hazer.tv - ana sayfa

 

Cinsel Sağlık

Aktüel

Yaşam

Din

Sağlık

Rejim

Cinsel sağlık

Sinema

Sanat

Moda

Fashion

Resim Şov

Video

Resim İndir

Cinsel Sağlık Bilgilendirme ve Haberleri

Eş Cinsellik Nereye Gidiyor?

Arı Sütü Nedir? Amerika'da Ücretsiz Teşhis Salgın Hastalıklar

 

Cinsel istek besinlerinden bazıları

  Cinsel istek besinleri

İnanın ya da inanmayın işte cinsel isteği artıran besinler, denemekte fayda var!

“Hiç havamda değilim” cevabı, çiftler arasındaki en yürek burkan ve demoralize eden cümlelerden biridir. Bu cümleyi fazla mı kuruyorsunuz? Ya da partnerinizden bu cümleyi son zamanlarda daha fazla mı duyuyorsunuz? Sizden sevdiğinden, değer verdiğinden bir şüpheniz yok fakat cinsel hayatınız çok sönük. Bir mucizeye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsunuz. İşte hayatınızı kurtaracak, afrodizyak etkisini doğal yollarla aşılayacak besinler...

Kırmızı biber

Acının, cinsel isteği artırdığı uzmanlar tarafından söylenir durur... Peki neden diye sorarsanız, acı biber kan dolaşımınızı hızlandırır ve kendinizi sekse daha hazır hissetmenizi sağlar.

Bal

Doğal tatlı bal, yüzyıllardır bilinen afrodizyaklardan biridir.

Zencefil

Çaylarınıza enfes aroma katan, onlarca faydası olan bir bitki olan zencefil, tüketildiğinde erojen bölgenizde hassasiyeti artırır.

Çikolata

Herkesin yıllardır ezberlediği bir etkiye sahip. Bilim adamlarının her araştırmasının sonunda ulaştıpı aynı sonuç; çikolata serotonin hormonunu artırıyor.

Muz

Sıcak iklim meyvelerinden muz içeriğinde bulunan yararlı potasyum ve B vitamininin dışında seks hormon üretiminde etkili.

Vanilya

Muhteşem bir kokuya sahip olan, adeta aroması ile başımızı döndüren vanilya, beynin hipotalamus bölgesine erişiyor burada hatıralarımızı ve coşkularımızı kontrol ediliyor. Aynı zamanda kalp atışlarımızı da hızlandırıyor.

Kuşkonmaz

Eski Yunan ve Romalılardan beri sevilerek tüketilen bu besinin bu kadar eski tarihlerde dahi sevilmesinin nedenlerinden biride, kuşkonmazın afrodizyak etkisine sahip olmasıdır.

Çilek

Küçük, sevimli ve pembe, içerisinde A, B ve C vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, demir ve fosfor içeriyor. Bu kadar yararlı bir meyve olan çileğin cinsel açıdan faydaları ise; sperm miktarını artırıyor ve cinsel organları besliyor.

20 Ocak 2012

Mavi hap kör ediyor

Mavi hap  

Cinsel gücü artıran ilaçların, sadece yarım saat içinde körlüğe sebep olabildiği belirlendi.

Kayda geçmeyen vakalar nedeniyle tam bir sayı verilemiyor.

Bu ilaçlara bağlı körlüğün tedavisi ise mümkün değil.

İSTANBUL - Cinsel gücü artıran ilaçları kullanan kişilerde, tedavi edilemeyen körlük riski oluştuğu saptandı. ABD'de, ilacın reklamında bu riskle ilgili uyarı yapılması zorunluluğu getirilirken, Türkiye'de de bu ilacı kullanan hastalardan kör olanlar olduğu öğrenildi.

Sabah'ın haberine göre; Dünya Göz Hastanesi tarafından düzenlenen "Söz gözün uzmanlarında" adlı konferansta, bu alandaki yeni çalışmalar tartışıldı. Amerika'nın en büyük dünyanın ise üçüncü göz hastanesi olan Philadelphia'daki Wills Eye Hastanesi'nden Nöro Oftalmoloji Bölüm Başkanı Profesör Robert Sergott, cinsel gücü artıran ilaçların göz üzerinde önemli yan etkilerini saptadıklarını açıkladı.

İDDİALAR 7 YILDIR GÜNDEMDE

Yüksek tansiyon, kolesterol ya da diyabet hastası olan ve bu ilaçları kullanan kişilerin körlük riski taşıdığı iddiası 2005'ten beri gündemdeydi. 150'nin üzerinde yayımlanmış makalesi bulunan Prof. Dr. Sergott, bu tür riskleri bulunmayan kişilerin de ilaç nedeniyle ani körlük yaşayabileceğine dikkat çekerek, "Bu ilacı alan hastalarda gözün optik sinirleri bir tür kriz geçiriyor. Damarlar aniden tıkanıyor ve bazen tek, bazen iki gözde aniden körlük oluşuyor. Kimi zaman da gözler yalnızca mavi beyaz görebiliyor" dedi.

BAŞKA İLAÇTA YOK

Başka hiçbir ilacın bu tip ani körlük oluşturmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sergott şöyle devam etti: "İlacı aldıktan yarım saat sonra hızla gelişen bir şekilde körlük meydana gelebiliyor. 100 bin vakada 3-4 kişide geliştiği açıklandı ancak bu konudaki veri toplama çalışmaları devam ediyor. Körlüklerin bu nedenle oluştuğu tahmin edilemiyordu, şimdi araştırmalar yoğunlaştı."

Sergott, ilaçlar pazara çıktığında bütün klinik testlerinin yapıldığını ancak bu etkilerinin kullanıma bağlı olarak fark edildiği de sözlerine ekledi. Hastaların ilacın bu etkisini kabullenmedikleri için gözlerini kaybedebildiklerinin altını çizen Prof. Sergott, "Kaliforniya'da bir hastam bu nedenle önce bir gözünü kaybetti. İlacı kullanmaya devam etti, kendisini uyardık ancak hemen ardından diğer gözü de kör oldu" diye konuştu.

TÜRKİYE'DE 2 VAKA

Cinsel gücü artırıcı üç ilaçta da aynı sorunun ortaya çıktığını özellikle vurgulayan Prof. Dr. Robert Sergott, körlük oluştuktan sonra düzeltme şansı bulunmadığına ve erken teşhis edilemediğine de işaret etti.

  Mavi Hap riski

Konferansın moderatörü olan Dünya Göz Hastanesi doktorlarından Umur Kayabaşı da, Türkiye'de reçetesiz bile satılabilen bu ilaçlara ilişkin körlük vakalarının yaşandığını anlatarak, "Türkiye'de bu nedenle kör olan iki vakamız oldu. Hastalar öncelikle bu ilaçları kullandıklarını söylemek istemiyorlar.

Körlükle bir bağlantı kuramadıklarından önlem de almıyorlar" dedi.

'TÜRKİYE'DE YAN ETKİLER BÜYÜTEÇLE OKUNABİLİYOR'

Prof. Dr. Aykan Canberk (İstanbul Üniversitesi Farmakoloji Bilim Dalı): Körlük ihtimali düşük bile olsa yine de uyarmak gerekiyor. Bu ilaçlar geçici körlüğün yanı sıra kalıcı körlük de yapabiliyor. Özellikle diyabeti olan kişilerin dikkatli olması gerekiyor. Kontrol edilemeyen yüksek tansiyon ve diyabet vakalarında cinsel gücü artırıcı ilaçlar istenmeyen yan etkiyi yapabiliyor. Türkiye'de ilaçların prospektüslerinde büyüteçle okunabilecek kadar küçük olarak 'geçici körlük yapabilir' yazıyor. Bu yeterli değil.

07 Ocak 2012

Cinsel İlişkide Başarısız Erkek Şiddete başvurabiliyor

 

Ankara'da özel bir okul, Ankara Barosu Başkanlığı'nın başlattığı şiddet mağduru kadınlara yönelik Gelincik Projesi'nin destekçisi oldu.

ANKARA - Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, Özel Gürçağ Okullarını ziyaret ederek, öğrenci ve velileri proje hakkında bilgilendirdi.

Feyzioğlu, Türkiye'de kadına yönelik şiddetin dünya ortalamasının üzerinde olduğunu belirterek, erkeklerin ilişkilerinde ''ezildiği'' anda şiddete başvurduğunu söyledi.

Proje kapsamında çok sayıda şiddet mağduru kadınla temasa geçtiklerini anlatan Feyzioğlu, ''Zekasını kullanarak karşısındakiyle baş edemeyenler kaba kuvvet kullanır. Erkekler ilişkilerinde 'ezildiği' anda şiddete başvuruyor'' dedi.

Öğrencilere bütün ilişkilerinde sevgi ve saygılarına layık insanlarla birlikte olmalarını öğütleyen Feyzioğlu, ''Sizi saymayan insanlarla sizi seviyor diye sakın birlikte olmayın, arkadaş da olmayın, evlenmeyin de. Sizi seven insan başarılarınızdan gurur duyar. Birlikte olduğunuz insanın size saygısı yoksa başarılarınızdan rahatsız olur. Sizi saymayanın sevgisi de gerçek değildir'' diye konuştu.

Toplumda kadın erkek ilişkilerinde kadınların yaşadığı şiddetin yaygınlığına işaret eden Feyzioğlu, bu çerçevede projeye eğildiklerini ifade etti. Feyzioğlu, ''Türkiye'de kadına şiddet dünya ortalamasının üzerinde'' dedi.

Ankara Barosu Gelincik Projesi Başkanı Hilal Akdeniz de, 77 yıl önce seçme ve seçilme hakkını elde eden Türk kadınının bugün şiddet mağduru haline geldiğini belirtti.

Kadına şiddete karşı mücadelenin tarihi hakkında bilgi veren Akdeniz, kadına karşı şiddet konusunda gerekli kanuni düzenlemelerin bugüne kadar gerçekleştirilmediğini, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının üzerinde çalıştığı taslağın ise halen beklediğini söyledi.

Özel Gürçağ Okulları Genel Müdürü Hüseyin Gürsoy da projenin çok önemli olduğunu dile getirdi.

Son yıllarda kadına şiddetin giderek arttığına işaret eden Gürsoy, çocukların bu konuda bilinçli bir şekilde yetişmesini istediklerini söyledi. Söz konusu çalışmanın bu anlamda atılan ilk adım olduğunu ifade eden Gürsoy, ilerleyen süreçte projeye destek veren sanatçılarla da çeşitli etkinlikler düzenlemeyi planladıklarını kaydetti.

Çocukların sosyal sorumluluk projelerinde yer almasını istediklerini anlatan Gürsoy, sağlık, kültür gibi alanlarda da projeleri olduğunu ve bunları sürekli hale getirmeyi amaçladıklarını belirtti.

Öğrencilerin bu tür projelere ilişkin öneriler getirdiklerini de dile getiren Gürsoy, öğrenciler, öğretmenler, okul çalışanları ve tüm velilerin katılımıyla projeye katkı sağlamak istediklerini ifade etti.

06 Aralık 2011

Dünyanın ilk uygulamalı seks okulu Viyana'da

  İlk uygulamalı seks okulu

Dünyanın ilk uygulamalı seks okulu Avusturya’nın başkenti Viyana’da açıldı.

Ananova haber sitesinin haberine göre, İsviçre doğumlu Ylva-Maria Thompson adlı bir kadın girişimci tarafından açılan okulda öğrenciler bir dönem için 1.400 sterlin (yaklaşık 4 bin TL) ödeyecek.

Thompson, öğrencilerin kadın-erkek aynı yatakhanelerde kalarak ev ödevlerini birlikte yapacaklarını belirtti. Eğitim temel olarak teorik değil pratik derslerden oluşacak ve eğitimin temel amacı nasıl iyi bir sevgili olunacağının öğretilmesi olacak.

Müdire Thompson dersler arasında cinsel pozisyonlar, okşama teknikleri, anatomik özellikler gibi konular bulunacağını bildirdi. Okula yaşı 16’nın üzerinde olan herkes katılabilecek.

Okulun kendisini tanıtmak amacıyla Avusturya Televizyonu’na reklam vermek istediği ancak tanıtım filminin TV standartlarını zorladığı gerekçesiyle talebin geri çevrildiği bildirildi.

30 Kasım 2011

Aile planlaması Teşkilatı tamamen kaldırıldı

Hamile kadın  

Devlet, aile planlaması politikasından vazgeçti.

Teşkilat yasasını yeniden düzenleyen Sağlık Bakanlığı, Başbakan Erdoğan’ın ‘En az 3 çocuk yapın’ önerisinin önünün açtı.

Akşam’ın haberine göre, "Aile planlaması ve doğum kontrolü" artık Sağlık Bakanlığı’nın zorunlu görevleri arasında değil.

Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü de tamamen kapandı.

23 Kasım 2011

Erken Menopoza Girmeden mutlaka Hekim kontrolü gerekli

  Erken Menopoz riski

Kadında üretkenliğin göstergesi olan adetin 40'lı yaşlardan sonra düzensiz hale gelmesi, yumurtlamanın bitmesi olarak tanımlanan menopozun habercisi olabilir.

40'lı yaşlarda kadınlarda yumurtlama kalitesinin düştüğünü belirten uzmanlar, buna bağlı olarak adet düzensizliklerinin görülebileceğini söylüyor.

40 yaş üstü kadınlarda adet düzensizliklerinin erken dönem menopoz ya da yumurtalık yetmezliğinin göstergesi olabileceği uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, adet düzensizliği başladığında hekime başvurulması ve sürecin hekim kontrolünde geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Adet düzensizliği de menopoz habercisi

Şatıroğlu, adet düzensizliğiyle başlayan menopoz öncesi dönemin kişiden kişiye değiştiğini, genellikle bu sürecin ortalama 4-5 yıl sürdüğünü anlattı. Bu dönemde yumurtalık içindeki yumurta hücrelerinin sayı ve kalite olarak artık azaldığını ifade eden Şatıroğlu, ''Yumurtanın kalite ve sayısındaki bu azalma, adet döngüsünün düzenini bozar. Adet görme giderek gecikirken, adet araları da giderek açılır. Kimi kadınlarda kanama normalden fazla ve uzun yaşanmaya başlanır'' dedi. Şatıroğlu, kimi kadınlarda ise bu dönemde sık aralıklarla adet görme gibi belirtilerin ortaya çıktığının altını çizdi.

YUMURTLAMA DURSA DA ADET DEVAM EDEBİLİR

Üreme çağı boyunca düzenli bir şekilde devam eden yumurtlama ve adet döngüsünün, menopoz öncesi döneme gelindiğinde sekteye uğradığını dile getiren Şatıroğlu, 40 yaş üzeri kadınlarda yumurtlama olmaksızın, düzensiz de olsa bir zaman daha adet görülebildiğini belirtti. Şatıroğlu, ''Üreme çağında yumurtalık havuzunda bulunan yumurta hücrelerinin en niteliklileri, kadının üremeye en elverişli yaş döneminde kullanılır ve bu da gebelik oranının yüksek olmasını sağlar. Ancak yaş ilerledikçe daha düşük nitelikli yumurtalar olgunlaştırılır ve gebelik oranları giderek düşer'' dedi.

Bu sürecin yumurtalık rezervindeki yumurtalar tükenene kadar devam ettiğini anlatan Şatıroğlu, sonunda menopoz döneminin başladığını söyledi.

MENOPOZA GİRENE KADAR KORUNUN

Şatıroğlu, menopoza giriş döneminde yumurtlama düzeninde aksama olsa da gebelik ihtimalinin bulunduğunun altını çizerek, ''Kimi adet döneminde yumurtlama olmasa da bazen yumurtlama gerçekleşir ve anne gebeliğe hazır bulunur. Bu sebeple adetleri tam olarak kesilmemiş kadınlar, gebelik istekleri yoksa (40 yaş üstü gebeliklerde artan bir risk söz konusudur) menopoza girene kadar modern korunma yöntemlerinden birini kullanmaya devam etmelidir'' uyarısında bulundu.

İleri yaştaki kadınlarda adet düzensizliklerinin menopoz öncesi dönemin işaretçisi olsa da, tek nedenin menopoz olmayabildiğini vurgulayan Şatıroğlu, hangi yaşta olursa olsun düzensizliğin nedeninin mutlaka hekim kontrolü ile saptanması gerektiğini ifade etti. Şatıroğlu, miyom, polip ve çeşitli overin yapılarının adet düzensizliklerine sebep olabileceğini hatırlatarak, bu tip belirtilerin beklenmeksizin yılda 1 kez jinekolojik muayene yaptırılması gerektiğini kaydetti.

MENOPOZ NEDİR?

Kadın hayatının ortalama olarak üçte biri menopoz döneminde geçiyor. Menopoza gireme yaşı ortalama 45-55 civarındadır. 40 yaştan önce menopoza girmek, ''erken menopoz'' olarak tanımlanıyor. Menopoz, kadın hayatının yumurtlama fonksiyonlarının sonlandıktan sonraki doğal bir aşaması olarak kabul ediliyor. Menopozda oluşan bazı değişiklikler, kadının hayatını olumsuz etkileyebiliyor, yaşam kalitesini bozabiliyor.

Menopozdaki temel değişiklik, kadınlık hormonu olan östrojenin yumurtlamanın durması sonucu azalması olarak ortaya çıkıyor. Böylece kadında, ateş basma, terleme, çarpıntı, uykusuzluk, sinirlilik, (ruhsal çöküntü) depresyon, unutkanlık, halsizlik, çabuk sinirlenme, bazen cinsel istekte (libido) azalma, kemik erimesi (osteoporoz), damar sertliği (ateroskleroz) gelişme eğilimi, cinsel organlarda çekilme (atrofi), kuruluk, ağrılı ilişki, idrar kaçırmaya kadar varan idrar yollarında atrofi görülebiliyor.

17 Kasım 2011 - Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu

ABD ordusunda her üç kadın askerden biri tecavüze uğruyor

  USA, kadın asker

ABD’nin Irak Savaşı’nın bitmesine günler kala savaşın bilançosu da netleşiyor. Ordunun içinde yaşananlarla ilgili gün yüzüne çıkan gerçekler, ABD’lilerin Irak Savaşı’nda gördüğü zararın ölen 4 bin 400 civarında askerle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Bunlardan biri de ABD’li kadın askerlerin uğradıkları cinsel saldırı ve tecavüzler.

Virginia bölge mahkemesinde, Şubat ayında 16 muvazzaf ve yedek asker tarafından ABD’nin eski savunma bakanları Donald Rumsfeld ve Robert Gates’e karşı bir dava açıldı. Hatta kısa bir süre önce şikayetçi sayısı 30’a yükseldi.

Söz konusu davanın gerekçesi ise Rumsfeld ve Gates’in bakanlıkları döneminde, askerlerin cephede uğradıkları cinsel saldırıları önlemek ve soruşturmak için gerekenleri yapmamış olması.

Bu davacılardan biri olan Jessica takma isimli Irak gazisi deniz piyadesi, El Cezire’ye uğradığı saldırıyla ilgili şikayette bulunduktan sonra yaşadıklarını anlattı.

ŞİKAYET BASKISI TECAVÜZDEN BETER

Jessica, “Uğradığım baskı saldırının kendisinden çok daha kötüydü. Komutanların cinsel saldırı kurbanları üzerinde çok büyük gücü var. Aynı anda hem yargıç, hem jüri, hem cellat hem de belediye başkanı gibiler. Şikayette bulunursanız sizi ezer geçerler” dedi.

Aslına bakılırsa ABD ordusundaki cinsel saldırı ve tecavüz olaylarıyla ilgili tartışmalar yeni değil. Örneğin bir araştırmaya göre, ABD ordusundaki her üç kadın askerden biri, cephede geçirdiği süre içinde tecavüze uğruyor.

Özellikle 10’uncu yılını dolduran Afganistan Savaşı ve 2003’ten bu yana devam eden Irak Savaşı bu rakamı çok yukarılara taşıdı.

Afganistan ve Irak cephelerinde savaşan ABD’li askerlerin yüzde 11’i kadınlar. Ordunun genelinde ise bu oran yüzde 15’in üzerinde. Özetle 200 bin kadın askerden bahsediyoruz.

ABD, kadın asker  

ERKEKLER DE YAŞIYOR

Ancak saldırı ve tecavüz olayları sadece kadınları da etkilemiyor. Muvazzaf ve yedek kadın askerlerin yüzde 60’ı, erkek askerlerin ise yüzde 27’si Askeri Cinsel Travma’dan (MST) muzdarip.

Saldırganlar ise emir-komuta zincirinin, daha üst basamaklarında olmanın kendilerine verdiği rahatlıkla hareket ediyor.

Savunma Bakanlığı daha önce defalarca bu sorunla başa çıkmak için çalışmalar yürüttüğü yönünde açıklamalar yaptı. Ancak bu “salgın”ın yayılması, bakanlığın pek de başarılı olmadığına işaret ediyor.

Bakanlığın en önemli adımlarından biri, 2005 yılında kurulan Cinsel Saldırıları Önleme ve Yanıtlama Dairesi (SAPRO) oldu. Ancak SAPRO’nun kurulması da çözüm olmadı. Çünkü ABD Devlet Hesap Verebilirlik Dairesi’nin raporlarına göre SAPRO ile Savunma Bakanlığı’nın disiplin kolu arasında işbirliği kurulamadı.

Dahası SAPRO’nun finansman sorunları yaşadığı da belirtildi.

SAPRO ÖNEMLİ AMA YETERLİ DEĞİL

SAPRO’nun hayata geçirdiği “sınırlı ihbar” sistemi saldırıya uğrayan askerlerin kimliklerinin gizli tutulmasına fırsat veriyor.

Bu uygulamayla ihbar sayısında bir artış yaşanmış ve saldırıya uğrayanların sesini çıkarması için bir fırsat doğmuş olsa da doğrudan soruşturma başlatılmıyor. Eski bir deniz piyadesi ve Ordu Kadınları Hareket Ağı (SWAN) politika direktörü olan Greg Jacob, “Sınırlı ihbar ordunun saldırıların suç boyutlarını göz ardı etmesine izin veriyor” dedi.

Ordu yetkilileri ise 2009’dan bu yana ilerleme kaydedildiğini iddia ediyor. SAPRO Basın Sözcüsü Cynthia Smith, “Savunma Bakanlığı cinsel saldırı konusunda sıfır hoşgörü politikası uyguluyor” dedi.

Ancak saldırıların soruşturulma oranı hala yüzde 8 civarlarında. Kadınların sivil mahkemelerinde açtığı tecavüz davalarının oranının yüzde 40 olduğu düşünüldüğünde, görünen o ki birçok saldırgan elini kolunu sallaya sallaya barakaların arasında dolaşmaya devam ediyor.

23 Ekim 2011-Hürriyet

El Cezire-23 Ekim 2011 - El Cezire'nin "Military sexual assault and rape 'epidemic'" başlıklı haberinden derlenmiştir.

Meksika'da iki yıllık 'geçici' evlilik cüzdanı

Meksika'da iki yıllık evlilik  

Meksika'nın başkenti Meksiko'nun yönetiminden sorumlu olan federal meclis, iki yıl içinde yenilenmezse feshedilen bir nikah türü geliştirilmesi fikrini değerlendiriyor.

Bir milletvekilince meclise sunulan tasarıya göre, çift evlenmeden önce; ayrılırlarsa mali düzenlemelerini nasıl yapacaklarına da baştan karar verecek.

Yani henüz aşkları tazeyken ayrılırlarsa sahip olabilecekleri çocukların bakımını ne şekilde üstleneceklerini; kimin ne kadar süreyle nafaka ödeyeceğini de anlaşmayla kayıt altına alacaklar.

Evliliklerinden memnun olanlar ise iki yıl içinde nikahlarını yenileyip uzatabilecek, ya da 'süresiz' hale getirebilecek.

Tasarıyı destekleyenler bu şekilde ayrılma ve boşanmanın hem maddi, hem manevi darbesinin hafifletileceğini savunuyor.

Başkentte her iki evlilikten birisi boşanmayla sonuçlanıyor. Ancak boşanma sürecinde tarafların önce bir süre ayrı yaşamayı denemesi şart koşuluyor.

Teklifi veren Lizbeth Rosas Montero adlı milletvekili, evliliğin sürüp sürmeyeceğinin genelde ilk iki yılda ortaya çıktığını; bu şekilde tarafları daha fazla hırpalanmaktan koruyabileceklerini savundu.

Rosas Montero iki yıllık nikahı, işveren-çalışanlar arasındakine benzer bir tür 'evlilik sözleşmesi' olarak tanımlıyor.

Bu şekilde hem sağlıklı ilişkiler kurulacağına hem de toplumsal dokunun korunacağına inanıyor.

Tasarının sahibi Rosas Montero'nun üyesi olduğu Demokratik Devrim Partisi ülke genelinde muhalefette olsa da, kararı alacak olan Meksiko federal meclisinde çoğunluğa sahip.

Teklife karşı çıkanlar ise böyle bir adımın evlilik kurumunun temelini sarsacağını; 'kullan at' kültürü geliştireceğini savunuyor.

Ulusal Ebeveynler Birliği adlı muhafazakar kuruluş, "iki yılda bir anne babasının evlilik kontratını yenileyip yenilemeyeceği korkusu yaşayan bir çocuğun yaşayacağı duygusal çalkantıyı tahayyül etmek güç" diyor.

8,5 milyon nüfuslu Meksiko'da her yıl 10 bin boşanma kayda geçiyor.

Meksiko Federal Meclisi 2008 yılında da 'Ekspres Boşanma' adı verilen bir hizmet başlatmış; boşanma sürecinin dört hafta içinde tamamlanmasını sağlamıştı.

Başkent aynı zamanda, ülkede eşcinsel evliliklerine izin verilen ilk bölgeydi.

29 EYLÜL 2011

Prostat ve cinsel işlev bozukluğu sorunu

Prostat ve cinsel işlev bozukluğu  

Türk Androloji Derneği’nin araştırmasına göre, Türkiye’de 40 yaş ve üstü erkeklerin yüzde 34’ünün sertleşme sorunu yaşadığı ortaya çıktı. Uluslararası tıbbi çalışmalar prostat ve cinsel işlev bozukluklarının birlikteliğine ve ilişkisine işaret ediyor.

İSTANBUL - Erektil disfonksiyon (ED) ve prostatla ilişkili semptomlar ülkemizde, özellikle 40 yaş üzeri erkeklerde azımsanmayacak boyutlarda. Yapılan anketlerde yaşam kalitesine ilişkin sorulara verilen cevaplarda, idrar sorunları yaşayanların yüzde 70’ten fazlası, bu sorunlarla yaşamaya devam etmekten dolayı huzursuz, mutsuz veya çok kötü hissedeceklerini ifade ediyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşam süresindeki artış ve yaşlanma ile artan sağlık sorunları gündeme geliyor ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik çabaları zorunlu hale getiriyor.

Pfizer Türkiye’nin desteğiyle Türk Androloji Derneği tarafından yapılan prevalans çalışmasında, Türkiye’de 40 yaş ve üzerindeki erkeklerde coğrafi bölgelere, kır-kent dağılımına ve yaş gruplarına göre işeme, sertleşme ve boşalma sorunlarının görülme sıklığı ve birbirleriyle ilişkisi araştırıldı.

KENTSEL ALANDA EREKSİYON SORUNLARI DAHA FAZLA

Cinsel işlev bozukluğu cinsel birleşme için gerekli olan ereksiyona ulaşmakta ve sürdürmekte yetersizlik, ejakülasyonda (meni boşalması) sorun, cinsel istekte azalma durumları ila tanımlanıyor ve yaşla birlikte sıklığı artıyor.

Yapılan araştırmada ülkemizde kentsel alanlarda cinsel işlev bozuklukları daha yüksek oranda bulundu. Prostat belirtilerinin derecesinde kent-kır arasında bir fark saptanmadı. Ülke genelinde 40 yaş üstü erkeklerin yüzde 17.9’sinde hafif, yüzde 8.7’sinde orta-hafif, yüzde 4.9’unda orta, yüzde 1.9’unda ciddi düzeyde sertleşme sorunu (ED) saptandı. Araştırmayla Türkiye’de 40 yaş ve üstü erkeklerin yüzde 34’ünün sertleşme sorunu yaşadığı ortaya çıktı. Yaş arttıkça ve eğitim düzeyi düştükçe sertleşme sorununda artış görülürken 500-1000 TL aylık geliri olan grupta sertleşme sorunu oranları en yüksek olarak bulundu.

YAŞ ARTTIKÇA, EĞİTİM DÜZEYİ DÜŞTÜKÇE RİSK ARTIYOR

Benign prostat hiperplazisi (BPH) adı verilen prostat hastalığı ise orta yaşın üzerindeki erkeklerde üretrayı çevreleyen prostat dokusunun iyi huylu büyümesi olarak tanımlanıyor. Bu büyüme alt üriner sistemde belirtilere (AÜSS) neden oluyor ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Prostat hastalığının görülme sıklığı 41-50 yaş grubundaki erkeklerde yüzde 20, 51-60 yaş grubundaki erkeklerde yüzde 50 ve 80 yaşından büyük erkeklerde %90’ların üzerinde. Bu hastaların yarıdan fazlasında alt üriner sisteme ait belirtiler görülüyor.

İdrar çapında ve akımında azalma, kesintili idrar yapma, idrar yaparken zorlanma veya çatallanma, mesaneyi tam boşaltamama hissi, acil idrar yapma hissi, idrar yaptıktan sonra damlama, sık idrara çıkma, gece idrara kalkma gibi sorunlar yaşanıyor. Nedeni tam olarak anlaşılamayan prostat hastalığının oluşumunda hormonal, genetik ve çevresel faktörler rol oynuyor. Kısırlaştırılan kişilerde testosteron düzeyinin düşmesine bağlı olarak hastalık geriliyor. Birinci derece yakınında prostat hastalığı olan kişilerde de hastalık görülme riski normal kişilere göre 4 kat artıyor.

Türk Androloji Derneği araştırmasında ülkemiz genelinde 40 yaş üstü erkeklerin yüzde 60.1’inde hafif, yüzde 12.9’sinde orta, yüzde 3.4’ünde ciddi düzeyde işeme/prostat belirtileri saptandı. Yaş arttıkça ve eğitim düzeyi düştükçe bu belirtilerde de artış görüldü. Eğitim düzeyi düşük olanlarda işeme/prostat belirtilerinin sık görülmesinin anket formalarının iyi anlaşılamamasından kaynaklanabileceği düşünüldü.

PROSTAT VE CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU İLİŞKİLİ

Geçmişte yapılan tıbbi araştırmalar cinsel işlev bozukluğu ile prostat hastalığına bağlı alt üriner sistem belirtileri arasında ilişki olduğunu gösteriyor. Prostat ya da AÜSS sorunu yaşayanlarda sertleşme sorunu riskinin yaklaşık dört kat arttığı görülüyor. Diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi sempatik tonusu artıran nedenler, hem prostat/AÜSS hem de cinsel işlev bozukluğu riskini artırıyor. Dolayısı ile AÜSS/prostat hastalığına yol açan nedenler aynı zamanda sertleşme sorununa da yol açabiliyor. Mesane, prostat ve penisin işlevinin ortak nedenlerle bozulması erkek pelvik sağlığı bozukluğu olarak da adlandırılıyor. Dünyada da işeme, sertleşme ve boşalma sorunlarının tümünün araştırıldığı epidemiyolojik çalışmaların sayısı sınırlı.

Türk Androloji Derneği Başkanı Prof. Dr. M. Önder Yaman tedaviler konusunda şunları söyledi: “Prostat hastalığına bağlı alt üriner sistem semptomları ve erektil disfonksiyon yaşam kalitesini önemli oranda bozan sağlık sorunlarıdır. AÜSS’nin tedavisinde sonra birçok olguda sertleşme sorunu düzelirken, AÜSS/prostat tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve cerrahi yöntemlerin cinsel işlevler üzerine yan etkisi olabilmektedir.”

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Aşçı ise, “Bu hastalıklardan mümkün olduğunca uzak durmak ve başlamasını önlemek için öncelikle erkeklerin sedanter yaşamdan uzaklaşmaları, aşırı kilo almamaları, düzenli spor yapmaları, var ise hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalıklarını uygun tedavi ettirmeleri gerekmektedir. Sempatik tonusu artıran (anksiyete, hipertansiyon gibi) her neden erkek pelvik sağlığını etkilemektedir” dedi.

19 Eylül 2011

Çocuklarımızı bekleyen pedofilii tehlikesi

 

Son yıllarda kız çocuklarının cinsel obje olarak kullanılması bilinçli ailelerin ve uzmanların büyük tepkisini çekiyor.

Modacılar henüz ergenlik çağına dahi gelmemiş kız çocukları için topuklu ayakkabılar, çekici iç çamaşırları ve bikiniler tasarlıyor.

Geçtiğimiz haftalarda 10 yaşındaki Fransız kız çocuğunun abartılı makyaj ve çekici kıyafetlerle objektiflere poz vermesi uzmanları 'pedofiliye teşvik' konusunda harekete geçirdi.

Peki diğer adı 'sübyancılık' olan pedofili nedir? Çocuklarımızı bu büyük tehlikeden korumak için neler yapabiliriz? Reem Nöropsikiyatri Merkezi'nden Uzman Dr. Mehmet Yavuz, pedofiliyi tanımlayarak merak edilenleri anlattı.

Yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi 4-11 yaş arası çocuklara cinsel arzu ve istek duyması anlamına gelen pedofili, tüm dünyada ve özellikle Batılı devletlerde en önemli cinsel suç olarak kabul ediliyor.

Türkçeye, İngilizce ''paedophilia'' kelimesinden geçen pedofili sözcüğünün kökeni Yunanca paid (çocuk) ve philia (sapma, düşkünlük) sözcüklerinden oluşur. Daha çok erkek erişkinlerde görülen pedofili nadiren de olsa kadınlarda da görülebilir. Pedofililerde cinsiyet ayrımı olmadığını belirten Yavuz, bu kişilerin her iki cinse de yönelebileceğinin altını çiziyor. Dünya üzerinde bilinen en ağır ve kabul edilemez suç olan pedofiliye maruz kalmış çocuklar, yeterince rehabilite edilmezlerse yetişkinlik dönemlerinde benzer eğilimler gösterebiliyor.

PEDOFİLİ EĞİLİMİ FARK EDİLEBİLİR Mİ?

''Pedofili eğilimli bir yetişkin her yaş grubundan, her meslekten ve her etnik kökenden olabilir. Sosyo-ekonomik düzeyi çok iyi veya çok kötü de olabilir'' diyen Yavuz, bu kişilerin daha çok uzak akrabalar ve komşular olduğunun araştırmalarla tespit edildiğini belirtiyor.

Kişinin bir çocuğu severken içinde ne tür duygular beslediğinin dışarıdan asla fark edilemeyeceğini söyleyen Yavuz, çevrede özellikle çocuk pornografisine ilgi duyan biri varsa bu kişinin yakın takibe alınması gerektiğini belirtiyor.

PEDOFİLİYE MARUZ KALMIŞ ÇOCUK ASLA SUÇLANMAMALI

Pedofiliye maruz kalmış çocukların yeterince rehabilite edilmezlerse yetişkinlik döneminde benzer eğilimler gösterebileceğini belirten Yavuz, böyle bir durumda çocukta suçluluk duygusu uyandıracak her türlü söz ve eylemden kaçınılması gerektiğini söyledi.

Yavuz, şöyle konuştu:

''Ebeveynler acı ve öfke dolu oldukları için çocuğu sakinleştirirken çeşitli hatalar yapabilir ama çocuğun suçlu değil mağdur olduğu kesinlikle unutulmamalıdır. Pedofiliye maruz kalmış çocuk en kısa zamanda profesyonel bir ekip tarafından tedavi edilmeli ve tedavi masraflarının tümünü devlet karşılamalıdır. Çocuğun ve ailesinin ifadeleri defalarca alınmamalı, yalnızca bir defa psikolog eşliğinde video kaydına alınmış ifade incelenmelidir.

PEDOFİLİDE ÇOCUK PORNOGRAFİSİNİN ROLÜ BÜYÜK!

Çağımızın vazgeçilmez kavramı internet, pedofili gibi ağır cinsel suçların artmasını büyük ölçüde tetikliyor. Yetkili kaynaklar, sadece ABD'den günde 20 bin civarında çocuk pornografisi içeren dokümanın internete servis edildiğini belirtiyor. Dünya genelinde pornografiyle yoğun şekilde mücadele edilmesine rağmen, baskınlarda ele geçirilen pornografik içerikli görsel dokümanların % 40'ını çocuk pornografisi oluşturuyor. Türkiye'de ise basını yakından takip edersek pornografiyle yeterince mücadele edilemediğini kolaylıkla görebiliriz. Bu nedenle tüm dünya ülkelerinin bu konuda işbirliği yapması gerek. Hollanda'da pedofililerin bir siyasi parti kurma hazırlığında olduğunu hatırlatarak durumun vahametini bir kez daha gözler önüne seriyor.

PEDOFİLİ BİR SUÇ MUDUR, HASTALIK MI?

Pedofili, hem suç hem de cezai indirimi olmaması gereken bir hastalık. Hiç bir sağlıklı ruh hali pedofili gibi bir eğilim gösteremez. Tedavisi çok zor olan bir sapkınlıktır. Bu hastalar için psikoterapi ve davranışçı terapiler işe yarayabilir. Ancak pedofililerin büyük kısmı tedaviyi reddediyor. Her pedofili suçlusuna taciz, tecavüz ve şiddet durumuna göre en ağır cezalar verilmesi gerek."

PEDOFİLİLERE HADIM CEZASI UYGULANMALI MI?

Pedofili hastalarının çeşitli yöntemlerle kısırlaştırılması tüm dünyada ve ülkemizde halen tartışılmakta olan bir konu.

Dr. Yavuz, değişik ülkelerde çeşitli cezalar olduğunu hatırlatarak ''Örneğin Çek Cumhuriyeti'nde pedofili suçlularına cerrahi kastrasyon uygulanıyor, yani ameliyatla testisler çıkarılıyor. ABD'nin bazı eyaletlerinde pedofili suçluları idam edilirken bazı eyaletlerde suçluya 2 seçenek sunuluyor; hadım cezası ya da 20 yıl hapis cezası… Bazı ülkelerse cezalandırmak için pedofili hastasının ikinci bir suç işlemesini bekliyor. Pedofiller fırsat bulduğunda suçunu tekrarlayacağı için bu yöntem sağlıklı değil, ikinci bir kurban verilmesini beklemektense bu suçluların toplumdan tecrit edilmesi en iyi çözümdür'' dedi.

Bu konuda bazı hukukçuların anayasal hakları ileri sürerek hadım cezasına karşı çıktığını belirten Yavuz, hukukçuların tecavüze uğramış çocuğun ve ailesinin bu ağır psikolojik travmayı ömür boyu üzerinde taşıyacaklarını düşünerek empati yapması gerektiğinin altını çizdi.

PEDOFİLİDE KİMYASAL KISIRLAŞTIRMA KESİN ÇÖZÜM MÜ?

Cerrahi kastrasyon sadece üreme fonksiyonlarını durduğu ve cinsel isteği önlemediği için bir çok hukuk ve tıp uzmanı bunun yerine kimyasal kastrasyonu öneriyor. Önceleri kimyasal kastrasyonda da sadece üreme fonksiyonu durdurulduğu için pedofililerin kötü amaçlarıyla mücadele edilemiyordu. Ancak günümüzde hem cinsel faaliyetleri hem de cinsel isteği yok eden ilaçlar geliştirildiğini belirten Dr. Yavuz, pedofililerin bu yöntemle kısırlaştırılmasının en akılcı çözüm olacağını vurgulayarak sözlerini tamamladı.

15 Eylül 2011

Türkiye için AIDS alarmı!

  Türkiye için AIDS alarmı!

Birleşmiş Milletler'den Dr. Broun, Türkiye'de AIDS hastalığının görülme sıklığında artış olduğunu belirterek,

''Türkler cinsellik konusunda cahil. Durum endişe verici'' dedi.

Milliyet'ten Ayşegül Kahvecioğlu'nun haberine göre, UNAIDS Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Direktörü Dr. Denis Broun, Türkiye’de AIDS hastalığının görülme sıklığında her yıl düzenli olarak artış olduğunu belirterek, durumu “endişe verici” olarak niteledi. Türkiye’de AIDS hastalarının yüzde 56’sına bu hastalığın heteroseksüel korunmasız seks yoluyla bulaştığını kaydeden Broun, Türklerin cinsellik konusunda “cahil” olduğunu söyledi.

Geçen hafta İzmir’de dizine protez takılacak olan hastayı AIDS’li olduğu için ameliyat etmekten çekinen doktorların da AIDS’i yeterince tanımadığını vurgulayan Broun, “Bu durum kabul edilemez. Doktorların HIV riskiyle ilgili olarak daha fazla bilgiye ihtiyacı var. Yasaya göre doktorlar hiçbir hastanın tedavisini reddedemez” dedi.

2 bin kişi tedavi görüyor

Türklerin cinsellik konusunda bilgi düzeyinin yeterli olmadığını söyleyen Broun, AIDS’le ilgili “bilinçlendirme” çalışmalarını, hükümet ile sivil toplum kuruluşlarının yapması gerektiğini kaydetti. Okullarda cinsel eğitimin önemine de dikkati çeken Broun, “HIV ile yaşayan insan sayısını bilmek ne yazık ki mümkün değil. 3 bin ile 10 bin arasında olduğunu tahmin ediyoruz. Şu anda 2 bin kişi de AIDS tedavi görüyor” diye konuştu.

14 Ağustos 2011

Kimyasallar spermi azaltıyor, kanser riskini artırıyor

 

Finlandiya'da yapılan bir araştırma sonucunda, sperm kalitesinin azalması ve yumurtalık kanseri riskinin artmasında endüstriyel kimyasalların etkisi olabileceği iddia edildi.

International Journal of Andrology dergisinde yayımlanan araştırma, 1979 ve 1987 yılları arasında doğan erkekler üzerinde yapılan incelemelere dayanıyor.

Turku Universitesi'nde yürütülen araştırmanın sonucunda çevre ve doğa koşullarında yaşanan değişimin, bu iki olumsuz eğilimi de tetiklemiş olabileceği ortaya çıktı.

Araştırmanın Finlandiyalı erkekler üzerinde yapılmasının sebebi, bu grubun sperm değerlerinin en yüksek noktada olması.

Ancak bilim adamları bunun, genetik sebeplerle mi yoksa zararlı kimyasallara daha az maruz kalmalarıyla mı ilgili olduğunu bulamadılar.

3 grup denek

Araştırma kapsamında 1998 ve 2006 yılları arasında 19 yaşına basan üç grup erkek incelendi.

Sonuçlar 1980'lerin sonunda doğmuş olanlardan oluşan grubun sperm değerlerinin, seksenlerin başında doğmuş gruba göre daha düşük olduğunu ortaya koydu.

İki grup arasında yumurtalık kanserine yakalanma riski açısından da seksenlerin sonunda doğanların grubu daha büyük tehlike altında.

Sheffield Üniversitesi'nden doktor Allan Pacey yaptığı değerlendirmede sperm değerlerinin genç kuşaklarda düşük olmasının sebeplerini açıklayan en güçlü teorinin, çevre koşullarında yaşanan değişimlere dayandığını söyledi.

Pacey, besin ve yiyeceklerden alınan kimyasalların her geçen kuşakta daha da artmakta olduğunu ve sperm kalitesindeki düşüşün bu kimyasalların etkisiyle ortaya çıkabileceğini belirtti.

04/03/2011

©2006

   

Ana sayfaKapak - Ana Haber - Ülkeler(Dünya) - Türkiye - Araştırma - Siyaset - Ekonomi - Emlak Yatırım - Bilim - Spor - Turizm - İnternet

 Aktüel - Yaşam - Din - Sağlık - Rejim - Cinsel sağlık - Sanat - Sinema - Resim Şov - Moda - Fashion- Resim indir! - Video - Pop Dünya