ürettiği her 20 peynirden biri ‘helal’ ürün sertifikasına sahip. Ancak müessese bu oranın giderek artacağından emin.  Dünyada ‘helal’ sertifikası veren 100’e yakın kuruluş bulunuyor.

13/08/2010

Almanya'da Müslümanların Ramazan heyecanı

Müslümanlar için "on bir ayın sultanı" olan oruç ayı Ramazan başladı.
Peki, Almanya'daki Müslümanlar bu özel zamanı nasıl geçiriyor?

 

 

Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Almanya'da yaşayan yaklaşık 4 milyon Müslümanı tatlı bir telaş aldı.

Ancak Almanya'da yaşayan Müslümanları Ramazan boyunca bazı zorluklar da bekliyor. İçlerinden oruç tutmayanlar çevreden gelen bazı baskılara maruz kalırken, oruç tutanlar içinse hayat daha da zor.

Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ülkelerin birçoğunda Ramazan ayı boyunca oruç tutanların hayatını kolaylaştırmak için birtakım değişiklilere gidiliyor. Çalışma saatleri sahur ve iftar saatlerine göre ayarlanıyor, çok sıcak bazı ülkelerde gündüz yerine gece çalışılıyor, çoğu restoran iftardan sonra açılıyor. Almanya’da ise hayat normal akışında devam ediyor.

"Oruç tutmakta zorlanıyoruz"

13 yıldan beri Almanya'da yaşayan Suriyeli Azima Mustafa ve Haydar Ömer çifti eskiden Ramazan ayı boyunca rahatlıkla oruç tutabilirken, şimdi bunun kendilerini fazlasıyla zorladığını belirtiyor. Azima Mustafa şöyle konuşuyor: "Suriye'deyken her yıl oruç tutardım. Almanya'ya geldikten sonra ilk kez geçen yıl bunu başaramadım. Birkaç gün oruç tuttum ama gerisini getiremedim. Güneş çok geç batıyor. Hava çok sıcaktı ve astımım olduğu için de her şey daha zordu.

 

Haydar Ömer ise şu açıklamayı yapıyor: "Suriye'deyken tabii ki oruç tutuyordum ama burada olmuyor. Sabahları çok erken kalkıp akşam saat 8'e, 9'a kadar çalışıyorum. İnşaatta çalışıyorum ve bu fazlasıyla güç gerektiren bir iş. Çok su kaybediyorsunuz ve sürekli bir şeyler içmek gerekiyor. Oruç tutabilmek için tüm gün evde kalmam lazım."

"Camiye gelenlerin sayısı Ramazan'da artıyor"

Ramazan, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı semtlerde, dükkan ve caddelerde hareketliliği beraberinde getiriyor.

Çift, eksikliğini en çok hissetlikleri şeyin, Ramazan ayında Suriye'deyken yaşadıkları birliktelik ve paylaşım olduğunu kaydediyor. Krefeld'de bulunan El-Kuds Camii'nin imamı Abdülvahap Alivi, Müslümanların bu eksikliği doldurmak için Ramazan ayında camiye daha sık geldiğini belirtiyor: "Erkekler, kadınlar, gençler ve aileleriyle birlikte çocuklar... Ramazan'da camiye normalden çok daha fazla kişi geliyor. Oruç tutmak insanlara aslında yılın diğer zamanları için de geçerli olan diğer dinî görevlerini hatırlatıyor. Ramazan insanlara nasıl daha iyi bir Müslüman olabileceklerini öğreten bir okula benzetilebilir.

 

 

 

Onlara din ayrımı gözetmeksizin birlikte yaşadıkları insanlara nasıl daha hoşgörülü olacaklarını, dürüst olmaları ve kimsenin hakkını yememeleri gerektiğini öğretiyor."

Almanya'nın Essen kentinde bulunan Türkiye Araştırmaları Merkezi'nin 2005 yılında yaptığı bir ankete göre Almanya'da yaşayan Türk kökenli göçmenlerin yüzde 73,4'ü oruç tutuyor. Oruç tutmayan kesim ise Ramazan ayında zaman zaman bazı Müslümanların tepkisiyle karşılaşabiliyor. Azima Mustafa kendisinin de benzer olaylar yaşadığını aktarıyor: "Arada bir bira içtiğinizde ya da Ramazan'da oruç tutmadığınızda bazı Müslümanlar size ters ters bakıyor. Size neden böyle davrandığınızı soruyorlar."

06/08/2010

Almanya İslam ve Terörü ayırt edemedi

berlin islam

 

Alman iç istihbarat teşkilatının raporu, İslamcı şiddet ve El Kaide tehlikesini ortaya koydu. Raporda ayrıca, Milli Görüş en büyük İslamcı örgüt olarak mercek altına alındı. Yardım vakfı IHH’ya da ilk kez değinildi.

Alman iç istihbaratı konumundaki Anayasayı Koruma Teşkilatı, yıllık raporunda Almanya için radikal İslamcı terör tehlikesinin sürdüğü uyarısında bulundu.

Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın bugün açıklanan 326 sayfalık raporuna göre, El Kaide ve bağlantılı örgütler Almanya’yı hedef alan propaganda faaliyetlerini artırdılar. El Kaide, Afganistan’ın güvenliğine destek için bu ülkede asker bulundurması nedeniyle Almanya’yı hedef alıyor.

İçişleri Bakanı Thomas de MaiziereAlmanya için terör tehlikesi, dıştaki radikal İslamcı örgütlerle bağlantılı olan içerideki küçük radikal gruplardan veya bireysel olarak harekete geçen radikal İslamcılardan kaynaklanıyor.

Raporun açıklandığı basın toplantısında konuşan Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Heinz Fromm, son 10 yılda Almanya'da 7 terör eyleminin önlendiğini, ülkedeki terör tehdidinin gerçek olduğunu belirterek, gelecek yıllarda da terörle mücadele çabalarını azaltabileceğini sanmadığını söyledi.

En büyük grup Milli Görüş

 

Şiddete yönelmeyen ancak siyasi faaliyetleri nedeniyle Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından izlenen “Milli Görüş”, Almanya'daki en büyük İslamcı örgüt.

İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, Almanya'da "anayasal düzenle bağdaşmayan ve şeriat düzenini isteyen dernekler” bulunduğunu, bunlar arasında İslam Toplumu Milli Görüş'ün (IGMG) yaklaşık 29 bin üyesiyle “bu derneklerin en büyüğü olduğunu" söyledi.

Anayasayı Koruma Teşkilatı'na göre Almanya genelinde yaklaşık 29 aktif İslamcı örgüt faaliyet gösteriyor. Bunların üye sayısı geçtiğimiz yıl yaklaşık 34 bin iken, bu yıl 36 bin 720’ye yükseldi. İslamcıların 30 bin 340’ı Türklerden oluşuyor.

Almanya’da Hizbullah, Hamas, Hizbüttahrir El İslami ve Ensar El İslam gibi örgütler da mali kaynak ve militan bulma çabası içerisinde.

Anayasayı Koruma Teşkilatı raporunda Milli Görüş’ün faaliyetleri anlatılırken, ilk kez kısa adı IHH olan Uluslararası İnsani Yardım Teşkilatı’na da değinildi. Frankfurt merkezli IHH ile Milli Görüş’ün özellikle Filistinliler ve Gazze için birlikte organize ettikleri yardım kampanyalarına işaret edildi.

Aşırı sağ tehlikesi

Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın 2009 yılı raporuna göre, ülkede aşırı sağ kaynaklı tehlike sürerken, aşırı sağcıların işlediği suçlarda bir önceki yıla göre azalma oldu.

2008 yılında 19 bin 894 aşırı sağ nedenli suç işlenirken, 2009 yılında polis istatistiklerine geçen benzer suçların sayısı 18 bin 750 oldu. Bunların 891’i şiddet içerikli suçlar olurken, 13 bin 280’i propaganda amaçlı suçlar kategorisine alındı.

Aşırı solda şiddet

Anayasayı Koruma Teşkilatı raporunun basın toplantısı ile açıklayan Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, geçen yıl özellikle aşırı solcu şiddet olaylarında artış görüldüğünü, aşırı solun sadece aşırı sağcılara değil, ülkedeki anayasal düzene karşı da mücadele ettiğini belirtti.

Rapora göre aşırı solcuların siyasi amaçlı işledikleri şiddet içerikli suçların sayısı 2008 yılında 701 iken, bu sayı geçtiğimiz yıl 1115’e yükseldi.

21/06/2010

Almaya'da Liberal Müslümanlar Örgütleniyor

Almanya'daki liberal Müslümanlar, kurmaya hazırlandıkları yeni bir örgütle seslerini duyurmak istiyor. Örgütün kuruluş çalışmalarını Duisburglu kadın din eğitmeni Lamiya Kaddor yürütüyor.

Almanya'daki liberal Müslümanlar, önümüzdeki aylarda modern İslam’ı destekleyen ve Kuran-ı Kerim’i çağdaş şekilde yorumlamaya çaba gösteren bir birliğin çatısı altında toplanmak istiyor. Girişimin merkezinde ise 32 yaşındaki din eğitmeni ve yazar Lamiya Kaddor bulunuyor. 

 

Lamiya Kaddor, "Müslüman, Kadın, Alman" adlı bir kitap yazdı

“Müslüman, Kadın, Alman“ adlı yeni kitabını çıkaran Kaddor, liberal Müslümanları temsil edecek yeni birliğin kuruluş çalışmalarını yürütüyor. Kaddor, kitabıyla Almanya’da Müslüman yaşam tarzının çok az dikkate alınan bir biçimini ortaya koymak isterken, birliğin kuruluşuyla da Almanya’da İslami birliklerin çeşitliliğini artırmayı hedefliyor. Ancak Kaddor, bir rekabet durumuna yol açmaktan da kaçınıyor.

Organize olamamış liberal Müslümanların sesini duyurmak isteyen Kaddor'un hedefleri arasında, daha fazla sayıda kadın imam yetiştirilmesinin teşvik edilmesi de yer alıyor.

Kaddor görüşlerini, "Kadınların imamlık yapmasını desteklememiz gerektiğine inanıyorum, çünkü bana göre kadınlar dini açıdan yol gösteren, cemaat liderliği ve idaresi anlamına gelen ve ayrıca basın işleri ve teolojik konuları içeren böyle bir meslek için kısmen daha uygunlar. Tüm bunları bir araya getirdiğinizde, kadınların aslında böyle bir işi erkeklerden daha iyi sırtlayabileceğini hayal edebiliyorum" sözleriyle savunuyor.

"Çoğu Müslüman temsil edilmediği duygusuna sahip"

Diğer talepleri ise Almanca dilinde kapsamlı bir İslam dini eğitimi ve cinsiyet eşitliği çalışmalarının hızlandırılması oluşturuyor. Din dersi eğitmeni ve İslam bilimci Kaddor, çoğu Müslüman’ın var olan birlik ve dernekler tarafından temsil edilmediklerini düşündükleri kanısında.

Kaddor ile aynı görüşleri paylaşan Asuman Bayracı, "Bu noktada Lamya Kaddor ile aynı fikirdeyim. Kendimi şu ana kadar var olan birlikler tarafından temsil ediliyormuş gibi hissetmedim. Örneğin Müslümanlar Merkez Konseyi, üye olmadığım ve onlarca temsil ediliyormuş gibi hissetmediğim pek çok örgütü içeren bir çatı birlik. İslam ile ilgili sorunlarda ya da diğer konularda kime yönelmem gerektiğini bilmiyorum, çünkü farklı birliklerden farklı yanıtlar alacağımı biliyorum. Ayrıca bu birlikler yakın değil ve doğrudan ulaşamıyorsunuz. Yani yeterince temsil edilmiyorlar" şeklinde konuşuyor.

İslam Konferansı'na katılma hedefi

Söz konusu bu liberal birliğin programı açısından can alıcı noktayı, ileride Lamiya Kaddor’un da İslam Konferansı bünyesinde diyalog masasında yer alması hedefi oluşturuyor. Kaddor, böylece çok fazla dikkate alınmadığını düşündüğü liberal Müslümanların sesini de duyurmak istiyor:

Lamiya Kaddor, "Aslında şu anda bu birliğin kuruluşu tam da bunu kanıtlıyor: Liberal sesler var, laik sesler var, muhafazakâr ve Ortodoks sesler var. Devlet bu Müslümanlara nasıl davranmak istediğini düşünmek zorunda. Bence bu, bizim İslam Konferansı’na davet edilip edilmeyeceğimizin düşünülmesi gerektiği anlamına geliyor" ifadelerini kullanıyor.

Muhafazakâr birlikler kuşkulu

Bakanlık tarafı yeni bir diyalog ortağının kurulmasını memnuniyetle karşılıyor. Muhafazakâr Müslüman birlikleri ise söz konusu liberal birliğin kuruluşuna kuşkuyla yaklaşıyor.

Müslümanlar Merkez Konseyi Genel Sekreteri Ayman Mazyek, "Bu özdeşleştirmeyi yaparlarsa, o zaman ortaya vasat bir tablo çıkar ve Müslümanların muhafazakâr ve liberal olarak ayrılması gibi bir baskı oluşur. Bu benim onay veremeyeceğim bir ayırım. 'Camidekiler Müslüman, camiye gitmeyenler liberaldir' gibi bir düşünce gerçeği yansıtmıyor. Bu, bazı kültür sayfası yazarları ve çok fazla bilgisi olmadığı halde İslamiyet hakkında yazı yazanların dileklerini yansıtıyor. Bayan Kaddor'u herhangi bir birlik ilan etmektense, bu fikirleri Müslüman toplum içinde savunmaya davet ediyorum. Bununla daha fazla şey kazanacağımıza ve ondan daha fazla yararlanabileceğimize inanıyorum" şeklinde görüşlerini dile getiriyor.

02/06/2010

Namaz yasağına tepki

Almanya’daki bazı Müslüman kuruluşları, başkent Berlin’deki Diesterweg-Gymnasium adlı okula giden Yunus M. adlı öğrenciye okulda namaz kılma yasağı getiren Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesinin kararına tepki gösterdi.

KRM: TEHLİKELİ BİR GİDİŞ

Aralarında Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) de bulunduğu 4 büyük Müslüman çatı derneğinin oluşturduğu Almanya Müslümanlar Koordinasyon Kurulunun (KRM) sözcüsü Ali Kızılkaya, mahkeme kararının anayasadaki laiklik anlayışına aykırı olduğunu söyledi. Kızılkaya, ‘’Bu tür kararlarla tüm dinlerin gittikçe daha fazla bir şekilde kamu yaşantısından dışlanma tehlikesi bulunmaktadır. Hepimiz tehlikenin bilincinde olmalıyız’’ dedi.

IGMG:HAK İHLALİDİR

 İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) Derneği Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü de söz konusu mahkeme kararının özgür hukuk anlayışını
ihlal ettiğini ve çoğulculuk kültürü ile bağdaşmadığını ifade etti.

Üçüncü, mahkemenin çoğulculuğu bir zenginlik değil, bir kriz potansiyeli olarak gördüğüne dikkat çekti. 30/05/2010

Almanya'da Okullarda Namaz Tartışması

Alman kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan karar bugün Berlin Yüksek İdari Mahkemesi tarafından bozuldu.

 

Müslüman öğrencilerin Alman okullarında namaz kılmalarına olanak sağlayan karar geçen sene Eylül ayında Berlin İdare Mahkemesi tarafından alınmıştı. Mahkeme, Müslüman öğrencilerin ders saatleri dışında ama okul binasında namaz kılmalarına izin vermiş, okulların da talep üzerine mescit şeklinde uygun mekanları hazırlamaları gerektiğini açıklamıştı. Yunus M. isimli Türk kökenli bir öğrencinin okul koridorunda namaz kılmasını, okul yönetiminin yasaklaması üzerine gündeme gelen bu konu aylardır Almanya’da kamuoyunda tartışılıyor.

Okul yöneticileri ve eğitim politikacıları, Almanya’da kamuya ait bina ve okullarda dini ayinlerin yasak olduğu gerekçesiyle karara karşı tavır alırken, mahkeme o zamanki kararında Alman Anayasası’ndaki 4. maddenin din özgürlüğünün ‘inanmanın yanı sıra inancını açıkça göstermeyi’ de kapsadığını ifade etmişti.

Alınan kararı durdurmak amacıyla Yüksek İdare Mahkemesi’nde temyiz davası açan Berlin Eyalet Hükümeti ise, bu hükümle okulların tarafsızlık ilkesinin bozulduğunu, ayrıca farklı dinlere mensup öğrencilerin benzer isteklerinin okullarda eğitim düzenini bozabileceğini öne sürdü.

Eyalet hükümetinin bu yaklaşımını bugün haklı bulan Yüksek İdare Mahkemesi, Müslüman öğrencilerin din dersi saatlerinin dışında ibadetlerini yerine getirmelerini yasakladı. Mahkeme heyeti kararın gerekçesinde, okulun din ve dünya görüşünde tarafsızlık ilkesinin Anayasal hak olarak korunması gerektiğini, bu yüzden okullarda dini özgürlüğün kısıtlanabileceğini ve bunun ibadet özgürlüğünün ihlali anlamına gelmediğini açıkladı.

Yunus M. ise duruşmada, namaz kılmanın, dininin gereği olduğunu belirterek, namaz kılarken hiç kimseyi rahatsız etmediğini savundu. Almanya‘daki Türk toplumu ise alınan kararın doğru olduğunu, okullarda tarafsızlık ilkesinin ağır bastığını açıkladı. Sokaktaki vatandaşlar okullarda namaz kılınmasının tekrardan yasaklanması konusunda değişik görüşlere sahipler.

Alınan karar diğer eyaletler için model niteliği taşırken, Yunus M.'yi savunan avukatı, mahkemenin kararına karşı ülkenin en yüksek hukuk kurumu olan Federal Anayasa Mahkemesi'nde itiraz edeceklerini duyurdu.

27/05/2010

Fransa'da, burkayı yasaklıyor
 

Avrupa'nın en büyük Müslüman nüfusa sahip ülkesi olan Fransa'da hükümet, kadınların kamusal alanda, yüzü tamamen kapatan burka ve peçeli çarşaf giymesini yasaklayan bir yasa tasarısını onaylayarak Meclis'e sevk etti.

 

Tasarı, yasağa uymayanlara para cezası verilmesini öngörüyor.

Ayrıca bu kişiler vatandaşlık kurslarına gitmeye mecbur edilebilecek. Kadınları ya da kız çocuklarını burka giymeye zorlayanlar ise hapis cezasına çarptırılacak.

Parlamentodaki siyasi grupların çoğu tarafından desteklenen tasarı, Müslüman derneklerinin tepkisine neden oldu.

Kamuoyu yoklamaları, halkın burkanın yasaklanmasına destek verdiğine işaret ediyor.

21/05/2010

Almanya’nın açılımı: İslam Konferansı

Alman İslam Konferansı, 2006 yılında eski İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble'nin girişimi ile hayata geçirildi.
Müslümanlarla diyaloğun geliştirilmesi İslam Konferansı'nın önemli hedefleri arasında yer alıyor.

 

2007, 2008 ve 2009’da düzenlenen toplantıların ardından bu yıl organizasyonda, 17 Mayıs’ta Berlin’de yapılacak beşinci tura gelindi. Milli Görüş’ün üyesi olduğu “İslam Konseyi” isimli platform, “Milli Görüş’e karşı vergi kaçakçılığı, suç örgütü kurmak ve para aklamak suçlarından soruşturma yürütüldüğü” gerekçesiyle son tura çağrılmadı. İçişleri Bakanı Thomas de Maizière, ““Milli Görüş’le masaya oturmam” açıklamasını yaptı.  

Bakan Maizière, “imamların ve Müslüman din adamlarının Alman yüksek okullarındaki eğitimi konusunda çalışmaları”, İslam Konferansı’nın öncelikli hedefleri arasında en başa koyuyor. Kadın-erkek eşitliği ve aşırılığın önlenmesi Berlin’in diğer hedeflerini meydana getiriyor.

Müslümanlar Merkez Konseyi de, “İslam Konferansı toplantılarında somut hedefler saptanmadığı, Müslümanların sorunlarını çözecek adımların atılmadığı, İslam düşmanlığının yeterince dikkate alınmadığı” gibi gerekçeler öne sürerek konferansa katılmama kararı aldı. 19/05/2010

İslam Konferansı'nda diyalog adımları

İslam Konseyi’nin davet edilmediği ve Müslümanlar Merkez Konseyi’nin de katılmayacağını açıkladığı bu yılki Alman İslam Konferansı görüşmeleri, bir din semineri değil, diyalog platformu olarak değerlendiriliyor.

 

 

Alman İslam Konferansı ilk kez 2006 yılında, Almanya’da yaşayan yaklaşık dört milyon Müslümanla, Alman devleti arasındaki ilişkileri kurumsallaştırmak amacıyla hayata geçirildi. Bu yılki görüşmelerinin zemininde, Almanya’da yaşayan Müslümanlar'ın uyum süreçlerini iyileştirmek bulunuyor. Konferansa, Almanya Faslılar Merkez Konseyi, Almanya Boşnaklar İslam Birliği ve farklı grup ve derneklerden çok sayıda Türk ve Müslüman katıldı. 

Müslümanlar Merkez Konseyi, İslam düşmanlığına yeteri kadar önem verilmemesi ve görüşmelerden istenilen sonuçların çıkmaması nedeniyle konferansa katılmadı. İslam Konseyi ise üyelerinden Milli Görüş derneği yöneticilerine açılan dava nedeniyle konferansa davet edilmedi. Ancak İslam Konferansına haftalar kala yaşanan tartışmaların, görüşmelere yansımadığı belirtiliyor. Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere konferans sonrasında şu açıklamayı yaptı:

“Geniş kapsamlı ve son derece düzeyli bulduğum, adil bir üslubun kullanıldığı bir tartışma gerçekleştirdik. Wolfgang Schauble Alman İslam Konferansı için şu cümleyi kullanmıştı: “İslam, Almanya’nın bir parçasıdır.” Ben de bu cümleyi bir kez daha söylemek istiyorum. Çünkü bu cümle çalışmalarımızın özünü oluşturacak."

De Maiziere, dinlerdeki çok çeşitliliğin, toplumlar için bir dayanışma ortamı yarattığını kaydetti. Konferansta, öncelikli hedefin, Müslümanların Almanya’daki uyum süreçlerine katkıda bulunulması olduğu ifade edildi. Hedefteki “uyum” kelimesininse, toplumlardaki farklılıkların problem değil, zenginlik olarak kabul edilmesi gerektiği anlamına geldiği vurgulandı.

İmam yetiştirme programı

Alman İslam Konferansı 2. dönem görüşmelerinde, katılımcılarca onaylanan çalışma programları ele alınıyor. De Maiziere, bazı projelere öncelik verilmesi gerektiğini belirterek, “En önemli konumuz, Almanya’daki imamların mesleki eğitimine dahil bir program konsepti oluşturmak. İmamların ders içeriklerini kendi ülkelerindeki ölçütlere göre hazırlayıp, buraya uyarlayacağız. Böylelikle herkese bu eğitim programını sunabileceğiz” diye konuştu.

Konferansta, imamlara verilecek mesleki eğitim dışında, Bilim Konseyinden gelen, "üniversitelerde İslam eğitimi" fikrine de sıcak bakıldı. Konferansa hiçbir grubu temsilen katılmayan İran asıllı Theolog Hamide Mohagheghi, konuyla ilgili görüşlerini “İslami Teoloji dallarında üniversitelerde daha fazla kürsünün olması, burada varolan  potansiyel de dikakate alınarak, Müslümanların da bu eğitim şansını  kullanmalarına olanak sağlar” sözleriyle dile getirdi.

Konferans görüşmelerinde üzerinde durulan ikinci önemli konuysa, cinsiyet eşitliği. Müslüman kadınların toplumda daha eşit ve özgür yaşayabilmeleri için ortak misyon belirleme kararı alındı. Üzerinde durulan ve son yıllarda sıkça tartışılan bir diğer konuysa akıl karıştıran “İslam ve İslamcılık” kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiği oldu. İçişleri Bakanı De Maiziere,  İslam düşmanlığı sergilenen durumlarda, İslama mı yoksa aşırı dinciliğe mi karşı olunduğunun anlaşılması gerektiğini belirterek, “İslamcılık, kısmen tartışmalı bir kavram”ifadesini kullandı.

İslam fobisi tartışması

 

Konferansta farklı konular üzerinde ortak kararlar alınmaya çalışıldı. İslamcılık, aşırı dincilik ve İslam fobisi ile ilgili konuşmalar yapıldı. Özellikle de Almanya ve Avrupa genelinde başlayan İslam aleyhtarlığı ve Müslümanlara karşı olan korku üzerinde duruldu. Konferansın olumlu geçtiğini belirten Maiziere, 3. dönem görüşmelerin yıl sonlarına doğru ya da 2011 başlarında yapılacağını söyledi.

Görüşmelere katılan siyaset bilimci Hamit Abdel Samad, İslam Konferansının yarattığı olumlu ortamı "2. dönem görüşmelerde güzel bir tartışma kültürü sergilediğimiz için çok mutluyum. Bir arada olabiliyoruz. Her şeyden önce bu çok güzel bir haber”sözleriyle değerlendirdi.

2. dönem İslam Konferansında ortak  konular üzerinde kararlar alınmaya çalışılırken, konferansa katılmayacağını açıklayan Müslümanlar Merkez Konseyi ise, kendilerinin ve İslam Konseyi’nin yer almadığı bir konferansta, Almanya’daki cemaatlerin büyük bir çoğunluğunun temsil edilmediğinin altını çizdi. Müslümanlar Merkez Konseyi Genel Sekreteri Ayman Mazyek konferansa katılmama sebebini şöyle açıkladı:

“İslam Konferansı bekleneni vermiyor. Konferansın adında İslam geçiyor. Bu nedenle de İslamla ilgili olmak zorunda. Ama bu sadece bir uyum konferansı. Bu konferans sadece göstermelik bir müzakere ortamı. Göstermelik bir ortama katılacak halimiz yok.”

19/05/2010

Yangından artık kızlar da kurtarılabilecek

Suudi Arabistan’da artık kız çocukları da yangın esnasında itfaiye ekipleri tarafından kurtarılabilecek.
Mekke’de 8 yıl önce 15 kız çocuğu,
din polisi yangından kaçmalarına izin vermediği için hayatını kaybetmişti.

 

 

Riyad'daki Din Polisi merkezi

 Riyad'daki Din Polisi merkezi

Suudi Arabistan din polisi, Mekke'de 2002 yılında bir okulda çıkan yangından kaçmaya çalışan 15 kız çocuğunun dinî  kurallara uygun giyinmedikleri için dışarı çıkmalarına izin vermemiş, bu yüzden de kız çocukları yanarak can vermişti.

‘Suudi Gazete'nin haberine göre, Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı olaydan 8 yıl sonra gerekli dersleri çıkararak, bundan böyle kız çocuklarının da okullarda meydana gelen yangınlar sırasında itfaiye erlerince kurtarılmasına izin verdi.

Gazetenin haberine göre eğitim bakanlığı, okullara bir genelge yollayarak, kız çocuklarının da acil durumlarda kurtarılabilmesi için, itfaiye ekiplerine yardımcı olunmasını istedi.

Görgü tanıklarının ifadelerine göre, 2002'de Mekke'deki kız okulunda meydana gelen yangında din polisleri binadan çıkmayı başaran kız çocuklarını, dinî  kurallara uygun kıyafet giymedikleri için döverek yanan binaya geri göndermişti. Öğrencileri kurtarmaya çalışan itfaiyecilere de, kızlara dokunmalarının günah olduğu gerekçesiyle okula girmelerine izin verilmemişti.

 

Olay, ölen kızların aileleri ve Suudi basın yayın organlarınca sert şekilde eleştirilmişti.

Suudi Arabistan'da özelikle kadınların kıyafet ve davranışlarını kontrol edip müdahale eden görevliler oldukça fazla.

Din polisi adı verilen bu görevliler, devlet tarafından uygulanan kadın-erkek ayrımından kaynaklanan kurallara uyulup uyulmadığını kontrol ediyor. Din polislerinin, kurallara uyulmadığını tespit etmesi halinde, kadınları dövme ve gözaltına alma yetkisi bulunuyor.

Kız çocuklarının eğitim aldığı okullara erkeklerin girmesi yasak ve çocuklar kadın öğretmenler tarafından okutuluyor.

Kız öğrenciler ise genellikle okul binalarında başörtüsü ve uzun çarşaf kullanmıyorlar.

17/05/2010

Eksik Katılımlı Alman İslam Konferansı

Alman İslam Konferansı’nın ikinci dönemi Müslümanlar Merkez Konseyi’nin katılmama
kararının gölgesinde başlıyor.

Buna rağmen, hükümet toplantının başarıya ulaşacağından ümitli.

 

Almanya’da yaşayan Müslümanların topluma uyumunu sağlamak için hayata geçirilen Alman İslam Konferansı, İçişleri Bakanı Thomas de Maiziére’in (CDU) ev sahipliğinde 17 Mayıs Pazartesi toplanacak. İslam Konferansı’nın zirve toplantısına Federal Hükümet yetkilileri, eyalet, belediye ve Müslümanların temsilcileri katılacak.

 

Eyüp Axel Köhler başkanlığındaki Müslümanlar Merkez Konseyi (ZMD), İslam Konferansı'na katılmama kararı aldı

Müslümanlar Merkez Konseyi çekildi

Alman İslam Konferansı’nın ikinci dönemi içerikten çok katılımcılara ilişkin tartışmalarla başlıyor. Zira Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi toplantıya katılmayacağını açıkladı. Konsey, kararına gerekçe olarak somut hedefler saptanmamasını, Müslümanların sorunlarını çözecek adımların atılmamasını, İslam düşmanlığının yeterince dikkate alınmamasını  gösterdi. Konsey, Müslüman örgütlerin dinî cemaat olarak tanınması için yapılacak çalışmalara İçişleri Bakanlığı’nın yanaşmamasını da eleştirdi. Müslümanlar Merkez Konseyi’nin çekilme kararı, İçişleri Bakanı Thomas de Maiziére tarafından üzüntüyle karşılandı. Bakanlık Sözcüsü Hendrik Lörges, bakanın tepkisini ”Federal İçişleri Bakanı kararı üzüntüyle karşıladı. Ancak Alman İslam Konferansı’nın katılımcılar açısından gayet iyi hazırlanmış olduğu görüşünde. Ayrıca (konferansın) başarıya ulaşacağından da emin” sözleriyle dile getirdi. İslam Konferansı’nda Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi’ne ayrılan sandalye boş kalacak.

İslam Toplumu Milli Görüş’ün üyesi olduğu İslam Konseyi’nin davet edilmemesi de tartışmalara yol açmıştı. İçişleri Bakanı de Maiziére, İslam Konferansı’nı Almanya’daki Müslümanların temsil edildiği bir yer olarak değil, Alman devleti ile ülkede yaşayan Müslümanlar arasında diyalog sağlayan bir platform olarak görüyor.

”Cami dernekleri tanınmalı”

Berlin merkezli Almanya Müslüman Akademisi Danışma Kurulu Üyesi Barbara John

 

Berlin merkezli Almanya Müslüman Akademisi Danışma Kurulu Üyesi Barbara John

Berlin merkezli Almanya Müslüman Akademisi Danışma Kurulu Üyesi John Barbara John da başlatılan diyaloğu olumlu olarak değerlendiriyor. John, İslam Konferansı’nın ikinci döneminde, Müslümanların Alman toplumuyla nasıl bütünleşeceğinin somut bir şekilde belirlenmesi gerektiğini belirtiyor. ”Tabii ki benim önerim, sanırım sayısı iki bini bulan cami derneklerinin (dinî cemaat olarak) tanınması. Ayrıca Müslüman nasıl tanımlanıyor, Müslümanları kim oluşturuyor? İslam karşıtları da, inancı tam olanlar da Müslüman olarak tanımlanıyor. Bu açıdan böyle bir diyaloğun anlamlı olup, olmadığına bakmak gerekiyor. Bana göre Hristiyanlık’a yönelik tutumun İslam’a da uygulanarak, o derneklere üye olan kişilerin muhatap alınması gerekiyor.”

Ele alınacak konular

2006 yılında eski İçişleri Bakanı Wolfgang Schäuble tarafından hayata geçirilen İslam Konferansı’nın ikinci döneminde somut konular ele alınacak. Gündemde, Alman üniversitelerinde ilahiyat bölümlerinin kurulması, imamların eğitimi, okullarda İslam din dersleri verilmesi, kadın-erkek eşitliği ile radikalizm ve toplumsal kutuplaşmanın önlenmesi yer alıyor.

Bunların hayata geçirilmesinin zaman alacağını belirten Almanya İçişleri Bakanlığı İç Politika ve Din İşleri Daire Başkanı Norbert Seitz, tüm tartışmalara rağmen, İslam Konferansı’nın Müslümanlar ve çoğunluk toplumu arasında önemli bir diyalog sağladığını vurguluyor. Seitz’e göre, tartışmaların kamuya açık bir şekilde yürütülmesi ve içeriğe ilişkin tartışmalarda yakınlaşma sağlanması önem taşıyor. Ancak Seitz, bu sürecin daha uzun süre devam edeceğine işaret ediyor.

Almanlar ne düşünüyor?

İslam Konferansı ile ilgili tartışmalar Alman medyasında geniş bir şekilde yer alıyor. Peki Almanlar, İslam Konferansı hakkında ne düşünüyor? Müslümanları Alman toplumunun bir parçası olarak görüyorlar mı? Berlinlilerin Deutsche Welle mikrofonlarına verdiği yanıtlar:

”İslam Konferansı konusunda şunu söylemek istiyorum, insanlar birbiriyle konuşmasında sakınca yoktur. Belki böylelikle karşılıklı olarak birbirlerini daha iyi anlayabilirler."

”Müslümanların bu topluma uyum sağladığını düşünmüyorum. Karşılıklı olarak büyük hoşgörüye ihtiyaç var. Yapılan görüşmeler de bu hoşgörüyü geliştirmeyi sağlayabilir.”

”Kanımca Almanya’da birlikte ya da yanyana yaşıyoruz. Farklılıkların da hoşgörüyle karşılanması önemli. Ama bence Almanya’da yasalara da uyulması gerekiyor.” 15/05/2010 DW

Peçeye yasak İsviçre’nin de gündeminde

 

 

Avrupa’da Müslümanları kılık kıyafetine karşı başlatılan yasaklama girişimleri gittikçe yeyılıyor.

Özgürlükler ülkesi olarak bilinen İsviçre’nin kuzeyindeki Aargau kantonunun milletvekilleri, peçeli çarşafın ülke genelinde kamuya açık yerlerde yasaklanması için Eyaletler Konseyi’ne yasa teklifi götürülmesini kabul etti.

İsviçre basınının duyurduğuna göre, Aargau parlamentosunda, Eyaletler Konseyi’ne peçeli çarşaf yasağıyla ilgili teklif götürülmesi 33′e karşı 89 oyla kabul edildi.

Zürih’te yayımlanan Tage-Anzeiger gazetesi, aşırı sağcı İsviçre Demokratları partisinin milletvekili Rene Kunz’un peçeli çarşafın “erkeklerin kadınlar üzerindeki hakimiyetinin sembolü” olduğu sözlerine yer verdi.

Haberlerde, geçen yıl minarelerin yasaklanması için referandum yapılması konusunda kampanya yürüten milliyetçi İsviçre Halk Partisinin bile ülkede az kişinin kullandığı peçeli çarşafın yasaklanmasıyla ilgili bir yasağın amacını sorguladığı kaydedildi.

Halk Partisi milletvekili Ulrich Schlueer, Tages-Anzeiger gazetesine yaptığı açıklamada, ülkedeki varolan yasaların zaten kamuya açık yerlerde vücudun tamamının kapatılmasını yasakladığını ifade etti.

06/05/2010

Belçika Parlamentosu Peçe Yasağını Onayladı

 

 

Belçika parlamentosunun alt kanadı, peçeyi yasaklayan tasarıyı onayladı.

Parlamentonun alt kanadında oybirliğiyle geçen tasarı, Senato’dan da geçerse Belçika peçeyi yasaklayan ilk Avrupa ülkesi olacak. Yasak,  yüzü kısmen ya da tamamen kapayan peçeleri kapsıyor. Yasağa uymayanlara 15 Euro para ya da hapis cezası öngörülüyor.

Uluslararası Af Örgütü yasağı kınadı. Yasağa destek veren Belçikalılarsa, uygulamanın kadın haklarını desteklediğini, ayrıca militanların peçe arkasına saklanmasının önleneceğini savunuyor.

Fransa’da da halen peçe, çarşaf ya da burka için benzeri bir yasak üzerinde çalışılıyor.

30/04/2010

Washington'daki Girişimciler Zirvesi'nin Yankıları Sürüyor

Başkan Obama’nın Washington’da topladığı Girişimcilik Konferansı’nda ağırlık, halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkelerdeydi.

Başkan geçen yıl Kahire’de yaptığı konuşmada, Müslüman ülkelerle yeni bir başlangıç yapmak istediğini açıklamıştı. Zirve bu çerçevede düzenlendi. Girişimcilik zirvesinin amacı, 50’den fazla ülkenin işadamlarıyla ilişkileri geliştirmekti. Zirvede dünyanın her köşesinden iş dünyasının liderleri, ülkelerinin ekonomilerini geliştirmenin yollarını arıyordu.


ABD Başkanı Barack Obama Washinton'da Müslüman işadamlarına seslendi.

Zirvede Türk girişimciler de temsil edildi.

Ewing Morion Kaufmann Fonu’ndan Tim Kane özel olarak Türkiye üzerinde durdu:

"Türkiye iyi bir örnek. Türk ekonomisi büyük bir gelişme gösterdi. Türkiye bu başarıyı özel sektöre, özel sektörün büyümesine ve dış dünyaya açılması sayesinde kazandı. Ekonomik büyüme, değişimi de beraberinde getiriyor."

Özelleştirmeye 1980’li yıllarda başlayan Türkiye, dünyanın en hızlı gelişen ülkelerinden biri oldu. Serbest ticaret uygulamalarına başlaması, sermaye piyasalarını kurması ve devlet müdahalelerini azaltmasının yardımıyla Türkiye, değişim ve refaha örnek gösterilen bir ülke haline geldi. CATO Enstitüsü’nden Ian Vasquez, özel teşebbüsü geliştirip insanları girişimci yapmaya özendirmenin, hükümetlerin aradan çekilmesiyle hız kazandığına işaret ediyor. Ian Vasquez özel teşebbüsün, her ekonominin motoru olduğunu kaydediyor:

"Hepsi değil ama bir çok Müslüman ülke, devletin yardımıyla ekonomik büyüme modelinden uzaklaşamadı. Bu model, girişimcilerin istedikleri gibi hareket etmesinin önüne her türlü engeli koyuyor. Girişimcilerin işi, sadece kendileri için değil toplum için de zenginlik ve refah yaratma fırsatlarını arayıp bulmaktır. Onların değerlendirme gücü, birçok ülkede devletin müdahaleleriyle engelleniyor."

Dünya Bankası ülkelerin iş yaratma ortamını da değerlendiriyor. Kane bu alandaki bazı istatistikleri şöyle açıkladı:

"Dünya Bankası ülkelerde yeni bir iş başlatmanın ne kadar zaman aldığını ölçtü. 2004 yılında tipik bir Ortadoğu ülkesinde bu süre 42 gündü. Birçok belge toplayıp sunmak, çeşitli soruları cevaplamak 42 gün zaman alıyordu. Şimdi ise bu ülkelerde yeni bir işi başlatmak, 21 günde mümkün olabiliyor. Suudi Arabistan’da bu süre beş gün. Bu gibi durumları birbirimizden öğrenerek daha etkili olmayı ve girişimcilerin rahatça çalışmasının önünü açabiliriz."

İslam Konferansı Örgütünün Washington’daki zirveye katılan temsilcisi Reşad Hüseyin girişimcilerin karşılaştığı sorunlardan bazılarını dile getirdi:

"Girişimcilerin karşılaştığı sorunlardan bazıları, sermaye yetersizliği, bazen kültürel sorunlar, bazen girişimciliğin kötü görülmesi olabilir. Fakat dünyanın her yerinde girişimciler, bu gibi engelleri aşmayı başarabiliyor. Bu zirvenin amacı da, girişimcilerin karşılaştıkları sorunları nasıl aştıkları hakkındaki deneyimlerini birbiriyle paylaşmasıydı."

Necip Sıddıki girişimciliğin kötü görülmesini aşabilmiş bir iş adamı… 1989 yılında Afganistan’dan Amerika’ya gelen Sıddıki, 1997 yılında bir lokanta açmış. Sıddıki fazla müdahale görmeden düşlediği işletmeyi gerçekleştirdiğini söylüyor:

"Lokantacılık işine başlarken bir çok yerden izin almak gerekiyor. Önce lokanta binasını inşa ediyorsunuz, belediyeden, sağlık bakanlığından, itfaiye müdürlüğünden izin almanız gerekiyor. Bunlar ucuz değil. Fakat piyasa serbest olduğu için her türlü kuralı rahatlıkla yerine getirdim ve bu işi başardım."

Necip Sıddıki serbest piyasa ortamında da başarılı olmuş. Afganistanlı göçmen, iki yeni lokanta daha açtıktan sonra, iki daha açarak toplam lokanta sayısını beşe çıkartmayı hedefliyor. Sıddıki’nin işyerlerinde 25 kişi çalışıyor.

Amerika’da 20 milyon küçük işletme var. Buralarda çalışanlar tüm ülkede yeni yaratılan her üç işten birinde çalışıyor. 30/04/2010

Obama Washington'da Müslüman işadamlarıyla biraraya geldi.

ABD Başkanı Barack Obama Washington'da Müslüman işadamlarıyla biraraya geldi.
İki günlük görüşmelere Almanya'daki Türkleri temsilen Nihat Sorgeç de katılıyor.

ABD, özellikle Barack Obama'nın Başkanlık koltuğuna oturmasından sonra İslam âlemiyle ilişkilerin düzeltilmesi yolunda yoğun bir çaba sergilemeye başladı. Siyasi ilişkilerin yanı sıra Müslüman dünyasıyla ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesi, Obama yönetiminin

 

Kreuzberg Eğitim Merkezi Müdürü Nihat Sorgeç (sağda), ABD'nin Berlin Büyükelçisi Philip D. Murphy

öncelikleri arasında bulunuyor. Bu kapsamda Müslüman iş dünyasından 150 kadar temsilcinin katılımıyla başkent Washington'da özel bir ekonomi zirvesi düzenleniyor. Başkan Obama'nın daveti üzerine gerçekleşen ve dün başlayan iki günlük zirveye Almanya'dan da temsilciler katılıyor. Almanya'daki Türk toplumunu temsilen toplantıya katılanlar arasında Berlinli işadamı Nihat Sorgeç de bulunuyor.

Berlinli eğitim gönüllüsü: Nihat Sorgeç

Nihat Sorgeç kimdir?

Antakya'da doğan 52 yaşındaki Nihat Sorgeç, ailesinin yaşadığı Almanya’ya 14 yaşında geldi. Hiç Almanca bilmeden başladığı okul hayatını, kendi çabalarıyla Almanca öğrenerek tamamladı. Bol bol kitap okuyan ve zamanının büyük çoğunluğunu kütüphanelerde geçiren Sorgeç, 22 yaşında babasının isteği üzerine mühendislik eğitimi aldı. Üniversite yıllarında boş zamanlarını değerlendirmek için gençlere yönelik faaliyetlerde ekip şefi olarak yer aldı. Yani daha o yıllarda, ileride gençlere yönelik çalışacağının sinyallerini vermişti.

 

Nihat Sorgeç (solda)

Sorgeç, 1988 yılında Kreuzberg Eğitim Merkezi’nde göreve başlayana kadar mühendis olarak çalıştı. Yaklaşık 13 yıldırsa merkezin müdürlüğünü sürdürüyor. Nihat Sorgeç, çalışmalarını "Uyum süreci kapsamında daha iyi ve gelişmiş bir ekonomiye sahip daha başarılı bir göçmen topluluğu oluşturmak" olarak tanımlıyor;

Almanca orijinal adı "Bildungswerk Kreuzberg" olan Kreuzberg Eğitim Merkezi’nin faaliyet alanını, çoğunluğu göçmen geçmişe sahip gençler oluşturuyor. Gençler için 25 farklı iş kolunda eğitim hizmeti sunuluyor. Eğitim Merkezi’nde oluşturulan sistem dahilinde, Almanya’ya yerleşen göçmen kökenli gençler için kalifiye olabilecekleri iş eğitimleri sunuluyor.

Türk gençlerinden ilgi artıyor

Meslekî eğitimin önemine dikkat çeken Sorgeç, bugüne kadarki verilere bakıldığında, meslek eğitimini tamamlama oranlarının Alman gençlerde yüzde 30, Türkler arasındaysa ancak yüzde 9 dolayında olduğunu vurguluyor. Nihat Sorgeç, sosyal mağduriyet yaşayan ve iş bulmak için gerekli donanıma sahip olmayan gençlerin, artık alabilecekleri eğitimle kalifiye hale gelip, iş sahibi olabileceklerini dile getiriyor.

Kreuzberg Eğitim Merkezi'nde yürütülen eğitim programı başarılı sonuçlar getiriyor. Merkez müdürü Sorgeç, eğitim programına katılan gençlerin yüzde 86’sının sınavları geçebildiğine işaret ederek, eğitim faaliyetlerine hız kesmeden devam edeceklerini belirtiyor.

Dinlerarası hoşgörü

Nihat Sorgeç, Almanya’daki Türk işadamları olarak misyonlarının, Almanya’da yaşayan Türk göçmenlerin uyum sürecini kolaylaştırıp

 

Nihat Sorgeç Almanya Basbakani Angela Merkel ve Belediye Baskani Klaus Wowereit'a ögrencilerin hazirladigi hediyeleri taktim ediyor

daha iyi bir gelecek sağlamakla sınırlı olmadığını belirtiyor. İslamiyet, Hrıstiyanlık ve Musevilik arasındaki hoşgörü ve diyalog ortamına katkı sağlamaları gerektiğinin altını çizen Sorgeç, Washington'daki ekonomi zirvesinde bu düşüncelerini ABD Başkanı Obama'yla da paylaşma fırsatını yakalamış olmaktan son derece mutlu.  27/04/2010

 

BWK- Kreuzberg Eğitim Merkezi’'nin Linki

Aygül Özkan tartışmalarla bakan oldu

 

Aygül Özkan yemin ederek görevine başladı

Okullarda dinî sembollerin yasaklanması önerisiyle tartışmalara neden olan Aygül Özkan, Almanya’nın ilk Türk kökenli bakanı olarak yemin ederek Aşağı Saksonya Eyaleti’nin yönetiminde görevine başladı.

Almanya’daki devlet okullarında haç ve başörtüsü gibi dinî sembollerin yasaklanmasını öneren Hrıstiyan Demokrat Birlik Partisi’nin Türk kökenli üyesi Aygül Özkan, Aşağı Saksonya Eyaleti Sosyal İşler Bakanı olarak yemin etti ve görevine başladı. Eyalet hükümetinin diğer üç yeni üyesiyle ile birlikte yemin eden Özkan, Almanya’nın ilk Türk kökenli bakanı oldu.

Okullardan dini sembollerin kaldırılmasıyla ilgili tartışmanın tansiyonu yemin töreni öncesi Eyalet Başbakanı Christian Wulff'un yaptığı açıklamanın ardından düştü. Wulff, Özkan'ın tutumunu düzelttiğini ve yanlış anlaşılarak dini duyguları rencide ettiği için özür dilediğini belirtti.

"Ben Özkan'dan bugüne kadar yüzde 99 oranında harika, yüzde 1 oranında kışkırtıcı açıklamalar duydum" diyen Wulff, “Sayın Özkan, Aşağı Saksonya okullarında haç bulunmasının istenen bir uygulama olduğunu kabul etti. Bu yöndeki çizgimizi paylaşıyor.  Böylece bu konu da ortadan kalkmış oldu” diye konuştu.

 

Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Christian Wulff

Wulff'tan tam destek

Yemin töreni öncesinde Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Christian Wulff, hafta sonu Focus dergisine yaptığı açıklamalar nedeniyle partisi içinde eleştiri oklarının hedefi olan Aygül Özkan’a aynı zamanda tam destek de verdi.

Wulff, Alman birinci televizyonu ARD’ye verdiği demeçte, Özkan’ın yaptığı açıklamaların tamamının bilinmediğini belirterek, “Sayın Özkan’ın son derece akıllıca şeyler söylediğinden eminiz. Kendisi yetenekleri ve karakteri ile büyük bir örnek olacaktır” diye konuştu.

Aşağı Saksonya Eyaleti İçişleri Bakanı Uwe Schünemann da Başbakan Wulff ve yeni Sosyal İşler Bakanı Aygül Özkan'ın okullardan haçın kaldırılmasıyla ilgili tartışmaları gündemden düşürmesinden memnun olduğunu dile getirdi. Schünemann, “Bu tartışmanın gelecekte önemli bir rol oynayacağından eminim. Başbakan ve Sayın Özkan, haçla ilgili tartışmayı sona erdirdi ve bu iyi oldu” şeklinde konuştu.

Tepkiler sürüyor

Ancak Aygül Özkan'ın önerisini tepkiler gelmeye devam ediyor. Bavyera Eyaleti'nin eski Bilim Bakanı Thomas Goppel, Özkan'ın haçın devlet okullarından kaldırılması yönündeki talebinin kabul edilemez olduğunu belirtti. 27/04/2010

Fransa’da 22 euroluk burka polemiği

Peçeli çarşafıyla otomobil kullandığı için para cezası yiyen Müslüman kadın ile çok eşli ve İslami örgütlerle ilişkisi olduğu söylenen kocası Fransa’da burka ve peçeli çarşaf konusunu yeniden alevlendirdi.

Fransa’da iki günde siyasi polemiğe dönüşen olay geçen hafta Cuma günü Nantes kentinde trafik polislerinin kestiği basit bir cezayla

 

başladı. Polis, peçeli çarşafıyla araç kullandığı için Anne Hebbadj adlı sonradan Müslüman olmuş 31 yaşındaki Fransız kadına 22 euro ceza kesti. Ancak kadının kocasının kimliğinin farkına varılması üzerine İçişleri bakanlığı devreye girdi.

Bakanlık, Anne Hebbadj’ın kocası Lies Hebbadj’ı 4 kadınla aynı anda “evli olmak” ve bu kadınlardan olduğu söylenen toplam 12 çocuğu ile Fransız aile yardım kurumundan “tek başına bu çocuklara bakmakla yükümlü ebeveyn” parası almakla suçluyor. İçişleri bakanlığı söz konusu eşlerin hepsinin, vücutlarını tamamen örten biçimde çarşaf giydiklerini de bildirdi.

 

Fransa İçişleri Bakanı Brice Hortefeux

Fransız istihbaratı takip etti

Bakanlağın verdiği bilgiye göre, 1975 Cezayir doğumlu olan ve 1999 yılında evlilik yoluyla Fransız vatandaşlığına geçen Lies Hebbadj’ın İslami örgütlerle ilişkisi de var. Nantes kentinde kasap ve manavlık yapan Hebbadj’ın Pakistan merkezli olduğu söylenen Tebliğ cemaatinin üyesi olduğu ve bu çerçevede daha önce defalarca Pakistan’a gittiği belirtiliyor. Fransız istihbarat birimlerinin Hebbadj’ın son 10 yıldır Londra’ya yaptığı seyahatleri takip ettiği de verilen bilgiler arasında.

İçişleri bakanı Brice Hortefeux tüm bu verilerden yola çıkarak, Lies Hebbadj’ın Fransız vatandaşlığının elinden alınması için Göç ve Milli Kimlik Bakanlığını göreve çağırdı. Şu anda yaşanan polemiğin temelinde de bu çağrı yatıyor. Zira sol muhalefet partileri tarafından “siyasi demagoji” olarak nitelenen bu çağrıya Fransız hukukçular da mesafeli yaklaşmakta.

Muhalefetin tepkisi

Ana muhalefetteki Sosyalist Parti adına yapılan açıklamalarda, İçişleri bakanının gündeme taşıdığı önerinin bir “tesadüf” olmadığı, burka yasağı konusunda Mayıs ayında Meclis gündemine gelmesi beklenen yasa tasarısı düşünülerek tasarlandığı savunuldu. Mecliste grubu bulunan Komünist Parti, polemiğin aşırı dincilerin “işine yaradığı” görüşünü dile getirdi. Göç ve Milli Kimlik bakanı Eric Besson ise bir bireyin çok eşli olduğunun kanıtlanmasının zor olduğunu belirterek, Lies Hebbadj’ın Fransız vatandaşlığının elinden alınması konusunda İçişleri bakanına umut vermedi.

Konu hukukçular arasında da tartışılıyor. Hukukçular, bir bireyin Fransız vatandaşlığının elinden alınmasının çok nadir ve uzun bir süreç olduğuna işaret ediyorlar. Fransız medeni kanununun 25’inci maddesi, sonradan Fransız vatandaşlığına geçmiş bir bireyin, ulusun temel çıkarlarına aykırı bir suç işlemesi veya bir terör eylemine karışması halinde Fransız vatandaşlığını kaybetmesinin mümkün olabileceğini belirtiyor. Ancak çok eşlilik ya da sosyal yardımları konu alan bir dolandırıcılık bu kategoride yer almıyor.

Polemik ülkede yaşayan Müslümanları da rahatsız ediyor. Müslümanları temsil eden dernekler polemiğin tüm Müslümanları hedef haline getirmesinden çekindiklerini saklamıyorlar. Olayın meydana geldiği Nantes kentindeki cami tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Bir kez daha Müslümanlar ve İslam, kayda değmez bir olay konusunda aşırı derecede medya malzemesi yapıldı” ifadeleri kullanıldı.

Olayın “kahramanı” Lies Hebbadj ise avukatıyla görüştükten sonra açıklama yapacağını söyledi.

Bakan'dan Türkiye ve Tunus örneği

Öte yandan Fransa Adalet Bakanı Michelle Alliot-Marie hazırlamakta oldukları burka yasağı yasasının ülkede “birlikte yaşamak” adına gerekli olduğunu bildirdi. Kuran’ın insan vücudunun tamamen örtülmesini emretmediğini dile getiren Fransız bakan yakın geçmişte bazı İslam ülkelerinde de vücudun tamamen örtülmesine karşı önlemler alındığını söyledi ve bu ülkelere örnek olarak Türkiye ve Tunus’u gösterdi. Alliot-Marie, burka yasağına bir diğer gerekçe olarak da Fransa’nın ABD ve İngiltere gibi “cemaatçilik” yanlısı olmamasını gösterdi. 26/04/2010
 

Peçeli çarşafa yasak Belçika parlamentosunda

Yüzü tümüyle kapatan muhtelif örtülere yasak getiren tasarı Belçika Federal Parlamentosu’nda görüşülmeyi bekliyor. Para ve hapis cezaları öngören tasarıya Liberaller’den Yeşiller’e birçok parti sıcak bakıyor

 

Son dönemde Avrupa’nın pek çok ülkesinde burka yasağı tartışılmaya başlandı. Fransa Mayıs ayında Meclis’e bu yönde bir yasa tasarısı sunacağını açıkladı. Belçika ise yüzü ve vücudu tamamen örten giysileri yasaklayan ilk ülke olma yolunda.

 Belçika’da tasarının yasalaşması halinde metro, otobüs, okul ya da mağazalarda burkalı, nikablı kadınlar kamuya açık alanlarda dolaşamayacak. Yasaya muhalefet edenler 25 euro para ya da 7 güne kadar hapis cezası alacak.

Hedef kamu güvenliği

Planlanan yeni uygulama, kamu güvenliği gerekçesiyle “bir kişinin kimliği tespit edilemeyecek kadar örtünmesini engellemeyi” amaçlıyor. Ancak pek çok siyasetçi, yasa ile “kadına daha özgür bir yaşam sağlanmasının hedeflendiğini” belirtiyor.

Liberal Flaman politikacı Bart Somers, “Eğer kadınlar hapiste gibi yaşamaya zorlanıyorsa, o zaman hukuk devletinin görevi buna karşı güçlü bir mesaj vermektir” diyor. Sosyalist Eric Thibault ise, “Burka aslında kadının baskı altına alındığını gösteren bir semboldür” görüşünü savunuyor.

Hıristiyan Demokratlar da burka yasağı getirilmesini istiyor.

George Dallemagne, yasağı Müslümanların dahi istediği görüşünde. Dallemagne, “Müslümanlar arasında da kadınlara örtünme yasağı getirilmesi yönünde yoğun talep var” diyor.

 

Burkaya yasak tasarısı Belçika Federal Parlamentosu’nun gündeminde

Burkaya yasak tasarısı Belçika Federal Parlamentosu’nun gündeminde

Yüzün ötülmesini yasaklayan yasa tasarısı geçtiğimiz Mart ayında Belçika Parlamentosu İçişleri Komisyonu’ndan oy birliğiyle geçmişti. Tasarının Anayasa’ya aykırı olduğu yönünde kaygılar taşıyan Yeşiller bile yasağa onay verdi.

Yasağı diğerleri izleyecek”

Müslümanlar’ın burka gibi yüzü örten kıyafetlerin yasaklanmasını istediği yönündeki görüşler ise çelişkili. Kimileri bu tür sınırlamalar bir kez getirildiği zaman çorap söküğü gibi yenilerinin de geleceğine inanıyor. Yasa taslağını eleştirenler, “Önce, gözler hariç vücudu tamamen örtmek yasaklanacak sonra da türban” görüşünü dile getiriyorlar.

Kimi Müslümanlar da burka yasağının kadınlara bir faydası olmayacağını aksine onları toplumdan dışlayacağını düşünüyor. “Dışarı çıkmaları yasaklanınca, burka içinde hapis oldukları gibi bir de ev hapsi yaşayacaklar” deniyor.

Tüm bu tartışmalar sürerken Belçika da burka ya da nikablı kadınların sayısının çok az olması da eleştiri konusu. 22/04/2010

İslam Konferansı için uzlaşma sinyali

 

Mayıs ayında yapılması planlanan İslam Konferansı öncesinde, Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maizière ile Müslüman örgütleri arasındaki buzlar eriyor. Bakan, örgütlerin temsilcileri ile bir araya geldi.

Almanya'da Mayıs ayında yapılması planlanan İslam Konferansı öncesinde Müslüman çatı örgütleri ile Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maizière arasında yaşanan gerginlik yumuşuyor. Federal İçişleri Bakanlığı, Bakan’ın İslam Konferansı’nda temsil edilen örgütlerin temsilcileri ile bir araya geldiğini, onlarla konferansa ilişkin hedefleri hakkında görüştüğünü açıkladı.

Beş örgütten dördü katılıyor

İslam Konferansı’nda temsil edilen örgütlerin beşinden dördü konferansa katılacağını duyurdu. Bu örgütler, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), Almanya Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Almanya Türk Toplumu (TGD) ile İslam Kültür Merkezleri Birliği (VIKZ). Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi (ZMD) ise konferansa katılma kararının, ilgili komisyonda yapılacak oylama sonucu alınabileceğini vurguladı.

 

Federal  İçişleri Bakanı Thomas de Maizière

Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi geçen haftalarda, konferansta ele alınacak konulara ve kişilerin seçiminde değişiklik yapılmasını talep etmiş, konferansa katılımlarının İçişleri Bakanı ile yapılacak görüşmelerin seyrine bağlı olduğunu açıklamıştı. Konsey'in Başkanı Eyüp Axel Köhler, Müslümanların konferansta ‘ayrımcılığa uğradığını ve yeterince temsil edilmediğini’ savundu. Köhler'e göre, konferansa çok sayıda İslam’a eleştirel görüşleriyle bilinen kişiler davet ediliyor. İslam Konferansı’na katılan 30 katılımcıdan 15'i Müslüman, bu 15 üyenin onu bağımsız, 5’i ise çeşitli örgütlerin temsilcisi.

 

İki örgüt daha davet edilecek

Bu arada Federal İçişleri Bakanlığı, iki Müslüman örgütünün daha konferansa davet edilmesi konusunda uzlaşmaya varıldığını açıkladı. Bakanlık bu örgütlerin isimlerinin yakında açıklanacağını duyurdu. İçişleri Bakanı De Maizière, “Biz, görüşmelerde önemli bir ilerleme kaydettik ve karşılıklı anlayışın temelini oluşturan noktaları geliştirtebildik. Bu bana umut veriyor” dedi.


4. İslam Konferansı / Berlin -25 Haziran 2009

İslam Konferansı, 2006 yılında dönemin Hrıstiyan Demokrat Partili İçişleri Bakanı Wolfgang Schäuble tarafından, Almanya’da yaşayan yaklaşık dört milyon Müslüman’ın Alman toplumuna uyumunun güçlendirilmesi amacıyla hayata geçirilmişti. 24/04/2010 DW
 

Alman Taliban militanları

Alman Anayasayı Koruma Dairesi yetkililerine göre, radikal İslamcılar, Almanya’daki güvenlik konusunda hâlâ en büyük tehdit konumunda. Öte yandan, Taliban'ı seçen Alman militanlar da endişe kaynağı.

 

Aziz Georgios ve ejderha arasındaki mücadeleyi tasvir eden bir tablo

Radikal İslamcılar, her geçen gün daha fazla sayıda somut saldırı tehdidinde bulunuyor ya da internette yayınladıkları video görüntülerinde saldırıların sorumluluğunu üstleniyorlar. Hedefleri, 'cihad' için genç militanlar kazanmak, onları harekete geçirerek görevlerde kullanmak. Alman iç istihbaratı, Almanya'dan Afganistan, Pakistan, Somali ve Yemen’deki eğitim kamplarına gidenlerin sayısının arttığına dikkat çekiyor. Peki, kendilerini 'cihatçılar' diye adlandıran bu Almanlar kim?

Savaşmak ya da terör eğitimi almak amacıyla Afganistan’a giden Almanlar, sık sık yayınladıkları video mesajlarıyla gündeme geliyor. Video görüntülerinde genellikle ağır silahlarla kuşanmış, maskeli bir şekilde süslü sözlerle propagandalarını yaymaya çalışıyorlar. Bir kaç gün önce yayınlanan yeni bir videoda Almanca konuşan militanlar, Afganistan'daki bir kampta atış talimi yaparken gösteriliyordu:

Alman Taliban Mücahitleri yeni bir grup

31 dakikalık videoda Almanca konuşan beş militan, Afganistan’daki Amerikan askeri üslerine yapılan iki saldırının sorumluluğunu üstleniyordu. İslamî terör uzmanı Yasin Musharbash, kendilerini “Alman Taliban Mücahitleri“ olarak adlandıran bu grubun oldukça yeni olduğunu belirtiyor.

Musharbash, “Alman Taliban Mücahitleri, ilk olarak 2009 yılı sonbaharında ortaya çıktı. Daha önce onları tanımıyorduk. Almanca konuşan bu grup, anlaşıldığı kadarıyla Afganistan’da ikamet ediyor ve Afgan Taliban’ın komutası altında" diye konuşuyor.

 

"İslami Cihad Briliği'nin bir kalıntısı"

Musharbash, cihatçı militanları yıllardır internetten takip ediyor. Ona göre, Alman Taliban Mücahitleri, uzun yıllar Afganistan’da faal olan ve sonradan dağılan İslami Cihad Birliği’nin bir kalıntısı. Almanya’da Sauerland Grubu olarak adlandırılan grubun üyesi dört genç de İslami Cihad Birliği'ne dâhildi. Dört genç, 2007 yılında Almanya’daki ABD kurumlarına terör saldırısı düzenlemeyi planladıklarının ortaya çıkmasıyla tutuklanmış ve uzun hapis cezasına mahkûm edilmişti.

Musharbash, Alman militanların internette sorumluluğunu üstlendikleri Afganistan’daki iki saldırının, onlar için Taliban yanında bir çeşit staj olduğunu kaydediyor ve ekliyor: “Afgan Taliban’ı bu iki saldırıda onları da yanına aldı. Bana öyle gibi geliyor. Daha sonra Almanca konuşan kitle için, “biz burada yayılıp oturmuyoruz, bir şeyler yapıyoruz“ diyebilmek amacıyla büyük bir propaganda videosu hazırladılar.“

Almanlar bir numaralı hedef değil

Güvenlik uzmanlarının tahminlerine göre, Taliban'ın yanında yabancı askerlere karşı savaşmak ya da terör kamplarında eğitim almak için Afganistan ya da Pakistan’a giden Almanların sayısı 100’ü buluyor. Aralarından bazılarının tekrar geri döndüğünü belirten Musharbash, onlarcasının da bölgede kaldığını tahmin ediyor. Peki, Alman Taliban’ı Hindukuş’ta Alman askerlerine karşı da savaşıyor mu?

Musharbash, bu soruya “Bir şey açık: Taliban sadece Almanlara karşı savaşmıyor, en azından buna öncelik vermiyor. Almanlar, Taliban’ın bir numaralı hedefi değil ve olmayacak da. Onlar tüm NATO askerlerine karşı savaşıyor. Ayrıca benim gibi her gün onların eylem bildirilerini ya da strateji belgelerini okursanız, o zaman bir noktanın çok açık olduğunu görürsünüz: Onlar için ölenin Rumen ya da Alman olması farketmiyor. Hepsine aynı şekilde seviniyorlar" sözleriyle yanıt veriyor.

Taliban'ın abartılmaması gerektiğini kaydeden Musharbash, onların Alman askerlerini diğerlerinden ayırt edebilecek durumda olduğuna güvenilemeyeceğini vurguluyor. İslami terör uzmanı Musharbash, kısa bir süre önce öldürülen Alman askerleri olayında Taliban'ın saldırıyı üstlendiğini, ancak Alman askerlerinin bilinçli olarak hedef alındığına dair bir işaret bulunmadığını kaydediyor.

24/04/2010

Aziz Georgios'un memleketi Ürgüp, İngiltere'den kardeş şehir arıyor

 

Aziz Georgios ve ejderha arasındaki mücadeleyi tasvir eden bir tablo

Hıristiyanlık inancında İngiltere'nin 'koruyucu azizi' olarak bilinen Aziz Georgios'un (St. George) doğum yeri Türkiye'de şimdiki Ürgüp sınırlarında bulunuyor.

Nevşehir'in Ürgüp ilçesi şimdi İngiltere'den bir 'kardeş şehir' bularak Aziz Georgios ile olan bağlantısına vurgu yapmak istiyor.

Aziz Georgios ve ejderha arasında geçen efsanevi güç gösterisinin, Orta Anadolu'da Erciyes dağının eteklerinde yer alan Ürgüp'te geçtiği söylenir.

Göreme'nin biraz dışındaki mağaralarda, Aziz Georgios ve düşmanı arasındaki mücadeleyi gösteren freskler de görülebilir.

Bu mağaralar, Hıristiyan keşişler tarafından 10'uncu, 11'inci ve 12'inci yüzyıllarda kurulan yer altı kiliselerine ev sahipliği yapıyor.

 

Ürgüp'te bir mağarada, Aziz Georgios tasviri

 

 

 

 

 

 

İngiltere'nin 'koruyucu azizi'

Mağaralarda Aziz Georgios ve ejderha arasındaki hesaplaşmayı konu alan, bilinen en eski tasvirler yer alıyor.

Ürgüp belediye başkanı Fahri Yıldız, Aziz Georgios efsanesi ile ilçe arasındaki bağlantının, Ürgüplüler için bir övünç kaynağı olduğunu söylüyor.

İngiltere'nin Bedfordshire kentindeki Kardeş Şehirler Birliği'nden Max Hill ise, ülkenin 'koruyucu azizinin' doğum yerinin Türkiye'de olmasının, iki ülke arasında başarılı bir ortaklık için temel oluşturabileceğini söylüyor.

Max Hill, her yıl 23 Nisan'da kutlanan Aziz Georgios gününün Ürgüp'te de kutlanıyor olmasının, iki ülke arasında zaten bir bağın var olduğunu gösterdiğini de ekliyor.

Kardeş şehir projesinin düzenleyen ekipten Emma Angel ise "Türkiye'nin AB'ye her açıdan yaklaştığı bir ortamda, İngilizlerin iki ülke arasındaki bu beklenmedik tarihi ve kültürel bağlantıyı vurgulamasının bir fırsat olduğunu" söylüyor.

Georgios kimdir?

 

İngiltere bayrağı, Aziz Georgios haçı olarak da biliniyor

 

İngiltere'nin 'koruyucu azizi' hakkındaki gerçekler, Aziz Georgios ve ejderha hakkındaki efsaneler kadar iyi bilinmiyor.

Georgios'un Romalı bir asker olduğu, ancak dördüncü yüzyılın başlarında Hıristiyanlara zulmedilmesini isteyen zamanın imparatoru Diocletianus'a karşı çıkarak askerliği bıraktığı sanılıyor.

Bu itirazının ardından hapsedilerek işkence gören Georgios'un inancını inkar etmeyi reddedince 23 Nisan 303 tarihinde Filistin'de kafası kesilerek idam edildiği biliniyor.

1222 yılında ise Oxford'daki Ruhani Meclis,

23 Nisan'ı Aziz Georgios Günü ilan etmişti.

 

Ürgüp belediye başkanı seçecek

İngiltere'de Ürgüp'ün kardeş şehri olmak isteyen yerleşim yerlerinin "Georgios'un İkizi" başlıklı internet sitesine projelerini sunması ve "bu unvana neden layık olduklarını düşündüklerini" açıklaması gerekiyor.

Sonbahar aylarında katılımcı kentlerden bir kısa liste oluşturulacak, Ürgüp belediye başkanı tarafından seçilecek "galip şehir" ise 23 Nisan 2011'de açıklanacak.

 

Nihai kararı Ürgüp belediye başkanı verecek

23/04/2010 Kerry McDermott - BBC News

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aile içi şiddetle mücadeleye 'imam desteği'

Yalnızca geçen iki ayda 46 kadının öldürüldüğü Türkiye'de, din görevlilerinin kadına yönelik
şiddetle mücadeleye katılması planlanıyor.

Devlet Bakanları Faruk Çelik ile Selma Kavaf, bugün konuyla ilgili bir protokol imzaladı.

Protokole göre Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun katkısıyla öncelikle Ankara'da görev yapan 40 din görevlisi, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve aile içi şiddeti arttıran geleneksel kabullerle ilgili eğitilecek.

Din görevlileri, mağdurlara yaklaşım, onlara hizmet veren kuruluşlara yönlendirme ve konuyla ilgili yasalar konusunda da

 

bilgilendirilecek.

Daha sonra da kendi meslektaşlarını eğitmeye başlayacaklar.

Mevzuat değişikliği

Önümüzdeki yıla kadar Türkiye genelinde birçok vaizin, müezzinin, Kuran kursu öğreticilerinin, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda eğitim alması planlanıyor.

Bakan Çelik protokolün imza töreninde, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde ciddi mevzuat değişiklikleri yapıldığını belirtti.

Çelik, 'ancak toplumda farkındalık oluşturmadan şiddetle mücadele edilemeyeceğini' de söyledi.

Bakan Faruk Çelik, "Din görevlileri bu konuda önemli katkılar sağlayacaklardır'' diye konuştu.

'Farkındalık'

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Kavaf da yasaları hayata geçirecek mekanizmaların toplumun bütün kesimleri tarafından desteklenmesinin önemli olduğunu anlattı.

Kavaf, "Toplumsal farkındalık oluşturmak istiyoruz. Farkındalık ve duyarlılığı artırmak amaçlı hizmet içi eğitim çalışması gerçekleştirilecek. Planlanan eğitimin ilk aşamasında eğiticiler eğitilecek, İkinci aşamada da Türkiye'deki din görevlilerine duyarlılık artırma eğitimleri verilecek," dedi.

Bakan Kavaf benzer bir yöntemle kolluk kuvvetlerinin, sağlık personelinin ve aile mahkemesi hakimlerinin de eğitildiğini söyledi.

12/04/2010

Fransa'da "helal burger" tartışması

İslâmî usullere göre üretilen ve “Helal gıda” adı verilen gıdalar son yıllarda Avrupa’da büyük talep görüyor.

 Fransa’da da bir fast-food zinciri, bazı şubelerinde yalnızca “helal-burger” satışa sunuyor.

“Quick” adındaki fast-food restoranında sipariş ettiği sandviçini büyük bir keyifle yiyen Malek, “nihayet vicdan azabı çekmeden hamburger yiyebileceğimiz bir yer var” diyor. Melek, “Bu çok iyi bir şey. En azından bunun benim yaşadığım bölge için iyi bir işaret olduğunu söyleyebilirim. Müslümanlara karşı daha açık hale geliyorlar” şeklinde konuşuyor.

 

"Talebe göre arz"

Restoranın bulunduğu Roubaix, Fransa’nın kuzeyinde, Belçika sınırı yakınlarında bir kent. Fransa’da sanayinin beşiği olarak da adlandırılabilecek bu bölge 1960’lı yıllardan bu yana özellikle Mağrip ülkelerinden büyük göç alıyor. Fas, Tunus gibi ülkelerden gelen çok sayıda Müslüman göçmen, yaşamını burada sürdürüyor. İşte bu göçmenler, kentlerinde İslamî usullere uygun şekilde kesilmiş etlerle hazırlanan hamburgerleri yiyebilecekleri bir yer olmasından dolayı çok mutlu. Abil, işletmenin helal gıdalara yönelmesinin gayet mantıklı bir adım olduğu görüşünde. Abil, “Müşterilerin çoğunluğu helal gıda tüketmek istiyorsa, işletmenin bu talebe karşılık vererek bu tür gıdaları arz etmek istemesi çok mantıklıdır" diyor.

Alkol yok, domuz eti menüden çıkarılmış

Uygulamayı başlatan “Quick” adlı fast-food zincirinin Fransa’da toplam 360 şubesi var. Bunlardan sekizinde artık sadece “helal” gıdalar tüketicilere sunuluyor. Söz konusu restoranlarda İslamî usullere uygun kesim yapan kasaplardan alınan et kullanılıyor, alkol satılmıyor. İçinde domuz eti bulunan ürünler de menüden çıkarılmış. Roubaix Belediye Başkanı Sosyalist Parti üyesi Rene Vandierendonck, bu uygulamanın Müslüman olmayanlara yönelik bir ayrımcılık olduğu görüşünde. Vandierendonck,  “Müslüman olmayanların ayrımcılığa uğramamasına özen gösterilmeli. Oysa bu restoran zincirinde sadece helal ürünlerin arz edilmesi yoluyla ayrımcılık yapılıyor. Helal ürünlerin de aralarında bulunduğu tüm ürünler satışa sunuluyor olsaydı, kabul edilebilirdi" şeklinde konuşuyor.

Tartışmalar çeşitli

Kamuya ait bir mali kuruma bağlı olan restoran zinciri “Quick” ise “helal gıda” uygulamasının, şirket özgürlükleri çerçevesinde değerlendirilmesini istiyor. Uygulama, Fransa’da liberallerin ve Yeşillerin de desteğini alıyor. Yeşiller’den Daniel Cohn-Bendit, “Fransa'da yalnızca Yahudi inancına uygun gıdalar satan çok sayıda market var” diyor.

Laik bir ülke olan Fransa’da Müslüman göçmenlerle ülke hayatına giren pek çok konu tartışmalara yol açıyor. Sosyalist Philippe Le Breton şöyle konuşuyor: “Bir kadının kamuya açık alanda burkayla yürüyüp yürüyemeyeceğine ilişkin tartışmaya ve şimdi de helal-burgerle ilgili tartışmaya da bakınca, bizim laik bir ülke olduğumuzu hatırlatma ihtiyacı duyuyorum.”

12/04/2010

hazer.tv - ana sayfa©2005

 

Son Güncelleme:19/08/10